Mesnevi Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 270-280. Beyitler Şerhi

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 1 • 40/55

270-280. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

“İki çeşit ceylan da ot otladı.

Hani her şey birbirine benzer ama hani cevlakilikten çıktı ya cevlakinin birisi kafasını kazıttıydı kazıtınca ne dedi dudu kuşu ona? Sen de mi dedi gül yağını döktün, senin de mi kafana vurdular da saçların dökeldi, bunun gibi. Devam ediyor. Ondan sonra da diyordu ya temiz kişilerin işlerini sen kendin gibi görme. Peygamberleri kendin gibi zannetme. O velilere kendin gibi zannetme onlar da yiyorlar, içiyorlar deme. Devam ediyor:

“İki çeşit ceylan da ot otladı, su içti; birinden fışkı meydana geldi, öbü-

ründen halis misk.”

insan! insan bu dünyadan nimetlendi, o bu dünyadan yedi içti, o bu dünyadan ne varsa hepsi de yedi. ikisi de ekmek yedi. ikisi de su içti. Birisi hep necasete doğru yol aldı, koruk oldu. Birisi üzüm oldu, hakikate doğru yol oldu.

“İki çeşit kamış da bir sudan kandı. Fakat biri bomboş, öbürüyse şe-

ikisine de kamıştı ya ama birisi şeker kamışı deniliyor. Niçin? içinde şeker var. Aynı sudan aldılar. Aynı toprakta büyüdüler. Aynı havayı aynı güneşi aldılar. Aynı bataklığın içersinde durdular ama birisi şeker kamışı oldu, birisi de içi boş kamış oldu.

“Bu çeşit yüz binlerce birbirine benzeyenleri seyret de aralarındaki yetmiş yıllık farka dikkat et. Bu yer ondan pislik olur; öbürü yer, yediği tümden Allah ışığı kesilir.”

Aynı Kur’an okursun, aynı hadislere bakarsın, birisi sapar. Hariciyeci olur, kaderiyeci olur birisi sapar, cebriyeci olur. Aynı Kur’an’a, aynı ayete bakarlar, aynı hadislere bakarlar. Birisi farklı mülahazalar peşinde koşar. Aynı ayet i kerimeleri tilavet ederler halbuki ama birinden ne olur? Pislik akar, öbürkünden ise Allah nuru akseder.

“Bu yer, tümden nekeslik, haset doğar o yemekten; o yer, tümden tek

Allah’ın ışığı doğar ondan.”

Aynı nimetlerle nimetlenir, aynı evde dahi olabilirsin, aynı tarikatta dahi olabilirsin. Aynı yemeği yediğin halde birisi hasislik yapar, birisi kıskançlık yapar. Aynı yemekten yiyodur iki kardeş. Aynı aileden, aynı anneden babadandır. Birisi bakarsın hasis olur gider. Birisi ne yapar, selamette olur. Birisi Yusuf olur kuyuya atılır, öbürkünler aynı babanın evlatlarıdır. Öbürküler de Yusuf’u kuyuya atar. Birisi kurt olur, birisi kuzu. Aynı yemeği yemişlerdi. Aynı anneden babadan doğdular Adem’in çocukları. Birisi katil oldu! Aynı sütü emmişlerdi. Aynı yemeği yemişlerdi. Aynı eğitimi almışlardı ama birisi katil oldu, birisi necis oldu birisi, diyor:

“ Burası tertemiz bir yerdir; orası çorak, kötü bir yer. Bu tertemiz me-

lektir; oysa şeytandır, canavardır.”

Aynı insandır o, insandır! Birisi melek olur, birisi şeytan ama insandır. Biri melekliğe doğru kanat çırpar, biri şeytanlığa doğru kanat çırpar. Yediyi buğday tanesidir halbuki!

“İki şey birbirine benzeyebilir; acı su da berraktır, tatlı su da. Tatma

duygusu olan anlar ancak. Odur tatlı suyu, acı sudan ayırdeden.”

Suya bakarsınız acısı da ordadır tatlısı da, tadan bilir arasındaki farkı. iki insan görürsünüz, bakarsınız, ikisi de insan. Tat bakalım, birisi kötü huylu, birisi iyi huylu. Tatmak ne demek? Onunla bir ilişkinin olması, onunla bir selamın sabahın olması, onunla bir alışverişin olması, onunla bir yol yürümen, onunla bir şeyler paylaşman. Bu senin onlara karşı ne olduğunu gösterecek. ikisi de insan!

“Ayırtedemiyen, büyüyle mucizeyi kıyaslar da ikisinin de düzen teme-

line dayandığını zanneder.”

Ayırdedemeyen saflar vardır, akılsızlar vardır, ahmaklar vardır. Onlar büyü ile mucizeyi kıyaslarlar. Onlar velilerin üzerinden dökülen keramet ile istidraç sahiplerinin üzerinden çıkan istidraçlara bakarlar. Hazreti peygamberlerin üzerinden çıkan mucizelerle Musa’nın büyücülerinin yaptığı büyüleri kıyaslarlar. Demek ki ahmaklar ayırdedemezler mucize ile büyüyü. Ahmaklar ayırdedemezler keramet ile istidracı. O zanneder ki ikisi de aynı. Değil! Birisinin çıkışı nurdandır, birisinin çıkışı nardandır. Birisi seni nura

götürür. Birisi seni ne yapar? Nara götürür. Birisi seni ebedi alemde ebedi cennetin içerisine taşır, oraya seni davet eder. Birisi seni ebedi cehenneme taşır, oraya davet eder. Birisi seni zikir halakasına götürür, öbürkü seni düğüne dümbeğe götürür. içkiye, kumara götürür. Birisi seni Kur’an ve sünnete götürür. Birisi seni heva ve hevese götürür. Gençsin biraz daha hopla, zıpla bakalım der. Ha demek ki ikisi de davetçidir. Birisi Allah’a, birisi şeytana. Allah muhafaza eylesin!!

“Musa’ya karşı duran büyücüler, inada kalkıştılar, davaya giriştiler

de onun sopası gibi birer sopa aldılar ellerine.”

Rivayet edilir ki Musa aleyhisselam elinde asa ile dolaşırdı ve elinde asa ile dolaştığından, o asa onların, büyücülerin büyülerini yok etti ya. Hemen Musa’nın etrafındaki büyücüler, kerameti asada gördüler ve hepside ellerine birer asa aldılar. Her eline asa alan, Musa değildir. Her elindeki asa, Musa’nın asası değildir. Masonlar da asa alırlar ellerine. Yahudiler de asa alırlar ellerine, Musa’ya nisbeten. Derler ki bizim peygamberimizin elinde asa vardı. Bu asa ile büyücülerin büyülerini yok etti derler asa alırlar ellerine ama hiçbirisi de Musa’nın asası değildir ve o büyücüler kendi ellerini asa aldılar ve o asalarla büyü yaptılar. Hepsi de asalarını topladılar, attılar orta yere ve her birinin büyüsü ayrı bir büyü gösterdi orda ve o büyüleri ile orda durularken, o büyüler bütün herkesin gözünü almışken, Musa bir anda durdu. Ne yapacağını emir bekledi. Cenab ı Hak onun kalbine ilham etti, emretti: Ya Musa! Adımızı an asanı ortaya at, dedi. Musa aleyhisselam “Bismillahirrahmanirrahim” dedi, asasını atıverdi orta yere. O büyücüler ve firavun hayretle baktılar ki Musa’nın asası o büyücülerin yaptığı asaların, büyücülerin asasından çıkan büyülerin, asaları ile beraber büyük bir ejderha olup, hüüüüp, yutuverdi hepsini de. Musa da şaştı asanın yaptığına. Allah, böyle hayrette bırakır insanı. Allah peygamberini dahi hayrette bırakır. Bu, hayret makamı denir buna sufilikte. O sufi, hayretten hayrete geçer. Hayretten hayrete geçer. Onun hayreti hiç bitmez. Kim hayret etmez? Yarının ne olacağını bilen hayret etmez. Sufiler bunu istemezler. Herkes yarın ne olsun, ne olacak, neye vakıf olacağım, niye vukufiyet kesbedeceğim diye bakar. Gerçek sufiler ise anı yaşar. Yarını merak etmezler. Onların her anı, hayret makamıdır. O yüzden her an onların asası, binlerce büyü yutar. Hiç kimsenin haberi olmaz.

O zaman işte Musa’nın asasının yaptığı işe, Musa da şaştı. Musa şaşınca, büyücülerden büyücülerin başı dedi ki Musa’nın asasının yaptığına Musa da şaştı. Bu Musa’nın bildiği bir şey değil dedi. Oysa büyücüler, ne büyü yaptığını biliyorlardı ve asalarının büyüyle ne hüner göstereceğini de biliyorlardı. Onlar hayrette değillerdi ama hayrette olan kimdi? Musaydı. Musa

aleyhisselam, asanın yaptığına hayretle baktı. Hani derler ya donakaldı diye, dondu kaldı Musa asanın yaptığına ve firavunun yanındaki o büyücü hocaların başı, Musa’nın bu hayretini gördü. Dedi ki ben Musa’nın Rabbine iman ettim. Ben Musa’nın Rabbine iman ettim! Dediler ki neden? Asanın yaptığına o da hayret etti dedi. O, bunu bilmiyordu dedi.

işte öyle insanlar vardır ki büyüyle mucizenin arasını ayırdedemezler. Ayırdedenler, iman ederler. Ayırdedemeyenler, ikisini bir görürler. iki tane sarıklıyı bir görürsün. iki tane cübbeliyi bir görürsün. Dersin ki ben de sarık takıyorum, o da sarık takıyor. Bende de cüppe var, onda da cübbe var. Ben de sema ediyorum o da sema ediyor. Birisi semasını arşı alada yapar, birisi semasını cennette yapar, birisi semasını dünyanın beşinci katında yapar, birisi semasını semanın üçüncü katında yapar. Herkesin semasının bir katı vardır. Sen dersin ki ben de sema ediyorum o da sema ediyor. Birinin seması sevgiliyle sohbettir, birini seması nefistir. Hepsi de olabilir. O zaman sakın benim de semam onun gibi deme. Birisi bir sefer Allah der, mana alemi gözünün içinde açılıverir, öbürkü Allah, Allah, Allah der, henüz daha açılmaz. O kendince şöyle der. Ben de Allah, Allah diyorum açılmıyor. Onunki de açılmamıştır benimki açılmadıktan sonra. Sufiler içinde böyle düşünenler olur. Ben de ne zamandan beri buraya geliyorum. Bana bir rüya gösterilmedi ise ona da gösterilmemiştir. Yalan söylüyor. Hayır! Herkes aynı değildir. Herkes aynı noktada, aynı dairede değildir. Sen hepsini bir görürsün. Bir değildir. Hepsini aynı görürsün. Aynı değildir. Allah’ın fazilet olarak nice kulları vardır. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. ikiyüzseksenden devam edeceğiz. Hakkınızı helal edin. Vaktinizi aldım gerçekten. Saat onbuçuk olmuş.

El Fatiha maassalavat.

https://www.youtube.com/watch?v=koCVXb3yA9A&list= PLpNiKWHUSB_KF_8QYHQPSQIvh9VWfDcyl&index=44

Kaynaklar ve Referanslar

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 1 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-4-5 • Tasavvuf Vakfı Yayınları