Dergah Sohbetleri Serisi

241. Dergâh Sohbeti — Cehennemde Ebedî Kalma, Belâ ve Musîbet Hikmeti, Fedâkârlık İmtihanı

Cehennemde: Cehennemde Ebedî Kalma Meselesi: Mü’min ve Kâfir Ayrımı

Cenâb-ı Hak tam elli üç tane muhkem, anlamı açık âyet-i kerîmede cehennemden cennete çıkışın olmadığını ve cehenneme girenlerin orada ebedî kalacağını beyan buyurmuştur. Ancak bugüne kadar bize öğretilen ve hadis olarak nakledilen sözler bu âyetlere ters gibi görünebilir. Peygamberimiz sallallâhu aleyhi ve sellem, gelecekte ortaya çıkacak bu tartışmayı bildiği için buyurmuştur ki: ‘Bir zaman gelecek, sözlerim tartışma konusu olacak. O günlerde siz Kur’ân’a bakın. Kur’ân’a ters söz olamaz.’

Örnek âyet: ‘Kimin sevapları hafif gelirse, işte onlar nefslerini hüsrana düşürenlerdir. Onlar cehennemde ebedîyen kalacak olanlardır.’ (Mü’minûn 23/103) Bu noktada Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem, hadîslerinde cehennemde ebedîyen kalacak olanlar hakkında farklı bir hüküm bildirmiştir: Cehennemde bir müddet ceza çekip çıkacak mü’minler vardır; bir de ebedîyen cehennemde kalacak olanlar vardır.

Cehennemde ebedîyen kalacak olanlar şunlardır: Hiç iman etmemişler, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in getirdiği dîni kabul etmemişler, son peygamber olarak tasdik etmemişler. Bunlar iman etmeyenlerdir. Veya Allah’a iman edip Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in peygamberliğine iman etmeyenler. Veya imanın, Kur’ân’ın ve Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in getirdiği hükümlerin herhangi birisine inanmayıp reddedenlerdir. Bunlar ebedî cehennemliktir.

Ama Müslüman olup, mü’min olup, hastalıkları ve eksiklikleri sebebiyle cehennem azabını bir müddet tadıp sonra cehennemden çıkacak olanlar vardır. Bizim inancımız budur. Bu hadîs-i şerîfler âyet-i kerîmelere ters değildir. Ehl-i Sünnet inancına göre Müslümanlardan cehennemlik olanlar, cezalarını çektikten sonra yeniden cennete gireceklerdir. Mü’min olmayanlar ise ebedîyen cehennemde kalacak ve asla çıkamayacaklardır.


Ruh ve Nefis Ayrımı: Uykuda Ruhun Bedenden Ayrılması

‘İnsan ruhu uyku hâlindeyken bedenden ayrıldığında nefis de ruhla beraber bedenden ayrılıyor mu?’ sorusuna cevaben: Hayır. Uykuda ruh bedenden ayrılır, ancak ruhun bedenden ayrılması ile nefsin bedenden ayrılması farklı şeylerdir. Buradaki nefisten kasıt, insan bedeninin içerisinde ruhtan ayrı olan şeydir. O bedende kalıcıdır; ölüm vâkî olduğunda o da ölür. Ruh ise ölmez. Ruh farklıdır.


Kıyâmet, 2012 Tartışmaları ve Maya Takvimi Meselesi

‘Son zamanlarda konuşulan 2012 ve Maya takvimi üzerinde yapılan tartışmaların İslâm’da bir örneği var mıdır?’ sorusuna cevaben: Bu tip şeylere hiç takılmadım, bugüne kadar hiç takılmadım. Kıyâmet Allah’ın indindedir. Kıyâmetin ne zaman kopacağı Allah’ın indindedir. Onu bilen Allah’tır. Onun vaktini, saatini, dakikasını tayin edecek olan Allah’tır.

Değişik felsefe ve inançlarda değişik tarihler, öngörüler vardır. Bunların hiçbirisine katılmam. Birileri peşine düşebilir, bunların üzerinde yorum yapar, konuşurlar; bunlar benim nazarımda boş şeylerdir, hevâ ve hevesdir. Kur’ân ve sünnete sıkı sıkıya sarılırız.

Kıyâmet 2012’de kopsa da, 2022’de de kopsa, 2035’de de kopsa ne değişecek ki? Senin kıyâmetin senin öldüğün andır. Sen o öldüğün âna ne biriktiriyorsun? Son nefesini şu anda versen ne olacak? Sen hangi hâl üzere öleceksin? Hangi hâl üzere Allah’ın huzûruna çıkacaksın? Sen ona bak.


Mehdî Meselesi ve Gerçek Vazîfe

Daha önceden de tarîkata geldiğimizden beri hep mehdî çıkıyor. Kimisi çıktı görevini bitirdi gitti diyor. Kimisi çıkacak diyor. Kimisi çıktı vazife yapıyor sizin haberiniz yok diyor. Ertesi gün mehdî oluyor, ertesi gün nebî oluyor, sonra mehdîlikten de vazgeçiyor, tövbe ettim ben kulum diyor. Herkes kendine bir yol, bir çizgi çiziyor; bunların hiçbirisine kâil olmuyoruz.

Kur’ân belli, Hazret-i Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in sünneti belli. Evet o mehdî çıkacak, vazîfe de yapacak, dünya o mehdîyi görecek, eyvallah. Bu konuda inancımız var, inanç eksikliğimiz yok. Kardeş ne zaman çıkarsa çıksın. Bizi ilgilendirmiyor. Biz şu anda ne yapıyoruz? Beni ilgilendiren odur.

Ben Allah’ın emirlerini ne kadar yerine getiriyorum? Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in sünnetini ne kadar yerine getiriyorum? Allah’ın farzlarına ne kadar harf-i harfine yerine getirip haramlarından ne kadar kaçıyorum? Ne kadar nâfilelerle Allah’a yaklaşıyorum ve ne kadar Allah’ı seviyorum? Kula düşen vazîfe budur, tasavvuf budur, tarîkat budur, dîn budur, inanç budur.


Hazret-i Ömer’in Suâli: Bugün Allah İçin Ne Yaptın?

Hazret-i Ömer Efendimiz’in sözü ne kadar güzel: ‘Bugün Allah için ne yaptın?’ Bu edeb asılı orada. Ne yaptın kardeşim, sen ona bak. Ne kadar anlık düşünce: Bugün Allah için ne yaptın? Bugün kaç sefer Allah’ı zikretin? Bugün kaç kişiye iyilik yaptın? Bugün kaç kişiye tebessüm ettin? Bugün kaç kişi senin yanına geldi, kaç kişi senin yanından mutlu bir şekilde gitti? Bu önemli.


Murâkabe: Dîni Daha İnce Yaşama Hâli

Murâkabe, insanın günahlarını düşünüp tövbe etmesidir. ‘Hakkıyla kulluk edemedim yâ Rabb’ diyen bir peygamberin ümmeti olarak haramdan uzak durmaktır. Namazın vaktinde kılınmasıdır. Sünnetini yerine getirmek, onun ahlâkıyla ahlâklanmaktır. Dîn odur, murâkabe odur, tasavvuf da odur.

Tasavvuf yeni bir dîn değildir. Sûfîlik yeni bir dîn değildir. Dîni daha iyi anlayıp daha iyi yaşamaktır. O yüzden murâkabe, dînin daha iyi, daha güzel ve daha ince yaşanma hâlidir.


Vitir Namazının Rekât Sayısı

Rivâyetlere göre vitir namazının bir rekât, üç rekât ve beş rekât kılınabileceği hadîs-i şerîflerde vârid olmuştur. Bir rekât kılınması sünnete uygundur. Ancak İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe hazretleri üç rekâtı kendisine ölçü almıştır. Bazen insanın çok erken bir işi olur, çok sıkıntılı bir durumu olur, hasta olur, güç ve tâkat yetiremeyecektir. Sünneti terk etmeme adına bir rekât da kılabilir.


Dergâhtan Evlilik Meselesi: Güzellikleri ve Zorlukları

Dergâhtan evliliğe kızmam. Ama insanlar dergâha evlilik niyetiyle gelirlerse kendilerine yazık ederler. Dergâhtan evlenecek olan kızlar da erkekler de hüsn-i niyetli davranmalıdırlar. ‘Dergâhtan bir kız alalım’ çok güzel, alsın. Ama o kızın ahlâkına baksınlar. Veya dergâhtan bir adamla evlensinler ama o adamın ahlâkına baksınlar.

Gönlüm arzu eder ki herkes dergâhtan evlensin. Neden? Çalışmaları bir olur, gelip gitmeleri bir olur, bir problem yaşanmaz, derslere gider gelirler, faaliyetlere katılırlar. Eğer birbirlerini anlarlarsa bu güzel bir şey olur.

Ama bekârlıktaki gibi evlilik aynı olmaz. Adam evlenir, ister ki hanım evde otursun. Kızcağız bekârken dergâhta daha aktifti; dergâhtan evlenince de aktifliğinin devam etmesini ister. Adamın nefsi kabarır, ‘otur evde’ der. Ders var, annem gelecek, dayın gelecek, bir işim var… Bu sefer kızcağız dergâhtan evlendiğine pişman olur.

Yani illâki dergâhtan evleneceğim diye bir şey yok. Bir kimse dergâhta olmayan bir kimseyle de evlenebilir. Ama birbirlerini desteklerlerse, evliliklerini uhrevî hayata da âhirete de taşımak istiyorlarsa ve evliliğine o merkezden bakıyorlarsa hakîkaten harika bir şey.


Belâ, Musîbet ve Tasavvufta Çile: Allah Dostluğunun Bedeli

Sakın kimseye ‘Bizim dergâha gel, hiçbir sıkıntın kalmasın’ demeyin. Bizim dergâha gel, sıkıntıyı gör kardeş. O güne kadar hiçbir şey görmemişsin, göreceksin. Bir kimse Allah’ı sevme yoluna girdi mi ona sıkıntı da başlar; koşarak gelir, yürüyerek değil.

Bu yirmi beş yıldır tasavvufun içinde söylediğim şeydir. Ahmed er-Rufâî Hazretleri’nin ‘Onların Âlemi’ kitabında da böyledir. Hiçbirisinde ‘Sen Allah’ı sevdin, belâdan musîbetten kurtuldun’ demez. Koşarak gelir.

Allah Dostluğunun İki Yönü

Birinci yön: Allah seni temizliyor. Senin vücudundaki kir akacak, malındaki kir akacak, evindeki kir akacak. Mal gidecek, kirliymiş. Sağlık gidecek, vücudun kirliymiş. Ağlama gidenin arkasından, temizliyor.

İkinci yön: Allah senin dereceni arttırmak için veriyor. ‘Gel dostum gel, senin belâlarla, musîbetlerle, sıkıntılarla, hastalıklarla dereceni arttırıyorum. Seni kendime dost seçtim. Seni uhrevî âlemde dost seçtim. Mîzânına çıkarmayacağım. Herkes hesap kitap beklerken seni hesapsız kitapsız alacağım yanıma. Sana o yüzden dert verdim, belâ verdim.’

Şehitler hesap kitap bekler. Cömertler hesap kitap bekler. Âlimler hesap kitap bekler. Ama belâya koşarak giden, musîbete koşarak giden, hastalığa koşarak giden, Allah demeye koşarak giden: ‘Gel, sen hesap kitap bekleme. Mîzânın yok. Sana defter yok, kitap yok, sorgu soran yok. Sen benim dostumsun, yoldaşımsın.’ O arşların altında Allah’ın gölgesinde gölgelenecek onlar.

Belânın, musîbetin, sıkıntının farklılığı önce peygamberlere, ondan sonra velîlere, ondan sonra velîlerin etrafındaki kimselere gelir. Hazret-i Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem böyle buyurmuştur.

Allah Dostları Kimlerdir?

Hasta Allah’a dosttur. Yolcu Allah’a dosttur; Allah yolunda gidiyor veya bir yerden bir yere ilim öğrenmek için, zikir için gidiyor. Yoksul Allah’a dosttur. Yetim Allah’a dosttur. Kimsesiz Allah’a dosttur. Onların arasında perde yoktur.

Bir belânın, bir musîbetin altında inleyen kimsenin duâsını almaya bak; Allah’ın dostudur. O belânın o musîbetin altında isyân etmiyorsa o Allah’ın dostudur. Cenâb-ı Hak buyurdu: ‘Bana müsâade edene ben de mahşerde müsâade ederim, onu affederim.’


Dergâhta Çocuk Kursu Meselesi ve Hizmetin Bedelsiz Oluşu

‘Neden bizim dergâhın kursu yok?’ sorusuna cevaben: Gönlümüz arzu eder ki çocuklara da kurs açalım yazın, inşâAllah öyle bir çalışma yapabiliriz. Ama yerle alâkalı problemimiz var. Bu mekânla alâkalı sıkıntımız var.

Biz Allah rızâsı için hizmet veriyoruz; bir hizmetimizin karşılığında ücret talep etmiyoruz. Tekkede hizmetimiz li-vechillâh Allah rızâsı içindir. Para talep etmemek, insanlardan ücret talep etmemek belirli yükümlülüklerin altına girmeyi de güçleştiriyor.


Hizmet ve Fedâkârlık: Gazneli Mahmut ve Köle Kıssası

Hacı Bayrâm-ı Velî Hazretleri’nin meşhur kıssası: Yıldırım Bâyezîd, Hacı Bayrâm’ı ziyârete gelmiş, çok mürîdiniz varmış demiş. O da ‘abartmışlar, o kadar mürîdim yok bende’ demiş. Bir çadır kurmuş, eline kılıcı almış, demiş: ‘Kim bana inanıyorsa, kim bana teslimse bugün canını veren gelsin.’ Kılıç önünde herkes durur. Sadece insanların beğenmediği bir dervîş çıkmış, ‘Efendim ben size inandım, canım size teslim olsun’ demiş. İçeri girmiş, Mübarek hazırladığı kuzuyu kesmiş, kan akmış. İkinci birisi de çıkmış, o da girmiş. Sonra dönmüş: ‘Var mı başka?’ Kimseden ses yok. Dönmüş Yıldırım Bâyezîd’e: ‘Aha biz iki buçuk dervîşiz’ demiş. Bir erkek, bir kadın, bir de kendisi.

Söz dinleyen dervîş, fedâkârlıkta bulunan dervîş, hizmete koşan dervîş. Adam canını veriyor ama dükkanını kapatamıyor. Canını veriyor ama evinden kalkıp gelemiyor. Neden? Canının istenmeyeceğini biliyor çünkü. Eğer canının isteneceğini bilse vermez.

Gazneli Mahmut ve Mücevher İmtihanı

Gazneli Mahmut saraya perde yaptırmış, perdeciye bir mücevherat göndermiş. Perdeci çok kıymetli deyip sadrazama vermiş. Padişah meclisteki herkese sormuş: ‘Kırın şunu.’ Ne perdeci ne sadrazam ne de meclislerden hiçbirisi dokunmamış. ‘Efendim biz kıramayız’ demişler.

Gazneli Mahmut, onu çok seven bir kölesini çağırmış. Vermiş mücevheratı eline. ‘Bu güzel değil mi?’ ‘Güzel.’ ‘Pahalı değil mi?’ ‘Pahalı.’ ‘Kıymetli değil mi?’ ‘Kıymetli efendim.’ ‘Kır o zaman onu.’ Köle kolunun altından iki taş çıkarmış, mücevheratı kırıvermiş. Herkes şaşırmış. Köle demiş: ‘Sultanımın sözünden kıymetli değil ya. Sultanım kır dedi, kırdım. Onun emri, onun sözü her şeyin üstündedir benim için.’

Buradaki mücevherden kasıt: Senin nefsin, nefsinin istekleri, arzuları, nefsinin güzel gördüğü, kıymetli gördüğü şeyler. Sana dediler mi ‘bunu kır’, imtihan odur. Onu kıramadıktan sonra ‘ben seviyorum’ deme.


Kaynakça

Âyet-i Kerîmeler

  • Mü’minûn Sûresi 23/103 — ‘Kimin tartıları hafif gelirse işte onlar nefslerini hüsrana düşürenlerdir, cehennemde ebedî kalacaklardır’
  • Yûnus Sûresi 10/7-8 — ‘Bize kavuşacağını ummayanlar, dünya hayatına razı olup onunla yetinenler ve âyetlerimizden gafil olanlar; onların varacakları yer ateştir’
  • Kur’ân-ı Kerîm’de cehennemde ebedî kalış bildiren 53 muhkem âyet (toplu referans)

Hadîs-i Şerîfler

  • Kıyâmet günü şefaat hadîsi — Müslümanların cehennemden çıkarılması, Buhârî, Kitâbu’r-Rikâk; Müslim, Kitâbu’l-Îmân
  • ‘Bir zaman gelecek sözlerim tartışma konusu olacak, o günlerde Kur’ân’a bakın’ meâlinde hadîs — Kütüb-i Sitte kaynaklı
  • Belâların peygamberlere, sonra velîlere, sonra derece derece gelmesi hadîsi — Tirmizî, Kitâbu’z-Zühd, Hadis No: 2398; İbn Mâce, Kitâbu’l-Fiten
  • Yedi sınıf Allah’ın gölgesinde gölgelenecek hadîsi — Buhârî, Kitâbu’l-Ezân, Hadis No: 660; Müslim, Kitâbu’z-Zekât
  • Allah’ın dostuna düşmanlık eden hakkında kudsî hadîs (hadîs-i kudsî) — Buhârî, Kitâbu’r-Rikâk, Hadis No: 6502

Tasavvuf ve Tarîkat Kaynakları

  • Ahmed er-Rufâî, Onların Âlemi (el-Burhânü’l-Müeyyed) — Belâ ve musîbet bahsi, dervîşlikte çile ve sabır
  • Hacı Bayrâm-ı Velî — İki buçuk dervîş kıssası, teslîmiyet ve fedâkârlık imtihanı
  • Gazneli Mahmut ve köle kıssası — Mücevher kırma imtihanı, sevgide fedâkârlık

Fıkhî Kaynaklar

  • İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe — Vitir namazının üç rekât olarak kılınması hükmü, el-Mebsût, Kitâbu’s-Salât
  • Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat akîdesi — Mü’minlerin cehennemden çıkışı, Mâtürîdî ve Eş’arî kelâm kitapları

Tarihî Şahsiyetler

  • Hazret-i Ömer bin el-Hattâb (r.a.) — ‘Bugün Allah için ne yaptın?’ sözü
  • Hazret-i Eyyûb (a.s.) — Sabır ve belâ örneği
  • Hazret-i İbrâhîm (a.s.) — Ateşe atılma imtihanı
  • Hazret-i Yûsuf (a.s.) — Zindan ve ayrılık çilesi
  • Hazret-i Ya’kûb (a.s.) — Evlat hasreti
  • Hacı Bayrâm-ı Velî (k.s.) — Yıldırım Bâyezîd ziyareti ve teslîmiyet imtihanı
  • Gazneli Mahmut — Mücevher imtihanı kıssası

Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri

Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi