Dergah Sohbetleri Serisi

139. Dergah Sohbeti — Kerbela Hüznü, Ehlibeyt Sevgisi, Gıybet ve Kardeşlik

Kerbela: Giriş: Muharrem Ayı ve Aşure Günü

Selamün aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüze hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Malum Muharrem ayında bütün ümmet-i Muhammed için, bütün İslam için içinde aşureyi barındırdığı gün; aşure, malum Hz. Nuh aleyhisselam’ın gemisinin Cudi Dağı’nın tepesine tufandan kurtulup felaha erdiği gündür. O günle alakalı daha değişik rivayetler vardır. Asıl bugünkü kendimce tasarladığım konu ise Kerbela’dır.

Kerbela Vakası ve Hz. Hüseyin Efendimiz

Kerbela hüzün yeri, musibet yeri olarak geçer. Fakat ondan önce Hz. Resulûllah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin Hasan ile Hüseyin efendimizin hakkında söylediği hadis-i şerifleri beyan etmek isterim. Kerbela vakası sonuçta ümmetin bağrını yaralayan, ümmet-i hüzne sokan, Hz. Resulûllah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin mübarek torunlarının hunharca, zalimce katledildiği yerdir. Tarihi vesikalarla, şahitlerle belgelenmiş bir vakıadır bu.

Ümmetin Kerbela Sonrası Tavırları

Bundan sonraki ümmetin tavrı ve davranışı önemlidir. Bir kısmı Hz. Hüseyin efendimizin şehit edilmesi münasebetiyle kendilerini yaralama, hançerleme gibi İslam’ca mümkün görülmeyen, makul görülmeyen değişik anma törenleri uygulamışlardır. Biraz daha mutedil yaklaşanlar aşureler kaynatmışlar, hüzün yaşamışlardır. Bir kısmı ise unutmuştur — Allah bizi onlardan eylemesin. Bir kısmı Emevilerin baskısı altında kalarak ehlibeyte hakaret etmişlerdir, Allah muhafaza eylesin.

Biz dergah olarak ehlibeyte severiz, ehlibeyte muhabbet besleriz, yolumuzu onun üzerine kurarız. Bu noktada ehlibeyi hiç görmemek, önemsememek, yokmuş gibi davrananlardan değiliz. Allah bizi bu noktada muhafaza eylesin.

Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin Hakkındaki Hadis-i Şerifler

Hz. Resulûllah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Hasan ile Hüseyin efendimizin hakkında: “Allah’ım ben bu ikisini seviyorum, sen de sev” diye dua etmiştir. (Sahih-i Müslim; Sünen-i Tirmizi) Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine sordular: “Ehli beytinden en çok kimi seviyorsun?” Buyurdu: “Hüseyin’i.” Hz. Fatıma validemize de: “Hadi şu oğullarını çağır bana” derdi. Ondan sonra o ikisini göğsüne basar, koklardı.

Hz. Hasan efendimizle alakalı: “Allah’ım ben onu çok seviyorum, onu ve sevenlerini sen de sev” buyurmuştur. Yine Sünen-i Tirmizi’de geçen başka bir hadis-i şerifte: “Hüseyin bendendir, ben de Hüseyin’denim. Hüseyin’i seven Allah’ı sever. Hüseyin tıpkı torunlardan bir torundur.” Ve: “Hasan ile Hüseyin cennet gençlerinin efendileridir.” (Sünen-i Tirmizi)

Abdullah ibn Ömer’in Tepkisi

Hz. Ömer efendimizin oğlu Abdullah’a, Iraklılardan birisi ihramlı kişinin sivrisinek öldürmesi hakkında sordu. İbn Ömer şöyle cevap verdi: “Adama bakın! Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin haklarında ‘Bu ikisi benim öpüp kokladığım dünya çiçeklerimdir’ buyurduğu oğlu Hüseyin’i öldürdüler de, bir de bana kalkıp sivrisineklerin kanını soruyorlar!” Başka bir rivayette: “Ey Irak ehli! Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kızının oğlunu öldürdünüz. Şimdi kalkıp bana sinekleri öldürenin cezasını mı soruyorsunuz?”

Hz. Hüseyin Efendimizin Peygamber’e Benzerliği

Hz. Ali kerremallahu vecheh hazretleri naklediyor: “Hasan göğsünden başına kadar Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, Hüseyin ise göğsünden altına kadar Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine benzemektedir.”

Ümmü Seleme’nin Rüyası

Ensardan olan Selma radıyallahu anha hazretleri nakletmiştir: “Ümmü Seleme’nin yanına girdim, ağlıyordu. Sordum: Neden ağlıyorsun? Dedi ki: Şimdi Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem’i rüyamda gördüm. Başı, sakalı tozlanmış bir halde ağlıyordu. Sordum: Allah’ın Resulü nedir seni ağlatan? ‘Biraz önce Hüseyin’in öldürüldüğünü gördüm’ buyurdu.”

İbn Ziyad’ın Zulmü

Enes radıyallahu anh naklediyor: “İbn Ziyad’ın yanındaydım. Hüseyin’in başı getirildi. İbn Ziyad, Yezid’in valisiydi. Bastonuyla Hz. Hüseyin efendimizin burnuna hafifçe vurdu ve: ‘Bunun kadar güzel bir şey hayatımda görmedim’ dedi. Ben de dedim ki: ‘İçlerinde en çok Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine benzeyen buydu.'”

Nefsin İnsanı Getirdiği Nokta

İnsan nefsine uyunca, nefse uyan insan Müslüman dahi olsa görünüşte, bu ibretlik bir şeydir. İman ettiği Peygamber’in torununu dahi katlediyor. Değil ki seni beni katletmeyecek, bir başkasının arkasından bir şey yapmayacak. Hz. Hüseyin efendimiz şehit edildiğinde 56–57 yaşlarındaydı, hicretin dördüncü yılında doğmuştu. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin vefatından yaklaşık 40–45 sene sonra, daha kefeni sıcakken, insanlar Hz. Resulûllah’ın mübarek torununu katlettiler.

Bir altını çizmek istiyorum: insan nefsinin geldiği noktanın altını çizmek istiyorum. Peygamber var, o Peygamber’in amcasının oğlu ve damadı Hz. Ali efendimiz var, en son vefat etmiş olan kızı Hz. Fatıma var — vefat ettiğinde 26 yaşındaydı — ve ardında bıraktığı yetimleri Hasan ile Hüseyin efendimiz var. 55–56 yaşındaki o torunu insanlar katlediyorlar.

Hz. Hüseyin’in Kerbela’ya Gidişi

Eş-Şa’bi nakletmiştir: Hüseyin çıkmak istediğinde vedalaşmak için İbn Ömer’e gelip: “Ben Irak’a gidiyorum” dedi. İbn Ömer dedi ki: “Gitme. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kral peygamber olmakla kul peygamber olmak arasında serbest bırakıldı ve kul peygamber olmayı tercih etti. Sen de Peygamber’in bir parçasısın, ne olur çıkma.” Hz. Hüseyin teklifini kabul etmeyip vedalaştı ve çıktı. İbn Ömer de: “Ey öldürülecek kişi! Seni Allah’a emanet ederim” dedi.

İbn Abbas, Hz. Abbas efendimizin oğlu, şöyle nakletti: “Hüseyin Irak’a gitmek üzere benden izin istedi. Dedim ki: Bana ya da sana bir zarar gelmeyeceğini bilsem parmaklarımı başına geçirir seni bırakmazdım.” Hz. Hüseyin şu cevabı verdi: “Falan yerde öldürülmem, benim için Allah ve Resul’ün yasaklarının çiğnenmesinden daha iyidir.” İbn Abbas kendini bununla teselli etti. Hz. Hüseyin, Kur’an ve Sünnet’in emirlerinin çiğnenmesiyle savaşacak, zulümle savaşacak, onun için öldürülmeyi göze alacaktı.

Kerbela Şehitleri

Hz. Hüseyin hicri 4. yılın Şaban ayının beşinde doğdu, hicri 61. yılın Muharrem ayının onuncu günü, cuma gününde şehit edildi. Onu Sinan bin Ebi Enes öldürdü. Havle bin Yezid el-Asbahi’nin ayağı altında son nefesini verdi. Başını kesip İbn Ziyad’a götürdüler. Sinan şiirle şöyle dedi: “Haydi üzengimi altın ve gümüşle süsle. Çünkü ben perdeli bir meliki, anne ve babaca insanların en hayırlısını öldürdüm.”

Hz. Hüseyin ile birlikte şehit edilenler: Abbas bin Ali bin Ebi Talib, Ali bin Hüseyin el-Ekber, Abdullah bin Hüseyin, Ebu Bekir bin Hüseyin, Abdullah bin Cafer bin Ebu Talib’in iki oğlu Avn ile Muhammed, Ukail bin Ebu Talib’in oğulları Cafer ile Müslim, Hz. Hüseyin’in azatlısı Süleyman ve süt babası Abdullah. Yaklaşık hepsi Hz. Fatıma validemizin neslinden 17 kişi şehit edildi.

Ehlibeyt Sevgisi ve Yas Meselesi

Hz. Hüseyin efendimizin şehit edilmesinden kendimize bir ders çıkarmalıyız. Bu dersin en önemlisi şudur: insanlar nefislerine uyarlarsa, şeytan onlara galip gelirse, gözleri hiçbir şeyi görmez, her şeyi katlederler. İnsanlar nefislerine uyarlarsa hayvandan daha aşağı bir mahluk haline gelirler.

Biz ehlibeyi severiz. Ehlibeyi fazilet noktasında Hz. Resulûllah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ve cihar-ı yar-ı güzin efendilerimizden sonraya koyarız. Onlar için dövünmeyiz, onlar için kanımızı akıtmayız, zincirlemeyiz kendimizi. Kırk gün yas tutmak, kırk gün değişik şeyleri yemeyip oruç tutmak, kırk gün eğlence yapmamak gibi İslam dışı uygulamalar bizde yoktur.

Çünkü bir kimsenin yası üç gündür. Bir kadının kocası için tutacağı yas belirlidir, bir anne-babanın çocuğu için tutacağı yas üç gündür. Üç günden sonra yas tutup belirli şeylerden uzak durmak dinimizce yoktur. O yüzden bu tip şeyleri yapmayız. Ama o hüznü içimizde yaşamaya çalışırız, o kederi, o elemi içimizde yaşamaya çalışırız ve ondan gerekli olan ibretimizi alırız. Kur’an ve Sünnet çerçevesinde kaldığı müddetçe bu tür etkinliklere katılmakta bir beis görmüyoruz.


Cuma Namazı ve Darülharp Meselesi

“Darülharp’teyiz, Hanefi fıkhınca cumanın sıhhat şartları yok” deyip cuma kılmayıp öğleyi kılan din kardeşlerimiz hakkında ne buyurursunuz?” sorusu sorulmuş. Normalde darülharpte cuma kılınmayabilir, zaruret olursa, sıkıntı olursa. Ama bir kimse bunu kasten cuma’yı terk etmesi hoş bir şey değildir.

Ümmet tek noktada birleşir, ümmetin başında bir imam olur. O imam darülharp meselesinde “cuma kılınmaz” demez ama başka bir yerde cuma kıldırırsa bütün ümmet ona tabi olmak zorunda kalır. Hanefi mezhebine göre üç kişi de olsa cemaat edip cuma kılınabilir. Cuma ayet-i kerimeyle sabittir, farzdır.

İlk cuma namazı, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Medine’ye hicret ettiğinde, henüz Medine’nin içine geçmemişken dışarıda kılındı. Hala o yer “Cuma Mescidi” olarak durur. (Cuma Suresi, 62:9)

Kadınların Cuma Namazı

Cuma bütün kadın-erkeğe, herkese farzdır. Ancak sonradan Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadis-i şerifi ile bayanların kılamayabileceğine dair bir ruhsat vardır. Bence şu anda kadınlar da cumaya gitmeli, cumayı kılmalı. Ümmet kendi kuvvetini, kendi kudretini, kendi kalabalığını ve dine bağlılığını göstermeli. O yüzden kadınlar, kızlar, genç erkekler muhakkak cumaya gitmeli.


Dört Kapı Kırk Makam ve Tasavvuf Sohbeti

“Ders geçtiğimizi nasıl anlayacağız?” sorusuna cevaben: Bazı ehl-i tasavvuf ve ehl-i tarikat olan yerler belirli virtler çekerek belirli bir makama veya mevkiye erişmeyi hedeflerler. Bizim böyle bir gayretimiz yok. Bizim topluluğumuz insanları ders geçirmekle, makam atlatmakla değil. Biz hangi esmaya gelirsek gelelim, dergahımızda müritlikten başka bir şey yok. Burada derviş olabilirsek ne âlâ. Ömrümüzün sonuna kadar derviş olmaya gayret edeceğiz.

Dört kapı kırk makam meselesi: bütün ehl-i tasavvuf bilir ki şeriat, tarikat, hakikat, marifet dairesi içerisinde dört kapı budur. Kırk makam ise şeriatın on emri, tarikatın on emri, hakikatin on ve marifetin on halinin sıralanmasıdır. Bunları bir seferde anlatmak yüz sayfalık bir eser olur. Tasavvuf sohbeti bu şekilde değildir. Asıl olan, bilmediğiniz bir meseleyi sorup her hafta bir kapının, bir halin üzerinde durmaktır.


Şefaat Hakkı

Şefaat haktır, ayetle ve hadisle sabittir. Bir kısım cahil insanlar Hz. Resulûllah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin şefaatini inkar ediyorlar; bunlara itibar etmeyin. Cenab-ı Hak ayet-i kerimede Allah’ın müsaade ettiği kimselerin şefaat edeceğini bildirmiştir. (Bakara Suresi, 2:255; Taha Suresi, 20:109; Enbiya Suresi, 21:28) Bu konuda hazırlanmış bir küçük risale internet sayfasında mevcuttur, oradan bakıp okuyabilirsiniz.

Fitneyi Uyandırmayın

Bir hadis-i şerifte: “Fitneyi uyandırmayın, uyandırana lanetler olsun” buyurulmuştur. Fitne, Kur’an ve Sünnet’in dışındaki her şeydir. Kur’an ve Sünnet’in dışında herhangi bir şey yaparsanız fitneyi uyandırmaya sebep olursunuz. Bir kısım insanlar ise Kur’an ve Sünnet’in herhangi bir hükmünü veya Peygamber’in terk edilmiş bir sünnetini icra etmeyi fitne olarak görüyorlar ki Allah muhafaza eylesin. İbadet, ahlak veya herhangi bir hukukla alakalı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin çizgisinin dışındaki her şey fitnedir.


Gıybet, Kardeşlik ve Başkasının Kusurunu Araştırmamak

Kıymetli kardeşler, nefsinizi koyun önünüze. Yanı başınızdaki kimsenin hatasını kusurunu araştırırsanız en büyük ihaneti ona yapmış olursunuz. Bir kardeşinizin, bir arkadaşınızın yanlışını araştırmak, onun eksiğini araştırmak ona vurulacak en büyük hançerdir. Bu tip insanlar asla tasavvufi manada Allah’a yaklaşamazlar, Allah’a dostluk noktasında yol gidemezler.

Gıybet bizi helake götürür. Laf getirip götürmek bizi helake götürür. Başkalarının eksik ve kusurlarını araştırmak bizi helake götürür. Başkalarının özel hayatını mercek altına almak bizi helake götürür. Mümin kardeşliği bu değildir, derviş kardeşliği de bu değildir.

Herhangi bir cemaatin, cemiyetin, üstadın, topluluğun, derviş kardeşinizin veya Müslüman kardeşinizin arkasından dedikodu etmeyin, gıybet etmeyin, onun eksiğini kusurunu araştırmayın. Görmüş olsanız dahi görmeyin, duymuş olsanız dahi duymayın. Bu sizi ümmet kardeşliğinden, derviş kardeşliğinden, akrabalıktan uzaklaştıracaktır.

Kardeşin Hatasını Gördüğünde Ne Yapmalı?

Bir kardeşinizin hatasını gördüyseniz, onun adına tövbe edersiniz. Onun adına Allah’tan mağfiret dilersiniz, af dilersiniz. “Ya Rabbi varsa bir yanlışlığı onu doğru yola ilet” diye dua edersiniz. Kardeşlik budur. Sabah kalktığınızda kardeşlerinize dua edin. Sabah namazından sonra bütün kardeşlerinize, bütün ümmete dua edin: ümmetin hastalarına, borçlularına, dertlilerine, hüzünlülerine, kederlilerine, miskinlerine, açlarına, hata yapanlarına, nefsine düşenlerine.

Hz. Resulûllah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ashabından birisi savaş meydanında bir kişiyi öldürmüştü. Dediler ki: “Ya Resulûllah, la ilahe illallah Muhammeden Resulûllah demişti.” O sahabe: “Korkusundan söyledi” dedi. Hz. Peygamber arkasını dönüp: “Kalbini mi yardın baktın?” buyurdu. (Sahih-i Müslim, Kitabu’l-İman)


Dervişlikte Nefis ve Vakar

Miskin, garip gibi sıfatları kendi kendinize kullanmayın. “Ben senin itin olayım, kölen olayım, miskinim” gibi ifadeler sufilik adına, dervişlik adına söylense bile bunda da nefis vardır. Miskinin evi yoktur, nerede geceleyeceği belli değildir, eşi çoluğu çocuğu yoktur, bir saat sonrasına dair planı yoktur. Bir kimse kendisine “miskin” derse yine nefis yapmış olur. Miskin insanlardan kaçan kimsedir; onun orada olduğunu birisi tespit ettiyse ertesi gün o orada durmaz.

Vakarınızı koruyun, muhabbetinizi koruyun. Böyle isimlerle insanlar derviş olmazlar. Ahlakınızı güzelleştirin, halinizi güzelleştirmeye gayret edin, dervişliğinizi iyileştirmeye gayret edin. Allah bizi onlardan eylesin.

Dergahlardaki Dağılmanın Sebebi

Şeyh Efendi hazretlerinin zamanında güldür güldür ders olan, zikrullah yapılan bazı yerlerde artık ders olmuyor, zikir yapılmıyor. Bunun sebebi oradaki dervişlerdir: oradaki çavuş, zakir ve dervişler birbirine düşman olmuş. Bir zakir birisinden borç para almış, zamanında ödeyememiş; bu yüzden dergah dağılmış. Kendi kendimize düşüp birbirimizle kavga ederek o mübarek insanların emeğini heba ediyoruz. Allah muhafaza eylesin.

Eksiksiz Dost Arayan Dostsuz Kalır

Eksiksiz dost arayan dostsuz kalır. Biz onun eksiğini kusurunu görüp bir laf söylediğimizde onu karanlığa göndereceğiz. Nefis ve şeytan tuzağını kurmuş, biz bir arkadaşımızı, bir kardeşimizi nefis ve şeytanın ağzından çekmeye çalışıyoruz. Eğer öğrendiğim ve bildiğim dini etrafımdaki insanlara uygulamaya çalışsam, vallahi de billahi de hiç kimse kalmaz. Ama örtün, gidin helallaşın.


Eşyaya Zulüm, Depremler ve Nimetlerin İsrafı

“Eşyaya zulüm nasıl olur?” sorusuna: İnsan öfkelenince hep eşyadan hıncını alır. Her şeyin üzerimizde hakkı vardır. Biz Allah’ın bize vermiş olduğu nimetlere hamd ederiz, nimetleri israf etmeyiz, israf etmeden hayatımıza devam ederiz.

Depremleri bir yerlere, bir şeylere bağlamak hoş bir şey değildir. O zaman Medine-i Münevvere’de de deprem oldu. Hz. Ömer efendimiz asasını vurup: “Ey arz, sakin ol. Senin bağrında bir peygamber, bir de onun dostu Ebu Bekir yatmakta” dedi ve sakin oldu. Muhakkak ki depremlerde hikmet vardır, dersimizi almamız lazımdır. Ama “orada gaflet var, o yüzden oldu” demek insanların kısa görüşüdür. Cenab-ı Hak’ın bir hesabı, bir kitabı, bir hikmeti vardır. Biz kendi nasibimizi, dersimizi alalım.

Geçmiş Uygarlıklar ve Kur’an’ın Mesajı

Sümerler, Akadlar, Hititler gibi tarih sahnesinden silinen medeniyetlerle Kur’an-ı Kerim’de bahsi geçen yıkılan uygarlıkların bağlantısı hakkında: Cenab-ı Hak o geçmiş uygarlıklardan ders almamızı, onlara bakmamızı, onlardan bir hisse çıkarmamızı ve hayatımızı ona göre dizayn etmemizi ister.

Âl-i İmran Suresi 3:72 ayetinde: “Müminlere indirilmiş olana sabahleyin inanıp akşamleyin inkar edin. Belki onlar dönerler” buyurulmaktadır. Bu ayet hakkında: biz o tip insanları bilme yolunda gitmeyelim, o tip insanlardan olmamak için gayret edelim. İndirilmiş olan Kur’an ayetlerine iman edelim ve halimizi ona göre dizayn edelim. Bir başkasının nerede münafık olduğunu araştırmaya koyulmak bizi yoldan alıkoyar.


Aile Meseleleri ve Dervişlik

Boşanma meselelerinde çocukların bakımı fıkhen babaya aittir. Bir kadın “eşim ayrıldı, çok dardayım, iki çocuğum var” dediğinde çocukları babasına göndermeli. Adam adamsa, düzgünse ona gelecek olan kadın “üç değil on üç çocuğuna da razıyım” diyecek. Adam öyle değilse üç çocukla tek başına kalacak ve o zaman kadının kıymetini bilecek.

Dervişlik, hayal edildiği gibi kolay değildir. Ne yazık ki herkes şeyhinin “şöyle demiş yapmış” diye anlatırken bir şey söyleyince nefse uyarsa yapıyor, nefse tatlı gelirse yapıyor. Dervişliği yaşamak biraz zor, kadınlar için de erkekler için de. Hayatınızı normal yaşayın; asıl dervişlik budur.


Kaynakça

  • Sahih-i Müslim, Kitabu Fedaili’s-Sahabe — Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in faziletleri hakkında hadisler
  • Sünen-i Tirmizi, Kitabu’l-Menakıb — “Hüseyin bendendir, ben de Hüseyin’denim”; “Hasan ile Hüseyin cennet gençlerinin efendileridir” hadisleri
  • Sahih-i Müslim, Kitabu’l-İman — “Kalbini mi yardın baktın?” hadisi (savaşta la ilahe illallah diyen kişiyi öldüren sahabe)
  • Cuma Suresi (62:9) — Cuma namazının farziyeti: “Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında Allah’ın zikrine koşun”
  • Âl-i İmrân Suresi (3:72) — “Müminlere indirilmiş olana sabahleyin iman edip akşamleyin inkar edin”
  • Bakara Suresi (2:255); Taha Suresi (20:109); Enbiya Suresi (21:28) — Şefaat izni hakkında ayetler
  • Hucurât Suresi (49:12) — Gıybet ve tecessüs yasağı: “Birbirinizin kusurlarını araştırmayın, birbirinizin gıybetini yapmayın”
  • İbn Sa’d, Tabakâtü’l-Kübrâ — Kerbela vakası, şehit listesi ve tarihi detaylar
  • İbn Kesir, el-Bidâye ve’n-Nihâye, Cilt 8 — Kerbela vakasının ayrıntılı anlatımı, İbn Ziyad olayları
  • Hacı Bektaş Veli, Makâlât — Dört kapı kırk makam açıklaması: şeriat, tarikat, hakikat, marifet
  • Sahih-i Buhari, Kitabu’l-Cenaiz — Yas tutma süresi: üç gün ile sınırlılık hadisi

Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri

Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi