Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

569. Dergâh Sohbeti — Nimete Şükür, Nefsin Kanalize Edilmesi ve Kutsalların Korunması

Mustafa Özbağ Efendi'nin dergah sohbeti: 569. Dergâh Sohbeti — Nimete Şükür, Nefsin Kanalize…. Tasavvuf, ahlâk ve mânevî yol üzerine kapsamlı açıklamalar.


1. Bölüm

Selamun aleyküm. Cümletin hoş geldiniz. Allâh gecenize hayır versin inşâAllah. Cenâb-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Getir çaycı içelim. Ne getiriyorsanız getirin. Önce bir çay kahve içelim, kafamız yerine gelsin. Şimdi çanakkale bir daha sorarlar, sorarlar şimdi. Kafadağınıklığına bir de eksik cevap veririz. Dağılmasın artık. Hangimiz hangimizden bıyık olarak esinlendi? Ama onunki iyice aşağıda olmuş. Tamam, güzel. Sıkıntı yok. Bizim zamanımızda ülkücü bıyığıydı o. Hemen öyle bıyıkları aşağı sarkıtana ülkücü diyorlar. Ali ne yapıyorsun iyi misin? Allâh daha iyisin inşâAllah. Allâh daha iyisin inşâAllah. Allâh daha iyisin inşâAllah. Hadi soracağı olan, anlatacağı olan varsa sorsun anlatsın.

Serbest gündem. Bir dergâh işte. hamdolsun, karnımız kokusun. İnsanlar normalde kendi içinde bulunduğu nimetin farkında değilse aslında o bir cihetten Allâh muhafaza eylesin nankördür. Öyle olunca o nankörlük insanı küfre kadar götürür. O yüzden bir nimete şükürsüzlük etmek içinde bulunduğu o nimet ortamını görmemektir. Bu belki de insanın farkına vararak veya fark varmayarak işlediği en büyük günahı kebair veya küfre götüren bir manevi hastalık. Bir kimse günah işler, günahını görür, tövbe eder, günahtan geri döner, Allâh onu affeder. Ama bir kimse nimetin içerisindeyken nimetin fark etmezse o halinden tövbe edip geri dönmez. Tövbe edip geri dönmediği için o halde kalır ve bu onun Allâh muhafaza eylesin.

İyice manevi körlüğüne sebep olur, küfre kadar götürür. Çünkü şükürsüzlük bir veçeden, bir veçeden. Allâh’ın direkt kuluna bahşettiği şeyleri görmemektir ki küfre götürür insanı. O yüzden sıkıntılı. Bu normalde insanı helakî götürür bu. Bir kimse örneğin namaz kılıyordur, namaz kılmak bir nimettir. Oruç tutuyordur nimettir. İman ehlidir nimettir. İman ehlidir nimettir. İyi dostlara, iyi arkadaşlara, iyi kardeşlere sahiptir nimettir. Salihlerle beraberdir, salihlerin içindedir nimettir. Bu normalde bir kimsenin başını sokacak bir evi vardır nimettir. Gece olduğunda yatacak bir yatağa vardır nimettir. Bir eşi vardır nimettir. Bir çocuğu vardır nimettir. Bunların annesi babası vardır nimettir. Bunları sıraladığımızda, günlük hayatın içerisinde alt alta üst üste baktığımızda biz bunların farkında değiliz.

Veya nereye kadar farkındayız. Bunlardan birisi eksildiğinde biz o eksikliği görürüz ancak o zaman anlarız. Eksilmediği müddetçe de biz onu anlamakta güçlük çekeriz. Eğer eksilmediği halde o kimse bulunduğu noktada, elinde bulunan nimetlere hamd ederse, Cenâb-ı Hak da diyor ki sen uyanıksın. Sen öylesine uyanıksın ki elindeki nimetleri sen ben verdim hamd ettin. Hamd ederekten nimetlerin karşılığını yerine getirdin. Sana nimetimi arttırıyorum diyor. Cenâb-ı Hak da o zaman nimetini arttırıyor. Ama yok o kimse elindeki nimetin kıymetini kadrini bilmezse, onu yine âyet-i kerime ile sabit elinden nimeti alarakten onu terbiye ediyor. Onun terbiye edilmesi yine iyi bir şey. o terbiye edildi, nimeti azaltılaraktan, rızkı azaltılaraktan terbiye edildi.


2. Bölüm

O terbiye edildiyse Cenâb-ı Hak yine hamd edecek, onu da nimet görecek. Ama öyle olduğu halde hala da bunu nimet olarak görmüyorsun o kimse, o daha bozlamasına gidecek. Allâh muhafaza eylesin. O yüzden bir kimsenin her halükarda bulunduğu noktaya hamd etmesi, isyan etmemesi, bulunduğu noktada tövbe etmesi, kendince Allâh’ı zikretmesi ve her daim ben senin verdiğin nimetlerinin karşılığını veremeyecek kadar acizim deyip kendini acziyette tutması lazım. Evet, normalde bir sufilikte bu çok önemlidir. Bir kimse her daim kendini acziyet noktasında görür. Acziyet noktasında görmüyorsa kendisini kibirliliğe attıysa, kendisini şataata şatafata attıysa muhakkak başına bir sıkıntı gelir. Allâh muhafaza eylesin.

O yüzden nimete hamd etmemek, nimeti görmemekte Allâh muhafaza eylesin, küfür etsin. Rabb’in korusun inşâAllah. Ben daim kendimi acziyette görürüm. Aynı zamanda bize şükrü, bir daim ümidiye geçirir. Bir kulluğun göstergesidir, sufilin göstergesidir. Bir kimsenin her meselede, her noktada acziyet peyda etmesi. Kul acziyetini görmezse Allâh muhafaza eylesin. Bu sefer ilahlığı başlar olur. Eyvallâh, bu bir noktadan öyle de algılana bilinir. Bir kimsenin acziyetini görmezse Allâh muhafaza eylesin. Bir kimsenin her meselede kendisini acziyet noktasında, kendisini mahviyet noktasında görecek ki nefis de olan mücadelesinde belli bir noktaya gelsin. Acziyeti ve mahviyeti olmayan bir kimse nefis melatifi olarak belli bir noktaya gelemez.

Allâh bunu bir fayda etmesin. Allâh’ım hamd olsun. O kimsenin onu görmesi şükrünü, biz de Cenab-ı Hakk’ın vermiş olduğu nimetlerin hiçbirisinin şükrünü eda edemeyiz. Musa Aleyhisselâm şükrünü eda edemeyeceğini beyan ediyor ya. O da diyor ki ya Musa, bunun farkında vardıysan, sen şükrünü eda edenlerden saydım seni diyor. Bunun farkındasın. Ben şükrünü eda edenlerden saydım seni diyor. Bunun farkında vardıysam. Biz onun hangi nimetinin şükrünü eda edebiliriz ki yok. ben kendi nefsim için söyleyeyim. İki kırık namaz kılmakla, iki kırık zikir yapmakla, iki kırık sohbet yapmakla onun şükrünü eda edebildiğini düşünmek yanlış bir şey, eksik bir şey. Allâh’ıma muhafaza efendim. Bu doğru değil. Ama bunu eda edemediğini beyan etmek, bu evet, harcıyetini görmek yan adına.

Allâh bizi onlardan eylesin. Âmîn. Kolacım, ikisi de alakalı konukluluğumuzda kimisi var ya düşkün, kimisi kadına düşkün, kimisi dört sıparda, kimisi dört kez sıparda, yirmi, on, ot, yedi nefsi, hastalıklarından bahsediyoruz. Bir sürü şey var. Şimdi dilimde diyor ki, insanların karakterleri belli bir, çocukluk derdisi, beş, altı yaşına kadar oluşup, ve bu karakterle bu hayatlarını devam ettiriyorlar. Şimdi tamamen benim burada kafama takılan şöyle bir durum olmuş. Bizim ruhumuz temiz olduğuna göre, biz bu hırs, öfke, bu hırs, öfke, süzgürlüklerimizin hepsini de yorumlamış oluyoruz. Peki bizim normalde, insanı biz aldığımız zaman, atıyorum hiç kötülüğün olmadı, hiçbir şekilde o eğitim yapıyorduk, o normalde ağırlığını seviyoruz, bir yerde yetiştirdiğimiz zaman, biz o kötülükleri hiçbir şekilde onunla karşılaştırmadığımız zaman, onun karakter değişiminde, onun da nasıl bir şekilde doğru yorumladığımız zaman yine de hepsini kötü hissedebilecek noktalarımız, bizimki kötü hamurdan, nasıl bir şekilde yapıyoruz farklı noktalardan, yoksa nasıl bir şekilde yapıyoruz?


3. Bölüm

Bir kimse normalde mesela, hırsı biz bir açıdan bakarsak kötüdür, bir açıdan bakarsak iyidir. Dünya sevgisi bir açıdan bakarsan iyidir, bir açıdan bakarsan kötüdür. Nefsin bütün huylarına alt alta üst üste, hepsine de aynı şeyi söyleyeceğim ben sana. Diyeceğim ki bir açıdan bu iyidir, bir açıdan kötüdür. Bir açıdan nasıl iyidir? Normalde bir kimsenin mesela bize, Hz. Mevlânâ Celalettin Rumat Hazretleri dünyaya aşık olmak bize haram kılındı, kumaş alıp satmak, ticaret yapmak değildir. Şimdi o zaman bir kimsenin dünyaya hırsı var, iyi dünyaya hırsı olsun diyorum ben zaten. ben dünyaya hırsı olmayan bir insan istemiyorum derviş olarak. Neden? Ya o adam dünyaya karşı hırsı olsun ki eşini, çolunu, çocuğunu geçindirsin, zekat versin.

Ama bu dünyaya olan hırsı onu harama sevk etmesin, orada frenlesin. Orada dünyaya olan hırs insanları harama sürükleyenler için kötü. Harama sürüklemiyorsa dünya hırsı onu, onun için o dünya hırsı kötü değil. Burada öğreti eksikliği görüyorum ben. Adam alsın satsın, para kazansın. Para kazanmak ne zamana kadar, ne zamandan beri kötü abdedilmiş ki? Para kazanmak için faizcilik yapmasın. Para kazanmak için artıda, ölçüde, alışverişte, yalana, yemine, gıybete bunlara meyvetmesi. Meyvetmesi. Neden salih, iyi tüccarlar alimlerden de önce cennete girecek? İyi salih bir tüccar alimlerden önce cennete girecek. Alimin önünde. Ya birisi âlim. Ya âlim ama. O âlimi yetiştirecek olan medrese, o âlimi yetiştirecek olan mektep, okul, öğretmen, araç, gereç, cömert olan tüccardan çıkacak.

Cömert olan tüccar olmazsa orada normalde onun yetiştirileceği bir ortam olabilir mi? Olmaz. Mesela bir hadîs-i şerifte salih olan tüccarlar alimlerden önce cennete girer. Hadîs-i şerif var. Biz dünya sevgisinden dolayı ticareti bıraktırmayı düşünüyor bazı yerler. Değil kardeşim adam ticaret yapsın, helal daire de yapsın. Hırslıymış, harika. Dünyaya hırslı olsun, ticaret yapsın, işine gücüne dikkat etsin, eşine, çoluğuna, çocuğuna iyi bir hayat yaşasın, çocuğunu iyi eğitsin. Bugün eğitim parayla. Çocuğunu iyi eğitsin. Eğer çocuğunu iyi eğitemezse zaten iyi eğitilmiş olan kimseler gelip bizim başımıza ne yapıyorsa ahkam kesiyorlar. Ya şehvet olsun adamın, adam dediğinde, kadın dediğinde şehvet olacak.

Adamın şehvet olmazsa kadın aramaz. Evlenmek farz. Evlenin çoğalın, ben sizin çokluğunuzla iftar edeceğim. Evlenin dininizin yarısını tamam edeceğim. Şehvet olmayan adamı ne yapayım? Pısırın, teki. Gitsin, ne yapıyorsa yapsın. Şehvet olmayan kadını ne yapacağım? Biblo gibi orada oturtturacak değilsin ya. Kadın şehvet olsun, adamı arasın, neredesin desin? Adama sahip çıksın, gel buraya desin. Gel buraya desin. Adamdan adamlık beklesin. Adamdan adamlık beklemezse adam o zaman soytarılaşıyor zaten. Adama göz açtırmasın, kadının şehvet olsun. Adama daha korksun eve gitmekten, lan gidersem kadın gene beni bekliyordur desin. Adam korksun eve gitmekten. Biz onu normalde almışız. Şehvetten uzak dur, nereye uzak duruyorsun kardeşim?


4. Bölüm

Senin fıtratın o. Senin şehvetin harama seni meylettirmesi. Haramdan uzak dur. Senin fıtratın o. Bunun gibi mesela ne? Kızgınlık. Senin fıtratın. Öfke senin fıtratın. Kime öfkelenme, eşine öfkelenme, çocuklarına öfkelenme. Mümin kardeşine öfkelenme. Elin gavuruna öfkelen. Haramlara öfkelen. Nefsinin haram isteklerine öfkelen. Şeytani şeylere öfkelen. Ama biz kime öfkeleniyoruz? Evde eşe öfkeleniyor adam. Öfkesini eşinden çıkarıyor, vuruyor tokadı kadına. Kime öfkelendi? Çocuğuna. Dövüyor çocuğunu. Haram kardeşim bunlar. O zaman sen öfkeni doğru yere kanalize et. Öfkeyi doğru yere kanalize etmek nefisle mücadele. Öfkeyi yok edemezsin ki. Öfke var içimizde. Öfke, ben öfkeliyim hadi önüne gelene küfret.

Bu haram. Veyahut kuruyorlar ya İslami cihâd örgütleri küçük küçük. Kimle bunlar cihâd ediyorlar? Müslümanla. Kardeşim lâ ilâhe illâllah Muhammeden Resulallah diyen ne senin işin ne? Seni lâ ilâhe illâllah Muhammeden Resulallah diyen adımı sen diline doladıysan. Sen ya fasıksın ya münafıksın ya kafirsin. Sen ikiz üçünden birisin. Sen kime silahını doğrulttun? Müslümana. Adam lâ ilâhe illâllah Muhammeden Resulallah diyor ya sen ona nasıl silah doğrultuyorsun? Ya gavursun. Ya münafıksın. Ya fasıksın üçünden biri. Sen silahı doğrultacaksan git gavura doğrult. Ortadoğu’da o kadar İslami örgüt var bir tane İsrail diye bir zarar yok. Bir tane Amerikalı’ya yok. Bir tane İngiliz’e yok. Bir tane Rus’a yok.

Kime var cami bombalıyor arkadaşlar. Allahu Ekber deyip cami bombalıyor. Ulan cami kilise mi? Kilise dahi bombalanmaz İslam’da. Değil ki cami bombalanacak. Nefis bu asıl. Bazı sûfî gruplarda oturmuşlar. Şehvetin, bunu normalde soru olarak sordular da şimdi mevzu açılınca oraya geldim. Ne? Şehvetin ölünceye kadar perrize devammış. Aklı dengesini yitirmişler. Evlenmeyi yasaklayan sûfî gruplar var. Bir de örneklere bak. Bediüzzaman Sayyidi Nursa Hazretleri evlenmemiş. Fethullah Gülen evlenmemiş. Önceden o da vardı. Şimdi onun dillerine koyamıyorlar şimdi. Böyle birkaç tane şey var. Kimse var. Evlenmemiş. Bunları örnek alıyorlarmış. Ben diyorum kardeşim Hz. Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri evlenmiş.

Adem aleyhisselâm’a kadar bütün peygamberler evlenmiş. Bir tek İsa aleyhisselâm ile alakalı üzerinde tartışma var. Evlendi, evlenmedi diye. Evlenmedi diyenler, ahir zamanda tekrar zuhur edecek, evlenecek, çoluğu çocuğa karışacak diyorlar. Evlendi diyenler de gitti bir bölgede, bir kasabada evlendi. o Cenâb-ı Hak onu tekrar, ondan sonra çoluğu çocuğu doldu. Allâh onu tekrar gene gönderecek diyenler var. Her neyse o tartışma bizi ilgilendirmiyor. Bütün peygamberler evlenmiş. Bakın bütün peygamberler evlenmiş. Bütün sahabelerin büyük bir çoğunluğu evlenmiş. Büyük bir çoğunluğu evlenmiş. Pir efendilerin hepsi de evli. Bizim silsilemizde, yolumuzdaki şey efendilerin hepsi de evli. Hepsi de evli. Bir böyle bir sapıklıklar çıkıyor ortalıkta. evlenmeyecekler.


5. Bölüm

Neymiş? Şehvet ondan geçince kadar perhize devam edecekmiş. Nasıl perhize var? Ağır. Yok hayvansal gıda yemiyorlar, şunu yemiyorlar, bunu yemiyorlar, bunu yapmıyorlar. Oruç da tutmuyorlar ha. Devamlı perhize diyoruz biz. Bilmem kaç bin tane tevhid, bilmem kaç bin tane laf seyceler. kıza baktım. Öğretmen kafayı yemiş. Gitmiş kafa. Dedim ben şimdi sana nasıl hitap edeceğimi bilemiyorum ama dedim senin telin yanmış gitmiş insandır. Sen dedim bu çocuklara hiçbir şey veremezsin. Eğitecek olduğun çocuklara hiçbir şey veremezsin. Yazık dedim o çocuklara. Bu devlete de yazık dedim. Seni dedim bir güzel böyle pislişik, psikolojik testten geçirmiyor. Geçirse dedim seni öğretmenlikten atar, memurluktan atar dedim.

Yok. Resmen hasta. Bildiğiniz hasta olmuş. Bunların arkasında gizli oyunlar, gizli tezgahlar var. Böyle bir öğreti yok İstanbul. Bunlara müsaade ediyorlar. Bunlar büyüyorlar. Ondan sonra devlet bunlara bir operasyon yapıyor. Ama o zamana kadar zehirledikleri yetiyor bunlara. Zehirliyorlar insanları. Ve bu insanlar da oraları din öğrenmeye gidiyorlar sonuçta. Siz buraya din öğrenmeye geldiniz, Allâh’ı zikretmeye geldiniz. Burada zehirlense bir kimse. Al. Bir kötü tohum. Sonuçta bir sürü kötü tohumlar birbirinin ardına gelecek Allâh muhafaza eylesin. O yüzden nefis de mücadelede hep ben derim ya, haram işlemeyin kardeşim. En büyük nefis mücadelesi bu. Başka nefis mücadelesi Kur’ân ve sünnet tarihisinde ve sûfî terbiyesinde başka bir şey görmüyorum.

Orucu belli İslam’ın. Sen pazartesi perşembe oruç tutacakmışsın, tut. Sen bir gün boş bir gün dolu oruç tutacakmışsın, tut kardeşim. Sen ayın başında ortasında sonunda tutacakmışsın, tut. Ayın 14’ünde 15’inde 16’inde oruç tutacakmışsın, tut. Oruç bu kadar. Bir de ramazan orucu var, farz oruç. Zaten onu söylemeye gerek yok. Bu kadar. Bu kadar. Bunun haricinde bir oruç, bunun haricinde bir perhiz. Bunun haricinde böyle bir işte, yok kardeşim bu. Ağız yemek var, eyvallâh ağız yemek. Üç kap yeme, dört kap yeme, bir kap yemek ye ama ye. Tok kalk, pardon aç kalk. Eyvallâh bu var, bunlara söyleyecek bir lafım yok. Ama yemeyecek o kimse, böyle bir şey yok. Evlenmeyecek, böyle bir şey yok. Öfkelenmeyecek, öfkelenecek ya.

Yanlışa öfkelenecek, eksikliğe öfkelenecek, zulme öfkelenecek. Haksızlığı öfkelenecek, hırsızlığı öfkelenecek, adaletsizliği öfkelenecek. Öfkelenecek. Eğitim dediğimiz şey insan tefsirini veya aldığının birini neresinde tutuyor? hep diyoruz işte, niye eğitilecek? Çocukların niye eğiteceğiz? Veya etrafımızı niye eğiteceğiz? Veya bir insanın çevresi, etrafını, onun buradaki nefs gelişiminde mi etkili oluyor? Her şeyinde etkili olur. Eğitim, evdeki eğitim, sokaktaki eğitim, okuldaki eğitim. Çocuğun üzerine muhakkak ve nefsinin üzerine muhakkak etkisi olacak. Nefsini mi eğitiyoruz? Biz sonuçta nefsini eğitiyoruz o kimsenin ruhunu eğitecek değil mi? Karakter dediğimiz şey nefs mi? Karakter dediğimiz şey o kimsenin eğitimle, eğitimle belli bir çizgiye gelmesidir.


6. Bölüm

Bu tabi bir bilinçtir bu belli bir seviye gelmesidir. Bir çocuğun karakteri nasıl oluşturur? Birinci derecede evde oluşur. Daha çocukluğundan itibaren onun karakteri oluşur. Şımarık yetiştirirsen şımarık bir karakterle saygı olun. Sen ona yanlış olanı söylersen bunu böyle yapma, bunu böyle etme dersen çocuğun karakteri doğru şekillenir. Çocuk onu görüyor çünkü. O çocuğu biz nefsinden diyemeyiz eğitim olarak onu alıyor çocuk. Çocuk ona doğru eğitim almazsa bu gördüğüm doğru diyor. Babası annesine iki de bir de tokat vuruyor. İlk önce çocuk onu normal bir şey görüyor. Ama bir müddet sonra annesinin üzüldüğünü görünce çocuk onun normal olmadığını görüyor. Bir müddet daha baba anneyi tokatlamaya devam ederse annesini seven bir çocuk ardından annesine karşı kinlenmeye başlıyor.

Babasına karşı kinlenmeye başlıyor. Bak çocuğun karakteristik konumu şekillenmeye başladı. Şimdi sen bu kahve fincanını evde bir masaya dökersin çocuk onu görür. Ama annesinin ona üzüldüğünü görünce çocuk kafasını sana çevirecektir babasına. Veyahut da anne babaya gereksiz laflar söyledi. Baba üzüldü buna. Çocuk onu gördü. Çocuk onu görünce otomatikman gözünün önünde oluyor. Babasının üzüldüğünü gördü. Bir müddet sonra çocuk anneye karşı kinlenecek. Çocukla anne arasında iletişim bozulacak. Sonra başlayacak anne. Çocukla iletişim bozuldu ya zaten cahil o. Cahil olmamış olsa çocuğun yanında babaya laf söylemez. Eğitimsiz, cahil. Bu sefer çocuk babanın safında yer alınca çocukla da iletişimini bozacak.

Aynı şey evde zulmeden baba için de geçerli. Baba anneye iki de birde laf söylüyor. Yemeğini beğenmiyor, tokat vuruyor. ona sert davranıyor, ona yanlış davranıyor. Annesinin üzüldüğünü gören çocuk bir müddet sonra babasına kinlenmeye başlıyor. Böylece babayla olan iletişim bozulacak. Sonra baba diyecek ya ben bu çocuğa ne yaptım ki beni bir türlü sevmiyor. Annesine yaptığını görmeyecek. Veyahut da kardeşine yaptığını görmeyecek. Böylece çocuğun orta yerde karakteri oluşmaya başlayacak. Çocuğun karakteri oluşurken de etrafından etkilenecek çocuk. Burada karakteri oluştururken zaten karakterle biz nefis biz normalde İslâmî termoloji olarak bizim nefis olarak nefsin içerisine aldığımız bütün her şeyi batı termolojisi karakter olarak önümüze koyuyor.

Anlatabildim mi? Burada terim kargaşası var. O kimsenin doğrusu yanlışı veya o kimsenin etkileşimi çevresel faktörlerle oluştu. Eve devamlı misafir geliyor. Çocuk devamlı misafir görüyor evde. O çocuk misafire alışkın bir şekilde büyüyor. Ama çocuk evde misafir görmüyor. Misafir geldiyse de erkek veya kız önemli değil. Çekiliyor odasına. Annesi babası misafirle ilgileniyor. Şimdi yeni moda ya bunlar. O çocuk evlendiğinde misafir istemiyor. Kız erkek önemli değil. Veyahut da kız çocuğu eve gelen misafirle ilgilenmiyor. Gitti odaya kapattı kendini. O bir misafir nasıl ağırlanır, çayı nasıl götürülür, kahvesi nasıl götürülür, nasıl onlara hoş geldiniz denir, onlarla muhabbet nasıl kurulur, bu konuda bilmiyor bunu.


7. Bölüm

Biz onu diyoruz ki bu insan içine çıkmıyor, karakteri böyle. Hayır yetiştirilişi öyle. Anne babana evladım çık bakayım misafirlere hoş geldiniz, herkesin elini öpün. Dersim var benim. Haa on dakikadan ders bitecekse bitmesin. Sen vali olmayıver. Sen özel kalem müdür olursun en fazla gel. Misafirlerle ilgilen. Sofra kur. Kız çocuğusu. Sofra kur, su getir, kahve getir, çay getir, çorba getir. Öğret. Öbür türlü o çocuğun senin tabirinle karakter, benim tabirimle ahlakı öyle oluşacak. Bu sefer eve büyük gelmiş, küçük gelmiş hiç kimsenin umurunda değil. Gidiyorsun bir eve oğlu var adamın Allâh kınamak için söylemiyorum onu herkesin. Oğlu var adamın Allâh kınamak için söylemiyorum onu herkesin. Oğlu da var kızı da var Allâh herkes hayırlı evlat versin.

Adam koskoca adam hizmet edeceğim diye uğraşıyor. Oğlan nerede? Soramıyorsun tabi oğlan nerede diye. Öbür taraftan bilgisayardan oyun sesi geliyor, silah sesi, ateşliyor. Oyun oynuyor çocuk orada. Babası kahve getireceğim, çay getireceğim diye uğraşıyor. Oğlan gelmiş 17-18 yaşına, o evde hizmet edecek. O evde oturuyor, yan odada babası hizmet edeceğim diye uğraşıyor. Veya da kızlar oturmuşlar bir odaya veya kız geçmiş odasına, annesi sofra kuracağım, sofra kaldıracağım diye uğraşıyor. Ne ders çalışıyor çocuklar. Aman derslerine çalışsın lan. Şimdi sistem bu. Bu sefer o çocuğun ahlakı öyle gelişiyor. Çocuk alsın amcası, yesin amcası, döksün amcası, harcasın ya. Canı ne istiyorsa alsın. Herkes alıyor o almasın mı?

Herkes yapıyor o yapmasın mı? Çocuğun ahlakı o noktada gelişiyor. Çocuk dilediğini alıyor. Almayınca tepiniyor çocuk. Çarşıda tepiniyor. Çarşıda tepiniyor. Para var mı yok mu dinlemiyor çocuk. Neden? Hep alınmış. Tepinince bir daha alınmış onun için. bu gerek yok bunu almayalım demiş. Bir tepinmiş, bir bağırmış, çalmış. Annesi almış veya babası almış. Daha da olmadı anneannesi almış, babaannesi almış, dedesi almış, dayısı almış, amcası almış. Vay yeğenim benim demiş. O almış, almış birisi almış onu. O her tepindiğinde sonuç almış çünkü. Çocuğun ahlakı öyle gelişiyor. Yok. Terbiye var. Sûfîlik o yüzden önemli. Ben değiştiğine inanıyorum. Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim. Sahabeler değişmiyor.

Sahabeler değişmiyor. Sahabeler değişmiyor. Sahabeler değişmiş. Pir efendiler değişmiş. Hepsi değişmiş. Buradakiler de değişiyor. Herkes değişiyor burada. Mizaç değişiyor. Nefis. Mizaç dedin fıtrak. Gözün önündesin. Kaç yıldır hastanedesin? altı yıldır hastanedeyiz ama on yıldır. On yıldan beri hastanedesin. Hiç gözünün ensesinde birini gördün mü? Var mı tıp tarihinde? Fıtrak bu başka bir şey değil. Onun mizacı öyle, asık suratlı. Ne alakası var onun ahlakı öyle. mesela heybetli olmak veya dayıt olmak. Hayır, dayıt olmak hiç kötü bir arada değil. Heybetli olmak mizaç değil. O kimsenin kendi duruş noktası. Ben onu mizaç olarak görmüyorum. Ona heybetlilik öğretirsen, heybetlilik öğretir. Ben Efe’lere söylüyorum ya, göğüs ileride olsun kafanı dik.


8. Bölüm

Yürürken dost doğru yürü. Bastın ya titresin. Bu ne? Bu Efe’lerin kendi içindeki kaidesi. Bu kilo ile boy ile alakalı değil ki bu. O kimsenin eğitimi ile alakalı. Yürü, mıymıntı mıymıntı durma. Mıymıntıdan bir adam mı olur? Dik kafanı. Vakurla yürü. Oranı buranı çalkalamadan yürü yolda. Ben neden diyorum bizim su filimiz bir yanağımızı tokat vurunca öbür yanağımızı çevirmek değil diye? Değil. Bizim kutsalımız var. Kutsalımıza birisi elini uzatırsa elini koparırız. Gözünü çevirirse gözünü çıkarırız. Benim anladım bu, benim öğretim bu. Bir insanın eşi kutsaldır, çocuğu kutsaldır, malı kutsaldır, canı kutsaldır, evi kutsaldır, vatanı kutsaldır, kitabı kutsaldır. Bunları dokunduran bir kimse her şeyine dokundurur.

Ben bütün dervişlere söylerim sizin eşlerinize kimse laf söyleyemeyecek. Söyleyeceksen sen söyleyeceksin. Senin çocuğuna kimse taciz etmeyecek, nasihat edebilir. Hiç kimse senin çocuğunun kulağını çekip bir tokat vurmayacak. Kimse senin malını zorla yemeyecek. Yedirmeyecek. Kimse senin evine zorla girmeyecek. Senin evini taciz etmeyecek. Kimse senin vatanını işgal etmeye kalkmayacak. Kimse senin bayrağını indirmeye kalkmayacak. Kimse senin Kur’ân’ını kutlamaya kalkmayacak. Kimse senin sünnet eseneğine dokunmayacak. Dokundurmayacaksın. Bunlar hayatın olmazsa olmazları. Bir kimse düşünecek kendi kendine. Ben bunun hanımına bir laf söylersem şimdi benim dilimi koparıp evine gitmeyeceğim. Bir kimse düşünecek kendi kendine.

Ben bunun hanımına bir laf söylersem şimdi benim dilimi koparıp enseme hasar mı hasar diyecek. Bitti. Zaten yaparsan koparacaksın, ensesine asacaksın. Bir daha hiç kimsenin karısına laf söylememeyi bilecek. Öğretim o. Ben hatta daha ilerisinin söylüyorum. Senin annenmiş. Sen nesin başında onun? Sen nesisin o kadının? Kocasısın. Seninle mi nikahlı? Senin annenle mi nikahlı? Senin annenle nikahlıysa koy ananın yanına. Ananın istediğini söylesin ona. Bu kadın kimle nikahlı? Seninle mi nikahlı? Senin babanla mı nikahlı? Benden nikahlı. Oğlum neden başkası laf söyledi buna? Sen nesin başında? Bitti. Hayat bitiyor orada. Kimmiş? Kızın anasıymış. Aa hoş geldin 23. sen. Madem sen ona laf söyleyecektin hiç evlendirmeyecektin kızını.

Nasıl basmaya? Senin yanındayken laf söyleyebilirsin. Şimdi benim karıma kimse laf söyleyemez. Annesi de dahil babası da dahil. Nasihat edersin. Nasihat edin. Sen nereye laf söyleyin ya? Bu karı bana aynı. Bu kadının kocası benim. Buna yürek lazım. Buna ceset lazım değil. Adamın isterse boyu iki metre olsun. Yürek yoksa ne olacak ki önüne gelen laf söyleyecek ona. Kadının sahibi yok. Herkes gelen bir tokat vuruyor. Giden bir tokat vuruyor. Ne? gelin. Ben neyin başında? Veya hatta çocuğa tokat. Allâh Allâh. Ne? Neden vurdun sen buna tokadı? E vurdu. Getir çocuğunu. Ne olacak? Ben de tokat vuracağım ona. Nasıl basmaya? Senin çocuğun dokunulmazdı. Benim çocuğum dokunulur mu? Senin çocuğun ana doğurdu da bizimkinin kedi mi doğurdu?


9. Bölüm

Bunun için yok mizacı öyle. Ne alakası? Ahlakı öyle. Yetiştirilmesi öyle. Gördüğü öyle. Bak ben gördüğümü söylüyorum. Neden? Ben babamdan gördüm. Allâh rahmet eylesin. Anneme birisi laf söyleyecek. Mümkün mü ya? Veya birisi diyecek ki senin gözünün üstünde kaşın varmış. Senin gözünün üstünde kaşın var diyen dilinden bir başlar. Dilinin tüğünden girer. Saçının telinden çıkar. Birisi laf söyleyecek. Ben öğrendim ben. Mesela benim için arkadaşlar kutsaldır. Benim dergam kutsaldır kardeşim. Başka söyleyecek laf mı bulamadın ya? Git nereye söylüyorsan söyle. Benim yanımda konuşma. Benim şeyhim. Laf söyletmem kim olursa olsun. Kalkacak adam benim şeyhime laf söyleyecek. Yırtar mı ağzını çartar? Benim bir daha konuşma bir daha konuşursan koperirim dilini.

Aynı senden çıkarırım dedim. Biter mesela. Benim de bir daha konuşma bir daha konuşursan koperirim dilini. Aynı senden çıkarırım dedim. Biter mesela. tak. Benim bir daha konuşma, bir daha konuşursan koparırım dilini, insandan çıkarırım dedim. Biter mesela. Bak benim derviştim yaklaşık otuz yıl açık açık konuşacağım. Abim benim çorumun acı Mustafa Efendi’den dersi. Böyle küçücük bir analiz yapmaya kalktı. Abi dedim bir daha konuşursan hukukumuz biterse ben dedim bitti. Otuz yıl geçti. Otuz yıldan beri daha beri ne bir aleyhime konuşur, ne dergahın aleyhine konuşur, benim yanımda ne olumsuz analiz eder. Hiçbir şey konuşmam. Tabii son şeyden ne o Karabüklü Mustafa Efendi vardı ya o Şeyh Efendi vefat edince Karabüklü Mustafa Efendi demiş ki ona demiş selam söyle ona benden için.

Tanıyor o da beni. Demiş kulağına söyle onun. O da onlar ziyaret edince dedi ya kulağına söyleyecekmişim dedi. E kulağıma söylüyorum dedim ben. Telefondasın söyle. Şeyh Efendi vefat ettikten sonra onun selam gönderip haber göndermiş. Dergahın başına otursun, dua ediyoruz ona. Mustafa Efendi’nin yolunu takip ettirecek olan o. hani milleti dağıtmasın. Ondan sonra şeyleri ilk hesapları kabul etsin gibisinler. Abi dedim bilmedin bir şey söyleseydiniz bana dedim. bu bilmedin bir şey değil dedim. Neyse ben dedi bana söylenimi söylüyorum. Tebliğ yapıyorum dedi. İyi Allâh razı olsun diyor. Kulağıma söyledin dedim. O öyle dedikten sonra zaten temelli. Hiç şey yapmıyorum böyle. Nasıl söyleyeyim? hissediyorum ben onu böyle olumsuz bakmıyor hiç.

Hiç şey yapmıyor. Böyle tavrı tarzı iyice değişti o günden sonra. He neyse. Şimdi ama o bir laf söyledim. İnsan ona bir laf yeter. Bitti bir daha. Hiç konuşmadı bu sefer. Insan ölçüsünü bilecek. Bir topluluğa girerken etrafınızda olan diyaloğunuzda olmazsa olmaz. Sınırlarınızı belirlediğinizde insanlar sizin sınırınıza özen gösterirler. Ama sen sınırını belirlemezsen, sınırını çizmezsen herkes bir laf söyler sana ve seninle alakalı olan bir şey bir laf söyler. meşhur ya ben anlatırım ya kıssı olarak. mahallenin böyle deli gençleri beyin bir tavuğunu götürmüşler. Bey demiş ki oğlumla. Oğlum şu tavuğu götürenlere bu getir demiş buraya. Baba demiş ya. Başka uğraşacak bir şey mi bulamıyorsun? Şimdi bir tavukla uğraşacağım.


10. Bölüm

Bir zaman geçmiş. Bu o etrafın o hayta soytarıları bu sefer bir kuzu götürmüşler. öyleydi böyleydi gene demiş çocuk ya baba demiş kuzu değil mi altı üstü? Bundan mı uğraşacaksın? Ardından şey ya bu kısa bir tane inek götürmüşler. Ya baba onunla mı uğraşacaksın? Oğlum diyormuş. Şu ilk tavuk götürenler var ya. Inek gitmiş. O diyormuş ki babası. Koyun gitmiş. inek gitmiş. Babası diyormuş ki şu tavuğu götürenleri bul getir. O mahallenin o haytası soytarıları bu sefer kız kardeşe Babası demiş ben sana kaç sefer diyeceğim demiş. Şu tavuğu götürenleri al getir. Baba demiş ya. Sen nasıl bir adamsın? Onlar olsun ha. Millet bizim kız kardeşimize laf söylemiş. Sen tavukla tavuğu götürenleri söylüyorsun.

Demiş oğlum. Şu demiş ilk tavuğu götürenleri eğer demiş şurada sallandırmazsak yarın öbür gün demiş bırak kız kardeşini senin anana da sarkıntılık yapacaklar demiş. Şu tavuğu götürenleri bul getir bana. Bir onları sallandıralım. Şimdi tavuğu bırakın. Sizin tavuğunuzun kanadından bir tüy yoluyorsa bir kimse o tüy yolunu bulup getireceksiniz. Bırakın kanadını, bırakın tavuğu, tüy yolmuş. Eğer bunun hesabını görmezseniz o tüyün hesabını sormayan yarın kanadın hesabını soramaz. Kanadın hesabını soramayan tavuğunu götürürler. Tavuğunun hesabını göremez. Kümesini dağıtırlar onun, kümesini dağıtırlar. Artık iş işten geçer, onun evini de dağıtırlar. Birisi gelir senin evine karışır. Senin evine karışan bir kimseye sen sesini çıkarmazsa yarın öbür gün senin evini dağıtır o.

Birisi gelir iş yerinde bir gevşeklik yapar, bir yanlışlık yapar, bir şey alır götürür. Ona bir taviz verirsin sen yarın öbür gün işinin dağıldığını görürsün. O kimse senin işini dağıtır. Oradan örneğin atıyorum ben şimdi. Bir tane havlu götürür önce. Sen dersin ki ya ne olacak ki? Bir havlu götürmüş. Yok. Sen o bir havlu götüreni götüreni bulup da ona dersini vermezsen yarın öbür gün adam dükkanı kamyonla götürür. Bir tane tabak, bir tane tabak. Altı üstü bir tabak değil mi? Kadın onu kendi kafasına göre güğüm yere vurdu kırdı değil mi? Onun hesabını görmezsen sen yarın bütün mutfağı kırar. Bir adam evde işi var. Olur olmaz. Ottan çöpten. Defol götüren söyle böyle dedi. Değil mi adam? Hoş geldin yirmi üç.

Bana defol git mi dedin? Evet. Toplayıp valizini gidecek kadın. Ya nereye? Sen defol git demedin mi? Ben adama itaat ediyorum. Ben öyle demek istemedim. Ne demek istedin? Yoksa o ikinciyi de söyler o adam. Sonra üçüncüyü de söyler. Yalan mı olur ortalık? Iki devirde defol gitti o adam. E ne oğlum sen birincisinde gitmedin mi? Şimdi benim tarzım ters geliyor bazen. Dersi çekebilir miyim? Çekemez miyim? Çekemezsin kardeşim. Yok sana ders. Allâh yoluna çıkesin. Yürü git. Ya ben dersi bırakmak istiyorum. Allâh mübarek eylesin. Dersini aldık. İşin gücün nasıl gelsin? On beş gün sonra dövmek istiyorum. Yok kardeşim ya. Boyacı köpü mü burası? Gittin mi Allâh yoluna çıkesin. Yürü git. Ne istediğin yere kadar gittin.


11. Bölüm

Dönüşün yok. Neydi be senin adın adı? Tuncay döndü ama bakar. Tuncay burada mısın? Bak burada ha adam. Bilmiyorum oğlum. Iştana ait bak ona göre. Benim otuz yıllık dergâh hayatımda ilk defa bir kimse dönüş yaptı. Onu da şeyden Hüseyin’den dönüş yaptı. Sana söyledik. Ben alırım tekrar veririm. Bu ayrı mesele. Ama öyle birisi bırakıp gitti mi? Ben geriye dönmem bir daha. Gitmesin kardeşim. Otursun. Tamam bitti. Neden? Adam bilsin kardeşim. Dost ordur. Istikametli olsun. Zorluğu görünce çekip gitmesin. Sıkıntı görünce çekip gitmesin. Bilsin, otursun. Biz hiç mi zorluk görmedik? Bu adamlar hiç mi zorluk görmedi? Burada eskiler hiç mi zorluk görmedi? Her şey Gülük Külistanlık mıydı? Ne alakası var?

Hiç mi problem yaşamadı lan? Neler olmadı? Ama duracak orada. Evinde problem olabilir, işinde problem olabilir, aşında problem olabilir. Sen dost ordu dur. Sen dönüp gitme. Minnet dönsün gitsin. Sen dönüp gitme. Sen bırakma. Sen sıkı dur. Bu normalde mizaçla alakalı değil bu eğitimle alakalı. Bunları ben herkese söylüyor muyum şimdi söylüyorum. Kadınlara da söylüyor muyum söylüyorum. Erkeklere de söylüyor muyum söylüyorum. Ya bunu eğitimi veriyorum. Erkeksen dinle. Adam kadına ona göre davran. Kadınsan dinle. Adamı ona göre davran. Bu bu eğitimi almış, bu öğretimi almış. Onu yapacak. O eğitim Abdülalim şimdi o yürürken böyle kaykılay kaykılay yürüyor. Diyorsun ki ya Abdülalim’in başladığında öyle bir yürüyüşü yoktu.

Şey nerede bizim öbür sancakta? Gelmedi mi? Yok yok şey Nail nerede Nail? Ha Nail mesela şimdi Nail’in ilk yürüyüşünden şimdi yürüyüşünde fark var. Duruşlarında fark var. Adam Mehter’in önünde yürüyor. Kaykıla yürüyor. Şimdi adam Egeli mi? Değil. Abdülalim neresi memleket? Bingöl. Şimdi adım Bingöl. Ne adam diyeceksin ki ya Bingöl? Zeybek kültürü mü öğrendi? Efelik kültürü mü öğrendi? Hayır. Benim de Egeli’den fazla kaykılıyor yürüyor. Onun kaykılışına bakan zaten dosta güven, gavura, tağır. Benim için de elhamdülillah hamd edilecek bir nokta. Baktığın zaman arkadan diyorsun ki ya tamam bu almış eğitimi. Yürümesini dahi değiştirmiş. Ben Efe’lere diyorum normalde sesleniyorum kenardan yürürken.

Kaykılın diyorum yürürken. Göğsünüz ileride olsun. Boynunuzu bükmeyin. Ötelere bakın. Kartal bakışta olun. Baktığın zaman gözünü gözünü kaçıracak karşındaki. Öyle bakacaksın. Ve düşmana mıyımıntı mıyımıntı bakarsan adam seni alt eder. İçinde coşacak böyle. Millet bakacak böyle. Ulan coşkun akan Fırat Nehri gibi. Bunun eşine bir laf söyleyeceksin. Ama dilini koparır adamın. Bunun çocuğuna bir şey yapacaksın ha. Kolunu koparır adamın. Bunun bunun malına bir zarar ver Allâh muhafaza eylesin. Bak nasıl hedefleniyor insan durduğu yerde. Zalime korku saçacak adam. Böyle baktığı zaman zalim diyecek ulan ya. Dikkatli olayım ben bundan. Bunu yapacak. Bu eğitimle alakalı. Allâh bizi onlardan eylesin. Âmîn.


12. Bölüm

Evli bir kadının kocasına itaat sınırı nedir? Itaat çerçevesini tarif eder misiniz? Evli bir kadın haram olmadığı müddetçe makul dairede, malum dairede itaat eder. Ama bunlar böyle geniş bir çerçeve. Bunu böyle tek sözde veyahut da maddarlar halinde söylemek mümkün değil. bu itaat kural sünnet dairesinde makul etti olacak. Geçenlerde dervişlerden değil adamın birisi hanımını sen bana itaat edeceğim tek ayak üstünde dur sabaha kadar. Sonra bana sordular. Adama dedim ki yok öyle geldiler sonra büroya dedim ya böyle olur mu? Tek ayak üstünde ne beklettin dedim ya. Adam böyle bir durdu haklıyım gibisinden. Dedim işaret parmağının üzerine hamuda kaldıracaktın dedim hatunu. Itaat etsin sana. Dedim zalim misin sen?

Kadın bana itaat edecek diye tek ayak üstünde dur. Insanları dinden imandan soğutacaklar. Bir de bunu din olarak koyuyor orta yere. Din bu hakkı vermemiş mi hocam bana diyor. Ben onu diyor tek ayak üstünde bekle dedim. Beklemek zorunda değil mi diyor. Adam onu din olarak algılamış. Öğrenmiş. Düşünebiliyor musunuz? Adam eşini tek ayak üstünde bekletecek. Zalime bak. Makul dairede, kural sünnet dairesinde bu komşuya gitme, ahlakı çok hoşuma gitmedi. Buna itaat edecek kadın. Benden habersiz evden dışarı çıkma. Olur olma. Bana haber ver. Buna itaat edecek kadın. Veyahut da adam ilişkiye girmek istedi. Makul dairede. Itaat edecek kadın buna. E sen bana itaat etmek zorundasın. E masayı sırtında götür.

Sen bana itaat etmek zorundasın. E elli kilo yükle dolaş evin içinde. Böyle bir din yok. Böyle bir İslam yok. Böyle bir şey yok ya. Ama ne yazık ki din olarak bunu uyguluyorlar. Allâh muhafaza eylesin. Bayanlar tarafına ses gitmiyormuş. Bir kişi derviş kardeşinin kabalığını, ters hareketlerini gördükçe istemediği halde buğuz ediyor veya görevli olmaya kişilerin olmayan kişilerin kendine veya çevreye müdahale etmeye çalıştığına şahit olup o kişiden soruyor böyle durumlarda iş düşüncemizi nasıl düzeltmeliyiz? Din nasihati din nasihattir. Nasihat edeceksiniz. Buğuz edeceğinize nasihat edin. Kusura bakmayın. Kendimle alakalı şeyleri okumak istemiyorum. Türkiye başkanlık sistemine geçti. Yeni sistemi ve yeni kuruma yönetimi nasıl buluyorsunuz?

Yeni yönetim sistemininde devlet neler yapmalıdır? Adalet, eğitim, ekonomi vesaire görüşlerinizi lütfeder misiniz? Iki Adnan Okdarova operasyon yapıldı. Parayla oynayan bütün cemaatlerde yapılmalı mıdır? Görüşlerinizi lütfeder misiniz? Başkanlık sistemi zaten benim önceden beri savuna geldiğim Türkiye için uygun gördüğüm bir sistemdi. Bilhassa cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi ve tek merkezden yönetilmesi bu ııı benim önem istediğim bir şeydi. Çok önceden beri bununla alakalı. Zaten benim fikirlerim belli. Inşallah ııı bu doğru organize edilirse, bunun altı doğru doldurulursa hayırlı sonuç olacağına inanıyorum. Bunun altı nasıl doldurulur, nasıl doldurulmaz, nasıl uygulanır bu ayrı mesele.


13. Bölüm

Zaten şu anda da sistemin çok böyle üzerinde oynamıyorlar. Sadece anayasada şeyde kanunlarda cumhurbaşkanı veya bakanlar kuruluğu ifadelerini değiştirip normalde başkan veya cumhurbaşkanı ifadeleri kondu. Inşallah iyi titiz bir çalışma olur. Geleceğe yönelik memleket için hayırlı olur. Inşallah Cenabı Hak hayra döndürsün inşâAllah. Âmîn. Bu normalde adalet, eğitim, ekonomi vesaire demiş. Normalde işin acı tarafı şu, bunu ister nasihat olarak kabul etsinler, sohbetleri dinliyorlarsa bu bir nasihat açık konuşmak gerekirse normalde bir ülkede eğitim ve adalet düzeltilmezse o ülkenin geleceği tehlikeye girer. Bu normalde onun on altı yıllık AK Parti iktidarı döneminde ne yazık ki AK Parti bu iki şeyi beceremedi, başaramadı.

Bunun sebebi nedir? Bunun ııı ne olur, ne gider? Bu onların işi. Ama on altı yıllık iktidarları boyunca ne adalet ne de eğitim dosdoğru büroyine oturmadı. Bunun sebebi neydi? Bunu neden oturtturamadılar? Neden yapamadılar? Bu ayrı bir tartışma konusu. Eğer bunları analiz ederler, bunların sebeplerini, nedenlerini bulup bunların çözüm yollarına giderlerse söylenecek bir laf yok ama şunu unutmayın hiçbir zaman. Bir toplumda adalet mekanizmasına güven yok ise bunu hep yıllardan beri söylüyorum. O toplumda asla ve asla siz suçu önleyemezsiniz. Bir toplumu eğitemiyorsanız doğru eğitim veremiyorsanız o toplumunun geleceğinin ne olduğunu kestirmeniz mümkün değil. Bakın bu ekonomiyle alakalı bundan on yıl önce insanlar bir malzemeyi bulamazsa bu önemsizdir.

Ama ekonomik sistem tüketime dayalı bir ekonomik sistem üzerine döndü. Yaklaşık Turgut Özal’dan itibaren Turgut Özal’dan itibaren bu bugünkü hükümetin bugünkü AK Parti’nin gittiği çizgi değil. Turgut Özal’dan itibaren Türkiye ekonomisi borçlanmanın ve tüketmenin üzerine kurulu. Bakın borçlanmanın ve tüketmenin üzerine kurulu. Eğer borçlanmada ve tüketmede çarkta bir sıkıntı çıkarsa büyük ekonomik kaos olur. Borçlanmanın bir firma düşünün bütün yatırımlarının borçla yapıyor. Eğer o firma bir anda mal satamaz. Bir anda işleri durgun giderse borçlardan dolayı firma batar. Şu anda Türkiye ekonomisinin en büyük açmazı bu. Ikinci açmazı tüketime dayalı. Siz şimdi evlerdeki çeşmelerden dahi su içmiyor ülkenin büyük bir çoğunluğu.

Ne yapıyor? Hazır peç su alıyor. Su dersiniz. Ufacık bir şey. Öyle değil mi? Ama evde çocuklarınız eşleriniz çeşme suyu içmiyor. Ne yapıyor? Peç su alıyor. Bakın bu tüketime su kokuyor. Suda şöyle problem var. Suda böyle problem var. Al peç suyunu. Lokantaya gidiyorsunuz. Lokantada peç su geliyor. Nereye giderseniz gidin. Su istediğinizde peç su geliyor size. Bakın sistemi öyle bir bir şey oturtturdular ki siz evinizde, iş yerinizde ve dışarıda peç su içiyorsunuz. Bu tüketimin hızla yükselmesi. Bir kimse restorana gidiyor, yemek yemeye oturuyor, yanında muhakkak içecek alıyor. Ayran istiyor, kola istiyor, fanta istiyor, bir şey istiyor. Bakın hepsi de Türkiye’deki bütün sistem tüketimin üzerine kurulu.


14. Bölüm

Ve bütün sistem borçlanmanın üzerine kurulu. Allâh’a dua ediyorum bir sekteye uğramasın diye. Çünkü bu insanlar tüketmeye alıştı. Bu insanlar bizim borçlanmaya alıştı. Insanlar banka kredilerinin içerisinde insanlar kredi kartlarının borçlarının içerisinde ne kadar yatırması lazım bu ay? Iki yüz lira, iki yüz lira yatırıyor. Önümüzdeki ay ne kadar yatırması lazım? Iki yüz on lira, iki yüz on lira yatırıyor. Borç duruyor orada. Borcun üzerine kurulu bir ekonomik sistem. Ve tüketmenin üzerine kurulu bir ekonomik sistem. Devasa alışveriş merkezleri var. Araba park edecek yer yok. Devasa restoranlar var. Araba park edecek önünde yer yok. Zannedersin ki milletin evinde tencere yok. Zannedersin ki bedava dağıtıyorlar.

Dolu hınca inci. Marka söylememe gerek yok. Tüketime dayalı. orada dört kişi otursa asgari iki yüz lira bir yemek parası verecek. Dört kişi otursa yemek ise bir yerde. Iki yüz lira yemek parası verecek. Ya etin kilosu yetmiş lira diye bağırıyor herkes. Ya sen zaten gittin dört kişi oturdun üç kilo et parasını dört kişiyle yedin. Üç kilo et alıp götürmüş olsan evine, evde hanımın üç kilo etten sana bir ay et yemeği çıkarır. Ama sen cebinde var mı yok mu bakmadın, gittin kredi kartından cırtlak geçtin, orada o parayı yedin. Eşinle yedin. Çocuklarınla yedin. Sen kalkıp da kendince ya ben şuradan bir kilo kıyma alayım, eve götüreyim, evde bir güzel köfte yapsınlar, yiyelim diye düşünmedin. Bağırmaya hakkın yok.

Alıştı tüketime. Ekonomi’deki handikap bu. Adalet’teki handikap zaten ortayardı. Haklı, haksız, hukuklu, hukuksuz. Allâh denk getiren. Bugün benim eski avukat vardı onun olsana görüşecektik bugün. Oturduk görüştük. Allâh muhafaza eylesin. Bir anlattı bana dedim ya yok olmaz. Dedi bundan dedi senle tanıştığımızda ne dediysen hepsi de aynı dedi. Değişen bir şey yok dedi. Inşallah düzelir. Inşallah. Bunun normalde kendince haklı gerekçeleri vardır. Yok FETÖ’den dolayı. E kardeşim ııı bu kendiliğinden mı oldu? Siz gözünüz görmedi mi bunu? milli eğitimde FETÖ’den oldu. Şimdi her şey FETÖ’den. E olurken devletin başında değil miydiniz? E düzeltin. Millet sizi düzeltmek için oy verdi. E bak belediye seçimleri geliyor.

Millet verdi oy almasını bilir. Allâh muhafaza eylesin. Inşallah düzelirler. Adnan oktora operasyon yapıldı. Parayla uyan bütün cemaatlere da yapılmalı mıdır? Görüşlerinizi lütfeder misin? Ya adamın cezayı mühendisi yok. Operasyon yapsalar ne olacak? Adamın normalde yarın ertesi gün bir gün sonra iki gün sonra adamın cezayı ehliyeti yoktur diye raporu konacak mahkemeden önüne. Bilecek mesele. Bildiğim kadarı raporlu. Bizim Mehmet Emin biliyor değil mi? Mehmet Emin burada mı ki? Yok değil mi? Mehmet Emin öyle diyordu. Onun cezayı işleme tabi tutulmayacak raporu var diye. Aslında o da raporlu. Fethullah Gülen de raporlu. Onun da raporu var. Onlara ceza veremiyorlar. O işte bir daha kontrole gönderiyorlar şeye.


15. Bölüm

Bakırke’yi, ruh ve sınır hastalıklarına kontrole gönderiyorlar. Orada bir müşahede altında tutuyorlar. Orada müşahede altında bildiğim kadarıyla öyle oluyor. Orada da dengesizlikler devam ediyorsa onun cezayı ehliyeti yoktur diye bırakıyorlar. Bilmiyoruz artık nasıl yapacaklar. Doktor nasıl yapıyorlar öyle mi yapıyorlar? eğer yoksa bu noktada ceza ehliyeti yoktur diye belakisi bir yerde değildir diye. Allâh hayırlısını eylesin. Âmîn. Ama tabii medyada abartıyor. İntikam oluyor. adamın evinden tüfek çıkmış. Ondan sonra uzun namlulu silahlar çıktı ya. Tüfek bildiğin tüfek. Otur internetin başına, istediğin kadar uzun namlulu, dövbünlü, istediğin tüfeği al Türkiye’de O da almıştır birbirisi. Tüfek suç değil ki.

Veya tabanca. Rus atlıdır, bulundurmalıdır, bulundurmasızdır. Savunacak değilim de Adnan’ın. Nasıl üzgün tüm milletin kediciklerden. Allâh’a selamet versin. Üç ila Fatiha. Âmîn. Hasıl olan cevaplara verilen bir zat Tarihi Kainatı ve saygı mevzuatı peygamber efendimiz sallallâhu aleyhi ve selleme gelinmiş geçmiş. Bütün peygamber zişare fünlerimizin ruhlarına hidayet edip vasıl ve sedar eyle yarabbi. Âmîn. Haberdar eyle yarabbi. Hümet ve nişafatın üzerleri bize niçin kayın? Ama yarabbi. Âmîn. Her yerimizin eme ve kürsüdük, Ömer’in, Faruk, Osman’ın, Nuriye’nin, Ali’nin, mutluların, adıyla olan efendimizin evladı resûlullâh ve catı resûlullâh Fatiha’de Resûlullâh’ın ruhlarına yetmiş kez düşmedan ruhlarına imam-ı Azam-ı Ebu Hanıf, imam-ı Şaf, imam-ı Madik, imam-ı Muhammed’e hazretleri ruhlarına ayrı ayrı hidayet edip vasıl ve sedar eyle yarabbi.

Âmîn. Haberdar eyle yarabbi. Zaten hümet ve nişafatın üzerlerimizden ekipe eyle yarabbi. Âmîn. Üç ihlas ve Fatiha. Âmîn. Ruhay, birinci Seyyid-i İbrahim’in dostu ki şey bunu sana şahadeli, şanak, şüvenli Muhammed’i bahattini, Şah-ı Mevlânâ, celaletin ruhu, Hacı Bektaş ve Hacı Bayram’ı ve Mehmet’in muhitin iftihada hazretleri ruhlarına hidayet vasıl ve sedar eyle yarabbi. Âmîn. Haberdar eyle yarabbi. Zaten hümet ve nişafatın üzerlerimizden ekipe eyle yarabbi. Âmîn. Üç ihlas ve Fatiha. Âmîn. Âmîn. Geçmiş müşri kamilerin velilerin, evliyaların, dervişlerin, hükmünlerin ruhlarına, şeyhimiz, ustanımız, müşri bir canımız, cananımız, sultanımız, bayındırlı Hacı Mustafa Efendi hazretlerinin ruhani tükselerine, Mehtal arasının ruhani tükselerine, yaşanmıştı kamileri, velilerin, evliyaların, dervişlerin, hükmünlerin ruhani tükselerine, Türkiye aleyhimizde gelmiş geçmiş, Osman aleyhiden gelmiş geçmiş, akrabaların tarikatlarımızdan gelmiş geçmiş ruhlarına, ruhaniyetlerine.

Ay gayrı ve hidredik vasıl ve sedar eyle yarabbi. Âmîn. Haberdar eyle yarabbi. Feyzatlarını, hümetlerini, şafaklarını üzerlerimizden ezike eyle ama yarabbi. Âmîn. Estağfirullâh, el azim ve selim eyle zilâ ilâhe illâh Ya malik el mülkül kadim, estağfirullâh, el azim. Ya malik el mülkül kadim, estağfirullâh, el azim. Ya malik el mülkül kadim, estağfirullâh, el azim. Estağfirullâh, tübtülallah ve neheytu kalbi anmasivallah. Estağfirullâh, tübtülallah ve neheytu kalbi anmasivallah. Estağfirullâh, tübtülallah ve neheytu kalbi anmasivallah. Estağfirullâh, tübtülallah ve neheytu kalbi anmasivallah. Estağfirullâh, aman yarabbi, min külli zembi, tövbe yarabbi. Estağfirullâh, aman yarabbi, min külli zembi, tövbe yarabbi.

Estağfirullâh, aman yarabbi, min külli zembi, tövbe yarabbi. Estağfirullâh, aman yarabbi, min külli zembi, tövbe yarabbi. Estağfirullâh, aman yarabbi, min külli zembi, tövbe yarabbi. Estağfirullâh, aman yarabbi, min külli zembi, tövbe yarabbi. Yarabbi bütün tövbelerini dergahı ve öğütünde ahsan-ı mahkule kabul eyle yarabbi. Âmîn. Nauru billahi mineşşeytanirracim. Bismillahi r-Rahmani r-Rahim. Lâ ilâhe illâllah. Âmîn.


Kaynakça

Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.

Kaynak video: YouTube

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Tevhîd, Nefs, Kalb, Sünnet, Şeyh, Muhabbet, Müşâhede. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı