Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

567. Dergâh Sohbeti — İslâm’da Helâl Kazanç, Borsa Meselesi ve Üretime Dayalı Ekonomi

Mustafa Özbağ Efendi'nin dergah sohbeti: 567. Dergâh Sohbeti — İslâm'da Helâl Kazanç, Borsa…. Tasavvuf, ahlâk ve mânevî yol üzerine kapsamlı açıklamalar.


1. Bölüm

Selamun aleyküm. Allâh gecenizi hayır etsin inşâAllah. Cenâb-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Hayırınızı yılınızı ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Bankada hesabım var. Olan hesabın yanında ayrıca borsa hissesi alıp satmak istiyorum. Ama bu durum beni rahatsız ediyor. Almadan önce size tanışıp öyle karar vereyim dedim. Bildiğim bir şey değil. Benim bildiğim real ticarettir. Benim bildiğim real üretimdir. Real ticaret yapanlar İslam’ın kendi içerisindeki hukukuna göre en helal rızık edilme yolların ikincisiyle iştigal etmiş olur. Üçüncüsü üretmektir. Bir şeyin imalatını yapmak, bir sanat sahibi olmak. Üçüncüsü de budur. Bu tip işlerle iştigal eden insanlar da dinin bu noktada en helal diye gördüğü rızık kapılarından üçüncüsüyle iştigal etmiş olur.

Birincisi cihâd meydanında ganimettir. Dinin en bu noktada helal kazanç kapısı ganimettir. Ama Müslümanlar ne yazık ki bu manada cihatı terk ettiklerinden dolayı böyle bir ganimeti elde etmeleri mümkün değil. Tabi bir şeyin ganimet olabilmesi için karşıdaki kimseden bir o kimse küfür ehli olması gerekir ve sizinle de savaşması gerekir. Eğer küfür ehli değilse sizinle savaşmıyorsa onun malı ganimet olmaz. Ancak Müslümanlarla savaşanların malları ganimet olur. Müslümanlarla savaşanların ancak kanları helal olur. Bir kimse Müslümanlarla savaşmıyorsa onun kanı, malı bir Müslümana helal olmaz. Bunu özellikle belirttim ki şimdi bazı İslami kendilerini dindar, İslami gibi gösteren grup, kurum, kuruluş ne bileyim yapılanla adına ne derkeniz değil.

Bunlar Müslümanların mallarına tavrı caizse çöküyorlar. Onu ganimet gibi görüyorlar. Bu ganimet değildir. O yüzden lâ ilâhe illâllah Muhammeden Resûlullâh diyen bir kimsenin malı hiçbir zaman bir başka Müslümana ganimet olmaz. O yüzden borsa denilen şey kapitalist sistemin çıkarmış olduğu bir unsur. Kapitalist sistem. İnsanları ütümek için bu tip sistemler, düzenler kuruyor. Aslında İslam’ın kendi içerisinde kağıt para da yoktur. İslam’da bu noktada nakdi değer altın veya gümüştür. Kağıt İslam’ın kendi içerisinde bir değer manzumesi olan bir şey değildir. O yüzden kağıdın rengini değiştiriyorlar, insanları aldatıyorlar. Borsa dediğimiz şey kağıdın renginin değişmesi. ortalıkta bir firma var, onun bir şirketi var.

Ondan sonra o halka açılıyor. Hesapta bir kağıt basıyorlar. Basmış oldukları kağıdı halka harca diyorlar, satıyorlar. Böylece beyaz kağıdı başka bir kağıtla değiştiriyorlar. Sen diyorsun ki benim şu kadar param var, hepsi de kağıt. Diyorlar ki sana, senin bu kadar param var ama bu para senin elinde durursa sen çarçur edersin. Oraya buraya düzgün harcayamazsın. Sen o elindeki paraları ver, bu beyaz kağıdı al. Sen de elindeki paraları veriyorsun, beyaz kağıdı alıyorsun. Ondan önce o parayı elde etmek için de ya iş gücünü veriyorsun ya da bir maden veriyorsun. Mesela ne yapıyor şimdi uluslararası Deccâl kapitalist sistemi? İnsanların yer altı zenginliklerini, önce doların rengi yeşil mi? Yeşil mavi karışımı mı?


2. Bölüm

Siyaha kaçan yeşil mi? Uluslararası, bu Deccâlist kapitalist sistem, sizin yer altı kaynaklarınızı alıyor, onun karşılığında bir kağıt veriyor. Sen o kağıdı kendinin zannetme. O kağıt benim zannetme. O kağıdı da vermiyor zaten sana, orada bir rakam yazıyor orada. Diyor ki şu kadar milyar dolar, senin burada bankada hesabın var. Sen o kadar milyar doları istediğin anda çekemiyorsun bankadan zaten. Bir müddet sonra diyor ki biz sana diyor bir yeşil bir kağıt verdiydik ya evet. Gel diyor seni o yeşil kağıda değiştirelim. Neyle değiştirelim? Beyaz kağıtla değiştirelim. Ne yapıyor? Senin eline bir tane bir şirketin beyaz kağıdını veriyor. Ama o şirketin beyaz kağıdı senin elinde durursa yine tehlikelisin sen.

Neden? Şirkete göçebilirsin, çökebilirsin. Şirketteki hissenin üzerinde bir şeyler yapabilirsin. Olur mu olur senin? Kafan çalışmaz çünkü. Senin o elindeki beyaz kağıdı da değiştirelim. Ne yapalım? Gel sana biz merkez bankası değil, merkez bankasının kağıdını verelim. Kimin? AVD Merkez Bankası’nı. O kağıdı da elinden alıyor, AVD’nin Merkez Bankası’nın kağıdını veriyor. Ve AVD’nin kendi elinde vermiş olduğu beyaz kağıtların hiçbirisinin de karşılığı yok. Ne kadar AVD Merkez Bankası’nın vermiş olduğu beyaz kağıt varsa hiçbirisinin real karşılığı yok. AVD’nin ne kadar dışarıda doları var ise hiçbirisinin de karşılığı yok. Dünya üzerindeki bütün dolarları, kağıtları toplasanız götürseniz AVD’ye.

Ben bunlarla altın alacağım deseniz karşılığında o kadar altın yok. AVD’nin Merkez Bankası’nın dünyadaki devletlere veya çok uluslu şirketlere vermiş olduğu beyaz kağıtları paraya çevirmeye kalksanız karşılığında çevirecek parası yok. Zaten AVD’de de bunu dünyaya ilan etti. Okuduğumdan kalan, aklımda kalan 1938’de mi 1933’te mi 35’te mi ne? Amerika Birleşik Devletleri bütün dünyaya ilan etti. Dedi ki getirdiğiniz dolarların karşılığında bende altın yok, Amerika’nın böyle bir tarihi de yok dedi bunu ilan etti. Merkez Bankası’nın vermiş olduğu beyaz kağıtlarının da karşılığı yok bunu ilan etti dünyaya. O yüzden borsa dediğiniz şeyde beyaz kağıtlarının değiştiği yerler. Yok borsa yükseldi, yok borsa alçaldı, bütün milleti onun kafaya taktırıyorlar.

Borsa yukarı çıktı, dolar aşağı düştü, dolar yukarı çıktı, borsa indi dolar çıktı, dolar indi borsa bildi. Biz de onun karşısında böyle diyoruz ki vay dolar yükselmiş şu kadar olmuş, vay dolar inmiş bu kadar olmuş. Üreten var mı? Yok. Fabrika kuruluyor mu? Hayır. Ülkenin fabrikaya ihtiyacı var. Üretmeye ihtiyacı var. Üretip satmaya ihtiyacı var. Üretirken de dil olarak öyle diyorlar katma değer sağlayan üretim. Katma değer sağlayan üretim ne biliyor musunuz? Maliyeti 1 lira, satışın 11 lira. Katma değer sağlayan üretim bu. Adam telefon üretiyor. Maliyeti 1 lira, satışı 10 lira. Bilgisayar üretiyor. Maliyeti 1 lira, satışı 10 lira. 10 lira. Türkiye’nin bu manada, ihracatının %2’sinin %3’mine böyle.


3. Bölüm

Türkiye’nin böyle ihracatı %2, %3’mine. Ne? Geri kalan sanayi ürünleri var, tarım ürünleri var. Tarım ürünleri dediğiniz şey paketlenmiş. Aynı zamanda Antalya’dan, oradan, buradan, Serra’dan olanlar. Onlar da bir aşağı iniyor, bir yukarı çıkıyor, bir kota giyiyor, bir kota yemiyor. Onların da normalde teknolojik olarak paketlenip, ihracat edilmesi lazım. Öyle bir şey yok. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri sabana, safına yapış, ölüm attığı da gadisi şerifi aldı. O yüzden üretime dayalı ekonomiden ziyade serbest piyasa ekonomist dediğimiz, ticarete ekonomisine mi öyledirmişsiniz, yoksa gerçekten üretime dayalı Türkiye bir politika mı buldu? Türkiye her alanda üretime dayalı bir politika uygulamalı.

Bu hem sanayi olarak hem de tarıma dayalı üretim. Ama bu tarıma dayalı üretimde, burada mesela hurmayı alıp satarlardı. Müslümanların hurma bahçelerinde gayri müslümler çalışır, köleler çalışırdı. Müslümanlar hurma bahçelerinde çalışmazlardı, başlarında dururdu. Buradaki mesela bir adamın yüz dönüm yeri vardı, başında durur adam. Orada çalışan Müslüman işçi değildir. Müslümanlar cihâd ederler. Bize öğretilmeyen yer. Müslümanlar geçimlerini birinci dereceden, cihatta ikinci derecede ticaretten elde ederler. Müslümanlar giderler, bir hurma bahçesini, kongresini satın alırlar, satarlar onu. Ama hurma bahçesinde hurma toplamazlar. Bir Müslümanın elinde üç bin tane, beş bin tane, on bin tane sığır vardır, bir tane sığırın kuyruğundan tutmaz Müslüman.

Adamları vardır, köleleri vardır, esirleri vardır, onlar sığırların peşinde koşarlar. Burada ne zamanki ümmetim sabahın sapını tuttu, ineğin kuyruğunu tuttu, zulle düşmeyi beklesin, zul’e düşmüştür diye bir şerif var. Bu ne? bazen kendi kendine düşünür ya Müslümanlar, üç tane iğne kalayım, çekileyim kenara. O zul’ü seçti. On dönüm bir tarla alayım, gideyim orada ekeyim dikeyim ol, zul olmayı seçti. O birinci derecede cihâd edecek, ganimet elde edecek. İkinci derecede ticaret yapacak, üçüncü derecede sanatını gösterecek. Dördüncü derecede hayvancılıkla, ziraatle uğraşacak. Beşinci derecede kirayla istigal edecek. Altıncı derecede bir memuriye seçecek. Şimdi Müslümanların bu hali kalmadı. Zaten cihâd deyince herkesin zaten tüyleri diken diken oluyor. cihadı söyleyen Müslüman, bunlar cihatçı Müslümanlar, kötü yani.

Bunlar cihatçı, kötü. bugün dünya üzerinde cihatçı, Müslüman tıklamasını kötü olarak biz tanımlıyoruz şimdi. Bir Müslüman cihâd edilmesi lazım dediklerinde o terörist oldu. Funda maletest oldu. Hemen biz onun terörle bağlıyoruz onu. Eğer onların terörle bağlantısı yoksa dahi içlerinden bir iki tane içine ajan sokuyorlar. O bir iki tane ajanla onu teröre bulaştırıyorlar. İçinde birkaç tane de safunu buluyorlar. Onlara da bir iki tabanca, bir iki bomba veriyorlar. Olduğu orası terörist bir yapılanma. Allâh muhafaza eylesin. Tabii cihatı istemek, cihatı konuşmak da bu sefer suç olmuş oluyor. E tabii bu cihatı konuşanları, cihatı isteyenleri de tuğ kaka ilan edebilmeleri için içlerinden muhakkak aykırı davranan bir şeyler olması lazım.


4. Bölüm

Onlar da buluşturuyorlar, içlerine koyuyorlar, mesele gidiyor. Allâh bizi affetsin. Hizmet sektöründeki üretim falan da mıdır yoksa? Üretim. Nasıl, nasıl? Olmaz. Bu manada olmaz. Olmaz. Evet. Bambaşka soktu. Üretim politikasıyla, taramsal olarak baktığımızda ülken çok büyük bir kesim dağılık. Aslında tarım ülkesi gibi gözükse de ülken çok büyük bir kesim dağılık. Üretaramı ölüm değil. Ovalarına zaten kanay ve ev yaptık. Evet. O yüzden kalmadı. Pek uygun da değil. Kalanlar da değil. Fakat co-politiği de çizen Avrupa, Asya, Afrika’nın tam ortasında. Asya’nın malını Afrika’ya, Afrika’nın malını Avrupa’ya, Avrupa’nın malını Asya, Avrupa’nın malını Asya, Orta Doğu’nun malını, Ural-Altay, Rusya şeklinde. ülkelerden ülkelere ticaret devşirme şeklinde bir ekonomist istemen için görürsünüz.

Muhteşem. Bu üretime dayalı politikadan daha iyi olmaz mı? Üretime dayalı bir politika olması gerekir. Bir ülkenin kendi kendine ayakta durabilmesi kendine yetecek bir şekilde üretime dayalı bir politikası olması gerekir. Portakal ise Türkiye’ye umudu portakal var mı? Yok. Bu normalde patatesle ithal etmemesi lazım bir ülke. Bir ülkede patates ithal eder hali geldiyse Türkiye Cumhuriyeti Devleti, o zaman o tüketin politikalarına da iyi bakmak gerek. Veyahut buğday ithal ediyorsa Türkiye. Evet. Yarın öbür gün. İçeride buğday 50 liraya gelirse, dışarıda da öğrenelim suda, Afrika’da çok büyük araziler yapıyorsa, 50 liraya gelirse Türkiye’ye, bu şekilde 1 liraya mal edeceğin 50 liraya almak daha mantıklı olur mu?

Çok mantıklı. O zaman buğdayın ucuz olması lazım. Neden pahalı içeride de? İçeride pahalı? İçeride pahalı. Eğer normalde dışarıdan üretilip getirilecekse neden pahalı olur? Dışarıda da üretilip getiriliyor. burada şu anda Türkiye’deki tarım ve hayvancılık politikalarında sıkıntı var. Bu sıkıntının sebebi şu, evet normalde armutu ihraç ediyor. Armutu ihraç ederken, ihracahtan dolayı içerideki ürünün fiyatının yükselmesi farklı bir şey. Üretimsizlikten dolayı, dışarıdan ithal edilinden dolayı ürünün pahalı olması farklı bir şey. Biz kirazın iyisini ihracat ediyoruz. Kiraz pahalı ise şu anda hala da pahalı olmasının sebebi ihracahtan kaynaklanıyor. Bu pahalılıktan şikayetçi değil. Sebebi, ihracahtan kaynaklanıyor.

Para kazandı ülke. Armutu ihracaht ediyoruz. Domatesi ihraç ediyoruz. Bunları ihraç ettiğimizden dolayı iç piyasada yüksekse buna söylenecek bir laf yok. Harika. Ama yok. Biz o ürünü ithal ettiğimizden dolayı pahalı ise buna söylenecek laf var. O zaman tarım politikalarında ne ekilmesi lazım, ne ekilmemesi lazım, ne katma değer getiriyor, ne katma değer getirmiyor. Biz tarım politikalarında neyi burada işleyerekten satıyoruz, neyi işlemeden satıyoruz. Mesela bir tır dolusu domates mi satalım, yoksa bir küçük konteyner domatesin kurusunu mu satalım. Eğer kurutulmuş domates, bir küçük konteyner. Bir küçük konteyner ile sen 20 tır domatesin parasını alıyorsan neden işlenmiş tarım ürünleri satmayalım biz.


5. Bölüm

Eğer işlenmiş tarım ürünlerinden dolayı biz bir yatırım yapmış olsak o zaman katma değeri daha da artmış olacak. Örnekliyorum şimdi, domates mi satalım, salça mı satalım, salça satalım. Salça mı satalım, kurutulmuş domates mi satalım, kurutulmuş domates satalım. Biz taze bomya mı satalım, kurutulmuş bomya mı satalım, konserve bomya mı satalım. Biz kurutulmuş bomya satalım veyahut da konserve bomya satalım. Tarıma dayalı bir şey. O zaman şey değişti tarımın teknolojik ürünü haline getirme. Özür dilerim, peynir satabiliyor muyuz? Hayır. Sebep? Bizim çünkü üretim kalitemiz aynı standartta değil. Bir parti peynirin kalitesiyle sonradan ürettiğimiz aynı fabrikadan, 3 gün sonra ürettiğimiz peynirin kalitesi standarda aynı değil.

Öyle olmayınca biz peyniri ihracat edemiyoruz. Biz peyniri ihracat edemeyince böyle sûfî toplarında ekonomi konuşuyoruz ama lazım bize bu da. biz o peynirdeki üretim bandında aynı kaliteyi yakalayamadığımızda, 3 ay sonraki partideki peynirle 5 ay sonraki partideki peynirin kalitesi aynı değilse, o peyniri biz ihracat edemiyoruz. İracat edemeyince peynir iş tüketime kalıyor. İş tüketime kalınca para yapmıyor. Para yapmayınca hayvancılık para kazanmıyor. Hayvancılık para kazanmayınca kimse hayvancılık yapmıyor. Sütçülük bitiyor. Süt inekçiliği de bitiyor. Süt inekçiliği bitince dolayısıyla besicilik de bitiyor. Besicilik de bitince et bağlanıyor. Bağırıyor herkes et bağlanıyor. Etin bağlanmasının sebebi bizim süt ürünlerinde, üretim bandındaki teknolojik yetersizliği.

Herkes etin bağırılığından bağırıyor. Hiç kimse peynir üretiminin, yoğurt üretiminin veya süt ürünler üretiminin kalite standartını yükseltmeyi konuşmuyor. Türkiye’nin en büyük süt ürünleri üreticisi kim? Süt aş. Öyle değil mi? En köhnesi. Kim? Pınar. En köhnesi. Bunlar iç piyasada iç piyasanın kaymağını yiyen, tabiri caizse sömürüp de yeni yatırım yapmayan firmalar. Var mı pınarın ihracatı? Yok. Var mı süt aşının ihracatı? Yok. Yoksa o zaman sen köhnemiş bir teknoloji ile yapıyorsun. Ancak içeri satabilirsin, ancak Orta Doğu’ya satabilirsin, ancak Afrika’ya satabilirsin. Onu da satabilirsin. Avrupa’ya satabilir misin? Satamazsın. Avrupa’ya satamadığın müddetçe eti pahalı yiyeceksin. Bakın bunların hepsi de birbirine bağlantılı.

Ama oradan öbür taraftan işin siyasi rygımanı oradan bağırıyor adam. Eti pahalı yiyoruz biz. Eti pahalı yemenin sebebi ne? Hayvancılık kalmadı. Onun sebebi ne? Terör ve standartı yakalayacak kaliteli ürün elde edemeyişimiz. Aynı şey tekstil ürünlerinde var. Bizim bir parti ürettiğimiz iplik ile sonradan ikinci parti ürettiğimiz ipliğin kalitesi aynı değil. Eğer o kumaşı çalışan elemanlar orada birinci partinin ipliğinin arasına bir tane dekinci partinin ipliğini koydu mu kumaş yol yolu oldu. Aynı standartta boyayı almadı. Çizgi yaptı. Sen onu yelacata gönderebilir misin? Hayır. Nereye göndereceksin? Orta Doğu’ya göndereceksin. Afrika’ya göndereceksin. Pahalı satabilecek misin oraya? Hayır. Ne oldu?


6. Bölüm

KDV üretemedi. Aynı tişörtü Orta Doğu’ya bir dolara satacaksın. Avrupa’ya düzgün üretirsen iki dolara satacaksın. O çizgiyle Avrupa’ya satabilir misin? Satamazsın. Bu sefer ne yapacaksın? Sen onu ikinci kalite gibi Afrika’ya satacaksın. Kaçtan satacaksın? Bir dolardan satacaksın. Ülkelerin üretim potansiyeli var, bir de tüketim potansiyeli var. Elinizde içtiğiniz çay bir yerde üretiliyor, sizde de şu anda tüketiliyor. Fakat çayın üretim olarak çıkışı bir lira, sizin tüketim potanız on lira veya sekiz lira. Bu para üreticiye gitti. Arada bir sistem kurulmuş, artık buna ticaret de diyebiliyoruz. Ve bu aradaki sistem bütün parayı bloke ediyor. Emilo. Bunun için çözüm önemli değil. Kooperatifleşme.

Normalde tüketicilerin, aynı noktadaki tüketicilerin kendilerince kooperatif kurup, kooperatif desteğiyle ayakta durması, tüccara veya başka ondan alıp üretenlerin eline bakmaması. Beyni senelerin içerisinde üretime dayalı çalışmaya başlıyor. onun satışına, ticaretine yönelik bir beyinsel mekanizması gelişmiyor. Dolayısıyla insanlar o noktada da başarısızlıklar yaşıyorlar. Ve Türkiye’nin en büyük sorunlarından bir tanesi de bu. Kiraz dalında 50 kuruş, sofrada 5 lira. Herkes şunu soruyor. Bu aradaki parayı kim kazanıyor? Bu helaldi para. Bunu minimize etmek, üreticideki miktarını attığı, tüketiciydeki oranını düşürmek için ne gibi bir yolu vereceksiniz? Bu normalde tüketiciyle üreticinin direkt olarak birbirini bulması mümkün değil.

Bu bir itop yolu. Bu mümkün değil. Ama tüketiciyle üreticiyi en kısa noktada buluşturacak olan kooperatifler kurulmalı. Bu benim kendi düşüncem. O kooperatifler kendince kendi içlerinden satış organizasyonları kurmalı ve o satış organizasyonlarıyla direkt üreticinin bu noktada karlılığını arttırmalı. Mesela örnekliyorum şimdi. İğdir köyünde bir İğdir mahsullerini pazarlayan bir kooperatif kurulmalı. Ama o kooperatif İğdir’deki mahsulleri bu noktada paketlemeli, rantabullu hale getirmeli. Ve direkt mesela örneğin salatalık mı topluyorsunuz şimdi Fatih? Salatalık topluyor. Salatalığı kime veriyor? Tüccara veriyor, değil mi? Pazarcılara mı tüccarlara mı veriyor? Tüccara veriyor. Mesela tüccara veriyor salatalığı.

Tüccar alıyor. Öyle bir sistem kurulmalı ki İğdir köyü kalkınma kooperatifi salatalığı direkt mesela örneğin şeye satmalı. Bir mes atmalı. Örneğin atıyorum bir alışveriş merkezini bir mes atmalı örneğin. Bir mes demeli ki gel salatalığını komple yıllı 12 ay ben seni sağlayayım. Ama bunu paketleme sistemi, bunu normalde saklama sistemi, bunu yol boyunca bozulmasını önleyecek soğuk hava sistemi, buna bir yatırım yapmalı. bunu yatırım yaparaktan bunu sağlamalı. Bunu böyle bir yatırım yaparaktan İğdir köyü kalkınma kooperatifi, kooperatif üretmiş olduğu ürünü kooperatif olarak satmalı ve kooperatif her sezonun sonunda salatalıktan ne kadar kar etmiş atıyorum 20 lira. O zaman o salatalıktan ayriyetten etmiş olduğu çarıda salatalık üreticilerine artı süspansiyon olarak döğütmalı.


7. Bölüm

Salatalığı demeli bu sene 3 liradan alacağım. Yıl sonunda salatalığı mevsimi bitti veya yıldan yıla, yılbaşından yılbaşına hesap etti. Salatalığı 3 liradan aldı, 5 liradan sattı. arada kar etti, yatırımını da parasını çıkardı ve yatırımdan kalan karını salatalık üreticilerine süspansiyon olarak döğütmalı. Örnek. Ama bizde bunlar böyle ahlaklı bir şekilde yürüdü. Üstteki köy yaşamlarına baktığımız zaman 100 dönümü ekleyecek bir alan varsa, bunların 10 kişi arasında 10’a dönümden taksi müdür. 10 kişi 10 tane ayrı traktör kullanıyor. 10 kişi 10 tane ayrı eleman tutuyor. 10 kişi baktı 10 iş çivit yapıyor. Bunların maliyeti bu derece artıyor ama diğer bir yerde adam 100 dönüm değil, 10 bin dönüm yeri tek bir mahsul, tek bir traktör çok daha az işçiyle mal edip çok daha ucuza ürünü basabiliyor.

Sonra Türkiye’de 3 liraya mal et diye bir ürünü diyor ki ben sana 1 liraya veriyorum. Türkiye’de diyor ki ben onu 1 liraya alıyorum. 3 sene aldığı zaman Türkiye kendi içerisindeki üretim ekonomisini kolaylıkla dikilmiş oluyor. Ondan sonra o adam diyor ki benim ürünü 3 liraya alıyorum. Bunda Türkiye’nin uyguladığı sistem geç kaldı. Şimdi Türkiye mirastan dolayı yerleri parçalamıyor, bölmüyor artık. Ama şimdi yapıyor. Birkaç yıldan beri yapıyor. Evet daha yeni çıktı bu. Şimdi öyle olunca normalde şimdi miras hak paylaşıyor herkes. 10 dönüm yer var. Kaç çocuk var? 5 çocuk var. Herkese 2’ler dönüm paylaşılıyor. Herkese 2 dönüm var. Hiç kimse demiyor bu 10 dönümü birimiz alsın. Kavga çıkıyor bir de birbirlerine uğruyorlar zaten.

Şimdi burada normalde miras hukukunun yeniden gözden geçirilmesi lazım. Denmesi lazımdı ki önceden tarım alanları bölünüp parçalamaz. Parçalamaz. Kendi içlerinde anlaşacaklar bir kişiye kalacak. Veyahut da ortak olarak kalacaklar. Yine yeri paylaşmayacaklar. Böylece çok istediği yerler çıkacak. Şöyle olabilir be. Bu Ecevit’in köy kent projesi var. Bir de Alparslan Türkleş’in 9 şut, İlkeler’in 6. matkisi köycülük var. Köylerin tarım kentleri halinde birleştirilmesi. Öyle iyidir köyden. Sen sadece dolayı da söyle. Sen sadece salatalıklığı. Deme noktasında bir politik oyunu. Bunu yapıyor zaten şu anda. Yeni normalde 3-4 yıldan beri uygulanıyor. Var şu anda. 3-4 yıldan beri. Bu normal. Doğal. Normalde bu noktada o bölgenin yatırımları hatta sanayi yatırımları da öyle olmalı.

Mesela bir kimse gidiyor Toka’da. Örneğin tekstil dikiş ateliye saçmış. Neden? Burada teşvik var diyor. Gidiyor oraya tekstil dikiş ateliye saçıyor. İpliği buradan gidiyor. İğnesi buradan gidiyor. Vatkası buradan gidiyor. Yapıştırması buradan gidiyor. Kartonu buradan gidiyor. Her şey buradan gidiyor. Aslında orada normalde kendince oraya bir teşvik yaptı. Teşvik yaptı ama oraya normalde örneğin Toka’da uygun bir teşvik yapmadı. Toka’da neyi sen kalkındırmak istiyorsun? Atıyorum Toka’dın kendine göre yazması var. İyi. Sen yazmacılara teşvik et orada. De ki Toka’da yazmasını daha da ileri götürün. Aha buraya bir tane sanayi kurdum. Bu sanayi arsalarını ben 10 yıl ücretsiz vereceğim. 10 yıl sonra ücretini alacağım.


8. Bölüm

Ama burada normalde yazma baskılarının olduğu veya yazma sanayinin olduğu bir yer haline getireceksiniz desin. Ama öyle yapmıyor. Toka’da teşvik çıkarıyor. Orada bir sanayi kuruyor. Toka’da yatırım yapanlara teşvik veriyor. Bu sefer de insanlar o teşviyi alıp da başka yerlerde kullanmak için orada gidiyor uydur kaydır işler yapıyor. Mesela örneğin Denizli şimdi pamukta mı önde? Evet. Denizli hiç polyester yatırım yapmamaları lazım. Bursa polyester de mi önde? Evet. Bursa’ya da pamuklu yatırım hiç vermemesi lazım. Böylece şehirleri böylece ne bileyim köyleri küçük kazaları bir konuda uzmanlaştırabilirler. Bu harika bir şey olur. Bakın bu harika bir şey olur. Devlet böylece mesela örneğin Bursa’da polyester yatırımlı textil ürünleri desteklenirken Denizli’de pamuğa dayalı textil ürünleri desteklenir.

Veyahut da Bursa’da otomotiv desteklenirken örneğin. İzmit’te de otomotivin lastiği var değil mi? Kaç tane lastik fabrikası var orada? 4 tane. İzmit’te 4 tane lastik fabrikası var. İzmit’te 6 tane lastik fabrikası olsun. 8 tane lastik fabrikası olsun. Örneğin Petlas Ankara’da mı kuruldu? Nerede? Efendim? Kırşehir’de. Örnek ne işi var Petlas’ın Kırşehir’de? Madem İzmit’te yatırım oldu komple İzmit’te yatırım olması lazım. Demesi lazım ki İzmit ota lastikte uzmanlatsın. Sanayiyi çevirsinler ota lastiğine. Dünyaya ota lastiği satsın orasını. Örnek. Bunun gibi şehirleri ve köyleri konularında uzmanlaştırabilirler. Bu iyi bir yatırım olur. Ama Türkiye kendi kendine yönetilebilen mülk olmadığından böyle oluyor.

Bir de canhıraş kalkınalım diye uğraşıyoruz ya. Ondan kaynaklı. Bir de biz de 3 kuruş 5 kuruş verirken öyleyse herkes işini yürütüyor. Olmayacak işler oluyor. Bir siyasetçi bulunca, bir bürokrat bulunca olmayacak işin olur. Çıkmayacak işin çıkar. Veya onun kötüsüne denk gelirsen olacak işin olmaz. O illa ki senden nimetlenmek ister. Allâh iyilesini. Abdullah ibn-i Mesud radıllahu anh şöyle demiştir. Kendisi sadık ve masluk. Doğru söyler ve kendisine doğru bildirirler oldu adı bize. Resûlullâh aleyhisselatü vesselam insanın yaratılması hakkında şunları söyledi. Sizin her birinizin yaratılması, yaratılma başlangıcında ana baba suyunun maddeleri 40 gün anasının karnında toplanır. Sonra o maddeler o kadar zaman 40 gün içinde katı bir kan pıhtıs halini olur.

Sonra yine o kadar zaman içinde bir çiğnem et olur. Sonra 4. tekamın tavrında Allâh bir melek gönderir ve o çocuk hakkında şu 4 kelimeyi yazması emrolur. Onun işini, rızkını, ecelini şakibet yahut sahip bahtiyar olduğunu yaz denilir. Sonra ona ruh yüklenir. Çocuk canlanır. Artık sizden bir kişi bu fıtratı gereği dünyada bir iş yapar. Nihayet kendisiyle cennet arasında yalnız bir zira harşın kadar mesafe kalır. O sırada meleğin ana karnına yazdığı yazı gelir. Yazısı o kişinin önüne geçer. Onu önler. Bu defa o kişi cehennemliklerin işini yapmaya başlar ve cehenneme girer. Sizden bir kişi de kötü iş yapar. Nihayet kendisiyle cehennem arasında ancak bir kulaş mesafe kalır. Bu sırada meleğin yazdığı o yazı önüne geçer.

Onu önler. Bu defa o kişi de cennet ehlinin hayırlı amelini yapar. Cennete girer. Buhari Ebu Davud İbni Hanberk. Ben okudum anlamadım. Anlayacağımız şekilde anlatır mısınız? Bu tip hadisler var. Bir kimse iyilik yapar. Son noktada onun bu yazısı önüne geçer. Kötülük yapar cehenneme gider. O sanki o kimsenin kötülük yapması o yazgısından dolayı olduğu varsayılarak da burada o kimse cebriyeye girer. Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz. Nasıl ölürseniz öyle devletersiniz. Bu da hadîs-i şerif. Bunu normalde bu hadîs-i şeriften birkaç tane daha bu manada var. Bunu normalde naklederlerken rivayet edenler böyle rivayet etmişler. Böyle nakletmişler. Ama yorumlarken ben bunu böyle yorumlamıyorum. Diyorum ki o kimse normalde Cenâb-ı Hak onun Sait ve Şaki olduğu Allâh tarafından biliniyor.

Sait ve Şaki olarak Cenâb-ı Hak onun bildiğini yazdı. O kimse sonunda kendi cüzi ihtiyarıyla kendi ihtiyarıyla ama kötülük yaptı ama iyilik yaptı. Yaptı kötülükle cehenneme, yaptı iyilikle de cennete girer. O kimse kendisi yapar. Ben bunu böyle algılıyorum. Bunu böyle inanıyorum. Allâh bizi affetsin. Lâ ilâhe illâllah. Lâ ilâhe illâllah. Fatiha.


Kaynakça

Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.

Kaynak video: YouTube