1. Bölüm
Dünya sorularımız var. Ben bir keresinde burada toplanmışız. biz bu tarafta oturuyoruz, afiyet bir kişi. Siz içeriye girdiniz. Afiyet bir kişinin üstünde ben de varım işte. Böyle çurcuna, darmaca çurcuna şeklinde. Siz böyle ipteplendiniz hani, ne oluyor gibisinden. Burada ürkü yapamaz gibisinden. Biz de dışarı çıktık yani. Ya dışarı çıkardık, ya da dışarı çıktık. Bir beraber yedik bir şey. Ondan sonrasında ben dedim, ben içeri gireceğim kendi adıma. Ben içeri girdim. Meseleden aflilercesine. Böyleken böyle gibisinden. Ondan sonra çarmaşkular koptu sizinle. Ağlaştık. O kadar. Derviş, edebiyle dervişliyim dedilerden. Edeb birinci derecede derviş kardeşleriyle başlar. Ve derviş kardeşleriyle iyi geçinir.
Buranın adabına, erkanına uygun davranmak, şakalaşırken dahi, edebiyle, adabıyla şakalaşmak, muhabbet ederken edebiyle, adabıyla muhabbet etmek, birbirlerine edeple davranmaktan geçer. Birbirlerinize eğer edeple davranmazsanız, buraya girdiğinizde veya buradan çıktığınızda, günlük hayatınıza edeple riayet etmezseniz, bu sizin manevil olarak ilerlemenizi engeller. Dervişlik veya sûfîlik sadece belirli mekanlarda değil. Sabahtan kalkıp gece tekrar başınızı yastığa koyuncaya kadar günlük hayatınıza adab ve edebe riayet etmektir. Hayatınızı, terbiyenizi, edebinizi devamlı üzerinizde bulundurur. Tasavvuf demek ince edep demek. İnce edep. İnşâAllah cümlemiz onlardan olur. Hades-i Kudsi’de farzları yerine getirmeyi, nafilelerle Allâh’a yaklaşmayı emrediyoruz.
Edeb, güzel ahlak, bir kısmı farz, bir kısmı da nafile ibadet ediyoruz. Allâh tümümize hidayet eylesin. Efendim, bir kişinin rüyada oruçluyken bilmeden rüyayı anlatacağım. Rüyada oruçluydum. Bilmeden orucumu bozdum. Allâh selametik versin. Farzlarına riayet et. Onu bilmiyorum farz olup olmadığını. Allâh muhafaza eylesin. Efendim, ben bu akşam bir rüya gördüm. Rüyamda kabilerin ağaçların söküldüğünü gördüm, hatta babamı da gördüm. Geçen gün babamı faal ettim. Bunları cami yapımına kullanacağız diyorlar. Ondan sonra gökyüzünden yürüyoruz. ona doğru koşuyorum. Ondan sonra uyandım zaten. Haşa Allâh. Sen değilsin deme sevgilim. Efendim, o yüz değişiyor yani. Aynı ilk baştan gördüğümüz değil. En beyaz bir yüz, sonra değişik bir şekilde yürüyor.
Allâh cennet halkına tecelli eder. Cennet halkına tecelli edince bir kısım cennet hakkı bu bizim Rabbimiz değildir. Bir müddet sonra Allâh yeniden tecelli eder. Bu sefer o bir bizim Rabbimiz değil diyenin hepsi de seyreder. Allâh’ı bilmek lazım. Muharifet lazım. Anlaşıldı mı? Allâh muharifet et. Güzel. Lâ ilâhe illâllah. Devam. Biri bana diyor işin Allâh diyor, söyle o zikir falan filan diyor. Diyen kim? Eşin diyor. Allâh diyor, onların hepsini affettim. MâşâAllah. Hadisi kutsi. Sefere ses yukarıya az geliyormuş. Hadisi kutsi. Kim zikrullah alakasına devam ederse zikrullah alakasında Allâh affedersin. Alakan zikrullah da duran kimseye Allâh verir. MâşâAllah. Devam. Alakan zikrullahdan ayrılmak.
2. Bölüm
Her ne pahasına olursa olsun. Burada nefsinizin hoşuna gitmeyen canınızı sıkan, moralinizi bozan bir şey olur. Olur. Tarih boyunca olmuştur. Ya ben kendimden anlatıyorum. Ben o zaman bayındığım zakibeyim. Halakayı zikrullah da zikrullah yapıyoruz yanımda kim vuruyor bana? Dirsekler. Dönüyorum bakıyorum, işaret ediyorum biraz sessiz ol diye. Şeyh efendi zikrullarının ortasında tam benim önüme geldiğinde ben şimdi susuyorum, vurdum ya böyle dirsekler. Ben susuyorum, şeyh efendi de konuma vuruyor, söyler. Ben şeyh efendi yanımdayken başlıyorum cehri zikrullah yapmaya. Şeyh efendi önümden gidiyor, iki üç adım yanımda bir dirsek daha vuruyor, sessiz oluyor. Çok bilenler çok çıkar. Gelir bir şey der, bir şey yapar.
Yapar. Ya sen orada oturuyorsundur, herkes orada oturuyordur, kalkın oradan. Sen kalkan başka yere otursun, oradan da kalk. Kendi kendine dirsek Allâh beni bugün bir mekanda sabit kılmıyor, o adamdan da bilmeyecek. Her şey gelir mi insanın başına? Gelir. Allâh muhafaza eylesin. O yüzden zikrullah alakasından ayrılıyor. John H.M. Hazretleri diyormuş ki evladım siz zikrullah alakasının kıymetini bilirseniz sizi kapıdan kovsam bacadan girerdiniz. Kapıdan kovsam bacadan girerdiniz. O yüzden alakas zikrulların kıymetini bilseler, beni bile kovarlar oradan. Ya normalde günlük hayatında bir kimsenin affolmuş olarak kalkacağı ne ibadeti var ki? Namazınıza hile orada, burada karışır. Namazlarınıza hile, burada karışır.
Günlük hayatınıza hile, burada karışır. Ama günlük hayatının içerisinde bir müjde verebilir misiniz? Affolmuş olarak kalkılacak mısınız? Allâh’a ey zikrullah. Devam inşâAllah. Rahatsızlık geçirdim. Zikrullah’a gelmeye niyet ettim ettim. Cenâb-ı Hak tümün nasip etmedi. Ben de bir kez haydani bir iki kıble karşı durup biraz tehdit, biraz aksayıcayız herhalde. Gönül eğlendiririz herhalde. gönlümüz burada gibisinde. Sonrasında yattım. Efendim gece Resûlullâh Efendimiz rüyamıza, rüyada geldi. Dedi ki hadi gel biz de seninle zikrullah yapılan alana gidelim. Biz de seninle orayı görelim. Peki dedik. Dünya üzerinden yukarıda büyük bir alan. Mahşer gibi bir kalabalık bir alan. Ama yerler komple ceset.
Bak dedi neler bırakılmış. Zikrullah yapan kişilerin günahlarıymış. Başları bağlı cazı filmde bir olur ya cazı karısı gibi böyle abuk subuk şeyler yapıyor, cesetler yapıyor. Bak diyor o zikrullah yapanlardan bir tanesi var. Günahları diyor burada serer serter. Başlarında da şey melekler, görevli melekler kafalarını kaldırıyorlar, bakıyorlar, atıyorlar, götürüyorlar. Sonrasında orayı temizlemeye gelmişler. Nasıl? Önünüzde niyet etmişleriniz varmış. Niyetiniz talih olursa Cenâb-ı Hak niyet ettiğinizi verir. bir kimse cami yaptırmayı niyet etse ama gücü yetmese Allâh cami yaptırmış ki ona cevap verir mi? Her cevap verir. Bir kimse de zikrullah alakasından gelmeye niyet etse ama gücü yetmese Cenâb-ı Hak ona zikrullah alakasına gelmiş gibi cevap verir.
3. Bölüm
Ama gücü yetmezse yoksa taberlik edip benim gönlüm orada evde yat öyle bir şey yok. Gerçekten gücü yetmeyecek. Gücü yetmezse Allâh’ın müjdesini verir, cevabını verir. Elhamdülillah. Zikrullah alakasında insanların cesetleri dünyada kalır. Maneviyatların, ruhaniyetlerin burada kalmaz. Onlar hepsinin o manevi gücüne, kuvvetine göre o manevi haline göre sevmaya doğru yükselirler. Zannedersiniz ki siz burada zikrullah yapıyoruz biz. Burada imtihar edersiniz. Ve gerçekten de vücut olarak, fisik olarak burada sınırdır. Ama ruh olarak, maneviyat olarak burada olmaz insan. Allâh bize onlardan ayırmasın. Âmîn. Allâh’ı zikrederken, tabi zikrederken siz herkese bakıyorsunuz. Allâh’ı zikredecek var mı diyorsunuz?
Ön tarafta birkaç kişi çıkıyor ve bana bakıyorsunuz. Bana diyorsunuz sizleriniz. bir yerde duruyorsunuz. Ne yapıyorsunuz? İnşâAllah. Güzel. Zikrullarını sevdiğinizce işaret. MâşâAllah. Efendim, ben böyle, rüyamda beyaz, çok beyaz bir mermer. her taraf mermer. Ondan sonra karşımdan, böyle acık etli giymiş bir iki üç kişi geliyordu. O arada, zikrullah olacasını gördüm. o meydanda. Ermenli olan meydanda. Daha sonra çok muhteşem bir ezan sesi. Beni söylüyor ama kimin söylediğini göremiyordum. çok güzel bir ezan. Oradan inmiyor ezan sesiyle. Aynı anda da zikri balıkası var. Daha sonra yukarı doğru bir yere çıkıyorum. Orada sizi görelim. Siz de beyaz bir mermer. Daha sonra benim koluma geliyorsunuz.
Gidiyoruz beraber. O anda peygamber efendinizi görüyorum. Ama suratını hiç görmedim. Ama bir surat, bir ifade vermek istedim. Daha sonra bir ifade vermek istemedim. Bu kadar. MâşâAllah. Çok güzel. Allâh’a mübarek et. Allâh’a mübarek et. Efendim, Hazret-i Ali radıyallâhu anh evimize teşvik etmişler. O koridordan içeri girince, ben biraz geri çekildim, selamlıyım. Daha sonra musafalaştık. O yan odaya geçti, biraz sohbet verdi orada. Daha sonra sofraya oturdum. Daha sonra, onunla musafalaştınız. Hoş geldiniz dediniz. Daha sonra tekrar musafalaştık. Siz de gittiniz. Ondan sonra tekrar siz teşvik göndermişsiniz. Hem bana hem Necben. Bunlar seyyid olmasaydı böyle olmazdı. demişsiniz. Ondan sonra. MâşâAllah.
Bakın. Kim Kur’ân ve sünnetin sıpsır yapışırsa, o zeyyid kesin inşâAllah. Allâh’a mübarek et. Allâh’a mübarek et. Efendim, O burada beraber kan belirtmişti. Yatağını beklerken kendini burada uyuyor. Tahta değil yani. Tahta değil. Nasıldı? O yanda Peygamber Efendimiz’in namazı kulak yemiyordum 25 yaşında. Namazını bitirdikten sonra Kur’ân-ı Kerim okumaya başladı. O Kur’ân-ı Kerim okurken öyle içimde bir anda kaynıma başladı. Peygamber Efendimiz’i görenler hepsi de salat-ı selam edilsinler. Hiç olmazsa teberriken 100 tane okusunlar. O da Peygamberimizin kabrinin başındayız. Mescid-i medediyi görürdüm ama normalde benzemiyor mescid-i medediyi. Biraz böyle tükürürken gözlerimin başında durdum gözümü kapattım.
4. Bölüm
Görmek için uğraşıyorum. Ondan sonra yerlere bakarak ağlamaya başladım. Dedim buralara, buralara basmıştım. Efendim tepkilerin içeri giriyorum. Sağlamayı geçtikten sonra bir odada bir şey koyardım. Bir şey yazdı. O yüzden yaşlıyoruz. Erkek elinde bir sırık. Hem Allâh’ın sevabı oluyor. Mesması oraya inmesemi arıyor. O sırık, tavamda halakalar çıkıyor. Ayrıca ayranmakta birden beri o sırıkla kendimi Allâh Allâh, Esmaat ile beraber semaat etmiyorlar. Bir müddet sonra durdum. Sabun’a çıktım. Sabun’da kimse yok. Bir odaya girdi. Odu’nun duvar kısmında sıraya girdiğimiz şekilde. Meraklılığından kaldığım için içerde semade esmamına kim dedi? Abdullah Pahutu’yla. Tekrar içindeyiz. Sırıklarla beraber tekrar hem Allâh çekip hem de semaat edememişiz.
Tekrar sırıklar arayacak. Ondan sonra birden beri durdum. Tekrar esmaat çekip, semaat çekip. Fakat sırık beni verdi. Sabun’a. Tekrar Allâh çekip semaat edememişiz. Tekrar sırıklar arayacağız. Ondan sonra tavama çıktım. Allâh Allâh. Sayısın. Hacı Abdullah Baba, pesantre yanında durmuyor. İkiniz beraber geliyorsunuz. Ben kalkıyorum yerden yürüyorum. Yanımda bir dekede komşu var. Hacı amca. İsterdi. O da yanımda oturuyor. Fokak yiyor. Ben böyle koşamayı seni unutmamak istiyorum. burada oturmanızı vermiştim orada. Önümüzde hacaflar alınca nar var, göğsü bölünmüş ve o kadarını hatırlıyor. Ayrıca geçtiğimde, bir nar tanelerinde, bir tanelerinde değil, sabah da size getirmeye bir türlü nasip olmuyor.
Biraz da ben rüyadan unutuyorum. Abi bir kere, bir kere buradayız biz, bir kere diyor. Sizin ürkünüz buradadır, oturduğunuz yerden, sonra oturduğunuz yerden. Burada değil de, orada. Sizin yanınızda abilerin yanında iki tane var, atların yanında. Bende bu ortalarda bir yer değil. Bir anda polis baskımına oluyor. Polis baskımına oluyor. Ama siz bir türlığa devam ediyorsunuz, abilerle beraber. Ama cemaatimiz susuyor. Sustuğu vakit, biraz sustumaktan sonra ben tekrar, bir türlığa geliyorum. Tekrar cemaat bir türlayışına başlıyor. Böyle polis bizi götürüyor mu? Bir şeyler oldu da aklıma gelmiyor. Aşkım, çalıştığım yerde hacan, sevgili abiler bize namaz vakitlerinde imamlık yapıyor bazen. Uyan doğumunda cami kubbesinin hevesinde ikimiz de ağlıyoruz hevesli şekilde.
Karşıya bakıyoruz, gelini bekliyoruz, gelmiyor diye ağlıyoruz. Gerceği mi beklediniz? İnşâAllah. İnşâAllah. Kes gitmiyor mu şu yana? Kes gitmiyor mu şu yana? Bir anda cehennemin kapısından bakıyorum, cehennemi görüyorum ama cennete bakıyorum. Cehennemin kapısından baktığında halamın oğlu, böyle ben bu tarafa baktım. Çocuğun kapısından o tarafa çeviriyor, göremiyorum. Cehennemin kapısından bakıyorsun? Cehennemi görüyorum içeride. Cehennemin kapısından baktığında, cennete baktığında halamın oğlu var. Ben baktıkça o da kafasını çeviriyor, görmene izin vermiyor. Senin oğlun görmene izin vermiyor. Evet. Oho. Var mı başka? Evet. Efendim, ben daha bu tarafa atken. Ne yaparken? Daha bu tarafa atken, siz de Abdullah Efendi’yi gördünüz.
5. Bölüm
Dönüyordunuz. Peygamber efendimizin ruhu orada gezerken gördüm. Gördün mü ki? Evet. Allâh’ın en çok sevdiği kulu olduğunu öğrenince benim gibi olmaktır. MâşâAllah. Kalp kırılınmıyor mu? Doğrulunmuyor. Ya normalde insanlar birbirlerinin kalplerini kırmayacaklar. Kalp kırmak kötü ahlak var. Buna muhafaza eder. Zikretli ilaç kullanmak lazım. şifa arayın. Cenâb-ı Hak hiçbir ilaç yaratmadı ki ondan önce dermanını yaratmamış. O yüzden bir kimsenin eğer ki psikiyatrik hastalığını bir kılıç bulunuyorum. Nezle gibi, soğuk ardını bulunuyorum. Nasıl insanın bir ağası, duası, midesi ağrıyorsa başı da ağrıyacak. Psikolojisi de oturacak, yaşayacak bunu. O yüzden bundan ilaçların kılınmasında bir değişiyor.
Ey Muhammed senden önce de hiçbir insanı ölümcül kılmalıdır. Hiçbir insan ebedilik kalıcılık gelmedi. Sen ölür müsün de onu var. Fatih kalır. Hocam bu âyet-i kerime Hızır Aleyhisselâm’ın yaşamadığının tecellide yaşadı. Hızır Aleyhisselâm’ın normalde ebediyen yaşayacağının dair bir şey yok ki. Allâh’ın yarattığı bir sürü hayat standartı var. Dünyada yaşayan insanların bir hayat standartı var. Meneklerin ayrı bir hayat standartı var. Cennetin ayrı bir hayat standartı var. Cehennemin ayrı bir hayat standartı var. Şehitlerin ayrı bir hayat standartı var. Bunların hepsi de hayat standartı var. Hızır Aleyhisselâm ayrı bir hayat standartı var. Cinlilerin ayrı bir hayat standartı var. Bunların hepsi de sonuçta ölümü takacak.
Hızır Aleyhisselâm da ölümü takacak. O yüzden Hızır Aleyhisselâm’ın yaşamadığına dair delil değil. Sofrada iki şey dikkat edin. Biri yemek tabanında sıyırmak, bitirmek, sünnet. Tamamen dolduğun zaman da yemek haram. Şimdi bu sünneti mi yapacağım? Haramım bir şeyler. Birinci derecede sünnet az yemekler. Ama bir tabakta eğer ki bir kimsenin şahsi tabağıysa az koyulacak. Bir kaşık, iki kaşık kalmış, sıyırıntı kalmış, pirinç taneleri kalmış. Yemek azmış, artmış. Onu sünnetlemek sünnet. Ama öbür türlü ben sünneteceğim değil de kocaman bir tepsinin başına geçmek de bu sünnet değil. Böyle bir şey yok. Bir de sünnet olan insanların ayrı tabaklarda yemek yemesi değil. Evlerinizde sünneti içti. bir tabaktan herkes yemek içsin.
Bir tabaktan herkes yemek içse herkes de önünden yesin. Sünnet bunlar. Sağ elinle başlasın, önünden yesin. Ve besmeleyle başlasın. Ve ondan kalan bereket olur. O illa ki sünnetlenecek, hepsi de yenecek diye bir kaide yok. Az yemeği önde tutun, az yemeği. Yoksa çok yemeği sünnet olarak algılamayın. Sünnet içeceğiz derken olan biteni yemeyin. Allâh muhafaza eylesin. Geçenki derslerinizde bazı derviş kardeşlerinizin ayaklarını kaydını söylüyorsunuz. Ayağı kayan derviş ne yapar? Ayağı kayan cinne yaparlar. Ne bu ya? Burası pis mi burası ya? Ayağı kayan. Derviş kurar mı sünnete bağlı oldun müddetçe, cemaatten ayrılmadın müddetçe ayağı kaymaz. Muhakkak hata işleyecek, günah işleyecek, kusur işleyecek, yalnız sitar yapacak.
6. Bölüm
Ama cemaatı terk etmeyecek. Dersini terk etmeyecek. İnşâAllah o Rahman’ın emrini büyüyeceğiz, kalkacağız büyüyeceğiz. Ama öyle birbirlerimize bunun ayağı kaynıyor. Yok şunun kuru gözü kaynıyor. Yok bunun altına sapık kalan gibi. Burada mutfaka yapıyoruz biz. O manada değil, Allâh muhafaza eylesin. Elimde faiz parası var, bunu nasıl ve nerelere kullanabiliyoruz? Bununla alakalı tabi geçenlerde bir soru da sormuşlar. Ben böyle bir soruya herhalde, haram parayla alakalı gidin fakir bu karabinize verin ondan hayır beklemeyin demişim. Bir doğru olandı bu. Bir arkadaşla internette soru sorulmuş. Böyle bir şey olur mu? Necis bir başkasına indirebilir mi diye. Tam onun ailesinde bir daha küçük soru olsa bir cevap verecektim.
Daha uzun cevap verecektim aslında. Zamanım olmadığından sadece eser isimleri verdim. Dedim iki tane eser isim verdim. Bunlara bakabilirsin demiş. sonuçta tabi bir kimse üzerinde bulunan haram paradan kurtulacak. Bu leşse gömer. Kansa gömer. İçkiyse döker. Ama paraysa İstanbul alması bu noktada ittifak etmiş. gider, örneğin bir kısmı demiş bir gitsin tuvalet yapmasın demiş. Bir kısmı demiş gitsin bir karabin kimseye versin. ondan hayır hasarat beklemesin demiş. E şimdi insanlar eskisi gibi tuvalet yaptırma noktasında değiller. Yaptıracak yer de yok zaten. Ne yapacak? Gidecek kimsesiz, yetin, fakir kusara bir kimseye verecek. Ondan hayır beklemeyecek. Allâh muhafaza eylesin inşâAllah. Ve tövbe et.
Haramla iştigal ettiğinden dolayı. Efendimize sallallâhu aleyhi ve sellem adetlerinin hayasından ve nezapetinden, tevazumdan anlatır mısınız? İnşâAllah. Dersleri devam ederseniz, burada inşâAllah onları öğreneceğiz. Allâh ve sallallâhu aleyhi ve sellem adetleri. Utanmayı hep önde tutar, utanmayı. İnsanlar utanmayı attılar üzerlerinden. Haya imandanmış azı şerif. İnsanlar hayayı üzerlerinden attılar. Edebi üzerlerinden attılar. Terbiyeyi üzerlerinden attılar. Tevazuyu üzerlerinden attılar. Birisine tevazu gösterdiğinde o kimse seni avçak tasip, çok affedersiniz. Haysiyetsiz, şerefsiz bir insan görüyoruz. Tevazuyu anlamıyorlar çünkü. Veya siz hayalı, edepli davranmaya çalışıyorsunuz. İnsanlar sizi bir şeyden korkuyorlar.
Veya o zaman öyle bir şeyden kısırık bir insan olarak görüyorlar. Ağızlarına ne geliyorsa size söylüyorlar. Siz, hayal edep terbiye edildikçe onlar hayasızlıklarının terbiyesizliklerini ishal ediyorlar. Ve bununla da övünüyorlar. Veya o zaman siz tevazunuzu gösteriyorsunuz. Onlar size karşı kibirlerini arttırıyorlar. Çünkü Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetini bilmiyorlar. Onun ahlakını bilmiyorlar. Onun sünnetlerini ve ahlakını bilmediklerinden fidusuz davranıyorlar. Allâh muhafaza eylesin. Hiç kimseye bunlardan, tepeden bakmayın. Kimliği doğmayın. Hiç kimseyi, hiç kimseyi incitmemeye çalışın. Onlar sizi incitse dahi, onlar size hayasız, edepsiz, terbiyesiz davransalar dahi, siz öyle davranmayın.
7. Bölüm
Onlar bu noktada, bu başkası sizi bunlarla itham etse dahi, Siz çünkü cahillerle atışmayın. Cahil insanlardır. İnsanları böyle hakaret eden, edepsiz davranan, insanları tepeden bakan, insanların yüzüne veya altısından eleştiren insanlar cahil insanlardır. Ve insanlar gün geçtikçe ahir zaman alameti. Hayasızlıklarını, edepsizliklerini, terbiyesizliklerini, sünnete Resûlullâh’ın ahlakının dışında bir ahlaklarını fidusuz bir şekilde sergiliyorlar. Derviş ehli tasavvuf mümin böyle davranmasının üstündeyiz. Size terbiyesizce birisi davranırsa, siz onu terbiyesizce karşılık veremezsiniz. Verirseniz onunla aranızda aynı eşit düzeye düşürürsünüz. köpek ısırır, sen de gider ısırırsan, sen de köpekleşersin. kıymetçi sizin arkanızdan kıymet eder, siz de onun arkasından kıymet ederseniz aranızda bir fark kalmaz.
Siz tevazu gösterirseniz, insanlar sizin tevazuunuzu anlamazlar. Ama siz de onlara tevazuzu davranırsanız, tevazu davranmanın bir anlamı kalmaz. Aynı eşit noktaya gelirsiniz. Küfredenesinde küfrederseniz, ikiniz aynı noktada durursanız. Ahlaksızlığa karşı siz de ahlaksızlığa varırsanız, ikiniz aynı noktada olursunuz. O yüzden siz güzel ahlaklı seçseniz, temiz ve güzel ahlaklı seçseniz. Bugün ahir zamandır, ahir zaman dervişleri, ahir zaman suhbeleri yolun en zorundadır. Neden? Çünkü Kur’ân rafa kaldırılmış, Sünnet-i Resûlullâh unutulmuş. Ve Sünnet-i Resûlullâh’ın uymayı gericilik olarak adledilmiş, terk edilmiş her şey. Böyle bir zamanda sizin Sünnet-i Resûlullâh’ı istemeniz, terk edilmiş bir sünneti istemek, 100 şeyin sevabı. 100 şeyin sevabı almanız demek.
Bu zamanda güzel ahlak olmak, bu zamanda güzel ahlakın numunelerini göstermek, onların üzerinde bulundurmak, ateşten dönmek gibi bir şey. iman ateşten kor olur ahir zamanda, tutanın eli yana. Biz şimdi normalde imanı sadece Allâh’a iman etmek olarak alabiliyoruz. İman ettin, etmedin, o noktada duruyoruz. Hayâ imandan, edep imandan, ahlak imandan, güzel ahlak imandan, ince ahlak imandan, iman ettiysen Muhammed-i Mustafa’nın sünnetine uca. Muhammed-i Mustafa’nın sünnetine uymak imandan. Bugün için onu evinde tutmak, evet, ateşten kor tutmak gibi. Niçin? Sana ahlaksızlık yapacaklar, sen yapamayacaksın. Sana eksik davranacaklar, sen davranamayacaksın. Muhammed-i Mustafa eksik davrananlara salunlar ve selemanetleri eksik davranmadı ki.
Onlar eksik davranmadı ki o. Bu ümmet-i Muhammed için bir ölçü, olur mu ölçü bugün için? Olur mu ölçü? Anlaşılmıyorsunuz, anlatamıyorsunuz. Halinizi arz edemiyorsunuz. Kolay bir şey değil ki. Ve insanlar oluk oluk hayatsızlığa doğru gidiyor. Oluk oluk edepsizliğe doğru gidiyor. Oluk oluk Kur’ân ve sünnet dışına gidiyor. Bir kısmı oluk oluk Kur’ân sünnete geliyor, bir kısmı oluk oluk Kur’ân ve sünnetten gidiyor. Bu noktada gerçekten ehl-i tasavvufu ve Müslümanların işi zor. Ve ne yazık ki, ne yazık ki bu zor noktada ümmetin içerisindeki arzular, ümmetin içerisindeki fikir sahipleri, düşünce sahipleri, ümmet-i Muhammed’e güzel ahlak noktasından yol açmaları gerekirken, bir kısmı sünnete resulullahı terk etmeyi, sünnete resulullahı yok kabul etmeyi, bir kısmı da bir takım dünyevi menfaatler için sünnete resulullahla gedik açmayı düşünüyorlar.
8. Bölüm
Allâh muhafaza eylesin inşâAllah. Cenâb-ı Hak cümlemizi muhafaza eylesin. Muhakkak edeb-i müfrete alacaksınız hepimize. Muhammed’in tek o küçük bir kitabı var ya, edeb-i müfret, 700’e yakın hadîs var. Hepinizin evinde bulunması lazım. Hepinizin evinde bulunması lazım. Rahat durması için değil yalnız. Hepinizin evinde edeb-i müfret olacak, hepiniz de, hepiniz de, hiç olmazsa günde iki tane, üç tane oradan hadîs-i şerif okuyacaksınız ve amel edeceksiniz. Evlerinizde o kadar dandik dundik kitaplar var ki, evlerde insanların, üstadlarının kitapları var. Oradan daha kıymetli, sünnetten daha kıymetli görüyorlar. Evlerinde tefsirler var, evlerinde fıkıhlar var. evlerinde romanlar var, hikayeler var.
Evlerindeki romanlar ve hikayeler sünnet-i resûlullâh’ta düştü. Evlerinizde milyonlarla, milyon parayla değerinde televizyonlar var. Her evde bir televizyon var, her evde bir edeb-i müfret yok. Ama her evde televizyon var. Desem ki şimdi burada evinde televizyon olmayan var mı, yok gibidir. Bir tane iki tane çıkarsa çıkar. Çıkarmayacak, utanılmıyor. Var mı? Evinde benim evimde televizyon yok diye. Bir, iki, üç, dört, beş. Elinde edeb-i müfret yok diye desem bir süre el kalkacak. Doğru mu? Kalır mı ellerinize? sünnet-i resûlullâh var mı? Açık halimiz bizim. Evlerinizde birer tane edeb-i müfret alacaksınız. Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin edebleri, yemeği nasıl yerdik, ünü nasıl içerdik, nasıl konuşuldu, tevazusu nasıldı, hayası nasıldı, terbiyesi nasıldı, hadi bunlarda nasıl davrandığınızı, çocuklarla olan ilişkilerin nasıldır, arkadaşları ile olan ilişkilerin nasıldı?
Allâh bizi edeblendirsin inşâAllah. Cenâb-ı Hak cümlemizi korusun inşâAllah. Resûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri Fırat ehlinde altından bir dağ bulunacak, ona yetişen oradan bir şey almasın buyuruyor. Buradaki altından almamak ne demektir? Bunu anlayamadık. İstediğiniz gibi bir şey var. İstediğiniz gibi bir şey var. İstediğiniz gibi bir şey var. İstediğiniz gibi bir şey var. İstediğiniz gibi bir şey var. İstediğiniz gibi bir şey var. Burada altından almamak ne demektir? Bunu anlayamadık açıklar mısınız? Daha önce eski cd’lerde var bunun açıklaması. İnşâAllah yine müsaade olurluğuda açıklarız. Allâh izin verirse inşâAllah. 52. Dünya’yı kebale yapmışım mâşâAllah. Ne kadar takip ediyorsunuz bilmiyorum bu sohbetler ama inşâAllah bunları takip etmeye gayret edin.
İnşâAllah. Kaderi yalanlamak ve inkar etmek. Kader. İman. اَشْلَدُ وَاَنْ لَا اِلَا هَيْمْتَ اللّٰهُ وَاَيْشَدَرُنَ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَاَرَسُولُهُ Buradan başlar. Allâh’a iman etmek. Meleklerine iman etmek. Peygamberlerine iman etmek. Kitaplarına iman etmek. Hayır ve şerrin Allâh’tan olduğuna iman etmek. Ve kadere iman etmek. Kader. Mutlak manada Bir kimsenin doğumu, ölümü ve rızkıdır. Bunda kulun kendi iradesi yoktur. Kaderin bir vecesi ise bir kimsenin günlük hayatıdır. Gündü iradesiyle bir fiili kesbetmesidir. Bu da kadardır. Bu da Lehf-i Mahfuz’da yazılıdır. Ama velahî bu kevri değildir. Allâh bunu bizim alnımızda yazdı. Biz o yüzden onu yaşamayız. Bunu biz kendi irademizle işleriz. Kendi irademizle iş içerisi bildiğinden Allâh onu o yüzden öyle yazmıştır.
9. Bölüm
O yüzden öyle yazmıştır Lehf-i Mahfuz’a. Kaderi inkar etmek. Veyahut da kaderi yalanlamak. Kaderi yalanlamak. Günah kefaldir. Kaderi inkar etmek ise güvürdür. Ve insanlar tarih boyunca kader üzerinde hep konuşmuşlardır. Ve kadere kim fazla dalarsan hep ayağa kaymıştır. İmamız İmam Azam Hazretleri’nin bu manada sözü çok güzeldir. Karanlık bir odadır kaderler. Kader karanlık bir odadır. Orası karanlık bir odadır. Orayı fazla kurcalamak, orayı fazla irdelemek onun üzerinde neden için nasıl olur kurdurama Herkesin alınacağı ve alınacağı bir şey değildir. Ama kader bir mahluktur sonuçta. Allâh’ın yarattığı bir mahluk. Allâh’ın yarattığı bir şey ise o zaman bizim kaderi anlamamız anlamamamız diye bir şey de çıkmaz.
Fakat kaderi fazla sorgulamak, fazla ırkalamak bu bizim işimiz değildir. Tabi insanlar bu manada kötülüğü seçerler veya iyiliği seçerler. Yüzü irade derler. Kötülüğü seçenler cehenneme doğru yol alırlar. İyiliği seçenler de cennete doğru yol alırlar. Kim kötülüğü seçerse seçmiş olduğu yolu kendince Allâh’ın takdiri böyleymiş. O bana böyle emretmiş. Ben o yüzden kötülüğü işledim deme hakkına sahip değildir. Allâh hiç kimseyi kötü yazmaz. bir adam gider ayyaş olur, benim kaderim böyleymişler. O yolu kendisi seçmiştir. Allâh onun ardından sen ayyaş olacaksın. Senin kaderini böyle yazdın. Sen sonuçta cennete değil cehenneme seni yazdın oraya gideceksin. Mutlak kaderim budur benim demesi lüzum değildir.
O yolu seçen o kimsenin kendisidir. Sizin bugün zikrullah’a geldiğiniz gibi bugün zikrullah’a gelmeniz muhakkak kader ama sizin Allâh kafanıza silah dayıyı cevren sizi zikrullah’a getirmedi. Siz kendi iradenizden gelmek istediniz. Allâh bunu yarattı. Ve siz iyilik isterseniz iyiliği bulursunuz. Kötülük isterseniz kötülüğü bulursunuz. Bu insanın kendi cüz iradesi ile alakalıdır. Ve insanlar kendi cüz iradelerinden kendileri sorumludurlar. Biz Allâh kalpleriniz Allâh’ın iki parmağının arasında gibidir. Hadisin şerifi vardır bu iki parmak bilekten çıkan ikisininize yaratan Allâh’tır. Birisi hayırdır birisi şerdir. Şerri yaratan da Allâh’tır. Hayri yaratan da Allâh’tır. Ama siz birisini tercih edersiniz.
Ya hayra doğru yol gidersiniz ya da şerre doğru yol gidersiniz. Bu yol size ait. Kaderin bir kısmı var ki cüz iradenizle alakalı, kendinizle alakalı. Bu yol size ait. Bu iyiliğe sizin üzerinden zuhur ediyor. Yaratan Allâh ama sizin üzerinizden zuhur ediyor. Bu konuşma benim üzerimden zuhur ediyor. Ben eğer ki doğru konuşursam Cenâb-ı Hak hayır yazacak. İyi konuşursam Cenâb-ı Hak bana günah yazacak. Bu benim kendi cüz irademin neticesinde Allâh’ın yarattığı bir fiil. Ama benim cüz irademin neticesinde yaratıyor. Bunu ben istiyorum. Bu kez eski dilde istemek, ona sahip olduğu istemek bana ait. Kaderin ayrı bir ötesi var. Bu demek bir başkasından sana gelir. Bir başkasından sana gelir. Veyahut da direkt Allâh’ın kendi kainatın üzerindeki bir hesabı, bir kitabı bir program.
10. Bölüm
Yağmurun yağması, rüzgarın esmesi, kar yağması, ser felaketi olması. Bunlar da ne? Bunlar da kader. Ve bunlarda insanların kendi cüz iradeleri yok. Yağmuru yağdıran Allâh, karı yağdıran Allâh, doluğu yağdıran Allâh. Bunlarda kulların cüz iradeleri yok. O zaman. O zaman kaderin üzerinde bir, birinci derecede kendimizden sorunlu cüz irade noktasında ve burayı biz kendi cüz irade noktamızda yürümüş olduğumuz yolu Allâh’ın üzerine atmayalım. içki içen bir kimse, şunu deme hakkına sahip değil. Allâh benim kaderimi böyle yapmış. Veya haram işleyen, günah-ı kebali de var. Günah-ı kebaliyle iştigar eden bir kimse, şunu deme hakkına sahip değil. Allâh benim kaderimi böyle yazmış, ben o yüzden günah-ı kebali işliyorum.
Hayır, o yolu sen kendin seçtin. O yolda sen kendin yürüyorsun. O yüzden o günah-ı kebali kendini işlediğin için Allâh sana cehenneme doğru yol açtı. Cehenneme doğru yol gitti. Kaderin bir de bilinmeyen yönü var. Bizim irademizin dışında, bizim irademizin dışında her şeyin durduğu yer, her şeyin stop ettiği yer burası. Burayı biz bilmiyoruz. Biz burayı bilmiyoruz. Biz burayı bilmediğimizden dolayı burada raziyet makamı lazım. Asıl kaderden anlatmak istediğim nokta burası. Durduğunuz yerde başınıza bir hastalık geliyor. Kader. Durduğunuz yerde bir iftihas, yokluk geliyor. Kader. Durduğunuz yerde mallarınız aşağı iniyor. Kader. Durduğunuz yerde herhangi bir bela veya müslübetlere karşılaşıyorsunuz.
Kader. Durduğunuz yerde bir sıkıntıyla karşı karşıyasınız. Kader. Asıl insanların teslim olması gerektiği yer. Sufiler asıl burada teslim olmaları gerekir. Allâh’ın kendisinden gönderdiği her şeyi razı noktada durup ona göğüs geldi. Razı noktada durup ona isyan etmemek. Razı noktada durup ona yenilmemek. İnsanlar buraya inkar ediyorlar. Hastalanıyor, hastalığından dolayı şunu diyor. Bu hastalık bana mı layıktı? İsyan ediyor. o isyandan cehenneme doğru yol alıyor. Onu gönderen Allâh. Dışarıdan sana bir taş geldiyse, o taşa müsaade eden Allâh. O taşı sana isabet ettiren Allâh. Sen buna razı ol. Sen bununla bundan dolayı Allâh’a isyan etme. Hastalık şiba bulmak için mücadele. Ama neden bana hastalık geldi diye isyan etme.
Ticaret yapıyor olsun sen. Ticarette sıkıntı yaşıyor. Neden bana sıkıntı geldi diye isyan ediyor. Hayır, o sıkıntıyı gönderir sana Allâh. Sen sıkıntıyla mücadele ama sıkıntıdan dolayı isyan etme. Başınıza her türlü şey gelebilir. Varlık gelebilir, yokluk gelebilir, sıkıntı gelebilir, dert gelebilir. Çocuklarınızdan imtihan olursunuz. Anne babalarınızdan imtihan olursunuz. Kader ağlarını öre. kaderin arkasında Allâh ağlarını öre. Sûfî, Sûfî onunla barışır. Onunla barışarak da razı makamına çıkar. mutbaina makamına. Mutbaina makamına güzel ahlakta çıkılır. Mutbaina makamına sabırla çıkılır. Allâh’tan yardım dilererek de çıkılır. Senin başına gelecek olan taşlar. Senin başına gelecek olan müsubetler.
11. Bölüm
Senin başına gelecek olan dert, kavm, kasebet, keder. Seni Allâh’a yaklaştırmaları. Seni Allâh’a yaklaştırmaları. Allâh onları sana veriyorsa kendisine yaklaştırmak için verdi. İbrahim’i boşuna mı ateşe attırdı? İbrahim ateşe atılmakla Allâh’a olun dostluk versin dedi. Dostunu ateşe attırdı. Ve ateşe atılırken İbrahim’in dostluk göstergesini görünce dedi ki, ey ateş selamet ol. Sizler hayatlarınız boyunca gül bahçesi beklemeyiniz. Güllük ve gülüstanlık içerisinde bir müminlik, güllük ve gülüstanlık içerisinde bir dervişlik, bir dervişlik, güllük ve gülüstanlık içerisinde Allâh’a vursa durma yoktur. Bu manada başınıza gelecek olan dışarıdan gelecek olan her şeye rıza gösteriyor. Onun sevgiliden geldiğini kabul edip sevgiliyle aranızı poz bulmaya çalışın.
Bu sıkıntıyla mücadele etmemek, dertle mücadele etmemek, belayla, hüsbete mücadele etmemek olarak aldılar mısın? Sen cüz irade noktasında başını arıyorsa ona bir ilaç yüzümeye çalış. Cüz irade noktasında karını arıyorsa sen ona bir ilaç bulup içmeye çalış. Şifa, Allâh’tan. Senin önünde işsizliğin varsa sen iş ara. Sen o işsizliğini bir şekilde izale etmeye çalış. Tembellik yapma. Tembellik kader değil. Çalışmamazlık kader değil. Borçlu yaşamak kader değil. Sen bir şekilde borçlarını ödemeye gayret et. Ama ümidini yitirme. Ama mücadeleyi yitirme. Sen bir şekilde kötü huylarınla mücadele et. Kötü huy kader değildir. O senin kötü ahlakındır. Onunla mücadele. Sen cüz irade noktasında sorumlusun.
Hayatını doğru ve iyi yönlendirmeye gayret et. Mücadele et. Bu manada mücadele etmemek, kendince kaderim böyleymiş demek, mücadeleden kaçmaktır, hasimliktir, tembelliktir. Dini algılamamak, kaderi algılamamaktır. Ve bir psikolojiyi bozmak, kendince kendini başka noktalara atmak, Allâh muhafaza etmesin. İnsanı günah-ı kebaetten küfre kadar durdurun. O yüzden biz, başımıza gelen şeylerde muhakkak ki mücadele etmesini, güzel ve hayırlı bir mücadele ile, bu işin içinden çıkmaya gayret edeceğiz. Bunun mücadelesini vereceğiz. Ve bununla savaşmayı öğreneceğiz. Ama kaderi inkar etme. Kaderi yalanlama. Veyahut da kaderi yeciler gibi. Bizim bu kötülüklerimiz kaderimizmiş değil, kötülüklerimize devam etmeyi sürdürmeyeceğiz.
Sürdürmeyeceğiz. Bu dervişlik ve sürpülük değil. Çok insanlar gördüm, tembelliklerini Allâh’ın üzerine yıkmışlar. Çok dervişler gördüm. Kendi mücadele azminin yok olmasının gözgöne göre, onu Allâh’ın üstüne etmişler. Adam saat onda o uçukta kalkıyor, işsizim diyor. Adam dükkanına bakmıyor, ben batıyorum diyor. Sen git sabahleyin yedi buçuktan dükkanını açıp batıyorsan bat yine. Sen sabahleyin iş bulmak için çık, iş bulamıyorsan bulma. Adama göre iş yok. Soruyorum, neden? kendine göre iş bulamamış. Bizim Cevdet var, tamir kim? Dedim kurtuluş ve çeker. Birisi geliyor, işim yok deyince Cevdet’i aldan lazımlıyor, git. Cevdet’in orada çalışıyor. Kim gelirse gelsin. Birisi de desen gidiyorum, Cevdet’e teravah mı açacak?
12. Bölüm
Bu adamı işe al. Şimdi söylüyorum artık, gelmeyin bu saatten sonra. Şimdi söyledim artık. Gelene diyorum ki, söylüyorum, hiç tamirciye olsun olmasın. Ne iş yapıyorsa yapsın. Çalışmak değil mi? Geliyor, ne iş yapıyor, ne iş bir iş yapıyor. Neden? İş yok diyor. Var iş diyorum ben, nerede Cevdet’in orada, git orada çalış diyorum. Bakıyor gözümün içine. Çalışmayacak. Tembelliği kendine meslek edilmiş. Ben 48-49 yaşındayım, ihtiyacım yok. Ben biliyorum, dükkanda duruyorum. İhtiyacım yok benim çalışmaya. Çalışmasam çalışmam. Evet. Ben çalışıyorum. Dervişler çalışmıyor. Evet acı şey bu. Evet acı şey bu. İşçi dolaşıyorlar. Bunu temizlerine koymuşlar, iş bulamıyoruz. Yine Cevdet’ten örnek vereyim. Karşısında adam bir tane şey geldi.
Söğüs satıyor adam. Bir tane ayar arabası götürdü, koydu oraya. Oraya gidip geliyorum ben baktım adam şu kötü bir ayar arabası koydu. Söğüs satıyor orada. Ertesi gün adam iki tane tabure kaydı. Ben bir daha gittim de baktım iki üç tane tabure koymuş adam. Bir daha gittim de küçük bir masa koymuş oraya. Bir daha gittim de Allâh sizi inandasın oraya bir tane tabure asmış. Beyler. Aha dedim adam oraya lokanta yaptı. Takip ediyorum adamı. Cevdet’e dedim Cevdet bu arada oraya lokanta açtı. Açtı efendim dedi. Adamın bir cuma dedim ki seni takdir ediyorum, izliyorum seni dedim. Allâh razı olsun hacı ağabey dedi bana. Bir cuma tekrar uğratında irtibat kurdum. Dedim ne yapıyorsun? Hacı ağabey ben dedi devre ekiyim.
Çalıştığım işlerine dedim ki eğer işten çıkaracaksanız beni çıkarın, verin demiş haklarımı beni çıkarın. Benim evim var demiş ben kendim işimi görürüm. Bir çocuğunu çıkarmışlar vermişler tasminatın derine. Adam gelmiş orada kelle coğiz satıyor. Ve başka bir fabrika çağırmış işe gel diye. Gitmiş görüşmeye adım 650 lira muhafiz teklif etmiş gelmem demiş 650’ye. Neden? Orada dağılmaz da kazanıyor. Dedi ki hacı ağabey ben buna da dedi gayet iyi kartımıza uyuruyorum ekmeğimi çıkarıyorum para kazanıyorum dedi. Seni tebrik ediyorum dedi. Seni alkışlıyorum Allâh yardımcın olsun senin dedi. Evet. Ne iş yokmuş yalan. Ne iş yokmuş yalan. Yalan. Tembelim. Kaderim böylemiş. Hayır. Tembersin. Kaderin öyle değil.
Kaderin öyle değil. Kaderin üzerine Allâh’ın üzerine suyu zan beslemeyin. Allâh sizi kötülüğünüzü istemez. Allâh size kötülük de yazmaz. Allâh sizin işinizin bozulması için yazmaz. Allâh sizi iflas edin diye yazmaz. Sen işini takip etmezsen iflas edersin. Üç sefer iflas ettim ben işimi takip edememekten dolayı. İşimi takip etmediğimden iflas ettim. Evet. İşimi takip etmeme sebebini biliyorum ben. Sebebinin ne olduğunu biliyorum. Evet. Evet. Sebebini mi görürüm ben? Hata benim, huzur benim. Asla. İflas ediyorsan kendi hatanla iflas ediyorsun. Yanlışlığa düştüysen kendi hatanla yanlışlığa düştün. Eksikliğe düştüysen kendi hatanla eksikliğe düştün. Eksikliğe düştüysen kendi hatanla eksikliğe düştün.
13. Bölüm
Günah-i kevaile kendisin kendi hatanla geldin. Birisi gelip günah-i kevaile halakasını senin boynuna geçirmedi. Birisi sana iç diş yer seni kafana zorla mı bitti? Eğer seni kafana zorla bittiyse zaten sen o günahı işlemiş gibi değilsin. Hanifelerine bir kadına zorla tecavüz ederlerse kadın kız hükmündedir. Kız o kız hükmündedir. Kadın hükmünde değildir. Neden? Zorla tecavüz etmişler ona. Bir erkeğe zorla tecavüz ettilerse o fuhşiyata girmiş değildir. Ama sen kendi ayaklarınla günah-i kevaile gidin. Kendi ayaklarınla gidin. Bu benim kaderimmiş deme hakkın yok. Sen kendi kızını pazara çıkartırsan bu benim kaderimmiş deme hakkın yok. Kendi hanımına dikkat etmediysen, kendi hanımına dikkat etmediysen, namusuna dikkat etmediysen bu benim kaderimmiş deme hakkın yok.
Hanımının çoluğunun çocuğunu sokağa çıkarırken saldım çayırıp evlam kayırıp çıkaramazsın. Ondan sonra bana selam alasın, kaderimiz buyurmuş diyemezsin. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri ben en kıskançınız beyim diyor. Erkeksen kıskanacaksın hanımını ve çoluğunun çocuğunu. Kıskanarak da salma deve gibi salmayacaksın çoluğunun çocuğunu sokağa. Saldıktan sonra bu kaderimmiş deme hakkın yok senin. Böyle bir kader anlayışı yok dinde. bir sal, bu benim kaderim işte. Böyle bir kader anlayışı yok. Böyle bir kader anlayışı yok. Kendini sal, bu benim kaderim işte. Böyle bir kader anlayışı yok. Çocuklarınıza dikkat edin. Eşlerinize dikkat edin. Akrabalarınıza dikkat edin. Kardeşlerinize dikkat edin.
Aşınıza eşinize sahip çıkın. Salmayın çayırağınıza. Böyle bir şey yok. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri sünneti bu değil. O eşlerini ve çocuklarını salmadı çayırağınıza. Biz salalım. İşini salmadı çayırağınıza. Biz salalım. Dediler ki, deveyi bağlayalım mı tevekkül edelim? Bağlama da mı tevekkül edelim? Dedi ki, deveni sağlam bağla. Deveni sağlam bağla. Deveni sağlam bağla. Ondan sonra tevekküle. Deveni sağlam bağla. Gelir bir aslan, bir aslan yurtarsa, Düşün, de ki ben sağlam bağladım mı bağladım muhafaza ettim mi? Yüz yeraden ortasını dama soktum mu bağla soktum. Ama bir yarık bulmuş, bir gedik bulmuş. Yanmış, zara vermiş. Bak, bu gedik senin atan, bu benim atam. Bu gediyi ben bırakmışım oradan.
Gediyi bırakırsan, gelir yırtıcı bir hayvan, onu soka, onu parçala. Onu parçala. Sen kapında gedik bırakırsan, yılan içeri girer seni soka. Sen kapında bir gedik bırakırsan, fare gelir senin yiyeceğin yer. Sen kapında bir gedik bırakırsan, eşek arısı gelir seni soka. Sen kapında bir gedik bırakırsan, tilki girer senin malını çala. Sen kapında gedik bırakırsan, gelir bir tane çakal, senin malını götürür. Sen kapında gedik bırakırsan, gelir senin güveçteki tavuğunu, tilkini birisi kabar gider. Sen bunu kader deme. O gediyi sen bıraktın gözü göre göre. O gediyi sen bıraktın. O zaman hayatımızın kader okusunu, kader sınırını iste. Yüz irade noktasında vazifelerimizi yerine getirelim. Yoksa dinin bir hükmü kalmazdı.
14. Bölüm
Din var mı? Var. Bizim nasıl davranmamız gerektiğini anlatıyor. Bize haramları anlatıyor. Bize helalları anlatıyor. Bizim dünyayı nasıl yaşamamız gerektiğini anlatıyor. Eğer ki kader öyle bir şey olmuş olsaydı, dine gerek yoktu. Herkes ne takdir edildiyse onu yaşayın, bu dünyadan çekip gidecekti. Cehennemlik amel işleyenler diyecekler ki, sen bunu cehennemlik amel işlemişsin gidiyoruz. Cehennemlik, cennetlik amel işleyenler diyecekler ki, cennetlik amel işledik gidiyoruz biz. Allâh senin alnına reisluk yazmadı. Allâh senin alnına fezevektik yazmadı. Allâh senin alnına godoğuşluk yazmadı. Hayır. Sen Allâh’ın emrini yerine getir, namusunu koru. Sen Allâh’ın emrini yerine getir, çoluğunu, çocuğunu koru.
Sen Allâh’ın emrini yerine getir, kendini koru. Adamlar sana musallat olduysa sen kendini koru. Seni koruyacak olan kimsenin yanına git, kendini koru. Namusunu temsil etme. Bu benim kaderim bu. Namusunu koru. Bir kadının namusunu koyması farzdır. Bir erkeğin hanımını, kolunu, çocuğunu namusunu koyması farzdır. Farz. Sen farzını terk et, bu benim kaderim işte. Hayır. Böyle bir kader anlayışı yok. Evet kadere iman ederiz. Erkeklimiz kaderdir. Kadınlığımız kaderdir. Kaderdir. Doğumumuz kaderdir. Ölümümüz kaderdir. Nerede öleceğimiz, nasıl öleceğimiz kaderdir. Ama haysiyetsizce yaşamak kadar değildir. Şerefsizce yaşamak kadar değildir. Namusunca yaşamak kadar değildir. Hayır. Bu bizim kendi çözü yaratımızdır.
Bu bizim haramlara riayet edip etmememizle alakalıdır. Bu bizim farzlara riayet edip etmememizle alakalıdır. Bu noktada bunu alıp, kader dairesinin içerisine koyup, kendi sorumluluğumuzdan kaçamayız. Hayır. İsraf kader değildir. Yolları açmak saçmak kader değildir. Malının hesabını tutmamak kader değildir. Borcunun hesabını tutmamak kader değildir. Ölümüne geleni yiyip içmek, israf etmek, parmağın sığırmak kader değildir. Kaderdir. Deprem gelir vurur, orada hiç bir ev yoktur ayakta. Yıkılmıştır. Kaderdir. Sen vurur, bunu dağlan aşağıya durur. Önüne ne gelir salır götürür. Kaderdir. Boyu ne eğeriz? Boyu ne eğeriz? Söyleyecek bir laf yoktur. Gelin üç tane sütü bozuk insan, çoluğunun çocuğunu götürür zorba senin.
Yapanlar yapacaklarınız kaderdir. Kaderdir. Allâh’ım. Hayatsızlık kader değildir. Terbiyesizlik kader değildir. Ahliyatsızlık kader değildir. Tembellik kader değildir. İş bilmemezlik kader değildir. Kader değildir bunlar. Namaz kılmamak kader değildir. Oruç tutmamak kader değildir. Zikrullah yapmamak kader değildir. Diyini öğrenmemek kader değildir. Allâh bizi muhabbet eyledi. Allâh bizi muhabbet eyledi. Tekrar tövbe edip, tekrar imanımızı tazeleceğiz. Tekrar bildiklerimizi, bilmediklerimizi, doğru veya yanlış şahitlerimizi analiz edip yeniden derdini toparlayacağız. Yeniden kendimizi zapturat altına alacağız. Yeniden Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı saracağız. Yeniden Muhammed Mustafa’nın sünnetine bağlılığımızı göstereceğiz.
Onun bastığı yere ayrılması basmaya çalışacağız. Onun ahlakını, onun edebini, onun namusunu, onun şerefini, onun haysiyetini kendimize rehber ve ölçe edeceğiz. Onun yolundan giden sahabelerin anlayışlarını, düşüncelerini kendimize inşâAllah rehber vereceğiz. Allâh gündemimizi onlardan eylesin. Hakk’a bize helal edin. Âmîn. Lâ ilâhe illâllah el-Fâtiha.
Kaynakça
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Sünnet, Şeyh, Muhabbet, Tevekkül, Sabır, Rızâ, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı