1. Bölüm
Diyor ki, sizin bir derdiniz olduğunda Allâh’ım benim çok büyük bir derdim var diyeceğinize derdinize dönüp ey benim derdim benim çok büyük bir avarım var demesi da hakta. Şunları taala manın dua edin, duanızı kabul edeyim. Yok mu bir dert olan sıkıntısının giderindir. Hatta dua etmeyenlerin kibirlilik sınırında olduğunu ikbadet ediyorum. Arasındaki fark almayalım. Hakkınızı helal edelim. Arasında bir fark yok. Bir kimse normalde derdini, sıkıntısını gözünde büyütürse ümitsizliğe düşer. O söz kima etse o ümitsizliği yeğesi orta yerden kaldırmak için Allâh’ın kibriyalığını, büyüklüğünü, azametini her türlü derdi, derman olduğunu ifade etmek için. Diyor ki, ne kadar büyük dert görürseniz görün, Allâh’a yaslanın.
Allâh’a yaslanırsanız Allâh’ımın derdinizden, o sıkıntınızdan daha büyüktür. Cenâb-ı Hak bunu halleder, manasını da söylüyor. bir kimse derdinin, sıkıntısının büyüklüğünden dolayı suizanı düşmesin. Allâh, bütün dertleri, sıkıntıları yiyenecekmiş denir ki, derdi sıkıntıyı veren Allâh’tır. O yüzden onun sahibine dönüş, meseleyi halleder. Bu böyle çok, arasında farklı bir şey olan bir şey değil. Öyle olmaktansa, hadisi kutsillere, hadisi şeriflere yönelmek her zaman için daha iyiydi. Bütün velilerin, bütün mürşidlerin sözleri, hadisi şerifleri, âyet-i kerametleri şerh etmek içindir. Başka bir şey değildir. Ama onun şerhe her zaman değişeceğinden dolayı, insanlar her an devamlı âyet ve hadîs okurlarsa, o devamlı kendi anlayışları, kendi idrakları tazelenir.
Kendi anlayışları, kendi idrakları tazelencelerden dolayı her zaman, her zeminine uygun, kendi ince düşünce oluşmuş olur. O arkasındaki hadisi kutsi, bana dua edin, duanızı kabul edeyim meselesi, o hadisi kutsi zaten. O hadisi kutsi, insan her derdinde, her sıkıntısında, her açmasında, aklına getirirse, onun için bir ümit kapısı olur. Allâh’a dua edin, Cenâb-ı Hak dualarımızı kabul edecekler. Kabul edeceğini beyan etmiş. meşhurdur ya, berat gecesiyle alakalı hadisi kutsi bu. Berat gecesinde Cenâb-ı Hak yeryüzünü tecelli eder. Yok mu derdi olan, derdine derman vereyim. Yok mu rızık isteyen, rızkını genişleteyim. Yok mu bir sıkıntısı olan, sıkıntısını hafifleteyim. Yok mu borcu olan, borcunu ödemesine vesile olayım, borcunu ödettireyim diye sabaha kadar, hatta bir rivayette berat gecesinin ertesi ki gündüz. bugün cumartesi geceydi geçen hafta, pazar günü gündüz de o bir rivayette ikindi namazı vaktine kadar.
Çünkü İslam’a göre İslam’ın cümleri akşam namazından akşam namazına değişer. berat gecesi, cumartesi gecesi akşam namazında başladı, berat günü, pazar günü akşam namazında bitti. o akşam namazın gününe kadar da ona öyle söyleyeceğine dair rivayet var. Ve bu illa ki berat gecesine has bir şey değil. Cenâb-ı Hak berat gecesi duaları kabul eder, başka gecelerde kabul etmez anlayışına da kapılmayın. Allâh ne zaman dua edilse, Cenâb-ı Hak duaları kabul eder. Vakti, saati, zamanı olmaksızı. Belli vakitler, belli zamanlar vardır ki o vakitler, o saatler Allâh tarafından yüceltilmiştir, yükseltirmiştir. Nasıl günlerin içerisinden Cenâb-ı Hak cumayı seçtiyse, haftanın içerisinde gecelerin içerisinden de perşembeyi seçtiyse, Cenâb-ı Hak onu seçmiştir öbür günlere nazaran.
2. Bölüm
O günlerin özel bir hususiyeti olduğundan değil, onların özel bir hususiyeti Allâh’ın seçmesinden dolayıdır. Allâh istediğini istediğinden üstün kılan. Nasıl peygamberlerin içerisinden ehli kitap peygamberleri üstün kıldıysa, onların içerisinden de Muhammed Mustafa’yı üstün kıldıysa, ayların içerisinden Ramazan’ı üstün kıldıysa, günlerden cumayı üstün kıldıysa, mübarek gecelerden Kadir gecesini üstün kıldıysa, Allâh’ın üstün kılmasıyla o geceler şeritlenmiştir. Başka bir şedem değil. Muhakkak ki günün içerisinde, seher vakti de önemli vakitlerden biri size. Gece yarısından sonra bir buçukla, beş buçuk arası, dört saat önemli bir saat dilimidir. O günün o saatlerini tıra ettikçe muhakkak fayda var.
İbn-i Mesud’dan rivayet. Allâh Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem ancak da buyurdu ki, Allâh ilk önce aklı yarattı ve ona dedi ki, bunu yazan Lâzığ’a kadar. Çünkü ona dediği teyle. Dedi ki yarattı. Önüne dön, döndü. Arkaya dön, buyurdu. Döndü. Sonra şöyle buyurdu. Senden daha çok sevdiğim bir varlık yaratmam. Senin yarattıklarının arasında en çok sevdiğim bir varlık. Allâh önce aklı yarattı. Allâh önce beni yaratıyor diyor, Peygamberin sallallâhu aleyhi ve sellem ancak. Başka bir hadîs-i kudüsü de Allâh önce ilmi yarattı. Başka bir hadislerde hadîs-i şerif, Allâh Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem ancak, hiçbir şey yok iken ben varım diyor. O zaman ilk yaratılan şey hem akıl, hem ilim, hem ruh, hem sır, hem de yaratılmışın başlangıcı Muhammed Mustafa’nın maneviyatı ve ruhaniyeti.
O zaman Peygamberin sallallâhu aleyhi ve sellem ancak ilk yaratıkken, hatta başka bir hadîs-i şerifte, Âdem yok iken ben peygamber edeyim diyor. Âdem yok iken. Âdem yaratılmazdan önce ben peygamber edeyim. O zaman ilk yaratılan şey Peygamberin sallallâhu aleyhi ve sellem ancak ruhaniyeti ve nuraniyeti. Biz ona akıl da, ulema ona bu hadîs-i şerifler gelince akıl da denilmiş, ilim de denilmiş, ilk ruh da denilmişler. Bu ilk yaratılan şey, ilk yaratılan nesne Allâh’a tam itaat etmiş. Allâh’a itaat ettiğinden dolayı Cenab-ı Hakk’ın diyor ki ben onu sevdim. Allâh’ın sevmesinin sebebi, onun itaat etmesi, sebebi. Allâh onu sevecek ayrı bir mesele. Demek ki Allâh kendisine itaat edeni seviyor. hadîs-i kutsu vardır ya, kul farzarla benim hoşuma gidecek hale gelir, nafilelerle de bana yaklaşır.
