Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

568. Dergâh Sohbeti — Zâkirlik Âdâbı, Şeytanın Vesvesesi ve Uzaktan Gelmenin Ecri

Mustafa Özbağ Efendi'nin dergah sohbeti: 568. Dergâh Sohbeti — Zâkirlik Âdâbı, Şeytanın Vesvesesi…. Tasavvuf, ahlâk ve mânevî yol üzerine kapsamlı açıklamalar.


1. Bölüm

Selamun aleyküm. Allâh geceniz hayır etsin inşâAllah. Cenâb-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Mahalle derslerine arkadaşlar iştirak etmiyor. Sen et. Eğer bunun mahalle dersini yaptıran bir kardeş şikayet ettiyse o da kendine baksın. O yüzden sûfîlik bir başkasını şikayet etme değildir. Arkadaşlar derse gelmiyor. Kabahat sendedir. Sen onlara iyi hürmet, iyi hizmet yapmıyorsundur. Gönüllerini kırıyorsundur, incitiyorsundur. Onların hallerini gözetmiyorsundur. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri namaz kıldıran imama dedi ya Cemaatinizde yaşlılar vardır, emzikli çocuklar vardır. Beli bükülmüş ihtiyarlar, zayıf insanlar, mirileri vardır.

Onları da gözeterekten namaz kıldırma. sureleri kısa tutma. Kısa sureyle namazı kıldırma. O zaman bir imamın ibadette arkasındaki cemaati düşünmesi şart oldu. Bir şey, cemaat neyi yapabilir, neyi yapamaz, neye gücü yeter, neye gücü yetmez. Bunu analiz edip insanların yapamayacağı, kaldıramayacağı, güç yetiremeyeceği bir vazifeyi onlara vermeyecek, onlara yaptırmayacak. Cemaat halinde. Fert birey olarak bir kimsenin yapamayacağı bir vazifeyi ona vermeyecek. Neden? Biliyor ki o onu yapamaz veya yapmaya kalkarsa işinden olabilir. Eşinden olabilir, aşından olabilir, okulundan olabilir, memurluğundan olabilir, işçiliğinden olabilir, ne bileyim çiftçiyse mahsulü yanabilir, ziyan olabilir. O kimseden onu istemeyecek.

Onu mecbur kılmayacak. Bunu yapmak zorundasın demeyecek. Muhakkak ki herkesin böyle her cemaatin, topluluğun yapmakla mükellef gördüğü aynı âyet şeyleri vardı. Ama normalde bir şey efendi, bir imam bunu düşünmek zorunda. O zaman bir mahallenin zakiri, bir ilin zakiri, bir ilçenin zakiri, kadın erkek, onlar da etrafındaki insanların neyi yapıp neyi yapamayacağını analiz edip ona göre onlara bir şeyler söylemesi gerekir. mesela saat 11’den genel olarak 11’de burada sohbeti zikrullahı bitirmeye gayret ediyorum ben. Sadece burası değil. Genel olarak bütün gittiğim yerlerde neresi olursa olsun gece sohbetini 11’de bitirmeye gayret ediyorum. İnsanlar ertesi gün sabah ile neşe gidecek. Dönüş vasıtası bulabilirler, bulamazlar.

Onlar oradan tekrar evlerine gidecekler. Büyük şehirlerde bir kimsenin evine gitmesi bir saat, bir buçuk saat şimdi. 11’de dersi bitirsen kalkıyorum, gidiyorum desen 11 buçuk oluyor. Millet son arabaya anca yetişecek. Bunları hesap edecek bütün herkes. Mahalle derslerinde hesap edecek. Bakacak çalışanlar var, ertesinin işe gidecek olanlar var. Milleti zorlamayacak. Ha imtihan bu zorluğu aşmak değil. Kolaylaştırınız. Sevdiriniz. Hafif tutun. Hafif. O insan sevsin oraya. Oraya bir bağlılık söz konusu yapsın. Orada 5 saat ders yapmak takva değil. Milletin canını çıkarırcasına zikrullah yapmak takva değil. Mahalle dersinde kısırdın 10 kişiyi, orada zakirliğini göster. Bu takva değil. Orada mahallede 5 kişi, gerceniz derse dedin.


2. Bölüm

Bir de herkesi mecbur ettin. O 5 kişiyi yakaladın. Aa ne esma vurduruyor desinler. Ne zikrullah yaptırıyor desinler diye. Bir saat millete zikrullah yaptırdın. Bu değil. Ondan sonra adama 50 tane veriyorsun, 20 tane geri alıyorsun. 20 tane veriyorsun, 5 tane geri alıyorsun. Eğer bu şikayeti yapan zakir ise. Evet o işini düzgün yapmıyor o zaman. O işinin hakkını vermiyor o zaman. E bu derviş ise aa o zaman sen de işinin hakkını vermiyorsun. Neden? Sen kardeşlerine tebliğ et. Şikayet etme. Her şey zakirden olacak, çavuştan olacak diye bir kaydı yok. Sen onlara söyle, nasihat et. İnceden hatırlat, gayret et, çalış. Allâh yolunda. E şikayet etmek meseleyi çözmez. Allâh muhafaza eylesin inşâAllah.

Dinimizi yeni yaşamaya başladım. Şeytan çok vesvese veriyor. Bu vesveselerden nasıl korunabiliriz? Şeytan bu vesveseye devam edecek. Ta son nefese kadar. Bu bir yolculuk son nefesine kadar yürüyecek. Son nefese kadar sürecek. Ve son nefese kadar yürümeyecek bir yol. Öyle olunca şeytan son nefese kadar sana hep vesvese verir. Onun işi o, onun görevi o, onun vazifesi o. Bundan nasıl kurtuluruz? Kurtulamazsın kardeşim. Bundan kurtulmak imtihanın sırrına sahip. İtihanın sırrına aykırı. Bununla baş etmenin yolu var. Kurtulmak yok. Ne? Sen Kur’ân ve Sünnet’e tabi ol. O habire konuşsun oradan. Bu haram mı haram işleme. O habire konuşsun. Namaz farz mı farz? Sen namazını kıl. O habire konuşsun. İşi ne onun?

Onun işi o. Onun işi müminleri müminlik yolundan saptırmak. Onun işi Allâh’a koşan, Allâh’a doğru yürüyen insanlara vesvese vermek. Onun işi doğruyu, hakikati, iyiyi, güzelliği yaşayacak olan kimseleri oradan geri döndürmek için vesvese vermek. Onun işi o. Ne dedi Allâh’a? Ben de yeryüzünde senin kullarını saptırıcılardan olacağım dedi. Onları saptıracağım. Onların fıtratlarını bozmalarına vesile olacağım. Fıtrat bozucu. Ne yapıyor? Her tarafına küpe takıyor adam. Burnuna, kulağına, kaşığına, dudağına. Fıtrat bozucu. Ameliyat oluyor. Ben kadınmışım, farkında değilmişim diyor. Ameliyat oluyor. Fıtrat bozucu. Öbürkü de diyor ki ben erkekmişim, ruhum erkek benim diyor. Cesedim kadın. Ee? O da ameliyat oluyor.

Fıtrat bozucu. Eğer senin fıtratını bozan bir şey var ise bunu normalde sen güzel olacaksın, sen yakışıklı olacaksın, böyle olman lazım deyip de sana bir şey yaptırıyorsa şeytanla, nefisten. Adamın göğüslerinde kıl olması, vücudunda kıl olması fıtrattır. Adamın sakalı fıtrattır. Adamın bıyığı fıtrattır. Seni bu fıtrat bozucuğuna sevk ediyorsa, böyle göğüsü kıllı adam olur, göğüslerini yol tavuk gibi diyorsa yoluyorsan, göğüs kıllarını, fıtratı bozuyorsun. Bunu kim yapacak? Kadın yapacak. Kadının göğüsünde kıl çıkması, yanağında kıl çıkması, bıyığı çıkması fıtrata aykırı. Kadının ayaklarının kıllanması fıtrata aykırı. Sıkıntı var onda. Ne yapacak o? Ya tedavisini görecek ya da onları temizleyecek.


3. Bölüm

Onun fıtratı o. Ama bir bakıyorsun gencecik adamlar, orta yaşlı adamlar, yaşını başını almış adamlar, göğüs kıllarını temizletmiş, pimi pak etmiş. Fıtratı bozmuş. Bir daha açmış bağrını. Hazreti Abbas’tan nakil var. Luti erkekleri tarif ediyor. Onlar kırıltaraktan yürürler. Devam ediyor. Onlar kadın kıyafeti tercih ederler. O zamanlar öyleymiş. Diyor ki onlar buradan yukarıdan birkaç düğme açarlar. Böyle göğüs tarafını erkeklere sergilerler. Ta o zamandan söylenmiş söz. 1400 yıl önce söylenmiş sözünüz, şimdi yaşıyoruz biz. Nerede yaşıyoruz? Türkiye’de. Fıtrat bozucu. Şeytanın işi insanların fıtratlarını bozmasına vesile olmak, o vesveseyi vermek. Şimdi sakalı olmayanlar üzerine alınmasınlar.

Şeytan vesvesesidir bu. Bir kimsenin sakalını, bıyığını komple kazıtması. Devlet böyle emrediyor. Onlar da şeytanın vesvesesine dalıyorlardı o yüzden. Aldıkları ölçü nereden? Şeytaniyetten, deccaliyetten. Nereden? Avrupa’da. Aldığı ölçü Avrupa’dan olunca adamların saçını, sakalını, bıyığını yoluyor. Aldığı ölçü Avrupa çünkü. Hadîs-i şerif de var. Onların diyor yaptıklarını siz adım adım takip edeceksiniz. Onlar kim ya Resulallah? Hristiyan ve Yahudiler mi? Evet. Siz diyor böyle takip etmedikçe kıyamet kopmayacak. Takip ettiğinizde kıyamet kopacak. Müslümanlar kıyameti öne çekiyorlar. Müslümanlar kıyameti öne çekiyorlar. Bir saati var eyvallâh. Ama bunlar kıyametin öne gelmesine vesile. Müslümanlar kıyamet elametlerini yaşayarak kıyameti çağırıyorlar.

Diyorlar gel, bu Allâh’ın lanetini celbetmek gibi. Lanet olsun o kimseye. Kime? 30 Ramazan geçer de affolma. Neden? Orucu terk etti. Lanet olsun o kimseye. Kim? Anne ve babası yanında yaşlandığı halde Allâh’ın rızasını ve cennetini kazanmayan kimseye. Lanet olsun o kimseye. Kime? Bir mecliste senin adın anılır da sana salatu selam getirilmezse. Şimdi böyle bir yer var ise ne yaptı? Müslümanlar laneti celbettiler. Bir birey şahıs olarak haramın içerisinde dolaşırsa laneti celbeder. Bir evin içerisinde eşkare haram yaşanıyorsa o ev laneti celbeder. Bir topluluk haramları eşkare işliyorsa o topluluk laneti celbeder. Çağırıyor mıknatıs gibi. Gel bana lanet et diyor. Bütün lanetini benim üzerime indir.

Neden? Yapmış olduğu günahı kebalilerden, haramlardan, geçmiş kavimlerin, geçmiş kavimlerin helak olduğu şeylerin hepsini de işliyoruz şimdi. At kavmi, Seymut kavmi, Lut kavmi neler işledilerse hepsi de ümmet-i Muhammed’in üzerinde şu anda. bunların vesvesesini veren ne? Şeytan. Namaz kılacak, namazdan engellemeye çalışan ne? Şeytan. Zikrullah yapacak, zikrullahdan engellemeye çalışan vesvese veren ne? Şeytan. Bir helalı, bir ibadeti yapmakta vesvese verip onu engelleme, onu öteleme şeytanın vesvesesine ait. Sen de ne yaptın? Nefsin onunla arkadaş oldun, kardeş oldun, onunla yoldaş oldun sen. El ele kol kolan senin nefsinle şeytan alıp götürüyor seni. Sen Muhammed Mustafa’nın sofrasına otur.


4. Bölüm

Sen mürşidlerin, velilerin, salihlerin sofrasına otur. Sen Allâh’ı zikreden zakirlerin sofrasına otur. Sen sufilerin, dervişlerin sofrasına otur. O sofra irfan sofrası, ferahsat sofrası, Kur’ân ve sünnet sofrası, edep, erkan, usul sofrası. Sen oraya oturduğun müddetçe şeytanın vesvesesi seni etkilemez. Neden? Âyet-i Kerime var. Koruyucun Allâh olur. Cenâb-ı Hak şeytana dedi ki sen benim mümin kullarımın yoldan sapıtıcı, ağızdırıcı olamazsın. Kime? Mümin kullarına. Allâh bizi o mümin kulların yanında ve yolunda eylesin. Böylece şeytanın vesvesesinden korunalım inşâAllah. Mustafa abi ben Tuncay. Geçen annemi gördüm rüyamda acaba gerçek mi değil mi bir de bana dua et. Rüya görmüşüm, rüya inşâAllah gerçektir.

Neden? Her rüya gerçektir. Sahte rüya olmaz. Ama rüyaların bir kısmı şeytanıdır, bir kısmı Rahmani’dir, bir kısmı da bir şeyden etkilenerekten görülen rüyalardır. Allâh Tuncay’a da yardım etsin inşâAllah. Cenâb-ı Hak ona da bir şey nasip eylesin. Burada mı Tuncay? Tuncay hoş geldin. İnşâAllah Cenâb-ı Hak sana hayırlı bir şey nasip etsin Tuncay’a. Efendim? Hüseyin Bey bir şey söylemedi bana. Bir şey söylemeye fırsat kalmadı. Ben oturdum sohbete başladım. Sen söz verdin sana namaz kılmaya başlayacağını dair. Sen de ona ders söyledin. Seni çok arttı desene. He? Su yandı. İyi doğru şeyler söylemiş. Doğru söylemiş. Ders aldıktan sonra mı oldu bu? Açıldı desene. Yandı Mustafa Özbah desene. Yanmadın mı?

Hadi bakalım. Neyse Hüseyin Ağa yapmış artık bir şey. Şimdi Hüseyin Ağa’yı incitmeyeyim, kırmayayım şimdi. Yılların hukuku var şimdi Hüseyin Ağa’nın. Rahmetine merhametine gelmişsin hadi. İyi sözünü tut Hüseyin Ağa’ya bak. Gezmeye gidince namaz da mı gezmeye gidiyor? Yok. Namaz geliyor seninle beraber değil mi? Tamam sıkıntı yok inşâAllah. Allâh’a mubarek et. Ne yapayım şimdi Hüseyin Ağa’yı mı şimdi reddedeyim? Bir de ne diyor Hüseyin Bey sana bir şey demedim mi? Ders almış da Bey de yaptı bak seni. Hepiniz ayrı ayrı birer biresiniz. Ayrı mesele de eyvallâh. Allâh razı olsun inşâAllah. Bir hadîs okuyayım niyetlendim öyle aldım getirdim. Kitabı bunu böyle ben de sizinle beraber okumaya gayret ediyorum ama bu ara yaz dönem ramazan girdi derken.

Diğer illerde de ilçelerde de okuyamadık. İnşâAllah buradan bir hadîs okuyalım. Ben Ensar’dan bir zat vardı. Mescide en uzak evdi. Bu zat Resûlullâh’la salallahu aleyhi ve sellem kılınan hiçbir namazı kaçırmadı. Biz uzaktan gelip gitmesi sebep ile kendisine acıyorduk. Ben ona ya felan. Ubay bin Ka’b bunu naklediyor. Ya felan. Sen bir eşek satın alsan da seni sıcaktan veya yerin zehirli aşaratından korusa. Rahat bir şekilde mescide gelsen dedim. O zat da bana bak. Allâh’a yemin olsun ki evimin Muhammed salallahu aleyhi ve sellem çadır ipiyle bağlanmasını onunla yan yana olmasını istemem diye cevap verdi. Onun bu sözü bana çok ağır geldi. Hazreti Peygamber salallahu aleyhi ve sellem’e gelerek bu durumu haber verdim.


5. Bölüm

Resûlullâh salallahu aleyhi ve sellem o zatı çağırdı. O zat Hazreti Peygamber salallahu aleyhi ve sellem hazretlerine aynı şeyleri söyledi. Ve kendisinin adın başına ecir aldığına inandığını ifade etti. Bunun üzerine Resûlullâh salallahu aleyhi ve sellem hazretleri ona gerçekten senin için hesap ettiğin ecir vardır buyurdu. Müslüm İbn-i Maca. Demek ki sahabenin birisinin evi mescide çok uzak. Ama mescide çok uzak olmasına rağmen Beş vakit namazı Hazreti Peygamber salallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin arkasında kılıyor. Ve evini onun evine yakınına taşımayı düşünmüyor. Diyor ki ben bu geliş gidişteki aldığım ecri hesaplıyorum. Ve bir de ne diyor evindi onun çadır ipine bağlı olmasını istemezdi.

Burada direk niyetini söylemiyor. Ben burada ecri niyet ettim demiyor. Birinci sefer. Rumuzlu konuşuyor. Sufilerin böyle rumuzlu konuşma adet, gelenek, adaf ve edepleri buradan geliyor. Ebu Hüreyre radıllahu anh hazretleri de diyor ya sahâbe. Onlar çarşıdayken onlar diyor ki siz burada ne yapıyorsunuz? Ne oldu? Diyor ki mescitte Hazreti Muhammed Mustafa’nın mirası paylaşılıyor. Siz burada duruyorsunuz. Herkes koşa koşa geliyorlar. Bakıyorlar ki mescitte bir yerde ilim öğrenenler, Allâh’ı zikredenler var. Dönüyorlar diyorlar ki hiçbir şey paylaşılmıyor orada. Onlara diyor ki orada Allâh’ı zikredenler yok muydu? Evet. diyor Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin mirası oydu. Rumuzlu konuşmak.

Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ya. Peygamberler arkalarında bir miras bırakmazlar. Neyle alakalı? Dünya malıyla alakalı. Peygamberlerin bıraktığı miras ilimdir. Allâh’ı bilmedir. sufilerin böyle rumuzlu konuşmaları vardır. Bu bir. İkincisi buradan asıl kalbime gelen asıl bu. Yakını başında durmak değildir mesela. Mesele vazifelerini tam harfiyen yerine getirmektir. Uzak da olsa gelip gitmeye gayret etmektir. Halit ve arkadaşları her perşembe hemen hemen gelirler. Uzaktan gelirler. İzmitliler uzaktan gelirler. Ankaralılar gelir uzaktan gelirler. Bizim Çetinkaya gelir, Yunak’tan. Uzaktan gelirler. İzmirliler gelir. Kuyucu ve arkadaşları. Uzaktan gelirler. Şimdi baktığınız zaman bu enteresan bir şeydir.

Bursa’nın bir kenar mahallesinde oturan veya biraz böyle şeyde oturana uzak gelir burası. Ya şimdi oraya derse gideceksin de geleceksin de. Oysa daha uzaktaki kimse Bursalılardan daha erken gelir. O çünkü bir hafta öncesinden niyet eder. Der ki ben perşembe gün derse gideceğim. Her gün niyetini tazeler alır. Ve yakındakiler gelmeden uzaktakiler gelir. O yüzden Hz. Mevlânâ Celalettin Rum Hazretleri der ki kimisi Yemen’dedir, canı yanımızdadır. Kimisi Yemen’dedir, canı yanımızdadır. Kimisi yanımızdadır, canı Yemen’dedir der. O zaman bir kimse, örneğin şimdi Demirtaşlıları gördüm. Baktığınızda uzaktan geliyorlar. Ama Bursa’daki kimse ya gelir giderim ya vaktinle de giderim ya yetişirim. Ha trafik sıkıştı ya.


6. Bölüm

Ya eve geç kaldım bak gördün mü saat 9.30 10 oldu bu saatten sonra da derse gidilmez. Hanım hadi ya çayı demle ben ne yapalım böyleymiş. Kadın da adamı çok görmüyorsa. Ne yapalım böyleymiş. Kadın da adamı çok görmüyorsa. Ondan sonra bey otur ya ne yapalım evde dersini çekiver. Zikrullah değil mi? Tamam adam oturdu. Kaldı adam. Ondan sonra lâ ilâhe illâllah. Efendim baba buyur. Ben ders çekerken hep uykum geliyor. Allâh Allâh. Nedenkine? Maneviyattan mı acaba bunu Şeyh Efendi’ye soruyor. Yavrum dedi. Gaflet ne zaman maneviyat oldu dedi. Gaflet ne zaman maneviyat oldu? ders çekerken uyumayı maneviyat görüyor adam. Uyuyorum kardeşim gafletten. Sen dük düzgün dip diri dersini çeksene. Hem derse gelme hem evde ders çeken de uğraş.

Dersi de uykuya çektir. Bana da soruyor derse başlasak diyor. Derse başladığımız zaman diyor mesela tövbenin yarısında uyumuş olsak bir saat sonra diyor. Uyansak dersimiz çekilmiş olur mu? Gün geçtikçe dervişler de böyle teknolojik oluyorlar böyle değişiyorlar. dersi uykuya çektirecek. Ya kardeşim otur dersini çek. Dersini neden çekmiyorsun? Disipline et kendini sûfîlik disiplin işi. E biz disiplini edemedik gidelim o zaman. E gidin. E git kardeşim. Ne yapayım? Uzak yürü niyet et. 630 kilometredi Bursa’dan Nevşehir. 630 kilometre. Ne olacak biraz daha uzak olursa gitmeyecek misin? Beytullah da uzakta gitmeyecek misin? Medine-i Münevvere de uzakta gitmeyecek misin? Uzaktaki kimse yol boyunca ecir alır.

Attığı her adıma Cenâb-ı Hak onun günahlarını affeder. Attığı her adıma bir şey yapar. Attığı her adıma Rabbim onun perdelerini açar. Attığı her adımda Cenâb-ı Hak ona derece verir. Attığı her adıma derece verir Cenâb-ı Hak ona. Bir kimse mescide gidecek mescit uzakta. Attığı her adıma Cenâb-ı Hak ne yapar derece verir onu. Onun günahlarını affeder. Bir kimse zikrullah’a gidecek, uzak attığı her adıma Cenâb-ı Hak ona derece verir. Onun her adımını Allâh’a, onu affeder. E o üstadın gözüne de girer, girer. Sebep? Ya o bir fedakallık yapıyor. Sen beş adımdan gelmiyorsun, o gün beş yüz adımdan geliyor. Sen beş adımdan kalkıp gelmiyorsun. Ondan sonra çok seviyor. o sahâbe de diyor ki, o sahâbe de diyor ki, Ben evimin veya çadırımın Hz.

Muhammed Mustafa’nın mescidinin dibinde olmasını istemem. Sebep? O gidip geldiğim yol boyunca ecrimi düşünürüm diyor. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri de diyor ki, Hazretleri de diyor ki, o senin hesap ettiğin şey, niyet ettiğin şey sana verilir diyor. Allâh bizi böyle ecirlerle donattığı kullarından eylesin. Âmîn. Fatiha. Fatiha. Âmîn. Destûr Ya Allâh.


Kaynakça

Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.

Kaynak video: YouTube

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Sünnet, Şeyh, Dervîş, Ashâb-ı Kirâm. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı