Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

Karabaş-ı Velî Tekkesi Sohbeti (10 Eylül 2011) — Akıl ve Gönül, Leylâ-Mecnûn ve Peygamber’in Son Namazı

Mustafa Özbağ Efendi'nin dergah sohbeti: Karabaş-ı Velî Tekkesi Sohbeti (10 Eylül 2011) — Akıl ve…. Tasavvuf, ahlâk ve mânevî yol üzerine kapsamlı açıklamalar.

Akıl: Giriş

10 Eylül 2011 tarihinde Karabaş-ı Velî Tekkesi’nde gerçekleştirilen bu uzun sohbet; muhasebecilik, kadın şâhitliği, “İslâm akıl dinidir” söyleminin reddi, Mecnûn-Leylâ kıssasıyla aklın aşk karşısındaki acziyeti, zikir halakasının cennet bahçesi olması, Hanzala Hadîsi, ticarette dindâr kimliğinin menfaate dönüşmemesi, insanın üç sınıfı (kağıttan, etten-kemikten, cevherden), Peygamber Efendimiz’in son namazı ve en güzel ahlâkın dil-el emniyeti ilkesi gibi derin ve pratik konuları ele almaktadır.

1. Muhasebecilik Câizdir — Din Haramlarla Çevrilir

“Bir Müslümanın günümüzde muhasebecilik yapması câizdir. Muhasebe olmazsa bir insan hesabını-kitabını bilemez, borcunu-alacağını bilemez. Dîn haramlarla çevrilidir — bellidir haramlarla. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında işte herkes her şeyi sormaya başlamışlar: ‘Bu haram mı, bu haram mı?’ Peygamber Efendimiz kızmıştır. O yüzden haramın dışındaki bir şeyi ‘haram mı?’ diye sormak doğru değildir.”

2. Kadın Şâhitliği Meselesi: Îmân Gözü Esastır

“Allah erkeklerden bir şâhit, kadınlardan iki şâhit istemiş. Kadının tek şâhitliği neden kabul edilmez?” Cevap net bir prensiple başlar: “Ben bu tip meselelere îmân gözüyle bakarım. Buna akıl gözüyle bakmak bizim ayağımızı yere bastırtmaz. Biz o esnada onu akledememiş olabiliriz; o esnada onu anlayamamış, görememiş olabiliriz. Hattâ insanlık târihi boyunca o yasanın, kuralın veya hükmün hakîkatine vâkıf olamayabiliriz. Allah’ın Kur’ân’ı üzerinde tartışma yapılmaz. Dîn îmân etmek içindir.”

“Kadınlar neden iki şâhit edilir de erkeklerden bir şâhit yeter? ‘Neden?’ diye sorulmaz bu birinci derecede. Hz. Âişe Annemizin meşhur bir sözü vardır: ‘Eğer aklıma uyacak olsaydım ayağımın altını mest ederdim. Ama Ben Resulullâh’ı sallallâhu aleyhi ve sellem gördüm ki O ayağının üstünü mest ediyordu.’”

3. “İslâm Akıl Dinidir” İddiası Yanlıştır

“Hani toplumda çok söylerler ya: ‘İslâm akıl dinidir.’ Hayır. Hiçbir dîn akıl dîni değildir. Buna Hristiyanlık, Mûsevîlik, İbrâhîmîlik dâhildir. Hiçbir Allah’ın ilâhî nitelikli kitabı aklî değildir. İnsan aklının derecesi, menzili, zemini, tavanı bellidir, ölçülmüştür. Aklın hududu vardır — ama gönlün hududu yoktur.”

“Akıl metafizik meselelerle ilgilenemez. Bugünkü dille anlatıyorum: akıl mânâdan anlamaz. Akıl, meselâ, kadın güzel onun güzelliğini sever — kadını sevmez. Kadını isteyen nefistir. Akıl güzelliği görür; ama seven gönüldür. İnsanın gönlü âşık olur, akla âşık olmaz.”

4. Leyla ile Mecnûn: “Mecnûn’un Gözü Sende Yok”

“Hani Leylâ’ya bakarlar, bir de Mecnûn’a bakarlar. Mecnûn Leylâ’ya âşıktır. Ama aklen baktığımızda Leylâ âşık olunacak güzellikte bir kadın değildir. Kara-kuru, boyu da normal kadınlardan daha küçük bir kadındır.”

“Hârun Reşîd, Mecnûn’un Leylâ’ya olan aşkının adını duyup Leylâ’yı huzuruna dâvet eder. Meşhur bir kıssadır. Bakar, der ki ‘Yâ, benim gözüm mü yanıldı? Perdeleri de açın’ der; sarayın perdelerini açarlar. Leylâ anlar Hârun Reşîd’in kendisini beğenmediğini. Hârun Reşîd içinden geçirir: ‘Acaba konuşması, lakırdısı, söz çıkarken çok güzel, çok iyi konuşur, konuşmasına âşık olunur.’”

“‘Leylâ sen misin?’ diye sorar ona. Leylâ cevap verir: ‘Leylâ benim, ama Mecnûn’un gözü sende yok.’ Kıymetli dostlar: seven gönüldür, seven kalptir. Akıl bir şeyi sevip sevmemeye hükmeder; akıl yemeği ağzınıza götürmeye hükmeder.”

“Akılla îmânı bulursunuz. Ama gönülle îmân edenin îmânı kâmil olur. Akıl gönül îmânına insanı götürür mü? Elcevap: götürür. Akıl muhâtap mıdır? Elcevap: muhâtaptır. Allah akıllı olanları kendisine muhâtap seçer. Ama îmâna akıl yetmez.”

“Sadece akılla bakarsak ayağımız yere basmaz. Hiç kimse âşıklığı akılla yorumlayamaz. Hiç kimse sevdâlanmayı akılla yorumlayamaz. Hiç kimse gecenin yarısında ‘Sevgili belki buradan geçecek’ deyip ayakta duran bir kimsenin hâlini akılla algılayamaz. Hiç kimse kara gözlü bir kimseyi merd bilip yanında durduğunu akılla algılayamaz.”

“Akıl sevdadan anlamaz. Akıl açtan anlamaz. Akıl muhabbetten anlamaz. Ondan tadı almaz, lezzet almaz. Ama akıl 4×4=16’dan lezzet alır. Akıl fiziğin hangi dalında, merkezinde, menfezinde yürümekten lezzet alır. Akıl fıkıh okumaktan lezzet alır — ama ağlamaktan lezzet almaz. Akıl hadîs ezberlemekten lezzet alır — ama hadîs-i şerîfi içinde yaşamaktan, hoş bir sadâ alarak algılamaktan anlamaz.”

5. Ruhtan Size Çok Az Bilgi Verilmiştir

“Bizim dînimizde öyle şeyler vardır ki, biz onlara baktığımızda ‘el-iflâm’ ne mânâya geliyor belli değildir. Akılla bunu algılamaya, sorgulamaya çalışırız da sınıfta kalırız.”

“‘Ey Habîbim de ki: Sana rûhtan sorarlar; onun için size çok az bilgi verilmiştir’ (İsrâ 17:85). Akıl rûhtan anlamadı. Ama kalp rûhu gördü. Akıl rûhun tecellîyâtına baktı — ama akıl rûhun kendisini görmedi, inkâr ediyor.”

“Akıl meleklerin tecellîyâtlarını görür — ama akıl meleği göremez. Meleği görecek olan insanın içidir, bâtınıdır. Gören gözü olur; gören gözü olursa meleği görür. Konuşan dili olur; olursa melekle konuşur. Tutan eli olur; o zaman melekle musafaha eder. Yürüyen ayağı olur; o zaman melekle yanışır. Bunun akılla alâkası yoktur. Bu hadîs-i kudsîdir; ehl-i tasavvufun dayandığı yerdir.”

“Kıymetli dostlar, tasavvuf akılla bulunur, gönülle yaşanır. Akılla bulunur; ama gönülle yaşanır. Sevmek akılla değildir — ‘Biz sevmemiz lâzım’ deriz ama gönül sever. İçi sever insanı. Ve severse sevdiğine doğru yol alır; o yol alırken akıl onu bu noktada engellemeye çalışır. Akıl sorgular hep — yanlış değil, akılla çıkamayız işin içinden.”

“‘Sen atmadın, Ben attım’ âyet-i kerîmesini akılla içinden çıkamayız. ‘Sen öldürmedin, Ben öldürdüm’ âyetini akılla çıkamayız. Peygamberine söylüyor Allah. Meleklere îmânı akılla çıkamayız. Allah’ın zâtının tefekkür edilmemesini akılla çıkamayız. Allah’ın sıfatlarını, tecellîyâtlarını zâhir olarak görürüz ama mânevî olarak nitelendiririz. Kabrin başına gidip kabirdekilerle konuşmayı akılla çıkamayız — Hz. Resûlullâh kabrin başına gider ve kabirdekilerle konuşur.”

6. Yahudilerin Cumartesi Oyunu

“Allah bize îmân etmemizi, kullarımızı etmememizi söylüyor. Kadınlardan iki şâhit, erkeklerden bir şâhit — ‘Kadının aklı eksik mi? O yüzden mi böyle oldu? Bunda bir sıkıntı var, bir problem var. Ben bunu kabul etmiyorum’ — hepsi küfürdür.”

“Allah deseydi ‘Kadınlardan bir şâhit, erkeklerden on şâhit yerine geçer’ — yine îmân edecektik. Allah deseydi ‘Kadınlardan on tane, erkeklerden bir tâne’ — yine îmân edecektik. Hani Yahudilere Cumartesi balık avlamak yasaklanmış ya — bize Kur’ân haber veriyor. Yahudiler uyanıklık yapmışlar: ağları Cuma’dan sermişler, Cumartesi avlanmıyorlar ama Cuma’dan avlanıyorlar! Akıl bizi doğru noktaya götürmez her zaman. Allah bizi muhafaza eylesin.”

7. Rüzgâr ve Hava, Zikir Halakası: Cennet Bahçesi

“Rüzgâr ile hava arasındaki ilişki nedir?” Cevap: “Hava durur; birisi üflediği zaman o üflenen yerden hızla hareket eder — işte rüzgâr olur.”

“Dergâhda veya burada sizin yanınızda aklınıza dünyâlık bir şey gelmez de neden dışarı çıktığımızda tam tersi oluyor? Dışarıdaki imtihanlarda ne yaparsak daha az günâha gireriz? Hanzala Radıyallâhu Anh Hazretleri meşhurdur. Hz. Ebû Bekir Efendimiz’le karşılaşıp der ki: ‘Helâk oldum, Hanzala!’ ‘Ne oldu?’ ‘Ben Peygamber Efendimiz’in yanındayken dünyâlık hiçbir şey aklıma gelmiyor. Ama yanından ayrıldıktan sonra dünyâ beni çepeçevre sarıyor, sarmalıyor — helâk oldum.’”

“Hz. Ebû Bekir ‘Ben de helâk oldum’ der. ‘Hadi berâber gidelim Peygamber Efendimiz’e soralım.’ Gidip mâruzât olarak naklederler. Peygamber Efendimiz’in cevâbı muhteşem: ‘Eğer bu hâlinizi korumuş olsaydınız, melekler sizinle musâfaha eder ve onların musâfahasını görürdünüz.’”

“Hadîs-i şerîf mucibince zikir halakaları cennet bahçesidir. Peygamber Efendimiz buyurur: ‘Siz dünyâdayken zikir bahçelerini dolaşın, onun nimetlerinden yiyiniz.’ ‘Yâ Resûlallâh, dünyâda cennet bahçesi var mı?’ ‘Evet, var.’ ‘Neresidir yâ Resûlallâh?’ ‘Zikir halakalardır. Zikrullâh halakasına oturup zikredin — zikretmek cennet meyvâsıdır.’”

“Madem ki zikir halakası cennet bahçesidir, cennet bahçesinde şeytânın işi yoktur — cennet şeytâna yasaklanmıştır. Dolayısıyla bir kimsenin zikir halakasındayken şeytânın ona musallat olması düşünülemez. Eğer gerçekten zikir halakasına oturduysa dünyâ onu sarmalayamaz, şeytan onu aldatamaz. Ve orası cennet bahçesi olduğu için orada dünyâlık aklına bir şey gelmez.”

“Hadîs-i şerîf: ‘Şeytân sizin kalbinizin kapısında bekler. Ne zaman ki zikrullâh’dan kesildiniz — hemen içeri girer.’ Ama zikrullâhdan kesilmediği müddetçe şeytan kalbin kapısından içeri giremez. Şeytan orada kapıda bekler; kapının önüne dünyâyı süsler. Ve o dünyâyı süsleyerek insanların önüne getirir — insanlar ya o süse kapılırlar, ya da Allah’ı zikrederek ondan kurtulurlar.”

8. Meleklerin Musâfahası: Gizli Zikir

“Allah’ı çok zikredin. Zikrederken kendinizin zikrettiğini göstermeyin. Elinizde 99 tesbihle buradan heykele doğru yürüme — bizim yolumuz değildir. Eline sayma makinesi, tesbih makinesi alıp yollarda yürüme — bizim yolumuz değildir. Senin zikrettiğini zikreden bilsin. Gösterişten kaç, çataftan kaç, şatafattan kaç.”

“Bizim yolumuzda husûsî bir sakal bile yoktur. Bizim yolumuzda dînî kostümler, dînî kıyafetlerle halkın içinde dolaşmak yoktur. Biz takvâmızı böyle göstermeyiz. Biz dindârlığımızı böyle göstermeyiz. Farzları eşgâle yerine getiririz — farz namâzı ezan okunduğunda câmide kılarız, kılmaya gayret ederiz. Farz ibâdetleri eşgâle yaparız; bundan sıkıntımız yoktur. Ama nâfilelerimizi gizlemeye çalışırız — tasavvuf budur.”

9. Ticarette Dindâr Kimliği Menfaate Dönüştürmemek

“Ticaretimizde alırken, satarken, bir iş yaparken dindârlığımızı veya dînî kimliğimizi öne koymayız. Dindârların kaybettiği nokta var. ‘Mal alacak, biz de namâz kılarız’ — söyleme. ‘Biz de ehl-i tasavvufuz’ — söyleme. Mal alacaksın oradan — dînî kimliğini gösterme. Mal satacaksın — dînî kimliğini gösterme.”

“Neden? Sana ayrıyeten bir avantaj sağlamasın. Sana ayrıyeten bir menfaat vermesin. Dindârlığın menfaati olmasın bu dünyâda. Sohbetinle, zikrinle, tarîkatınla, şeyhinle, velinle, dervîşinle, Müslümanlığınla dünyâlık peşine düşme. Bu tasavvuf değildir. Bu Allah âşıklığı değil. Bu madde âşıklığı, bu dünyâ âşıklığıdır. Allah bizi affetsin.”

10. Meleklerden Zikir Halakası Kurulsun

“Allah’ı zikir meclislerinde sâdece Allah zikrini yapar. Orası cennet bahçesidir. O zaman sen cennet bahçelisin, seninle berâber yürüt. Sen Allah’ı zikretmeye devâm et. Sen Allah’ı zikretmeye başladığında Allah senin etrafına en az on tâne melek görevlendirir. O on tâne melekle berâber zikretmeye devâm edersin. Melekler senin etrafında feveran ederler, dönerler. Sen her adım attığında sana duâ ederler.”

“Perşembeyi bekleme, Pazartesiyi bekleme. Onlar muhakkak gidilmesi gereken ders günlerindir senin; orada dersini yapacaksın cemaatle. Ama sen yolda giderken ‘Dost, dost’ arzula. Arabanı kullanırken Allah’ı zikret. Alışveriş ederken Allah’ı zikret. Evinde Allah’ı zikret. Dâimî zikir üzerine ol ki Allah meleklerden sana bir halaka kursun.”

“İstemez misiniz? Meleklerden bir halaka kurulsun. Siz ‘Allah’ dediğinizde onlar da ‘Allah’ desin. Siz ‘Rahmân’ dediğinizde onlar da ‘Rahmân’ desin. Siz ‘Rahîm’ dediğinizde onlar da ‘Rahîm’ desin. Siz Allah’ı zikrettikçe sizin günâhlarınıza tövbe etsinler. Siz zikrettikçe onlar size duâ etsin. Siz zikrettikçe sizin zikrinizi arşına göğe çıkarsınlar.”

“Herkes sizi çarşıda yürüyor görsün. Herkes sizi sokakta yürüyor görsün — ama siz meleklerden bir halaka kurmuşsunuz, halakadan cayır cayır Allah’ı zikrediyorsunuz. Etrafınızda hiç kimse bilmesin. Eşiniz bilmesin, çocuklarınız bilmesin, şeyhiniz dahi bilmesin, arkadaşınız bilmesin, dostunuz bilmesin. Allah bilecek — Allah. Ancak o zaman Peygamber Efendimiz’in dediği gibi ‘Bu hâlinizi korusaydınız, meleklerin sizinle musâfaha için yarıştığını görürdünüz.’”

11. Dışarı Çıkıp Gıybet Etmek: Meleklerin Yüzünü Ekşitmesi

“Ve ‘Eşhedü en lâ ilâhe illallâh’ dediğinde her harfine Allah bir melek gönderir; her harfini hızla Arş-ı A’lâ’ya götürdüğünü görürsün. O zaman hâlini koru. Tek başına oturduğunda zikrettin — dışarı çıktığında da zikrine devâm et.”

“Tek başına zikrettin, tekerleklerin önünde gıybet etmeye başladın: ‘Hocam nereden söyledi canım? Anlattı şimdi bir sürü şey. Kendine baksın bir, bitti. Yâ filanca da oradaydı — gördün mü yâ? Ya, oraya yakışacak adam mı? Oraya yakışacak kadın mı?’ Bitti.”

“‘Gittik bir çayı düzgün vermediler bize ya. Yâ, gittim de sandalyesi yavuklu da, masaları düzgün değildi de, bir sürü laf oldu, bir sürü görüntü oldu…’ Bırakırken gitti — melekler uçuştu yanından. Gittiler, bıraktılar. Yüzlerine ettiler. Az önce duâ ediyorlardı sana; az önce duâ ediyorlardı — sen gıybete düştün, dedikoduya düştün, iftirâya düştün, yanlışa düştün, eksikliğe düştün. Pişman oldular, yüzleri dökülerek yanından uzaklaştılar.”

“O yüzden hâlini koru. Allah’ı zikret. Sevdiğini zikret. Sevdiğinle alışveriş içerisinde ol. Bak, göreceksin — o zaman hâlin muhâfaza olacak; zikir halakan devâm edecek, cennet bahçen devâm edecek.”

12. Nikâhın Şakası Olmaz: Üç Günde Boşanma Hatâsı

“‘Eşim çok sinirli, her şey hâlinde olsun diye ben de o anda “Tamâm, yaparım” dedim kavga çıkmasın diye. Sonra geçiştirdim. Bunda günâh var mı?’ Var — yap adamın dediğini, helâl sana.”

“Daha ağır bir soru: ‘Eşim “Bir daha çocuğunu döversen üç kere boşsun” dedi; kadın çocuğunu dövdü. Çok şüpheye kaldım, boş oldu mu?’ Bunu söyleyen adam câhildir, dîn câhilidir.”

“Kıymetli kardeşler, bir şey vardır ki onun şakası dahi haramdır — o da nikâhdır. Nikâhın talâhı — yani boşanması. Bunu söyleyen dîn câhili bir kimsedir. İslâm bu değildir. İslâm bu değildir. Bir kadın namusuna leke getiriyorsa boşanır. Adamın ‘gitme’ dediği yere gidiyorsa boşanır. Namusla alâkalıdır. Kadın izinsiz kafasına göre bir yerlere gidiyorsa, adam boşayabilir. Yoksa ‘Bir daha dövreseyine üç kere boşsun’ diye boşama olmaz.”

“İnşâAllah bizim kardeşlerimizden değilsinizdir. Eğer bizim kardeşlerimizdense, bu sözü derhâl eşinden özür dileyip helâlleşsin. Bu tür sözlerin ucunu alır, geri döner.”

“Kadın çocuğunu terbiye edemeyecek mi? — Dayakla terbiye olmaz. Tokatla terbiye olmaz. Benim çocuğuma daha fiskem yoktur — fiskem, tokadım yoktur. Çocuklarınızı severek terbiye edin. Ama kadınlar sabahtan akşama kadar çocuklarla berâber, bir an gelir elinden bir kaza çıkabilir — Allah muhâfaza eylesin. Sandalyede namâz kılınabilir mi? Zahmet hâlinde kılınır.”

13. İnsanın Üç Sınıfı: Kağıttan, Etten-Kemikten, Cevherden

Şeyh Bedreddin’in “İnsan nedir?” sorusuyla açılan bu bölüm şöyle cevaplanır: “Ben birkaç gündür insanları üçe ayırıyorum. Bir kağıttan insanlar vardır — görüntüsü insandır. Etten-kemikten yapılma insanlar vardır — görüntüsü insandır. Bir de rûhtan yapılma, cevherden yapılma insanlar vardır — onların da görüntüleri insandır.”

“Kağıttan insan olarak değerlendirdim. Birkaç gündür bunu bazen ağır geliyor insanlara — ‘Hayvandan’ dediler. Hani Allah insanı ‘ahsen-i takvîm’ üzere yaratmış ya — ‘İnsanı ahsen-i takvîm üzere yarattık’ (Tîn 95:4). İnsan ahsen-i takvîm üzeredir; ama o insan nefsine uyarsa, âyet-i kerîme devâm ediyor, ‘hayvandan daha aşağı mahlûk olur.’”

“O zaman insanı insan eden, insanı cevher eden îmândır, ibâdettir ve güzel ahlâktır. İnsan îmân eder, ibâdet eder, en güzel ahlâkla ahlâklanırsa cevher olur. Îmân eder, ibâdet olur — ‘etten-kemikten’ insanı aşar, ‘cevher’e dönüşür. Etten-kemikten olan, o güzel ahlâk sâhibi değildir; îmân etmedi veya îmânı dilinde kaldı, yüzeysel kaldı. O da hayvan sınıfına düşer — ‘kağıttan’ insan hâline gelir.”

“Bunların evcilleştirmeniz çok zordur. Îmân edip tövbe etmesi lâzım. Îmân edip tövbe ederse bir makam yükselecek. Ne olacak? Etten-kemikten insan olacak. Etten-kemikten insan olan hatâ yapar, hatâsını görür, geri döner. Yanlış yapar, yanlışından geri döner. Ama ondan hançer yersin yine — ondan sıkıntıyı çekersin yine, vefasızlığını görürsün yine. Beklemediğin bir anda darbe yersin ondan.”

“Ama sen âşık isen — bak, bunların yaptıkları şeyler kimlere yaparlar biliyor musunuz? Cevherlere yaparlar. Sıkıntıların büyüğü peygamberlerindir — ondan sonra velîlerin, ondan sonra onların etrafındakilerin, ondan sonra Müslümanların. O zaman Allah’ın dostlarına hançerini vururlar. Kimler vurur? Kağıttan insanlar vurur. Etten-kemikten yapılmış olanlar vurur.”

“Ama âşıksan, yolundan sevgili geçecekse, sen ayağa kalk. Sevginin seni dimdik görsün. Sen hançer yediğin yerleri sakla. Kanını gösterme. Sevgilin ola ki aklından geçer ‘Senin için bu hançerleri yedim’ dersin de uzaklaşırsın. Hançeri sakla, kanını sakla, ciğerini sakla, yaralanmanı sakla, gözyaşını sakla. Geceleri kalk ayağa — geceleri ki gece örter her şeyi. Gece amel edilir ya, garibindir diye ‘Geceler garibindir, yollar garibindir.’”

“İnsân-ı kâmil olmanın yolu güzel ahlâktır. İnce ahlâk, yüksek ahlâktır. Bu ibâdetsizlik değildir. Bir kısmı sâdece güzel ahlâkı yeterli görür — biz onlardan değiliz. Allah bizi affetsin. Îmân etmek, ibâdet etmek ve ahlâkın en güzeliyle, iyi amellerin en güzeliyle vuslata varmak — onun peşinden düşmek, onun peşinden gitmektir bizim yolumuz.”

14. Ehl-i Tasavvufun İki Yanılgısı

“Ehl-i tasavvufun düştüğü hatâlardan biri şudur: Bir kısmı güzel ahlâkı kenara atıp sâdece çok ibâdet etmekle Allah’a vuslat olacağını zannetmişlerdir — ki bunlar yolda kalmışlardır. Bir kısım ehl-i tasavvuf ise ibâdetin önemsiz olduğunu hükmedip ibâdeti kenara atmışlardır: ‘Bizim namâzımız kılındı, orucumuz tutuldu, zikrimiz yapıldı’ gibi veya ‘Biz böyle zâhirî ibâdetlere ihtiyâcımız yok. Hadi siz gidin Beytullâh’ı tavaf edin, biz bir gönül tavaf ederiz — o hacdan daha makbul hacc-ı ekber yaparız’ gibi hatâlara-yanılgılara düşüp yolda kalmışlardır.”

“Bizim yolumuz nübüvvet yoludur ki Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapışmaktır. O yüzden Hz. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin izine basamazsak dahi, gücümüz-kuvvetimiz yetmese dahi, onun izine basmak, onun yolundan gitmektir yolumuz.”

15. Peygamber Efendimiz’in İbâdeti: Ayakları Şişinceye Kadar

“O ibâdet etti, ayakları şişinceye kadar namâz kıldı. O ibâdet etti, secdede öylesine Allah’a yalvarır, duâ ederdi ki kendinden geçerdi. Hz. Âişe Validemiz ‘Hz. Resûlullâh öldü’ diye korkardı.”

“Bir gece usul-i hocam böyle yavaşça ayağına dokundu. Öylesine secde hâlinde kendinden geçmişti, öylesine Rabbiyle bir yanık atıyordu, öylesine dostla kavuşmuştu ki ‘ya rûhu emrini gibi’ olmuştu. Dinledi nefesini dahi aldığını göremedi. Nefes aldığını hissedemedi. Çünkü ciğeri dahi pompalamıyordu. Vücudu kalkıp oynamıyordu. Hareketsiz — kendinden geçmiş. Secdede öylece kalakalmıştı.”

“Saatlerce, dakikalarca Hz. Âişe Validemiz ondan bir yaşam belirtisi bekledi. Bekledi ki bir nefes alsın. Bir hareket etsin. Hareketsiz — yaşayan ölü gibi. Baktı, bekledi, bekledi… Bir yaşam emâresi bulamadı. Ve ayağına hafifçe dokundu. Hz. Resûlullâh o zaman ayağını hareket ettirdi. Anladı ki Peygamber Efendimiz ölmemiş. O öylesine Allah’a ibâdet ederdi.”

16. Peygamber Efendimiz’in Son Namâzı

“O bir namâzını geciktirmezdi, bir namâzını kaçırmazdı. Nerede namâzı? Son gün dahi ateşler içinde kıvranırken, ateşler içinde bayılırken, her kafasını kaldırdığında ‘Başıma soğuk su dökün’ deyip başından aşağı soğuk su döktürdüğünde ilk sözü ‘Namâzım, namâzım’ idi.”

“Kıymetli Müslümanlar, bu öyle bir peygamber — gelmiş-geçmiş bütün varlıkların en-en-en üstünüdür. O namâzsız gitmedi. O hâlindeyken dahi namâzını kıldı. Sahâbeler kollarının altına girdi. Abdestini leğenin içerisinde aldırdılar. Kulluğu kaldırmaya mecâli yoktu. Abdest almak için kolunu kaldırmaya mecâli yoktu. Abdest almak için ağzına su götürmeye mecâli yoktu. Etrafındaki sahâbelerin yardımıyla abdestini aldı.”

“Ve hayâtı boyunca hiç kimseden hiçbir şey istemeyen Peygamber yine hiç kimseden hiçbir şey istemedi — ama etrafındaki ashâb ona abdest aldırdı. Hz. Âişe’ye ‘Üstüme su dökün’ dedi. Dökerken yan başından aşağı kust ettirdiler. Yine bayıldı; bayıldıktan sonra başında beklediler. Ashâb mescidde dinlenerek namâzda O’nu bekliyor. Resûlullâh’sız bir namâz kılmayı hayâl edemiyorlar. Peygamber Efendimiz olmadan hiç namâz kılmamışlar. Hiçbir vakit namâzlarını kılmamışlar. Asla. Büyük bir sabırla, gözleri kara kızarıyla, Resûlullâh’ı bekliyor Sabırlar ve Selâmlar ile — namâz kılmak için.”

“Üçüncüsünde Hz. Ebû Bekir Efendimiz bir tarafında, Hz. Ali Efendimiz diğer tarafında mescide götürdüler. Dedi ki ‘Ebû Bekir namâzı kıldırsın.’ Ve Hz. Resûlullâh son namâzını oturduğu yerden kıldı. Ayakta durmaya mecâli yoktu. O arkada oturarak Hz. Ebû Bekir Efendimiz’in arkasında namâzını böylece kıldı.”

17. Biz Namazsız Vuslat Arıyoruz: Modern Muhâsebe

“Bizler neredeyiz şimdi namazda? Bizler ezan okunduğunda neredeyiz? Ezan okunduğunda hangi şeytanın peşindeyiz? Hangi patronun peşindeyiz? Hangi cîfe dünyânın peşindeyiz? Namâz vakti geçerken neredesin, Müslüman? Hani Allah’a söz verdin ya: ‘Eşhedü en lâ ilâhe illallâh’ demiştin ya. Neredesin?”

“Biz ibâdetsiz Allah’a vuslat arıyoruz. Namâzsız Allah’a vuslat arıyoruz. Oruçsuz, zikirsiz Allah’a vuslat arıyoruz. Kitapsız Allah’a vuslat arıyoruz. Kur’ânsız Allah’a vuslat arıyoruz. Peygambersiz Allah’a vuslat arıyoruz. Peygamber’e uymadan Allah’a vuslat arıyoruz. Allah bizi affeylesin.”

18. En Güzel Ahlâkın Başlangıcı: Dil ve El Emniyeti

“Allah’a dost olacak olanlar, Allah’ın peşinden koşacak olanlar — îmân edeceksiniz, îmânın rükûnlarını yerine getireceksiniz. İbâdet olacaksınız, ibâdetin rükûnlarını yerine getireceksiniz. Ve en güzel ahlâkla ahlâklanacaksınız.”

“Hiç kimseye zarar vermeyin — en güzel ahlâkın başlangıcı bu. Hiç kimseye kötülük yapmayın — en güzel ahlâkın başlangıcı bu. Sizin elinizden ve dilinizden insanlar emîn olsunlar — en güzel ahlâkın başlangıcı bu.”

Dilinden emîn olsunlar: “Dedikodu etme, gıybet etme, iftirâ etme. Dilinden emîn olsunlar — küfretme. Hakaret etme. İnsanların kötü sözler söyleme. Ya hayır söyle, ya da sus. Sus, Müslümanlar!”

Elinden emîn olsunlar: “Çalma, çırpma. Hakkın olmayan her şeye elini uzatma. Hattâ hakkın olanı dahi uzatma: ‘Bu mahşerin, elini uzatma’ — bekle, sabırlı ol. ‘Bu su senin’ — elini uzatma, bekle, sabırlı ol. ‘Bu mal benim değil’, ‘Bu mülk benim değil’ — elini uzatma. Hârûn parmağını savurma: ‘İsraf etmeyiniz, sizin olabilir ama israf etmeyiniz.’”

“Sen yumruğunu sıkma bir Müslümana. Sen bir çanağı atma eline. Sen taberzinini eline atma. Müslümanlar, sen hakkın olmayan elini uzatma. Elinden emîn olsunlar. Allah bizi onlardan eylesin. Rabbim bizi muhâfaza eylesin.”

19. İnfak Kudsî Hadîsi

Sohbetin sonunda bir kudsî hadîs okunur: “Allah Teâlâ buyurur ki: ‘Ey kulum, sen infak et — bilirsin cömertlik etmek, insanlara yardım etmek — sana da infak edilsin. Allah’ın hazînesi doludur. Gece-gündüz devâmlı infak etmek Onu eksiltmez. Yer ve gökleri yarattığından beri verdiği rızıkları gördünüz mü? Onlar Allah’ın hazînesinden bir şey eksiltmedi. Onun Arş’ı suyun üzerindedir; mîzân da Onun elindedir — onu alçaltır ve yükseltir. Allah cümlemizi infak edenlerden eylesin.’”

Soru ve Cevaplar

Soru: Müslüman’ın muhasebecilik yapması câiz midir?

Cevap: Evet, câizdir. Muhasebe olmazsa insan hesabını-kitabını bilemez. Dîn haramlarla çevrilidir; haramın dışındaki bir şeyi “haram mı?” diye sorulmaz. Peygamber Efendimiz sürekli “Bu haram mı?” diye sorulmasına kızmıştır.

Soru: Kadının şâhitliği neden iki kişiyle sayılır?

Cevap: Bu mesele îmân gözüyle görülmelidir. Akıl gözüyle bakmak ayağımızı yere bastırtmaz. Hz. Âişe’nin “Aklıma uyacak olsaydım ayağımın altını mest ederdim” sözü bu prensibin ifâdesidir. Allah farklı hükmetseydi yine îmân ederdik. Kur’ân üzerinde tartışma yapılmaz.

Soru: İslâm akıl dini midir?

Cevap: Hayır. Hiçbir İlâhî dîn akıl dîni değildir. Aklın hududu vardır; gönlün hududu yoktur. Akıl mânâdan anlamaz, rûhtan anlamaz — akılla “Sen atmadın, Ben attım” âyetinin içinden çıkamayız. Akıl îmânın başlangıcıdır; gönül îmânın kemâlidir. Leylâ-Mecnûn kıssası bu hakîkatin en güzel ifâdesidir — “Mecnûn’un gözü sende yok.”

Soru: Dışarı çıktığımda dünyâ beni sarıyor — ne yapmalıyım?

Cevap: Hanzala Hadîsi ile cevap verilir: Hz. Ebû Bekir ve Hanzala Hazretleri aynı şikâyeti Peygamber Efendimiz’e getirmişler; cevap: “Eğer bu hâlinizi korumuş olsaydınız, melekler sizinle musâfaha ederdi.” Çözüm: zikri dergâhta değil, hayatın her ânında devâm ettirmek. Allah zikir halakasındakilere etraflarında 10 melek görevlendirir — zikri çarşıda, arabada, alışverişte, evde devâm ettirin.

Soru: Zikri göstererek yapmak câiz midir?

Cevap: Bizim yolumuzda değildir. 99 tesbihle yollarda yürümek, tesbih makinesi kullanmak bizim yolumuz değildir. Zikir gizli yapılır: “Eşiniz, çocuğunuz, şeyhiniz dahi bilmesin. Allah bilecek — Allah.” Husûsî sakal, dînî kostümler yoktur; farzlar eşgâle yapılır, nâfileler gizlenir.

Soru: Ticarette “Ben dindârım” diye belirtmek doğru mudur?

Cevap: Hayır. Alırken-satırken dînî kimliğinizi göstermeyin ki sana ayrıyeten bir avantaj veya menfaat sağlamasın. Dindârlığın menfaati olmasın. Sohbetinle, zikrinle, tarîkatınla, şeyhinle dünyâlık peşine düşmek Allah âşıklığı değil, dünyâ âşıklığıdır.

Soru: “Bir daha çocuğunu döversen üç kere boşsun” dedim, kadın dövdü — boş oldu mu?

Cevap: Hayır — bu söz dîn câhilliğidir. Nikâhın şakası dahi haramdır, ama boşanma namus gerektiren sebeplerle olur: namusa leke getirmek, izinsiz bir yerlere gitmek vs. Çocuğu döven kadın dolayısıyla boşanma olmaz. Eğer böyle bir söz söylediyse, derhâl eşinden özür dileyip helâlleşsin. Çocuk dayakla değil, severek terbiye edilir.

Soru: İnsan nedir? Kaç sınıfa ayrılır?

Cevap: Üç sınıfa ayrılır: (1) Kağıttan insanlar — îmân etmeyen, hayvandan aşağı düşen, evcilleştirilmesi çok zor olanlar. (2) Etten-kemikten insanlar — îmân etmiş, ama hatâ yapar, hatâsından döner, yine de hançer vurabilir. (3) Cevher insanlar — îmân, ibâdet ve en güzel ahlâkla “cevher” olmuş, ahsen-i takvîme ulaşmış kimseler. Sıkıntıların büyüğü peygamberler, velîler ve dostlarınadır; bu yüzden âşık, sevgili geçerken ayağa kalkmalı, hançerini saklamalı, kanını göstermemelidir.

Soru: Ehl-i tasavvuf ibâdetsiz Allah’a vâsıl olabilir mi?

Cevap: Hayır. Bu, bazı ehl-i tasavvufun düştüğü iki yanılgıdan biridir. Bir kısım güzel ahlâkı bırakıp sâdece çok ibâdetle vuslat aramıştır; bir kısım ibâdeti bırakıp “bizim namâzımız kılındı” demiştir. Her iki yol da yanlıştır. Bizim yolumuz nübüvvet yoludur — Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapışmak. Peygamber Efendimiz ayakları şişinceye kadar namâz kıldı; son nefesine kadar namâzını terk etmedi.

Soru: En güzel ahlâkın başlangıcı nedir?

Cevap: “Hiç kimseye zarar vermeyin.” Dilinizden ve elinizden insanlar emîn olsun. Dil emniyeti: dedikodu, gıybet, iftirâ, küfür, hakaret yok — “Ya hayır söyle, ya da sus.” El emniyeti: çalma, yumruğunu sıkma, hakkın olmayana uzatma, israf etme. İnfak ise Allah’ın hazînesini eksiltmez; kim cömert olursa Allah’ın lütfunu kazanır.

Kaynakça

Âyet-i Kerîmeler

  • Tîn Sûresi, 95:4-5 — “Biz insanı ahsen-i takvîm üzere yarattık; sonra onu aşağıların aşağısına çevirdik”
  • İsrâ Sûresi, 17:85 — “De ki sana rûhtan sorarlar; size çok az bilgi verilmiştir”
  • Enfâl Sûresi, 8:17 — “Sen atmadın, Allah attı”
  • Bakara Sûresi, 2:282 — Şâhitlik âyeti

Hadîs-i Şerîfler ve Kudsî Hadîsler

  • “Cennet bahçelerini dolaşın; nimetlerinden yiyiniz — zikir halakaları cennet bahçeleridir”
  • “Müslüman, dilinden ve elinden Müslümanların selâmette olduğu kimsedir”
  • “Hayır söyle, ya da sus”
  • Hanzala Hadîsi — “Eğer bu hâlinizi korusaydınız melekler sizinle musâfaha ederdi”
  • “Şeytan kalbinizin kapısında bekler; zikrullahtan kesildiğiniz anda içeri girer”
  • Kudsî Hadîs (kulluk): “Kulum nâfilelerle Bana yaklaşır, Ben de onu severim — gören gözü, duyan kulağı, tutan eli olurum”
  • Kudsî Hadîs (infak): “Ey kulum infak et, sana da infak edilsin — Benim hazînem eksilmez”
  • Peygamber Efendimiz’in son namâzını oturarak kıldırması
  • “Belânın büyüğü peygamberlere, sonra velîlere, sonra dostlarınadır”

Tasavvufî ve Târihî Kaynaklar

  • Hz. Âişe (r.a.) — “Aklıma uyacak olsaydım ayağımın altını mest ederdim”
  • Leylâ ile Mecnûn kıssası — Hârûn Reşîd ve Leylâ’nın “Mecnûn’un gözü sende yok” cevabı
  • Hanzala bin Ebî Âmir (r.a.) — “Helâk oldum Hanzala” hadîsi
  • Yahudilerin Cumartesi balık avı yasağını deldiği kıssa
  • Şeyh Bedreddîn — “İnsan nedir?” sorusu ve insanın üç sınıfı

Sohbetin Özeti

Bu uzun sohbet, muhasebeciliğin câiz olduğu ve “Dîn haramlarla çevrilidir” prensibiyle başlayıp kadın şâhitliği meselesinde îmân gözünün esas olduğu, “İslâm akıl dinidir” iddiasının yanlış olduğu, Leylâ-Mecnûn kıssasıyla aklın aşk karşısındaki acziyetinin (“Mecnûn’un gözü sende yok”) ortaya konulduğu, zikir halakasının cennet bahçesi olduğu (Hanzala Hadîsi ile berâber), ticarette dindâr kimliğinin menfaate dönüştürülmemesi gerektiği, nikâhın şakasının dahi haram olduğu, insanın üç sınıfa ayrıldığı (kağıttan-etten kemikten-cevher), ehl-i tasavvufun “sâdece ahlâk yeter” veya “ibâdet gereksiz” yanılgılarına düşmemesi gerektiği, Peygamber Efendimiz’in ayakları şişinceye kadar namâz kıldığı ve son nefesine kadar namâzını terk etmediği, sahâbenin “Resûlullâh’sız bir namâz kılmayı hayâl edemediği”, bizim ise ibâdetsiz Allah’a vuslat aradığımızın sarsıcı muhâsebesi ile en güzel ahlâkın başlangıcının dil ve el emniyeti (“Hayır söyle, ya da sus”) olduğu vurgulanmıştır. Sohbet infak kudsî hadîsi ile sona erer: “Ey kulum infak et — Benim hazînem eksilmez.”

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Ruh, Sünnet, Şeyh, Aşk, Sabır, Tesbîh, Muhâsebe. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı