Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Sayfa

Sorular – Sohbetlerde Sorulan Sorular ve Cevapları

Mustafa Özbağ Efendi - Tasavvuf Sohbetleri ve İslami İlimler

Sohbetlerden Derlenen Sorular

Kategorilere göre düzenlenmiş tam arşiv

35.367Soru-Cevap
2.760.705Kelime
51Kategori
378Sayfa

Zikrullah İçin Üstada Bağlı Olmak Şart mıdır?

Zikir öylesine büyük, öylesine derin, öylesine geniş ve önemli bir ibadettir ki, kim Allah'ı zikrederse Allah onu zikreder. Bu büyük ibadeti bir mürşide bağlamak, bir cemaate bağlamak, bir hocaya bağlamak, herhangi bir kuruma bağlamak o büyük ibadete gölge düşürme riski taşır. Bir kısım ehli tarikat bu noktada zikrin muhakkak bir mürşide bağlı olarak yapılması gerektiğini söyler; bu yalnız zikrin adabı ve erkanı ile alakalıdır, ancak şart değildir.

"La ilahe illallah benim kal'amdır, kim bunu söylerse benim kal'ama sığınmıştır" hadis-i kudsîsini, "Kim yetmiş bin tevhid çekerse günahkar olsa dahi Allah onun cennetine kor" hadis-i şerifini okuduğumuzda, bir kimse la ilahe illallah dese Cenab-ı Hakk onun zikrini kabul etmeyecek mi? Reddetmeyecek, haşa. Bir üstada bağlı olmak, nefs-i tezkiye etmede ondan bilgi ve eğitim almaktır; "Siz bilmediklerinizi ehli zikre sorunuz" ayet-i kerimesinin tecelliyatıdır.

Bazıları "Üstadsız zikrin faydası olmaz, taşın üstündeki toz gibi rüzgar esince gider" derler. Bu, Allah'ın zikrini hafife almaktır. Allah'ın zikri en büyük iştir; hiç kimse Allah'ın zikrini küçümseyici bir hale kendisi katamaz. Veliler de, mürşid-i kamiller de Allah'ın zikrinin hizmetçileridir. Eğer o veliler Allah'ın zikrine hizmet etmezlerse, velinin içlerinde bir hükmü yoktur. Veliler zikrin üstünde değildir, mürşid-i kamiller zikrin üstünde değildir.

Üstadın Nazarı Kader midir?

Bütün her şey kaderdir; ancak biz kaderin cebriyecilerin baktığı gibi bakmayız. Cebriyeciler kulun iradesinin olmadığını, her fiiliyatın kulun iradesi olmadan zuhur ettiğini söylerler. Diğer tarafta ise fiiliyatın üzerinde sadece kulun kesbini görenler vardır. Ehli sünnet ise fiiliyatın üzerinde hem kulun kendi istemesini hem de Allah'ın yaratmasını görür. Bir fiilde iki kuvvet vardır: kulun kesbi ve Allah'ın yaratması. İmam Mâtürîdî ve İmam Nesefî'nin yolunu takip edenler böyle bakarlar.

Üstadın himmeti ve nazarı da kaderdir. Ama bu kadere cebriye noktasında bakılmamalıdır. Himmet dua etmektir, nazar etmek dua etmektir, dua ise ibadettir. Biz dua ederken Allah'ın sınırını aşmayı düşünmeyiz, kaderle cebelleşmeyiz. Cenab-ı Hakk duayı kabul eder veya etmez; Allah bu noktada dilediği duayı tecelli ettirmekte veya ettirmemekte serbesttir.

Rauf ve Rahim Olmak Ne Demektir?

Rauf ve rahim davranmak, pişmanlık gösterene, geri dönene affetmektir. Ashab o meseleden çok pişman olmuştu; gözlerini kaldırıp Peygamber'e bakamazlardı. Hz. Resulullah onların pişmanlıklarını görünce rauf ve rahim davrandı. Ama bir kimse hem suç işleyip hem pişmanlık göstermeyecek, bozduğundan mutluluk duyacak, sonra da rauf ve rahimlik arayacaksa — bu İslam'la, sufilikle, İslam'ın aile sistemiyle bağdaşmaz.

Kardeşin Hatasını Gördüğünde Ne Yapmalı?

Bir kardeşinizin hatasını gördüyseniz, onun adına tövbe edersiniz. Onun adına Allah'tan mağfiret dilersiniz, af dilersiniz. "Ya Rabbi varsa bir yanlışlığı onu doğru yola ilet" diye dua edersiniz. Kardeşlik budur. Sabah kalktığınızda kardeşlerinize dua edin. Sabah namazından sonra bütün kardeşlerinize, bütün ümmete dua edin: ümmetin hastalarına, borçlularına, dertlilerine, hüzünlülerine, kederlilerine, miskinlerine, açlarına, hata yapanlarına, nefsine düşenlerine.

Hz. Resulûllah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ashabından birisi savaş meydanında bir kişiyi öldürmüştü. Dediler ki: "Ya Resulûllah, la ilahe illallah Muhammeden Resulûllah demişti." O sahabe: "Korkusundan söyledi" dedi. Hz. Peygamber arkasını dönüp: "Kalbini mi yardın baktın?" buyurdu. (Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İman)

Tövbe Yeterli mi? Helallik Meselesi

"Ben tövbe ettim" demek yeterli değildir. Gidip o kimseden helâllik almak lâzımdır. Eğer onu bir cemaatin içinde söylediyse, o cemaatin huzurunda helâlleşmesi lâzımdır. Onu kimlerin arasında konuştuysa, o konuştuğu kimselerin hepsinin arasında yapmış olduğu iftirânın, gıybetin kötü olduğunu dile getirip orada bundan geri dönmesi lâzımdır.

Hele birisi Allah diyorsa, zikreden bir kimse ise — sen Allah'ı zikreden ve Allah'ın zikrettiği kimsenin hakkında dedikodu, iftira, gıybet ettin. Onun sahibi Allah, mürebbîsi Allah, savunucusu Allah, koruyucusu Allah.

Vefa Ne Değildir?

Vefa, insanların yanlışlıklarına sahip çıkmak değildir. Bir arkadaşımız içki içiyorsa, kumar oynuyorsa, ona vefa gösterir; ama yanlışlığının arkasında duramayız. Kardeşimiz başkalarına haksızlık yapıyorsa, onun arkasında durmamız vefa değildir. Vefa, onu doğru bir noktaya çekmektir; Kur'ân ve Sünnet çizgisine ulaştırmaktır.

Vefa, şeyhinin kulağına dahi "Efendim, bunda bir eksiklik, bir yanlışlık vardır" diyebilmektir. Arkadan vurmak vefa değildir; o kimsenin yüzüne, edep dairesinde oturup konuşmaktır. Vefa nankörklük de değildir. Ekmek yediği, su içtiği, beraber yol gittiği kimseye nankörklük yapmak ve bunu "doğruyu söylüyorum" diye kılıflamak câiz değildir.

Belâ ve Musîbet Kimlere Gelir?

Hadîs-i Şerîf'te buyurulmuştur: "Belâ ve musibetlerin çoğu peygamberlere, sonra velîlere, sonra velîlerin etrafındakilere gelir." O zaman her iman eden, imanında hayatta durmaya çalışan kimse, velîlik kapısının kulpuna tutmuştur. Velîlik şahıslara münhasır bir şey değildir; Allah isterse bütün müminleri velî eder. Hiç kimsenin özel mülkü, özel malı değildir.

Zekât Kimlere Verilir?

  • Miskinlere — birinci derecede
  • Fakirlere
  • Borçlu olanlara
  • Yolcuya — parasız pulsuz kalmış, zengin dahi olsa burada muhtaç olana
  • Allah yolunda mücadele eden, cihat eden kimselere

Zekât Nereye Verilmez?

Toprağa zekât geçmez: Yurt yaptırmaya, bina yapmaya, câmiye, Kur'ân kursuna zekât verilmez. Zekât miskinin, fakirin, borçlunun, Allah yolunda koşturanın ve yolcunun hakkıdır. Allah onu sana vermiş, sen bunlara veresin diye vermiştir.

Burs vereceksen talebenin cebine ver, gözünün önünde dağıt. Aracıya değil, doğrudan ihtiyaç sahibine ulaştır. Araştır: ailesi yoksul mu, okutacak durumu yok mu?

Kasko, Sigorta ve Emeklilik Caiz mi?

Devleti ilgilendiren, sistemi ilgilendiren şeyler için 'caiz mi' diye sorulmaz. Sistem İslami mi ki caiz olsun? Kendinizi garantiye almak istiyorsanız yaptırın. Bu noktada nefsinize danışın.

Ölmüş Babam Adına Hacca Gidebilir miyim?

Eğer kendin hacca gitmediysen ve haç sana farz ise önce kendi adına git. Babası hacca gitmemiş olan kimse, parası varsa gitmediyse, onun arkasından babasına bedel hacca gitmesi babasının haccını sakit etmez. Babası hac ibadetinden sorumludur yine. Bedel hacı yapan kişi kendi adına da ibadet yapabilir.

Allah Kulunu Nasıl Sever?

Allah kulunu sevdi mi onu salihlerden eyler. Kur'an ve Sünnetin içerisinde eyler, peygamberlerin yolundan salihlerin yolundan eyler.

Borsa Haram mıdır?

Borsaya direkt haram diyemeyiz. Darül İslam'da belki bugünkü mevcut borsa gibi olmayabilir, ona bir kapı açılabilir. Ama bugünkü mevcut borsa küçük yatırımcıları aldatmak için kurulmuştur. Türkiye'de ve dünyada uygulanan sistem deccaniyet sistemidir.

Şirketin gerçek sermayesi bir milyar dolar iken kağıtlarla iki-üç milyar dolar gösterip kağıtları satıyorlar. Yaptığı fabrikanın parasını cebine koyuyor ve senin paranla tekrar ortak oluyor. Cazip hale getirebilmesi için yüzde beş-on kişiyi kazandırıyorlar; yüzde seksen beş-doksan masa kazanır. Rulet masası gibidir. O yüzden borsadan uzak durun.

Cûd Ehli Nedir?

Cûd ehli olmak, bir yerde bir ihtiyaç olduğunu hissettiğin anda gidip o ihtiyacı gidermektir; senden istemelerini bekleme. El açana vermek herkesin işidir; birisi size el açtıysa zaten onu vermekle hükümlüsünüz. Ehl-i tasavvuf ise istenmeden verir; isteyene vermek cömertliktir, istetmeden vermek cûd ehli olmaktır, yani Allah'ın ahlâkıyla ahlâklanmaktır.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ertesi güne bir buğday tanesi, bir dinar, tebliğ edilecek bir ilim bırakmazdı; her ne geldiyse o gece dağıtırdı. Ebû Hüreyre radıyallahu anh'a buyurmuştur: 'Git, ilk gördüğüne söyle; kim lâ ilâhe illallah dediyse kurtuluşa ermiştir.' Hz. Ömer efendimiz buna itiraz etmiş, insanların gevşeyip ibadetlerini terk edeceklerini söylemiştir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri 'Bilmez misin ki lâ ilâhe illallah cennetin kapısıdır, anahtarıdır; ibadetler ve ameller de onun dişleridir' buyurmuştur.

Müslümanlar Nasıl Olmalı?

Müslümanlar işlerinde titiz, eşlerinde titiz, çocuklarında titiz olmalıdır. Çalışmalarında titiz, iş yapmalarında titiz olacaklar. Aynı zamanda ahlaklı olacaklar: işlerini yaparken, eşleriyle, çocuklarıyla, müşterileriyle ahlaklı davranacaklar. Yaptıkları işi düzgün ve ahlaklı yapacaklar. Bunları yapar, üzerinde titizlikle durursanız, merak etmeyin, bir şey olmazsınız.

Allah Dostları Kimlerdir?

Hasta Allah'a dosttur. Yolcu Allah'a dosttur; Allah yolunda gidiyor veya bir yerden bir yere ilim öğrenmek için, zikir için gidiyor. Yoksul Allah'a dosttur. Yetim Allah'a dosttur. Kimsesiz Allah'a dosttur. Onların arasında perde yoktur.

Bir belânın, bir musîbetin altında inleyen kimsenin duâsını almaya bak; Allah'ın dostudur. O belânın o musîbetin altında isyân etmiyorsa o Allah'ın dostudur. Cenâb-ı Hak buyurdu: 'Bana müsâade edene ben de mahşerde müsâade ederim, onu affederim.'

Okuyarak Kayıp Eşya Bulmak Büyücülük müdür?

Okuyarak kayıp olan bir şeyi, çalınan bir şeyi bulmak vardır. Bunun ortasında bunu reddetmek mümkün değildir. Bir kimsenin okuyarak şifâ bulması, kaybını bulması, adres bulması, kendisine yön tayin etmesi büyücülüğe girmez.

Ruh Uyku Hâlinde Nereye Gider?

Ruhlar Allah'ın emrindedir. Ruh asla insanın kendi emrine verilmiş bir şey değildir. Uyuduğunda ruhların bekletildiği bir yer vardır; o kimsenin mânevî hâline göre değişir. Belli noktaya geldikten sonra o kimselerin ruhlarının böyle bir tasarrufu olabilir; ama o zamana kadar öyle bir şey olmaz.

Zikir mi Tefekkür mü?

Bir alim kainata bakarak Allah'ın sıfatlarının tecellisini seyredip Allah'a ulaşmaya çalışır — bu tefekkür yoludur. Sufiler ise kainata bakmadan, doğrudan Zâtullah ile uğraşmak için Allah'ı zikrederler. Suyun nereden geldiğini düşünmek yerine 'Bunu gönderen Rabbimdir, sana hamd ederiz' derler. Zikir tefekkürden üstündür.

Dervişin Yetişmesi Nasıl Bilinir?

Birinci yol: Hal ve rüya yoluyla. Dervişin kendisine anlattığı hal ve rüyalardan bilinir. Mesela rüyasında o kimseye esmâ verir, rüyasında değişik elbiseler giydirdiğini görür. Dervişte tecelliyat yaşanır ve üstad o tecelliyatı görür. İkinci yol: Zikrullah halkasında, zikrullah yaparken dervişin hâlini müşahede eder. Üçüncü yol: Bunların hiçbiri olmasa bile, o kimsenin kalbine ilham yoluyla bildirilir. Ama hiçbir yol olmasa da bir kimseye 'Yetişti' demek kolay değildir; büyük sorumluluktur.

Batın İlmi Diye Bir Şey Var mıdır?

O kimse batın ilmine vakıfmış diyorlar; peki o batın ilimden konuşuyorsa zahir olmuş o zaman. O kimse batın ilmine vakıfse o ilim zahir olmuş kardeşim. Batınlıktan bahsetme! Sakın batın ilim demeyelim; o ilim zahir olmuş. Bir yerde anlaşıldı mı o ilim zahir oldu.

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ilmin zahiridir. Allah peygamberlerinin üzerinden ilmi izhar etti. Peygamberlerinden sonra velilerin üzerinden ilmini izhar etti, yani o ilmi tecelli ettirdi, zahire çıkardı. O ilim batın değil; ehline söylenmemiş olabilir, ama ilim batın kalmaz.

"Benim Bıyıklarım Niçin Böyle?" — Karadeniz Tipi Bıyık

Efendi hazretleri kendisine hakkında "Bıyıklarını niye böyle bırakıyor?" diye dedikodu yapanlara cevap verir: "Onlar için 'müctehid' cübbe giyecek, şavlar giyecek, sarık saracak, kafasındaki takkeyle dolaşacak. O yüzden onlar için 'her cübbeli, her sarıklı, her şanlı' olduk müctehid. Eğer müctehid benim gibi kıyâfetler — benim gibi kıyâfet giyiyorsa — ondan hiçbir şey olmaz. Ben de hiçbir şeyim zaten. O yüzden bir sıkıntım yok."

Efendi hazretleri 20 yıl önce tarîkata geldiğindeki kıyâfetinin aynı olduğunu söyler: "Değişen bir şey yok. Değişen bir tek sakal bıraktım. Sakalı da rüyâmda gördüm — rüyâmda gördüğüm hâlde bıraktım. Sakalı rüyâmda görmedim, bırakmadım. Sakalını rüyâmda gördüm, bıraktım. Şeyh Efendi'ye telefon açtım: 'Efendim, rüyâmda sakalı bırakmışım. Şöyle toplat, böyle toplat, şöyle kestim. Ben böyle târif ediyorum.' Şeyh Efendi: 'Oğlum sakalını bırak sen.' Biz de sakalı öyle bıraktık."

Efendi hazretleri bıyıklarını niçin "Karadeniz tipi" pala bıyık bıraktığını da espriyle açıklar: "Eğer ki bende post bıyık olsaydı, aha böyle post bıyık bırakacaktım. Çünkü karşıdaki kimse seni böyle zayıf bıyık bıraktığında zayıf addediyor. O mü'minler ki müşriklere, kalbi kayıtlara, kâfirlere kalplerine bir haşyet vermeliyiz. Kalplerine bir titreme vermeliyiz. Adam gördüğünde o kimseyi böyle bir titremeli — 'ulan adam gibi adam de böyle ya' demeli."

Bu bahiste Efendi hazretleri kıs sinet tipli bıyık bırakanların (Faysal Finans, el-Baraka, Türkiye Finans gibi finans kuruluşlarının yöneticileri kasdediliyor) sahte takvâsını eleştirir: "Onlar Müslümanların parasını yerken o ince 'sinnet bıyıkları' vardır. Tatlı dillidir, etkilencidir. Hemen aklışları başıma geliyor. Ahir zamanda — diyor — İngiltere'nin içinden böyle insanlar çıkacak. Bunlar bürünmüş kurt gibidir; bürünmesin paralarını yerler."

Bunun aksine Hz. Peygamber şehzedinin tâbiri ile Şeyh Efendi şu nasîhati yapardı: "Şeyhim, üstâdım Allâh rahmet eylesin, derdi: 'Ne olur derviş rüyâsında sakalını kendi körünüklü görmedikçe sakal bırakmasın' derdi. Neden? Sakala laf getirir. 'Sen sakalınla cikar ettin, sakal bıraktın' der. 'Sen sakalınla kızına baktın, oğluna sakal bıraktın' der. 'Sen sakalınla cübbenle Sünnet-i Resûlullâh'a uymasını yapmıyorsun' der. Önce ahlâk! Önce gıybeti bırak. Sen önce dedikoduyu bırak. Sen önce iftirâyı bırak."

Allah Adına Sevmek Ne Demektir?

Hadis-i kutside buyurulmuştur ki Allah için birbirlerini sevenler Arş'ın gölgesinde gölgelendirileceklerdir. Birbirleriyle akrabalığı olmadığı, aynı kavimden olmadığı, menfaatleri olmadığı halde birbirlerini Allah için sevenler, toplandıklarında Allah'ı zikredenler Arş'ın gölgesinde gölgelendirileceklerdir.

Allah için sevmek, Allah adına sevmek demektir. 'Ya Rabbi, Senin Vedud ismi şerifin benim üzerimde tecelli etti; senin yerine ben sevdim onu, aslında benim üzerimden seven sensin' demektir. Peygamberler Allah'ın işi ve gücüyle güçlendiler. Veliler Allah'ın işini üzerine aldıklarından dolayı veli oldular; çok namaz kılmaktan değil.

Allah adına seven merhametlidir, vefalıdır, sabırlıdır, af ehlidir. Affedemiyorsan Allah için sevemedin. Sabredemiyorsan Allah için sevmedin. Vefalı değilsen Allah için sevmedin.

Sufi İş Yerinde Nasıl Olmalı?

Sufi iş yerindeki muhabbeti iş yerine bırakır. Sır sahibidir. İş yerini evine taşımaz, başka bir arkadaşına taşımaz. Çalışma adabını ve ahlakını uygular. Ama bunlara uymazsa gittiği yere nur götürmez, nar götürür. Sufi bir yerde çalışıyorsa abdestli dolaşacak, namaz vakti geldiğinde farz namazı kılacak. Çalışırken sünnete sünnet eklemeyecek, işin hakkını verecek.

Helal Boşama Nasıl Olur?

Helal boşama şudur: Bir erkek eşine ay halinden temizlendikten sonra bir talak verir. Bir ay boyunca aynı evi paylaşırlar, aynı evde dururlar. Buradaki hikmet evliliği yıkmamaktır, tekrar geriye dönmek mümkün olsun diye. Bir ay bitti, kadın ikinci ay halini gördü, temizlendi, adam ikinci talağını verir. Yine bir ay geçtikten sonra üçüncü temizliğinde üçüncü talağını verir.

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri sahabeden birisinin üç talak birden verdiği talakını kabul etmedi. Dön evine dedi. Herkese helal olan boşama şudur dedi: Bir talak vereceksin, iddetini bekleyeceksin, ikinci talak vereceksin, ondan sonra üçüncü talak vereceksin.

Bizim derviş kardeşler, sufi kardeşler boşanacaklarsa böyle boşanacaklar. İslam namus problemi olmadığı müddetçe boşamaya çok sıcak bakmaz. Sufi ahlakı namus problemine bakar. Kadının bu noktada ahlaken bir çöküntüsü varsa sufi ona bakar.

Allah Yazdığı İçin mi Kul Öyle Yaşar?

Cenab-ı Hak, o kulun cehennemlik amel işleyeceğini bildiği için cehennemlik olarak yazmıştır. Allah o kimsenin cehennemlik yazdığı için o amel işlemez; bildiği için yazar. Eğer Allah yazdığı için kul öyle yaşasaydı bu cebrî olurdu ve kul 'Sen benim hakkımda küfrü takdir etmişsin, senin takdirinin önüne geçmek mümkün müydü? O zaman beni niçin cezalandırıyorsun?' deme hakkına sahip olurdu.

Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat itikadında Allah'ın cebrî olarak yazmadığı, kulun nerede ne yapacağını bildiğinden dolayı bildiğini yazdığı kabul edilir. Ayet-i kerimede 'Allah kullarına zulmetmez' buyrulmuştur. Allah kulunun son nefesinde kâfir olmasını istemez; ama o kul son nefesinde öyle bir amel işler ve Cenab-ı Hak onun o ameli işleyeceğini bildiğinden oraya onu öyle yazar.

Orta Namaz Hangisidir?

"Namazlara ve orta namaza dikkat edin" (Bakara: 238) ayetinde geçen orta namaz hakkında cumhur ulemaya göre ikindi namazıdır.

Cenaze Namazı İçin Neden Acele Edilir?

"Cenaze namazı kılınacağı zaman neden acele çıkılıyor?" sorusuna cevap: "Cenaze ile acele ediniz" hadis-i şeriftir.

İç Ahlak Nedir?

Allah'ı sevmek isteyen Sufi, iç ahlakını nasıl düzeltir? İç ahlak insanın kalbiyle alakalıdır. İnsan kendi iç halini, kendi iç durumunu kendince dizayn etmelidir. En önemli şey Kur'an ve Sünnet'i sevmektir, Allah'ı sevmektir, Resulünü sevmektir. Sevmek, itaat etmeyi gerektirir. İtaat etmek demek, birinci derecede zahiri Kur'an ahkamına riayet etmektir.

İç ahlaktan kastım şudur: O kimse kendi iç aleminde, saklı gizli noktalarda kötülük yapıyor mu, yanlışlıklar yapıyor mu? Mesela hadis-i kudsideki meşhur örnek: Gecenin yarısında hiç kimsenin görmediği bir yerde, güzel bir kadın bir erkeğe "gel" dedi de o kimse gitmezse, arşın gölgesi altında gölgelenir. Bu o kimsenin iç ahlakıyla alakalıdır.

Hiç kimsenin görmediği yerde bir günah, nefse tatlı gelecek bir şey olabilir. O esnada hiç kimse görmüyor, hiç kimse fark etmeyecek, hiç kimse anlamayacak. İşte o insanın iç ahlakıdır. Onunla baş başa kaldığında ne yapıyorsun? Sen yalnız başına kaldığında dersi çekiyor musun, çekmiyor musun? İç ahlakıyla alakalı. Sen tek başına kaldığında namazı kılıyor musun, kılmıyor musun? İç ahlakıyla alakalı. Sen sabah namazını kıldın mı, kılmadın mı? İç ahlakıyla alakalı. Sen evde eşine nasıl davranıyorsun? İç ahlakıyla alakalı.

Şirk Nedir?

Şirk, Allah'a ortak koşmaktır. Bu konuyu sohbetin başında açıklamıştık.

Ölülerin Kabri Üzerine Ağaç Dikmek Caiz midir?

Ölülerin kabrinin üstüne ve yanına ağaç dikmek caizdir, hem de sünnettir.

Aşk Dile Gelir mi?

Bir kimsenin içinde bir aşk varsa, onun bir tarafından sızar. Onun sızmaması gayrıkabildir. Hz. Peygamber Efendimiz'e doğrudan sorulur: "En çok sevdiğin insanlardan kim Ya Resulallah?" "Aişe" der. "Bunu sormadım Ya Resulallah, erkeklerden?" "Babası" der. Bir kimsenin içerisinde neye karşı bir aşk varsa, ondan sızar.

Normalde edebiyatta derler ki: "Aşk dile gelen değildir, aşk kalpte durandır." Bunu saklama, bunu söyleme, bunu anlatılmaz derler. Ama bir kimsenin derdi neyse, o dert ondan sudur eder. Bunu o kimse saklayamaz. Derler ya: "Dert inletir." İnsanın kalbinde ne varsa o diline dökülür. Sonra insan bunu toparlamaya çalışır ama iş işten geçer. O kalbindekini atmıştır bir kere dışarıya.

Aşık, aşıklığını anlatır mı? Anlatır. Anlatmasaydı biz Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri'nin aşıklığını hiç bilemezdik. "Kişi sevdiğiyle beraberdir" onun sözüdür. "Sana hakkıyla kulluk edemedim" onun sözüdür.

Aşıklıktan payı olmayanlar, aşıklık sözlerini duymak istemezler. Onlar o sözlere karşı gelirler. Çünkü aşıklıktan payları yoktur. Birisi "ben onu çok seviyorum" dese, o der ki: "Yalan söylüyor, ben onun sevgisine inanmıyorum." Oysa onun sevgisine inanmayanın sevgide payesi yoktur. O yüzden sevenin dilinde sevdiği vardır. Çünkü sevenin gönlünde sevdiği olduğu için dilinde de sevdiği vardır.

Birisi bir şeyi çok sever, sevdiği için ona bakar, baktıkça bakası gelir. Dinledikçe dinleyesi gelir. Onun aklına hiçbir şey gelmez. Ve konuşurken o konuşur. Öbürü der ki: "Bunun sırası mı şimdi, neden bunu konuştun?" O "neden bunu konuştun" diye akli olarak bakar meseleye. O sevgi gözüyle bakmaz.

Kurban Orucu Nedir?

Ramazan bayramının birinci günü sabah namazından sonra birkaç tane hurma yemek sünnettir; o gün oruçlu olmadığını göstermek içindir. Hurma yoksa bir zeytin tanesi veya bir şey yenmesi sünnettir.

Kurban bayramında ise Arefe günü oruç tutmak evladır. Zilhicce'nin ilk on günü oruç tutmak da faziletlidir. Kurban orucu denilen şey şudur: Hazreti Peygamber sabah namazından sonra bir şey yemez, bayram namazını kıldırır, sonra hemen kurbanını keser ve kurbandan bir parça pişirtip onunla orucunu bozar. Bu dört beş saatlik orucu kendi kurban etiyle bozmak sünnettir.

Terk edilmiş bir sünneti ahir zamanda işlemek yüz şehit sevabı kazandırır. Kurban artıklarının (kemik, kan, tüy, iç organlar) toprağa gömülmesi ve hijyene dikkat edilmesi de sünnettir.