Anne: Giriş
20 Ağustos 2011 tarihinde Karabaş-ı Velî Tekkesi’nde gerçekleştirilen bu kapsamlı Ramazan sohbeti; eş seçiminin “torunlarınıza dede-nine seçmek” olduğu çarpıcı tespitinden başlayıp ailedeki genetik hastalıkların araştırılmasına, dindarlığın ahlâk olarak yorumlanmasına, anne profilinin önemi ve ashâbın “senin hakkın” fetvâsı ile evlilik özgürlüğüne, çocukları dayakla değil sevgiyle terbiye etmeye, iki hamile kadının gıybet oruçları hadîsine, içki içen eşin cebinden ev harcaması alabilme fetvâsına, üç kez “Âmin” dedirten üç lânete, itikâfta yemeğin kanla çıkması hikâyesine, fitre-zekâtın birinci dereceden akrabaya verilememesine, Anadolu insanının zulme direnişine ve Kadir gecesinin 27. gecede ümmet ittifakına kadar geniş bir yelpazededir.
1. Eş Seçimi: Torunlarınıza Dede ve Nine Seçiyorsunuz
“Bir baba ve eş profili nasıl olur?” sorusuyla başlayan sohbet, bambaşka bir açıdan yaklaşır: “İnsanlar evlendiklerinde kendilerine eş seçtiklerini zannederler. Aslında bir kimse evleneceği zaman, torunlarına — yine torunlarına — dede seçer, eğer seçecekse. Bugün insanlarımız kendilerine eş seçmiyorlar; kadınlar da, erkekler de.”
“Eğer eş seçecek kimsenin dikkat etmesi gereken elbirinci şey o kimsenin dînidir. Buradaki ‘dîn’den kasıt o kimsenin ahlâkıdır. Tabii bizim toplumumuzda ‘dîn’ dedik mi hemen atlıyorsunuz: bir kadın namazını kıldı, başını örttü, Ramazan orucunu tuttu — ‘Tamam, dindâr’. Bir erkek sakal bıraktı, namâz kıldı, hele cemaate de gittiyse — ‘Bitti, dindâr.’ Görüntüye bakılıyor; iç önemli değil. Oysa iç önemli — o kimsenin ahlâkı önemli.”
2. “Dindarını Seçiniz” Hadîsinin Bağlama Göre Yorumu
Meşhur hadîs: “Nikâh dört şey için yapılır — dîni için, malı için, güzelliği için, soyu-sülalesi için. Siz dindârını seçiniz.” Ama “dindârını seçiniz” toplumdan topluma, çevreden çevreye mânâ değiştirir.
“Meselâ hiçbir dîne inanmayan bir topluma gitmiş olsa bir erkek, orada herhangi bir dîne îmân etmiş bir kimse kendisini nikâhlayabilir. Neden? Hiç dindâr olmayan bir yerde Mûsevî çok kıymetlenir — dindârdır çünkü, bir dîni var. Siz dinsizliğin vahâmetini bilmezsiniz. Dinsizlik insanı hayvandan daha aşağı bir mahlûk hâline getirir. Hiçbir kuralı yoktur — hiçbir şeye inanmama insanı hayvandan aşağı kılar.”
“Ben bazen sohbetlerde derim ya, meselâ buraya gelen turistler olur — onlara tercüman aracılığıyla ‘İyi sev Hz. İsâ’yı. Dînine iyi sarıl. Sev Hz. Mûsâ’yı. Rüyanda gördün mü Hz. İsâ’yı?’ — ‘Hayır.’ — ‘İyi sev’ diyorum. ‘Rüyana gelsin, seni sevgiliye götürsün.’ Onlar hayretler içinde. Niyetim şudur: Hristiyan dînine iyi sarılırsa, dîn onu dinsizlikten uzak tutar. Onun dinsizlik hâli Hristiyanlığından daha kötü olurdu — vahşi çıkardı önümüze.”
“Dinsizlik büyük âfettir. Hiçbir dîne inanmayan bir toplulukta bir Mûsevî bataklığın içindeki gül gibidir. Bir İsevî bataklığın içindeki gül gibidir. Hiç inanmayan yerde bir inanan var — hattâ bir Budist bile bir şeye inanıyorsa kıymetlidir. Ama Müslüman bir toplulukta ‘dindârını seçiniz’ dediğinde biz ‘kelime-i şehâdet getiren’ aramıyoruz — o zaman mânâ değişiyor. Diyorum ki ‘dindâr olacak.’ Herkes Müslüman, herkes namâz kılıyor, oruç tutuyor. O zaman buradaki dindarlıktan kasıt ahlâktır — güzel ahlâk, ince ahlâk, yüksek ahlâk.”
“O zaman biz bir eş seçeceksek ahlâklıyı tercih edeceğiz. Yalan söylemeyen, îmin etmeyen, gıybet etmeyen, dedikodu etmeyen, küslük bilmeyen, bağırıp-çağırmayan, kibirli olmayan, sosyalitesi düzgün, insanlarla ilişkisi düzgün, büyüklerine karşı merhametli-şefkatli, küçüklerine hoşgörülü, eşine muhabbetli, evine bağlı, israf etmeyen. Bu her iki taraf için geçerlidir.”
“Şimdi kadınlara para etmiyor — erkekler de yetişemeye başladı. Önceden sâdece kadınlar makyaj ve bakıma para verirlerdi; şimdi erkekler onlardan fazla veriyor. İsraf olanca hızıyla, gösteriş olanca hızıyla, gölge-sizlik olanca hızıyla devam ediyor.”
3. Anne Profili: Adamı Adam Eden Kadın
“Biz bir anne-baba profili seçeceksek… burada sâdece bir ‘baba profili’ seçilmiş gibi anlatılmış; oysa baba profilinden önce anne profili önemlidir. Anne profili önemlidir.”
“Anne kavrayıcı, kucaklayıcı, sıcak, yumuşak, tatlı. Evine hâkim, kocasına hâkim. Kocasının akrabalarına karşı güler yüzlü, tatlı dilli. Kocasının arkadaşlarına karşı güler yüzlü, tatlı dilli. Evi cennet edecek olan kadındır; adamı adam edecek olan da kadındır.”
“Adamlar kendi kendilerini böyle havalara sıçıramasınlar. Bir erkeği bir kadın bir dakikada bozar. Câhil bir kadın adamı alaşağı eder, perişan eder. Câhil bir adam kadını alaşağı eder, perişan eder. Buradaki profilde arayacağımız şey güzel ahlâk, ince ahlâk, yüksek ahlâktır. Yüksek ahlâk nedir? Etrafındaki olumsuzlukları kucaklayabilen kimse; etrafındaki eksiklikleri dolduran kimse; insanların olumsuzluklarını veya noksanlıklarını doldurup meseleyi götüren kimse.”
4. Domates Seçimi Kadar Basit Değildir
“Eş seçimi, domates seçimi kadar basit değildir. İnsanlar pazara gidiyorlar, pazarda domatesi sıkıyorlar — sert mi değil mi diye. Ama evleneceği eşin dindarlığını, ahlâkını, eşinin annesinin-babasının ahlâkını, eşinin dedesinin-ninesinin ahlâkını araştırmıyor. Hastalıklarını araştırmıyor, âilenin geçirdiği rahatsızlıkları araştırmıyor. Hadîsler bu konuda var.”
“Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem 1400 yıl önce hadîs-i şerîfle beyân etmiş: âilede rahatsızlık var mı yok mu diye soruşturun. Şimdi doktorlara gidiyorsunuz — ‘Daha önce âilenizde bu hastalık oldu mu? Annenizde var mı, dedenizde-ninenizde var mı?’ Neden? Genetik olarak geçiyor, rahatsızlık geçiyor.”
“Ben bazen latife olsun diye söylüyorum: ‘Ben potansiyel bir kanser hastasıyım.’ Neden? Annemde şeker vardı, bütün âilede şeker var. Şeker demek kanserin uzun süresi demektir. Potansiyel. Ama bizim evlenirken bakmadı hiçbirimiz ‘Kanser var mı, şeker var mı’ diye. Bu potansiyel rahatsızlıktır.”
“İnsanlar eş seçerlerken aslında çocuklarına baba seçiyorlar, anne seçiyorlar. Eğer seçim kendi hakkındaysa, kendi iradesiyle seçiyorsa, dîn bunu insanların kendi iradelerine bırakmıştır.”
5. “Bu Senin Hakkındır”: Evlenme Tercihinde Kızın Rızâsı
“Bir kadın, bir kız Peygamber Efendimiz’e gelir: ‘Yâ Resulallâh, babam beni filancaya nikâhlamış.’ O da der ki: ‘Babana tâbî ol.’ O da der ki: ‘Yâ Resulallâh, babama tâbî olacağım ama ben o adamı istemiyorum.’ O zaman der ki: ‘Nikâhı fes et.’ — ‘Ama yâ Resulallâh, ben fes edersem babamın sözünü incitmek, kırmak, onu üzmek istemiyorum.’ Peygamber Efendimiz ‘O zaman bu senin hakkın mı değil mi? Hatırlayın, Ashâbım — bu onun hakkıdır’ buyurur.”
“O yüzden anne-babalar makul dâirede çocuklarını istedikleri kimselerle evlendirir. Bir erkek filanca kızı istiyorsa, anne-baba gitsin o erkeğin istediği kızı alsın. Kız bir erkeğe varmak istiyorsa, bunu annesine, babasına makul bir dille söylesin — ‘Bu isteyen çocukla ben evlenmek istiyorum.’ Bu ayıp değildir, günâh değildir, kusur değildir, yanlış değildir, edepsizlik değildir, adamsızlık değildir. Bu dînen bireyin hakkıdır. Olmadıysa — kardeş, Allah yolunu açık etsin. Olduysa — Allah mübârek etsin.”
“O yüzden eş seçerken: torunlarınıza nine, torunlarınıza dede seçiyoruz — seçimimiz ahlâk güzeli olsun. Bugünün dünyâsında, bugünün toplumunun geldiği noktada birinci tercihimiz dindâr — yani ahlâklı — olmalı. İkincisi insanların tercihine göre değişir: birisi zengin bir adamla evlenmek ister, birisi zengin bir kadın, birisi yakışıklı bir adam, birisi güzel bir kadın ister. Bunlar ikinci, üçüncü tercihlerdir — bir kimsenin hakkıdır.”
6. Çocukları Dayakla Değil Sevgiyle Terbiye Etmek
“‘Çocuklarımıza kızıyoruz, dövüyoruz — âhirette bizden helâlleşecekler mi?’” sorusuna cevap: “Toplumumuzun en büyük rahatsızlıklarından biri çocuklarını dövmektir. Çocuklarını dövenler eşlerini de dövüyorlar. Bir baba çocuğunu dövüyorsa eşini de döver.”
“Hz. Resulullâh sallallâhu aleyhi ve sellem ne eşlerini dövdü ne çocuklarını dövdü. Hadîs-i şerîf: ‘Kadınların kötüsü, çocuklarını sokak ortasında bağırıp çağırıp azarlayıp döven kimsedir.’ Onu terbiye edeceksen evde terbiye edeceksin.”
“Çocuklarınıza bu mânâda güzel ahlâk örnekleriyle örneklendirin. Çocuklarınızı dayakla terbiye etmeyin. Çocuklarınızı ve hiç kimseyi açlıkla terbiye etmeyin. ‘Şöyle yaparsan sana şu cezâ’ — bununla terbiye etmeyin. ‘Şunu yaparsan sana şunu alırım’ — menfaat’e dayalı rüşvet terbiyesiyle terbiyelendirmeyin. Menfaat. Çocuk bütün hayâtını menfaatin üzerine kuruyor. Cezânın üzerine kuruyor. Korkunun üzerine kuruyor.”
“Hayır. Çocuklarınızı ne çok korkutun ne çok mükâfatlandırın. Orta yolda terbiye edin, anlatın, söyleyin: ‘Yavrum bunu böyle yapma, bu yanlış. Bir daha yalan söyleme, bir daha şöyle yapma.’ Ufak ufak cezâlar verin, ama zâlimce değil, zulme deregesinde değil.”
“Dayakla, cezâyla terbiye olanlar insandan aşağı mahlûklardır. Âyet-i kerîme var: ‘Biz insanı ahsen-i takvîm üzere yarattık.’ Ama insan nefsine dönerse hayvandan daha aşağı mahlûk olur. Cezâ, hayvandan daha aşağı mahlûk olanlar içindir. Cehennem cezâsı, hayvandan daha aşağı mahlûk olanlar içindir. Yoksa insan olan cehennemi görecek yere geçmez.”
7. Gıybet ve İki Hamile Kadının Orucu
“‘Kıymet ettiğin kişiden helâllik istiyorsun ama o kişiye kıymet ettiğini söylemiyorsun. Üstümüze hakkın kalmasın. Söyle, yüzleş onunla. Gıybet ederken korkmadın ya, gıybet ederken düşünmedin ya — neden yüzleşmiyorsun? Onunla yüzleş ki bir daha yapmayasın.”
“İki tâne kadın vardı, ikisi de oruçluydu. Sahâbeden biri koşa koşa Peygamber Efendimiz’e geldi: ‘Yâ Resulallâh, bu iki kadın oruçlu, helâk olacaklar, çok perişanlar.’ Allah Resûlü yüzünü çevirdi ondan. İkinci kere geldi, yine yüzünü çevirdi. Üçüncü kere geldi, yine aynı şeyi söyledi: ‘Kadınlar oruçlu, helâk olacak.’ Allah Resûlü ‘Çağırın’ dedi, o iki kadını çağırdı. Onlara birer bardak su verdi: ‘İçin’ dedi — içtiler. ‘Şimdi kusun’ dedi. İkisi de kanlı et kustu.”
“Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem dedi ki: ‘Siz yemekten-içmekten kesildiniz ama kardeşlerinizin etlerini yediniz — gıybet etmelisiniz.’ O iki kadın hamile gıybet etmişler, oruçlu olduktan beri. Gıybet eden kardeşinin ölü etini yer — âyet-i kerîme bunu söylüyor.”
“Tiksindiniz değil mi? İnsanlar tiksinir — insansa tiksinir. Ama yırtıcı bir mahlûk olduysa ne için olursa tiksinmez. Onun için nimet olur. Gıybet birisini tiksindirir, birisine nimet olur. Bir hayvan ölüsü ne? Leş yiyiciler geliyor — onlara nimet. Gıybet ettin, leş yiyici oldun. Hem de ne? Kılı-tüyü-necâseti dahi alınması-satılması yasak olan, haram olan insan etini yedin. İftirâ ettin — daha kötüsün.”
“Toplumu çökerten en büyük günâhlardan biri: gıybet, dedikodu, züzân, laf dolaştırmak, iftirâ etmek. Büyük günâha çevrilmiş — adam öldürmekten sonra gelir. Önceden iftirâ sâdece kadınlara atılırdı; şimdi adamlara da atılıyor. Hiç kimsenin dedikodusuna kulak vermeyin — şeytan kulağa vesvese verebilir, cinler seslenebilir; insanlar bâzen yanlış duyduklarını da zannedebilirler. Şizofrenik hastalar gibi: ‘Biri benimle konuşuyor’ der, cinle konuştuğunun farkında değildir. Aileleriniz, sülâlereniz, çocuklarınız, hayâtınız — iftirâ ve dedikoduyla felç etmeyin.”
8. Akraba Helâlliği: Para Verenin Hakkı, Eşin Rızâsı Meselesi
“‘Anne, baba ve kardeşlerime ara sıra para veriyorum. Buna eşimin rızâsı yok — hattâ ‘helâl etmiyorum’ diyor. Bu söyleme hakkı var mı? Söylediğine rağmen verdiklerim helâl olmaz mı?’”
Cevap: “Bir erkeğin eşinin parasını kullanmaya, onun üzerinde tasarruf etmeye hakkı yoktur. Ancak bir erkek çoluğunun-çocuğunun geçimini sağladığı müddetçe annesine-babasına ve kardeşine görüp-gözetmesi o erkeğin hakkıdır. Kadın ‘Helâl etmiyorum’ derse, o kadının kendi kendine söylediği korkusudur. Allah bizi affetsin.”
“Erkekler, anne ve babalarınıza bakmanız farzdır. Bir erkek evlat anne-babasına bakmak zorundadır. Kız çocuğu evleninceye kadar parası-pulu ve kendisinin tasarrufu babaya âittir. Kız çocuğu bir yerde çalışıyor, 5 milyar maaş alıyorsa, babası gelip o 5 milyarı alabilir — tasarrufu babaya âittir. Hattâ kız çocuğu çalışıp-çabalayıp 50 milyar para yapmış, daha evlenmemiş — tasarrufu babaya; baba o 50 milyarı verip alabilir.”
“Erkek çocuğun da tasarrufu-parası-pulu üzerinde babasının hakkı vardır. Baba gelip ‘Evlâdım, at şunu buraya’ diyebilir — adam biat eder. Erkek çocuk anne ve babasına bakmak zorundadır.”
9. Üç Ameni Duâsı: “Lanet Olsun!”
“Dâireme lanet olsun o kimseye!” Peygamber Efendimiz’in bir hadîsinde anlatılan hâdise: Minbere çıkarken bir basamak at atıyor, sallallâhu aleyhi ve sellem, ‘Lanet olsun o kimseye!’ diyor. Sahâbe ‘Yâ Resulallâh, kime?’ diye soruyor. Cevap veriliyor:
Birinci basamak: “Lanet olsun o kimseye ki anne ve babası yanındayken — ihtiyarken — cenneti kazanmaz.” Cebrâîl ‘Âmin’ diyor.
İkinci basamak: “Lanet olsun o kimseye ki Ramazan ayı gelir gider, affolunmaz. Uyandırmaz Ramazan ayı onu.” Cebrâîl ‘Âmin’ diyor.
Üçüncü basamak: “Lanet olsun o kimseye ki bir meclis ve senin adın anıldığında sana salâtu selâm getirmeye.” Cebrâîl ‘Âmin’ diyor — Allah Resûlü de ‘Âmin.’
“Bu yüzden kıymetli kardeşler: anne ve babalarınıza ‘Of’ dahî edebileceksiniz — ömürleri bitiyor. Cenâb-ı Hak âyet-i kerîmede ‘Onlara of dahî edin’ dememiştir — ‘of dahî etmeyin’ demiştir. ‘Of’ dahî etmeyecek. Bir çocuk anne-babasına ‘of’ diyorsa, o çocuğun hayırı yoktur; iki yakası bir araya gelmez. Dünyada geliyormuş gibi görünür, âhirette yakası yırtık olur. Annelerinize-babalarınıza hürmet edin, hizmet edin, duâlarını alın.”
10. Hz. Ebû Bekir’in Sıddîklık Makamı
“Hz. Ebû Bekir es-Sıddîk Efendimiz’den başka sıddîklik makamına yükselen bir kul var mıdır?” Cevap: “Hz. Ebû Bekir Efendimiz’in makamına gelecek ümmetten bir kimse yoktur. Çok sıddîklik makamına ulaşan herkes gelir — sıddîklık makamı vardır. Ama velâkin Hz. Ebû Bekir Efendimiz’in makâmı değildir.”
“Nasıl şehîdlik makamında Hz. Hamza (r.a.) oturuyorsa ve şehîdlerin ‘ekberi’ ise, sıddîkların ekberi de Hz. Ebû Bekir Efendimiz’dir. Bir kısım dervişler ve bir kısım ehl-i tasavvuf büyüklerini bu makamda görmüş olabilirler — ama Hz. Ebû Bekir Efendimiz’in makamı değildir. Allah bize hakîkati versin.”
11. Akîka Kurbanı: Yeni Doğan Çocuk İçin
“Yeni doğan çocuğa adanılan adak kurbanı hemen kesilmesi gerekir mi?” Cevap: “Yeni doğan çocuğa — erkek çocuklara iki tane, kız çocuklara bir tane — akîka kurbanı kesilmesi sünnettir. Gücü olanı hemen kessin; gücü olmayanı gücü olduğunda kessin.”
12. İtikâf: Erkekte Mescid, Kadında Ev
“Hz. Resulullâh Ramazan’ın son on gününde i’tikâfa girmeyi âdet edinmiştir. İlk önce ilk on günde girmiş, sonra ortadaki on günde girmiş — Kadir gecesini aramak için. Ondan sonra son on günde girmeye başlamış ve ölünceye kadar Ramazan itikâfını son on günde yapmış. Erkeklerin Ramazan’ın son on gününde beş vakit namâz kılınan, Cuma kılınan mescidlerde i’tikâfa girmeleri sünnettir. Kadınların i’tikâfı ise evleridir.”
“Şer’an bir kimse bir câmiye girse oradan çıkıncaya kadar i’tikâfa niyetlenebilir. Meselâ şu anda burada bu meclisten-cemaatten çıkıncaya kadar i’tikâfa niyet etse, yine i’tikâfı sünnet bir ibâdet olur ve insanlar i’tikâf sevâbı alırlar.”
“İ’tikâf Medîne döneminde hiç terk etmediği bir ibâdettir. Ama daha önce Mekke’de Hira dağında zaman zaman gidip 10 günlük, 15 günlük, 14-19-18 günlük halvet yaşamıştır — hattâ rivâyete göre 21 günlük, 40 günlük. Ramazan’da on gün i’tikâfa giren iki hac ve iki umre sevâbı alır.”
13. Bir İtikâf Hâtırası: Yemeğin Kanla Çıkması
Sohbet samîmî bir i’tikâf hâtırasıyla derinleşir: “Üstâdım bana ‘İ’tikâfa gir, insanlarla görüşmeyeceksin, yüzlerini göstermeyeceksin. Dışarı çıktığında, güneşe çıktığında başına bir şey örtek güneşi de görmeyeceksin’ demişti.”
“Ben odada — oda ile tuvaletin arası üç-dört adım, abdest alacağım yer beş adım. Kafamı bir şeyle örtüyordum, tuvalete gidiyordum, abdest alıp hücreye giriyordum. Mahalleden yemek getirmişlerdi. Kapının önüne koymuşlar. Akşam namâzından önce abdest saatleri belli; hiç kimseyle konuşmadan-bakışmadan yine h’creye giriyorum.”
“Kadıncağız yemekten kap almaya gelmiş — ‘Yemiştir’ diye. Yanında başka bir kadın, komşusu. Bir bakmışlar ki yemek kurtlu. Biraz kanlanmış-pörtlenmiş, içi kurtlanmış. Yanındaki kadın demiş ki ‘Eyvah, senin adam haram kazanıyor — bak!’ ‘İçerideki evliyâdan kimse’ demişler, ‘Yemeğin burada kan olmuş.’ Mahalleli curcuna: ‘Orada evliyâ var. İ’tikâfta kim haram yiyip kim helâl yediğini anlamak için yemek götürelim, sınayalım.’”
“Ben i’tikâftan çıkınca öğreniyorum tabii. Millet usulca, kimseye görünmeden bir kase yemek koyuyormuş oraya — adamı sınıyorlar. ‘Bakın, kazandığı haramla helâli anlıyoruz.’ İftar vaktinden sonra, yatsı gelmeden önce herkes o tabaktan yemek alıyormuş birkaç kişi. Sonradan gruplanmış orada; üstâd yasakladı, ‘Yâ böyle bir şey mi olur?’ deyip kaldırmışlar.”
“İlk yüze mi i’tikâftı bu? Hiç unutmam. O yüzden dünyâ bir karışıyor — nerede yaşadığını filan karıştırıyorsun. ‘Dünyâda mı âhirette mi yaşıyorsun?’ diye bayram sabahı çıktığında on günlük ehliyâtın aslının i’tikâfı bu. Sonra Cenâb-ı Hak nasip etti; üstâdımız ‘i’tikâfa gir’ dediğinde biz i’tikâflarımıza devâm ettik.”
14. İnsana Hizmet İtikâftan Hayırlıdır
Abdullâh ibn Abbâs Hazretleri i’tikâftan çıkmış, birinin ihtiyâcı için koşmuş. Hadîs-i şerîf: “Her kim dîn kardeşinin ihtiyâcı için koşar ve çalışırsa, bu onun için on sene i’tikâfa girmekten daha hayırlı olur.”
“Bunu da unutmayın. Bir kimsenin kardeşine, Ümmet-i Muhammed’e hayırlı olması… Sizin en hayırlınız etrafınıza en fazla faydası dokunanınızdır. Böyle bir hayır yolu varsa, o kimsenin böyle bir hizmet yolu varsa, o kimse hizmetine devam etsin. Ama ‘Üstâd emretti, i’tikâfa gir’ dediyse, ondan sonra yapılacak bir şey yok.”
15. Fitre ve Zekât Birinci Dereceden Akrabaya Verilmez
“Ramazan’da verilen fitre kısmî geçer mi, geçmez mi? Anne-babalar kendi çocuklarına ve çocuklarının çocuklarına fitre veremezler, zekât veremezler. Çocuklar kendi anne-babalarına ve onların anne-babalarına zekât ve fitre veremezler.”
“Neden? Çocuk bakmakla yükümlüdür anne-babasına, babasının da babasına. Baba da çocuğuna ve çocuğunun çocuğunu görüp-gözetmek zorundadır. Dînin hukuku ve hükmü budur. Bir çocuk anne-babasının malını çalsa hırsız olmaz — dînen cezâsı yoktur. O yüzden anne-babalar, çocuklarını fitreye ve zekâta muhtaç hâle gelmesinden kendi payınızı alın: ‘Sen zekât verecek noktadaysan, çocuğuna zekâtı verirsin.”
“Çocuklarınızın bugusunu üzerinize almayın. Anne-babalarınızın bugusunu üzerinize almayın. Anne ve babalarınız ot yerken siz et yemeyin. Çocuklarınız ot yerken siz et yemeyin. ‘Komşusu açken tok yapan bizden değildir’ diyen bir peygamberin ümmeti — çocuğun açken nasıl tok olacaksın? Anne-baban açken nasıl tok olacaksın?”
16. Müslüman Toplum Zulme Başkaldırır: Alparslan’ın Atı 1071’den Beri Çözülmemiş
“Müslüman toplum sosyal bir topluluktur. Birbirine yardım eder, destekler, kolunu girer, hakkı ve sabrı tavsiye eder. Açsa doyurur, çıplaksa giydirir, borçluysa öder-müsâade eder. Evi yoksa evine yardım eder. Rızkı darsa rızkını geliştirmesine yardım eder. Böyle bir toplumda sosyal patlamalar-fâciâlar olmaz.”
“Müslüman topluluklar — bilhassa Türkler — zulme karşı başkaldırırlar. Zâlimliğe, haksızlığa karşı başkaldırırlar. Bir yerde haksızlık varsa, zulüm varsa, Müslüman Türk topluluğu onu kabullenmez. Çok cesâretlidir; mücâdelesinde sona ulaşır. Zâlimlere, kâfirlere karşı mücâdelesi hiç durmaz. Biz Anadolu insanını pişiren en büyük özelliklerimizden biridir.”
“Biz zâlimlere boyun eğmeyiz. Zâlimliğe de boyun eğmeyiz. Hâinliğe boyun eğmeyiz, hâinlere de. Târih boyunca eğmemişiz. Bize kim hâinlik, zâlimlik yaptıysa — onun verdiği hesap hep ağır olmuştur.”
“Cetli’nin Alparslan 1071’de atının kuyruğunu bağlamış — dağın ortasında o kuyruk çözülmemiştir. Birisi gelmiş atın kuyruğunu 1071’de bağlamış. 2014’e (veya 2011’e) neredeyse 940-1000 yıl olmuş. Bin yıldan beri nice haçlı seferleri görmüş bu topluluk; nice zâlimlikler, hâinlikler, sûi-kastlar görmüş. Müslüman Türk askerine bomba atılmış, hançerlenmeye kalkılmış. Hepsi de dersini târih içinde almış. İnsanlar unutur, târih unutmaz.”
17. Kadir Gecesi: 27. Gecede Ümmet İttifakı
“Ramazanınız mübârek olsun. Önümüzdeki Cuma günü akşam Kadir gecesi. Kim ki Kadir gecesinin mübârek olduğuna inanır, gündüzünü oruçla ve gecesini ibâdetle geçerse, seksen yıllık ibâdet etmiş gibi sevâba girer.”
“Son on güne girdik. Bugün ayın yirmisi; son on günün içindeyiz. Bu günlerin gündüzünü oruçla, gecesini ibâdetle geçirmeye gayret edin. Sohbetlere gidin, zikirlere gidin, namazlara gidin, evde namâz kılın, Kur’ân-ı Kerîm okuyun. Gecelerinizi boş geçirmeyin — ola ki o gün Kadir gecesidir. Son on günün içerisinde 21, 23, 25, 27, 29 gecelerinden biridir Kadir gecesi.”
“Hadîs-i şerîften sâbit. Ama ümmet 27. gecede ittifak etmiş. ‘Ümmetim yanlışta ittifak etmez, yanlışta toplanmaz’ hadîs-i şerîfi gereği ümmetin toplandığı bir noktada rahmet, bereket, hikmet vardır. Türkiye bir topluluk mudur? Evet. Bu topluluk yanlışta toplanmaz. Bir yerde toplandıysa, bunda rahmet-bereket-hikmet vardır. 27. gece Cuma gecesine denk geliyor bu sene.”
Soru ve Cevaplar
Soru: Eş seçerken neye dikkat etmeliyiz?
Cevap: Birinci derecede ahlâka. Müslüman bir toplulukta “dindârını seçiniz” hadîsi ahlâk olarak yorumlanmalıdır — yalan söylemeyen, gıybet-iftirâ etmeyen, kibirli olmayan, israf etmeyen, sosyal ilişkileri düzgün, büyüklerine merhametli. Eş seçimi torunlarınıza dede-nine seçiminizdir. Domates seçimi kadar basit değildir — âilenin genetik hastalıklarını bile araştırmak 1400 yıllık sünnettir.
Soru: Anne-baba zorla evlendirebilir mi?
Cevap: Hayır. Peygamber Efendimiz bir kıza “Bu senin hakkındır” buyurmuştur. Anne-babalar makul dâirede çocuklarını istediklerini evlendirmelidir. Bir kız veya erkek istediğini makul bir dille söyleyebilir — bu ayıp, günâh, kusur, edepsizlik değildir; dînen bireyin hakkıdır.
Soru: Çocuğu dayakla terbiye etmek câiz midir?
Cevap: Kesinlikle uygun değildir. “Kadınların kötüsü, çocuğunu sokak ortasında bağırıp-çağırıp azarlayıp döven kimsedir.” Peygamber Efendimiz ne eşlerini ne çocuklarını dövdü. Dayak, açlık, cezâ ve menfaat’e dayalı rüşvet terbiyesi yanlıştır — çocuk hayâtını menfaat, ceza veya korku üzerine kurar. Orta yolla, anlatarak, güzel ahlâk örnekleriyle terbiye edin. Dayakla terbiye olanlar “insandan aşağı mahlûklardır.”
Soru: Gıybet etmek ne kadar ağır bir günâhtır?
Cevap: Çok ağırdır — adam öldürmekten sonra gelen büyük günâhlardandır. İki oruçlu hamile kadın gıybet edince Peygamber Efendimiz onlara su içirip kusturmuş, kanlı et çıkmıştır. Âyet-i kerîme “Gıybet eden kardeşinin ölü etini yer” buyurur. Gıybet ettiğin kişiyle yüzleş, helâllik iste; bir daha yapma. Hiç kimsenin dedikodusuna kulak vermeyin.
Soru: Eşimin rızâsı olmadan anne-babama para verebilir miyim?
Cevap: Erkek çoluğunun-çocuğunun geçimini sağladığı müddetçe annesine-babasına bakmakla zâten farzla yükümlüdür — bu onun hakkıdır. Bir erkeğin eşinin parasını kullanmaya hakkı yoktur, ama kendi kazancından anne-babasına vermek mutlaktır. Kadının “Helâl etmiyorum” demesi kendi korkusudur.
Soru: Hangi üç kişi Peygamber Efendimiz’in duâsıyla lânetlenir?
Cevap: (1) Anne-babası yanındayken cenneti kazanmayan; (2) Ramazan ayı gelip geçerken affolmayan; (3) Peygamber Efendimiz’in adı anıldığında salâtu selâm getirmeyen. Cebrâîl Aleyhisselâm üç basamakta “Âmin” demiş, Peygamber Efendimiz de öyle.
Soru: Fitre ve zekât kendi çocuğuma verebilir miyim?
Cevap: Hayır. Anne-babalar kendi çocuklarına ve çocuklarının çocuklarına fitre/zekât veremez; çocuklar kendi anne-babalarına ve onların anne-babalarına veremez. Çünkü bu kimseler zaten bakmakla yükümlü oldukları kişilerdir. Kendi payınızı fitre-zekâttan önce almanız gerekir.
Soru: İnsana hizmet mi daha hayırlı, i’tikâf mı?
Cevap: Hadîs-i şerîf: “Bir dîn kardeşinin ihtiyâcı için koşmak on sene i’tikâfa girmekten daha hayırlıdır.” Abdullâh ibn Abbâs Hazretleri bunu i’tikâftan çıkıp birinin ihtiyâcı için koşarak yaşamıştır. Sizin en hayırlınız etrafınıza en çok faydası dokunanınızdır. Ancak üstâd i’tikâfa girmeyi emrettiyse, ona uymak gerekir.
Soru: Hz. Ebû Bekir Efendimiz’in sıddîklik makamına başkası ulaşabilir mi?
Cevap: Hayır — ümmetten hiç kimse Hz. Ebû Bekir’in makamına ulaşamaz. Sıddîklık makamı vardır ve çok kimse bu makama ulaşır, ama Hz. Ebû Bekir sıddîklerin “ekberidir” — tıpkı Hz. Hamza’nın şehîdlerin ekberi olması gibi. Bazı dervişler tasavvuf büyüklerini bu makamda görebilirler; bu onların hüsn-i zannıdır.
Soru: Kadir gecesi hangi gecededir?
Cevap: Hadîsten sâbit olan son on günün tek gecelerinden biridir (21-23-25-27-29). Ümmet 27. gecede ittifak etmiştir. “Ümmetim yanlışta toplanmaz” gereği, ümmetin birleştiği yerde rahmet, bereket, hikmet vardır. Bu sene 27. gece Cuma gecesine denk gelmektedir.
Kaynakça
Âyet-i Kerîmeler
- Tîn Sûresi, 95:4 — “Biz insanı ahsen-i takvîm üzere yarattık”
- İsrâ Sûresi, 17:23 — “Onlara (anne-babaya) of dahî etmeyin”
- Hucurât Sûresi, 49:12 — “Gıybet eden kardeşinin ölü etini yer”
Hadîs-i Şerîfler
- “Nikâh dört şey için yapılır — dindârını seçiniz”
- “Kadınların kötüsü, çocuğunu sokak ortasında dövenler”
- İki hamile kadının gıybet orucu ve kanlı et kusmaları
- Minberde üç “Lanet olsun” ve Cebrâîl’in “Âmin” duâsı
- “Bu senin hakkındır” — evlenme tercihinde kızın rızâsı
- “Ümmetim yanlışta toplanmaz”
- “Komşusu açken tok yapan bizden değildir”
- “Bir dîn kardeşinin ihtiyâcı için koşmak on sene i’tikâftan hayırlıdır”
- Âilenin genetik rahatsızlıklarının araştırılması tavsiyesi
Târihî Referanslar
- Sultân Alparslan ve 1071 Malazgirt — “Atının kuyruğu bin yıldır çözülmemiş”
- Anadolu insanının zulme, hâinliğe, haçlı seferlerine direnişi
- Hz. Ebû Bekir’in sıddîklık ekberliği, Hz. Hamza’nın şehîdlerin ekberi olması
Sohbetin Özeti
Bu Ramazan sohbeti, eş seçiminin aslında “torunlarınıza dede-nine seçimi” olduğu çarpıcı tespitiyle başlayıp Müslüman bir toplumda “dindârını seçiniz” hadîsinin ahlâk olarak yorumlanması gerektiğini ortaya koymuştur. Anne profilinin baba profilinden önemli olduğu, “evi cennet, adamı adam edenin” kadın olduğu vurgulanmış; eşler için güzel ahlâk, israftan kaçınma, sosyal düzgünlük şart koşulmuştur. Çocukları dayak, açlık, rüşvet terbiyesi ile değil; anlatarak, güzel örnekler vererek yetiştirmek lâzımdır — aksi hâlde “insandan aşağı mahlûklar” olunur. Gıybet iki hamile kadın hadîsi üzerinden “ölü et yemek” ağırlığıyla anlatılmıştır. Üç basamak hâlinde Peygamber Efendimiz’in Cebrâîl ile birlikte “Âmin” dediği üç lânet — anne-babaya hürmetsizlik, Ramazan’da affolunmamak, salâtu selâm getirmemek — açıklanmıştır. İtikâfta “kanlı et çıkan yemek” hâtırasıyla haram kazancın hem manevî hem maddî vahâmetine işâret edilmiştir. Akraba fitre-zekât kuralları, erkeğin anne-babaya bakma sorumluluğunun eşin rızâsına bağlı olmaması, Alparslan’dan bugüne Anadolu’nun zulme direnişi ve Kadir gecesinin 27. gecede ümmet ittifakıyla aranması sohbetin ana damarlarıdır. Tüm sohbetin özü: “Eş seçerken, çocuk yetiştirirken, ibâdet ederken hep ahlâkı ve ihlâsı ara — menfaati, korkuyu, dayağı değil.”
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Makâm, Hakîkat, Sünnet, Halvet, Ashâb-ı Kirâm. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı