Sohbetlerden Derlenen Sorular
Kategorilere göre düzenlenmiş tam arşiv
Mucize ve Keramet(429) — Sayfa 4/5
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin mucizeleri nelerdir?
Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri varlığa bu manada tabiri caizse hükmü açıktı. Örneğin işte Hendek kazasında hendek kazılırken, bir tas sütün bütün sahabeye yetmesi gibi veyahut da bir cılız keçinin, bütün sahabeye yemekte yetmesi gibi ve doyup artırmaları gibi. Şimdi bunlar Peygamber sallallahu ve sellem Hazretlerinin büyük mucizeleri veyahut da ellerini uzatıp bütün sahabenin elinden akan suyla içmesi, onunla kanması, abdestlerini alması gibi ve eğer diyor sen buna inanmıyorsan, o zaman onları Hz. Pir farklı bir yere götürüyor.
Biz şimdi filden ipek böcekçiliği bekleyebilir miyiz?
Hayır. Peki ipek böceğinden fillik bekler miyiz? Hayır. Demek ki işte Cenab ı Hak, bütün mükavenata bir akıl vermiş. Bütün mükavenata ilham etmiş, bütün mükavenata ilham ederekten herkese, hepsine de bütün varlığın her ayrı perdesine de ayrı ayrı ilhamlar, ayrı ayrı vahiyler, ayrı ayrı akıllar, ayrı ayrı kudret, kuvvet, ayrı ayrı sanat icra etmiş. Ne büyüksün Rabbim! ipek böceğini düşünen bir kimse sadece onu tefekkür etse, Allah’ı bulur. O Allah’ın sanatının önünde, o Allah’ın muhteşem ilminin önünde eğilmek zorunda kalır ve der ki Ya Rabbi sen büyüksün.
Kurra çekme usulü nedir?
Kendileri aralarında kurra çekiyorlardı, o gün kurra kime denk geldiyse, o kurraya denk gelen kimse, gidip aslanın önünde ona av oluyordu, onun yemeği oluyordu. Tabiri caizse kendisini feda ediyordu ki kendisini feda ederekten de işte kendi tebasını veyahut da ormandaki av hayvanlarını koruyorlardı.
Cüz’ün zevki nasıl kendi küll’ünden olur?
Bak, cüz’ün zevki kendi küll’ünden olur. Yahut o şey bir cinse katıl- mak kabiliyetinde olur da ona erişince o cinsten oluverir. Yani cüz, kendi küllünden olur. Yani bir su damlasının türü deryadır. O su damlası, deryaya gitmek için koşar ve deryaya ulaştığında zevkin doruk noktasına ulaşır. Neden? Cüz, kendi küllüne gitti. Yani kendini tamam eden daha büyüye doğru gitti. Her cüz, kendi küllünde sükun bulur, kendi küllünde, kendinde zevke gelir ve yahutta o şey bir cinse katılma kabiliyetinde olur da ona erişince o cinsten oluverir. Mesela vücut topraktan ve sudan yaratılma ya, vücut topraktan ve sudan yaratılma olduğu için, normalde topraktan ve sudan yetişen bir şey farklı cinste de olsa bizim vücudumuza girdiğinde ne olur? Bizim vücudumuza hemhal sağlamış olur et yeriz etin Normalde özü su ve topraktır ve et vücuda girdiğimizde ne oldu, bizim vücudumuza girince, kuvvet oldu. Bizim vücudumuza girince, vücudumuzda değişik, işte faydalı organizmalara dönüştü, hücrelere dönüştü. Yani biz bir baktık ki mesela buğday, buğdaya baktığımızda cinsi insan mı? Değil ama insan vücuduna girince, insan vücuduna faydalı oldu, bir besin oldu insan vücudunda. Besin olunca da bizim vücudumuzda karıştı gitti, yok oldu, fena oldu vücudumuzda ve hatta sabahları, öğlenleri, akşamları yer içeriz ya yediğimiz içtiğimiz her şey ne oldu? Vücudumuza girince bizde fena oldu. Bizde yok oldu.
Zinuas’ın bu acip mucizeleri gördükten sonra ne yapar?
O Yahudi padişah, bu normalde tauti sistemler, bu Kur’an ve sünnetin dışındaki kafalar, bu müşrik kafalı, önlerinde nasıl ne kadar mucize olursa olsun, ne kadar acayip haller zuhur ederse etsin, onların gözleri kör, kulakları sağır, kalpleri mühürlenmiştir. Görmezler, duymazlar, hissetmezler. Onlar öylesine zalimlik yapmışlar, öylesine hainlik yapmışlar, öylesine Müslümanların kanlarını dökmüşlerdir ki yaptıkları o amellerden dolayı Cenabı Hak onların gönüllerini, kalplerini, mühürlemiş, gözlerini kör etmiş, kulaklarını tıkamıştır yaptıklarından dolayı.
Hz. Pir’in sebep ve mucizelerle ilgili görüşleri nedir?
Hz.Pir’den: ‘Ne Hz. Musa’nın ne de peygamberimizin mucizeleri sebeplerle değil, Allah’ın yaratmasıyla olmuştur. Yoklara kabiliyet nereden geliyor? Allah arayanlar için bu gök kubbenin altında bir adet koydu. Sebepler ve yollar yarattı. Olayların pek çoğu, o adete göre olagelir fakat bazı da olur ki kudret o adeti yırtar kaldırır fakat arayan muradına erişsin diye çok defa yaptığı işleri sebeple yapar, sebeple yaratır.’ Cenabı Hak bu alemde her ne var ise hepsini sebeple yatatır, sebepsiz bir şey yaratmaz. O yüzden normalde bir şeyde de Cenabı Hak bir adetullah koymuştur. O adetullah üzerine gider. Bazen de normalde bu sebepler bir işe yaramadığı zaman olur mu? Olur. Hiç bir sebebin işe yaramadığı zaman olur mu? Olur. Bu da Cenabı Hakk’ın kendi kudreti dahilindedir.
İbrahim ve Yunus’un mucizeleriyle ilgili ne söylenmektedir?
Pir’den bu beyitleri tefsir etmek için: ‘ibrahim’i ateş içinde besler. Korkuyu ruhun emniyeti ve selameti yapar. Onun sebep yakıcılığına hayranım. Onun hayallerindeki Sofestai gibiyim.’ Demek ki bakarsanız siz, bir insanın ateşin içinde beslenmesi mümkün mü? Bir insanın ateşin içerisinde yaşaması mümkün mü? Bir insanın balığın karnında yaşaması mümkün mü? Mümkün değil. Bunu sebepler dairesinde düşündüğünüzde, bu mümkün değil ama Cenabı Hak sebepsiz de bir şeyi halk eder mi? Evet. ibrahim’i ateşin içerisinde serinletir mi? Evet. Yunus’u balığın karnında besler, büyütür mü? Evet veya nice peygamberleri bu noktada hiçbir sebep yok iken onların üzerinden değişik Mucizeler göstettirir mi? Evet veyahut da velilerin üzerinden değişik kerametler göstettirir mi? Evet. Onlar normalde onların görünmesi için bir sebep lazım değil mi? Değil. Zaten sebepler silsilesinden olursa, keramet olmaz. Sebepler silsilesinde olursa zaten, o mucize olmaz. O sebepler silsilesinin dışında olması lazım ki keramet olsun. O sebepler silsilesinin dışında olması lazım ki mucize olsun. O zaman Cenabı Hak burda adetullahını yakar, yıkar mı? Evet. Kendi biçmiş olduğu elbiseyi kendisi yırtar mı? Evet.
Davut’un taşlarla ilgili mucizesiyle ilgili ne söylenmektedir?
Hani Davut’a dedi ya, Davut’a taşlar dedi ya beni al, aldı bir taş. Biraz daha yürürken bir taş daha dedi ki beni de al, onu da aldı. Biraz daha yürüyünce bir üçüncü taş dedi ki beni de al, onu da aldı ve ne yaptı? Calut’u onunla öldürdü. O taşlarla öldürdü. O güne kadar normalde Calut’u öldürebilen bir savaş aleti veya bir savaşçı var mıydı? Yoktu, bunun gibi veyahut da baktığımızda ebabiller fil ordusunu yendi ya. Ne tank var, ne tüfek var, ne mızrak var, ne ok var. Her ebabilin ağzında bir çamur, o çamurların hepsi de birer nükleer silah gibi bütün fillerin üzerinde ve askerlerin üzerinde file ayrı, askere ayrı, hepsine geldi. Baktığınız zaman normalde sebepler üstünde bir şey, bir çamur tanesi, koca filin kafasını beynini dağıtıp komple yok eder mi? Hayır veya bir çamur tanesi sanki o kimseye özel numune, özel olarak hazırlanmış bir vaziyette o askerin kafasından aşağı girer de eritir altından çıkar mı o bir damlacık şey, çamur tanesi? Öyle veyahut da filin kafasına düştüğünde görünmüyor bile. Filin kafasını deliyor, pırt, aşağıdan çıkıyor. Normalde hani eritip gidiyor. O çamur tanesi nasıl eritti ve file baktığınızda ne kanama var ne bir şey var. Hiçbir şey yok. Fil olduğu yerde yıkılıveriyor bir anda veya insanlara baktığınızda bıçakla kesilse kan akacak, kılıçla kesilse kan akacak, okla öldürülse kan akacak. O askerlere baktığınızda üzerinde hiç kan akmıyor. Hiç kan yok, askerin kafasında delik dahi yok. Eritiyor gidiyor veya filin kafanında deliği dahi görmüyorsunuz. Eritip gidiyor. Küçücük bir şey. Bu sebeplerin üstünde Cenabı Hakk’ın yarattığı şeyler. O yüzden normalde o isterse, ibrahim’i ateş içinde besliyor mu? Evet veya baktığımızda bir insan ve arkasında kendi kavmi suyun üstünde hepsinin birden yürümesi mümkün mü? Hadi bir peygamber kendisi yürüdü, eyvallah! Hadi peygamberin üzerinde bu mucize görülebilir ama arkasındaki kavmi de suyun üstünde yürüdü ve Cenabı Hak Ayet-i kerimede diyor ki biz diyor arkasından melekleri görevlendirdik. Hani arkada Firavun’un askerleri kalmak isteyenleri de diyor tabiri caizse derledik toparladık arkadan, onları sıkıştırdık ve öndeki Firavun’un askerleriyle arkadaki firavunun askerlerini birbirine yaklaştırdık, birbirine sıkıştırdık ki bir tanesi kurtulmasın, hepsi de boğulsun ve hepsi de suyun içerisinde bir anda helak oldu. Aralarında yarım metre bile yok ve Cenabı Hak ayeti kerimede diyor ki, biz bekledik, bütün firavunun askerleri de suya girsin diye.
Mesnevî-i Şerîf 840-845. Beyitler Şerhi nedir?
Bu değil, arkasındaki hakikati görüp o arkadaki hakikate teslim olmak, sebebin arkasındaki hakikati görmek, sebebin arkasındaki hakikate teslim olmak. işte erdemlilik bu. işte mukaşefe bu. işte irfan sahibi olmak bu. O yüzden Hz. Pir diyor ki sen, bu sebepler, zahir sebepler dairesinde, görünenin arkasındaki hikmeti sebepleri gör. Hikmeti sebepleri görmezsen, bu zahir sebeplerin içerisinde bocalanır, debelenir durursun. Allah muhafaza eylesin.
Çıkrığın dönmesi, ipin sarılıp koyverilmesine sebeptir mi?
Çıkrığın dönmesi, ipin sarılıp koyverilmesine sebeptir. (Hazreti Pir’i iyi dinleyin.) Fakat çıkrığı döndüreni görmemek hatadır.
Ebrehe fillerinin fiilleri nasıl etki yaratmaktadır?
Ebrehe fillerini toparlayıp geldiğinde devasa bir orduyla Mekke’nin kapısına dayanmıştı ya ve bir ebabil kuşunun ağzındaki küçücük çamur, nükleer bir silah gibi olmuştu ve o devasa fillerin vuracağı yer, beynine odaklanmıştı. Her Ebabil kuşunun bıraktığı çamur, toprak, bir nükleer silah gibi filin tam beynine giriyordu, beyninin tam ortasına girip infilak ediyordu içerde ve bütün fiiller bütün fiiller dışında hiçbir şey yok, içi infilak etmiş vaziyetteydi ve baktıklarında fiilleri dışarıdan gayet normal görüyorlardı ama fiillerin içi infilak etmişti. O ebabilin, o kuşların ağzında taşıdığı küçücük, küçücük çamur tanesi, nükleer birer bomba gibi oluyordu. Çünkü toprak onun emrindeydi. Çünkü rüzgar onun emrindeydi. Bütün her şey onun emrindeydi.
Ateş neden bir simya mı?
Seni birisi büyüledi mi yoksa bu simya mı? Ateş, seni birisi mi büyüledi? Sana büyü yaptı da senin yakıcılığın mı ortadan kalktı. Sana birisi büyü yaptı da senin işlevselliğin mi bozuldu? Sana birisi büyü yaptı da sen siyahı beyaz, beyazı siyah mı görmeye başladın? Sana birisi büyü yaptı da sen doğruyu eğri, eğriyi doğru mu görmeye başladın? Yoksa bir simya mı bu? Yani simya ne demek? işte gümüşü altın haline getiren, kimya bilgisi demek veya taşı altına çevirmek, bakırı altına çevirmek. Bu da simyacılıktır. Böyle bir şey mi oldu? Bu bir simya mı? Yani ateş aslında ateş görünüyor, yakıcılığı ortadan kalktı mı?
Mucizelerin ne anlama geldiğini nedir?
Şimdi bu mucizeleri, bu harikulade halleri Cenabı Hak peygamberlerine ve dostlarına veriyor. O yüzden bu tabiatın değişmesi değildir. Bu hadiseler, tabiatüstü şeylerdir. Bakın, tabiatüstü şeyler. Bunu tabiatın kanunuyla, bunu tabiatın hukukuyla çözmen mümkün değildir. Onun da bir matematiği var mıdır? Onun matematiği vardır ama onun matem, matematiği manevidir. O yüzden tabiat değişmez. Bu manada biz onu değişti gibi görürüz ama içindeki kanun, içindeki hukuk değişmez. Biz onu değişti gibi görürüz ama değişmemiştir. Bir kaide geçer, bir kanun geçer. Benim söylediğim şeyler tabiatüstü diye nitelendirdiğimiz şeyler. ibrahim Aleyhisselam’ı ateşi yakmaması gibi, Musa Aleyhisselam’ı denizin üzerinde kendisinin ve inananların yürümesi gibi, Hud aleyhisselamın rüzgara yön vermesi gibi, Nuh aleyhisselamın harikulade bir gemi yapıp yerden ve gökten o kadar su çıkmasına, fişkırmasına rağmen, geminin hiçbir zarar görmemesi gibi. Bunlar tabiatüstü hadiselerdir ki bunlara biz mucize dediklerimiz peygamberlere has, keramet dediğimiz şeyler de Allah’ın veli kullarına hastır ve sahabede de bunlar görülmüştür.
Allah’ın veli kullarına ne tür kerametler ait olduğunu nedir?
Bunlar tabiatüstü hadiselerdir ki bunlara biz mucize dediklerimiz peygamberlere has, keramet dediğimiz şeyler de Allah’ın veli kullarına hastır ve sahabede de bunlar görülmüştür.
Mesnevî-i Şerîf 815. Beyit Şerhi konusunda ne söylenmektedir?
Pir öyle diyor, o kimsenin ar damarının patladığına, ar perdesinin yırtıldığına işarettir. Bir kimsenin ar damarı patlarsa, her türlü haramı ve ahlaksızlığı utanmadan yapar. Bir kimsenin ar damarı patlarsa, iyi nsanmış, bu veli insanmış, bu Allah dostuymuş, bu müminmiş bakmaksızın, arkasından gıybet, dedikodu, iftira, düşmanlık eder. Onun ar ve haya perdesi patlamıştır. Onun damarı çatlamıştır. Onun damarı çatladığından öyle yapar Allah muhafaza eylesin. işte kıymetli dostlar, Hazreti Pir’in bize vermiş olduğu öğüt şu: ‘Sakın ha Allah’a yakınlık peyda etmeye çalışanların arkasından dedikodu etme, gıybet etme, iftira etme, onların üzerinde suizana düşme. Yoksa senin ar perden yırtılır. Bir daha onu diken bulunmaz, senin damarın çatlar, o damarını tedavi eden bulunmaz ve Allah muhafaza eylesin, sen Allah dostlarına düşmanlık yaparsan, sen namaz da kılsan şirk ehli olarak gidersin. Sen oruç da tutsan, şirk ehli olarak gidersin. Sen çünkü Allah’ın harp ilan ettiği kimsesin. Allah bizi onlardan eylemesin. O yüzden kim Allah’ın velilerine eziyet ederse, onları kerih görür, onlarla alay ederse, Allah muhafaza eylesin, Allah’ın yolunda koşturan, cihad eden, mücahitleri kerih görür, onlarla alay ederse, onlara düşmanlık ederse, kim alimlerle alay ederse, adam Ebu Hanife ile alay ediyor, imam Şafi ile imam Maliki ile imam Hanbel ile alay ediyor. O kimse imam Buhari’ye düşmanlık ediyor, Tirmizi’ye düşmanlık ediyor. Hadis alimlerine düşmanlık ediyor. Düşmanlık ediyor! Fıkıh alimlerine, o mezhep sahiplerine düşmanlık ediyor. Onlar küfür üzerine giderler. Allah muhafaza eylesin. Çünkü bir kimse mesela alimliği sabit olmuş, imamı Azam gibi veyahut da veliliği sabit olmuş Abdülkadir Geylani gibi Hz. Mevlana gibi bunlar artık sabitlenmiş, ittifak halinde. Onların veliliği ile alay etmek, onların alemliği ile alay etmek, Allah muhafaza eylesin insanı küfre götürür. Rabbim muhafaza eylesin. Son hadisi şerifi okuyacağım bitecek. ‘Üç sınıf insan var ki onlarla ancak münafık olan alay eder.’ Üç kısım insan var ki onlarla ancak münafık olanlar alay eder. Bir; islamiyette saçını sakalını ağartan yaşlılar, Allah yolunda saçını sakalını ağartmış, Allah yolunda koşuşturmuş, o yolda koşuştururken saçını sakalını ağartmış. iki; ilim sahibi, gerçekten o ilim sahibi olmuş, kendisini yetiştirmiş ama hadis alanında ama fıkıh alanında ama tefsir alanında ilim sahibi olmuş. Üç; adil imamlar, bakın hep imamların önünde ve arkasında devlet başkanları ile alakalı adil olmak vardır. islam adil olmayı, adaletli olmayı önemser. Bir devlet başkanından beklenilecek olan en önemli hususiyet adil olmasıdır. Bir babadan beklenilecek olan en önemli hususiyet, evin içerisinde adil olmasıdır. Bir kadının kocasından bekleyeceği en önemli hususiyet, o kocanın adil olmasıdır. Bir patronun işyerinde adil olması beklenir. Bir zakir, adil olacak. Bir vazifeli, adil olacak. Adil olacak! Bir üstad, bir şeyh efendi adil olacak. En önemli şey adalet sahibi olmaktır. insanlık adaletle ayakta durur. Devletler, adaletle ayakta durur. Dergahlar, adaletle ayakta durur. Topluluklar, adaletle ayakta durur. Bir ev, adaletle ayakta durur. Adil olacaksın! Kocasın, adil olacaksın. Babasın, adil olacaksın. Memursun, adil olacaksın. Amirsin, adil olacaksın. Adil olacaksın! E, adil olan bir kimsenin arkasından sen konuşuyorsan, sen de münafığın ta kendisisin. Sen ilmiyle amil bir kimsenin arkasından konuşuyorsan, dedikodu, gıybet ediyorsan, iftira ediyorsan, münafığın takendisisin. Sen Allah yolunda saçını sakalını ağartmış kimsenin arkasından dedikodusunu, gıybetini ediyorsan, münafığın takendisisin. Hadisi şerif bu, hadisi şerif. Hz. Muhammedi Mustafa(s.a.v.) söylüyor. Allah muhafaza eylesin bizleri, Rabbim korusun inşallah. Cümlemizi Cenabı Hak kendi yolunda giden kullarından eylesin.
Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 815. Beyit Şerhi
Mesnevî-i Şerîf 772. Beyit Şerhi nedir?
‘(Casiye23) Heva ve hevesini ilah edilenlerin sonu, heva ve heveslerini nilah edinenlerin sonu, kulağını ve kalbinin ve gözünün mühürlenmesidir. Bir kimse nefsine uyup heva ve hevesini kendisine ilahlaştırdığında çünkü o hevasından davranıyor çünkü o arzularının, arzularının kurbanı olmuş. O şeytanın yolundan gidiyor. O nefsinin yolundan gidiyor. O nefsinin yolundan gittiği müddetçe, o şeytana uyduğu müddetçe, sonuç olarak, sonuç, Allah onun gözünü mühürleyecek, Allah onun kalbini mühürleyecek, Allah onun kulağını mühürleyecek. Başka bir ayeti kerimede diyor ya: ‘onların gözleri kördür, görmezler, kulakları sağırdır duymazlar, onların kalpleri mühürlenmiştir diyor. Neden? Küfür lerinden dolayı. Neden? Heva ve heveslerini ilah ettiklerinden dolayı. Neden? Kendi nefislerini putlaştırdıklarından dolayı. Asıl put Hazreti Pir’in dediği gibi ejderha olan o kimsenin kendi nefsini putlaştırması.
Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 772. Beyit Şerhi
İkinci secde emri, bir kısmı gitti, bir kısmı gitmedi. Üçüncü secde emri, ikiye gidenlerin bir kısmı, üçe gitti, ikiye gidenlerin bir kısmı üçe gitmedi, ikiye gitmeyenlerin bir kısmı üçe gitmedi, işte uzun mesele ve Cenab ı Hak, ruhlar aleminde nur saçtı. Bu durumu nasıl açıklıyor?
Muhyiddin ibn Arabi hazretleri burayı biraz hani ayanı sabite olarak nitelendirir ya, ayanı sabitede ruhlar, kendi istidatlarınca, o nurdan aldılar. istidatlarınca aldılar. Ne kadar istidatları var ise o kadarını aldılar ama orda nurunu Cenabı Hak bütün ruhlarını üzerine saçtı.
Yıldızların üç maksatla yaratıldığını söylüyor mu?
Katede naklediyor: ‘Bu yıldızlar üç maksatla yaratıldı.’ Bu mevcut yıldızlarla alakalı söylüyor. ‘Bir, Allah onları semaya, ziynet ve süs kıldı.’ Bu bildiğimiz yıldızların yaratılış maksatlarından birisi neymiş? Bu semaya süsmüş. ‘ikincisi, şeytanlara atılacak taş kıldı.’ Demek ki ne yapıyormuş bu semadaki yıldızlardan, şeytanlar taşlanıyormuş. ‘Üçüncüsü, geceleri istikamet tayin etmede işaretler kıldı. Kim yıldızlar hakkında bunların dışında bir tevil ileri sürerse, hissesine hataya düşer, nasibini kaybeder, manasız bir yükün altına girer ve hakkında bilgisi olmayan peygamberler ve meleklerin bile bilmekte aciz kaldıkları bir şeye burnunu sokmuş olur. Allah’a yeminle söylüyorum. Allah hiç kimsenin ne hayatını, ne rızkını, ne ölümünü herhangi bir yıldızla irtibatlı kılmamıştır. Aksini iddia edenler Allah hakkında yalan söyleyerek iftira ediyorlar.’
Mesnevî-i Şerîf 727-733. Beyitler Şerhi konusunda ne söylendi?
Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri iki rekat namaz kıldı. Sonra aya işaret etti. Ay dağın iki yamacına bölündü. O zaman dedi işte sen sihirbazsın. Sihirbazlığına inanıyorum dedi. Bu müşriklerin kalplerinin nifak ile dolu olmasından kaynaklanıyor.
Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri neden sihirbaz olarak kabul edildi?
Bu müşriklerin kalplerinin nifak ile dolu olmasından kaynaklanıyor.
Kör ve sağır olma manası nedir?
Allah’ın hududunu çiğnediklerinden dolayı, kör ve sağır kesildiler. Allah’a isyan ettiklerinden dolayı, kör ve sağır kesildiler. Hazreti Muhammed i Mustafa’nın sallallahü ve sellem hazretlerinin izinden gitmediklerinden dolayı, kör ve sağır kesildiler. Allah’ın yap dediğini yapmayıp, yapma dediğini yaptıklarından dolayı, kör ve sağır kesildiler. Duymaz oldular. işitmez oldular. Aslında onlara baktığınızda, yanıbaşımızda kur’an’da okuyorlar onlar. Onlar konuşurken de bizdenmiş gibi konuşuyorlar. ‘Allah’ı zikretmek en büyük iştir’ deyince ne tarafa kaçacağız diye bakıyorlar. Ya bu manada mı? Bu manada kardeşim. Oturacaksın. Allah’ı sen zikredeceksin. Zikrin efdali de la ilahe illallah. En az günde beşbin sefer la ilahe illallah diyeceksin. Ashab günde yetmişbin kez la ilahe illallah diyordu. Ashabın içerisinde öyle kimseler vardı ki günlük yetmişbin tevhid çekmeden, evlerinden dışarı çıkmıyorlardı. O yüzden Hazreti Ömer radıyallahu anh hazretleri hutbeye çıktığında, ‘Ya Sare Cebele’ dediğinde, bütün ordu duydu. Çünkü Cenab ı Hak vaad etmişti: ‘O benimle konuşur. Ben onun söyleyen dili olurum.’ Söyleyen dili olmuştu. iran seferine çıkan ordu ve komutanı Hazreti Ömer radıyallahu anh hazretlerinin hutbede ‘Ya Sare Cebele’ sözünü hepsi de duymuşlardır. Çünkü o ashab da Cenab ı Hak kın ‘duyan kulağı olurum’ ashabıydı. Duyan kulağı oldu. Benimle duyarlar. Onunla duymuşlardı çünkü onlar Allah’ı zikrediyorlardı çünkü onlar Allah yolunda deliler gibi koşuyorlardı çünkü onlar sizi dışardan görenler deli olmuş bunlar desinler. Allah’ı böyle zikredin diyen Hazreti Peygamber’e uyup öyle zikrediyorlardı. Ama birisi de çıkacak şimdi siz kafayı yemişsiniz diyecek. Yalan söylüyorsunuz. Neden? Ya peygamberle konuşulur mu bu zamanda? Öyle diyecek. Neden? Kör ve sağır kesildiler. Kör ve sağır kesildiler. Cenab ı Hak hadis-i kutside: ‘kul farzları yerine getirmekte bana en sevgili işi yapar, fiili yapar, nafilelerle bana yaklaşır. Beni sever. Bende onu severim. Ben onu sevince gören gözü olurum, duyan kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. Benimle görür, benimle işitir, benimle söyler, benimle yürür, benimle tutar’ hadis-i kutsisini attılar kenara. Atınca da ayet i kerime tecelli etti. Dedi ki onlar kör ve sağır olurlar. Allah bizleri kör ve sağ, olmaktan muhafaza eyledin.
Yokluktan varlık çıktı. Bu durumu nedir?
Normalde başlangıç olarak aldı, önce fiiliyatları anlattı. Yaratanın Allah olduğunu, fiiliyatları da yaratanın Allah olduğunu, bu noktada fıtri olarak yaratılmış olan her şeyin Allah’a ait olduğunu, varlığın üzerinde, bundan önceki beyitlerde varlığın üzerinde tecelli eden sıfatsal boyutun komplesinin Allah olduğunu söyledi ve diyor ki yoğa varlık tadını tattırdın. Önceden varlığa geçmiş, varlığa sudur etmiş olan hiçbir şey yoktu. Yokluk vardı, bu yokluğa varlık tadını nakşetti.
Mesnevî-i Şerîf 602-609. Beyitler Şerhi nedir?
Mesnevî-i Şerîf 602-609. Beyitler Şerhi, tasavvufî bir metin olan Mesnevî-i Şerîf’in bu beyitlerinin şerhini içermektedir. Bu bölümde, Allah’ın sıfatları ve tecelliyatları, Hz. Muhammed’in tecelli ettiği sıfatlar, kudretin ve varlığın Allah’ın yaratmasıyla ilişkisi, kibrin ve gafletin zararları, edeb ve itaatin önemleri, kendi kendini kazanma ve mat olma konuları ele alınmaktadır. Ayrıca, insanın Allah’a olan bağlılığı, kendini üstün görme ve kibirin Allah’tan uzaklaşmaya neden olduğu, varlığın geçiciliği ve Allah’ın mutlak varlığı gibi temel tasavvufî kavramlar da tartışılmaktadır.
Neden zühre yıldızı, Allah’ın tövbe kabulüne işaret eder?
Bir kadının kötü bir iş yüzünden yüzü sarardı mı Allah onu çarptı da Zühre yıldızı yaptı.
Firavun’un yüzbinlerce mızrağını Musa’nın bir sopasıyla kırdı geçirdi. Bu ne anlama gelmektedir?
Musa da keramet yok. Sopasında keram, asıl keramet Allah çünkü asanın yaptığına Musa da şaştı. Cenab ı Hak Musa’ya at asanı denize deyince, Musa asasını denize atınca ne yapılacağını Musa da bilmiyordu. O öyle bir Allah. Musa Firavun’un büyücülerinin karşısına çıktığında ne yapacağını bilmiyordu. Ne olacağını da bilmiyordu. Cenab ı Hak ona ilham etti o esnada, vahyetti. Dedi ki ey Musa! Allah’ın adını an ve asanı at. Musa aleyhisselam Allah dedi asayı attı. Asa kocaman bir ejderha olup büyücülerin, kırk tane büyücünün büyüsünü yalayıp yutuverdi, yine asa oldu ve Musa o asayı almakta tereddüt etti, irkildi, hayrette kaldı. Hayret makamı o, hayrette kaldı ve Firavun’un büyücülerinin başındaki baş haham dedi ki ‘asanın yaptığına Musa da şaştı. Bu Musa’nın Rabbisinin işi’ dedi. Musa’nın Rabbisinin işi! Sen, yüzlerce mızrakla gelse firavunlar, Cenab ı Hak sana bir asa verirse, firavunların bütün oyunlarını bozuverir.
İsa’nın nefesinden ölüleri diriltmesi ne anlama gelmektedir?
Cenab ı Hak isa’nın nefesinden ölüleri diriltti. Ölü dirilir mi deme. Evet, Allah ölüyü diriltir. Sen de ölüydün, seni diriltti ya. Sende ölüydün, Allah’ı bilmezdin, diriltti ya seni. Sen de ölüydün, nefes verdi ya sana. Bak, nefesle yaşıyorsun. Allah seni anne karnında nefessiz yaşattı. Yaşamı nefeste görme. Seni anne karnında nefessiz büyüten var. Seni anne karnında ekmeksiz, susuz, sütsüz anne karnında nefessiz, patlıcansız, soğansız, etsiz, kemiksiz, ekmeksiz büyüttü. Görmez misin? Aklın apışıp kalmaz mı bunda sennin? Hiç düşünmez misin? Bak çocuğun oluşuna bi nütfeden, bir nütfeden! Ey insan kendini düşün, sana yeter. O yüzden dedi ‘nefsini bilen Rabbini bildi’. Bir bak kendine. Seni ekmeksiz, susuz, havasız, sütsüz, etsiz ,otsuz, patlıcansız, bibersiz, yemeksiz büyüten Allah, anne karnındaki gibi teslim olsaydın yine büyüğütürdü seni.
Metin, faiz, kâfirin parası, banka, müftü, ilahlar ve cımbıldaklık gibi konuları ele alarak dinin temel ilkelerini ve toplumsal değerleri tartışmaktad mıdır?
Metin, faiz, kâfirin parası, banka, müftü, ilahlar ve cımbıldaklık gibi konuları ele alarak dinin temel ilkelerini ve toplumsal değerleri tartışmaktadır.
Geceleyin zindandakilerin, zindandan haberleri yoktur. Padişah adamlarının da geceleyin devletten haberleri yoktur. Bu ne anlama gelmektedir?
Demek ki gece olunca uyudu. Zindandakinin zindandan haberi oldu mu? Cezaevinde yatıyor adam. Uyuduğu zaman zindandan haberi var mı? Yok. Uyuyunca ruh ondan çıktı gitti. Zindandan haberi yok adamın. Geceleyin diyor, padişah adamlarının da geceleyin devletten haberi yoktu. Geceleyin yapılacak bir iş var mı? Yok! Onların da devletten haberi yok. Gündüz çalışıyorlar ya, devlet dairesindeki memurun gece devletten haberi var mı? Yok. Nerde devlet? Yok. Ama var! Ama yok!Niçin? Senin için yok. Mesai bitti, veleddalin amin. Adamın bir iş yeri var. Normalde işyerinde çalışırken, gece iş yeri ile işi var mı? Yok. Bu da onun gibi.
Cevizin içini yemekle ilgili ne söylendi?
Cevizi toplamak önemli değil. Topladın, güzel bir şey. Cevizi eline aldın, güzel bir şey. Kır içini ye, cevizin içi yeniyor? işte hakikat bu ama onu soyacaksın önce, bir güzelce. Elin kahverengiye girecek. Öyle olur değil mi, var değil mi ceviz köyde. Topladığınızda eliniz boyanıyor değil mi? Kına gibi olur, bak eli kına gibi olur diyor. Neden? Cevizi topladığını görecen. Ceviz toplamış, tamam.. Bu ne? Muhammedi, eli kınalı. Bu, abdestli, Muhammed’i, yani boya ne? Allah’ın boyasıyla boyanırlar. O ne? O dinin zahir kısmı. Taklidi biz aşağıda görürken yok etmek yok. Ona bağlı kalıp, onda sımsıkı durup, içinde ceviz varken yememiz, yememeklik de ahmaklık. Ceviz var. E biz de diyoruz burda, kır. Pirler diyor ki kırın cevizi, peygamberler diyor ki kırın cevizi. Ya? içinde size çok faydalı bir nimet var. Dinin hakikati. Dinin özü. ilmel yakini aynel yakin, hakkel yakin. Cevizin dışında etli kısım var. Öyle değil mi? ilmel yakin. içeri geç, cevizin sert tabakası var, aynel yakin. içeri geç. Hakkel yakin içerde. Hakkle yakin içerde. Eee, onun içinde de merhaleler var. Onun içinde de merhadelar var. Var! Sen onu bulursan, zaten ucundan bir kırar yersen, cevizin tadını o zaman anlayacaksın. E sen şimdi sadece ceviz var mı? Var. Hiç ceviz ağacı görmeyen şimdi kendince diyor ki ceviz ağacı var mı? Var. Nerden bildin? Meyvesinden bildin.
Mesnevî-i Şerîf 319-324. Beyitler Şerhi konusunda ne anlatılıyor?
Onlar şimdi birisi diyormuş ki abi kursta hafızlar yetişiyor. Kursa para lazım. işte şu lazım, bu lazım. Bunlar da veriyorlarmış böyle, birgün bir rüya görmüş bu. Rüyasında, bakın yol ne kadar apaçık, peygamber efendilerimizden birisi ikaz etmiş, zekatlarını doğru yere gitmiyor diye, zekat geçersiz yani. Güldür güldür güldür güldür geldi, abi dedi ya. Efendim böyle böyle. Dedim peygamberlerin şekline, şemaline, suretine şeytan girmez. Yol açık, senin zekatın uçmuş dedim. Nasıl? Basbayağı yani. Ya? Gitmemiş gittiği yere, rüyan bu. Şimdi öyle olunca başlıyor adamı araştırmaya. Kardeş diyelim artık, bulmuş ya biryer, yünden arslan yapmış. Bizim arkadaş da zannediyor ki bunlar kursa götürüyorlar parayı. Kur’an kursuna, hafızlık kursuna. Yutmuş. Diyor geçenlerde efendim diyor o adam gene geldi, paradan çeke döndü. Ondan sonra çek de olmadı, biz vermiyoruz deyince dedi, biz vermiyoruz deyince, bu sefer en sonunda dayanamadı dedi, ya benim harçlığım yok. Bana harçlık verin demiş. O dilenciler, yünden arslan yapar size. Arabanın lastiği değişmesi lazım canım, çok da sohbetlere gidip geliyoruz biz. Arabanın lastiği çabuk aşınıyor. E bende de bir emekli maaşı var, başka bir şey yok. Bu ne demek? Benim arabamın lastiğini değiştirin demek. Yaşadık bunları biz hep. Adam şeyh efendiyi getirdi buraya, dört tane lastiğini değiştirdi gitti. Bide canhıraş getir.. Oğlum getirme, ben alıp getiriyorum buraya. Getirme istemiyorum diyorum. Sen getirme. Adama karşı içim soğuk. Getireceğim Allah getireceğim. Şeyh Efendiye yalvar yakar. Götüreyim, götüreyim, götüreyim. Geldi. Artık ne konuştular ne dedilerse, şeyh efendi dedi ki Mustafa Efendi oğlum, bunun lastiklerini değiştittirin dedi. Emredersin efendim. Gittik, dört lastik aldık, değiştirdik. Yine adam ne yapacak normalde, arabası onun. Abi dört lastik kaç para? Yüz lira. Al yüz lira demesi lazım, yok hiç seslenmiyorum ben de. Götürecek burdan, dedim sen götürme, ben götürürüm. Neden dedi. Ya ben götürürüm, yok götüreceğim, götürdü. Aradan bir ay geçti. Gene getirecek. Bana söylüyor önce. Babayı getireceğim abi diyor. Getirme abicim dedim. Bu meseleyi de şeyh efendiye söyleme, senin aleyhine olur dedim. Söyleme. Şeyh efendiye söylemiş, efendim sizi Bursa’ya götüreyim diye. Şeyh efendi dedi, oğlum dedi, bir şey var bu işin içinde dedi. Bu adam ikide bir de sizi Bursa’ya götüreyim diyor dedi. Efendim, siz Bursa’ya gelmek istiyorsanız ben gelir alırım sizi dedim. Ben hemen çıkayım yola, geleyim alayım dedim. O arkadaş getirmesin efendim dedim. Anlaşıldı Mustafa Efendi dedi, sen gel al oğlum beni dedi. Ben cırrrt gittim, buradan altıyüzotuz kilometredir Nevşehir. Ben altıyüzotuz kilometre yeri, dört saat onbeş dakikada gittiğimi bilirim. Gittim, geliyoruz. O dedi dört lastik taktırdık dedi. Onun parasını verdi mi dedi. Hayır efendim, teklif etti mi dedi, hayır efendim dedim. Sen bir şey söyledin mi dedi. Hayır efendim dedim. Kaç para verdiniz dedi. Şu kadar efendim dedim. Oğlum neden istemedin dedi. Sustum. Sen istemen değil mi dedi. Sustum. Allah Allah dedim. Haa! Neyle aldatırlar sizi? Şeyhimizle aldatırlar. Bundan benim evde yok. iyi git al, işin ne. Böyle asasınlan. Bunlar yaşadığım tecrübe. Hikaye anlatmıyorum size. Böyle çay paketinin diyor, bundan bizim evde yok. Çay paketi, çay yokmuş evde. Çavuşlar, nakipler nükebbalar bir yerde hizmet eden, hizmetin başındaki ablalar, sakın ha, sakın ha! Benim şimdi iğidirlilere bizde armut kalmadı demek gibi bir şey. iğdirliler, armut var mı?(Var efendim) Vay, bak! Sakın ha bana getirmeyin. Bunun gibi bir şey. Evet, o andırıyor, o dilenecek. Bu dilenmek başka bir şey değil. Bakın bu dilenmek asla, asla ve dini yaşıyorum diyenler, bu hale gelirlerse dindarlıklarını çiğniyorlar. Allah muhafaza eylesin. Vardır öyle, abi fukara dervişler var be. Onlara zekat dağıtıyoruz biz de. Abi burda arkadaşlara biz zekat dağıtıyoruz. Zekatı bize ver. Bizim dergahımızda yoktur böyle bir şey. Bizim dergahımızda kimsenin zekat toplamaya muktedirliği, hakkı, müsaadesi yok. Hiçbir çavuş, onbaşı, nakip, nukebba. su kabağı ne varsa bizde yoktur böyle bir şey. Birileri yapmış. Allah tepesitaklak getirir onu. O boyna şarkı söyler sana, türkü söyler o. Şundan olduydu da bundan olduydu da… Kendine bak. Sen ne hainlik yaptın da bu zikrullah halakasından gittin. Sen ne vicdansızlık, merhametsizlik yaptın da, bu zikrullah halakasından atıldın. Zikrullah halakası çünkü cennet bahçesidir. Cennet bahçesi. Sen zikrullah halakasına bir hafta gidemediğinde düşün. Ben cennetten neden atıldım? Kendi kendine düşün. Ben nasıl, ne yaptım ki cennet halakasından, cennet bahçesinden ben dışarı gittim. Ne yaptım ki ben? Hemen başla filmi geriye doğru sarmaya. Ben ne haram yedim de cennete layık olamadım. Ben hangi haramı işledim de cennete gidemedim. Ben hangi küstahlığı işledim ki af olacak olduğum o zikrullah halakasına gidemedim. Ha, adamın mesaisi öyleymiş. Bunlar müstesna Gececiymiş, gündüzcüymüş bunlar. Aaa, o evde. Ha kumanda elinde. Aa evde, ne, teyzesinin, yengesinin fatma ablası gelmiş! Ha tamam, o kovulmuş! Kimse kimseyi kovmaz orda. Ya? Senin yaptığın amelin kovar orda seni. Sen bir halt işlemişindir. Bir mürşid i kamilin kapısından sen ne yaptın da kovuldun? Sen bir mürşid-i kamile intisap edemiyorsan, sen ne yaptın da intisap edemiyorsun, bir mürşid-i kamile neden gidemiyorsun? Neden bulamıyorsun? Niçin Cenab ı Hak sana rüyanda göstermiyor? Niçin Cenab ı Hah senin kulağından tutup bir dostunun yanına seni dost etmiyor? Kendine bak! Ya? Sen de aşağılıkca işler yaptın demek. Yazıyor ya, ne diyor? Aşağılık kişiler. Kim bu aşağılık kişiler? Aşağılık yapanlar, dilencilik yapanlar, milletin zekatını cebellez edenler, milletin sadakasını cebellez edenler. Milletten zekatdı, sadakaydı toplayıp, yok kur’an kursuna götürüyoruz, yok hafızlara götürüyoruz, yok etrafımızda fukara insanlar var deyip cebellez edenler. Aşağılık kişiler. Dinlerini dilencilik yapmak için kullananlar, aşağılık kişiler. Bir de biz de öyle bir şey var ya, adam dinlenmezse yok canım küstahın teki o. Dilenmiyor ya. Bu araba kimin? Gelmiş birisi izmit’te. Bana işaret etti ve açtım buyur dedim. Bu araba kimin dedi. Benim dedim. Yaptı, haa sen dedim şimdi benim arabam lüks diye böyle kafa sallıyorsun değil mi dedim. Alışmamış daha. O şeyh dediğin dilenecek onlar için. Hoca dediğin dilenecek. Bir de malı mülkü parası pulu olmayacak onun. Ya da saklayacak. O kendi bulunduğu yerde hiç bir malı yokmuş gibi gösterecek kendini. Orda bir göz odası olacak, gidecek başka şehirlerde apartmanları dikecek orda çocukların üstüne. Ona alışmışlar. Oğlanlar başka şehirlerde, safahat içinde yaşıyorlar. Nerden? Cemaatin zekatlarından. Dilenmeyi adet edinmişler. Bize de dilenen şeyh lazım. Bize de dilenen derviş lazım. Neden? Ona ahkam keseceğiz biz! E şeyh efendi şimdi para dilendiği kimseye laf söyleyebilir mi ya! Dilenecek. Arkası kesilir sonra. Ona zaten ters bir şey yaparsan, ne arabasına bindirir, ne para verir ona, ne altın verir. Onun söylediklerini dinlemesi için de biraz altın vermek lazım. Biraz ıspanak götürmek lazım, biraz pırasa götürmek lazım. Ispanak pırasa da işe yarar mı? Ya yarar. Kimisi ıspanağa, pırasaya dahi bakar. Aşağılığın sonu yok. Aşağılığın sonu yok. Aşağılığın sonu yoktur. Bu fakir görmüş bunları hep. Allah bizi muhafaza eylesin. ‘Ebu Müseylemenin adı kezzap olarak kaldı, Muhammed’e ise akıl sahibi, ilim irfan sahibi dendi.’ O da peygamberlik ilan etti. Ne dendi? Müseylemet ül Kezzap. Yalancı, kezzap yalancı. Birisi aldatmak için peygamberlik ilan eder. Birisi kandırmak için peygamberlik ilan eder. Birisi insanları peygamberlikle aldatır. Birisi der ki ben her gece Peygamber ile görüşüyorum. Bilmiş ol ha! Ya? Getir bana. Dedi ki, e ne dedi? Zekatlarını bana getirsinler dedi. Ha! Dedi ki, ne dedi? Şunu şöyle yapsınlar dedi. Ooo, eyvallah. Allah Allah! Ya? Din belli değil mi? Kur’an sünnet gelmedi mi, bitmedi mi? Bitti. Eee? Yeni hükümler geliyor. Ona da bir kitap inmiş. Ona nerden indi? E o resul. Ne? Resul! E son resul de nebi de gelmeyecek diyor hadisi şerifte? Hadis-i Şerifte benden sonra bir resul, bir nebi gelmeyecek, bir peygamber gelmeyecek, resullerin de nebilerin de peygamberlerin de sonuncusu Muhammed i Mustafa’dır. Hadis i şerif. Sen bir resul geldi dediğin anda, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini yalancı hükmüne koydun. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerini yalancı hükmünü koyan kimse kafirin ta kendisidir. Kafirdir. Gelmeyecek dedi. Hadis, sahih. Benden sonra hem açıklama. Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri peygamber, mucize söylediği bütün sözler, mucize. Hani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin mucizelerini anlatırlar ya, eksik. Onun bütün hadisleri, bütün sözleri, mucize mukabilindedir. Ayı ikiye yardı. Ogünkünlere mucizeydi o. Bugünkünlere mucize ne? Söylediği sözler. Bak çıkıyor. Diyor ki benden sonra, sıralamış hadis i şerif, benden sonra ne bir nebi, ne bir resul, ne bir peygamber gelmeyecektir. Ben nebilerin, resullerin peygamberlerin sonuncusuyum. Adam diyor ki ben Resul’üm. O zaman Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin sözü var. Gelmeyecek dedi. Sen, ben resulüm diyorsun. O, benden sonra bir resul gelmeyecek dedi. Bu söz yalan o zaman, nerden baktığına bağlı. Ya ben buradan bakıyorum, sen nereden bakıyorsun? Sen baktığın yeri söyle bana. Baktığın yeri söyleyemiyorsun. Ben de diyorum ki kim nebiyim, resulüm diyorsa ya kâfirdir ya delidir. Çünkü hadis-i şerif var, ayet i kerime var. Peygamberlerin sonuncusu. Müseylemetül Kezzablar daha çıkacak mı, çıkacak ama onlar hep yalancı olacak. Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin kur’an ve sünnetin dışında konuşturacaklar mı? Konuşturacaklar. Kezzab: yalancı. Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerini, haram ettiği, haram gördüğü bir şeyin içerisinde gösterecekler mi? Gösterecekler. Kezzab:Yalancı, yalancı! Namazları beşe katlayın demiyor. Birisi gelse ben Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini rüyamda gördüm. Ee? Beş vakit namazı, on vakde çıkardı. Ne yapacaksınız? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini ben rüyamda gördüm, ramazan orucunu atmış güne çıkarın dedi. Ne yapacaksınız? Ne ile aldattı sizi? Hz. Peygamber Efendimizle aldattı. Ne ile aldattı sizi? Hz. Peygamber Efendimizi konuşturaraktan aldattı. Ne ile aldattı sizi? Geçmiş şeyh efendileri konuşturaraktan aldattı. Benim şeyhim sağlığında hiç kimseye arkadan herhangi bir şey bırakmadı. Bir icazet yazmadı kimse. Bizim Hüseyin, Cafer, Adnan üçü sordular hastalığının son döneminde. Ben dedim ki sorun, kendisinden sonra kime intisap edilecek. Hatta dedim ki Cafer, dedim Hüseyin edeb eder, Adnan korkar, senin hukukun farklı. Sen sor dedim. O kardeşler de üzerlerine alınmasınlar. Cafer demiş ki efendim siz vefat edince kime tabii olacağız? Yanında oğulları da var, yanlarında Tokatlılar da varmış, yanında birkaç tane işte Tokatlı filan varmış. Cafer daha iyi biliyor, demiş ki evladım dergahın içerisinde bir tek demiş Mustafa abinizin seyr i süluku var, o da durduruldu ama Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri açacak demiş onun durumunu. Herkes demiş, herkes istihare yapsın. Durum bu. Geldiler bunlar, ne dedi dedim. Böyle böyle dedi. iyi, hayırlısı olsun dedim. Vefat ettikten sonra herkes konuşturuyor şeyh efendiyi bizim. Neyle aldatırlar sizi? Şeyhinizle aldatırlar. Kardeş.
Allah şarabının mührü ve şarap küpünün kapağı ne anlama gelir?
‘O Allah şarabının mührü, şarap küpünün kapağı halis misktir.’ O Peygamber(s.a.v.) hazretleri, Allah şarabının mührü. Şarap küpünün de kapağı. Ondan sonra yok. Mührü, sonu yani, kapağı, sonu.
Mesnevî-i Şerîf 297-309. Beyitler Şerhi nedir?
Öyle mi oluyor altın? iki ayar var mı? Üretiliyor, evet, onun içerisinde altın serpintisi var. Eritilmiş altın var onun içerisinde. iki ayar. Bunun gibi. Hadi bütün insanları altın yaptık ama iki ayar olanla 24 ayar aynı mı? Değil. Değil! Herkes insan. Hekes insan! Aaaa, yirmidört ayar olan, insan ı kamil. Onu ancak ehli bilir.
Sopadan kasıt kimdir?
Sopadan kasıt Musa Aleyhisselam’ın elindeki asadır. Musa Aleyhisselam’ın elindeki asaya bakınca büyücüler de kendilerine bir asa aldılar. Onlar da kendi asalarını attılar orta yere. Her asa kendince bir büyü yaptı veya Musa aleyhisselam kendi asasını atınca, o büyücülerin bütün büyülerinin hepsini de yaladı yutuverdi. O yüzden Hz. Mevlana diyor ki her ikisi de sopadır ama diyor birisinde Allah’ın rahmeti, bereketi vardır, öbürkünde Allah’ın laneti vardır.
Allah’ın laneti olan nedir?
Büyüdür, büyücülerin sopasıdır. Büyücüler kimlerdir? Şeytanla ahidleşenlerdir. ikisi de insan gibi görünür. Birisi Allah’ın rahmetine garkolmuştur, mümindir. Öbürkü ise şeytanla ahitleşmiştir. Şeytanın memesindedir ağzı.
Ayırtedemiyen, büyüyle mucizeyi kıyaslar da ikisinin de düzen temeline dayandığını zanneder. Bu beyitlerin şerhi ne anlatmaktadır?
Ayırdedemeyen saflar vardır, akılsızlar vardır, ahmaklar vardır. Onlar büyü ile mucizeyi kıyaslarlar. Onlar velilerin üzerinden dökülen keramet ile istidraç sahiplerinin üzerinden çıkan istidraçlara bakarlar. Hazreti peygamberlerin üzerinden çıkan mucizelerle Musa’nın büyücülerinin yaptığı büyüleri kıyaslarlar. Demek ki ahmaklar ayırdedemezler mucize ile büyüyü. Ahmaklar ayırdedemezler keramet ile istidracı. O zanneder ki ikisi de aynı. Değil! Birisinin çıkışı nurdandır, birisinin çıkışı nardandır. Birisi seni nura götürür. Birisi seni ne yapar? Nara götürür. Birisi seni ebedi alemde ebedi cennetin içerisine taşır, oraya seni davet eder. Birisi seni ebedi cehenneme taşır, oraya davet eder. Birisi seni zikir halakasına götürür, öbürkü seni düğüne dümbeğe götürür. içkiye, kumara götürür. Birisi seni Kur’an ve sünnete götürür. Birisi seni heva ve hevese götürür. Gençsin biraz daha hopla, zıpla bakalım der. Ha demek ki ikisi de davetçidir. Birisi Allah’a, birisi şeytana. Allah muhafaza eylesin!!
Musa’ya karşı duran büyücüler, inada kalkıştılar, davaya giriştiler de onun sopası gibi birer sopa aldılar ellerine. Bu beyitlerin şerhi ne anlatmaktadır?
Rivayet edilir ki Musa aleyhisselam elinde asa ile dolaşırdı ve elinde asa ile dolaştığından, o asa onların, büyücülerin büyülerini yok etti ya. Hemen Musa’nın etrafındaki büyücüler, kerameti asada gördüler ve hepside ellerine birer asa aldılar. Her eline asa alan, Musa değildir. Her elindeki asa, Musa’nın asası değildir. Masonlar da asa alırlar ellerine. Yahudiler de asa alırlar ellerine, Musa’ya nisbeten. Derler ki bizim peygamberimizin elinde asa vardı. Bu asa ile büyücülerin büyülerini yok etti derler asa alırlar ellerine ama hiçbirisi de Musa’nın asası değildir ve o büyücüler kendi ellerini asa aldılar ve o asalarla büyü yaptılar. Hepsi de asalarını topladılar, attılar orta yere ve her birinin büyüsü ayrı bir büyü gösterdi orda ve o büyüleri ile orda durularken, o büyüler bütün herkesin gözünü almışken, Musa bir anda durdu. Ne yapacağını emir bekledi. Cenab ı Hak onun kalbine ilham etti, emretti: Ya Musa! Adımızı an asanı ortaya at, dedi. Musa aleyhisselam "Bismillahirrahmanirrahim" dedi, asasını atıverdi orta yere. O büyücüler ve firavun hayretle baktılar ki Musa’nın asası o büyücülerin yaptığı asaların, büyücülerin asasından çıkan büyülerin, asaları ile beraber büyük bir ejderha olup, hüüüüp, yutuverdi hepsini de. Musa da şaştı asanın yaptığına. Allah, böyle hayrette bırakır insanı. Allah peygamberini dahi hayrette bırakır. Bu, hayret makamı denir buna sufilikte. O sufi, hayretten hayrete geçer. Hayretten hayrete geçer. Onun hayreti hiç bitmez. Kim hayret etmez? Yarının ne olacağını bilen hayret etmez. Sufiler bunu istemezler. Herkes yarın ne olsun, ne olacak, neye vakıf olacağım, niye vukufiyet kesbedeceğim diye bakar. Gerçek sufiler ise anı yaşar. Yarını merak etmezler. Onların her anı, hayret makamıdır. O yüzden her an onların asası, binlerce büyü yutar. Hiç kimsenin haberi olmaz.
Mesnevî-i Şerîf 248-262. Beyitler Şerhi konusunda ne anlatılmaktadır?
Bakkalların dükkanında bulunan dudu kuşu ve papağanın insanlarla konuşması, onlarla şakalaşması, dükkanın yağ içinde kalması ve bakkalın bu duruma karşı duyduğu üzüntü ve pişmanlık anlatılmaktadır.
Dudu kuşu ve papağan neden insanlarla konuşabilmektedir?
Hayvanlar eğitilirken konuşmaya başlarlar. İnsanlar da eğitilir. Hayvanların hepsinde de insana benzeme istidadı vardır zaten, benzemek isterler. O insanlara benzeme fıtratı hayvanlarda olduğundan, hayvanlar hep insanları ne yaparlar, taklit ederler. Onlara da Cenabı Hak, öyle bir istidat vermiş.
Gemi delme olayı ne anlama gelir?
Gemi delme olayı, Hızır’ın denizde bir gemiyi deldiğini anlatan bir hadiste yer alır. Bu delme işlemi, Hızır’ın zaman, mekân ve vakti hükmedebilmesine neden olur. Ancak, bu delme işlemi, Hızyır için önemli değildir. Bu olay, Hızır’ın hikmetlerini ve delmenin içindeki birçok fayda ve hikmeti içerir. Bu hadis, delmenin zararlı olmaması ve hikmetli bir eylem olabileceğini gösterir.
Hızır ile Musa (a.s.) kıssasında ne anlatılmaktadır?
Aklınla bakarsan, yine teslim olmazsın. Birinci keramet! Çıkarlar şehre. Şehirde hiç durmaz. Şehrin kenarına kadar gelirler. Bir duvar yıkılmak üzeredir. Hızır (a.s.) paçayı kolu sıvar. Musa (a.s.) a der, hadi çamur kar, haydi çamur kararlar. Çamur getir, toprak getir, harç getir, taş getir, duvarı ördüler. Musa (a.s.) der ki ya bittim, elimde ayağımda can kalmadı. Ne yapmaya sen der bu terkedilmiş virane bir evin duvarını tamir ettirdin. Başka işin mi yok senin. Yaparken de hep söylenir Musa (a.s.). Ya nerden takıldın bu adama derler ya, gündüzümü gece etti, gece mi gündüz etti! Öyledir yol. Dışardakilerde bakar böyle. Lan bu ahmaklar bu duvarı napmağa örüyorlar. Orda örenlerden birisini çağırırlar. Takılmayın bu adamın peşine. Bu duvarı ördürüyor bak. Bu kafayı yemiş. Siz de kafayı yiyeceksiniz bunla. Bu deli! Siz de delireceksiniz. Bu akılsız bak! Bak boşu boşuna iş yaptı. Bilmez! Haydiiii….Musa, Hızır(a.s.)’a döner, yeter artık der . Hani derler ya iliğimi kemiğimi kuruttun diye. iliğimi kemiğimi kuruttun. Düş yakamdan o zaman. Yok der, ben devam edeceğim senle. Yolda giderken bir çocuğu öldürüverir Hızır (a.s.). Bunu böyle akılları çok ilerde olanlar, ben diyorum ki bunu anlatırken, çocuğu öldürüverdi, boğazından bıçaklan kesiverdi demiyorum. ilmi siyaset yapıyorum. Diyom Hızır(a.s.) Settar Allah dedi kayboldu, gitti diyorum, bir katırın arkasına bir iğne batırdı, katır da ona bir tekme çekti diyorum ben, çocuk öldü. Hz. Mevlana bu meseleyi anlatırken, tam kitabın ortasından anlatıyor. Diyor ki çocuğun boynunu kesip atıverdi. Yani inanacaksan dosdoğru inan. Oradan buradan kulağını çevirme. Buna katlanacaksan katlan. Hızır (a.s.) çocuğun boynunu kesmiş. Ulan bunlar demek ki böyle ulu orta katil insanlar de, çek git çekip gideceksen, önemli değil. O ilmin insana ihtiyacı yok. Oraya dem vuruyor. Diyor Hızır denizde gemiyi deldi ama bu delişinde yüzlerce diyor sağlamlık var. Neden? Tahta çürüktür Hızır’ın sözünün yanında. Sen tahtayı sağlam zannedersin. Bir velinin nazarı binlerce tahtayı helak ediverir. Sen demirden evleri sağlam, betondan evleri sağlam zannedersin. Cenab ı Hak pühh yapsa fazla gelir, yapsa fazla gelir. O yüzden sen onların işini aklınla oynama, aklını kaybedersin. Zaten yok sende fazla. O yüzden sen onu koru ya da tümden at. Volan kayışını at, boşta çevrilsin gitsin, değil mi, en sağlamı bu, değil mi? Rahatı bu, atıyorsun volan kayışını, ooo harika, hiçbir yere takılmıyor o zaman. (Bu da üniversitede öğretim üyesi. Talebeleri diyecek ki hoca bizim volan kayışını atmış.)
Musa (a.s.) ve Hızır (a.s.) arasındaki ilim ve bilgi farkı nasıl açıklanmaktadır?
“O kadar ışıkla, o kadar parlaklıkla Musa’nın vehmi bile perde ar- Şimdi bazı müfessirler, bazı alimler Musa o zaman peygamber değildi, peygamberliğinden önceydi, o yüzden Hızır’a tabi oldu. Böyle şerh ederler. Yok, öyle değil. Öyle değil. Musa(a.s.) peygamberdi. Yine yıkılacak ortalık şimdi. Musa(a.s.) peygamber iken, Cenab ı Hak onu ilmi ledün için Hızır’a gönderdi. Musa(a.s.), peygamber olmasaydı şunu demezdi. Dediler ki ya Musa, senden daha alim bir kimse var mı? Yok dedi Musa. Cenab ı Hakk’ın bu taacubuna gitti. Dedi ki ya Musa filanca sohbette böyle dedin. Musa(a.s.), konuşamaz oldu. Araya perde girdi. Araya perde girince, Musa (a.s.) canhıraş yalvar yakar noldu diye tövbe, namaz, secde, gözyaşı… Cenabı Hak dedi ki ya Musa filanca yerde konuşuyordun ya. Evet? Orda birisi sana sordu ya senden daha alim bir kimse var mı? Evet? Sen de benden daha alim bir kimse yok dedin ya, evet, bu Allah’ın taaccubuna gitti. Bu Allah’ın hoşuna gitmedi. Musa (a.s.) dedi ki yarabbi benden daha alim bir kimse var mı? Var ya Musa dedi. Senden daha alimi var. Kim yarabbi? Dedi ki yanına kurutulmuş bir balık al. Kızıl denizin kenarında yürü. Orada dedi ne zaman balık canlandı, denize gitti, orada dedi bir kulum var. Git ona tâbi ol. O senden daha alim. O ilmi ledün sahibi. Musa (a.s.) peygamberken ilme bu kadar haris, Allah’ın emrini yerine getirdi, geldi konuşa konuşa. Kur’an-ı Kerim’de bu hadise geçer. Bu yeni ahitte geçer. incil’de geçer. Bu eski ahitte geçer. Tevrat’ta geçer.
Hızır ile Musa (a.s.) kıssasında ilim ve bilgi arasındaki fark nasıl açıklanmaktadır?
Hızır ile Musa (a.s.) kıssası, hem incil’de geçer, hem Tevrat’ta geçer, hem de Kur’an-ı Kerim’de vardır. Bu aynı bu kıssayı onlardan okuyabilirsiniz. Küçük lafız değişiklikleriyle ve dedi ki bir ara kendileri sohbet ederken, kendilerini kaybettiler. Bir baktılar ki balık yok. Dedi ki niçin söylemedin. Sözünüzü kesmek istemedim. Edebe bakın. Tabi, yanındaki de peygamber, sözünü kesmiyor o konuşurken. Efendim diyor, sözünüzü kesmek istemedim. Balığın gittiği yeri biliyorum ben. Balık çıktı heybeden, kurutulmuş balık. Salamura balık, tuzlanmış balık canlandı, çıktı. Ben size söyleyemedim geri. Geri döndüler. Dediler ki nerde? işte burda. Musa(a.s.) etrafına bir bakındı. Hani kepenek altında nice veliler yatarmış ya. Hızır Aleyhisselam da böyle yan gelmiş denize karşı. kepeneği de çekmiş kafasından, Musa aleyhisselam Selam verdi, Selamünaleyküm dedi, ve aleykümselam ya Musa dedi. Kendini tanıtmasına gerek yok. Yardımcısına dedi ki aradığımızı bulduk. Peygamber! Çünkü ismi ile hitap etti ona, tanışmadığı halde. Dedi ki aradığımı buldum. Hadi sen geriye dön git sen artık. Bundan sonra dedi bizim yolculuğumuz öyle.
Mesnevî-i Şerîf 223-227. Beyitler Şerhi nedir?
Bakın hayatınıza, hayatınıza bakın. Elektrik kesilirse kesilsin. Ben mum da yaşarım. Var mı böyle korkusu olmayan? Hangi kadın, kaç ay elektrik kesilirse adamı terketmez! Anasının babasının evine gitmez? Korku! Aç kalma, üşüme, korkusu. Adam üşürüm diyor, korkuyor. Hasta olurum diyor, korkuyor. Ben bu işi yaparsam yorulurum burada diyor, korkuyor. Korku! Hür deyil! Bakın hür değil. Aslında her gün bunları yaşıyorsunuz siz. Ben bunları anlatınca işine, evet ya diyorsunuz. Evet, doğru var mı var, var mı var. Kaç taneniz cep telefonsuz yaşayabilir şimdi? Kaç taneniz facebooku kapatabilir? Bakın nasıl özgürlükleriniz gidiyor. Hür değilsiniz. Korkularla yönetiliyorsunuz, ümitlerle yönetiliyorsunuz. Size ümit ettiriyorlar. Hepiniz ümidin peşindesiniz. Sizin önünüze bir tane profil çıkarıyorlar, protip. Bak, bir futbolcu oldu, beş milyar dolar aldı. Bütün herkes Ronaldo olma yolunda. iki topa vurunca, Ronaldo ayakları. Saçlar, Ronaldo gibi. Bütün futbolcuların hayalinde ne var şimdi? Messi var, değil mi? Ümit! Adam iki tane tıngırdatıyor, Aşık Veysel zannediyor kendini. Bir gün Aşık Veysel gibi olacak. Kim var protip? Tarkan. Saçlar, pantolonlar, düşecek neredeyse. Ayakkabılar Viking. Tarkan. Kim işte? Herhangi bir bayan, sanatçı, sinema sanatçısı, dizi. Ne istersen var onda ya! Protip. O da öyle olacak. O da öyle olmalı. Onun nesi eksik? O da öyle olmalı. Protiplere bakın. Herkes o protiplere bakaraktan, ümit edip, çocuğunun elinden tutuyor, nereye götürüyor? Top oynatmaya götürüyor. Çocuğunun elinden götürüyor. Nereye götürüyor? işte müzik dersleri alıyor. Şan dersleri alıyor. Çocuğunun elinden götürüyor, nereye götürüyor? Piyano dersleri alıyor. Protip! Ümit! Yürü. Ümitlerle yönetiliyorsunuz. Ümitlerle yönetmek. Senin de muhakkak çok lüks araban olacak, koştur ve dünya sizin o ümidinizi besliyor, körüklüyor. Ceylan gibi önünüzde sekiyor. Siz arkasından koşuyorsunuz. Ümit! işte dünyayı yönetmek isteyen zalimler, bütün insanlığı korku ve Ümit ile yönetirler. Allah’ın korku ve ümidi değildir. bu. insanların, kurguladıkları Deccaliyet korku ve ümididir bu.
Hızır Aleyhisselam’ın çocuğun boğazını kesmesiyle ilgili ne anlatılmaktadır?
Hz. Mevlana, Hızır Aleyhisselam’ın bir çocuğun boğazını keserek onu kurtarmaya çalıştığını anlatır. Bu olay, içki nefsini terbiye etmek ve Allah’a hizmet etmekle ilgili bir ilmî sırrı ifade eder. Hızır, olayı anlatırken, içki nefsini öldürmekle Allah’ın binlerce çocuk vereceğini belirtir. Ayrıca, bu tür ilimlerin sadece irfan ehli tarafından anlaşılabileceğini ve bu ilimlerin sadece Allah’ın ilmiyle verilebileceğini anlatır.
Hızır Aleyhisselam’ın bu olayla ilgili ne anlatmaktadır?
Hızır Aleyhisselam, bir çocuğun boğazını keserek onu kurtarmaya çalıştığını anlatır. Bu olay, içki nefsini terbiye etmek ve Allah’a hizmet etmekle ilgili bir ilmî sırrı ifade eder. Hızır, olayı anlatırken, içki nefsini öldürmekle Allah’ın binlerce çocuk vereceğini belirtir. Ayrıca, bu tür ilimlerin sadece irfan ehli tarafından anlaşılabileceğini ve bu ilimlerin sadece Allah’ın ilmiyle verilebileceğini anlatır.
Hayal edersiniz, her yerde gül bahçeleri açmış, hayal edersiniz, her yerde Sünnet i Resulullah gürül gürül yaşanıyor. Bu durum ne ifade eder?
Hayal edersiniz, her yerde gül bahçeleri açmış, hayal edersiniz, her yerde Sünnet i Resulullah gürül gürül yaşanıyor. Hayal edersiniz, aramızda Hz. Peygamber(s.a.v) dolaşıyor, hayal edersiniz aramızda Hz. Ali radıyallahu an dolaşıyor. Hayal edersiniz, her semazenin başında Hz. Mevlana ayrı bir sema ediyor. Hayal edersiniz, bütün semazenler toplanmış ve o eski semazenler, o yeni çocuksu semazenlerin üzerinde sema ediyorlar. Yollarının açıldığını görüyorlar ve diyorlar ki Ya Rabbi, bunlar terk edilmiş yolumuzu yeniden neşvü neva ediyorlar. Hayal edersiniz, dersiniz ki bütün mevlevihaneler açılsın. Biz oraya hizmet edelim. Bizden sonrakinler orada rahat etsinler. Biz öylesine bir yol açalım. Zorluğu biz çekelim. Kur’an ve sünnete dayalı, tasavvufun ana ilkelerine dayalı öyle bir mevlevilik, öyle bir sufilik koyalım orta yere ki hayal ya, arkadan gelenler ona sahip çıkıp düzeltsinler ortalığı ve yine sema hanelerde ‘Hu’, ‘Hu’ sesleri yükselsin.
Karun’un definesi ne anlama gelir?
Yeryüzünde en büyük define, Karun hazinesidir. Karun, hazinesi ile definesi ile beraber yere batırılmıştır ve o günden itibaren mitolojik bir hikaye vardır. Mitolojik hikaye şudur. Karunun definesi, cinni taifesi tarafından yeryüzünde yer değiştirir boyna. Mitolojik hikaye şudur. Karun’un definesi melekler tarafından yer değiştirir ve Karun’un definesi, Mehdi Ala Resul zamanında, Mehdi zuhur ettiğinde bulacaktır onu. Daha doğrusu, Karun’un definesi Mehti Ala Resul’e getirilecektir lütuf ve ikram olarak. O defineyi yeryüzüne harcayayıp, yeryüzünün ihya olup islam medeniyetinin kurulması için harcayacaktır.
Musa Aleyhisselam, kavmine ne tür bir emir vermiştir?
Musa aleyhisselam abdest alıp hemen kıbleye yöneldi. Allahu ekber dedi namaza durdu. Namaza durunca namazda uzun uzun Allah’a dua etti. Cenabı Hakka yalvardı ve Cenâb-ı Hak da havarilere gökten sofra indirdi. Ve havarilere dedi ki ey havarilerim, bu Allah’ın bir lütfu ikramıdır. Sakın ha ertesi güne bu yemekten ayırmayın, yediğinizi yiyin yemediğiniz fakire fukaraya verin, dağıtın. Bu eksilmez. Bu devamlıdır, bu her gün bize gelicidir. Sakın nefsinize uyup da ertesi güne bundan saklamayın, ẻrtesi güne saklamayın!
Hz. Isa Aleyhisselam, Musa Aleyhisselam’ın kavmine ne tür bir nimet sunar?
Hz isa dedi ki bu devamlıdır bu eksilmez. Cenabı Hak bunu her daim verecek bize. Taahhüdü var. O zaman siz edepsizlik etmeyin, küstahlık etmeyin. Allah’ın emirlerini yerli yerinde yerine getirin. Sakın ha nefsinize uyanlardan olmayın. Ama, küstahlar yine edebi terk ettiler.
Mesnevî-i Şerîf 67-70. Beyitler Şerhi konusunda ne anlatılmaktadır?
• Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî • Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm • Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû • LÂ İLÂHE İLLALLÂH • LÂ İLÂHE İLLALLÂH • LÂ İLÂHE İLLALLÂH • Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah • Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn • ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn • Padişah rüya görmüştü ya bi hekim bekliyordu. • "İşte o sözleşme günü geldi çattı." • Hani ona Hazreti Allah rüyasında bir pir i faninin geleceğini göstermişti • ya işte padişah bu müjde ile sabahı zor etti ve sabah oldu, • "Güneş yıldızları yakıp yandıran, doğudan göründü mü padişah pen- cerenin önüne oturdu." • Güneş doğunca, yıldızların hükmü kalmaz. Güneş doğunca ayın hükmü kalmaz. Oysa yıldızlar ve ay, güneşin olduğuna delalettir. Yıldızlar ve ay güneşten alırlar ve ısılarını ve ışığını. Onlar güneş değildirler ama gecenin karanlığında güneşin vazifesini yaparlar ve onların vazifeleri güneş doğuncaya kadardır. Güneş doğduğunda yıldızların vazifesi biter. Hani Hazreti Peygamber der ya (sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri), ashabım yıldızlar gibidir. Hangisine sarılırsanız beni bulursunuz. Yıldızların vazifesi Hazreti Peygamber’e götürünceye kadardır. Hz Peygamberi bulan bir kimse bu manada, manevi manada Hz. Allah’a vuslat olmuştur veyahut da bizim yolumuzda vuslat yolundadır. O Allah’a kavuşma yolunu bulmuştur. Güneş o kimsenin kalbine doğduğunda, onun kalbinde yıldızın ve ayın tecelliyatı kalmaz artık ve o kimse şunu der. Yıldız ve ay benim yolumu gösterdi ama o güneş doğduğunda gelecek ısının ve ışığın o olduğunu anladı ama hakiki manada batmayan güneşi bulduğunda, öyle der insan. • "İşte padişah, pencerenin önünde beklerken, güneşin doğmasıyla yıldızların teker teker kaybolduğunu gördü ve padişah pencerenin önünde oturdu, gizlice kendisine gösterdiklerini görmek için beklemeye koyuldu." • Hani padişaha ,Cenabı Hak, secdede feryat figan ağlarken, mihraba yönelip, ben yine yolumu sapıttım. Ben yine yolumu şaşırdım, benim yolumu düzeltecek olan sensin, benim yolumu selamete çıkartacak olan sensin. Hidayet edenlerin en yücesi sensin, bana hidayet et, bana yardım et, dediğinde Hani Cenab ı Mevla ona bir rüya gösterdiydi ya , işte o yarınından haberdardı. O yarınından haberdar olduğundan, o pencerenin önünde kendisine vaat edileni bekliyordu. Allah vadinde haktır. Rüya, salih rüya, peygamberliğin kırkaltı cüzünden bir cüzdür. Ahir zamanda, sadece rüyalar mübeşşerattandır. ‘Mübeşşerat nedir ya Resulallah? Müjdecidir, müjdedir.’ işte salih insanların gördüğü salih rüyalar ahir zamandan müjdedir. işte o padişaha öyle bir müjde rüya gösterilmişti. O piri fani rüyasında gösterildi ya onu rüyasında ilham kapısı açıldı ya ona rüyasında o ilham kapısından hitap edilmişti. Beklediğin derdine derman olan zat i şerif sana gönderildi. Sen ona hürmet ve hizmette kusur etme. O bizdendir, ona bana hizmet ediyormuş gibi hizmet et, o bizdendir, o tanıdık-tır. Onun ilacı keskindir, sihri makbuldür. işte o padişah o vadeden hakikat noktasında Rabbin vadi, o hak o hakikat o an gerçekleşecek, onu beklemeye koyuldu. O müjdeyi bekliyordu. Derken bir de gördü ki: • "Üstü hünerlerle dolu bir kişi geliyor.Gölge içinde bir güneş sanki." • işte onlar, o mürşid i kamiller, gölge alemin içerisinde güneş gibi parlarlar. O mecaz ailemin içerisinde hakikatten bir işarettir onlar. Onlar sizin gibi yerler, içerler ama onların sofraları semavattan gelir. Onlar sizin gibi yerler, içerler, uyurlar gibi görünürler ama onların kalpleri Rabbin nazargahıdır. • Onlar sizin gibi bir yürürler, koşarlar, otururlar, kalkarlar ama onların fiiliyatları ‘Hak’tandır. Sen atmadın ben attım sırrı, onların üzerinde tecelli etmiştir. Gören gözdür onlar, duyan kulaktır, tutan eldir, yürüyen ayaktır. "Benimle görür, benimle duyar, benimle tutar, ben, benimle konuşur, benimle görür" sırrına vakıftır onlar. Allah onları kendi sırrı ile sırlandırmıştır. O yüzden bu mecaz alemin güneşin hükmündedir onlar. Onlar bu mecaz aleminin güneşi gibi göründüklerinden dolayı, o hakikat aleminin gerçek güneşinin, delili şahadetidir onlar. Onlar nasıl "ashabım yıldızlar gibidir, kim onları bulursa beni bulur" dediği gibi işte o veliler, Allah’ın bu mecaz aleminde güneşi gibidirler. Onlar Allah’ın varlığına birliğine mana aleminin varlığına, o hakikat aleminin varlığına delillerdir, şehadettir onlar. Onlar yürüyen şahittir; görmüştür onlar, duymuştur onlar, yaşamışlardır onlar. Onlar, o kulluğun zevkini, tadını her daim içmektedirler. O yüzden onlar gölge alemin güneşi hükmünde, uzaktan yeni ay gibi gelmekteydi. • Hani tam böyle grup vaktidir ya, akşam olmak üzeredir grup vaktinde karanlıkla, aydınlığın ortasıdır o. Hani yeni ay taptaze, taptaze çıkar, taptaze çıktığında dahi Hz Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri yeniay taptaze çıktığında dua ederdi. işte o yeni ay gibi görünen mecaz aleminin güneşidir onlar. Hani insan yeni bir aya girer ya, bir mutluluk içinde olur. Yeni aya girince bir mutluluk, bir huzurluluk alır insan ve ona şükran, yeni aya şükran yeni aya hamd, yeni ayın nimetlerini beklemenin şükranı, başında oruç tutmaktır. Ey sufi adayları, sufiler, siz öyle bir yeniaya ulaşırsanız, şükran için oruç tutunuz mecaz aleminin güneşi ile karşılaştıysanız, Allah’a hamd oruçları tutun. Eğer öyle bir siz hakikat eri ile rüyanızda karşılaştıysanız, kurbanlar kesin Allah adına dağıtın tasadduk edin, hayır hasenat dağıtın. Cenabı Hak sizi, hakikat alemine davet ediyor.Cenab ı Hak size hakikat aleminden bir pencere açıyor. Allah’ın seçilmiş kulu olduğunuza inanın ve o nimetin, o lütfun, o ikramın altında hamdinize hamd, şükrümüzü şükür ekleyin. Allah’ın zikrine zikir, fikrine fikir ekleyin. Namazınıza namaz ekleyin, cömert olun, iyi olun. Allah hakikat alemine doğru size bir pencere aralamış, bir kapı aralamış ve siz yaşarken o hakikat âleminden size inci, mercanlar getirecek bir veli, bir mürşid-i kamil nasip etmiş. • Bir salih insan, bir peygamber varisi rüyanda göstermiş. Ahmak olma, aptal olma, nankör olma, hain olma vefasız olma Şükran’a küfredenlerden, görgüsüzlerden olma. O nimeti başına tac et, hamd et. Yolunda eşik ol, yolunda toz ol, yolunda ram ol, o hakikat güneşi sana gösterilmiş. Rüya ‘Hak’tan ise, rüya salih rüya ise, o vahi gibidir. Vahi değildir ama o vahi gibidir. Hazreti Peygamber’e vahi, ilk altı ayında rüya ile gelmişti. O kapı aralandıysa sana, bunu nimet bil. Bunu başına tac et. O nimet bilmez, o kufran ehli, o nankör lardan olma O rüyanda gördüğün piri faniyi bekle. Pir i faniyi kendine, öbür alemden gelmiş bir nefes olarak gör de aman onun elini bırakma. O dedi ya Hazreti Allah Kur’anında senin elini tutanlar benim elimi tutmuş gibidir. O eli normal ellerden görme, o eli kendi elinle kıyaslama. O el, hak hakikatin eli, o dil hak hakikatin dili, o yürek hak hakikatin yüreği, o göz hak hakikatin gözü. O, yer yüzünde dolaşan, yeryüzünde dolaşan mecaz aleminin hakikat güneşi. Sakın ona edepsizlikte bulunma. Kim ona savaş açarsa, bana savaş açmış gibidir dedi Hazreti Allah. Onu kendine, onu kendi gibi gösterdi. Dedi ki o bendendir. Dedi ki o bendendir, ona savaş açarsan bana savaş açmış gibi olursun, ona hizmet edersen, bana hizmet etmiş gibisin. Onu seversen beni sevmiş gibisin. Ona düşmanlık edersen, bana düşmanlık etmiş gibisin. Onu saymazsan, beni saymamış gibisin. • Hani hazreti peygamber dedi ya: "Yarabbi, Ali’nin döndüğü yere ‘Hak’kı döndür" bunu duyduğumda, bunu tefekkür ettiğimde ayaklarımın, dizlerimin bağı çözülür. Çökerim bulunduğum yere. O nasıl muhabbettir, o nasıl sevgidir, o nasıl bağlılıktır, o nasıl mükaşefedir, o nasıl muhabbetullahtır, o nasıl bir hakikat dindir ki, onun döndüğü yere, ‘Hak’ dönecek. Onun söylediği yere ‘Hak’ söyleyecek, ve söylediği böyle hak, böyle hakikat olacak. Hz Ali efendimiz pirimiz, mürşidimiz,sultanımız, üstadımız. Tasavvuf yolunun başı, erenlerin velilerin öğretmeni mürşidi. Hz Ali efendimiz, Hz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin soyunun geldiği yer.” Ya Ali benim soyum senden gelecek” dediği Ali. Ne Ali ki, ashab ı abadan, ashab ı abadan, ehlibeytten. Yarın ehlibeytimi de alıp lanetleşin ayeti kerimesi geldiğinde, bütün ashap sabaha kadar uyumadı. Ehlibeytten olmak için! O ehlibeytten kimdi, o ehlibeyt kimdi acaba? Ya Rabbi, biz miyiz, beni o ehlibeytin içinde eyle, deyip sabaha kadar ashabın gözlerinden akan pınar oldu ve sabah olduğunda bütün ashap, acaba benim adım anılır mı, acaba ben çağrılır mıyım, acaba benim ismim okunur mu diye bütün herkes toplandı Medine’nin meydanına. • Hz Peygamber hasta, Hz. Peygamber rahatsız, Hz.Peygamber iki büklüm! Ama onda bir aba var, bir cübbe var, çok önemli günlerinde giydiği bir cübbesi, bir abası, bir kaftanı. O kaftandaki sırrı çözebilmiş değilim. O kaftanda, o abada, o cübbede nasıl bir sır var ise en hüzünlü olduğu zamanlarda onu giyip hutbeye çıkar. En hüzünlü, en sıkıntılı zamanlarında, en müşkilatlı zamanlarında o abasına, o cübbesine kurban olduğum! Ne var ise! Hakkınızı helal edin! Bilseydim! Herkes beklerken Hazreti Ali el Murtaza seslenilir. Hazreti Fatıma Tüz Zehra seslenilir, zehirlenerek şehit edilen Hazreti Hasan Efendimiz seslenilir. Hunharca Şehid edilen, üç gün üst üste hiçbir şey yemeden, içmeden kılıcının Hak ve hakikatini vermeye çalışan Hz. Hüseyin Efendimiz seslenilir. Sağında Hazreti Hasan, solunda Hazret, arkasında Fatıma-tüz Zehra, onun arkasında Hazreti Ali efendimiz çıkar. işte o Hazreti Ali, sancağın sahibi ve son gelecek olan Mehdi ala Resulün dedesi, onun soyundan gelecek! Hz Hasan Efendimiz’e benzeyecek. Hazreti Ali gibi hem mana alemine, hem madde alemine tasarruf edecek. işte tasarrufun sahibi o, tasarrufa sahip vakte ve zamanı tasarruf edecek olan o. Her şeye tasarruf eden o. O kendi diliyle, kendi lisanıyla konuşana tasarruf müsaadesi veren o. işte, o Hazreti Ali efendimiz, pirimizin sultanımızın yolunda giden! • işte öyle bir zatı şerif bulursan sen, oruçlar tut, kurbanlar kes. Belki de malını mülkünü hibe et, tasattuk et. Sen dünya ve ahiret zenginliğini buldun. Hani demiş ya canlar canını buldum ben canı neyleyim; ben ballar balını buldum, arı kovanını neyleyim. işte o padişah da, uzaktan yeni ay gibi görünen, o mecaz aleminin hakikat güneşini görmüş.”O uzaklardan gelmedeydi. Hayal gibi, hem yoktu, hem vardı. Onlar hayal gibidir. Var gibi görürsünüz, yok olur; yok gibi görürsünüz, güneş gibi çıkıverir. Hakkınızı helal edin. Üzdüysek, kırdıysak, incittiysek af ola. Cenabı Hak cümlemizi, yolunda sabit kıla. • El Fatiha’mes salavat.
Allah’ın gücü nasıl açıklanmıştır?
Onda Allah’ın gücünü seyret sen. Çünkü Allah ona kendi gücünden güç vermiştir." diyelim, "O sözleşme çağı geldi çattı" dan devam edelim haftaya inşaallah. Hak- kınızı helal edin.
Vuslat nedir?
Allah muhafaza eylesin ve insan bu manada hiçbir zaman varlığın yaratılma noktasında tecelliyatı bitmeyeceği için insanın da kemalâtı hiçbir zaman bitmeyecektir ve vuslat diye adlandırdığımız her şey bizi aldatacaktır, bakın bizi aldatacaktık. Diyeceksiniz ki sonunda vuslat yok ise sonunda vuslat yok ise bir gün gelir insan bıkar, yoldan çıkar mı? O senin âşık olmadığını gösterir. Eğer sen âşık isen sen koluna şevki de takmışsındır, şevkle bitmez tükenmez bir enerjiyle, istekle sen hep hayretten hayrete koşmanın yolunu arayacaksındır ve eğer sen hayretten hayrete geçmenin yolunu aramıyorsan o zaman sen zikrullahın hakikatine de ermemişsindir. Âşıklığın hakikatine de ermemişindir. Yolun yani Allah’a yakîn olmanın yoluna da hakikatine de ermemişindir. O zaman sen hakikatten uzaksındır.
Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: İlâhî Varlığa Kavuşmak
Ruhun sır tecelliyatı nedir?
Allah’ı hatırlayan tecelliyattır. Allah’ı hatırlayan bu tecelliyattır. Bu nereden geldiğini bilir bu nereye gideceğini de bilir. Bakın bu ruhun tecelliyatı nereden geleceğini bilir, nereden geldiğini ve nereye gideceğini bilir ve bu tabiri caizse eles sorusuna muhatap olandır. Bakın, eles sorusuna muhatap olup eles sorusuna cevap verendir bu. Bu nedir? Ruhun sır tecelliyatıdır. Sır dediğimiz de bizim asıl aklımıza gelecek olan bu. O ruhun nereden kopup geldiğini o ruh bilir. Dönüşünün de nereye olduğunu bilir.
Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Sır Sahibi Olmak
Sırru’l sır tecelliyatı nedir?
Lafı gelince söyleyeyim, o da aşkın tecelliyatıdır. O ruh âşıktır. Aşk onun üzerine tecelli eder. O, mutlak aşkın tabiri caizse tecelligâhıdır. O, zamandan, mekândan münezzeh olan Allah’la irtibatlı olan halidir. Bu, en mahrem noktadır. Bu da hani değişik isimler koymuşlar, Ben sırrın sırrı derim buraya. Hani derim bazen ya sırrın da sırrı vardır, onun da sırrı vardır. Onun da sırrı var dediğim şey bu haldir. Bu kelamdan uzaktır burası, burası kelamdan uzaktır ve burası, bu sırrın sırrı noktası, Cenab-ı Hakk’ın kendi zatından üflediği ruhtur.
Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Sır Sahibi Olmak
Sırrın halidir ne demektir?
İşte bu da sırrın halidir. Bakın bu da nedir? Sırrın halidir ve bunu tekrar bunun altına not düşelim, Cenab-ı Hak dilediği kimselerin derecelerini yükseltir. Bu, özel bir şeydir. Enam, ayet 83, ve tabii bu sırrın da insan üzerinde tecelli ettiği bir ana merkez hükmünde yer vardır. O da nedir? Yani işte sol göğsün üstünde iki parmak bir yer olarak tanımlanır. Zaten böyle bir şey yaşanacağı zaman, orası başlar sancılanmaya, orası başlar titremeye, kımıldamaya, o ilk işarettir.
Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Sır Sahibi Olmak
Fena olmak nasıl mümkün olur?
Fena olmak, fena olmak ancak böyle mümkün olur ancak böyle mümkün olur. Biz buna inanırız yani ibadetler olmadan, tefekkür olmadan, zikrullah olmadan işte ne bileyim rabıtalar olmadan bir kimsenin fenaya ulaşması mümkün değildir.
Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Birliğe Yönelmek
Kılıç burhanı ne anlama gelir?
Kılıç burhanı da bir keramettir. Keramet müminlerin üzerinde tecelli ettiyse haktır ama. Keramet veya bu. Olağanüstü haller. Mümin olmayanların üzerinde tecelli ederse istidraç o yüzden şiş buhranı sahabelerin üzerinde birçoğu var oklarını namazda çıkartmışlar oku hissetmemiş çıkmış kan. Akmam. Kimisi. Yaral arını yara dağlamak yarayı dağlamak. Kılıç yarası var ok. Yarası. Var dağlanması lazım Allah resulü bazı. Hadi şeriflerde dağlamış, ama dağlamışlar.
Kaynak: (NASİHAT/31) Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 07.11.2024
Zehir buhranı ne anlama gelir?
Zehir buhranı da bir keramettir. Keramet müminlerin üzerinde tecelli ettiyse haktır ama. Keramet veya bu. Olağanüstü haller. Mümin olmayanların üzerinde tecelli ederse istidraç o yüzden şiş buhranı sahabelerin üzerinde birçoğu var oklarını namazda çıkartmışlar oku hissetmemiş çıkmış kan. Akmam. Kimisi. Yaral arını yara dağlamak yarayı dağlamak. Kılıç yarası var ok. Yarası. Var dağlanması lazım Allah resulü bazı. Hadi şeriflerde dağlamış, ama dağlamışlar.
Kaynak: (NASİHAT/31) Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 07.11.2024
Sahabelerin kerametleri nelerdir?
Sahabelerin. Kimisini. Kılıç mesela. Yediği halde kan çıkmazdı veya oklan lardı okland düşmezler Cenâb-ı Hak onların. Normalde gelirlerdi. Tabiri caizse. Çanakkale’de milletin üzerinden saçma. Kurşun çıkardıkları gibi. Ok çıkarlardı. Sahabelerin üzerinden veyahut. Da, mesela zehir buhranın sahibi haz Ebubekir efendimizdir yılan ısırdı zehirledi onu yılan ısırıp zehirleyen haz Ebubekir efendimiz o zehirden herhangi bir görmedi zehirlenmede nakşibendiler de zehir buhranı vardır. Hazret-i Ebubekir efendimizdir iyi bir Nakşibendi. Mürşidi zehir buhranını yapması lazım örnek.
Kaynak: (NASİHAT/31) Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 07.11.2024
Münafıklığın alâmetleri nelerdir?
"Münafıklar Allah’ı ve müminleri aldatmaya çalışırlar; namaza kalktıklarında tembel kalkarlar ve insanlara gösteriş yaparlar, Allah’ı pek az zikrederler." (Nisâ, 4/142). Münafıkların alâmetleri Bakura’da ve Nisâ’da açıktır: îmân edenleri aldatmaya çalışmak, Allah’a tuzak kurmak, oruçlu görünüp oruçlu olmamak, derviş yanında derviş numarası yapmak. Allah’la oyun oynanmaz; tuzak bozucuların en kuvvetlisi O’dur. Münafığın içi sarığı, sakalı, cübbesiyle çelişir; ümmet dışarıdan yenilmez — içten oyulur. Münafıkların en zorlandığı namaz yatsı ve sabah namazlarıdır; o ikisindeki sevabı bilselerdi emekleyerek bile gelirlerdi.
Şembeki ve Genç Abdülkadir: Bir Keramet Anısı nedir?
Şembeki ve Genç Abdülkadir: Bir Keramet Anısı, Muhammed-i Şembeki ile genç Abdülkadir Geylani arasındaki bir keramet anısını anlatan bir metindir. Şembeki, genç Abdülkadir’in melekler tarafından yüksek bir makamda olduğu ve onun kıyamete kadar susmaması gerektiğini belirtir. Bu anlatı, Abdülkadir Geylani’nin manevi makamının ve kerametlerinin bir örneğini sunar.
Kaynak: Abdülkadir Geylani Sohbeti — Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri
Mevlânâ der ki: ‘Burnun niçin koku almaz biliyor musun?
Kalp çalışıyorsa koku alır; burun çalışıyorsa koku alır. Hz. Çünkü hevâ ve hevese uymuş bir nefis taşıyorsun.’ Mânevî körleşme, burnun koku alma kâbiliyetini de köreltir. Burun da bir göz gibidir; kendine ait bir aklı, bir hafızası vardır.
Kaynak: Maneviyatta da koku vardır eğer o kimsenin kalbi çalışıyorsa onun aklı kokudan h
Koku alma hassasiyeti eğitime bağlıdır mı?
Koku alma hassasiyeti eğitime bağlıdır: daha önce aldığın çayın kokusu zihne yerleşir, benzer çayda o kokuyu ararsın. Eğer aldığın koku mevcut değilse, o çay ‘kokmuyor’ denir — ama aslında çayın kokusu vardır; senin hıfzedeceğin koku orada değildir. Bu, mânevî hassasiyetin nasıl işlediğinin tam modelidir.
Kaynak: Maneviyatta da koku vardır eğer o kimsenin kalbi çalışıyorsa onun aklı kokudan h
Dede’nin Farklı Kaplardan Su Hikâyesi nedir?
Hassas koklama melekesine dair somut bir örnek: Bir dede her zaman ‘küçüğün büyüğünden su kat’ der — üç farklı kaptan oluşan su sistemi. Hangi kaptan katılırsa katılsın farkı hissederdi. Her suyun kendine özgü kokusu vardır; aynı çeşmeden doldurulsa bile iki farklı bardağın suyu farklı kokar. Bu hassasiyet, mânevî koku alma için de geçerlidir.
Kaynak: Maneviyatta da koku vardır eğer o kimsenin kalbi çalışıyorsa onun aklı kokudan h
Mânevî Kokuların Farklılığı nedir?
Mürşid-i kâmilin kokusu ayrıdır. Altı esmânın kokusu ayrı, beşin ayrı, dördün ayrıdır. Günah kebirinin içinde dolaşan kimsenin kokusu ayrıdır; faiz yiyenin kokusu, bakışları, siması ayrıdır. Her şey ayrıdır. ‘Yemen tarafından Rahmân’ın kokusu gelir’ hadîsindeki gibi, mânevî koku her daim eser. Zikrullâhın kokusu, seher vaktinin kokusu, bir esmâya âşinâ olan kimsenin o esmânın kokusu — bunların hepsi gerçektir.
Kaynak: Maneviyatta da koku vardır eğer o kimsenin kalbi çalışıyorsa onun aklı kokudan h
Hz. Yakup ve Hz. Yusuf — Koku ile İman ilişkisi nedir?
Hz. Yusuf aleyhisselâm’ın kardeşleri onu kuyuya atıp gömleğini kana buladılar. Hz. Yakup gömleği kokladı; inanmadı. Çünkü Yusuf’un kokusu o gömleğin kokusundan farklıydı. ‘Bu şeytanın bir oyunudur’ dedi. Yusuf’un gerçek kokusu Yakup’un gönlüne yerleşmişti; onu unutmadı, kilometrelerce uzaktan bile hissediyordu. Gözleri körleştiği hâlde Yusuf’un sağlığından emindi. Diğer oğulları ‘bu iyice aklını yitirdi’ derken Yakup ‘Yusuf’un kokusunu alıyorum’ diye inliyordu. Nihâyet Yusuf Mısır’dan gömleğini gönderdi. Kardeşler yola çıkınca Yakup ‘Yusuf’un kokusunu alıyorum’ dedi. Gömlek geldi, yüzüne gözüne sürdü — gözlerindeki perde kalktı ve gözü açıldı. Muhabbet ve koku birbirinden ayrılmaz.
Kaynak: Maneviyatta da koku vardır eğer o kimsenin kalbi çalışıyorsa onun aklı kokudan h
Koku deyip geçmeyin ne demektir?
Koku deyip geçmeyin. Hz. Peygamber (s.a.v.), Üveys el-Karanî için buyurdu: "Üveys’in şefâatini isteyin." Veysel Karanî gelip kapıdan döndüğünde, Allah Resûlü onun kokusunu kapıda buldu: "Kim geldi?" dedi. "Veysel Karan,î geldi" dediler.
Kaynak: Koku deyip geçmeyin
İbrâhîm ve İsmâîl kıssasında kokunun mânevî idrâk ifâdesi nasıl kullanılmıştır?
İsmâîl (a.s.), İbrâhîm’in (a.s.) kokusunu aldı. İbrâhîm geldi oğlunun yanına; birinci eşi onu buyur etmedi, insanca davranmadı, tepeden baktı, içeri dâvet etmedi. Burnu kok almıyordu — gözü kör, hem Peygamber hem de kocasının babası olduğunu fark etmedi.
Kaynak: Koku deyip geçmeyin
Koku ve mânevî idrâk arasındaki ilişki nedir?
Koku ve Mânevî İdrâk. İbrâhîm ve İsmâîl Kıssası. İsmâîl (a.s.), İbrâhîm’in (a.s.) kokusunu aldı. İbrâhîm geldi oğlunun yanına; birinci eşi onu buyur etmedi, insanca davranmadı, tepeden baktı, içeri dâvet etmedi. Burnu kok almıyordu — gözü kör, hem Peygamber hem de kocasının babası olduğunu fark etmedi.
Kaynak: Koku deyip geçmeyin
Ruh nasıl vücuttan ayrılır?
Nerede o cesetlerin üzerinde yaşıyorlar o cesetlerde duruyorlar ne zaman uyuyuncaya kadar uyuduklarında oradan ayrılıyorlar bu. Normalde fiziki Bir de ne var var bir de Allah’la olan. Zikrullah varı var Sen. Zikrullah esnasında öyle bir. Eğer seyri sülukun var ise ruhunun senden çıktığını görürsün tecelliyât olarak ruh senden ayrılır vücut zikrullah’a devam eder vücut zikrullah’a devam ederken ruh senden ayrılır seü sülükte olanlar. Yaşar bunu O ruh ondan ayrılır aynı uykudaki gibi, ve Cenâb-ı Hak onu seyrah dedi seyrah budur o ruhu o kimsenin seyir haline geçer seyir haline geçer.
Kaynak: Bu diken yiyen vücut devedir, Mustafa’dan doğan da bu deveye binmiştir
Mevlânâ Hazretleri, sözün kendisine ait olmadığını beyan ettiğine göre bu sözün sahibi kimdir?
Bu güzel söz ona aittir, benim ağzımdan söyleyen O’dur.
Kaynak: Gayb aleminde kaza ve kaderin zuhuru Cenâb-ı Hakk’ın ezeli ilmi dairesinde tecel
Senin varlığın nedir ki aşkın içinde kaybolup gider?
Sen yokluk denizinde var olduğunu sanan bir köpüksün. Köpüğün bir hükmü olmaz. Aşk deryâsına kendini atarsan senin varlığın o deryâda yok olur gider.
Kaynak: Allah yaratmış olduğu her şeyi ilmi ilahisinde ol diyerek yaratır ve onun hakiki
VVM Rukye ve havas ilminden psikolojik bozukluklar için faydalanılır mı?
Rukye ve havas ilminden psikolojik bozukluklar için okutulmalı mı? Havas ilmi nedir? Allah razı olsun. Normalde böyle psikolojik huzursuzluklarla alakalı havas ilminden veya rukye ilmi denilen o rukye yapmakla alakalı bunlarla alakalı bir kimse faydalanabilinir mi? Her cevap faydalanabilinir.
Kaynak: VVM Rukye ve havas ilminden psikolojik bozukluklar için faydalanılır mı?
Mekke müşrikleri ne için kurban kesiyorlardı?
Mekke müşrikleri Müslümanlarla olan savaşta galip gelmek için putlarına kurban kesiyorlardı. Etlerini de dağıtıyorlardı. Peki sen Müslümansın. Kurbanı kestin. Eti nerede? Etini kime dağıttın? Etini kime verdin? Hacta kurban kestin. Kesilen kurbanların etleri nereye gitti? İslâm Bankası nereye gönderdi etleri? Afrika’daki açlara mı gönderdi? Gazze’deki mücahitlere mi gönderdi? Gazze’deki Müslümanlara mı gönderdi? Nereye gönderdi? İslâm Bankası Etlere. Yoksa bir şaiye çıktı son dönem. Doğru mu yanlış mı bilmiyoruz. Yoksa Etler Rusya’ya mı gitti? Doğru yanlış bilmiyorum. Hani siz bir haber geldiğinde haberi araştırınız diyor.
Kaynak: Sen kendini iyi işler yapıyorum zannediyorsun ama Allah düşmanlarına yardım ediy
Kurban paralarıyla ne yapıldı?
Kurban paralarıyla, deri paralarıyla ne yaptı? Birileri sattı boğazda kendine villa mı yaptırdı? Birileri sattı. Tatil parası mı yaptı kendine? Senin kurbanın nereye gitti? Senin tasaddukun nereye gitti? Senin yardımın nereye gitti? Kime gitti? Kimlere gitti? Yoksa Mekke müşrikleri gibi Müslümanlarla mücadele eden bir kuruma mı gitti? Müslümanlarla mücadele eden bir topluluğa mı gitti? Dinle alakası olmayan bir derneğe mi gitti? Bir sürü dernek var. Deri topluyor, et topluyor. Nereye gitti? Kime gitti?
Kaynak: Sen kendini iyi işler yapıyorum zannediyorsun ama Allah düşmanlarına yardım ediy
Mekke müşrikleri ne yapmışlar?
Mekke müşrikleri savaşta galip gelelim diye kurban kesiyorlardı. Mekke müşrikleri Müslümanlarla olan savaşta galip gelmek için kurban kesiyorlardı. Adıyorlardı. Kurban adıyorlardı. Ve normalde öyle ki putlarına kurban kesiyorlardı. Putlarının önünde kurban kesiyorlardı.
Kaynak: Sen kendini iyi işler yapıyorum zannediyorsun ama Allah düşmanlarına yardım ediy
Kurbanın eti nerede?
Hacta kurban kestin. Kesilen kurbanların etleri nereye gitti? İslâm Bankası nereye gönderdi etleri? Afrika’daki açlara mı gönderdi? Gazze’deki mücahitlere mi gönderdi? Gazze’deki Müslümanlara mı gönderdi? Nereye gönderdi? İslâm Bankası Etlere. Yoksa bir şaiye çıktı son dönem. Doğru mu yanlış mı bilmiyoruz. Yoksa Etler Rusya’ya mı gitti? Doğru yanlış bilmiyorum. Hani siz bir haber geldiğinde haberi araştırınız diyor.
Kaynak: Sen kendini iyi işler yapıyorum zannediyorsun ama Allah düşmanlarına yardım ediy
Ruhlar aleminde yapılan üç secde nedir?
Ruhlar âleminde ruhların üç secde ettiğini söylemiştiniz. İlk secde zorunlu olarak kılındı. Fakat ikinci, ve 3üncü secdelerde bazı ruhların secde etmediğini söylemiştiniz.
Kaynak: Ruhlar aleminde yapılan üç secde
Ruhlar aleminde yapılan üç secde Hakkında ne söylendi?
Secde emri verince ruhların hepsi de secdeye gitti. Bu benim kendi anlayışım. Bu birinci secde cebriydi. Ruhların burada kendi ihtiyarları yoktu. Kendi ihtiy nadı olmadan Cenâb-ı Hak onlara secde emri verince hepsi de secde ettiler. İkinci secde emrini verdi Cenabı Hak. Birinci secdeye gidenlerin bir kısmı ikinciye gitmedi. Bir kısmı ikinciye gitti. Gitmeyenler tereddüt ettiler. Öyle bunu anlayalım. Sonra Cenabı Hak 3üncü secde emrini verdi. Çüncü secde emrini verince ikinciye gitmeyenlerin bir kısmı üçüncüye gitti. İkinciye gidenlerin bir kısmı üçüncüye gitmedi.
Kaynak: Ruhlar aleminde yapılan üç secde
Neden bir dervişin uçması hakîkatse, kerâmeti hakîkatse zaman gösterir?
Onun eğer uçması hakîkatse, kerâmeti hakîkatse zaman gösterir.
Kaynak: 6E Bir insanın, bir yolun hakikati zamanla çıkar meydana
TE Hastalığı verende sevk edende Allah konusunda neler söylenmektedir?
TE Hastalığı verende sevk edende Allah konusunda, biyolojik silahların laboratuvarlarda hazırlanmış olabileceği, bu tür salgın hastalıkların dünya üzerindeki etkileri, Allah’ın bu tür durumlarda sevk ve idare etmesi, insanlar tarafından yapılan zulüm ve isyanın Allah’ın cezası olabileceği, ve bu tür durumlarda dua ve zikirle kurtulma yollarının olduğu anlatılmaktadır.
Biyolojik silahların sevk edilmesiyle ilgili ne söylenmektedir?
Siz bütün uçaklarımızı kaldırırsanız bir bölgeye böyle biyolojik olarak oraya hastalık atmaya kalksanız. Cenâb-ı Hak bir rüzgar çıkarıp o biyolojik silahı senin dükkana göndermekten muktedir değil mi. Biz. Allah’ı. Zikredelim. Allah’a tövbe tanrım. Allah’a dua edelim biz. Allah’a yalvar olmuyor kıralım kötülerin kötülüklerini. Kendi başlarına muhafız eylesin bir dua edelim. Zikredelim zalimlerin zalimlikleri ne. Allah. Kendi başlarına makus eylesin. Cenâb-ı. Hak. Nerede. Zalim var ise nerede zu ne var. İsa. Cenâb-ı. Hak. Onların zalimlikleri, ve zulümlerini. Kendi başlarına makus eylesin bizim işimiz denge bizim elimizden gelecek olan dua bu bizim elimizden gelecek olan zikir bizim elimizden gelecek olan kendimizi sakınmak kendimizi.
Kim Kadir gecesini ihya ederse içinde Kadir gecesi olmayan 80 yıllık ibadet etmi?
Her bir kimse Kadir Gecesi’ni ihyâ eder ise, Cenâb-ı Hak ona, içinde Kadir Gecesi olmayan 80 yıllık ibâdet etmiş gibi sevâb verecektir.
Kaynak: Kim Kadir gecesini ihya ederse içinde Kadir gecesi olmayan 80 yıllık ibadet etmi
Buradaki yağmurdan kasıt ilmi ilahiden gelen rahmet, ve bereket midir?
Onlar sebebiyle sen ayakta duruşuna sebep olur o mürşid-i kamil. Onlar sebebiyle yağmur yağar. Onların sebebiyle sen manevi hikmete, manevi bilgiye ram olursun. Buradaki yağmurdan kasıt ilmi ilahiden gelen rahmet, ve berekettir. Onların üzerinden gelir. Çünkü bakın onların üzerinden gelir. Onların üzerinden bir maneviyat gelir. Onların üzerinden gelir. Velilerin sözlerinden yumuşak olsun, sert olsun. Vücudunu örtme.
Kaynak: Velilerin, mürşid-i kamillerin sözlerinin senin dini yaşamında çok önemli bir ye
Cenâb-ı Hak buyurur: ‘Senin her gün kalbine ilham eden Benim, hakîkatleri aktaran Ben, Sen nasıl bunu gizledin?
İlmi saklayanın kapısı kapanır. Etrafındaki insanlara tebliğ etmedin?’ Bu ihmal, Hz. Îsâ’nın havârilerinin düşüldüğü körlük gibi kalbin kapılarını kapatan büyük bir hatâdır.
Kaynak: Onlar Cenâb-ı Hakk’ın vermiş olduğu manevi rızıktan, hikmetten etrafındaki insan
Allah’ın Affı: Keyfiyet Meselesi nedir?
Allah’ın Affı: Keyfiyet Meselesi Bırakacağım Mîrâs: Kur’ân, ve Sünnet Dâiresinde Sûfî Yol Kaynaklar Risâle-i Nûr’dan Tasavvuf Müdâfaası: 29. Mektup Allah’ın Affı: Keyfiyet Meselesi Bırakacağım Mîrâs: Kur’ân, ve Sünnet Dâiresinde Sûfî Yol Kaynaklar Hâlbuki eşyâda kusursuz, ve her ciheti hayırlı şeyler, meşrepler, meslekler az bulunur. Ehil olmayanlar bir işe girseler, elbette suistimâl ederler. Cenâb-ı Hak âhirette muhâsebe-i a’mâl düstûruyla hasenât, ve seyyiâtın muvâzenesine bakar; keyfiyete bakar, kemiyete değil.
Kaynak: Yol Kur’an ve sünnet Kur’an,sünnetin dışında dilimden bir nasihat çıkarsa getir
Aynü’l-Yakîn ne demektir?
Aynü’l-Yakîn: Gözlerimizle Görme. Miraç yaşayan Hz. Muhammed Mustafa Sallallâhu aleyhi, ve sellem ise, melekleri gördü, cennet, ve cehenemi gördü, bu sebeple onun mertebesi aynü’l-yakîn (göz ile görüş) olmuştur.
Kaynak: Kimin namazında mihrap ve kıblesi Allah olursa onun tekrar iman tarafına gitmesi
Asıl deniz, ve maden dendiğinde deniz maneviyat mıdır?
Deniz, ve maden onun ihsanına karşı zelzeleye düşmüş. Normalde deniz, ve maden malum o bolluğun sembolü, cömertliğin semyolü. Ama asıl deniz, ve maden dendiğinde deniz maneviyattır.
Kaynak: Cömertlik etmek, insanların hizmetine amade olmak hak dostlarının fıtratı hükmün
Okyanusun diplerinde ne tür madenler vardır?
Okyanusun diplerinde işlenmeye hazır o kadar devasa madenler vardır ki onu zaman içerisinde insanlık meydana çıkaracak. Okyanusun dipleri maddi manevi madenlerle doludur.
Kaynak: Cömertlik etmek, insanların hizmetine amade olmak hak dostlarının fıtratı hükmün
Cebrail (A.S) in şekline ve şemaline şeytan giremez midir?
Cebrail (A.S) in şekline ve şemaline şeytan giremez.
Kaynak: rzY Cebrail (A.S) in şekline ve şemaline şeytan giremez.
Dün hüzün deryasında olan bugün neşeye dalar; bir sohbetle gam uçar mı?
Dün hüzün deryasında olan bugün neşeye dalar; bir sohbetle gam uçar. Bu gelip geçici hâlleri hakîkat sanıp onlara bağlı kalan, Allah’ın cemâlinde fenâ olamaz.
Kaynak: Gelip geçici hallere bağlı olan, bu hallerle yaşayan, Allah’ın cemalinde fena ol
Kalp, küçük şeylere saplanmak yerine Allah’ın cemâline yönelmeli, fenâ makamına ulaşmayı amaçlamalı mıdır?
Örneğin, "Eşim kahvaltıyı beğenmedi, çok üzgünüm" veya "Kuru fasulye gibi pişiremiyor, sıkıldım" diyerek o hâlde kalan kimse, geçici bir şeyde boğulmuş demektir; bu hâlde Allah görülemez. Kalp, küçük şeylere saplanmak yerine Allah’ın cemâline yönelmeli, fenâ makamına ulaşmayı amaçlamalıdır.
Kaynak: Gelip geçici hallere bağlı olan, bu hallerle yaşayan, Allah’ın cemalinde fena ol
Zikrullah’ın ruha yerleşmesi ne anlama gelir?
Zikrullah’ın ruha yerleşmesi, Allah’ın ruhunun içindeki etkisini ifade eder. Zikrullah olur artık o kimsenin ruh ile. Zikrullah olur artık o kimsenin seyrüsüllükte sona doğru gidiyor. Onun sırra düşmesi. Onun için müşriklik olur o sırra düşmesi. Onun için müşriklik olur o rabbinin adını tam zikretmedi, Ve Allah’a rabbinin adını tam zikretmedi, Ve.
Kaynak: (NASİHAT/3) Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 25.05.2023 #
Zikrullah’ın ruh ile yerleşmesi ne anlama gelir?
Zikrullah’ın ruh ile yerleşmesi, Allah’ın ruhunun içindeki etkisini ifade eder. Zikrullah olur artık o kimsenin ruh ile. Zikrullah olur artık o kimsenin seyrüsüllükte sona doğru gidiyor. Onun sırra düşmesi. Onun için müşriklik olur o sırra düşmesi. Onun için müşriklik olur o rabbinin adını tam zikretmedi, Ve Allah’a rabbinin adını tam zikretmedi, Ve.
Kaynak: (NASİHAT/3) Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 25.05.2023 #
Mevlânâ buyurur: ‘Küfür bile yaratana nispette bir hikmettir; fakat bize nispette ise bir afet, bir felakettir.’ midir?
Hz. Mevlânâ buyurur: ‘Küfür bile yaratana nispette bir hikmettir; fakat bize nispette ise bir afet, bir felakettir.’
Kaynak: Küfürde dahi eksiklik ve noksanlık aramak Allah’ın yaratmasında abes bir şeydir
Güneşin yaratılışıyla ilgili ne söylenir?
Güneş bir yıldızdır; bilindiği üzere Samanyolu galaksisinde 100-300 milyar yıldız var. Her biri aşağı yukarı güneş büyüklüğünde. Bu kadar muazzam bir yaratılışı gördüğümde, işte o zaman gerçek anlamda hayrete düşüyorum.
Samanyolu galaksisiyle ilgili ne söylenir?
Samanyolu galaksisi de kâinatın tamamında bir nokta. Gördüğümüz uzay, daha büyük bir yapının içindeki küçücük bir parça. Biz dünyada "kâinat" dediğimizin ne kadar küçük bir parçasında yaşıyoruz.
Hz. Peygamber’in miracını anlatan ayetin anlamı nedir?
Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in miracını düşünelim: "Kalemin cızırtısını duydum" buyurmuş, "Bu nedir?" diye sormuş; Cebrail "Kıyamete kadar olacak şeyleri yazar" demiş. İmgeden metafizik rasyonelliğe doğru bir yolculuktur bu. Peygamber her adımda aklı ve kalbi beraber taşımıştır.
Peygamberlerin mucizeleri bilimle açıklanabilir mi?
Hz. Peygamber’in hurma dikip anında meyve vermesi gibi mucizeler, tabiat kanunlarının ötesinde gerçekleşen olaylardır. Bilimin bu mucizeleri "çözmesi" beklentisi, mânâ âleminin şehâdet âlemine farklı biçimlerde tecellî ettiği gerçeğini göz ardı eder. Mucizeleri matematikle açıklamaya çalışmak yerine, o mucizelerin hangi hakikate işaret ettiğini anlamak daha doğru bir yaklaşımdır.
Varlık mertebeleri ve kandil benzetmesi ne anlama gelir?
Sohbetin sonunda şu benzetme yapılır: Uzayın karanlığında tek bir kandil yaksak, o ışık her yöne yayılır. Güneşin ışığının ay üzerinden yansıması gibi, Hz. Muhammed Mustafâ’nın nûru da âlem içindeki velîler üzerinde yansır. Biz o yansımayı görür ve ‘işte bu velî’ deriz; ama aslında gördüğümüz, o nûrun bir tecellîsidir.