O zaman kul farzarla Allâh’ın hoşuna gidiyor, Allâh’ın sevdiği hale geliyor. Nafilelerle de yakınlık, yakınlık tasavvuf dilinde kur, peydah oluyor. Yakınlık, Allâh’ın farzlarını ifa etmekten geçer. Allâh’ın haramlarından uzak durmakla geçer. Yakınlığın kapısı imandır. Ondan sonra İslam’dır, ondan sonra ihsandır. Yakınlık ihsana doğru yükleşir. ilk önce iman edecek o kimse. İman ederekten Allâh’a yakın olduğunu gösterecek. İslam’la kurbiyetini, temelini atacak. İhsanla artık o yakınlık iyice hemhal noktasına gelecek. O yakınlık iyice birbiriyle bir fark kalmamacısına, uzaklık kalmamacısına olacak. Hayati Kerim’de diyor ya, bana secde edin ve yaklaşın. İnsanlar secde ederekten Allâh’a yaklaşacaklar.
3. Bölüm
İman ederekten yaklaşacaklar. Ve ilk yaratılan da Allâh’a iman etti. Allâh’a secde etti. bana dön dedim döndü, sağa döndü dedim döndü, geriye döndü dedim döndü. İlk yaratılan şey, yaratılır yaratılmaz Allâh’a secde etti kendi lisanıyla. Allâh’ı tespih etti, Allâh’ı tenzih etti. Hadîs-i Kutsi’de diyor ki, o ilk yaratılan şey Allâh’ı tespih etti, Allâh’ı tenzih etti. Allâh’ı yüceltti, Allâh’ı yükseltti, Allâh’ı tanıdı. Allâh diyor ki bu benim hoşuma gitti. O zaman mevcut, makul bir akıl Allâh’a itaati gerektirir. Allâh’a imanı gerektirir, Allâh’a yakınlığı gerektirir. Bu kimse farzlarla yaratılıştaki haline gelir. Farzlarla yaratılıştaki hali Allâh’ın emirlerini yerine getirir. Ve Allâh onu sever.
Bakın Allâh onu sever. Allâh onu severse arkası geliyor, ne oluyor? Cenâb-ı Hak diyor ki, onun gören gözü, duyan kulağı olur mu okursunuz siz onun şeylerde? Hadîs-i Metin’de okuyorsunuz, öyle değil mi? Olur mu deneyince yanlışlık var, eksiklik var. Allâh’ın sıfatları sonradan olgunlaşmaz. Orada bir çeviri hatası var gibi geliyor bana. Allâh sonradan olgunlaşmaz bir şeyler. Allâh önceden görmüyordu da sonradan mı görmeye başladı? Allâh önceden duymuyordu da sonradan mı duymaya başladı? Allâh önceden tutmuyordu da sonradan mı tutmaya başladı? Allâh önceden yürümüyordu da sonradan mı yürümmeye başladı? Orada bir eksiklik var. Aslında Allâh bütün hepinizin gözünden görür. Hepinizi birbirinize şahit tutan, kendisi şahitlendirir, kendisi şahittir.
Bir başka birisi şahit değildir, kendisi şahittir. Bu felsefe ile yaklaşırsanız, bir şey sizi görüyorsa bu ne olursa olsun gören Allâh’tır size. Allâh sonradan olgunlaşmaz sıfat olarak. Ve Cenâb-ı Hak diyor ki, farzlarla bana yaklaşır, ben onu severim. Ben onu seversem gören göz olur. Aslında Allâh hep gören gözdür hepinizden. Ama biz bunu hissetmeyiz. O sevgi ile o sevginin birleşmesi ile hissetmeye başladık. O duygunun, o hissiyatın, bizdeki var olan o görme duyusunun, o işitme duyusunun Allâh’a ait olduğunu idrak ederiz. Aslında açılan bizim idrakimizdir. Aslında açılan yükselen bizim maneviyatımızdır. Ve o hale geliriz ki, bizdeki bütün fiiliyatın, bizdeki bütün harekatın, bizdeki bütün işlemlerin ve işlemlerin Allâh’a ait olduğunu hissederiz.
Bunu idrak ederiz, bunu anlarız. Ve bakarız ki Allâh Allâh, bunda bizim fazla bir etkimiz yok. Midenize, damarınıza, sinirinize, sinirlerinize söz geçirebiliyor musunuz? Hücrelerinize söz geçirebiliyor musunuz? Onları dizan eden, tanzim eden, üst üste alt alta koyan, kale gibi inşa eden bir zarf var, bir kuvvet var. Bundan haberimiz var mı? Yok, o devamlı çalışıyor. Ne biçim bir hummahın? Bütün herkes, bütün her şey görevini yerine getiriyor. Ve biz bunun farkında değiliz. Ne zaman ki Allâh sevgisi oluşacak, ne zaman ki Allâh’ın sevgisi bize tecelli edecek, o zaman bizim idrakimiz açılacak. O zaman bizim kalbimiz açılacak, ruhumuz, nurumuz açılacak ve o zaman göreceğiz, bizden görenin Allâh olduğunu hissedeceğiz, anlayacağız.
4. Bölüm
Bizden duyanın Allâh olduğunu. Şu anda biz bunun farkında değiliz. Şu anda biz normalde farkında olmayışımızın sebebi Allâh’a teslim olmayışımız, Allâh’ta ölme işimiz. Ayeti kerime var, enteresandır, çok hoşuma gider. deriz ya, inancımız dodu. Ölüler, ölmek üzere olanlar, perdeleri kalkar, öyle değil mi? Ve gerçeği görürler der. Ayeti kerime de öyledir, öyle değil mi? Tam toparlayamadın. ayeti kerimede, tam ölüm esnasında onlar işin gerçeğini görürler, bilirler der ya, o ölümü yaşarsak eğer biz, biz o zaman tam gerçeği, tam gerçeği öğrenmiş olacağız. O ölümü yaşayamıyoruz. O ölüm noktasına gelemiyoruz biz. O ölüm noktasına gelebilirsek, o ölümü yaşarsak biz o zaman işin gerçeğini öğreneceğiz.
Zaten tasavvufun da dinin de, ibadetin de amacı bu. Amacı bu. İnsanlar o gerçekle karşılaştırmak, o gerçekle yüzleştirmek. Biz o gerçekle karşılaşıp yüzleşmemiş haldeyiz. Çünkü öldüğümüzde delireceğiz. Gerçeği göreceğiz, o gerçek bizi delirtecek. O gerçek bizim ne olduğumuzu, kimle karşı karşıya olduğumuzu gösterecek. O gerçek bizim neyi nereye kadar yaptığımızı, neyi nereye kadar yapmadığımızı gösterecek. Aslında o gerçeği biz gece gündüz kendi kendimize yaşamamız lazım. Veya da bir sefer yaşayıp tam yaşamamız lazım. Veya da her gün aslında o bilerek, bilmeyen biz onu yaşıyoruz. Ama onu bilerek yaşadıktan sonra gerçektiriliş olacak. Ve o gerçektirilişe ulaşınca neyin ne olduğunu anlamış olacağız biz.
Gerçektirilişe ulaşıncaya kadar biz gerçekten ölü hükmünde duracağız. kör hükmünde duracağız. Ama o ölümü yaşarsak, o ölümü tatarsak, o zaman biz belki de başka manada delirmiş olacağız. Bu dünyadan göç ederkenki ölümü söylemiyorum. hadîs-i şerifte ölmeden önce ölünüz var ya, ölmeden önce ölünüz halini anlatıyorum. Eğer ölmeden önce ölünüz hali, insanların iman edip, farzları yerine getirip, nafilelerle Allâh’a yaklaşmasıdır. İnsanlar Allâh’a yaklaştıkça, Allâh’a yaklaştıkça, dünya ile olan muhabbetleri biter, Allâh’a yaklaştıkça. Bu dünya ile olan muhabbeti bitmek demek, dünyayı terk etmek, malı, mülkü, dükkanı, çifti, çubuğu, çoluğu, çocuğu terk etmek olarak algılanmasın. Onlarla muhabbeti kesme, muhabbeti kesme, dünyayı sevmeme, dünya için ahireti terk etmeme, dünya için namazını terk etmeme, dünya için orucunu terk etmeme, dünya için zikrini terk etmeme, dünya için, dünya rahatı için ibadetlerini, nafile ibadetlerini terk etmeme. o yaklaşmanın sonucu bu.
Allâh bizi muhafaza eylesin. Heva ve heves hususunda görüş istemiş kardeşimiz. Heva, heves nefsin ve şeytanın istekleridir. Allâh’ın sevceği bir şey var iken onu terk edip, nefsin sevceği bir şeyle uğraşmamızdır. Allâh’ın hoşuna gidecek bir şeyi bırakıp, nefsimizin ve şeytanın hoşuna gidecek bir şeyi yapmamızdır. Bir fiiliyat, bir düşünce, bir anlayış, bir hareket. Allâh’ın hoşuna gidecek, nefsimizin hoşuna gidecek. Nefsin mi hoşuna gidecek? Nefsimizin hoşuna gidecek. Eğer onu uyguluyorsak biz heva ve hevesi oyduk. Eğer yok, Allâh’ın hoşuna gidecek olan şeyleri biz öne alıyorsak, Allâh’ın hoşuna gidecek bu. Biz onu öne alıyorsak o zaman heva ve hevesi terk etmiş olduk. Günlük hayatınıza bakacaksınız.
5. Bölüm
Çok basit. Bir şeyi yaparken bakacaksınız kendi kendinize. Bu yaptığım şeytan Allâh’ın hoşuna gidecek, nefsin hoşuna gidecek, şeytanın hoşuna gidecek. Eğer Allâh’ın hoşuna gidecek bir şeyse heva ve hevesi uymadınız. Ama yok eğer ki Allâh’ın hoşuna gitmeyecekse o zaman nefsiniz uydunuz, heva ve hevesi uydunuz. Çok basittir bu. Çok basit. Ve hepimizin içerisinde bu oluşum vardır, bu olduğu vardır. Hepimizin içinden. Mesela öyle bir perşembe derse gitmediğimizde kendi kendimizi düşünüyoruz. Öyle değil mi? Kimi memnun ettik diye. Birisi memnun olmamıştır veya birisi memnun olmuştur. Bütün davranışlarımızdan bir şey memnun olmuştur, bir şey memnun olmamıştır. Ne yaparsanız yapın. Namaz kılmadığınızda bir şey memnun olur.
Ne? Nefs. Namaz kıldığınızda bir şey memnun olur. Kim? Allâh. Çok basittir denger. Çok basit. siz şimdi annenizle kavga etseniz kim memnun olur? Şeytan ve nefs. Öyle değil mi? Belki babanızla kavga etseniz kim memnun olur? Şeytan ve nefs. Hanımınızı aldınız, kafasını yumruldunuz. Kim memnun oldu? Şeytan ve nefs. Çok basit. Ve günlük hayatınızı, günlük hayatınızı böyle zapturapt altına alabilirsiniz. Ya ve hayatımızda ortası yoktur bakın. Bir taraf memnun, bir taraf memnun değildir. Memnun olan taraf Allâh’ın tarafı ise Hizmullah denir ya Allâh’ın taraftarı demektir. Allâh’ın partisi demektir. Allâh’ın demektir. Onu tabi bizim gözümüzde öyle bir kötülediler ki biz böyle Hizmullah denilince tüylerimiz diken diken oluyor.
Harika âyet-i kerime. Hizmullah Allâh’ın taraftarı demek. Bizim hemen tüylerimiz diken diken oluyor bizim. O Yahudi Masonik medyanın etkisinde kalıyoruz biz. O kafirlerin etkisinde kalıyoruz. Ya bugün radyoda dinliyorum. Afganistan’daki İslami teröristlerle mücadele devam edecek diyor Rusya ile Amerika Afganistan’daki İslami teröristlerle. Söylen bu. Bu ne olmuş oldu? İslam terörist oldu. kim Afganistan’da savaşanlar oranın halkı ve başındaki emperyalist gücü atmaya çalışıyorlar başlarından. kurtuluş mücadelesi veriyorlar. Bundan 80 yıl önce Anadolu’ya gelenler aynı anlayış Irak’a gitti şimdi aynı anlayış Afganistan’a gitti. Ve biz şimdi oradakilerini terörist göreceğiz. Ve İslami terörist diyor Afganistan’da mücadele eden insanlara.
Aynı o din bizim içimize işlemiş vaziyette. Ya desek ki biz sen kimsin ben Hizmullah’ım dese bir kimse teröristsin sen deyip atarlar içeri şimdi. Niçin? Hizmullah kelimesini kullandım diye. Allâh’ın taraftarıdır, Allâh’ın tarafındadır. bir kimse iman ederse ve imanını yeşertir, dinini yaşar ise Allâh’a yakınlık peyda etmiş olur. Ve Allâh’ın hoşuna gider, Allâh’ı memnun eden halde olur. Eğer bunu yaşamıyorsa şeytan ve nefsi memnun eder. Namaz kılmayan bir kimse kimi memnun eder? Heva ve hevesine uymuştur şeytanı memnun eder. Şeytan der ki Allâh’a ey Rabbim dememiş miydim ben sana senin kullarını sapıtacağım diye? Aha sapıttın bir tanesi. Hem bir de bu Müslümanlardan benim için daha büyük bir kazanç, benim için daha büyük bir kıvac.
6. Bölüm
Ve şeytan meleklere de övünür. Kim namaz kılmayan birisi için, kim oruçluğun birisi için, kim küfreden birisi için, kim yalan söyleyen birisi için, kim gıybet eden birisi için, kim dedikodu eden, iftira eden birisi için. Kim zina eden, kımar oynayan, içki içen, bu tip işlerde uğraşan insanlar için. Bunları görerek de şeytan meleklere karşı övünür, şeytan Allâh’a karşı övünür. Der ki demedim mi ben bunları sapıttıracağım diye? sapıttırdım. Ama bir kimse ibadet ettikçe, imanını, İslamını, ihsanını yaşadıkça da şeytan çatır çatır gövenden çatlardı. Kahrolduk, perişan olduk. Ben bunları aldatamadım diye. Ve şuraya gelen ben dahil. Hepimize şeytan önüne öyle oyunlar ve tezgahlar çıkarır ki. Evet, hepimizin eteğinden tartar, paçasından tartar, yakasından tartar.
Gitme, tercihen şimdi. Yol uzun, şöyle olursa, böyle olursa, yorgunsun, yarın işe gideceksin tekrar, işin var. Sana para mı veriyorlar orada? Sen işine bak, dinler sen, tembellik yapma, çalışmak da ibadet. Çoluğunu çocuğun başında durmak da ibadet. Ne işin var orada şimdi? Gideceksin tercihen bir de. Adam gene de birden beri konuşacak bir şey mi konuşuyor ki? Gidiyor anda ne oluyor? 15 yıldan beri gidiyor. Gittin de ne oldu? Bak millet hay gördü, sen göremedin. Rüya gördü, göremedin. Millet uçtu, sen uçamadın. Millet denizin üstünde yürüdü, sen yürüyemedin. Boş ver canım, sen gitme. Nefis der bunları. Hatta der gözünü yumuyorsun, yumuyorsun, hiçbir şey görmüyorsun. Daha da sık gözün olmazsa, belki bir şey görürsün.
Bak gene görmedin bu gece. Yok canım buraya gitme sen. Bu şehirde de iş yok, dandin teki zaten. Sen başka bir yere git canım, daha yüksek yerlere ayırsın. Yok, filan ciğerde çok büyük bir mürşid-i kamil var. Gidip ona bağlan sen. Koparacak ya. Bak, sana buradan kalk git, öbür tarafa otur dediler. Senden başka kimse yok buldu. Neden sana söylediler? Bak yanındaki zikrullah yaparken sana baktı. Bak ömrünün kafasını nasıl sallıyor yarın öbür gün. Sen de mi öyle sallayacaksın? Yok canım terliyoruz ya, hasta oluyoruz ya, ertesi güne böyle olmuyoruz ya. Sırada hasta olabildiğin yere kadar. Behlül Dan’a çıkmış ya, Behlül Harun Reşit çıkmış hutbeye. Demiş ki ey cemaat, size demiş Allâh’ın varlığını 99 veçhede anlatacağım.
Behlül Dan’a çıkmış, dinlemeyin bunu demiş. Durmuş da bu 99 kez şüpheye düşmüş şimdi demiş. Kendi şüphelerini anlatacak. Ben kendi şüphemi anlatıyorum size. Ya böyle böyle diyecek diyorum ya, dedi hep bize. Bunları hep dedi bize. Gitme dedi ya, ne yapacaksın? Ha böyle gidiyorsun diyor, 20 yıldan beri. Her bir gecede gitme, otur evde ya. Ne olmuş ki bir gece gitmeyince? Her bir görsünler, senin eksikliğini anlasınlar. Hiç kimse bir şey demez ya, gördün mü bak 15 yıllık, 20 yıllık arkadaşların neredesin diye sormadı. Vefasız bina canım bıraktık bunları. Bunlar hep nefsin oyunlardır, şeytanın oyunlardır. Ve bunları hep işler, hak. Üç aşağı beş yukarı hepiniz bu tezgahlardan geçersiniz. Anneniz, babanız, eşiniz.
7. Bölüm
Hatta hanımlar evde çocukları öğretirler. Tam baban gideceği zaman baba gitmedi, ağlamaz. Tam adam evden çıkacak çocuk başlar ağlamaz. Baba ben seni göresim geldi de, seninle hiç oturamadık da, bir aile olamadık da. Ben sana bir şey diyecektim. Lan perşembeyi mi buldun? Bir komplo var işin içerisinde. Ya bu devamın. Perşembe gün annen baban sana gezmeye gelir. Gidemesin diye. Hatta hanım da istemiyorsa onları tüyo atır. Siz gelin, tüyo veriyor onlara. Neden? Sen gidemez dersen. Veya kendi annesini babasını çağırır. Evde kayınvalide kayıp eder. Nasıl gidecek adam? Kendi kendini düşünür şimdi. Çapır zamaya kaldı. Silkelese gelse ayıp olacak. Gelmese gene ayıp olacak. Bir sefer de nefsine hoş gelir, oturur.
Bir dahaki perşembeye gene oturur. Bir dahaki perşembeye bir daha oturur. Hatun onun gardını indirdi aşağı. Tezgaha girdi adam. Ders gitti. Hatun bayrağı dikle eder. Veya derse gelmesini istemeyen kimse. Allâh muhafaza eylesin. Bunların aşağısı bir kimse. O zaman eva ve hevesi uymamış oldu. Allâh’ın emirlerini yerine getirdi. Allâh’ın dileğini, Allâh’ın dediğini yerine getirdi. Hayatımızda şunu distir edin. Bu Allâh rızası için bir söz. Allâh için bir söz. Hayatınızda bir tek bir şeye önem verin. Bir tek bir şeye Allâh’ın memnuniyeti verin. Bu çok basit, çok zor. Çok basit, çok zor. Ama bu çok kıymetli bir şeydir. Ve hayatınız öylesini kolaylaştırır ki. Ve hayatınızı hesapsız hale getirir. Bağlantısız hale getirir.
Özgürlüğünüzün tadını çıkarırsınız. Özgür olmak istiyor musunuz? Bir tek şeye bakın. Allâh’ın memnuniyetine. Bu meseleden Allâh razı mı? Bu meselede Allâh’ın emri var mı? Bu iş Allâh’ın hoşuna gidiyor mu gidiyor. Selamun aleyküm ben Allâh’tan tarafıyım. Ben Allâh’tan tarafıyım. Allâh’tan tarafıyım. Bir laf. Bu akşam benim dersim var. Beni çağırıyor. Kim? Allâh. Bana diyor ki Perşembele’leri gel zikrullah yap. Ben gidiyorum. Valide dedi nereye gidiyorsun Allâh çağırıyor. Ne dedim ben? Nereye çağırıyorsun? Zikrullah’ı çağırıyor. Beni zikredin diyor dedim. Hayati Kerim yok mu? Beni zikredin. Hayati Kerim ama beni zikredin. Allâh’ın emri var. Allâh’ın çağrısı var. Beni zikredin demiş. Ben gideceğim onu zikredeceğim.
Onun emrini dinliyorum ben. Bu iş kimsenin emrini dinlemiyor. Öbürü ki diyor ki gitme. Ya sen şeytanın emrinde misin? Allâh beni diyor ki beni zikredin. Öbürü ki diyor ki zikretme. Kim zikretme diyor? Şeytan. Zikre göndermeyen kimdir? Şeytan. Namazı göndermeyen kimdir? Şeytan. Orucu tutturmayan kimdir? Şeytan. Allâh düşmanı, kafir, minafut, müşrik. Bunlar orucu sevmezler, namazı sevmezler, zikrullahı sevmezler. Zikredenleri sevmezler, namaz kılanları sevmezler. Oruç tutanları sevmezler. Kimler sevmez? Kafirler sevmez. Müşrikler sevmez. Minafutlar sevmez. Şeytan sevmez. Şeytanı tavanlar sevmez. Nefis sevmez. Sen de sevmez. Sen de sevmez. O zaman kimsin sen? Şeytanın taraftasın. Şeytanın taraftasın.
Şeytanın taraftasın. Ve hayatınızın bütün alanlarında iki taraf vardır, üçüncü bir taraf yok. Bir taraf Allâh’ı sevenler, bir taraf Allâh’ı sevmeyenler, düşman olanlar. Sizde de iki taraf vardır kendi içinizden. Bir tarafınız Allâh’ı seviyordur, bir tarafınız Allâh’a düşmandır. Allâh’ı seven tarafınız namaz kıldar, Allâh’a düşman tarafınız der ki şu işi de hallet. Biraz ehven gösterir size. Şu müşteriye bak da kıl canım. Şunları da savuştur da kıl. Kılarsın ya ne olacak ya. Ya ne olacak ikindiğiyle de birleştir canım. Adam orada dedi ya çok sıkışırsanız birleştirin diye. Ben de faydalıyor kendi kafasına. Ben dedim ki yolda çok sıkışırsanız. Bir şey bulur o. Neden? O içinizdeki o yaramınız var ya Allâh’ı sevmeyen, Allâh’a düşman olan.
O dürtüklüyor. O diyor ki ya aman ya şurada bir nefes al bak ya ne kadar güzelliği al. Allâh muhafaza eylesin. Allâh’a yaklaşmayı kendinize Destûr edin. Allâh’a yakın olmayı kendinize Destûr edin. Allâh’a dostluk kapısını açmaya kendinize Destûr edin. Allâh’a dost olmaya çalışın. Allâh’la dostluk beydah etmeye çalışın ki Allâh yolunda Allâh’a Destûr edin. Allâh yolunda Allâh’ın hizmi, Allâh’ın tarafta olasın. Ve böylece hayatınız kolaylaşmış olsun. Birinin eli kattı arkadan. Sorum soracaktı en arkadan gelen. Evet. Hakkınızı helal edin inşâAllah. Üç ihlas bir Fatiha. Âmîn. Üç ihlas bir Fatiha. Âmîn. Üç ihlas bir Fatiha. Âmîn. Fale min nehu. Lâ ilâhe illâllah. Fatiha ma’a as-salamu alaikum wa rahmatullahi wa barakatuh.
Fatiha ma’a as-salamu alaikum wa barakatuh. Altyazı M.K.
Kaynakça
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.
Kaynak video: YouTube
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Nefs, Muhabbet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı