Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mesnevi Şerhi ·

Mesnevî-i Şerîf 1007-1015. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inden Mesnevî-i Şerîf 1007-1015. Beyitler Şerhi — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvufî şerhi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 3 • 44/46

Mesnevî-i Şerîf 1007-1015. Beyitler Şerhi Hakkında

1007-1015. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

1007. beyitten devam edeceğiz Allah izin verirse inşallah:

“Tavşanın av hayvanlarına cevabı”

Hani bir av hayvanları ile aslan birbirleriyle atışmışlardı ama atışmada av hayvanları dediler ki aslana sen bizi avlamak için uğraşma. Biz her gün sana lazım olan, senin karnını doyuracak olan bir av hayvanı senin önüne gönderelim, sen onun karnını doyur, geri kalan emniyette olsun dedi. Tavşan, av hayvanları ile aslan anlaştılar ve bu anlaşma neticesinde her gün bir av hayvanı aslanın önüne yem olarak gidiyordu. Sıra tavşana gelince tavşan dedi ki yeter, nereye kadar bu zulüm dedi ve bu anlaşmaya aykırı hareket etmeye başladı ve:

“Tavşan, ‘Dostlar, Hak bana ilham etti. Hakikaten zayıf birisi kuvvetli bir reye ve tedbire nail oldu. Hak’kın arıya öğrettiğini, aslan ve ejderha bilemez. Arı teritaze balla dolu petekler yapar. Allah ona o ilimde kapı açtı.”

Cenab ı Hak insanlara vahyeder, peygamberlere vahiy indirir. insanlara ilham eder çünkü aslında o da vahiydir de ama ehli sünnet üleması bu meselenin daha iyi anlaşılması, yanlış anlaşılmalara mahal vermemesi için insanlara olan vahyi ilham olarak adlandırmış. Aynı şekilde Cenab ı Hak arıya da vahyetmiş. Allah, bütün herşeye vahyeder. Peygamberlere olan vahiy, Cebrail vasıtasıyla olan bir vahiydir. O özel bir vahiydir ama Cenab ı Hak insanlara da vahyeder mi? Evet. Onun adını islam üleması, ilham olarak koymuş. O zaman arıya da vahyeder mi? Evet. Cenab ı Hak ayet i kerimesinde de Kuran ı Kerim’de Nahl Suresi 68-69’da arıya vahyettiğini ve ‘Dağlarda, ağaçlarda ve hazırlanmış olan yerlerde yuva edin. Sonra her türlü

üründen ye. Sonra da Rabbinin işlemen için gösterdiği yoldan yürü. Karınlarından insanlara şifa olan renkleri çeşit çeşit bir içecek çıkar. Bunda düşünen bir kavim için şüphesiz ayetler vardır, şüphesiz hikmetler vardır.’ Nahl suresi 68-69. Tabii Cenab ı Hak, taşa da vahyeder, ağaca da vahyeder, bir tohuma da vahyeder, bir buğday tanesini de vahyeder. Cenab ı Hak bütün her şeye vahyeder. Bütün her şeyin sahibi odur. Allah arıya da vahyetmiş yani ona bir ilim vermiş, ona bir hikmet vermiş. Arının neyi, nasıl yapacağını Cenab ı Hak ona öğretmiş. Ona öğretince arı Cenab ı Hakkın vahyiyle, Cenab ı Hakkın öğretmesi ile muhteşem bize ne getiriyor? Bal getiriyor ve insanlara faydalı bir şey. Hani Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri de balı şifa olarak görmüş. Kur’an’ı şifa olarak görmüş. Dağlanmayı, yani bir yarayı dağlamayı da şifa olarak görmüş ama dağlamayı çok kabul etmemiş. Hani bunu ümmetime çok tavsiye etmem demiş. O yüzden hatta meşhurdur. Adamın birisi gelir Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine kardeşim ishal oldu, karnı ağrıyor der. O da derki kardeşine bal içir. O gider bal içirir, ertesi gün yine gelir der ki ishali daha da arttı. Allah Resulü Sallallahu ve sellem hazretleri derki yine ona bal içir. Üçüncü gün tekrar gelir. Der ki ya Resulullah, daha da bu ishal arttı. O zaman Hz. Peygamber(s.a.v.) hazretleri der ki Allah mutlaka doğru söylemiştir, senin kardeşinin karnı yalancı der ve bal içmeye devam et der ve bal içmeye devam edince ardından o kimsede şifa olur.

işte arı da bu çeşit değişik hikmetler var ve arının bu manada işte balıdır polenidir ne bileyim bir sürü ürünleri var, hepsi de ayrı ayrı birbirinden farklı şifaları var ama bal bu manada şifa mı? Evet. Buhari olsun, Müslim olsun, diğer hadis kitaplarında, balın şifa olduğuna dair ne var? Rivayetler var. Hz. Ayşe annemiz de Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri için söylerken diyor ki tatlıdan ve baldan çok hoşlanırdı. Hz. Peygamber sallallahü vesselem hazretleri, tatlıyı severdi, baldan da çok hoşlanırdı ve balın da yenmesini isterdi. Bu konuda Hz. Ali radıyallahu anh hazretleri de yani ondan rivayet edildiğine göre birisi ona geldi, bir şifa istedi ondan. O da dedi ki bir kimse Allah’tan böyle devasız bir hastalık varsa, bir şifası varsa, bunu aklınızda tutun hatta birbirlerinize tavsiye edebilirsiniz, bu Hz. Ali radıyallahu anh hazretlerinin naklettiği bir şey. Başınızda bir hastalık olabilir, bir sıkıntı olabilir, bir problem olabilir. Bunu herkes inşallah edinmeye, yapmaya çalışsın. Normalde şifa ile alakalı bunu böyle yapabilirsiniz.

Mesela fatiha-i şerife olabilir. Önemli çünkü ve sahabeden çok nakiller var. Fatiha ı şerifin yazılıp ondan sonra onun yutulduğuna dair, okunduğuna dair, hani şifa ile alakalı bir kağıda, bir şeye fatiha-i şerifeyi yazabilirsiniz. Fatiha i şerife yazdıktan sonra, onu yağmur suyunda bekleteceksiniz.

Normalde o sayfayı yazacaksınız. Yağmur suyunun içerisine alacaksınız, ondan normalde o yağmur suyundan da sonra bir miktar alıp balla karıştırıp aslında o balı da alırken helal parayla alın yani mesela işte sizin kazandığınız paralar da haramiyet söz konusu olabilir ama bir kimse eşine bir şey tasadduk etse, hani eşine beş lira, on lira, yirmi lira, elli lira, yüz lira tasadduk etti, değil mi? Eşine dedi ki bu para sana ait ve eşi eğer ekmek aldı onunla, pirinç aldı, şeker aldı, su aldı. Bu sefer eşin aldığı o helal olmuş oldu. Sakın kendi kendinize de fetva çıkarıp haramınızı burdan helalleştirmeye çalışmayın. Böyle değil benim söylediğim şey. Ola ki bizim hani işte mesela bir kimsenin dedesi haramdan para kazandı ama miras toruna geçince o haramdan kazanmadığı için onun için helal oldu. Hani miras mal helal derler ya ölüm hak miras helal diye, ordan kaynaklanıyor.

Mesela eşinizin babasından kalma bir yerden bir gelir olabilir. Eşinizin babasından kalma veyahut da başka bir kimsenin babasından kalma bir geliri olabilir veya bir başkasının geliri olabilir, bir başkasına o normalde helal olmuş olur. O eğer onun haramdan kazandığı kesin sabit değilse. Böyle bir helal para ile kazanılmış, helal para ile kazanılmış bir parayla biraz bal alın ve o balla o suyu birlikte karıştırın, muhakkak o şifadır diye Hz. Ali radıyallahu anh hazretlerinin bu manada hadis i şerifi var. O yüzden tekrar söylüyorum, yağmur suyu, muhakkak biriktirin yağmur suyunu, hele bu bahar mevsiminde yağan yağmurlar, daha şifalıdır. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri, bahar ayında ilk yağan yağmurlarda ıslanmayı çok severdi. Böyle bir yağmur suyunu biriktireceksiniz. Bir Fatiha ı Şerife, bir kağıdın içerisi yazacaksınız ve onu mürekkebi veyahut da yazılan şeyi o suyun içerisinde kalacak şekilde, oraya çıkacak şekilde okuyabilirsiniz de ama hadis kitaplarında yazan şey, yazılacak diyor. O yağmur suyunun içerisinde bekletilecek ve bir helal parayla alınmış bir balla, helal para ile alınmış bir balla veyahut da bir kovan, iki kovan adınıza varsa işte götürün bir bahçenin köşesine koyun. Oradan aldığımız bal da helal olur. Ondan sonra böyle helal kazanılmış bir bal ile bunu karıştırırsanız, Allah’ın izniyle hastalıklara da şifa olmuş olur. Bunu da aklınızın bir kenarına yazın çünkü Kur’an, müminler için bir şifa.

Bir de hani bu yağmur sularıyla da alakalı ayet-i kerimede de ‘gökten bereketli bir su indirdik’ diyor. Yağmur sularıyla alakalı ve yine kadınlarla alakalı Nisa, ayet 4: ‘Şayet ondan bir kısmını gönül hoşluğu ile size bağışlar iseler, onu afiyetle yeyin.’ Yani mehirle alakalı veya kadının kendi parasıyla alakalı sana bir kısmını bağışlarsa onu afiyetle yiyin diyor. O yüzden normalde yine bal hakkında ayet-i kerimede de Allah insanlara onda insanlara şifa vardır buyurmuş. O yüzden bunlar böyle sünnet i seniyyede,

kur’an-ı kerim’de ve sünnet i seniyye de tespit edilmiş ama ne yazık ki insanlar böyle terk etmiş bunları. Biz kur’an’ın şifa olduğunu unutmuşuz. Bir yerimiz ağrıyor, koşturuyoruz, biz ağrı kesici içmek için. Başımız ağrıdığında elimizi başımıza koyup Allah rızası için şifa bulması için bir fatiha ı şerife veya yedi tane fatiha ı şerife okuyalım da başımızın ağrısı geçsin, kolumuzun ağrısı geçsin, midemizin ağrısı geçsin diye düşünmüyoruz .Çünkü bu inanca sahip değiliz. Bizi bu inançtan, bizi uzaklaştırdılar. Bize bunlar şimdi kocakarı ilacı diyorlar ya veyahut da bu tip şeylere inanmıyor insanlar, inanmıyor! Yani hadislere inanmıyor. Çünkü çıktı bir sürü ne yazık ki sapık hadis inkarcısı, insanlar, bu sapık hadis inkarcılarının peşinden gidiyorlar. Sebep? Çünkü bu sapık hadis inkarcıları heva ve heveslerine göre davranıyorlar ve heva ve hevesine göre davrananlara, bunlar hoş geliyor. O yüzden Kur’an’da şifa vardır. Bunu unutmayın.

Kur’an-ı kerimden hani diyorlar ya, ya bu ayet i kerimenin sen ne manası olduğunu bilmiyorsun. Bunun nerden şifası var. Canım kardeşim, kur’an-ı kerimin bir noktası dahi şifadır. Hangi ayet i kerime olursa olsun, o Allah’ın kelâmıdır çünkü. Allah’ın kelamı şifadır. Allah’ın zikri şifadır. Cenab ı Hakkın gökten indirdiği yağmurlar şifadır. Bizim eşlerimizin bize tasattukları şifadır, bakın şifadır! Eşiniz size bir şey tasadduk etmiş, bu şifadır. Bunu alın kabul edin. Bunu normalde kendi kendinize erkekler de kadınlar da kendi kendilerine kuru bir kibirliliğe girişmesinler. Allah muhafaza eylesin inşallah. O yüzden Cenab ı Hak muhafaza eylesin. Muhakkak her ay, her ay üç sefer de olsa, en az üç sefer bal yemeye gayret edin. Hele böyle pandemi zamanlarında bal yemeği ama halis bal olacak, böyle çok afedersiniz şeker karışığı şurup değil. Halis bal olacak. Muhakkak ki böyle pandemilerde, kış aylarında hastalıklarda şifa niyetine bal yiyin.

Sabahtan, sabah namazını kılın, şifa niyetine kur’an-ı kerimi okuyun. Allah’ı zikredin, evinizden çıkarken öyle çıkın. Allah, koruyacak olan Allah. Bütün zalimlerin size zulmetmek için türlü türlü tezgahlar kursalar ama Cenab ı Hak sizi koruyacak olduktan sonra o zalimlerin elinden tereyağından kıl çeker gibi çeker alır sizi. O yüzden kıymetli müslümanlar, kıymetli müminler, kıymetli kardeşlerim, Ayetü’l Kürsi’yi bol bol okuyun. Fatiha-i şerifeyi bol bol okuyun. Sabahları kalktığımızda muhakkak sağınıza, solunuza, önünüze, ardınıza, havaya, üstünüze, altınıza, yedincisini de içinize çekerekten yedi tane Ayete’l Kürsi okuyaraktan dışarı çıkın. Evinizden dışarı çıkarken böyle çıkın. Kadınlar, erkekler, işadamları, talebeler, evden çıkarken böyle çıkın. Muhakkak ve muhakkak Cenab ı Hak sizi korur. Sizi muhafaza eder. Muhakkak üç ihlas, bir fatiha okuyun. Üç ihlas bir fatiha okuyaraktan evden dışarı çıkın örneğin veyahut da üç ihlas bir

fatiha okuyun. Bütün peygamberlere, imamlara, sahabelere, pir efendilere, bütün velilere, evliyalara, dervişlere, âşıklara, sadıklara, ruhaniyetlerine hediye edin ve Cenab-ı Hak’tan muhafaza isteyin. Muhakkak ki bunlar manevi kalkan statüsündedir.

‘La ilahe illallah, benim kalamdır. Kim la ilahe illallah der ise benim kal’ama sığınmıştır. Bu kal’a ne metin kaladır’diye buyurmuş hadis-i kutside Cenab ı Hak. O yüzden kıymetli dostlar, Rabbimizi dinleyelim. Kıymetli dostlar, Peygamberimizi dinleyelim. Kıymetli dostlar, ashabı, imamları, pir efendileri, velileri, üstatları dinleyelim. O evliyaları dinleyelim, muhakkak dinleyelim ve onların bize muhakkak tavsiyelerini, onların bize emirlerini, yaniemir dediğim Kur’an, Allah’ın emri, Hz. Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’in sünneti. Hz. Peygamberin emri. Emir dediğim, sizden olan emir sahipleri, bunlar mezhep imamlarımız olabilir. Bunlar bizim üstadlarımız olabilir, mürşidlerimiz olabilir. Muhakkak ki onların da emirlerine ne yapacağız? Kur’an ve sünnet dairesinde itaat edeceğiz, riayet edeceğiz. Her türlü hastalık kol gezebilir, her türlü bela musibet kol gezebilir. Her türlü Cenab ı Hakkın sevmediği şeytani fikirler, yollar kol gezebilir. Biz bunlardan maddi manevi korunmanın yolunu kendimizce bulacağız ve bunlardan korunacağız, evet. Yani işte hastalık var. Maske, mesafe, temizlik, hijyen çok önemli. Evet, çok önemli. Kıymetli kardeşim, önce sen batini temizliğini yapsana! Neden abdestli dolaşmıyorsunuz? Müslümanlar, beş vakit abdest alıyorlar, beş vakit abdest alıp, namaz kılıyorlar. Bu da bir manevi temizlik. O yüzden derviş kardeşler, mümin kardeşler, sufi kardeşler, Allah yolunda gidenler, abdestsiz dolaşmayın. Muhakkak ki zikrullahsız gönlünüz olmasın, muhakkak ki duasız diliniz olmasın, muhakkak ki dua ile zikirle caddelerde, sokaklarda dolaşacaksanız, çarşıda bacada, orda, burda işiniz varsa, muhakkak ki abdestli çıkın. Muhakkak ki Allah’ı zikrederek yürüyün. Maddi manevi o sizi koruyacaktır, o sizi muhafaza edecektir.

Muhakkak ki maske de takacaksınız, devlet zorunlu kılmış. Devlet zorunlu kılmış, ceza veriyor. Ha, ben bütün işte tıp dünyası ikiye ayrılmış vaziyette. Bir kısmı diyor ki maske korumuyor faydalı değil, bir kısmı diyor ki maske faydalı. Artık kim doğru, kim yanlış bildiğimiz yok ama devlet sonuçta önce dedi ki maskeye gerek yok. Sonra dedi ki maske şart. Devletin işi, kalkıp da devletle dövüşecek değiliz. O zaman ne yapacağız? Maskeyi takacağız toplu yerlere gidersek. Bu zaten bizim normalde şimdi şafi mezhebine göre kadınların ağzını burnunu kapatmalarında bir beis yok zaten. Hanefilerde de kadınların ağız ve burunlarını kapatmalarında da bir beis yok fitne söz konusuysa. Eyvallah, biz bunu din olarak öngördüğümüz bir şey değil amma velakin devlet bunu öngörmüş. Erkekler de örtecekler.

Önceden bizim izmir’de efelerin tozlukları vardı boyunlarında. Ben şimdi o tozluktan takıyorum mesela, benim atam onla kendini korumuş, muhafaza etmiş, ben de kendimce efe tozluğu takaraktan maske işlevini yerine getiriyorum. Birkaç yer kabul etmedi, işte muhakkak dedi ki maske takacaksın. Bu maske değil mi diyorum, onlarda da saplantı var. Yok o maskeden olacak, onun dediğinden olacak. Yani sen ağzını burnunu iyice herhangi bir şeyle kapatıyorsun. Saplantı! Cahil insan, körü körüne yapıyor bir işi. O yüzden diyor ki muhakkak ki işte maske olacak. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bu böyle bu zamanlarda muhakkak hani mesnevide, mesnevi baldan bahsedince, baldan bahsedince, bizde meseleyi biraz geniş tuttuk. Şifa ile alakalı olsun diye, böyle zamanlarda işte kendinizde vücut direncini arttırıcı işte bir kısım zencefildir, zerdeçaldır, işte çörekotudur, baldır, ondan sonra tarçındır, kakaodur, bu tip böyle ısırgan otu tohumudur, ondan sonra bunları da böyle karıştırıp, kendinize bir kür yapıp, balla karıştırıp sabahları birer kaşık, iki kaşık bütün aile halkı bunu normalde inşallah yiyebilir. Fatiha-i Şerife’nin suyu ile beraber balı karıştırıp bunu da şifa niyetine inşallah yiyebilirsiniz. Evet.

“Hakkın ipek böceğinine öğrettiğini hiçbir fil bilir mi? Toprağa mensup insan Hak’tan ilim öğrendi ve o bilgi ile yedinci kat göğe kadar bütün alemi aydınlattı.”

Tavşan diyor bunları. Yani Cenab ı Hak, ipek böceğine bir ilim vermiş. ipek böceğine bir ilmi vahyetmiş. Oturup baktığımızda ipek böceği kendi oturduğu dairede habire kendi vücudundan, yani yediği şey ne? Dut yaprağı. Dut yaprağından ipek üretiyor ipek böceği. Düşünebiliyor musunuz ve öylesine bir ipek üretiyor ve öylesine bir ipek ki bunu normalde teknolojik olarak elde etmeniz için, milyon dolarlık yatırımlar lazım teknolojik olarak onu elde etmeniz ve ne yazık ki teknolojik olarak onu elde edebilseniz dahi ipek böceğinin ürettiği ipeğe ulaşamıyorsunuz. Ne muhteşem bir sanat! Ne muhteşem bir sanat, düşünebiliyor musunuz ve küçücük kozalaklarda kilometrelerce iplik var. O kadar da ince ve o ipek böceğinin sanatı Cenab ı Hak ona ilham etmese, Cenab ı Hak ona vahyetmese, Cenab ı Hak ona o aklı vermemiş olsa, onu kendi kendine yapabilir mi? işte ona tabiat öğretti! Otur! Materyalist geri kafalı şey seni. Onu Allah öğretti ona. Tabiat öğretecekmiş ona veya zaman içerisinde öğrenecekmiş! 10000 yıldan beri ipek böceğinin üretmiş olduğu ipekleri giyiyor insanlar ve onbin yıldan beri ipek böceğinin üretmiş olduğu ipekleri giyiyor insanlar ve onbin yıldan beri, yirmi yıldan beri, tespit edildiğinden beri, ipekböcekçiliği ve ipek işlemeciliği aynı devam ediyor. Hiçbir değişikliğe uğramıyor. işte nasıl ipek böceğinin ilmi filde yoksa, filin ilmi de ipek böceğininde yok. Yani

biz şimdi filden ipek böcekçiliği bekleyebilir miyiz? Hayır. Peki ipek böceğinden fillik bekler miyiz? Hayır. Demek ki işte Cenab ı Hak, bütün mükavenata bir akıl vermiş. Bütün mükavenata ilham etmiş, bütün mükavenata ilham ederekten herkese, hepsine de bütün varlığın her ayrı perdesine de ayrı ayrı ilhamlar, ayrı ayrı vahiyler, ayrı ayrı akıllar, ayrı ayrı kudret, kuvvet, ayrı ayrı sanat icra etmiş. Ne büyüksün Rabbim! ipek böceğini düşünen bir kimse sadece onu tefekkür etse, Allah’ı bulur. O Allah’ın sanatının önünde, o Allah’ın muhteşem ilminin önünde eğilmek zorunda kalır ve der ki Ya Rabbi sen büyüksün. işte nasıl ipek böceğindeki ilim filde yok ise,

“Toprağa mensup olan insan da Cenab ı Hak’tan ilim öğrendi ve Cenab ı Hak’tan ilim öğrenerekten, o bilgi ile yedinci kat göğe kadar bütün alemi aydınlattı.”

Ne ile? insan ile. Bakın, Allah Adem’i cennet içerisinde topraktan yarattı. Bütün cennet halkı gelip bu nedir diye tın tın tın vuruyorlardı. Şeytan geliyordu, ona bakıyordu, vuruyordu. Orasına bakıyordu, burasına bakıyordu, ağzından giriyordu, burnundan çıkıyordu. Yok! Testi gibi, öyle düşünün. Şeytan bunun altından girip üstünden çıkıyordu. Çünkü Cenab ı Hak bütün aleme ferman etti. Dedi ki ona ruhumdan ruh üflediğim de ona secde edeceksiniz. Bütün, melekler, bütün melekler, Allah bir halife yaratıyor, deyip bu halife nasıl oluyor, nasıl gidiyor diye Adem’in topraktan testi gibi topraktan heykel gibi öyle söyleyelim, o yapılmış olan vücuduna gelip bakıyorlardı ve hayret ediyorlardı. Bomboş tıntın öten bir toprak. Testi gibi! Testinin içi boş olmuş olsa, yatır testiyi bak, tın tın ses gelir. Onun gibi Adem’in o topraktan yaratılmış vücudundan tın tın ses geliyordu ve şeytan onun girip çıkmadığı yeri bırakmadı. iyice tanımlayabilmek için anlayabilmek için ve ayet-i kerimede ne diyor: ‘Şeytan sizin damarlarınızda dahi dolaşır.’

Çünkü şeytan Adem’i tanıyor. Adem’in bütün girintilerini çıkıntılarını tanıyor henüz daha toprakken. Çünkü bakıyor toprak ve şeytan bu noktada akle demiyor. Meleklerin akletmesi yok. Melekler zaten bakıyorlar, Allah bir Adem yaratıyor. Cinni taifesi bakıyor, akletmeye çalışıyor. Allah bir Adem yaratıyor. Yani bunun normalde o kuru testiden olan o vücudunu dolaşıyorlar, bakıyorlar, sonuçta toprak. Ne zaman ki Cenab ı Hak ona kendi ruhundan üfleyince, kendi ruhundan ve nurundan ona verince ve dedi ki işte herkes ona secde edecek ama Adem’in aslı ne? Toprak. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri de böyle bir cenazede hazır bulunmuştu. Cenazede hazır bulununca, bir avuç toprak alıp onun kabrinin üzerini attı. Şimdi bazen eski insanlar vardır. Eski insanlar işte cenazeye gittiklerinde ordan kenardan bir avuç toprak alıp kabri şerifinin üzerine atarlar. Şimdi kürekle atıyorlar artık böyle kürek kullanıyorlar filan. Önceden kürek de kullanmazlardı.

Benim çocukluğumda cenazeyi ellerle böyle gömerlerdi. Çünkü bu sünnetti. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri, eliyle bir avuç toprak attı. Bir avuç toprak üzerine attı. Ondan sonra ayet i kerimeyi okudu. Ondan yarattık buyurdu. Sonra bir avuç daha alıp tekrar toprağa attı. Ona döndürüleceğiz dedi. Ondan sonra yine bir avuç toprak daha aldı, yine attı ve sizi bir kere daha oradan çıkaracağız buyurdu. Ayet i kerimeyi söylüyor. Ahzap da bunu dinliyor. Bu ayet i kerime ne? Talak 12: ‘Allah yedi göğü ve yerden de bir o kadarını yaratmış olandır. Allah’ın buyruğu bunlar arasında iner durur ki Allah’ın gerçekten her şeye kadir olduğunu ve Allah’ın gerçekten her şeyi ilmiyle kuşatmış olduğunu bilesiniz. Bu normalde yedi göğü, yedi yeri yaratan Allah, topraktan da ne yaptı? insanı yarattı. Hani ‘yedinci kat göğe kadar bütün alemi aydınlattı’ diyor ya. işte yedi yeri de yedi göğü de ne yaptı? Cenab ı Hak yarattı ve bunu da aydınlattı.

Şimdi yedi kat yer, yedi kat gök deyince bütün herkes dünya göğü ve dünyanın dünyanın katları olarak bunları tefsir etmişlerdir. Ayet-i kerimelerin hangisine, bu tefsirlerin hangisine bakarsanız bakın, böyle tefsir etmişlerdir. Ama bu tefsir, bu ayet i kerime müteşabih bir ayet i kerime. Evet, Cenab ı Hak, Adem’i topraktan yarattı, yine toprağa döndürülecek. Eyvallah ama yedi katı da yedi göğü de Cenab-ı Hak yarattı ve her şeye Kadir ve her şeyi ilmi ile kuşattı. Kıymetli dostlar, sufilerde seyr i süluklar vardır. Bu seyr i süluklar neticesinde ben hep seyr i süluku anlatırken, kardeşlerimize, arkadaşlarımıza göğün katmanları ile yedi kat gök diye ayrıştırırım bunu. Sebebi, göğün katmanı olarak, dünya göğünü andırır herkes. Değil canım kardeşim. Bu Samanyolu’nun katmanları da değil bu. Ben Allah u alem diyeyim sonunda. Bu Samanyolu’nun dolaştığı düzlem, bir kat. Bunun gibi yedi kat daha düşünün. Daha henüz Samanyolu’nun sonunu bulamadı ilim. Bakın, Samanyolu’nun dolaştığı düzlem olarak diyorum bunu. Samanyolu demiyorum. Burası bir kat. Kıymetli dostlar, böyle yedi kat sayın. Ucunu bucağını bulmanız mümkün değil. Allah u alem, her katta bir Adem, her katta bir idris, her katta bir isa, her katta bir Musa, her katta bir ibrahim, her katta bir Muhammed i Mustafa (s.a.v) ve Allahu alem, o peygamberler, vazifelerini bu dünya arzında bitirdikten sonra, peygamberlikleri diğer katlarda devam ediyor. Allahu Alem, orda da onlar peygamberlik vazifelerine devam ediyor. Aynı şekilde bu kartların kendilerince de bir zeminleri var, yer olarak. Biz ona yedi kat hani gök, yedi kat da yer derken, zıttı olarak yer olarak algılıyoruz. Bir de yedi kat aşağı doğru düşünün. Bunu, yaşadığınız samanyolu düzlemini, birinci kat olarak görün. Ondan sonra aşağı doğru yedi kat sayın. Yukarı doğru da altı kat sayın. Öyle sayın.

Şimdi bunların her katında peygamberler var, veliler var, melekler var. Bunların her katında ayrı ayrı hayat standartları var ve bunların ayrı ayrı hayat standartlarında, ayrı ayrı perdeler var. Bu çok uzun bir mesele. Bunu da böyle kitaplardan da araştırmayın. Bunlar, lafa, dile gelecek olan şeyler değil. Ölüp gideceğiz bu dünyadan, bunlardan da haberdar olun diyorum, hiç olmazsa haberdar olursanız buralara ulaşmak için Allah’ın ipine sımsıkı sarılır, maneviyata sımsıkı sarılır, kendi nefis terbiyenizi yapıp hiç olmazsa bu perdelerden bir damlacık da olsa gönlünüze düşer diye düşünüyorum ve Cenab ı Hak hiçbir şeyi boş yaratmamıştır. Hiçbir şeyi gereksiz yaratmamıştır. Cenab ı Hak varlığın bütün katmanlarında ve bütün derecelerinde, bütün katmanlarında ve bir bütün derecelerinde, bütün perdelerinde her şeyi yerli yerine bir hesap üzerine yaratmıştır ve işte Allah bu bütün yarattıklarının içerisinde Adem’e göre, yani insanın halifesi olarak yaratmış. Bir ara bu hadis inkarcısı profesörler vardı. Mehmet Okuyan gibi tastamam gibi. işte Adem’i sadece dünyanın içerisini, yani insan ı kamilin veya Adem’in sadece dünyaya halife olarak yaratıldığını söylüyorlardı. Kafaları küçücük çünkü, beyinleri küçücük. Hadisleri inkar ettiklerinden dolayı Cenab ı Hak onların akıllarına tabiri caizse gem vuruyor. Onlar ilm i ledünden bir şey alamıyorlar. Onlar ilm ü ledünden bir şey alamadıkları için kısa akıllı, kısa beyinli kalıyorlar. Kısa düşünüyorlar. O yüzden insanın halifeliğini de sadece dünyaya bağlıyorlar. Diyorlar ki insanın halifeliği sadece dünyaya ait. Değil!

Cenab ı Hak Adem’i yarattı. Adem’i halife olarak yarattı ve Adem, yaratılmışların içerisinde en mükemmeli olarak yaratıldı ve Ademlerin içerisinde yaratılmış olan en mükemmeli de Hz Muhammed i Mustafa (s.a.v) ‘dir. O yüzden o, yaratılmışların en mükemmelidir. Bakın, yaratılmışların en mükemmelidir. Her ne yarattıysa Cenab ı Hak, Muhammed i Mustafa (s.a.v) ‘den daha faziletli, Muhammed i Mustafa (s.a.v) ‘den daha kıymetli, Muhammed i Mustafa (s.a.v) ‘den daha yüksek, Muhammed i Mustafa (s.a.v) ‘den daha derin, Muhammed i Mustafa (s.a.v) ’den daha geniş bir şey yaratmadı. O yüzden Hz. Muhammed i Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem hazretlerinin şefaati cümlemizin üzerine olsun. Yaratılmışların en üstündedir. O yüzden Muhammed i Mustafa (s.a.v) ‘yı sevmek, Muhammed i Mustafa (s.a.v) ‘i, Muhammed i Mustafa (s.a.v) ‘e salat selam getirmek, Muhammed i Mustafa (s.a.v) ‘ e salatu selam getirmek, Muhammed i Mustafa (s.a.v) ‘in izinden gitmek, Muhammed i Mustafa (s.a.v) ‘in sünnet i seniyyesine, hadis i şeriflerine tabi olmak farzdır. Bakın farzdır. Sakın bu hadis inkarcısı, bu sünnet inkarcısı, sapık kafalılara uymayın.

işte Adem’in içerisinde en faziletli olan, Hz. Muhammed i Mustafa (s.a.v) ‘dir ve Adem’e Cenab ı Hak bütün isimleri öğretmiştir ve hani cinni taifesi, şeytan gelip o topraktan yapılmış olan portatifine, öyle diyeyim veya heykelciğine gelip tıklıyorlardı, bomboş. Hani biz buna mı secde edeceğiz diyorlardı. Kendi kendilerine konuşuyorlardı ama Cenab ı Hak, Adem’e isimlerini öğretti ve Cenab ı Hak ona, Adem’e isimleri öğretti ve Adem’i normalde meleklere göstererek dedi ki eğer sadıklardan iseniz, bunların adlarını bana söyleyin dedi. Yani eşyanın isimlerini ama hiçbirisi de eşyanın isimlerini söyleyemediler. Hepsi de lal kaldılar. Ondan sonra melekler dediler ki seni tesbih ederiz. Ondan sonra seni tenzih ederiz. Seni zikrederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bir şey bilmeyiz. Alim ve Hakim sensin sen diye melekler Cenab ı Hakka seslendi. işte melekler Allah ne öğretti ise onlara o kadardır. Kendilerini geliştiremezler, kendilerini genişletemezler, kendilerini derinleştiremezler.

Onların ilmi onlara hangi meleğe ne iş ile alakalı bir ilim verildiyse, o melek sadece onu yapar, başka bir şey yapmaz ve Allah: ‘Ey Adem, onları adları ile kendilerine bildir.’ dedi ve Cenab ı Hak Adem’e öyle bütün isimleri öğreritince, Adem bütün eşyayı, isimleri ile beraber meleklere tanıtmaya başladı ve meleklere söyleyince Cenab ı Hak dedi ki: ‘Size demedim mi ben göklerin ve yerin gizliliklerini muhakkak bilirim ve sizlerin neyi açıklayıp neyi gizler olduğunuzu da bilirim.’ buyurdu. Bakara 31, 32, 33. Kıymetli dostlar, işte Cenab ı Hak bütün gizli açık ne varsa, herşeyi bilir. Gizli açık ne varsa herşeyi bilir ve Cenab ı Hak bütün eşyanın hikmetini, bütün eşyanın özünü, eşyayı, Adem’e tanıttı. Dolayısıyla Hz. Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’e de tanıttı. Dolayısıyla Hz. Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’in velilerine de bu ilimden verdi ve o yüzden Adem bu manada halifedir. Onun halifeliğine itiraz eden melekler de ne yazık ki Allah’ın imtihanına uğradılar. Bunun içerisinde şeytan ona secde etmedi ve Cenab ı Hak diyor ki: ‘Yedinci kat göğe kadar bütün alemi aydınlattı.’ işte bu alemi aydınlatması, bu halife olan Adem’le oldu. Allah hep cümlemizi Adem eylesin inşallah.

“Allah’tan şüphe eden kişinin körlüğüne rağmen, meleklerin adını sanını unutturdu. Altıyüzbin yıllık zahidin, o buzağının ağzını bağladı. Bu suretle din bilgisi sütünü emmesine, o yüce ve sağlam köşkün etrafında dönüp dolaşmasına mani oldu.”

işte meleklerin en zahit görüneni şeytan idi ve şeytan meleklerin içerisinde zahit, çok ibadet eden ve melek zannedeilirdi ve o şeytan, kendisiyle ordu kurulan, çünkü cinni taifesi dünya üzerinde bitmek tükenmek bilmeyen savaşlar çıkardılar. Binlerce yıl, dünya üzerinde savaştılar ve bu savaşın son bulması için Cenab ı hak şeytana vazife verdi ve şeytan kendisine

kendi kavminden bir ordu kurdu. Başka cinni taifelerinden de ona katılanlar oldu ve şeytan ordusuyla beraber dünyadan bu cinni taifesini çıkardı, kovdu. Şeytan, büyük bir zafer kazandı. Büyük bir komutanlık yaptı. Böyle olunca ona kibir geldi, ona ene geldi, ona benlik geldi. O kibirle, o eneyle, o benlikle Adem yaratıldıktan sonra, Adem’e secde etmedi. Hani meşhur ya o topraktan yaratıldı, ben ise ateşten yaratılmışım dedi o kibirle. işte, o kibrinden dolayı altıyüzbin yıllık zahidin dedi yani o normalde yüzbinlerce yıllık zahid görünümlü olan o şeytan ağzı, buzağının ağzını bağladı diyor.

Buzağının ağzını bağladı ne demek? Şimdi köylü kalmadı hiç. Hayvan besleyenler, hayvan bakanlar, bunu bilirler. Buzağı böyle ikide bir de annesini emmesin, ondan sonra ikide bir de böyle annesini emip de sütünü zayi etmesin diye önceden buzağıların ağzına böyle bir ağızlık takarlardı. O buzağı böyle işte sütten kesilinceye kadar, o ağızlıkla dolaşırdı ki böyle devamlı annesini emmesin diye. Bu ne zamana kadar? Buzağı böyle iki üç aylık olur, iki üç aylık olunca artık kendisini toparlamaya başlar. Ondan sonra bunu ilk doğduğunda yapmazlar bunu veyahut da işte bir hayvan düşünün. Hayvanın ağzını bağlarsanız, anasını emebilir mi? Ememez. Ona bir böyle ağızlık takarlar böyle, işte bizim, ben izmir Bayındırlıyım, bunu söylüyorum hep. Bizim orda deve güreşleri olur. Deve güreşlerinde develer birbirini ısırmasın diye ağız bağı derler. Onların çenelerinin üstlerinden bağlarlar iplikle. Ağız bağı çıkarıldıktan sonra da bu ağızlarına bir tane maske takarlar. Etrafı ısırmasın, zarar vermesin diye.

işte o şeytanın da ağzını ne yaptı Cenab ı Hak, bağladı. Bağladı ki ona din bilgisi sütü emmesine ve o yüce ve sağlam köşkün etrafında dönüp dolaşmasına mani oldu. Sat Suresi, ayet 71: ‘Hani Rabbin meleklere demişti ki ben çamurdan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan kendisine üflediğim zaman derhal secde edin ona.(73) Bütün melekler topluca secde ettiler. Yalnız iblis büyüklük tasladı ve kafirlerden oldu. Buyurdu ki: ‘ey iblis, iki elimle yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir? Böbürlendin mi yoksa, yücelerden mi oldun?’ Dedi ki ‘ben ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten yarattın. Onu çamurdan yarattın. Buyurdu ki Cenab ı Hak, ‘çık ordan, yani cennetten. Şüphesiz ki sen artık kovulmuş birisin ve muhakkak ki din gününe kadar lanetim senin üzerindedir.’

işte şeytan kibirlendi, böbürlendi, Adem’ e secde etmedi. Dolayısıyla Allah’ın emrine secde etmedi. Allah’ın emrini reddeden, Allah’ın emrini tutmayanlar, Allah’ın emirlerini inkar edenler, düpedüz şeytan ve şeytan ahlakı üzerinde olan kimselerdir. Şeytan, Allah’ın emirlerini inkar etti. Şeytan ahlaklı insanlar da Allah’ın emirlerini inkar ederler ve secde etmezler. Allah cümlemizi secde etmemekten korusun, muhafaza eylesin inşallah. Saat

21.55 olmuş. Burdan devam edelim inşallah önümüzdeki hafta diyecektim ama önümüzdeki hafta yokum. Allah izin verirse inşallah bir yurt dışı seyahatim olacak yine. O yüzden önümüzdeki cumartesi günü akşam sohbetimiz yok. inşaallah yurtdışından geldikten sonra sohbetimiz inşallah yine devam edecek. Allah nasip ederse, kısmet ederse inşaallah. Net değil ama büyük bir ihtimalle öyle olacak herhalde. Binonaltıdan devam edeceğiz inşallah. Allah u alem inşaallah. Şimdi sorularınıza geçeceğiz inşallah.

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 3 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-6-9 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Sünnet, Halife, Hayret, Tesbîh, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı