Cehrî Zikir, Övünme Yasağı ve Sûfînin Kalkanı: Mü’mine Şefkat, Kötüye Tokat
Mustafa Özbağ Efendi bu sohbetinde, sesli (cehrî) ve sessiz (hafî) zikrullâhın hükmünü, hayır hasenâtı anlatma âdâbını, İmâm Âzam’a hakaret edenlerin durumunu, bazı farziyetleri inkâr edenlere karşı tecdîd-i îmân meselesini, semâzenin el duruşlarının mânâsını ve edebin üç merhalesini sarsıcı bir üslûpla ele almaktadır.
Sesli ve Sessiz Zikrullâh: Hangisinin Yeri Vardır?
Sesli veya sessiz zikrullâhta sakınca yoktur. Ancak iki yerde sesli zikrullâh yapılmaz: (1) Bir câmide farz namaz kılınırken o yerde sesli zikir yapılmaz. (2) Bir yerde sesli Kur’ân-ı Kerîm okunuyorsa orada sesli zikir yapılmaz. Bunun dışında sesli zikir câizdir.
Hz. Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem bir gazveye giderken sahâbesi yüksek sesle Allâh’ı zikrediyordu. “Siz sağırı zikretmiyorsunuz” buyurarak onları sesli zikirden men etti — sebebi düşmanı uyandırmamak içindi, yoksa sesli zikri yasaklamak için değil. Âyet-i Kerîme’de “Hac farzlarınızı yerine getirdikten sonra atalarınızı andığınızdan daha kuvvetli şekilde Allâh’ı zikredin” buyurulmuştur. Önceden Araplar Beytullâh’ı tavâf ettikten sonra atalarını ve onların hayırlarını sesli sayıyorlardı; İslâm bu övünmeyi de men etti.
Hz. Ali ve Övünme İstisnâsı
Hz. Ali Efendimiz bir cenk meydânında bahâdırlığını anlatınca Hz. Peygamber buyurdu ki: “Eğer savaş meydânında olmamış olsaydı, Ali helâk olurdu.” İnsanın kendi kahramanlığını, hayır hasenâtını, kerâmetini anlatması câiz değildir — bu ancak kâfirin karşısında istisnâî olarak câiz olur. Ulemâ buna bir kapı aralamış: kişi örneklik olsun diye sûfîler gibi “birisi böyle yapmış, birisi böyle rüyâ görmüş, birisine böyle bir tecellîyât olmuş” diyerek anlatabilir. Aslında anlatan kendisidir ama edep göstererek şahsına bağlamaz.
Latin Harfli Kur’ân Meselesi: İmâm Mekkî ve İmâm Âzam
Bir soru üzerine Efendi Hazretleri, İmâm Hacer-i Mekkî Hazretleri’nin “Kur’ân-ı Kerîm’i Arapça’dan başka harf ile yazmak ve tercümesini okumak haramdır” görüşünü nakleder. Ancak Hanefî mezhebinin imâmı İmâm Âzam Ebû Hanîfe’nin görüşü farklıdır: İmâm Âzam Hazretleri Arapça dışında dillerde Kur’ân tefsîrinin okunmasını ve farklı dillerde yazılmasını câiz görmüş, hatta bir kimsenin Kur’ân’dan bir âyet veya sûre dinleyince kendi diliyle Fâtihâ okuyarak namaz kılabileceğine bile fetvâ vermiştir.
Efendi Hazretleri vurgular: “Bir âlimin üzerinde diğerlerinin eksiği, kusuru ve hatâsı vardır; biri diğerinin üzerine binâ edilmez. Mekke bizim mese mecbûr olmadığımız yerdir.” Mesele için önce Kur’ân’a, sonra Resûlullâh’ın sünnetine, sonra ashâbın tutumuna, sonra imâmların (İmâm Âzam, İmâm Mâlik, İmâm Şâfi, İmâm Muhammed, İmâm Yûsuf, İmâm Süheyr, Serahsî gibi) içtihadlarına bakılır.
İmâm Âzam’a Hakaret Edenlerin Hâli
Sohbette en sert bölümlerden biri Zekeriya Beyaz gibi ekran tipi çıkıp İmâm Âzam Hazretleri’ne hakaret eden, hadîs-i şerîferi reddeden kimseler hakkındadır. Efendi Hazretleri “İmâm Âzam’ın kabr-i şerîften cevap geliyor, işaret oluyor: ‘Esselâmü aleyke…’ İmâmına verin diye” der ve ekler: “İmâm Âzam’ı ağzına alacak kimsenin yüz on sekiz tane kadar yüksek mertebede ehl-i hadîs ve fakîh önünde durması gerekir. Adam oturmuş İmâm Âzam’a, İmâm Şâfi’ye, İmâm Mâlik’e, İmâm Buhârî’ye, Müslim’e, Tirmizî’ye hakaret ediyor. Bütün hadîsleri inkâr ediyor — biz dinliyoruz.”
Tecdîd-i Îmân ve Tecdîd-i Nikâh: Farziyetleri İnkâr
Bir farzın haram olan bir şeyin haram olmadığını, bir farzın farz olmadığını bile bile söylemek tecdîd-i îmânı ve tecdîd-i nikâhı gerektirir. Efendi Hazretleri üzerine basa basa sıralar:
- Kadının örünmesi farzdır: baş, boğazın bittiği yer, kollar, ayaklar dâhil. Bunu inkâr eden tecdîd-i îmân ve nikâh eder.
- İçki haramdır, fâiz haramdır, haksız adam öldürmek haramdır, nâmusla ilgili tecâvüz haramdır, yetim mâlı yemek haramdır.
- Beytullâh’ta günâh işlemek büyük günâhtır.
- Zinâ haramdır; nikâhsız cinsel ilişki büyük günâhtır.
- Gıybet haramdır — biliyor olmasına rağmen “bu gıybet değil” diyenin de aynı hüküm altındadır.
“Hocam ben gıybet etmiyorum” demesi gıybeti meşrûlaştırmaz; aksine inkâr olduğu için daha ağır bir hâl alır. Edep, neyin haram neyin farz olduğunu bile bile sertçe belirtmektir — “açmak istemiyorum, sonuçta babamın abisi değil mi” gibi mahcûbiyetler yerine açıkça söylemek gerekir.
Sûfînin Sübhânallâhi ve Bihamdihî Zikri
Sûfî “Sübhânallâhi ve bihamdihî, sübhânallâhil-azîm ve bihamdihî estağfirullâhil-azîm” der. Daha birinciyi söylerken Allâh’ın günâhlarını sonbahar yaprakları gibi döküverir. Çünkü der ki: “Geldi benim dostum, oturdu iki dizinin üzerine huzûruma çıktı, beni tanıdı, beni bildi, beni hatırladı — affettim.” İkinci tesbihte sûfî mânâ âlemine adımını atmıştır. Tövbe faslını bitirirken kendinden geçer; parmak çalışıyor mu, dil çalışıyor mu bilmez. Onun dilini söyleten, kalbini hissettiren, gözüne gösteren, elini tutturan, ayağını yürüten Allâh’tır.
Semâ Senin El Duruşlarının Mânâsı
Sûfî semâzenin sağ eli yukarıda, sol eli aşağıdadır. Bunun mânâsı: El yukarıdaki Allâh’tan gelen ilâhî feyzi alır; el aşağıdaki ise halka taşıt eder. Ama Efendi Hazretleri ek bir mânâ daha verir: O el aynı zamanda Osmanlı tokadı gibi tetikte hazır kıtadır. Kötülük yapana, dinsize, îmânsıza, din satıcılarına, üçkâğıtçılara, vatana ihânet edenlere, teröristlere darbe vurmak için hazırdır.
“Bir yanağını vurana öbür yanağını çevirme” sûfîliği Efendi Hazretleri’nin kabul ettiği bir târif değildir: “Ben o sûfîlerden değilim. Mü’min gelse cânımı veririm, başıma tâc ederim, gönül sultânı yaparım, ayağına hâlı olurum. Ama kâfir bana düşmanlık etmeye kalkarsa bu el onun kaydını büker. Kötü bir kimse mü’minlere kötülük yapmaya kalkarsa bu el onun kaydını büker.”
Edebin Üç Merhalesi
Edep nûrdan tâctır. Edebin üç merhalesi vardır:
- Birinci merhale: Farzlara sımsıkı yapışmak — farzları yerine getirip günâh-ı kebâirlerden uzak durmak.
- İkinci merhale: Nâfilelerle Allâh’a yakınlık kurmak — en güzel ahlâkla ahlâklanmak.
- Üçüncü merhale: Allâh’ı sevmek — gözünün gördüğü ve görmediği her şeyden fazla Allâh’ı sevmek.
Edep haksızlığın karşısında hakkını savunmamak demek değildir; vatanını, milletini, dînini, îmânını savunmamak demek değildir. Birisi senin dînine hakaret ederken susmak edep değil — o zayıflığın, kimliksizliğin, kişiliksizliğin adıdır. Edep her şeyi yerli yerine koymak ve yerli yerinde konuşmaktır.
Cuma Mü’minin Bayramıdır: Kadın ve Çocuk da Câmiye Gidebilir
Hz. Peygamber bize iki dînî bayram bıraktı: Ramazan ve Kurban. Bunların dışında dînî bayram yoktur — ne nevruz, ne hıdırellez, ne başka bir ad. Ama cuma günü Müslümanların haftalık bayramıdır. Her cuma Mü’min için bayramdır. Kadın, erkek, çoluk çocuk en temiz, en güzel hâlde câmiye gidilir.
“Câmiye gittiğinizde ‘kadınlar giremez, çocuklar giremez’ diyenler din tüccarıdır, maaşlı elemandır. Sen onları dinleme — ‘Ben eş ve çocuklarımla bugün cuma kılacağız’ deyin. Bu Müslümanlar bu kafayı kırdı: karılarını, kızlarını, çoluklarını, çocuklarını câmiye getiriyorlar.” İşte bu cumayı Müslümanın hakîkî bayramı hâline getirir.
Kaynakça
Âyet-i Kerîmeler
- Bakara Sûresi 200 — “Hac ibâdetinizi bitirince, atalarınızı andığınız gibi, hattâ ondan da kuvvetli bir anışla Allâh’ı anın.”
- Hucurât Sûresi 10 — “Muhakkak ki mü’minler kardeştirler.”
- Hucurât Sûresi 12 — “Sû-i zandan sakının… Birbirinizin gizli hâlini araştırmayın, biriniz diğerinin gıybetini etmesin.”
- Tevbe Sûresi 71 — “Mü’min erkeklerle mü’min kadınlar birbirlerinin velîleridir.”
- Nûr Sûresi 31 — Kadınların örtünmesi hükümleri
Hadîs-i Şerîfler
- “Sizden biriniz bir kötülük görürse onu eliyle değiştirsin; gücü yetmezse diliyle, ona da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin — bu îmânın en zayıf derecesidir.” (Müslim, Îmân, 78)
- “İmâm Âzam Ebû Hanîfe ümmetimin lambasıdır.” (Hatîb el-Bağdâdî, Târîhu Bağdâd)
- “Cihâd’tan da üstün yâ Resûlullâh Allâh’ı zikir mi? Cihâd’tan da üstün.” (Tirmizî, Daavât, 6)
- “Mü’min odur ki dilinden ve elinden Müslümanlar emîn olan.” (Buhârî, Îmân, 4; Müslim, Îmân, 64)
- “Cuma günü Mü’minlerin bayramıdır.” (İbn Mâce, İkâmetüs-Salât, 79)
Tasavvufî Kaynaklar
- İmâm Gazâlî — İhyâu Ulûmid-Dîn, Kitâbu Ezkâril-Mef’ûlîn (Cehrî ve hafî zikrin hükümleri)
- Abdülkâdir Geylânî — Fütûhul-Gayb (Tövbe ve sûfînin mâneviyât hâli)
- Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî — Mesnevî-i Şerîf (Edebin üç merhalesi ve sûfînin teslîmiyeti)
- İmâm Rabbânî — Mektûbât (Edebi farzlardan ayırmama)
Fıkhî ve Târihî Kaynaklar
- İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe — el-Mebsût’tan nakil (Arapça dışında Kur’ân tefsîri ve namazda Fâtihâ)
- İbn Hacer el-Mekkî — ez-Zevâcir (Kur’ân’ın Arapça dışı yazılması meselesi)
- İbn Hişâm — es-Sîretun-Nebeviyye (Hz. Ali’nin cenk meydânındaki övünmesi)
- İmâm Nevevî — el-Mecmû’ (Cuma namazında kadın ve çocuğun konumu)
Sohbetin Özü
Sesli zikrullâhta sakınca yoktur — ancak farz namaz kılınırken ve sesli Kur’ân okunurken yapılmaz. İnsanın kendi hayrını övmesi yasaktır, ancak Hz. Ali örneğindeki gibi savaş meydânında kâfire karşı câizdir. İmâm Âzam’a hakaret eden kimse, bütün hadîs ve fıkıh imâmlarının önünde âcizdir. Farziyetleri inkâr etmek tecdîd-i îmân ve nikâhı gerektirir — başörtünün, içkinin, fâizin, zinânın haramlığını gizleyen veya örtbas eden de bu hüküm altındadır. Sûfînin kalbi mü’minleri şefkat ve merhametle koruyacak, ama eli kötülüğe karşı tetikte tokat gibi durmalıdır. Edebin üç merhalesi: farzlar, nâfileler, Allâh sevgisi. Cuma mü’minin haftalık bayramıdır; kadın-çocuk demeden câmiye gidilmelidir.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Kalb. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı