1. Bölüm
Farklı sorumlar kesilmezmiş. Yok mu soru soru? Ne kadar güzel. Farklı sorumlar kesilmezmiş. Allâh Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri de siz Allâh’tan hayırlı uzun ömür isteyin diyor. Onlar arzu etmeyin. İstemeyeniz demek şu. Sıkıntılar, bunalım, dert, gam, kasevet basınca insana insan öleyim ki kurtulayım diye düşünüyor. Allâh Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri de siz Allâh’tan hayırlı uzun ömür isteyin diyor. Onlara karşı mücadele, onları bir tutup görmen, onları bir ikram görmen, o sıkıntılar, o belalar, o musibetleri Allâh’a yaklaştırıcı birer sebep görecek. Müslüman, mümin. Onları böyle sebep görürse o zaman onlardan hep sevap kazanacak. Veya da yarına ümitle bakacak.
Diyeceksin ki yarın bu sıkıntı biter. Yarın bu dert biter. Yarın bu bela biter. Veya da ben bunu yarın çara çeviririm. Ben buna sabrederim. Cenâb-ı Hak benim tecrimi verir. Ben yarın birisine bir Allâh dedirtirim. Onun mükafatı her şeyden fazla olur. Birisine bir namaz kılmasına sebep olur. Onun mükafatı her şey geçer diyerek de ertesi güne ümitle bakacak. Ve o sıkıntıların, o dertlerin karşısında kendisini o dertlerin, o sıkıntıyı verenin Allâh olduğumu şuuruna bakacak. Ve kurtaracak olanın da Allâh olduğunu düşünerekten ümitle yaşayacak. O yüzden ölümü istemek yok. Ehli derviş, ehli tasavvuf ölümü istemez. Dünyada onun yaşaması kârdır çünkü. Dünyada bir nefes alması onun için kârdır. O kârı düşünerekten bir sefer daha Allâh demek.
Bir sefer daha bir perşembe dersinde toplanıp Allâh’ı zikretmek. Bir sefer daha bir kardeşlerle oturup tefekkür etmek. Onlarla hayırlılıkta birleşmek. Onlarla güzellikte hayırlı tatlılıkta bir olmanın. Bu ehli tasavvuf için büyük nimettir. Büyük lütuftur. sabahleyin sabah namazını o derin, o engin seher vaktinde sabah namazının kılmanın lezzetini nasıl tatacak gibi kimse? Bu dünyaya bağlanılık değil. Dünyayı bir ticarethane görmek, bir kâr etme yeri görmek. Mümin dünyayı böyle gördüğü için dünyaya bağlanmaz ama dünyadan da öleyim gideyim deyip de ölümü istemez. Ve ölümü istemek, ölümü istemedi. Allâh muhafaza eylesin. İsyan hükmündedir. Öl noktasından için biz Allâh’a teslim oluruz. Onun bize takdirine teslim oluruz.
O bize neyi takdir ettiyse ona teslim oluruz. Dertten, sıkıntıdan, beladan, müsibetten bunalıp ölümü arzu etmek sevgiliden gelen o nimetleri nimetlere nankörlük etmektir. Çünkü sûfî için dert, sıkıntı, bela, müsibet, varlık, yokluk bütün her şey sevgiliden gelen bir hediyedir. Biz onları elma şekeri gibi yalacağız iç dünyamızda. Ve biz o elma şekerini reddetmiş oluruz. Ölümü istemekle. Bakın ölümü istemekle. Avam ise ölümü tefekkür ederek. Niçin? Dünyadan alakasını kesmek için. Dermiş, dünya ile alakasını kesmiştir. alakasını kesmekten kasıt, işinizi terk etmek değil. Geçen haftaki sohbetimi unutmayın. Dünyaya sevgimizi, muhabbetimizi kesmek. Himmetimizi, kabretimizi, amacımızı, durduğumuz noktadaki stratejimizi Allâh’ın üzerine kurmak.
2. Bölüm
Ona gayretimizi koymak. Ona himmetimizi, sevgimizi, dönüşümüzü ona doğru gerçekleştirmek. Dermiş böyle gerçekleştirdi mi? Gerçekleştirdiği için dünyayı sevmez. Dünyaya tatmaz. Dünya aşkı için tutuşmaz. Dünya aşkı için tutuşmadığından dolayı onun öyle bir ölümü tefekkür ederekten dünyadan sıyrılmak ortusunu bitirmiştir. Dermiş bitirmiştir. Dünyadan sıyrılma, dünyadan korkma, dünyalık peşinde koşmaktan derviş kendisini sıyırmıştır. Dermiş olur. Eğer sıyıramadıysa da dervişliği adaydır. Sıyıracak inşâAllah. Kurtulacak. O yüzden o kimse ölümü istemez. Ama ölümü bir lütuf olarak görür. Bir ikram olarak görürse bu farklı bir şeydir. Bu farklı bir şeydir bakın. Ölümü bir lütuf olarak görür. Ölümü bir ikram olarak görür.
Bu ölümden kastım sadece zahiren bedenen bu dünyadan yok olmak değil. Evet. Ölümü lütuf olarak görür. Yaşarken ölümü lütuf olarak görür. ölmeden önce ölünüz var ya onu bir lütuf olarak görür. Ölmeden önce ölüm. Bu noktada ölmeden önce ölmeyi isteyin. Bunda bir beis yok. Çünkü bu sizi direliğe kavuşturacaktır. Çünkü bu sizi aydınlığa kavuşturacaktır. Bu sizi nura kavuşturacaktır. Allâh’ın nuruna ulaşacaksınız. Ölmeden önce ölürseniz. Allâh’ın nuruna kavuşmak için bunu isteyiniz. Mesela insandan peygamberliği isteyemezler. Peygamberlik ister mi? Yok. Beygude bir iste. Beygude bir dua. Ama veliliği isteyin. Evliyalığı isteyin. Dervişliği isteyin. İyi mümin olmayı isteyin. İsteyin. Çok iyi bir mümin olmayı isteyin.
Allâh’ın dostu olmayı isteyin. Peygamberin dostu olmayı isteyin. Bunlar böyle kibirlilik değil. Vellilik değil. Makam sevdası değil. Vellilik makamsızlıktır. Şeyhlik istemeyin. Şeyhlik makamdır. Vellilik dostluktur. İstenir. Allâh’a dostluktur. Bunu bir kısım ehli tarikat sanki makam istiyormuş gibi düşünmüşler. Hayır. Vellilik Allâh’a dostluktur. Allâh’ın elveli ismi şerifinin o kimsenin üzerinde tecelli etmesidir. Bunun için dua edilir. İstenir. Gayret edilir. Şeyhliği istemek, şeyh olmayı istemek ise makam sevdasıdır. Bir makamla oturma düşüncesidir. Allâh bundan muhafaza eylesin cümlemizden. O yüzden evliyalık istenir. Ariflik istenir. Dervişlik istenir. Sûfîlik istenir. Dua edilir bunlar için.
Bunda bir beis yok. Bu noktada ölmeden önce ölmek de istedik. Çünkü bu işin veliliğin, evliyalığın, yiğit dervişliğin, harbi billahumunun kapısı ölmeden önce ölmekten geçer. Ölmeden önce ölmeyi gerçekleştiremeyenlere bu kapı açılmaz. Allâh muhafaza eylesin. Biz bu manada ölümü severiz, ölümü isteriz bu manada. Ama öbür manada, dünyada hayır hasanet defterimiz kapancandan dolayı zahiren bu noktada ölme noktasında durmayız. O yüzden zaten intihar etmeyi, az önce bir de soru vardı, aklıma o geldi. İslam intihar etmeyi küfür olarak haddetmiş. Bir kimse göz göre göre, göz göre göre aklı yerindeyken, eğer intihar ederse onun cenaze namazının kılınmayacağını hükmetmiş hanıcılar. Ama bir kimse şuurunu kaybetti, aklını kaybetti, intihar etti.
3. Bölüm
Eğer öyle hükmedildiyse o zaman onun cenaze namazı kılınır. Ama şuuru yerinde, aklı yerinde bir kimse borcundan dolayı intihar etti. Yok ailesinden birisinden bir şey oldu, intihar etti. Yok hanımı öldü, o da dayanamadı, intihar etti. Yok çocuğu öldü, dayanamadı, o da intihar etti. Yok bir hastalık geldi ona, böyle hastalıktan yaşamaktansa ölmeyi tercih ederim dedi, intihar etti. Veyahut gitti hastaneye, ne diyorlar ona, ötenez mi diyorlar? Ben kendi kendimi, beni öldürürüm, ben ölmek istiyorum dedi, intihar etti. Bunların hepsi de küfür ehli, imansız bir şekilde göçüp giderler. Mümin bir dakika sonrasına, bir nefes sonrasına ümitle bakar. Ümitle bakar. Ne kadar zorluk yaşarsanız yaşayın. Herkesin kendi zorluğu kendisine büyüktür.
Kendisine zor dur. Birisinin parmağına arı sokar, onun için en büyük acı olur. Birisinin kolu kopar, onun için büyük acı olur. Birisinin gövdesini parçalarlar, büyük acı olur. Birisine de bir sivilce gelir, onun için büyük acı olur. Demesen ona, ya sen bu sivilceye mi üzülüyorsun diye, onun için büyük acıdır. Onun kaldıracağı yük o kadardır. Ömürkünün gövdesi parçalanmıştır, büyük acı olur. Ömürkün de der ki ya, ne oldu ki? Senin gövdeni parçaladılar, haşladık, yaktık, kavurdular mı? Yok. O da ona tuhaf gelebilir. Ama o en büyük acı, en büyük sıkıntıyı, en büyük karanlığı, en büyük darbeyi yediğiniz anda Allâh’tan ümidinizi kesmeli. İmtihan budur. Öyle zor zamanlarımız olur, öyle dar zamanlarımız olur, öyle çıkmaz sokaklara, öyle karanlıklara düşersiniz ki, şeytan sizin ümidinizi, şeytan sizin umudunuzu kırar ve imanınızı alıp götürür.
Allâh muhafaza eylesin. O esnada imanınızı muhafaza edeceksiniz. Allâh’a olan ümidinizi, Allâh’a olan umudunuzu ve bağdımınızı yitirmeyeceksiniz. Ve diyeceksiniz ki, bu da geçer yahu. O da geçer. Şunu unutmayın. Belki de içinizde en yaşlılardan birisi ben oldum artık. benden yaşlılar var üç beş sene ama, ama içinizde en ihtiyar benim. Benden yaşlı olsalar dair, ihtiyarın noktasında en ihtiyar kendimi görüyorum. Geçmeyecek hiçbir şey yok arkadaşlar. Geçmeyecek hiçbir şey yok. İflaz da geçiyor, sıkıntı da geçiyor, dert de geçiyor, hastalık da geçiyor, varlık da geçiyor, yokluk da geçiyor. Her şey geçiyor. Hayata bakarken ümitle, umutla bakıyorum. Yarın kötü olur diye düşünmeyin. Yarın iyi olur diye düşünün.
Her sabah namazına kalktığınızda o güne ümitle başlayın. O güne umutla başlayın. Asla ve asla yarına karamsazlıkla başlamayın. O gün gününüz çok sıkıntılı geçmiş olabilir. Çok dertli geçmiş olabilir. Çok kederli geçmiş olabilir. Gece oldu herkes yattığında iki rekat namaz kılıp, ya Rabbi, hamdü sena ediyorum sana. Ve yarına beni kuvvetlendireceğine, beni güçlendireceğine inanıyorum. Yarın bizim için iyi bir gün, yeni bir gün, taze bir gün. Ümitle ve umutla bakın. Ümitle ve umutla bakın. Hatta ertesi güne yiyecek ekmeğiniz kalmayabilir. Ertesi güne cebimizde bir liranız kalmayabilir. Ertesi gün umudunuz bütün kapılar kapanmış olabilir. O gün yani. O gün sizin gittiğiniz bütün arkadaşlarınız sizden yüzünüzü çevirebilir.
4. Bölüm
Yüzünü çevirebilir. En samimi, en dost, en canciğer dediğiniz kimse dahi yüzünü çevirebilir. Asla ümitsizlik deryasına düşmeyin. Bu şeytanın hilesi ve desteklisi. Asla, asla ve asla umutsuzluk nehrine dalmayın. O sizi küfür deryasına götürür. O sizi küfür deryasına götürür. Ve bunları söylerken aklınızdan şöyle düşünmeyin. Ya bunları konuşmak sana kolay. Gel de benim yaşadığımı yaşa. Hiç öyle düşünmeyin. Ben kendimce iyi şeyler yaşadım. Ben kendimce iyi sıkıntılar yaşadım. Ve Cenab-ı Hakk’ın bu senağı diyorum. Karşımda gördüğünüz kimse sıkıntısız, derdi bitmiş bir kimse değil. Elhamdülillah. Buna da hamd ediyorum. Gerçekten samimiyetimle söylüyorum. Buna da hamd ediyorum. Bir sıkıntı, bir dert, bir müsubet, bir insanın başında problem yoksa Allâh bununla irtibatını kesmiştir.
Allâh çekemeyeceğimiz, isyan etmemiz, imtihanı kaldıramayacağımız şeylerle bizi karşılaştırmasın. Çekebileceğimiz, taşıyabileceğimiz, bize kar getirecek, bizi kendisine yaklaştıracak. Bize kendisini hatırlatacak, unutturmayacak. Bize kendisiyle hemhal edecek halde beklesin inşâAllah. O yüzden asla ve asla tekrar söylüyorum. Ölümü bu noktada arzu etmeyin. Ama ölmeden önce ölünüz hadîs-i şerifini arzu edin. Onun tecelliyatını arzu edin. Ölümü bir nimet olarak görün eyvallâh. Ölümden korkmayın eyvallâh. Ölümden çekinmeyin eyvallâh. Eyvallâh. Ama böyle problemlerden dolayı da ölümü arzu etmeyin. Allâh muhafaza eylesin. Devamlı Allâh’ın zikri yerleşen kimseler. Zikir, dilden kalbe, kalpten ruha, ruhtan sırra yerleştiyse onun için dünyadan göçüp göçmemek, ölüp ölmemek.
Onun için dert, hüzün, sevinç, keder önemli değildir. Hepsi de böyle lemmanın yanıp sönmesi gibidir. Veya da bir şeyin bir şeyinden renk değiştirmesi gibidir. Onun için kederlenmekle sevinmenin arasında çok fazla bir fark yoktur. Eğer o zikrula sırra ulaştıysa, sırra yerleştiyse, yok sırra yerleşmediyse biraz bazen böyle şey yapabilir, değişkenlik olabilir. Bu ruhtaki zikirdir. Ama kalbe yerleştiyse onda daha fazla görülür bu tür şeyler. Ama bir kimse devamlı sır noktasında zikrullah da duramaz. Kim derse ki durur, biraz böyle çok iddialı konuşmuş olur. Allâh muhafaza eylesin. Ama dervişler üstadlarını şöyle görmek zorundadırlar. Öyle görürler, öyle görmezlerse düzgün görüş sahibi olmazlar. Üstadımızın zikrullahı ve kendisi devamlı sır noktasındadır.
Eyvallâh, bu derviş bunu böyle görür. Ama hakikati böyle değildir. Ben size hakikatini söyleyeyim de bunu söylemezler. Üstadlar da dervişlerin bu noktadaki himmetleri, bakışları, bu noktadaki nazarları bozulmasın diye böyle benim gibi açıktan konuşmazlar. Devamlı, demirin ateşte durduğu gibi durmaz hiç kimse. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine dediler ki Deven nerede bilmiyorum dedi. Şuraya bağladıydım dedi. Dediler ki ya Resûlullâh deve orada yok. Nerede deve? Durdu. Bir müddet sonra Cebrail aleyhisselâm geldi. Deven bilince çalındı dibinde ya Resûlullâh. Dedi ki ben de sizin gibi kulum. Allâh bana bildirirse bilirim dedi. Bu onun eksikli değildi. Bir veli de, bir veli de Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin yolundan gidiyorsa onun sünnetini kendisine rehber edindiyse onun halini, ahvalini kendisine rehber edindiyse onun da hali aynıdır.
5. Bölüm
Muhakkak ki sır noktasında sırrı devamlı Allâh’ı zikreder. Devamlı Allâh’ı zikreder. Ama şunu da unutmayın. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki ben de Mekkeli dul kadının, kuru ekmek yiyen dul kadının oğluyum. O da Allâh bildirirse bile değil. Burası da bir pencer olarak. Açalım kapatalım. Hakkımızı helal edelim. Bu sorular böyle enteresan. Benim de cevaplarım enteresan geliyor olabilir. Birisi telefonu açtı. Çok enteresan cevaplar veriyorsunuz diye. Allâh’ı ve Resulünü neden nasıl sevmek zorundayız demiş. Zorunda değiliz. Sevmek sevmek duyguyla alakalı bir şeydir. Zorunlulukla alakalı bir şey değildir. Bir kimse Allâh’a iman eder. Bir kimse Resûlullâh’ın peygamberliğine Muhammed Mustafa’nın peygamberliğine iman eder.
Sevmek duyguyla alakalı bir şeydir arkadaşlar. Zorun olacak bir şey değil bu. Zorunluluk değil yani. Sevmek zorundayım. Zorundayım. Yok hayır. Sevmek istiyorum. Bu farklı bir şey. Allâh sevgisi insanın duygularına hitap eden bir şeydir. Resûlullâh sevgisi insanın duygularına hitap eden bir şeydir. Namazı sevmek duyguya hitap eden bir şeydir. Orucu sevmek kardeşleri sevmek duyguya hitap eden bir şeydir. Hiçbir şeyi hayatınızda zorla yapmayın. Duyguyla alakalı şeyler. Zorla yaptığınız şeyden bir gün gelir kendi kendinize intikam alırsınız. Bu sohbetimi iyi dinleyin. Adnan kardeşin burada abilerini zorla kabullenmeyin. Bunu zorla kabullenirseniz bir gün o zorluğundan kurtulduğunuzu düşünerekten intikam alırsınız.
Kendi kendinize Adnan’dan intikam aldım zannedersiniz. Oysa kendinizden intikam alırsınız. Dersiniz ki bak bu adamı ne böyle el pençe durdum. Vay be. Dersiniz ki kimmiş bu adamın peşine düştü. Adnan’a saygısızlık yapayım derken kendinize saygısızlık yapmışsınızdır. Kendinizden intikam alıyorsunuz. Veya ota Mehmet kardeşe arkadaşlar zorla tabi olma. Zorla onu dinleme. Zorla onun peşinden gitme. Böyle bir duygunun içerisinde kalmasın. Ben buna karşı bir kimseyim. Veya kardeşler burada zorla beni dinlemesinler. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri demiş ya sizi istemeyen, sizi sevmeyen, sizi kabullenmeyen insanların başına imam olmayınız. Bir cemaat o imamı istemiyor, o kimseyi istemiyor. orada zorla güzellik olmaz.
Döner cemaat o adamdan intikama olduğunu zanneder, kendisinden intikam alır. Allâh’ı zorla sevmeyin. Allâh demiyor beni zorla sevin diye. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’ni zorla sevmeyin. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri demiyor ki beni zorla sevin. Kim annesinden, babasından, eşinden, çoluğundan, çocuğundan gözünün gördüğü her şeyden Muhammed daha sevgili gelmedikçe imanı kemale ermez. Ey iman edenler siz Peygamberi zorla sevin. Yok böyle bir şey. Ey iman edenler siz Allâh’ını zorla sevin. Yok böyle bir şey. Ey kardeşler Üstad’ımızı zorla sevdiğimiz. Yok böyle bir şey. Ey kardeşler Üstad’ımızı zorla sevdiğimiz. Yok böyle bir şey. Adamın Üstad’ına karşı böyle bir muhabbetin yoksa çekecek gidecek.
6. Bölüm
Diyecek hakkını helal et. Ya benim sana karşı bir muhabbetim yok. Ben ama yanıldım, yenildim. Bir de ders alması için de zorlarlar ya insanlar. Hadi kalk ders al. Ya bırak zorlama adamı. Tavsiye, tebliğ et. Zorlama. Arkasından itekleme adamı ders almak için. Neden? Ya sevmeden alırsa çekecek gidecek adamı. bir gün ben ona böyle bakacağım. Aa öyle baktı bana diyecek. Çekecek gidecek. Neden? Ya zorla al. Ya kimi erkekler eşlerini zorla almak. Ders alacaksın Üstad’ımdan. Almazsan seni boşaltayım. Ya tasavvuf bu değil. Böyle bir şey yok tasavvufta. Ya oğlum sen oradan ders almazsan benim evladım değilsin çek git. Yok böyle bir şey. Allâh muhafaza eylesin. Zorla bir kimse derviş olmaz. Zorla bir insan sevmez.
Zorla birisini sevdiremezsiniz. Seviyorsa da onu geri döndüremezsiniz. Ben bu noktada sevginin kutsallığına inanırım. Seviyorsa önünde hiç kimse duramaz onun. Hiç kimse duramaz. Bazen derler. Gelecektim de gelemedim. Ya seviyorsan gelemedin ya. Yapacaktım da yapamadım. Ya seviyorsan önünde kim duracak kardeşim sen? Bir de bana söylüyorlar üzülüyor bir daha. Neden? Ya Allâh affetsin. Onları yaşamışım ben. Hala da yaşıyorum. Hala da yaşıyorum. Ben dersi seviyorum. Ben zikrullah yapmayı seviyorum. Seviyorum. Ben derse gelemezsem kendi kendim düşünüyorum. Ya diyorum böyle bir şey olmasa nasıl olur acaba ki ya? Yok. Bir ihtimal veremiyorum. Bir anlam veremiyorum. Seviyorum. Arkadaşları kardeşleri seviyorum.
Hiç hiç. Ya öyle düşünmem. Bu adam nereden geldi şimdi ya? Yok ya. Ne alakası var? Hatta böyle sima olarak tanırım. İnsanları ismen tanıyamasam daha iyi. Derim ki bu geçen hafta gelme dedi. Ya bu bir iki haftadır görünmüyordu. O hiç gözümden kaçmaz Allâh’ın izniyle. Ya madem mühendisi iyi gidiyor şimdi. Gözümden kaçmaz. Yakalarım onu. kendi kendime derim ki ya bu hafta gelmedi. Ha bir dakika. O simayı görürüm Allâh’ın izniyle. Görürüm. Bir arkadaşı 8-9 yıl sonra gördü. Baktım kaçak neredesin dedim. Düşecekti. Ya ben kendi kendime hoşuma gider. Allâh’ı zikredenleri severim. Allâh’ı sevenleri severim. Allâh’ın çünkü bir kimse zikrullah’a geliyorsa hakkınızı helal edin. Böyle kendinize bir payete çıkarmanız için söylemiyorum onu.
Allâh onu seviyordur. Bakın o Allâh’ı seviyordur demiyorum. Allâh onu seviyordur. Onda Allâh’ın hususi bir sevgisi var mı? Zikrullah alakasında durmak orada oturmak direkt Allâh’ın yutuf ve ikramıdır. Allâh kendi ismini o kulunun ağzına koymuş o kulunun kalbine koymuş kendi ismini kendisi o kulundan kendisi dinliyor. Allâh’ın ismi ancak temiz ağızlara konur. Sevgili o en büyük işi ancak sevdiklerine yaptırırsın. Ancak sevdiklerine yaptırırsın. Sizin en çok sevdiğiniz bir iş var ve ona çok mükafat vereceksiniz, çok para ödeyeceksiniz veya çok yutufta bulunacaksınız. Bunu kimin yapmasını istersiniz? Sevdiğinizin yapmasını istersiniz. Öyle değil mi? Şimdi belediye başkanı ihale ediyor orada. İstemez mi sevdiği bir adam yapsın ona?
Öyle değil mi? Bir yere birisini makamı oturtacak birisini. Allâh o istemez mi sevdiği adam o makamı oturtturur. Güvendiği, inandığı kimseye oraya oturtturur, ona verir. Güvendiği, inandığı kimseye ona para verir. Öyle değil mi? Nereye gidersiniz ki? Mahvedersiniz. Allâh ahmak mı? Allâh en büyük kişi olarak gördüğü en büyük sevdiğim şey dediği kendi zikrini sevmediklerinin diline koymaz. Sevmediklerinin kalbine koymaz. Sevmediklerinin ruhuna koymaz. Sevmediklerinin istemlerine, arzularına koymaz. Bunu eğer bir kimse çocukça, huvardaca, haince nankörce harcarsa da Allâh muhafaza eylesin. Cenâb-ı Hak kapısını da kapatırsa bir daha kimse öyle bir şey de elde edemez. Bakın bir daha insan öyle bir şey de elde edemez.
Ben derim hep, zikrullah alakasından nankörlük edenin dünyada da ahirette de yeri kalmaz. Neden? Ya kardeşim, sen Allâh’ın sevgisini reddetmişsin. Kimin sevgisini alacaksın ki? Sen Allâh’ın nimetini reddetmişsin. Niye kavuşacaksın ki sen? O zikrullah alakası, o zikrullah ki dünya ve dünyadaki içindekilerinden en kıymetli olan. Allâh bizi muhafaza eylesin. Cenâb-ı Hak korusun inşâAllah. Lâ ilâhe illâllah.
Kaynakça
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.
Kaynak video: YouTube
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Şeyh, Aşk, Hamd, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı