Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Sayfa

Sorular: Tarikat Edebi

Table of Contents

Sohbetlerden Derlenen Sorular

Kategorilere göre düzenlenmiş tam arşiv

35.367Soru-Cevap
2.760.705Kelime
51Kategori
378Sayfa

Tarikat Edebi(148)

Şiş burhânı nedir?

Rufâîlerde şiş burhânı meşhurdur. Olması lazım mı değil. Olması lazım mı değil. Şart mı değil. Ama lazım mı evet. Lazım mı evet ama şart mı değil.

Kaynak: 2022 Sohbeti — Sûfîlik Sünnet-i Seniyye’dir

Destur formunun tasavvufî anlamı nedir?

"Destur" formunun tasavvufî anlamı — Mevlânâ, Fîhi Mâ Fîh , 15.

Kaynak: 2021 Sohbeti — Âşıklık Perdeleri ve İcâzetin Hakikati

Zülcenâh silsilesinde son âmîn niyazı ne anlama gelmektedir?

Zülcenâh silsilesinde son âmîn niyazı — Hucurât 49/10 ("Mü’minler ancak kardeştir")

Kaynak: 2021 Sohbeti — Âşıklık Perdeleri ve İcâzetin Hakikati

Nereden üçkağıtçı olduklarına karar verdin?

Yok dedi. Nereden üçkağıtçı olduklarına karar verdin? Aldım seni dersin işin gücün nasıl gelsin. Hadi bak işine. Ben öyle demek istemedim. Ya ne demek istedin? Sen dervişler dediğin zaman sadece bu topluluğu konuşmuyorsun ki dervişler dediğin zaman Hazret-i Ebû Bekir Efendimiz de derviş, Hazret-i Ali Efendimiz de derviş, Peygamberler de derviş, Adem’e kadar hepsi de derviş. Bu böyle baktı.

Kaynak: 2021 Mesnevî — Kendine Zulmetme ve Gayyâ Kuyusu

Nakşibendî yapılanması nedir?

Nakşibendî yapılanmaları Türkiye’deki etliye sütliye karışmazlar. Bakın hiçbir etliye sütliye karışmazlar. Bunlar bulundukları yerde gerekirse İslâm’ın söyleminden geriye dahi dönebilirler, konuşmazlar. Bu mesela risale yapılanması ile Nakşibendî yapılanması birbirine yakındır bunların yapılanmaları. Zaten mesela Bediuzzaman Said-i Nur’sazettir biraz daha Nakşibendî yapılanmasına yakındır. Mesela onun sözüdür. Her hak her yerde söylemek o kimsenin hakkı değildir der.

Kaynak: 2020 Soru-Cevap — Siyasal İslâm, Ulu’l-Emr ve Fâiz

Hazreti Mevlânâ’nın ortak yaşam felsefesinin doğuşu nedir?

Hazreti Mevlânâ’nın ortak yaşam felsefesinin doğuşu, Bosna’da yapılan yedi şehirde sohbetler ve programlarla şekillenmiştir. Bu programlar, Hristiyanların çok olduğu Müslümanların az olduğu iki şehirde gerçekleştirilmiştir. Orada kiliseleri ziyaret edilmiş, Müslümanların halini ve çektiği sıkıntıyı gözlemlemiş, onlarla beraber yaşamış ve kalkmışlardır. Bu deneyimler, Müslümanların ortak yaşamı keşfetmesi ve ortak yaşamın temellerini atması gerektiğini anlatmıştır.

Kaynak: 4. Karabaş-ı Velî Tekkesi 2019 — Tekirdağ Şeb-i Arûs Açılış: Hazreti Mevlânâ’da

Hazreti Mevlânâ’nın ortak yaşam felsefesinin temel prensipleri nelerdir?

Hazreti Mevlânâ’nın ortak yaşam felsefesinin temel prensipleri, toplumda barış, dayanışma, hizmet anlayışı ve her bireyin kendi değerlerini korurken diğerlerine de saygı duyarak ortak bir yaşam kurma yoludur. Bu felsefe, özellikle toplumsal dayanışma, hizmet anlayışı ve toplumun birlikte gelişmesi üzerine odaklanır. Bu felsefe, toplumda her bireyin kendi değerlerini korurken diğerlerine de saygı duyarak ortak bir yaşam kurma yoludur.

Kaynak: 4. Karabaş-ı Velî Tekkesi 2019 — Tekirdağ Şeb-i Arûs Açılış: Hazreti Mevlânâ’da

Ortak yaşam felsefesinin toplumsal dayanışma ve hizmet anlayışı üzerindeki etkisi nedir?

Ortak yaşam felsefesinin toplumsal dayanışma ve hizmet anlayışı üzerindeki etkisi, toplumda barış, dayanışma ve hizmet anlayışını geliştirmeyi amaçlar. Bu felsefe, toplumun her bireyinin kendi değerlerini korurken diğerlerine de saygı duyarak ortak bir yaşam kurma yoludur. Bu felsefe, özellikle toplumsal dayanışma, hizmet anlayışı ve toplumun birlikte gelişmesi üzerine odaklanır.

Kaynak: 4. Karabaş-ı Velî Tekkesi 2019 — Tekirdağ Şeb-i Arûs Açılış: Hazreti Mevlânâ’da

Hazreti Mevlânâ’nın Ortak Yaşam Felsefesi nedir?

Hazreti Mevlânâ’nın Ortak Yaşam Felsefesi, Allah için toplanan meclislerde zikrullah yaparak af edilmek ve bir araya gelerek Allah’ı zikrederek günahların affedilmesi felsefesidir. Bu felsefe göre, akraba olmayan, aynı kavimden olmayan, birbirlerinden menfaatler olmayan insanlar Allah için toplanırlar ve orada Allah’ı zikrederlerse oradan af olmuş olarak kalkın bizden.

Kaynak: 4. Karabaş-ı Velî Tekkesi 2019 — Tekirdağ Şeb-i Arûs Açılış: Hazreti Mevlânâ’da

Allah için toplanan meclisin af fırsatı nedir?

Allah için toplanan meclisin af fırsatı, bir araya gelerek Allah’ı zikrederek günahların affedilmesi felsefesidir. Bu felsefe göre, akraba olmayan, aynı kavimden olmayan, birbirlerinden menfaatler olmayan insanlar Allah için toplanırlar ve orada Allah’ı zikrederlerse oradan af olmuş olarak kalkın bizden.

Kaynak: 4. Karabaş-ı Velî Tekkesi 2019 — Tekirdağ Şeb-i Arûs Açılış: Hazreti Mevlânâ’da

Allah’ı zikreden bir toplulukta af edilir mi?

Allah’ı zikreden bir toplulukta af edilir. Müslim, Zikr 38-39’da "Bir topluluk Allah’ı zikretmek için bir araya gelirse melekler onları kuşatır, Allah katında anılırlar, günahları affolunur" denmektedir. Bu durumda, topluluk Allah’ı zikrederek af edilir.

Kaynak: 4. Karabaş-ı Velî Tekkesi 2019 — Tekirdağ Şeb-i Arûs Açılış: Hazreti Mevlânâ’da

Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in cübbesinin cebi olmayışını, "sûfî abasının cebi olmaz" ilkesini tafsîlâtıyla izah etmiştir?

Afyonkarahisar Belediyesi ve Tasavvuf Vakfı’nın müştereken düzenlediği Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî hazretlerinin 745. Vuslat Yıldönümü (Şeb-i Arûs) programında akdolunan bu sohbet-i şerîfinde, evvelâ Afyon Mevlevîhânesinin bânîsi olan ve Afyon’un bağrında medfûn bulunan Abâ-Pûşî Velî hazretlerini (Hz. Mevlânâ’nın torunu Sultan Veled’in kızı ile evlenen bey oğlunu) zikretmiş; onun oğlu Sultan-ı Dîvânî Mehmed Çelebi’nin Mevlevîlikte "ikinci pîr" olarak meşhur olduğunu, babasının o denli müşterak kalmasının oğlunun şöhretinin tesîri olduğunu beyan buyurmuştur. Abâ-Pûşî Velî’nin Timur’un gönderdiği akçe ve hediyeye karşı verdiği o meşhur cevâbı — "Bizim abamız terk ve ihtiyaçsızlık elbisesidir" — nakletmiş ve bu sözden yola çıkarak sûfînin maddiyata bakışının ne olması gerektiğini, "sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz" (Yâsîn 21. âyet) düsturunu, kendi gençlik yıllarındaki Bayındır senet dolandırıcılığı kıssasından "aldatan bizden değildir" hadîs-i şerîfini, Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in cübbesinin cebi olmayışını, "sûfî abasının cebi olmaz" ilkesini tafsîlâtıyla izah etmiştir. Ardından Hz. Mevlânâ’nın "Ben Kur’ân’ın kuluyum, Muhammed Mustafâ’nın yolunun tozuyum" beyânı üzerinden onun yolunun sırât-ı müstakîmden başka bir şey olmadığını, "Ben Fred Firavunluk, Kant’çılık, Marksizm okunabilir ama Mevlânâ’yı unutarak değil" îkâzını, Anadolu’nun dört büyük çeşmesinin (Mevlânâ, Hacı Bektâş-ı Velî, Yûnus Emre, Muhyiddîn İbn Arabî) bu milletin rûhunu nasıl yoğurduğunu, "Güneş gibi herkese can vermeye gelmişiz biz" şiirinin hikmetlerini, Hanefî-Mâturidî ekolünün sivil öldürmeyi yasaklamasını, Fâtih’in İstanbul’u fethedince tek bir kilisenin tuğlasına bile dokunmadığını, bu topraklarda hiçbir kilise veya havra yıkılmadığını, Hz. Peygamber’in ordusunun yolunu köpek yavrusunun emzirilmesi için değiştirdiği hadîsini, "canlılarla eş dost olalım" düsturunu; en nihayetinde de Semâ’nın Hz. Mevlânâ ile başlamayan, bizzat Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in devrinde Hz. Ali, Cafer-i Tayyâr ve Zeyd bin Hâriseye karşı akdolunan bir Sünnet-i Seniyye olduğunu ispat eden İmâm Ahmed bin Hanbel’in el-Müsned c.1 s.537 857 nolu hadîs-i şerîfi ile tabsîl etmiştir.

Kaynak: 2. Karabaş-i Velî Tekkesi 2018 Sohbeti — Afyon Şeb-i Arûs 745. Vuslat Yıldönümü,

Timur, bu büyük velînin şöhretini duymuş ve kendisine akçe ve hediye göndererek onun hayır duâsını almak, belki de onun mânevî otoritesinden faydalanmak istemiştir?

Târihî rivâyete göre Timur Han (Temür), Anadolu seferi sırasında ordusu ile Afyon sınırlarına kadar dayandığında Abâ-Pûşî Velî hazretleri hâlâ berhayat idi. Timur, bu büyük velînin şöhretini duymuş ve kendisine akçe ve hediye göndererek onun hayır duâsını almak, belki de onun mânevî otoritesinden faydalanmak istemiştir. Abâ-Pûşî Velî’nin verdiği cevâp tasavvuf târihinin en çarpıcı vak’alarından biridir: "Bizim abamız terk ve ihtiyaçsızlık elbisesidir." Efendi hazretleri bu cevâbın muhteşemliğini şöyle tefsîr etmiştir: "Timur’un akçesine gözünü dikmez. Timur’un hediyelerine gözünü dikmez. Kıymetli dostlar, sûfîlik insanların akçesine göz dikme yolu değildir. Bu zâtlar dervişlerinin etrafının akçesine, makâmına, mevkîsine göz dikmiş akçe toplamış değiller. Aksine: "Bizim abamız terk ve ihtiyaçsızlık elbisesidir" derler." Bu cevâp, sûfînin maddî dünyaya, siyâsî iktidara ve dünyevî menfaate karşı duruşunun ezelî bir prensibidir: Velî, ne sultândan ne tüccârdan ne de müridlerinden menfaat beklemez — onun yegâne beklentisi Cenâb-ı Hakk’tan gelendir.

Kaynak: 2. Karabaş-i Velî Tekkesi 2018 Sohbeti — Afyon Şeb-i Arûs 745. Vuslat Yıldönümü,

Ehli tarikatın tövbesi nedir?

Ehli tarikatın tövbesi: üstadı, cemaat, zikir halkası hatırlayarak günahtan geri dönme.

Kaynak: Karabaş-ı Velî Tekkesi Sohbeti (30 Haziran 2012) — Tövbenin Mertebeleri: Şeriatt

Kâdiriyye tarikatının pîri kimdir?

Abdülkâdir Geylânî (ö. 1166): Kâdiriyye tarikatının pîri. el-Gunye li-Tâlibî Tarîki’l-Hakk; Fütûhu’l-Gayb.

Kaynak: 164. Dergah Sohbeti — Allah’ı Tanımak, Akıl ve Şeytan, Sevgilinin Emanetleri

Neden yirmi yıldan beri tarikata girdiğinizi şahitlik ediyorsunuz?

Yirmi yıldan beri tarikata girdim. Yirmi yıldan beri bir perşembe dersini bile bile evde yattığımı hatırlamıyorum. Yirmi yıldan beri namazı terk ettiğimi hatırlamıyorum.

Kaynak: 172. Dergah Sohbeti — Güzellikle Tebliğ, Aile Sünneti ve Hizmet Odaklı Tarikat A

Neden hizmet odaklı tarikat anlayışı vardır?

Biz herkesin durduğu noktada tipik bir tarikat değiliz. Nasıl ‘bir lokma bir hırka’ felsefesini reddediyorsak, kendi içine kapanmış, kapalı kapılar ardından tarikatı sadece Allah’ı zikretmek olarak görüp insanlara dini, İslam’ı anlatmaktan uzak bir tarikat da değiliz.

Kaynak: 172. Dergah Sohbeti — Güzellikle Tebliğ, Aile Sünneti ve Hizmet Odaklı Tarikat A

Tarikat ne demektir?

Tarikat bir günlük iş değil. Tarikat yiğit adamların işidir, mangal yüreklerin işidir, civan mert adamların işidir. Gün gelir yalnız kalırsın dağın başında — o zaman yalnızca mücadele etmesini bileceksin. Zeybek ruhlu olmak; efenin bir altı zeybektir. Etrafındaki kızanları kollayan, onlardan önce canını tehlikeye atan, yanındakini aç bırakmayan, kendisi aç kalan, yanındakini uyutup kendisi düşman nöbeti bekleyen kimsedir zeybek.

Kaynak: 172. Dergah Sohbeti — Güzellikle Tebliğ, Aile Sünneti ve Hizmet Odaklı Tarikat A

Tarikat anlayışınız nedir?

Bizim stratejimiz, amacımız: Kur’an ve Sünnetten haberi olmayan, tarikattan-tasavvuftan haberi olmayan kitlelere ulaşıp onlara Peyg. Efendimizi sevdirmek, Allah’ı sevdirmek, Sünnet-i Resulullah’ı tanıtmak, Kur’an’ı tanıtmak, tasavvufu tanıtmak, doğru tarikatı tanıtmak. Biz bir kişiye değil, binlerce insana ulaşmayı hedefliyoruz.

Kaynak: 172. Dergah Sohbeti — Güzellikle Tebliğ, Aile Sünneti ve Hizmet Odaklı Tarikat A

Tarikat yiğit adamların işidir, mangal yüreklerin işidir, civan mert adamların işi midir?

Tarikat bir günlük iş değil. Tarikat yiğit adamların işidir, mangal yüreklerin işidir, civan mert adamların işidir. Gün gelir yalnız kalırsın dağın başında — o zaman yalnızca mücadele etmesini bileceksin. Zeybek ruhlu olmak; efenin bir altı zeybektir. Etrafındaki kızanları kollayan, onlardan önce canını tehlikeye atan, yanındakini aç bırakmayan, kendisi aç kalan, yanındakini uyutup kendisi düşman nöbeti bekleyen kimsedir zeybek.

Kaynak: 172. Dergah Sohbeti — Güzellikle Tebliğ, Aile Sünneti ve Hizmet Odaklı Tarikat A

172. Dergah Sohbeti — Güzellikle Tebliğ, Aile Sünneti ve Hizmet Odaklı Tarikat Anlayışı nedir?

Nasıl ‘bir lokma bir hırka’ felsefesini reddediyorsak, kendi içine kapanmış, kapalı kapılar ardından tarikatı sadece Allah’ı zikretmek olarak görüp insanlara dini, İslam’ı anlatmaktan uzak bir tarikat da değiliz. Bizim stratejimiz, amacımız: Kur’an ve Sünnetten haberi olmayan, tarikattan-tasavvuftan haberi olmayan kitlelere ulaşıp onlara Peygamber-i Zişan Efendimizi sevdirmek, Allah’ı sevdirmek, Sünnet-i Resulullah’ı tanıtmak, Kur’an’ı tanıtmak, tasavvufu tanıtmak, doğru tarikatı tanıtmak. Biz bir kişiye değil, binlerce insana ulaşmayı hedefliyoruz.

Kaynak: 172. Dergah Sohbeti — Güzellikle Tebliğ, Aile Sünneti ve Hizmet Odaklı Tarikat A

Dervislik hukuku nedir?

Dervislikte herkes birbirine misafir olabilir ama dervislik hukukunun koseleri vardir; o koseleri ezmek olmaz. Ancak dervislik derinlestikce o koseler kalkar. Sahabe-i Kiram’in dostluğuna bakin: birbirlerinin evine giderler, evde kimse yoksa kapiyi acip girerler, yerler icerler; ev sahibi geldiginde sevinir, dua eder.

Kaynak: 205. Dergah Sohbeti – Kiyamet Beklentisi, Zikrullah ile Tecrid ve Misafirlik Ada

Dervislikte dostluk ne anlama gelir?

Gercek dostlukta senin-benim kavgasi yoktur. ‘Yarin dudagi haric senin benim mutlaka’ demistir ehli tasavvuf. Dostun namusu senin namusundur, onun hanimi senin kiz kardesindir, onun cocuklari senin manevi cocuklarindir. Dostluktan evlilik dahi olabilir ama usulune uygun, delikanlica, aile hukukuna riayet ederek.

Kaynak: 205. Dergah Sohbeti – Kiyamet Beklentisi, Zikrullah ile Tecrid ve Misafirlik Ada

Sohbet ve cemaat adabında neler dikkate alınmalıdır?

Bir kimse herhangi bir topluluğa giderse; usulünce oturur, köşeye çekilir. Sohbet varsa sohbeti dinler, soru sorulacak vakit geldiğinde sorusunu sorar, zikrullah varsa zikrullahını yapar, sonra kalkar gider. Kendiliğinden öne geçip sohbet etmek istemek, bir şey anlatmak istemek — bunların hepsi nefistir.

Kaynak: 220. Dergah Sohbeti – Manevi Makamlar, Affetme Ölçüsü, Zikrullahta Sebat ve Sadı

Tarikat ve tasavvuf aynı mıdır?

Tarikat ehli aynı zamanda tasavvuf ehli midir? Tasavvuf ehli aynı zamanda tarikat ehlidir. Ama her tarikat ehli tasavvuf ehli değildir. Tarikat biraz daha resmi kimliği olan bir yapıdır: Toplanıldığı yer bellidir, Zikrullah yapıldığı yer bellidir, kıyafeti bellidir, sarığının rengi dahi verilir.

Kaynak: 226. Dergah Sohbeti – Nefis Terbiyesi, Tarikat-Tasavvuf Ayrımı ve İlahi Aşkın Ka

Ehl-i tasavvuf tarikatın kıyafeti ve sarığına nasıl yaklaşır?

Ehl-i tasavvuf sarığı sünnet kabul eder ve sünnet olan renklerden herhangi birisini sarar geçer — nefis kibirlilik vermediği müddetçe. Ehl-i tasavvuf dışıyla da ilgilenmiş, hatta bir ara içe bakmayı bırakmıştır. ‘Allah sizin suretinize değil, siretinize bakar’ ayet-i kerimesini düstur edinmiştir.

Kaynak: 226. Dergah Sohbeti – Nefis Terbiyesi, Tarikat-Tasavvuf Ayrımı ve İlahi Aşkın Ka

Mürşidsiz tasavvuf mümkün müdür?

Eğer söz konusu olan tasavvuf ise, kalbin diriltilmesi ise, tarih boyunca mürşidsiz olmamış. Son asrın müceddidi Bedîüzzaman Said Nursî hazretleri de Yirmi Dokuzuncu Mektup’un Dokuzuncu Kısmı’nda bunu söylemiştir: ‘Bir kimse mütefekkir bir âlim de olsa, bugünkü fitnelerin karşısında kendisini muhafaza etmesi müşkülleşmiştir.’

Kaynak: 226. Dergah Sohbeti – Nefis Terbiyesi, Tarikat-Tasavvuf Ayrımı ve İlahi Aşkın Ka

Nübüvvet Yolu ve Velayet Yolu nedir?

Sufilerin içerisinde, tarikatların içerisinde nübüvvet yoluyla velayet yolu diye bu yolu ikiye ayırmışlardır büyükler. Velayet yolunda olan kimseler şeyhine, şeyhine, şeyhine olarak giderler. Şeyhinin yaptığı şeyin sünnete uygun olup olmadığına bakmazlar veya şeyhinin edebini sünnetten üstün tutarlar.

Kaynak: 297. Dergah Sohbeti — Af Yolu, Nübüvvet Yolu, Darül Harp ve Faiz Meselesi

Nübüvvet yoluyla velayet yolu arasındaki fark nedir?

Zamanla ümmetin arasında çatışmaya ve ayrışmaya yol açan bu farklı tezahürlerin yerine, insanlara en kestirme, en selametli, en sahih ve en parlak yol Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin nübüvvetteki anlayışını, sünnet-i Resulullah’ın adab ve erkanını doğrudan yolcuların üzerine bir elbise olarak giydirmektir.

Kaynak: 297. Dergah Sohbeti — Af Yolu, Nübüvvet Yolu, Darül Harp ve Faiz Meselesi

Muhakkak ki geçmiş şeyh efendiler bir şeyi uygularken ne yapmışlardır?

Muhakkak ki geçmiş şeyh efendiler bir şeyi uygularken heva ve hevesten uygulamamışlardır, o gün o topraklarda doğrudur. Ama nasıl içtihat kapısı açık olup zamana ve mekana göre uygulamalar değişebiliyorsa, sufilik yolu da Kur’an ve sünnetle yoğrularak bugünkü insanlara aktarılmalıdır.

Kaynak: 297. Dergah Sohbeti — Af Yolu, Nübüvvet Yolu, Darül Harp ve Faiz Meselesi

Bağlı olduğun tarikatı kendi isteğinle bırakabilir misin?

Bırakılabilir. Normalde bırakılamaz diyenler vardır; ben o görüştekilere katılanlardan değilim. Bir kimse bir üstada bağlanmış, bir tarikata bağlanmış. Eğer bırakmak istiyorsa, bir müddet sonra gelir, "Ben bırakmak istiyorum. Buraya gelip gidemeyeceğim, dersi takip edemeyeceğim, bana uygun değil, meşrebime uymuyor" derse gidebilir. Bunun için herhangi bir zorluk yoktur.

Kaynak: 326. Dergah Sohbeti — Gorev Tayini, Mehdi Meselesi ve Dergah Adabi

328. Dergâh Sohbeti — Mevlevîlikte Şemsî Ekol, İhlas ve Çanakkale Ruhu nedir?

Mevlevîlik üç gruba ayrılmaz. İlk Mevlevîlerden bir kısmı, Şems kolu ile Çelebiler arasında kendilerini ‘Şemsî’ olarak nitelendirmiştir. Şemsî olanlar, Hazreti Mevlânâ’dan sonra kendilerini Hüsâmettin Çelebi, Sultan Veled ve sonraki silsile olarak sürdürmüşlerdir. Diğer bir kol ise Ulu Arif Çelebi’nin yolunu devam ettirmiş, selâmlama ve devir gibi ritüelleri oluşturmuşlardır. Gönlüm Şemsî ekolden yanadır. Şemsî ekolde tacın, hırkanın, cübbenin, sarığın çok fazla anlamı yoktur. Daha aşka, ihlâsa, samimiyete ve muhabbete dayalı bir ekoldür. Bu ekolün durduğu yer Kur’an ve Sünnetin tam ortasıdır. Semazen kardeşlerin dost ortamlarında zikrullah yaparken, gerçekten birisi Hazreti Şems’in manasında kalksın sema etsin; zikrullah halkası yapılırken üstadıyla, Mevlânâ ile, Şemseddin-i Tebrizî ile, hatta semânın melekleriyle sema etsin.

Kaynak: 328. Dergâh Sohbeti — Mevlevîlikte Şemsî Ekol, İhlas ve Çanakkale Ruhu

Sufilerin adabı: Kardeşlik ve Sır Saklama nedir?

Sufilerin adablarından biri de sufilerin birbirlerinin ahvalini sormaları, iyi geçinmeleri, kardeşlerinin özel hallerini saklamaları, kimsenin sırrını ifşa etmemeleridir. Sufiler birbirini arayıp sevdikçe iyilik içinde olurlar. Hayırlıktan düştüler mi mahvolurlar.

Kaynak: 340. Dergâh Sohbeti — Hizmet, Liderlik ve Sufi Adabında Kardeşlik

340. Dergâh Sohbeti — Hizmet, Liderlik ve Sufi Adabında Kardeşlik nedir?

‘ Şart değildir. Ama anlatılacaksa ya alimlere ya istihare sahibine anlatılacaktır. Sufilerin Adabı: Kardeşlik ve Sır Saklama Sufilerin adablarından biri de sufilerin birbirlerinin ahvalini sormaları, iyi geçinmeleri, kardeşlerinin özel hallerini saklamaları, kimsenin sırrını ifşa etmemeleridir. Sufiler birbirini arayıp sevdikçe iyilik içinde olurlar. Hayırlıktan düştüler mi mahvolurlar. O yüzden sufiliğin adabı kardeşlerin birbirleriyle iyi geçinmeleri, birbirlerinin hatırlarını sorup birbirlerine yardım etmeleri, varsa birbirlerinin sırları o sırlarını saklamaları, gizlemeleri, ifşa etmemeleridir. Birbirleriyle araları bozulsa dahi o insanların birbirlerinin sırlarını ifşa etmemeleri gerekir. Sufiliğin adabı kardeşler arasında iyiliğin, güzelliğin, iyi ahlakın, kardeşlik dairesinin üst noktaya taşınması ve bu halin korunmasıdır. Allah bizi onlardan eylesin. La ilahe illallah.

Kaynak: 340. Dergâh Sohbeti — Hizmet, Liderlik ve Sufi Adabında Kardeşlik

Sufilerin adabı nedir?

Sufilerin adablarından biri de sufilerin birbirlerinin ahvalini sormaları, iyi geçinmeleri, kardeşlerinin özel hallerini saklamaları, kimsenin sırrını ifşa etmemeleridir. Sufiler birbirini arayıp sevdikçe iyilik içinde olurlar. Hayırlıktan düştüler mi mahvolurlar. O yüzden sufiliğin adabı kardeşlerin birbirleriyle iyi geçinmeleri, birbirlerinin hatırlarını sorup birbirlerine yardım etmeleri, varsa birbirlerinin sırları o sırlarını saklamaları, gizlemeleri, ifşa etmemeleridir. Birbirleriyle araları bozulsa dahi o insanların birbirlerinin sırlarını ifşa etmemeleri gerekir. Sufiliğin adabı kardeşler arasında iyiliğin, güzelliğin, iyi ahlakın, kardeşlik dairesinin üst noktaya taşınması ve bu halin korunmasıdır. Allah bizi onlardan eylesin. La ilahe illallah.

Kaynak: 340. Dergâh Sohbeti — Hizmet, Liderlik ve Sufi Adabında Kardeşlik

Sufilerin birbirlerinin sırlarını saklamaları neden önemlidir?

Sufilerin birbirlerinin sırlarını saklamaları, kimsenin sırrını ifşa etmemeleri gerekir. Birbirleriyle araları bozulsa dahi o insanların birbirlerinin sırlarını ifşa etmemeleri gerekir. Sufiliğin adabı kardeşler arasında iyiliğin, güzelliğin, iyi ahlakın, kardeşlik dairesinin üst noktaya taşınması ve bu halin korunmasıdır.

Kaynak: 340. Dergâh Sohbeti — Hizmet, Liderlik ve Sufi Adabında Kardeşlik

Yeni dervişlere ders verme usulü nedir?

Yeni evlerde ders yapılırken gelenleri alıştırmak için ilk zamanlar kısa kısa yapılmalıdır. Lâ ilâhe illallah deyip kal. Ardından birinci ikinci hafta beş tane, üçüncü hafta on beş tane, dördüncü hafta otuz tane. Bu âdâb ve erkân açısından bir sıkıntı yoktur. Hz. Peygamber (s.a.v.) yeni İslam olmuş bir kavme namazı, orucu, haccı tebliğ eder. Derler ki: ‘Ya Resulallah zekâtı söyleme.’ Der ki: ‘Onlar gönülleri dine alıştığında zekâtı da kendi istekleriyle verirler.’ Demek ki bir kimsenin gönlünü dine alıştırmak, tasavvufa alıştırmak, zikrullaha alıştırma noktasında kısa kısa yapmakta fayda vardır.

Kaynak: 381. Dergâh Sohbeti — Şükrün Hakikati, Şeyh-Mürid Bağı ve Sufinin Adabı

681. Dergâh Sohbeti — Devran Zikri, Ağız Taşı, Veysel Karanî ve Sahabe Fazileti nedir?

1. Devran Zikri — Kim Yaptırabilir?

Soru: Zikrullah halkasının ortasında devran zikrini kimler yaptırabilir?

Şeyh Efendi’nin bana söylediği: ya şeyh olacak, ya halîfe olacak, ya da nakîbi nükabbâ olacak. Ancak bunlar devran zikrullahı yaptırabilir. Bunların hâricinde olanlar devran zikrullahı yaptıramazlar.

Ayağı kaldırmak (ayakta zikir yaptırmak) meselesinde ise ders yaptıran bütün arkadaşlar ayağı kaldırabilirler. Bunda bir sıkıntı yoktur.

Bayındır Hatıraları — İlk Zakirlik Günleri

Ben yeni derviş olduğumda, Şeyh Efendi bana zakirlik verdiğinde, Bayındır’da hiçbir derviş yoktu. Genç arkadaşlarla toplanıyoruz, dedemin evinde — elektrik yok, su yok, gaz lambasında zikrediyoruz. Toprağın üstünde bir kilim, o kadar.

Herkesin ayakları ağrıyor, ben hemen ayağa kaldırdım. Birisi gitmiş başka bir zakirre söylemiş; o da geldi "buna müsaade lazım" dedi. Canım sıkıldı ama sustum. Sonra Şeyh Efendi’yi aradım. Şeyh Efendi dedi: "Sen ayağı da kaldır, oturt da, denizin üstünde, havada, karada — istediğin dersini al, istediğine dersini ver." Hepsini sıraladı. Meğer bunlar ancak bir halîfeye müsaade edilen şeylermiş — biz dergâhın âdâb ve erkânını öğrendikçe bunu da öğrendik.

Kaynak: 681. Dergâh Sohbeti — Devran Zikri, Ağız Taşı, Veysel Karanî ve Sahabe Fazileti

Zikrullah halkasının ortasında devran zikrini kimler yaptırabilir?

Şeyh Efendi’nin bana söylediği: ya şeyh olacak, ya halîfe olacak, ya da nakîbi nükabbâ olacak. Ancak bunlar devran zikrullahı yaptırabilir. Bunların hâricinde olanlar devran zikrullahı yaptıramazlar.

Kaynak: 681. Dergâh Sohbeti — Devran Zikri, Ağız Taşı, Veysel Karanî ve Sahabe Fazileti

Ayağı kaldırmak (ayakta zikir yaptırmak) meselesinde ders yaptıranlar ne yapabilirler?

Ayağı kaldırmak (ayakta zikir yaptırmak) meselesinde ise ders yaptıran bütün arkadaşlar ayağı kaldırabilirler. Bunda bir sıkıntı yoktur.

Kaynak: 681. Dergâh Sohbeti — Devran Zikri, Ağız Taşı, Veysel Karanî ve Sahabe Fazileti

Dergah içinde yapılan sohbetlerin konuları nelerdir?

Dergah içinde yapılan sohbetler, genellikle İslam’ın temel ibadetlerinden olan beş temel haktan birinin muhafazasıyla ilgilidir. Bu sohbetler, dervişlerin ve müridlerin bu ibadetleri yerine getirmeleriyle ilgili fikirlerini, davranışlarını ve bu konuda yaşadıkları durumları ele alır. Ayrıca, dervişlerin iç dünyaları, duyguları ve bu konularla ilgili yaşadıkları olaylar da sohbetlerin konuları arasındadır.

Kaynak: 714. Dergah Sohbeti | Zaruratu Hamse — Beş Temel Hakkın Muhafazası

Dervişlerin beş temel hakkın muhafazası nedir?

Dervişlerin beş temel hakkın muhafazası, dervişlerin kendilerine ait olan beş temel hakkın korunmasıdır. Bu haklar, dervişlerin kendilerine ait olan ve dışarıdan zulmetmeyeceğimiz, herkesin uyuduğu yerde biz koşarız, herkesin yürüdüğü yerde biz uyuruz, bizim bir örneğimiz yok, biz yırtılsak yamalığımız yok, biz sökülsek ipimiz yok, biz dikilecek ipimiz yok gibi ifadelerle açıklanmaktadır.

Kaynak: 714. Dergah Sohbeti | Zaruratu Hamse — Beş Temel Hakkın Muhafazası

Dervişlerin kendine münhasır bir topluluğu neden oluşturdukları nedir?

Dervişlerin kendine münhasır bir topluluğu oluşturdukları, kendilerine ait olan beş temel hakkın korunması ve bu hakların dışarıdan zulmetmeyeceğimiz, herkesin uyuduğu yerde biz koşarız, herkesin yürüdüğü yerde biz uyuruz, bizim bir örneğimiz yok, biz yırtılsak yamalığımız yok, biz sökülsek ipimiz yok, biz dikilecek ipimiz yok gibi ifadelerle açıklanmaktadır.

Kaynak: 714. Dergah Sohbeti | Zaruratu Hamse — Beş Temel Hakkın Muhafazası

Dervişlerin beş temel hakkın muhafazası neden önemlidir?

Dervişlerin beş temel hakkın muhafazası, dervişlerin kendilerine ait olan beş temel hakkın korunmasıdır. Bu hakların korunması, dervişlerin kendilerine ait olan ve dışarıdan zulmetmeyeceğimiz, herkesin uyuduğu yerde biz koşarız, herkesin yürüdüğü yerde biz uyuruz, bizim bir örneğimiz yok, biz yırtılsak yamalığımız yok, biz sökülsek ipimiz yok, biz dikilecek ipimiz yok gibi ifadelerle açıklanmaktadır.

Kaynak: 714. Dergah Sohbeti | Zaruratu Hamse — Beş Temel Hakkın Muhafazası

Dervişlerin kendine münhasır bir topluluğu nasıl bir yapıya sahiptir?

Dervişlerin kendine münhasır bir topluluğu, kendilerine ait olan beş temel hakkın korunması ve bu hakların dışarıdan zulmetmeyeceğimiz, herkesin uyuduğu yerde biz koşarız, herkesin yürüdüğü yerde biz uyuruz, bizim bir örneğimiz yok, biz yırtılsak yamalığımız yok, biz sökülsek ipimiz yok, biz dikilecek ipyimiz yok gibi ifadelerle açıklanmaktadır.

Kaynak: 714. Dergah Sohbeti | Zaruratu Hamse — Beş Temel Hakkın Muhafazası

713. Dergah Sohbeti | Allah’a Yönelenden Başkası Zikretmez — Mümin 13 nedir?

713. Nasihat — Dergah Sohbeti. Çünkü hani bir kimse Allah’ın varlığıyla alakalı inkar ediyorsa bu konuda varlığını kabul etmiyorsa onların akıllı olmadıklarına hükmetmişler. Yani o kimsede az bir şey akıllı olmuş olsa, az bir idrak olmuş olsa Allah’ın varlığıyla alakalı şüphe düşmez Allah’ın varlığını kabul eder. Bu hükme varmışlar ve Cenab-ı Hak’ta bütün insanlara sadece inananlara değil bütün insanlara ayetlerini gösteriyor. Ayetlerini açıklıyor ve yine Fusület ayet 53’te bunu böyle ilk dervişliğimin başlangıcında. Melami meşrepli olan Bayındır’daki melamiler bu ayet-i kerimeyi çok söylerler konuşurlardı. Ehl-i Sufi bu ayet-i kerimin üzerinde çok konuşur. Fusület ayet 53. Kur’an’ın hak olduğu onlar için apaçık ortaya çıkıncaya kadar biz onlara delillerimizi hem dış alemde hem de kendi iç alemlerinde göstereceğiz. Rabbinin her şeye şahit olması yetişmez mi? Yetmez mi? Şimdi Cenab-ı Hak o zaman hem dış alem dediğimiz varlık aleminde hem de bizim kendi iç alemimizde Cenab-ı Hak kendi ayetlerini gösteriyor. hem zahirde hem de batında Cenab-ı Hak kendi ayetlerini, delillerini insanlara gösteriyor. Dışarıdaki delili anladık. Gözümüzün gördüğü, kulağımızın duyduğu, elimizin tuttuğu, dilimizin tattığı, burnumuzun kokladığı varlıkla alakalı bu.

Kaynak: 713. Dergah Sohbeti | Allah’a Yönelenden Başkası Zikretmez — Mümin 13

Bundan iki yüz yıl önce farklı, bugün farklı yaşanır mı?

Her dönemin velîliği, üstâdlığı ve dervişliği birbirinden farklıdır. Bundan iki yüz yıl önce farklı, bugün farklı yaşanır.

Kaynak: Sufilikte yaşanan hal, makam ve tecelliyat, kişiye, zamana ve ihtiyaca göre deği

Klasik tarikat eğitimi veren kurumlar düşünce noktasında ne yapamazlar?

Klasik tarikat eğitimi veren kurum ve kuruluşlar bununla alakalı bir şey konuşamazlar. Bu onların dalı değildir. Onların yeri de değildir. Onlar müridlerine namaz kıldırırlar, oruç tuttururlar, zekât verdirirler, hacca götürürler, şeyhlerinin ellerini öptürürler, Allah’ı zikrettirirler, budur 3 aşağı 5 yukarı yaptıkları şey.

Kaynak: Nefes II — 2 Mayıs 2015 Sohbeti

Banırdıkça açılırsın Hüseyin, banır Hüseyin!” diyormuş?

Diyormuş ki şimdi Hüseyin abi başlıyormuş söylenmeye, bağırmaya. “Banır Hüseyin, banır! Banırdıkça açılırsın Hüseyin, banır Hüseyin!” diyormuş. O temelli kızıyormuş bu sefer ama o “Banır Hüseyin!” diyormuş. Bizde bu “banır” kelimesi kaldı. Annem bazen “Banırı banırı vereceğim.” diyordu, hani “Bağıracağım.” demiyor, o lafı, kelimeyi telaffuz ediyordu. O yüzden bizim ailede ordan kaldı banırmak. Tabi Hüseyin abi bizim Allah rahmet eylesin, muzip bir adamdı, enteresandı böyle. Ben bir gün cuma günü çarşıya gidiyorum, kadının birisi çevirdi: “Oğlum, burada.” dedi, “Hoca Hüseyin varmış, nerede evi?” dedi. Lan bir durdum, “Hoca Hüseyin olsa olsa bizim Hüseyyin abidir bu.” dedim. “Dedim filanca yerde, orada.” dedim, “Çıra kesiyor.” dedim, “O” dedim, “Bak.” dedim, “Uzakta.” Sonra Hüseyin abiye sorduk biz gene, bize geldi. Dedim “Hüseyin abi bu ne Hoca Hüseyin?” “Ya” dedi, “Filanca köye.” dedi, “Arıları götürdüm.” dedi, “Orada bir kadın geldi.” dedi, “Benim.” dedi, “Kızım evlenemedi, evde kaldı.” demiş, hani evlenemedi bir türlü demiş. “Demiş ya ben ona bir muska yazayım, anında evlenir o.” demiş. “Sen al bir kağıdı, muska gibi yap, içine kargacık burgacık bir şeyler yaz, bir de bal mumundan yapıştır onu.” Bir de demiş ki “Bunu taşıyacak evleninceye kadar.” demiş, “Çıkarmayacak, atmayacak da. Nereye gidiyorsa bunla gidecek.” demiş. Demiş evlenecek gidecek. Sen kızın nasibi çık, bir haftada evlen! Bütün köy bunu duydu, yandaki köyler dahil. Her Cuma sıraya, “Hoca Hüseyin!” oldu bizim Balcı Hüseyin. Bir tane daha bir şey söyleyeyim, muhabbeti kapatayım. Şimdi ara bu şey oldu, ne o, mani sıfata girdi telegramdan. Sen köye git, bir arıları götürmüş. Bunda çok arı var ama iki kamyon arı var bunda, öyle beş on kovan değil yani, öyle kıytırık arıcı değil yani. Köye gitmiş, demiş “Ben tüccarım, ihracat ithalat yapıyorum.” Demiş “Avrupa’ya çok affedersiniz kaplumbağa gönderiyorum.” demiş. “Toplayın istasyona.” demiş, “Demir yoluna getirin kelepirlerle.” demiş, “Sayacağım tanesi şu kadar para, hepinizin parasını da vereceğim.” demiş. Bana anlatıyor, “Mustafacığım.” diyor, “istasyona bir indim.” diyor, “Gözünün alabil- diği yer.” diyor, “Kelepir.” “içleri.” diyor, “Kaplumbağa dolu. Bütün köylü beni bekliyor.” diyor. “Hemen.” diyor, “Kamyonları çağırdım.” diyor, “Arıları yükledim.” diyor. Oradan kaçmamış gene, istasyona gelmiş. Son oturay çünkü geçecek oradan, Bayındır’a gelecek. Demiş ki “Bunları topladınız ama bir şeyi unuttum size” demiş, “Bunların erkeğini dişini ayırın.” demiş. Köylüler anlamış, bunun arkasına takılmışlar. Bu oturaya zor atmış kendini. Bitti! Evet, bir kimse hevası için mal harcarsa ne olmuş? Bu da o kimse müsrif oluyor. Çünkü heva hevesinden yapıyor. Yani nefsinden yapıyor, zevkinden yapıyor, gösteriş için yapıyor, dünya sevgisi için yapıyor, “Desinler.” diye yapıyor. Hani birisi sağ elin verdiğini sol eli görmeyecek ya, öyle yapmıyor. Herkese gösterecek illaki, herkesin içinde bir şey yapacak, herkesin içinde bir şey diyecek, dillendirecek. Orada heva giriyor, orada nefis giriyor. O normalde hemen birisi dillendiriyorsa o heva heves yapıyor, bir başkasının yanında görsün diye veriyor o. Heva hevesinden yapıyor o. Öylesini kabul etmeyeceksin de zaten. Sebep? Heva hevesinden yaptı çünkü. Onu kabul etmemekte ibadet. Sebep? Onun heva hevesini engellemiş oluyorsun, onun heva hevesine bu noktada “dur” diyorsun. Yoksa onu alırsan o heva hevesini tatmin edecek, o heva hevesini bu noktada canlı tutacak. Değil! Onun heva hevesini durduracaksın. “Biz mal kabul etmiyoruz, biz para kabul etmiyoruz, bizim böyle bir şeyimiz yok.” diyeceksin ona. Onun heva hevesinin önünü açmayacaksın. Hani geliyor, birisi geldi diyorum ya, anlatıyorum. Bana diyor: “Bu Cafer’den şikayetçiyim ben.” “Ben de şikayetçiyim.” dedim. “Ben.” dedi, “Süleymancılara yardım ediyorum, Fethullahçılara yardım ediyorum, Risalecilere yardım ediyorum, particilere yardım ediyorum…Buraya da yardım edeceğim, almıyor dedi. “Doğru, bu almaz.” dedim ben. Bak şimdi bu adam bunları sıralıyor, heva hevesini koyuyor orta yere. Birisi bir fukaraya bir şey vereceği zaman bir başkasına gösteriyorsa, birisi birisine yardım edeceği zaman bir başkası görsün, bir başkası bilsin diyerekten bunu…Bu heva, burada nefis gizlidir, şeytan gizlidir burada. Onun görülmesini istiyorsa, bunu andırıyorsa, o heva hevesinden veriyor onu, o Allah için harcamıyor onu, burada tehlike büyük. O kimsenin parası heva hevesinden gitti, doğru bir harcama değil o. Allah muhafaza eylesin. O yüzden hak için harcayacak. Zekatını verirken Allah için verecek, sadakasını verirken Allah için verecek, birine bir şey yardım ediyorsa Allah için verecek. Kimseye göstermeyecek bunu, kimseye andırmayacak bunu. Bazen birkaç arkadaş bana böyle cesaretini toplayıp “Ya işte siz gece dağıtım yapıyorsunuz, gündüz yapsanız olmaz mı?” dedi. “Sana ne?” dedim ona, “Sana mı soracağız gece mi dağıtacağımızı, gündüz mü dağıtacağımızı?” dedim, sustu. Bu, Hazreti Hasan Efendimizin sünnetidir, gece dağıtmak. Kimse onu görmezdi, ne dağıttığını. Gece yarısından sonra Medine’nin varoş sokaklarında sırtına vururdu dağıtılacak olanları. Kendisi teker teker dağıtırdı. Hatta Medineliler dedikodu ederdi, insan- lar dedikoducudur. Ehlibeytin arkasından dahi dedikodu yaparlar, hala daha yapıyorlar zaten. Nasıl yapıyorlar? Hani diyorlar ya hani “Hazreti Hüseyin Efendimiz işte Kûfe’ye gitmekle haksızdı, mevcut devlet sistemine karşı geldi.” diyen böyle zırtabozlar var ya, Allah muhafaza eylesin. Hazreti Hasan Efendimizin de böyle kendilerince Medineliler “Dedeleri gibi cömert değil.” deyip dedikodu yaparlardı ama vefat ettiğinde bir baktılar ki sırtında nasır var. Sordular: “Bu nasır neden? Sırtında nasır var, omuzlarında nasır var, sırtında nasır var?” O zaman ona yardımcı olan kimse dedi ki: “Her gece,” dikkat edin, “Her gece Hazreti Hasan Efendimiz Medineli fukaralara sırtında onlara tasadduk taşırdı.” Zaten vefat ettiğinin sabahında Medineli fukaralar sokaklara döküldüler: “Velinimetimiz vefat etti.” diye. O yüzden hani hadis-i şerifte: “Sağ elinin verdiğini sol elin bilmeyecek.” Onu gösteriyorsan yanlış yapıyorsun, nefsinden yapıyorsun onu. Sen heva hevesine uydun. O tasadduk tasadduk değil, o sadaka sadaka değil, o yardımlaşma yardımlaşma değil. Onda heva heves var ama hak için harcayacaksa, o zaman o kimse ne yaptı? Hiç kimseye göstermeden, hiç kimseye andırmadan bu tasaddukunu yaptı. işte o, cihat oldu. Hazreti Pir’in cihat dediği şey bu. Onun cömertliği, onun tasadduku cihat yerine geçti. Ama o birine andırdı, gösterdi böyle işte. Nefis onu istiyor çünkü. “Biz kaç tane talebe bakıyoruz!” Haaa! Baktın sen, çok hayırlı bir iş yaptın! Onu senin söylemeye hakkın yok. Sen onu söylüyorsan heva hevesine uydun. Sen onu andırmayacaksın, sen onu göstermeyeceksin, sen onu beyan etmeyeceksin. O zaman ne oldu? Cihat oldu. Cömertlik Allah’ın sıfatıdır. ‘El-Vehhab’ ismi şerifi, ‘Er-Rezzak’ ismi şerifi, ‘El-Kerim’ ismi şerifi. Cenab-ı Hakk’ın sonsuz isimleri vardır. Cömertlik de onun sıfatıdır ve onun herhangi bir sıfatının içerisinde binlerce sıfat vardır daha, yüz binlerce sıfat vardır daha. O yüzden cömert insan yeryüzünde Allah’ın sıfatsal tecelliyatıdır. Cömert insan. Cûd ehli olan kimse de Allah’ın zatî tecellisidir, cûd ehli olmak. O yüzden cömert, sıfatsal tecelliyattır. Ama kime cömert? Allah yolunda koşana, Allah için yapana, Allah için yapana! Bir de kimlere cömertlik yapacağız onu da şimdi sıralayacağız. O yüzden hani, zekat veren, sadaka veren, hayır hasenat eden, bu konuda bilfiil kendisi yapsın veyahut da aracılıkla yapsın, bu konuda birisinin aracı olması dahi o kimse Allah’ın eli oldu. Cömert kimse Allah’ın elidir. Bir kimse o cömertliğe hizmet ediyor, Allah’ın eli oldu. Şimdi bizde bir ekip var, örneğin işte onlara diyorum ki ben, Allah razı olsun hepsinden de diyorum, “Geceleri dağıtın, kimse bu konuda bilmesin, anlamasın, birbirlerinize de söylemeyin, konuşmayın birbirlerinizin arasında da.” diyorum. Gece dağıtım yapıyorlar. Allah’ın eli onlar, Allah’ın eli! Dün gece de öyle bir faaliyet vardı, Allah hepsinden de razı olsun inşallah. Allah’ın eli hükmünde oldu. Hiç kimse görmeden, hiç kimse bilmeden gece yarısı tık tık tık tık tık tık tık iş bitti. Allah’ın eli oldu. Veren kimse de Allah’ın eli oldu. Çünkü veren verileni de tanımıyor, veren verileni de tanımıyor. Bu, ben kendimce söylüyorum, muhteşem bir şey. Allah daim etsin inşallah. O yüzden burada zekattır, sadakadır, infaktır…Aslında ben onu tersinden okurum hep. ihtiyacı olan fakir fukaraya verilen bir şey değildir o. Ben asıl veren için bunu konuşurum, buna böyle hizmet eden, buna böyle sebep olan için konuşurum. Bu nedir? Bu normalde, o kimseyi hani verene hizmet eden, hani veren, ortada hizmet eden o kimse aslında nefsini yakıyor. Kolay bir şey değildir para harcamak, kolay bir şey değildir ilim harcamak, kolay bir şey değildir zaman harcamak. Yani kolay bir şey değildir. Yani sen rahatından vazgeçip gece yarısı dağıtım yapacaksın, işte yorulacaksın, ne bileyim bir sürü şey, kolay bir şey değil bu. Veyahut da veren kimse zekat hesaplarken adamın eli ayağı titriyor. Hatta ben diyorum: “Bana hesaplatmayın.” diyorum, “Ben sizin hesabınızı yapmam.” diyorum, “Sizin yaptığınız gibi de yapmam.” Diyorum. Ben çünkü. diyorum, “Bunu nereden aldın” “ticaretten,” “koy zekata.” diyorum. “Bunu nereden aldın”, “ticaretten,” “koy zekata.” Benim hesabım başka. Allah bizi affetsin. Şimdi o veren kimsenin de yani kolay bir şey değil, yani beş lira, on lira oldu mu bedava, hemen veriveriyor insan. Ama adamda sermaye var, bir milyar verecek, iki milyar verecek. Kolay bir şey değil o. Öyle para büyüyünce vermek de zorlanıyor. O böyle eli titremiyor, yüreği titriyor onun. Adamın birisine zekat dedim bana hesaplatma, bana hesyaplatırsan dedim, sıkıntı olur, e bir söyledim, “Bu kadar vermen lazım.” Dedim, adam dergahı terk etti. Hiç vermemiş ömrü hayatında. Kolay bir şey değildir vermek, gerçekten çok zordur. Gündüz bayanlara anlattım bayanlarla alakalı. Kadın diyor işte efendim nasıl vereceğim diyor. E dedim sen vereceksin, altınlar senin. Adam ne versin senin dedim zekatını. “Nasıl vereceğim, dedi. Bileziğin ucundan keseceksin, dedim. Kadının rengi gitti, uçtu, bembeyaz oldu. içimden dedim “Eyvah!” dedim ya. Kadınların altınına, parasına, puluna dokunacağına canını al. Hatta diyeceksin ki bak “Ruhun kabzedilecek, buradan keselim mi ruh mu gitsin?” Ruha “Bay bay!” diyecek, altına dokunma. Ona sakın dokunma. Neden? Altını kalsın onun, ruh gidiyorsa ondan gitsin, “bay bay, güle güle.” Kadınlar için daha zor bu. Tabi cimriler için de daha zor. Cimrilik ve cömertlik arasındaki fark. Bir insan cimri olunca Allah muhafaza eylesin. Yani cimri mesela dervişlik yapamaz. Cimri bir kimse bize derviş olamaz, mümkün değil. Bakın, mümkün değil, tutunamaz burada, duramaz burada. Benim laflarımı da yiyemez çünkü. Cimri demek, Allah’ın lanetine uğramış insan demek. Ne işi var burada? Zikrullah halakasında da duramaz o, kirli, pis adam o. Gerçekten cimri insan, Allah muhafaza eylesin. Allah hiç kimseye nasip etmesin cimriliği. O yüzden normalde o hani, (Allah Allah nereden ne açıldı ya? Vallahi nereden ne açıldıysa açıldı gitti. Burada gidiyor, kopuyor ortalık burada, vallahi koptu gitti ortalık.) Veren kişinin malı eksilmez ama hani malı eksilmez ama onun nefsi küçülür. Veren kimsenin benliğini kırar o kimse, nefsini kırar ve o veren kimsenin kalbi nurlanır. Bakın, kalbi nurlanır ama Allah yolunda, Allah için verirse. “Fakat nice esirgemeler vardır ki vermeden iyidir. Allah, malını Allah’ın buyurduğu yerden gayriye verme ki hadde hesaba sığmaz hazine elde edesin ve bu surette kafirlere, küfranı nimet edenlere katılmayasın.”

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2223-2229. Beyitler Şerhi

Menkıbelerin anlatımın önemi nedir?

Her menkıbe olmasa dahi, büyüklerin anlatmış olduğu menkıbeler kendi içinde hakikat gizler. Bir şeyi direkt konuşsanız karşınızdaki kimse onu algılamayabilir, anlayamayabilir. Ama onu bir menkıbeyle anlatırsanız bunu anlatmak ve karşıdaki kimsenin bunu anlaması daha rahat olur.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2215-2222. Beyitler Şerhi

Dervişlik hayatında disiplin ve hikmetin verilmesi nasıl açıklanmaktadır?

Dervişlik hayatında disiplin, hemen hemen günlük beşbin tevhid çeken başka bir kimse tanımadığı, her sabah Kur’an-ı Kerim okur, günlük beşbin tevhidini çeker, böyle disiplinlidir. Hikmetin verilmesi, Allah’ın dilediğine hikmet vermesiyle açıklanır. Bu hikmet, velilerin, mürşid-i kamilin, evliyaların ve şeyhlerin, insanlara sırları kavratmalarına olanak tanır. Hikmet, Cenab-ı Hakk’ın ilmi ilahisinde kopup gelen şeylerdir ve okumakla olacak bir şey değildir.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2035-2040. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlana’nın ‘Onlar edebe mugayyir hareket ettiler’ sözü ne anlama gelir?

Eğer edebe mugayyir hareket etmemiş olsalardı kıyamete kadar diyor o sofra inecekti ama onlar edebe mugayyir hareket ettiler, ertesi güne yemek ayırdılar diyor. Ertesi günü yemek ayırdılar!

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1478-1479. Beyitler Şerhi

Tarikat kapısının birinci makamı nedir?

Tövbe etmek, tarikatın ikinci kapının birinci makamı.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1433-1434. Beyitler Şerhi

Mürşide teslim olma ne demektir?

Onun öğütlerine uyma, ona biat etme. Bakın bu da ne? Bu ikinci kapı oldu, tarikatın kapısı. O kimse ne yaptı? Hemen o üstada intisap etti. O üstada bağlandı, artık asla ve asla onun sözünden dışarı çıkmıyor.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1433-1434. Beyitler Şerhi

Tarikat erbabı demek nedir?

Tarikat erbabı demek sünneti seniyyeye uymak demek. Hz.Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin sünnetlerini, olmazsa olmazlarını artık üzerinde taşıyacağım demek.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1433-1434. Beyitler Şerhi

İyilik yolunda koşturmak nedir?

İyilik yolunda koşturmak, iyilik yolunda savaşmak, iyilik yol, mücadele etmek. Bir tarikat ehlinin, bir sufinin iyilik yolunda mücadele etmesi, iyilik yolunda savaşması gerekir. Sufi asla ve asla kötülük düşünmez. Ağzından kötü bir söz çıkmaz, gözünden kötülük çıkmaz, kulağından, elinden, ayağından, uzuvlarından, kötülük çıkmaz.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1433-1434. Beyitler Şerhi

Sufi nasıl iyilik yapmalıdır?

Sufi iyilik yapar: ‘Sizin en hayırlınız, etrafına zarar vermeyeninizdir.’ Hadisi şerif. Daha bir üstü: ‘Sizin en hayırlınız etrafına en fazla faydası dokunanınızdır.’ Sufinin ölçüsü budur. Sufi etrafına zarar vermez. Hatta ne yapar? iyilik yapar.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1433-1434. Beyitler Şerhi

Beşinci makam nedir?

Hizmet etmek. Sufi hizmet ehlidir. Sufi hizmet eder. Hizmet etmeyen sufi, sufi değildir. Neden hizmet eder? Nefsini terbiye etmek için insanlara faydalı olmak için hizmet eder. O zikrullah yapan o cemaate hizmet etmek, zikrullah yapan cemaate hizmet etmek, hizmetin en büyüğüdür. Sufilere hizmet etmek, hiz, etmek, hizmetin en büyüğüdür. Ama hizmet ediyorum derken sen kendini tepede tutarsan, insanları kırarsan, üzersen, insanlara tepeden bakar hor davranırsan, insanlara çay dağıtırken, yemek dağıtırken veya bir hizmet görürken kibirlenirsen yapma. Senin için o günahı kebair oldu. Hatta küfre düştün. Yapma! Kendini terbiye et. Tevazu sahibi ol.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1433-1434. Beyitler Şerhi

Sufi dergâhlarının işi nedir?

Sufi dergâhlar temizlerle uğraşmazlar. Onlar zaten temiz veya o zaten kendini temiz görüyor. Sufi dergâhların işi balçıktan adam kurtarmaktır, karanlıktan insan almaktır, şeytanın ağzından değil midesinden söküp çıkarmaktır onu. Onu söker çıkarır, temizler bir güzel budar, bir güzel onu tımarlarsanız onun dalları, yaprakları muhteşem bir şekilde ağaç olur, yürür, çıkar.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1340-1355. Beyitler Şerhi

Ona git bak, dinin âlimi odur, en fazla din alimi odur, en fazla dini bilen odur, en fazla sûfiliği bilen odur, en fazla dervişliği bilen odur mu?

Ona birisi dese ki sen nefsine uyuyorsun o ona da ters yapar. Ona birisi nasihat etmeye kalksa nasihat edene de ters yapar. Ona git bak, dinin âlimi odur, en fazla din alimi odur, en fazla dini bilen odur, en fazla sûfiliği bilen odur, en fazla dervişliği bilen odur. Ondan başka daha fazla bilen yoktur. Ondan başka ahkâm kesen yoktur. Bir de islam toplumunda bu çok fazla vardır. Yani islam toplumunda bu çok fazla vardır.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1325-1329. Beyitler Şerhi

Av hayvanları ve aslan arasında anlaşmanın sonucu ne oldu?

Av hayvanları dediler ki aslana sen her gün avlanacağım diye uğraşma. Birtanemizi biz sana feda edeceğiz, kurban edeceğiz, sen bunu her gün bir tane kendince bir av hayvanı kendi içimizden seçim yapıp sana göndereceğiz. Sen de onu yiyeceksin. Biz otlaklarda rahat rahat dolaşacağız. Sen de rahat rahat her gün bir tane av hayvanını yiyerekten hiç kimseyi rahatsız etmeyeceksin dediler. Bu anlaşmayı yaptılar. Aralarında uzun tartışmalar oldu ve en sonunda bu anlaşma oldu fakat sıra geldi tavşana ve tavşan isyan etti. Dedi ki nereye kadar bu zulüm, bu zulmün durması lazım dedi ve ay hayvanlarının içerisinde bir kaos oldu çünkü bir kimse normalde bir zulüm çarkı, bir hırsızlık çarkı, bir adaletsizlik çarkı bir liyakatsızlık çarkı, bir düzensizlik çarkı kuruldu da orda bir kimse nereye kadar bu çark böyle der ise orda önce o çarkın içerisinde bulunan, o çarka alışmış olanlar, kendi dindaşları, kendi yanda, kendi yandaşları ilk önce onlar düşman kesilirler. Derler ki sen kim oluyorsun da bunları konuşuyorsun, sen kim oluyorsun da adaletsizlikten bahsediyorsun, sen kim oluyorsun da liyakatsızlıktan bahsediyorsun. Sen kim oluyorsun da müslüman ülkelerin halkları fakirmiş de devleti yönetenler zenginmiş, zenginleşiyormuş dersin diye ilk önce ona çatarlar. Meşhurdur bu. Ben otuzüç yıldan beri yani bunlarla yaşarım. işte böyle ben kuran ve sünnet dedikçe bazıları gelir ya hocam yapma, ya bunları konuşma işte bak başına bir iş açılacak senin veya seni kesin tutuklayacaklar veya işte kesin şöyle olacak kesin böyle olacak…

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1041-1054. Beyitler Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 987-991. Beyitler Şerhi konusunda ne söylendi?

Bir gün üfledi mi gider o. ikincisi ne? Mal sevgisi. Bu bütün dünya üzerinde insanların üzerinde var. Sufilerde bu fazla tecelli etmemeli. Şeyh efendiler de mal sevgisi olmamalı fazla. Sebep? Yani kardeşim git ticaret yapıyorsan yap, sana kimse engel olacak değil. Sen veren el ol. Bir şeyh için veren el olmak kadar güzel bir şey yoktur. Bir zakir, bir nakib, bir nükebba, bir halife veren el olmalı, alan el olmamalı. Bir şeyh, veren el olmak için gayret etmeli. Veren el olamıyorsa, Allah muhafaza eylesin, yani o bugünkü zamanda zor şeyhlik yapar. Ya birisi onu alacak götürecek, getirecek, gezdirecek, sohbetlere götürecek, yok işte birisi arabasına alacak, götürecek, yedirecek, içirecek, cebine harçlık koyacak, şimdi şeyhlerin büyük bir çoğunluğu ne yazık ki böyle yaşıyorlar. Geçmiş dönemde de böyle yaşayan şeyh efendiler tanıdım ben. Yani işte dervişlerin verdiği harçlıkla geçinen, yaşayan veyahut da dervişlerin verdiği değişik böyle şeylerle, verdikleri ile geçinen şeyh efendiler de tanıdım. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bunlar şeyhler için sıkıntılı ve sakıncalı şeyler. Allah muhafaza eylesin.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 987-991. Beyitler Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 929-947. Beyitler Şerhi nedir?

• Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî • Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm • Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû • LÂ İLÂHE İLLALLÂH • LÂ İLÂHE İLLALLÂH • LÂ İLÂHE İLLALLÂH • Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah • Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn • ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn • Biz şimdi gelelim sohbetimize, mesnevi okumamıza, inşallah 929. beyitte kaldıydık, konu başlığında kalmıştık. O konu başlığından devam edeceğiz inşallah. Hani av hayvanları tevekkül etmeyi, çalışmamayı öneriyorlardı ve diyorlardıki aslana, sen avlanmayı bırak, biz her gün senin önüne senin yiyeceğini, içeceğini getirelim. Sen avlanmayı bırak diyorlardı. Aslan da onlara diyordu ki hayır ben çalışmayı önde tutuyorum diyordu. Hz.pir aslanla diğer av hayvanlarını konuşturmaya devam ediyor.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 929-947. Beyitler Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 922-929. Beyitler Şerhi nedir?

Yok, sen gidip israil askerini bir öldürsene. Yok! Sen git bir amerikan savaş uçağını bir düşür. Yok! Ne yaptın? Gittin sen camiyi bombaladın ya! Gittin sen bu sunni camisi dedin bombaladın, öbürkü de şia camisi dedi bombaladı, öbürkü geldi imam ı Azamın kabrini bombaladı, öbürkü de gitti Hz. Hüseyin Efendimizin torunlarının kabirlerini bombaladı. Ne farkınız kaldı birbirinizden? Ümmet kavramını yok ettiler. Ümmet kavramını yok ettiler! 73 fırkaya bölünecek dedi, bölündü ve 73 fırkaya bölündü, herkes biriyle dövüşüyor. Ümmet kavramı kalmadı. Yani kıbleye yönelmiş insanı biz küfürle itham etmeye başladık. Namaz kılan bir kimseyi, biz küfürle itham etmeye başladık. Ya dili sürçmüştür, dili sürçmüştür! Senin hiç sürçmedi mi? Biz onu küfürle itham etmeye başladık, bu hale geldik ve bunun deccalistlerin bir oyunu olduğunu, şeytanın bir oyunu olduğunu görmedik. Şeytan, Ümmeti Muhammed’i birbirine düşürdü, görmedik bunu. Deccalistler, Ümmet i Muhammed i birbirine düşürdü, görmedik bunu. Bir baktık nakşibendisi, kadirisine, kadirisi nakşibendisine, mevlevisi diğerlerine, diğerleri Hz. Mevlananın yoluna, herkes birbirinin yoluna laf söylemeye, taş atmaya başladı. Kimisi komple bütün yollara sapık dedi, bunların hepsi de küfür ehli dedi. Kadirisi de bedevisi de rufaisi de dusukisi de nakşibendisi de mevlevisi de…Hepsi de küfür ehli dedi çıktı. Toptancılık yaptı. Ya biz ne zaman bu hale geldik? Ümmetçiliği yok ettik, ümmetçiliği katlettik çünkü. Biz Ümmet i Muhammedi arttıracağımıza eksiltmeye başladık. Arttıracağımıza eksiltmeye başlar ona sen kafifsin, buna sen kafirsin o mürted, o şirk ehli, o küfür ehli, bırak şunları ya hepsi de küfür ehli, şirk ehli. Herkes bir laf söyledi herkese. Ölçüyü konuşmadı, bakın ölçüyü konuşmadı. Böylece de biz birbirimizi ateşe attık. Bakın şu koca Osmanlı imparatorluğu, Anadolu’da sıkıştı kaldı. Anadolu’daki müslümanlar dahi birbiriyle atışmak geri kalmadı. Ya koca Osmanlı imparatorluğu battı, koca Osmanlı imparatorluğu küçüldü, Anadolu’da kaldı. Görmüyor musunuz bu tehlikeyi? Hala daha birbirinizde uğraşıyorsunuz. Görmüyor musunuz bu tehlikeyi? Hala da birbirinizi küfürle yaftalıyorsunuz. Bu hastalığı bizim içimize kim koydu? Haricileri geçtik biz. Bakın haricileri geçtik Allah muhafaza eylesin. işte biz ümmetçiliği, bu meseleden dolayı terkettik, kaybettik. işte bir kral bir laf yaptı, suudların kralı veya arapların kıralı, biz bütün Araplara laf söyledik. Şimdi Suriyelilere laf söylediğimiz gibi. Şimdi Ortadoğu müslümanlarına, Afrika müslümanlarına söylediğimiz gibi. Şimdi Pakistan, Afganistan, Keşmir müslümanlarına söylediğimiz gibi. Şimdi Keşmir kan ağlıyor, hiç kimsenin umrunda değil. Bunu başardılar. Ümmet çünkü birbirine düştü. Filistin kan ağlıyor. Hiç kimsenin, umrunda değil. Çünkü onlar Arap ya! Hatta suçladık da biz dedik ki kendi vatanlarını savunmuyorlar, kendi ülkelerini savunmuyorlar, kendi yerlerini savunmuyorlar. Sen savundun mu? Senin yerindi daha önce orası! Senin sancağın dalgalanıyordu orada, senin bayrağın dalgalanıyordu. Afrika’da da senin bayrağın dalgalanıyordu. Fas’ta, Tunus’ta, Cezayir’de, Libya’da, Mısır’da senin bayrağın dalgalanıyordu. Taa Bosna’nın, Adriyatik denizi’nin kıyısına kadar senin bayrağın dalgalanıyordu. Yunanistan’da Bulgaristan’da senin bayrağın dalgalanıyordu. Sahip çıkabildin mi sen? Kırım’da senin bayrağın dalgalanıyordu, Azarbeycan’da senin bayrağın dalgalanıyordu, Pakistan’da, Keşmir’de senin bayrağın dalgalanıyordu. Sen dünyanın süper gücüydün, bir Osmanlı olarak, sen muhafaza edebildin mi? Edemedin, edemedik! E şimdi neden laf söylüyorsun ki. Şimdi kardeşlik köprüleri kur, kardeşliğini tesis et. E yurtdışına gittiğinizde görüyorsunuz, onlar sizi abi olarak görüyorlar. Onlar sizi büyük olarak görüyorlar. Sen bu vazifeyi sırtlanmak zorundasın. Sen abiliğini yapmak zorundasın. Sen ümmetçi olmak zorundasın çünkü Cenab ı Hakkın kaderi ve kazası seni buraya götürüyor. Sen bununla vazifelendirilmişsin. Anadolu Müslümanları bununla vazifeli. Bu vazifeden kaçamazlar. Anadolu Müslümanları, bütün islam dünyasının abisi, hamisi olmak zorunda. Bu misyon, onun başına geçirilmiş. O yüzden sen bu kaderinle pençeleşme. Sen abiliğini yap. Hani bazı ailelerde bazı kimseler vardır, bütün sülalenin abisidir, bütün sülalenin babasıdır, bütün sülalenin annesidir, bütün sülalenin teyzesidir o. Başı sıkışan, başı darda kalan, bir problem yaşayan, ona müracaat eder. Bu tip insanlar bunlardan şikayet etmeyecekler. Bunlardan şikayet ederlerse o kaderiyle pençeleşiyor, o Allah’ın lütfuna Allah’ın ikramına Allah’ın ihsanına karşı pençeleşiyor, o nimete nankörlük yapıyor. Ey ailelerinde büyük hükmünde olan kimseler! Bakın büyük hükmünde olan insanlar, siz bundan şikayet etmeyin. Size amca deyip gelecekler, dayı deyip gelecekler, abi deyip gelecekler, işte ne bileyim büyüğümüz diyecek, gelecekler. Sizden isteyecekler. Size dertlerini anlatacaklar. Sizden bir çözüm yolu isteyecekler. Bundan kaçarsanız eğer Allah’ın lütfundan, ikramından, ihsanından kaçmış olursunuz. Birisi sizden, derdine derman arıyorsa, sen Allah’ın elisin. Birisi senin derdine dua istiyorsa, sen Allah’ın dilisin. Birisi senden problemine karşı problem çözülmesini istiyorsa, sen Allah’ın vazifelisisin. Sakın bundan şikayet etme. Sakın bundan kaçma. Sakın bunun için de kibirlenme. Sakın bunun için de böbürlenme. Sakın ha ben şuna yardım ediyorum, bunun problemini çözdüm, şunun şu işini hallettim, bunun bu işini hallettim deyip küstahlık yapma, densizlik yapma. Süperdangalaklık yapma. Allah senin üzerinden o lütuf elbisesini alıverir. Allah senin üzerinden o hamd elbisesini alıverir. Allah senin üzerinden elini kaldırıverir. Allah senin üzerinden aklını alıverir. Sen kendi kendine çok akıllıyım zannetme. O yüzden bunu bir hamt vesilesi gör. Bunu bir şükür vesilesi gör. Senin üzerinden bir derdin dermanı bulundu. Senin üzerinden bir sıkıntı ortadan kayboldu. Senin üzerinden bir bela halloldu. Senin üzerinden bir kimse açken tok oldu, çıplakken giyindi. Bunu sakın ha büyük nimet olarak gör, bunu büyük lütuf olarak gör. Bunu büyük bir ikram olarak gör ki sen Allah’ın gören gözü, sen Allah’ın duyan kulağı, sen Allah’ın tutan eli oldun. Sen Allah’ın çalışan kalbi çalışan aklı oldun. Onun problemine çözüm getirdin. Sakın ha bunu kendinden de görme onu. Kibre düşersen bu nimet senden gider. Kibre düşersen hiç kimse sana derdini anlatmaz. Kibre düşersen hiç kimse senden yardım istemez. Kibre düşersen hiç kimse senin probleminin çözülmesi için sana müracaat etmez. Sen, yeryüzünde Allah’ın halifesi hükmünde olamazsın o zaman. Sakın bundan şikayet etme. Ya hep işte geliyorlar da benden istiyorlar da ben hep insanlara böyle yapıyorum. Sakın ha! Gani olan Allah’tır, yardım eden Allah’tır, zengin eden Allah’tır, seni zenginleştirecek olan Allah’tır, sana kar ettirecek olan Allah’tır, seni o yolda istihdam edecek olan Allah’tır. Nice zengin görünümünde fukaralar vardır, fakirler vardır. Bir kimseye bir lokma yediremezler. Nice zengin görünümünde insanlar vardır. Kapılarını bir mümin kimse açmaz. Onlardan olma, onlardan olma! Nice zengin gönlümüzde insanlar vardır. Evlerinde Allah denmez! Nice zengin görünümünde insanlar vardır. Kapılarını bir fukara tıklamaz. Sakın onlardan olma. Sakın ha! Bir fukara gelip sana derdini anlatıyorsa, bilki Allah’ın lütfu var. Allah seninle ilgileniyor. Çünkü fukaralar, Allah’ın emanındadır, kimsesizler Allah’ın emanındadır, dullar Allah’ın emanındadır. Yetimler Allah’ın emanındadır. Allah onları kendi dostlarına gönderir. Allah sevdiği mümin kullarını, sevdiği sufileri ancak dostlarına gönderir. Der ki gidin derdinizi, bu dosta açın. Der ki gidin probleminizi, bu dosta açın. Hani meşhurdu ya bir osmanlı paşası vardı. ismi aklıma gelmiyor. Hani sufinin birisi çok ağladı, çok yalvardı. Yarabbi dedi bana yardım eyle. Ben naçar kaldım. Ben perişan oldum. Sen bana bir kapı göster diye Allah’a yalvardı ve Hz. Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem hazretleri rüyada gece tecelli etti. Dedi ki filanca paşaya benden selam söyle, senin ihtiyacını görsün. Senin ihtiyacını görsün. O sufi gitti, paşanın yalısına, paşanın işte makamına, paşanın köşküne, kapıyı çaldı. Ordaki görevli dedi ki ne istiyorsun. Dedi ki ben paşa ile görüşecektim. Bakın o terbiye almış paşalar, kapıdan kimseyi göndermezlerdi geriye, o terbiye almış paşalar onun ihtiyacı varsa görün, ben şu anda meşgulüm, müsait değilim demezlerdi. O devlet erkanı, o terbiyeyi almıştı. En fukara vatandaşla dahi görüşürdü. Şimdiki siyasetçiler gibi şimdiki valiler gibi şimdiki kaymakamlar gibi kibirli, gösterişli, yanına kimseyi yaklaştırmayan kimseler değillerdi. Onlar öyle bir terbiye almışlardı veya şimdiki şeyhler gibi kapısı herkese kapalı değildi. Şeyhefendi müsait değil görüşemezsin. Öyle değillerdi. işte ne bileyim böyle kapalı kapılar ardında değillerdi. O sufi gitti kapıyı çaldı. O paşa dedi ki çağırın gelsin. O geldi çıktı huzura, utana sıkıla dedi ki efendim dün akşam bir rüya gördüm, bir tecelliyat oldu dedi. Buyurun anlatın dedi. Dedi ki rüyamda Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri tecelli etti. Dedi ki dedi kardeşim filanca, dediğinde dur dedi, dur orada, dur. Açtı kasayı bir kese altın koydu. Dedi rüyayı bir daha anlat. O dedi ki kardeşim deyince, al bir kese daha altın, rüyayı baştan anlat. Yine baştan anlattı. Yine kardeşim deyince bir kese daha altın, bir kese daha altın… Paşa’nın kasasında kese kalmadı. Kese bitince dedi ki gerisini anlat şimdi. Dedi ki dedi sana bir kese altın versin, senin ihtiyacını karşılasın. Bakın, kardeşim sözüne, Hz. Muhammed i Mustafa’nın sallallahü ve sellem hazretlerinin kardeşim sözüne, kasasını boşalttı o paşa. Şimdi sana bir fukara geldiyse, bir Allah’ın eli olacaksan, onun ihtiyacını gör. Bir dul geldiyse, Allah’ın eli olacaksan, onun ihtiyacını gör. Bir kimsesiz geldiyse onun ihtiyacını gör, onun kimsesi ol. Allah’ın eli ol, Allah’ın gören gözü ol, Allah’ın duyan kulağı ol. Herkes sufilikte şunu bekler. işte Beytullah’ı görsün, fukarayı gör fukarayı, fukarayı gör! Tayyi mekan etsin, Beytullah’ta tavaf etsin. Tayyi mekan et, git bir açı doyur! Tayyi mekan et, git bir açı doyur! Tayyi mekan et, git bir fukarayı doyur. Tayyi mekan et, git bir borçlunun borcunu ortadan kaldır. Tayyi mekan mı istiyorsun sen? Git kimsesizin kimsesi ol. Kendi kendine manevi haller yaşayacağım diye uğraşma. El Fahri fakri, dedi. Ben fakirlerle beraberim dedi. Sen bir fakirin ihtiyacını gör. Görmüyorsan, seninki dervişlik değil. Görmüyorsan, seninki zenginlik değil. O yüzden o veliler, o Allah dostları, Allah’ın bu manada nesidir? Süt isteyen yavruları gibidir. Onlar Allah’tan Ümmeti Muhammed için dua ederler, etrafları için dua ederler, herkes için dua ederler. Allah muhafaza eylesin. Onlar Allah’ın bu manada Hz. Pirin dediği gibi çocuğu hükümlerdirler. Rabbim cümlemizi onlardan eylesin. “ ‘Gökten yağmur veren, rahmetiyle can vermeye kadirdir’ dediler.” O av hayvanları dediler ki gökten yağmur veren, rahmetiyle can vermeye de kadirdir dediler. Yani yerden rızık çıkaran, yerden rızıklar çıkaran, gökten yağmurlar yağdıran her gün bu noktada bütün varlığı var eden ve varlığı ayakta tutan, varlığı yaşatan o gökleri direksiz ayakta tutan, dağları ayakta tutan Allah, bütün her şeyi yerli yerinde yapan, yerli yerinde her şeyi yaratan Allah, senin de rızkını yaratacak, senin de rızkını verecek. Aslana öyle söylüyorlar. Diyorlar her şeyi yapan odur.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 922-929. Beyitler Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 922-923. Beyitler Şerhi konusunu neden ele aldınız?

Yani yerden rızık çıkaran, yerden rızıklar çıkaran, gökten yağmurlar yağdıran her gün bu noktada bütün varlığı var eden ve varlığı ayakta tutan, varlığı yaşatan o gökleri direksiz ayakta tutan, dağları ayakta tutan Allah, bütün her şeyi yerli yerinde yapan, yerli yerinde her şeyi yaratan Allah, senin de rızkını yaratacak, senin de rızkını verecek. Aslana öyle söylüyorlar. Diyorlar her şeyi yapan odur. O yüzden gel,sen bizde anla, işte avlanmaktan vazgeç diye ne yaptılar, ona tekrar bu konuda aslana söylediler ama aslan, yine çalışmayı tevekküle tercih edecek.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 922-929. Beyitler Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 922-929. Beyitler Şerhi konusunu neden ele aldınız?

Dokuzyüzotuzuncu beyitten inşaallah, okumaya devam edeceğiz. Konu başlığında bıraktık, inşallah Allah izin verirse, inşallah Allah ömür verirse birdahaki dersimizde, dokuzyüzotuzdan itibaren, Allah izin verirse devam edeceğiz inşallah. Rabbim cümlemizi kur’an ve sünnete sımsıkı yapışan, kur’an ve sünnete uyan kullarından eylesin inşaallah.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 922-929. Beyitler Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 845-854. Beyitler Şerhi konusunda ne söylendi?

” Eğer senin mânâ gözün açılırsa, eğer senin manan açılır, senin kalp gözün açılırsa, o hilim suyu dediği, yumuşaklık, insanlara sekine veren, o hışım ateşi dediği şedid, celaliyet, her ikisinin de Haktan olduğunu görürsün. O yüzden dedi Erzurumlu ibrahim Hakkı Hazretleri, ne dedi; ‘kahrında hoş, lütfunda hoş’. Ben diyemem. O demiş. Herkesin harcı değil öyle şeyler. Öyle birbirlerinize de öyle söylemeyin. Böyle ucuz dervişlik bunlar. Ha kahrın da hoş lütfunda hoş! Bir kahır gelsin de göreyim seni. Hoş mu geliyor boş mu geliyor dolu mu geliyor! Allah’tan afiyet dileyin. Kaldıramayacağımız yük ile bizi yüklemesin, bizim kaldıramayacağımız, bir imtihan bize vermesin. Cenabı Hak cümlemize maddi manevi afiyet nasip eylesin. Dünyada da ahirette de bizlere afiyet versin. Bizim gücümüz yok. Biz böyle şatahat ehli olamayız. Rabbim bizi şatahatten korusun. O yüzden büyüklerin sözlerini kullanmak, küçüklere vazife değil. Küçükler onu anlamaya, idrak etmeye çalışırlar. Öyle büyüklerin sözlerini kendinize öyle dilinize pelesenk etmeyin. Allah muhafaza eylesin. Öyle kolay değildir onlar. Bir rüzgar eser, nereye savrulacağını bilemezsin. Bir imtihan gelir çatar sana, ezilirsin altında, isyan edersin, Allah muhafaza eylesin. Hiç öyle düşünmeyin. Allah’tan hep afiyet isteyin. Allah’tan hep kolaylık isteyin. Allah’tan hep bu noktada hayırlı rızık talep edin. Cenabı Hak’ka hamd edin. Sakın ha şatahata düşmeyin. Allah muhafaza eylesin. Öyle boş böyle birisi söylemiş, eyvallah!

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 845-854. Beyitler Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 815. Beyit Şerhi nedir?

Sen nafilelerle Allah’a yaklaşan bir kimsenin arkasından dedikodu, gıybet, iftira, ona düşmanlık yapma, ağzını topla, gözünü topla, kulağını topla, elini ayağını topla, kalbini topla, kendini topla, istikamet sahibi ol. Farzları yerine getirmiş, nafilelerle Allah’a yaklaşma, her an gözü Allah’a yaklaşmada olan bir kimsenin arkasından gıybet etme, dedikodu etme, iftira etme.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 815. Beyit Şerhi

Nakib i nükebba halifesidir mi?

Nakib i nükebba halife hükmünde, şeyhlik yapabilir. O yüzden o nakib i nükebba icazet verebilir, icazet yazabilir, bakın icazet yazabilir. Nakiblik icazeti yazabilir ama nakib i nükebba icazeti, tekrar ediyorum, birisine sen nakibi nükebbasın diyebilir. Kendisinden sonra nakib i nükebba tayin ediyor ama icazet yazamaz ona. Neden? Kendisi de nakib i nükebba, bir üst olması lazım.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 701-703. Beyitler Şerhi

Halifelerin tarikat içindeki makamı nedir?

Halifelerin tarikat içindeki makamı, tarikatta veya sufi manada tasavvuf ehlinde, halife denilince artık o son makama gelmiş oluyor. Ondan sonraki bir makam hiyerarşik olarak yok. Çavuş, nakip, ondan sonra halife. Halifelik haline gelince artık o normalde ne yapmış oldu, bir şeyh, bir üstat, bir veli noktasına geldi ve dergahlarda tarikatlara yeni giren kimse, kendisine derviş dedirttirmez. O taliptir.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 701-703. Beyitler Şerhi

Halifelik törenleri nerede yer alır?

Tabii mevlevilerde veya tarikatlarda bu halifelik törenleri vardır. icazet törenleri vardır her tarafta farklı farklıdır.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 701-703. Beyitler Şerhi

Şeyh Efendi icazet törenlerinde ne yapar?

Şeyh Efendi, Allah rahmet eylesin, böyle avuç içini avuç içine böyle normalde baş parmakları birleştirir, alnını alnına değer, iki dizini iki dizine değer, onun onları normalde yeniden akit yaparaktan icazetlerini verirdi.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 701-703. Beyitler Şerhi

İnternetten icazet töreni hakkında ne söylendi?

Eğer bu noktada internette vardır. Herhalde var değil mi? O icazet töreni, ordan okuyabilirsiniz, bakabilirsiniz, dinleyebilirsiniz inşallah ve ondan sonra onlara işte değişik virdler verilir. Değişik dersler verir.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 701-703. Beyitler Şerhi

Halife adayları arasında ne gibi bir durum söz konusu?

Vezir bir sürü halife icazeti verdi ve hepsine de farklı farklı tomarlar verdi. Onlar da ne yaptılar? Birbirlerine düştüler. Burda şuna gelmeye çalışıyorum. Bu halife adayları sarhoş filler gibi birbirlerinin kanını dökmeye başladılar.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 701-703. Beyitler Şerhi

Mürşit ve mürit arasındaki ilişki nasıl açıklanmaktadır?

Demek ki bir mürit, bir mürşidin elinde çenk gibidir. Mürşit ona ne öğretiyorsa, ne öğretiyorsa, ondan onu alacaktır. Bir çırak ustasından öğrendiğini alacaktır. Çırağa siz tornavidayı sol elle tutacaksın deyip de öğretip de ardından çırağın sağ elle tornavidayı sıktığını göreceğinizi beklemeyin. Mızrabı vuran sensin. inleyiş bizden değil, sen inliyorsun. O zaman bizden bir inleyiş, bir ses çıkarsa, aslında bu ses sana aittir. Şikayet etme bizden ne geliyorsa sana, bu sana aittir. Sebep? Sen öğrettin bunu bize. Öğreten sensin, öğretici sensin.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 602-609. Beyitler Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 583-589. Beyitler Şerhi konusunda ne söylenmektedir?

O kimsenin kanalı ne kadar kaldıracak. Sen kalkar da Hz. Mevlana Celaleddin i Rumi hazretlerinin dediği gibi, süt içecek olana et yedirsem tıkarsın onu. O süt içecek önce, sonra ekmek yemeye başlayacak. Sonra et yiyecek. E sen, süt içecek olan kimseye eti tıka, boğ, at kenara. Kendince iyilik yapıyorsun ama sen. Olmadı, ferasetsiz davrandın. Ferasetli davran. Arıklara ona göre su ver. Dervişlere ona göre su var. Burdaki su nedir? Zikirdir, maneviyattır, feyizdir.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 583-589. Beyitler Şerhi

Tarikatlar nasıl oluşmuştur?

Tarikatlar, sufi hareketlerin yerleşik düzene geçmesinden oluşmuştur, doğmuştur. Önceden ehli tarikatın zikrullah yaptığı özel mekanlar, dergahlar yoktu. Sufiler, seyyahtı, dolaşırlardı ve her sufi, hicret ederdi.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 505-509. Beyitler Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 186-190. Beyitler Şerhi nedir?

Mesnevî-i Şerîf 186-190. Beyitler Şerhi Hakkında başlıklı metin, Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin Mesnevî-i Şerîf’teki bu beyitlerin şerhini ele alarak, bilgi, edep, feraset, dirayet ve meselenin merkezine yürüme gibi vasıfların önemiyle ilgili derin bir sohbet sunar. Bu metin, özellikle bir işte elçi gönderirken, o işe elverişli, bilgili, ferasetli, siyaset ehli, bilgili ve maharetli kişilerin seçilmesi gerektiğini vurgular.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 186-190. Beyitler Şerhi

Bilgi, hikmet, edebi getirir; yerli yerinde dirayet, edebi disiplini getirir mi?

Kimisi hazırlanamaz bir türlü. Saat sekizde hareket, saat sekize on kala bütün herkesi orada olmalı. Saat sekiz, çık yola. Ben geliyordum! Kardeşim saat sekizde biz yola çıktık. Bilgi, hikmet, edebi getirir; yerli yerinde dirayet, edebi disiplini getirir. Öğüt veriyor bize Hz. Mevlana.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 186-190. Beyitler Şerhi

O zaman sana herkes gel diyecek midir?

Sen arş ı alanın gölgesindeki nurdan minberlere gözünü diyeceksin. Gözünü oradan ayırmayacaksın. Oraya oturmak için mücadele edeceksin ve kenardan gelen sesleri algılamayacaksın. Sen Allah’a koşan bir koşucusun. O zaman sana herkes gel diyecek. Sen gitmeyeceksin. Sana herkes bak diyecek. Sen bakmayacaksın. Sana herkes sunacak, sen almayacaksın. Sen almayacaksın! Güven vereceksin. O sana kutusuyla para getirecek sen almayacaksın.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 180-185. Beyitler Şerhi

Mürit, mürşidine ne anlatmalıdır?

Bir mürit, mürşidinin mürşidinin önünde hayatını anlatmalı. Mürşidinin hayatını öğrenmek isteyebilir. Onun yaşadıklarını öğrenmek isteyebilir. Ona şifa verecekse, ona bir ders verecekse, ona bir virt verecekse, bunu anlatması gerekir. Hatta mevlevi şarihleri der ki mürid gider bunu üstâdına anlatır. Halini üstâdına anlatmakla mükelleftir. Üstâdım vakıftır demek edepsizliktir derler. Bir mürit, üstâdına sana vakıftır, benim anlatmama gerek yok demesi, edebe mugayir bir şeydir.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 159-170. Beyitler Şerhi

Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri, müridin hayatını nasıl dinledi?

Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazreti dinledi. Anlattılar sahabeler. Hz. Peygamber bana anlatmayın, ben ona vakıfım demedi, dinledi. Sahabe de Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerine anlattı başlarından geçen halleri ve olayları.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 159-170. Beyitler Şerhi

Dervişlerin geçmiş şeyhlerin hikayelerini anlatmalarının nedeni nedir?

İnsanların kendi dönemlerindeki velilere intisablığı ve bağlılığı nefislerine zor geldiğinden, geçmiş şeyhlerin hikayeleri ile kendilerini aldatırlar.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 140-143. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlana’nın Şemseddin-i Tebrizî’ye dair sözlerinin nedeni nedir?

Fitneyi, kargaşalığı, kan dökücülüğü arama; bundan fazla Tebrizli Şems’ten bahsetme.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 140-143. Beyitler Şerhi

Dervişlerin geçmiş şeyhlerin hikayelerini anlatmalarının zararı nedir?

Bu dervişe zehirdir. Panzehir değil. Derler ki ne velîydi bir önceki üstadımız. Dervişler bütün hizmetlerini ve teveccühlerinize eski şeyhe çevirirler.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 140-143. Beyitler Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 102-110. Beyitler Şerhi nedir?

Mesnevî-i Şerîf 102-110. Beyitler Şerhi Hakkında başlıklı metin, Hz. Bu metin, bir padişahın cariyesinin (nefsin) hastalıklarını mürşid-i kamil (mürşid) ile paylaşarak, manevi tedavi sürecini anlatır. Bu süreç, mürşidin hastalıklarını dinlemesi, ona dua etmesi, ilaç vermesi ve hastayı iyileştirmesiyle devam eder. Metin, mürşid-i kamilin önemini vurgular ve müridin mürşid-i kamil ile buluşması gerektiğini ifade eder.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 102-110. Beyitler Şerhi

Müridin mürşid-i kamil ile buluşması neden önemlidir?

Müridin mürşid-i kamil ile buluşması, onun manevi hastalıklarını ve rahatsızlıklarını anlatarak tedavi sürecine girmesini sağlar. Mürşid-i kamil, müridin durumunu anlamak ve ona gerekli tedbirleri almak için onunla sohbet eder. Bu süreç, müridin ruhsal ve zihinsel sağlığını iyileştirmek için kritik öneme sahiptir. Ayrıca, mürşid-i kamilin ilham ve terbiye sunması, müridin manevi gelişimini sağlar.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 102-110. Beyitler Şerhi

Müridin mürşid-i kamil ile sohbet etmesi neden önemlidir?

Müridin mürşid-i kamil ile sohbet etmesi, onun manevi hastalıklarını ve rahatsızlıklarını anlatarak tedavi sürecine girmesini sağlar. Mürşid-i kamil, müridin durumunu anlamak ve ona gerekli tedbirleri almak için onunla sohbet eder. Bu süreç, müridin ruhsal ve zihinsel sağlığını iyileştirmek için kritik öneme sahiptir. Ayrıca, mürşid-i kamilin ilham ve terbiye sunması, müridin manevi gelişimini sağlar.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 102-110. Beyitler Şerhi

Müridin mürşid-i kamil ile buluşması için ne gereklidir?

Müridin mürşid-i kamil ile buluşması için, onun bir mürşid-i kamilin terbiyesinden geçmesi gerekir. Mürşid-i kamil, müridin manevi ilimini ve terbiyesini alarak onu terbiye eder. Bu süreç, müridin mürşid-i kamilin ilham ve terbiyesiyle manevi gelişimini sağlar. Ayrıca, mürşid-i kamilin ilham ve terbiyesi, müridin manevi halini iyileştirmek için kritik öneme sahiptir.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 102-110. Beyitler Şerhi

Müridin mürşid-i kamil ile buluşması neden zorunludur?

Müridin mürşid-i kamil ile buluşması zorunludur çünkü mürşid-i kamil, müridin manevi hastalıklarını ve rahatsızlıklarını anlayarak ona tedavi eder. Mürşid-i kamil, müridin durumunu anlamak ve ona gerekli tedbirleri almak için onunla soh, bu süreç, müridin ruhsal ve zihinsel sağlığını iyileştirmek için kritik öneme sahiptir. Ayrıca, mürşid-i kamilin ilham ve terbiye sunması, müridin manevi gelişimini sağlar.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 102-110. Beyitler Şerhi

Müridin mürşid-i kamil ile buluşması neden kritik öneme sahiptir?

Müridin mürşid-i kamil ile buluşması kritik öneme sahiptir çünkü mürşid-i kamil, müridin manevi hastalıklarını ve rahatsızlıklarını anlayarak ona tedavi eder. Mürşid-i kamil, müridin durumunu anlamak ve ona gerekli tedbirleri almak için onunla sohbet eder. Bu süreç, müridin ruhsal ve zihinsel sağlığını iyileştirmek için kritik öneme sahiptir. Ayrıca, mürşid-i kamilin ilham ve terbiye sunması, müridin manevi gelişimini sağlar.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 102-110. Beyitler Şerhi

Müridin mürşid-i kamil ile buluşması neden gerekli?

Müridin mürşid-i kamil ile buluşması gerekli çünkü mürşid-i kamil, müridin manevi hastalıklarını ve rahatsızlıklarını anlayarak ona tedavi eder. Mürşid-i kamil, müridin durumunu anlamak ve ona gerekli tedbirleri almak için onunla sohbet eder. Bu süreç, müridin ruhsal ve zihinsel sağlığını iyileştirmek için kritik öneme sahiptir. Ayrıca, mürşid-i kamilin ilham ve terbiye sunması, müridin manevi gelişimini sağlar.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 102-110. Beyitler Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 36-51. Beyitler Şerhi nedir?

Mesnevî-i Şerîf 36-51. Beyitler Şerhi Hakkında başlıklı metin, Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin mesnevinin ilk onsekiz beyitinden sonra anlatılan birinci hikayeyi ele alır. Bu hikaye, bir padişahın bir halayıkcağıza, bir köle kadına aşkını anlatır. Hz. Mevlana, dinleyecek olan insana ve o hikayeye kulak kesilmeye sevk eder. Bu hikaye, Hz. Mevlana’nın kendisi gibi olanların hikayesidir ve bu hikaye, veliyullahın mürşid-i kamillerin hikayesidir.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 36-51. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlana’nın mesnevinin ilk onsekiz beyitinden sonra anlatılan hikaye nedir?

Hz. Mevlana’nın mesnevinin ilk onsekiz beyitinden sonra anlatılan hikaye, bir padişahın bir halayıkcağıza, bir köle kadına aşkını anlatan bir hikayedir. Bu hikaye, Hz. Mevlana’nın kendisi gibi olanların hikayesidir ve bu hikaye, veliyullahın mürşid-i kamillerin hikayesidir.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 36-51. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlana’nın mesneviyi anlayanlara ne demektedir?

Hz. Mevlana, mesneviyi anlayanlara "a dostlar" der. Bu hitap, mesneviyi anlayan, dinleyen ve kendisine bu noktada ölçü edinen kişilere dost olarak görür. Bu dostluk dairesi, sadece dış görünüşe değil, iç manaya göre belirlenir. Dostluk, edebi, ahlakı, tarzı ile Muhammed’i kokayan kişilere aittir.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 36-51. Beyitler Şerhi

Dostluk kavramı Mesnevî-i Şerîf 36-51. Beyitler Şerhi’nde nasıl açıklanmıştır?

Dostluk kavramı, Mesnevî-i Şerîf 36-51. Beyitler Şerhi’nde, edebi, ahlakı, tarzı ile Muhammed’i kokayan kişilere aittir. Dostluk, heva ve hevese dost olanlar, şeytana dost olanlar, Allah’a dost olmayanlar dışındadır. Dost, Allah’a, Muhammed-i Mustafa’ya, velilere, müminlere dosttur. Nefsine, şeytana, heva ve hevese dost olanlar, bu dostluk dairesinde değildir.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 36-51. Beyitler Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 36-51. Beyitler Şerhi’nde anlatılan hikaye hangi kavramları içermektedir?

Mesnevî-i Şerîf 36-51. Beyitler Şerhi’nde anlatılan hikaye, bir padişahın bir halayıkcağıza, bir köle kadına aşkını anlatır. Bu hikaye, Hz. Mevlana’nın kendisi gibi olanların hikayesidir ve bu hikaye, veliyullahın mürşid-i kamillerin hikayesidir. Hikaye, ruhumuz, kuyumcu, doktor gibi şahsiyetlerin simgesel olarak anlatıldığı bir hikayedir. Bu hikaye, sadece bir padişahın bir kadına aşıklığı değil, aynı zamanda alemin manasını idrak etmeyi gerektirir.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 36-51. Beyitler Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 36-51. Beyitler Şerhi konusunda ne anlatılmaktadır?

Canıma kim derman bulursa, definemi de aldı gitti, incimi de mercanımı da. Derdime kim derman oldu? Benim bu derdime derman olan, bütün mal varlığımı aldı gitti. Maddi manevi neyim varsa omun olacak. Yeter ki derdime birisi derman olsun. “Peki hekimlerin hepsi de canımız da oynayalım beraber de düşünelim, beraberce bir karar alalım dediler. Bizim her birimiz, alemin bir mesihidir. Elimizde her derde bir merhem vardır dediler.” Hekimler toplantılar, dediler ki her birimiz kendi aleminde bir mesihtir. Hani isa Aleyhisselam ölüleri diriltirdi ya, hani isa aleyhisselam körlerin, amaların gözlerini açardı. isa Aleyhisselam, alaca hastalıkları tedavi ederdi. Hani isa Aleyhisselam Cenabı Hak onu öyle bir mucize ile desteklemişti ki isa Aleyhisselam ilk doğduğunda beşikteyken konuşandı. O yüzden isa, beşikte iken kendisinin ne olduğunu konuşan bir peygamberdi ve isa Aleyhisselam ölen bir kimseye okur, küntü bi iznillah der, ölen kimse dirilirdi. Hatta meşhurdur ya Habib i Acemiye Antakya’ya isa Aleyhisselam’ın havarileri geldiğinde, ona dini tebliğ ettiler ona dini tebliğ edince onda Alaca hastalığı vardı. Alaca hastalığı için gitmediği doktor, gitmediği hekim kalmamıştı ama hiç kimse ona tedavide bulunamamıştı ve o Habib i Acemi dedi ki madem ki siz davanızda haksınız, benim bu hastalığımı tedavi edin dedi. Onlar da onun hastalığını okuyaraktan tedavi ettiler. O, tedavi olduğunu görünce bir mucize gibi bir şeydi, hemen iman etti onlara. O marangozdu kendisi ve hemen o marangozken o ilah yapar, Tanrı yapar, onları satar, geçimini onunla sağlardı. Bunun gibi doktorlar da hekimler de dediler ki biz hepimiz kendi dalında birer Mesihiz. Birimiz iç hastalıklarına bakar, birimiz göze bakar, birimiz kulağa bakar, birimiz işte ağıza bakar, birimiz dahiliyeci, birimiz hariciyeci. Tıbbın dalları var ya bütün tıp dallarında biz hepimiz her birimiz hünerliyiz. Hepimiz bir araya gelelim, hepimiz birlikte olalım ve birlikte olaraktan biz bu hastalığı tedavi edelim. Bu hastalıkla var gücümüzle savaşalım. Niçin? Teklif edilen şey hazine. “Daldılar da Allah isterse demediler. Allah da onlara insanın aczini Hani onlar bu işe daldılar ama inşallah deyip Allah’ı hatırlamadılar. Hani Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine bir soru sormuşlardı da Cenabı Peygamber onlara yarın gelin cevap vereyim demişti. Ama inşallah dememişti Mekke’de. inşallah demeyince Cenabı Hak vahiy kesti. Vahiy kesince, müşrikler alay etmeye başladılar. Müşrikler alay etmeye başlayınca, Cenabı Allah, Cenabı Resul’ünü daha fazla üzmemek için ayeti kerimeyi indirdi. Dedi ki: “Ey Habibim! inşallah demedin. inşaallah demedin! Bir ikaz! Siz bir şey yapacaksanız inşallah diyin, bir işe girişecekseniz başında besmele, besmeleden önce söz veriyorsunuz, inşallah yarın gelirim! inşallah yarın gelirim demek ki Allah’tan bir mani bir kader olmazsa, geleceğim demektir, söz veriyorum demektir. inşallah yarın oradayım dediğinizde, evde yatarsanız hiçbir mani olmadan, siz verdiğiniz sözü yerine getirmediniz. inşallah demek söz vermektir çünkü ama diyor onlar inşallah demediler. Allah’ı unuttular, gaflete daldılar. Kendi bilgilerine kendi hünerlerine daldılar. O bilgi ve hüner, onları gaflete daldırdı. inşallah demedi demeyince de ,Allah, insan acizdir acizliğini gösterdi. Sen Allah izin vermezse kirpiğini dahi oynatamazsın. Allah izin vermezse, dilini bile oynatamazsın. Allah izin vermezse bildiğini unutursun. Allah izin vermezse, yolunu kaybedersin. Allah izin vermezse, evini kaybedersin. Allah izin vermezse; kalbini, yüreğini, içini, dışını, her şeyini kaybedersin. Allah izin vermezse, safsalak olur çıkar gidersin. Allah bizi affetsin. “Allah isterse sözünü söylemediler dememden maksat gönül kapalılı- Yani onların gönlü kapalıdır. Gaflete daldılar. Onlar gaflet içerisinde yüzmeye başladılar. Bilgileri ilimleri, eski dervişlikleri, eski hekimlilikleri, çalıştığı, nakipliği, nükebbalığı, haalifeliği önüne geçti onun, perde oluverdi. Gaflete dalıverdi. O kendince aman ben üstada çok yakımım dedi. O kendince ben Hazreti Resulullah’a çok yakınım dedi. O kendince ben Allah’a çok yakınım dedi. Yakınlık onda kibirlilik getirdi. Böbürlendi, perde oldu görmeyiverdi. “ Ve o yüzden, yoksa eğreti bir hal olan inşallah sözünü unuttukla- rını anlatmak değil” Yani eğreti bir şekilde inşallah demen, seni kurtarmaz. Eğreti bir şekilde inşallah deme. inanaraktan de. Yürekten de. Allah’a güvenerekten de. Uyanık ol. Gaflette değilsen, inşallah sözünü söylemene gerek yok. Gafletteysen, gafletteysen uyan gaffetten. Perdeliysen, o perdeyi aç. O perdeden kurtul, inşallah. “Nice inşallah demiyen var ki canı inşallaha eş olmuştur.” Nice insanlar vardır. Kimdir onlar? Veliler, dostlar. Kimdir onlar? Peygamberler. Onlar inşallahın canı olmuştur. inşallahla eş olmuş, onlar dost olmuştur. Öyle dost olunca; sen atmadın, ben attım olur. Öyle konuşunca; ben konuşmadım, sen konuştun olur. Öyle dost olunca; sen öldürmedin, ben öldürdüm der. Öyle dost olunca, o benimle yürür, benimle görür, benimle duyar, benimle tutar, benimle konuşur der. O hale erişti mi ,onun, inşallahın özü olmuştur. Çünkü bakan Allah’tır ondan, gören Allah’tır ondan, duyan Allahtır ondan. Onun eğreti bir inşallah sözüne ihtiyacı yoktur. inşallah! Burada kaldık Cenab i Hak, önümüzdeki hafta nasip ederse inşallah ellibirinci beyitten devam edeceğiz. Hakkınızı helal edin. El-Fatiha temes salavat https://www.youtube.com/watch?

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 36-51. Beyitler Şerhi

Tarikat hareketlerinin durumu nedir?

Son ikiyüzelli yıllık Türkiye’deki, Anadolu’daki ve İslam dünyasındaki tarikat hareketlerinin %99.9’u bu vartaya düşmüştür. O kimse kendince çok özür dileyerek parantez içerisinde söylüyorum, bir icazet nail olduğunda kendisini oldum bittim noktasına getirmiş ama nakip olmuş ama nükebba olmuş ama halife olmuş ama ona şeyh icazeti vermişler o kendince kendi kendisini ben oldum kemale erdim noktasında görmüş ama asıl o yürümesi gereken yürümesi gereken asıl mana âlemine adım atamamış veya ona adım attıracak bir üstadı olmamış.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: İlâhî Varlığa Kavuşmak

Tövbe ve Mürşid kavramları nedir?

Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim Eftali zikir falemenne hu Lailaheillallah Lailaheillallah Lailaheillallah Hak Muhammeden Resulullah Cemiil Enbiyayı Velmurselin Velhamdülillahi Rabbilâlemin Hayırlı geceler. Hepimiz de hoş geldiniz. Selamünaleyküm Cenab-ı Hak cümlemizi hakkı hak batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele edenlerden eylesin. Batılı batıl bilip batıla karşı cihad edenlerden eylesin. Rabbim cümlemizi Kur’an ve sünneti seniyyeye sımsıkı yapışanlardan eylesin…

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Tarikat Kapısı: Tövbe ve Mürşid

← Sorular – Sohbetlerde Sorulan Sorular ve Cevapları