Cuma, 16 Ekim 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR
Mustafa Özbağ
İrşad & Tasavvuf · Resmî Site

Sorular: Tarikat Edebi — Sayfa 2

Mustafa Özbağ Efendi - Tasavvuf Sohbetleri ve İslami İlimler

Sohbetlerden Derlenen Sorular

Kategorilere göre düzenlenmiş tam arşiv

35.367Soru-Cevap
2.760.705Kelime
51Kategori
378Sayfa

Tarikat Edebi(148) — Sayfa 2/2

Tarikat edebi nedir?

O kimse şüphelilerden de uzak durur. Bu tarikat edebidir. O kimse artık edep noktasında farklı bir yöne doğru yürür. Şimdi tarikat edebi dediğimizde: O kimsenin Hz. Peygamber sallallahü vessellem hazretlerinin sünnetlerine tâbi olması.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Tarikat Kapısı: Tövbe ve Mürşid

Dört Kapı Kırk Makam – Tarikat Kapısı nedir?

• Bölüm 2/17

2) TARIKAT KAPISI 1. Tövbe etmek 2. Mürşidin terbiyesine, öğütlerine uymak 3. Temiz Giyinmek 4. İyilik yolunda savaşmak, mücadele etmek, hizmet etmeyi sevmek, hizmet almayı değil hizmet etmeyi sevmek. 5. Haksızlıktan korkmak 6. Ümitsizliğe düşmemek. 7. İbret almak yani ders almak, nasihat 8. Muhabbet sahibi olmak. 9. İnsanın kendi özünü aciz görmesi Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim Eftali zikir falemenne hu Lâ ilâhe illallah Lâ ilâhe illallah Lâ ilâhe illallah Hak Muhammeden Resulullah Cemiil Enbiyayı Velmurselin Velhamdülillahi Rabbilâlemin Selamünaleyküm.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Tarikat Kapısı

Tarikat kapısının on makamı nelerdir?

2) TARIKAT KAPISI 1. Tövbe etmek 2. Mürşidin terbiyesine, öğütlerine uymak 3. Temiz Giyinmek 4. İyilik yolunda savaşmak, mücadele etmek, hizmet etmeyi sevmek, hizmet almayı değil hizmet etmeyi sevmek. 5. Haksızlıktan korkmak 6. Ümitsizliğe düşmemek. 7. İbret almak yani ders almak, nasihat 8. Muhabbet sahibi olmak. 9. İnsanın kendi özünü aciz görmesi Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim Eftali zikir falemenne hu Lâ ilâhe illallah Lâ ilâhe illallah Lâ ilâhe illallah Hak Muhammeden Resulullah Cemiil Enbiyayı Velmurselin Velhamdülillahi Rabbilâlemin Selamünaleyküm.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Tarikat Kapısı

Mürşidin terbiyesine, öğütlerine uymak ne demektir?

Mürşidin terbiyesine, öğütlerine uymak. Onun öğütlerine, mürşidinin tavsiyelerine, mürşidinin nasihatlerine tam olarak intibak sağladı. Ondan asla ve asla zerrece ayrılmamaya gayret ediyor. Bu da ne? Tarikatın ikinci kapısı. Ondan sonra ne? Artık o bir tarikat erbabı oldu. Tarik, erbabı demek sünneti seniyyeye uymak demek. Hz.Peygamber sallallahü vessellem hazretlerinin sünnetlerini, olmazsa olmazlarını artık üzerinde taşıyacağım demek. Bunun başlığı nedir? Temizliktir. O kimse temiz bir kimse olarak toprağın üzerinde yürümeye başlar. Temiz, temizlik! O kimsenin vücut temizliği, o kimsenin ağız temizliği, o kimsenin kıyafet temizliği, o kimsenin yaşadığı yerin temizliği, o kimsenin ibadet ettiği yerin temizliği… Bütün temizlikle alakalı üzerinde temiz olmayı o üzerinde barındırır. Bir sufinin sakalı karman çorman olmaz. Bir sufinin saçı başı yağlı pis olmaz. Bir sufi ekşi ekşi kokmaz. Bir sufinin ağzı kokmaz, bedeni kokmaz. Bir sufinin kıyafeti kokmaz, yeni değildir bu, illaki yeni olması şart değildir. Bir sufi temizdir. Yaşadığı ev yaşadığı alan da temizdir. Bir sufinin evine ne zaman giderseniz gidin evini tertemiz görmeniz gerekir. Bir sufinin yaşadığı yer tertemlız olması gerekir.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Tarikat Kapısı

Anadolu’da iki sufi yolu nedir?

Şimdi bakmayın sordan anadolu sufiliğini. Bırakan bir kısım. Ehli tarîkat. Bakın burası çok keskin birçiz gelir. Şimdi anadolu da iki sufi yolu, iki tarîkat yolu vardır. Birincisi ahmet ye seviden gelen kanaldır. Bu ahmet ye seviden gelen kanan Hazret-i Mevlânâ işte hacı bektaş veli, hacı bayram veli, Yunus emred. Bu kanan budur. Bakın bu kanan budur. Bir kanaldı vardır. Aşağı meza potam yadan gelir. Bugün o kanal şöyle nitelendirebilinir yine taştancam ben, ama nakşi bendilerin hali di koludur. Bakın nakşi bendirik bir türki kanaldır yani.

Kaynak: Gazali’den Sorular 4 – Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 03.01.2026

Tarîkat ve sünnet arasındaki ilişki nedir?

Resûlullah’ı unutmuşlar Allah’ı unutmuşlar edep edeceğiz. Erkan uyacağız. Biz adaba uyacağız derken Allah’ı unutuyor insanlar Allah muhafaza eylesin. O yüzden biz sünneti. Resulullaha tabi olalım biz küçüklerimizi sevelim şefkat, ve merhametli davranalım büyüklerimizi sevelim, ve saygı gösterelim Allah bizi muhafaza eylesin Allah’a dua ediyoruz, ama duamız. Anında kabul olmuyor Allah dualarımızın bazılarını kabul ediyor bazılarını da. Erer diyebilir miyiz ya da dinlerin duaları kabul olmaz kabul olunmayan dua yoktur bir kimse kendi kendine. Benim duamı Allah kabul etmedi kabul etmiyor.

Kaynak: 178. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Sûfînin Edebi: Her Yerde, Her Hâlde Hak ve Hakikati Konuşmak nedir?

Sûfî, dilinden, gözünden, elinden, ayağından, kalbinden — neresinden ne çıkacaksa — hepsi Kur’ân, ve Sünnet dâiresinde olmalı, hepsi edep, ve âdâb dâiresinde olmalıdır. Eğer edep, ve âdâb dâiresinde olmadıkça, Kur’ân, ve Sünnet dâiresinde olmadıkça, o kimse üstâdının çizgisinde değildir.

Kaynak: 296. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Bektaşi tarîkatı Türkiye’de nasıl yerleşmiştir?

Metin, Bektaşi tarîkatının Türkiye’de nasıl yerleştiğini tartışıyor. Metin, Alevi ve Bektaşi arasındaki ilişkiyi, Alevi diye nitelendirilen Bektaşi’lerin aslında Alevi olmayan kişiler olduğunu, Alevi kültürü Türkiye’de olmadığını, Türklerin İslam inancını benimsemişlerini, Hanefi fıkıhını benimsemişlerini ve bu inançların toplumsal ve dini boyutlarını ele alıyor.

Kaynak: Bektaşi Nefesleri – Hâcı Bektaş-ı Velî Makalatından

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî-i Şerîf midir?

Tasavvufî: “Edep, dost yolunun ölçüsüdür; edebi aşan, yoldan çıkar.”

Kaynak: Alem baştan başa edeptir

Sûfîlerin edeb riâyeti neden önemlidir?

Sûfîler bunu o kadar çok önemsemişlerdir ki, kendilerinin, ve etrâflarındaki her oluşumun edeb dâiresinde yürümesine gayret göstermişlerdir. O dâirede yürümüyorsa, kendilerini disiplin ederek o dâirenin edebine kendilerini uydurmuşlardır. Çünkü eğer o edebe riâyet edilmezse, muhakkak ki sonunda büyük yangınlar çıkar.

Kaynak: Küçük edepsizlikler daha büyüklerini doğurur

O edebin kıymetini anlatmak için şatahat vari söylenmiş bir söz edebin kıymetini ahlakın kıymetini göstermek için idrak edilmesi için söylenmiş bir sö müdür?

O edebin kıymetini anlatmak için şatahat vari söylenmiş bir söz edebin kıymetini ahlakın kıymetini göstermek için idrak edilmesi için söylenmiş bir söz. Geylan Hazretleri öyle binlerce dervişi feda etme noktasında olmaz değildir bir kimsenin bir Allah demesi. Belki de binlerce edepten daha kıymetlidir, çünkü Allah’ı zikir en büyük iştir Allah’ı zikir en büyük iş ise o zaman önemli olan o kimsenin Allah’ı zikretmesi Allah’ı zikrederse onda edep de oturur Allah’ı zikrederse onda ahlak da oturur Allah’ı zikrederse onda her şey yavaş yavaş oturur O yüzden.

Kaynak: Geylani hazret, bir edebe bin derviş feda ederim sözünü edebin önemini belirtmek

Yûnus Emre ve İbn Arabî’nin Dili: Şiirde Hâlin Anlatı mı?

Bu sohbette Yûnus Emre’nin divanından şiirler okunur. Bu şiirler, İbn Arabî’nin Fusûsü’l-Hikem’de teorik olarak anlattıklarını, hâl dilinde dile getiren ifadelerdir. Yunus’un ‘Ben İsa’nın babası, Mûsâ’nın Rabbiyim’ gibi ifadeler kullandığı şiirler, varlık birliğinin hissî ve vecdi diliyle anlatımıdır.

Kaynak: 16. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Şair, kendi benliğinden konuşmamakta; içinde tecellî eden hakikatin dilinden konuşmaktadır. Bu ifadeyi nedir?

Bu tür ifadelerin doğru anlaşılması için bağlamın bilinmesi gerekir: Şair, kendi benliğinden konuşmamakta; içinde tecellî eden hakikatin dilinden konuşmaktadır. Bu hâl, ‘Ben’ derken Zât’ın kendisini ifade eden hâle geçmek demektir.

Kaynak: 16. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî de bu hâli yaşamış ve ‘O sensin’ demiştir. Bu ifadeyi nedir?

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî de bu hâli yaşamış ve ‘O sensin’ demiştir. Hacı Bektâş-ı Velî’nin öğretisi de özünde aynı hakikati işler. Bu büyük isimler, her biri kendi zamanının kandili olmuş; Hz. Muhammed Mustafâ’nın nûrunun farklı suretlerdeki yansımalarıdır.

Kaynak: 16. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Sadreddin Konevî ve Mânevî Veraset nedir?

Hz. Sadreddin Konevî, İbnü’l-Arabî Hazretleri’nin mânevî evladıdır; zâhiren değil mânen. Üstadın a’yân-ı sâbitesinden tecellî eden bilgi ve nur, müridi aracılığıyla nesilden nesile aktarılır. Bu manada velîler bir kavim gibidir; peygamberlerin vefatından sonra da bu miras yaşamaya devam eder.

Kaynak: 12. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Tarîkatlar, taklit ve gerçek renk arasındaki fark nedir?

Tarîkatlar, tâlibi önce taklitle başlatır; zamanla taklit yerini gerçek hâle bırakır. Bu süreç doğaldır ve zorunludur. Ancak tarîkatin asıl amacı her müridi tek bir renge boyamak değil; onun kendi rengini bulmasına zemin hazırlamaktır.

Kaynak: 11. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

6. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi konusunu neden incelemektedir?

Bu sohbet, Onsekiz Mart Üniversitesi Tasavvuf Topluluğu’nun 49. programı olarak Muhyiddîn İbn Arabî’nin Fusûsü’l-Hikem eseri üzerine yapılan okumalar çerçevesinde gerçekleştirilmiştir.

Kaynak: 6. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Sufi, bu ölçütü kendi nefsi için uygular mı?

Sufi, bu ölçütü kendi nefsi için uygular; başkalarını yargılamak için değil.

Kaynak: 2. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Başkasının ibadeti ve saçı hakkında yorum yapmak sufi edebine aykırımıdır mı?

Başkasının ibadeti ve saçı hakkında yorum yapmak sufi edebine aykırıdır. Her kimsenin hâli kendine aittir; senden farklı bir görünüşe sahip olan kişinin Allah katındaki değerini bilemezsin. Sufinin dili başkasının dışını değil, kendi içini gözlemler.

Kaynak: 2. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Şeyh Efendi Hazretleri yeni bir müride baktığında ne dedi?

Şeyh Efendi Hazretleri bir gün yeni bir müride baktı ve “Bandırma’dan geliyorsunuz değil mi?” dedi. O mürîd yeni idi, hiç tanınmıyordu. Şeyhin bu sözü onun hâl bilgisinin, keşfinin bir işaretiydi. Sûfîlerin bu tür sezgileri zaman zaman insanları şaşırtır.

Kaynak: 2. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Şeyh Efendi birinin yanına istihare kâğıdı getirmesini istedi mi?

Başka bir ziyarette Şeyh Efendi birinin yanına istihare kâğıdı getirmesini istedi. O kimse o ana kadar böyle bir şey duymamıştı. Şeyh bir kâğıt alarak o kimseye “İstihare yaptın mı?” diye sordu. Cevap hayır oldu. Şeyh “Yapacaksın; hayırlıysa kalbine hayır gelir” dedi.

Kaynak: 2. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

1. Tarikat 4 kapı 40 Makam konusunu ele alan metnin nedir?

Metin, Tarikat 4 kapı 40 Makam konusunu ele almakta ve bu konuyla ilgili açıklamalar sunmaktadır.

Kaynak: 1. Tarikat 4 kapı 40 Makam

Tarîkat Kapısının İlk Makamları nelerdir?

Tarîkat Kapısının İlk Makamları: Tövbe, ve Mürşide Teslimiyet.

Kaynak: 1. Tarikat 4 kapı 40 Makam

Mürşide teslim olmak ne anlama gelir?

Bir kimse üstâdına intisâb etti mi, artık onun sözünden dışarı çıkmaz. Karda olsa, zararda olsa, nefsine acı da gelse tatlı da gelse, Kur’ân, ve Sünnet dâiresinde mürşidine tam teslimiyet gösterir. Bu teslimiyet kölelik değildir; rûhun terbiyesi için gerekli bir edeptir.

Kaynak: 1. Tarikat 4 kapı 40 Makam

Tarîkat erbâbı olan kimse neye taşır?

Tarîkat erbâbı olan kimse, temizliği üzerinde taşır: Vücut temizliği, ağız temizliği, kıyâfet temizliği, yaşadığı yerin, ve ibâdet ettiği yerin temizliği.

Kaynak: 1. Tarikat 4 kapı 40 Makam

Tarîkatın son makamı nedir?

Tarîkatın son makamı, insanın kendisini fukarâ görmesidir.

Kaynak: 1. Tarikat 4 kapı 40 Makam

Kendini fukarâ görmek ne anlama gelir?

Kendini fukarâ görmek; ticarette, sanatta, zirâatte, dervişlikte, evde, arkadaşlarının arasında tevâzu sâhibi olup kendini bir şey görmemektir.

Kaynak: 1. Tarikat 4 kapı 40 Makam

Makalât, Hacı Bektaş-ı Velî’ye atfedilen eser mi?

Makalât, Hacı Bektaş-ı Velî’ye atfedilen Türkçe tasavvuf klasiğidir. Eserde insanın mânevî olgunlaşma yolculuğu dört kapı — şerîat, tarîkat, mârifet, hakîkat — üzerinden ele alınmaktadır. Her kapının altında on makam bulunmakta; bu kırk makam boyunca kişinin Allah’a yaklaşma yolculuğu ayrıntılı biçimde anlatılmaktadır.

Kaynak: 5. Makalat Hacı Bektaşi Veli

İkinci kapı tarîkat ne anlama gelir?

İkinci kapı tarîkat, mânevî terbiyenin başladığı makamdır. Kişi bu kapıda bir mürşidin rehberliğinde nefsini tanımaya, kötü huylardan arınmaya ve iç dünyasını temizlemeye çalışır. Tarîkat kapısının on makamı boyunca tevbe, korku, sabır, kanaat, utanma, cömertlik, ilim, aşk, muhabbet ve mârifet işlenmektedir.

Kaynak: 5. Makalat Hacı Bektaşi Veli

Üçüncü kapı mârifet ne anlama gelir?

Üçüncü kapı mârifet, kişinin Allah’ı kalp gözüyle tanıdığı yüksek mertebedir. Bu makamda ilâhî sıfatlar ve esmâ, harf harf kavranmaya başlanır. Mârifet kapısında insan, varlığın gerçek mahiyetini, Allah’ın kâinattaki tecellîlerini sezmeye başlar; kelime ile ifade edilemeyen bir bilgiye kavuşur.

Kaynak: 5. Makalat Hacı Bektaşi Veli

Dördüncü ve son kapı hakîkat ne anlama gelir?

Dördüncü ve son kapı hakîkat, tüm perde ve vehimlerin ortadan kalktığı, kulun Hak ile en yüce kavuşma anının yaşandığı makamdır. Bu kapıda artık “ben” yoktur; geriye yalnızca Allah’ın varlığı kalır. Hacı Bektaş-ı Velî, hakîkat makamını Kur’ân-ı Kerîm’in özü olarak tanımlar.

Kaynak: 5. Makalat Hacı Bektaşi Veli

Makalât’ın en belirgin özelliği nedir?

Makalât’ın en belirgin özelliği insan merkezli tasavvuf anlayışıdır. Hacı Bektaş-ı Velî’ye göre dinin nihaî amacı insanı olgunlaştırmak, onu Allah’ın yeryüzündeki en şerefli tecellisi hâline getirmektir. “En büyük kitap insandır” anlayışı, bu geleneğin temel eksenini oluşturur.

Kaynak: 5. Makalat Hacı Bektaşi Veli

Esma vurması esma basması nedir?

Esmâ vurması, esmâ basması nedir? Ehl-i tasavvuf bunu söylerler, tarîkatlarda vardır. Bir kimse zikir esnasında esmâ ile bir karışıklık yaşar, ona “esmâ vurdu” derler. Veya bir kabız hâli olur, ona da “esmâ bastı” derler.

Kaynak: w Esma vurması esma basması

Safiyet ne demektir?

Şeyh Efendiden itibaren hem kendi dergahımızda hem başka dergahlardan tecrübelerle konuşuyorum bunu. Bakın bir mürşid-i kamilin dergahında da safiyet vardır. O safiyet de hazine gibidir orada. Sen oradaki safiyeti bozmaya kalkarsan o safiyet seni dışarı atar. O safiyet seni orada kaldırmaz. O safiyet seni orada tolere etmez. Bir yere kadar eder. Bir yerden sonra Geylan Hazretleri kulağından tuttuğu gibi fıydırır atar seni. Veya pirilerden birisi kulağından tutar atar.

Kaynak: İnsanı insan eden en önemli şey niyetinin temiz olmasıdır

Semâ eden kimsede hangi dört hâlden biri bulunur?

Semâ eden kimsede şu dört hâlden biri bulunur: Birincisi, şarkı, ve nağmelerden lezzet almak, ama dinlediğinin mânâsını kavrayamamaktır. Bu tabiatın gereğidir, ve semâ mertebelerinin en güzelidir, çünkü hayvanlar bile buna katılır.

Kaynak: Risâle fî’z-Zikrullâh ve Âdâbihâ ve Efdâlihâ (Zikir ve Semâ Hakkında) | Şeyh Akş

Semâ eden kimsede hangi dört hâlden ikincisi bulunur?

İkincisi, şarkının mânâsını anlayıp çirkin şehvetini tatmin etmek için dikkatle dinlemek, ve lezzet almaktır. Şehevî duygular karıştığı için bu haramdır, helal saymak da küfürdür.

Kaynak: Risâle fî’z-Zikrullâh ve Âdâbihâ ve Efdâlihâ (Zikir ve Semâ Hakkında) | Şeyh Akş

Semâ eden kimsede hangi dört hâlden üçüncüsü bulunur?

Üçüncüsü, dinlerken Allah-ü Teâlâ ile kalbî ilişkisini düşünmek, dinlediği şarkının mânâsını bu hâllere yormak, ve lezzet almaktır. Örneğin semâ meclislerinde seslendirilen şiir, ve şarkılardaki kınamak, konuşmak, reddedilmek, kabul edilmek, ayrılık, vuslat, yakınlık, ve uzaklık, ve benzeri konuları dinlemek kişinin kalbini harekete geçirir, böylece bu mefhumlarla aydınlanır, ve onların ateşiyle içi yanar, şevk, ve heyecanı kuvvetlenir. Bunun sonucunda o kimsenin âdeti olmayan hâller üzerinde görünmeye başlanır. Hatta bu hâller sonucunda şarkıları dinleyen kişi ölebilir.

Kaynak: Risâle fî’z-Zikrullâh ve Âdâbihâ ve Efdâlihâ (Zikir ve Semâ Hakkında) | Şeyh Akş

Vecd hâli ne demektir?

Bil ki vecd hâli, semâ’nın meyvesidir. Vecd, semâ’dan sonra semâ edenin nefsinde meydana gelen yeni bir hâldir. Vecd bazen mükâşefe, ve müşahedeye götürür, bazen de şevk, havf, hüzün, sürûr, esef, nedamet, kabz, ve bast gibi hâllerde değişimlere neden olur.

Kaynak: Risâle fî’z-Zikrullâh ve Âdâbihâ ve Efdâlihâ (Zikir ve Semâ Hakkında) | Şeyh Akş

Vecd hâli ne gibi etkiler yaratır?

Semâ da bu hâlleri ya harekete geçirir ya da kuvvetlendirir. Bazen vecd hâli şevki harekete geçirir, ve kuvvetlendirir. Vecde düşen kimse ne yaptığını fark edemeyeceği bir aşkınlık hâli yaşar, nefsinde sanki bilmediği bir işi taklit ediyor gibi bir hâl bulur.

Kaynak: Risâle fî’z-Zikrullâh ve Âdâbihâ ve Efdâlihâ (Zikir ve Semâ Hakkında) | Şeyh Akş

Vecd hâli ne şekilde başlar ve gelişir?

Her hâl gibi vecd hâli de zorlama ile başlar, daha sonra bir alışkanlık hâline gelir, ve istikrar kazanır. Allah ’ın sevgisini elde edemeyen kimse ümitsizliğe kapılmaz da Allah ’ın sevgisini kazanan kimselerle oturur, ve kendisini yaptığı işlerde onlara benzemeye zorlarsa hedefine ulaşabilir.

Kaynak: Risâle fî’z-Zikrullâh ve Âdâbihâ ve Efdâlihâ (Zikir ve Semâ Hakkında) | Şeyh Akş

Vecd insanın uzuvlarında nasıl hareket yaratır?

Vecd insanın uzuvlarında harekete sebep olur. Bu hareket ya ölçüsüz olur ki bu çırpınma şeklindedir ya da düzenli, ve ölçülü olarak meydana gelir ki bu ise el çırpmak, ve ritim tutmak suretiyle olur.

Kaynak: Risâle fî’z-Zikrullâh ve Âdâbihâ ve Efdâlihâ (Zikir ve Semâ Hakkında) | Şeyh Akş

Şeyh Ahmed er-Rifâî (K.s.) ne yapar?

Şeyh Ahmed er-Rifâî (K.s.) bir gün Ümmü Abîd mevkiindeki tekkesinde otururken boynunu uzattı, ve “Boynum üzerine” dedi. Bir rivâyet “Ahmed de onlardandır” dedi. Sonra kendisine bu sözlerinin hikmeti sual edildiğinde: “Şu anda Şeyh Abdülkâdir Bağdat’ta ‘Benim ayağım, bütün evliyânın boyunları üzerindedir’ dedi, ben de bunu kabul ettim” diye cevap verdi.

Kaynak: KASÎDETÜ’L-VESÎLE – ABDÜLKÂDİR-İ GEYLÂNÎ (k.s.)

Şeyh Ebû Medyen (K.s.) ne yapar?

Şeyh Ebû Medyen (K.s.) bir gün arkadaşlarının arasında başını eğerek: “Ben de onlardanım. Ey Allah! Ben seni şahit tutuyorum, meleklerin de şâhit olsun ki ben işittim, ve itaat ettim” dedi. Bunun üzerine müridleri kendisine bu sözün mânâsını sorunca: “Şu anda Şeyh Abdülkâdir Bağdat’ta ‘Benim ayağım, bütün evliyânın boyunları üzerindedir’ dedi, ben de bunu kabul ettim” diye cevap verdi. Ashâb-ı Mağrîb’de (Morocco’da) bulundukları o günün tarihini yazdılar. Sonra Irak ‘tan misafirler gelince Şeyh Abdülkâdir ‘in o sözü onların kaydettiği tarihte söylediğini anladılar.

Kaynak: KASÎDETÜ’L-VESÎLE – ABDÜLKÂDİR-İ GEYLÂNÎ (k.s.)

Şeyh Abdürrahîm el-Kınâvî (K.s.) ne yapar?

Şeyh Abdürrahîm el-Kınâvî (K.s.) Kınâ’da bulunduğu bir gün: “Doğru konuşan, ve kendisine doğru bildirilen zat sâdık oldu” dedi. Knedisine “Kimden bahsediyorsunuz?” diye sorulunca: “Şeyh Abdülkâdir ‘Benim ayağım, bütün evliyânın boyunları üzerindedir’ dedi, doğunun, ve batının tüm evliyâsı ona boyun eğdi” diye cevap verdi. Müridleri o günün tarihini yazdılar. Sonra Şeyh Abdülkâdir’in o sözü onların kaydettiği tarihte söylediğine dair kendilerine haber geldi.

Kaynak: KASÎDETÜ’L-VESÎLE – ABDÜLKÂDİR-İ GEYLÂNÎ (k.s.)

Şeyh Halîfe (K.s.) ne söylüyor?

Şeyh Halîfe (K.s.) şöyle anlatmıştır: Bir kere rüyâmda Rasûlullah ‘ı (S.a.v.) gördüm, ve kendisine: “Yâ Rasûlullah! Şeyh Abdülkâdir: ‘Benim ayağım, bütün evliyânın boyunları üzerindedir’ dedi” diye sorduğumda bana: صَدَقَ الشَّيْخُ عَبْدُالقَادِرِ، وَكَيْفَ لَا، وَهُوَ الْقُطبُ وَأَنَا أَرعَاهُ “Şeyh Abdülkâdir doğru söyledi, nasıl öyle olmasın ki kutup odur, ve o benim gözetimim altındadır” buyurdu.

Kaynak: KASÎDETÜ’L-VESÎLE – ABDÜLKÂDİR-İ GEYLÂNÎ (k.s.)

1. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi nedir?

Yapman gereken: 1. Metinde bir konu tartışılmaktadır veya açıklanmaktadır. Bu konu, “1. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi” başlığı altında ele alınmaktadır. Bu metin, Sufi geleneğindeki ayna metaforunu ve bu metaforun ilahi tecellîlerle ilişkisini ele alarak, âlemi ve Allah’ın sıfatlarının tecellîsini anlatmaktadır. Ayna metaforu, Allah’ın sıfatlarının tecellî ederek âlemde görünmesini ve bu tecellîlerin bir araya gelmesiyle “vahdet-i vücûd” kavramını açıklamaktadır. Ayrıca, bu metin, Allah’ın kaderi ve iradesiyle ilgili bir anlayış sunmaktadır.

Ayna metaforu ne anlama gelir?

Ayna metaforu, Sûfî geleneğinin en güçlü metaforlarından biridir. Bu metafor, Allah’ın sıfatlarının tecellî ederek âlemde görünmesini ve bu tecellîlerin bir araya gelmesiyle “vahdet-i vücûd” kavramını açıklamaktadır. Ayna, bir varlığın üzerinde tecellî eden bir sıfatın yansımasıdır. Aynada görülen suret, aynaya ait değildir; aynada tecellî eden sıfatlar Allah’a aittir. Ayna, bir varlık olarak ezelî ve ebedî değildir; ancak üzerinde tecellî eden sıfatlar Allah’a aittir.

Sûfîlerin “vahdet-i vücûd” kavramını nasıl açıklar?

Sûfîlerin “vahdet-i vücûd” kavramı, âlemde Allah’ın sıfatlarının tecellî ederek görünmesini ve bu tecellîlerin bir araya gelmesiyle açıklanmaktadır. Ayna metaforu, bu kavramın temelidir. Aynada görülen suret, aynaya ait değildir; aynada tecellî eden sıfatlar Allah’a aittir. İnsan, bu tecellîlerin aracıdır; Allah’ın sıfatları, insan üzerinde tecellî eder. Bu manada, “vahdet-i vücûd” kavramı, Allah’ın sıfatlarının tecellî ettiği âlemdeki bir araya gelmesini ifade eder.

Şahısperestlik nedir, cemaatler ve tarîkatlar neden dağılır?

Bâzen insanlar şahısperest olurlar; şahısperest olunca o şahıs ortadan kaybolduğunda topluluk da ortadan kaybolur, etkinliğini yitirir. Bu, Müslüman topluluklardaki genel bir hastalıktır: bir siyâsî lider vefât eder, arkasından parti dağılır; bir cemaatin başındaki kimse vefât eder, cemaat dağılır; bir tarîkatın başındaki üstâd vefât eder, tarîkat dağılır. Oysa önemli olan şudur: yolcu kadar yol da önemlidir. Şahısperestlikten uzaklaşılmış, insanlar Kur’ân-sünnet dâiresinde duruyorsa, şahıslar değişse de onlar yollarına devâm ederler.

Kaynak: 717. Dergah Sohbeti | Belâ ve Musîbete Karşı Sabır — Bakara 155-157

Bir kimsenin dergâhtan uzaklaşmasına sebep olmanın vebâli nedir?

Sakın bir kimsenin buradan uzaklaşmasına sebep olmayın; sakın ha — bunun vebâli çok büyüktür. Sen bir kişiye fitne koyarsın, o fitne yükselir; fitnenin başı sensindir. Cemaatten on kişi ayrıldıysa o on kişinin sebebi sensindir. Çünkü o on kişiyi getirmek için bütün topluluk bir sürü fedâkârlık, bir sürü hizmet etmiştir. Bir fitnecibaşı gelir, ortaya bir lâf söyler, bir hareket eder ve topluluğun dağılmasına sebep olur. Bunun karşılığı cehennemdir. Senin yüzünden gidenleri kim geri getirecek?

Kaynak: 717. Dergah Sohbeti | Belâ ve Musîbete Karşı Sabır — Bakara 155-157

Bir dervîşin dersi neden alınır?

Ehl-i tasavvuf, hastalıklı bir kimsenin dersini alır: «Dergâha girmeyeceksin» der. O kimse bunu kendisine yapılmış bir şey zanneder — değildir. O hastalıklıdır ve hastalığını etrafa yayar. Etrafa yayılmasın, kangren olmasın diye onun dersi alınır, gönderilir. Çünkü onun açtığı yaradan en fazla zararı kendisi görür; ama bunun farkında değildir. Sen ne kadar hastalığını yayarsan, cehennemdeki azâbın o kadar artar.

Kaynak: 717. Dergah Sohbeti | Belâ ve Musîbete Karşı Sabır — Bakara 155-157

Dedikodu yüzünden yoldan ayrılan kimse sorumlu mudur?

Oradan birisi bir dedikodu çıkarır, o dedikodudan birkaç kişi gider. O giden kimse, gönderen kimse kadar veyâ ona vesîle olan kimse kadar sorumludur. Neden? Sen niçin dedikoduya kulağını tıkamadın? Sen niçin boş lâfa kulağını tıkamadın? Bunlar İslâm dünyâsının genel hastalıklarıdır.

Kaynak: 717. Dergah Sohbeti | Belâ ve Musîbete Karşı Sabır — Bakara 155-157

Gazâlî sûfîlere hangi disiplini getirdi?

Gazâlî hem sûfîlerin nefis terbiyesini hem de ahlâkî ve şer’î disiplini ele aldı; sûfîleri de disipline etti. Artık bir kimse «kafada uçuyorum» diyemedi, «bana böyle buyurdular, sen şunu yapacaksın» diyemedi. Ölçü şudur: Dilin gıybet ediyorsa sûfîlik taslama; dilin iftirâ ediyorsa sûfîlik taslama; yanı başında bir nâmûsa lâf söyleniyorsa sûfîlik taslama; evinde gıybet devâm ediyorsa sûfîlik taslama. «O gece güzel zikrullâh yaptım» deme — önce dilini koru. Aç İhyâ’yı; dilin, gözün ve kulağın âfetlerini oku ve onlara sâhip çık.

Kaynak: Gazâlî Gerilemeye mi Sebep Oldu? | Gazâlî’den Sorular 7

Yanı başında gıybet ve iftirâ yapılırken susan kimse ne olur?

Bugün İslâm dünyâsı gıybet çukurunda dolaşmaktadır; gıybet ve iftirâ necâset çukurudur ve dervişleri de, tarîkatları da, cemaatleri de bozmaktadır. Aynı cemaatin içerisinde, sizin yanınızda bir kardeşinizin nâmûsu söz konusu ediliyorsa ve siz susuyorsanız, siz dilsiz şeytansınız — kadın olsun erkek olsun. Gazâlî dilin âfetlerinde birinci dereceye gıybeti ve iftirâyı koyar.

Kaynak: Gazâlî Gerilemeye mi Sebep Oldu? | Gazâlî’den Sorular 7

Dersini, namazını, tevhîdini aksatan kimsenin kalbi mühürlenmiş midir?

Biz bilemeyiz kimin kalbi mühürlenmiş, kimin mühürlenmemiş; bu bize verilmiş bir bilgi değildir ve bir kul hakkında böyle bir hükmü kesip atmak bize düşmez. Ama şu ölçü konulur: Bir kimse namazı kılmıyorsa kalbi mühürlenir. Namaz önemlidir; namazı olmayanın dîni olmaz. Uğraşıp da aksatan ile hiç kılmayan bir değildir — birincisi mücâdele hâlindedir, ikincisi temeli terk etmiştir.

Kaynak: 721. Dergah Sohbeti | Evlilikte Karşılıklı Haklar, Mehir ve İsrâf

Rüyâda veyâ hayâlde «halîfelik verildiğini» gören kimse ne yapmalıdır?

Bir kardeşimiz «bana halîfelik veriyorsun, hayâl mi gerçek mi bilmiyorum» diye sormuştu. Cevap şudur: Böyle bir şey verildiği hatırlanmıyor; biz kolay kolay vermeyiz. Veren yerler vardır, gitmek isteyen gidebilir — onlar veriyorlar. Ama bu kapıda o iş öyle kolay değildir.

Kaynak: 721. Dergah Sohbeti | Evlilikte Karşılıklı Haklar, Mehir ve İsrâf

Dergâh gruplarında âyet ve hadîs paylaşmak uygun mudur?

Erkeklerin erkek sayfasında, hanımların hanım sayfasında âyet, hadîs, imamların içtihâdı, eski sûfîlerin sözleri ve üstâdının sözlerini paylaşmakta bir beis yoktur. Buna şerh düşen kimse üstâdını dinlememiş veyâ duymamıştır; çünkü bunun paylaşılabileceği söylenmiştir. Ancak bunların dışında başka şeyler paylaşmak uygun değildir, onlara müsâade edilmez; onları paylaşmak isteyenler kendi sayfalarında paylaşsınlar — İstanbul grubu İstanbul grubunda, İzmit grubu İzmit grubunda.

Kaynak: 721. Dergah Sohbeti | Evlilikte Karşılıklı Haklar, Mehir ve İsrâf

Şeyhi ziyâret âdâbı nedir; ne zaman gidilir, ne zaman gidilmez?

Ölçü şudur: Şeyh Efendi bir yasak koyuyorsa ziyâret edilmez. Nevşehir’de bâzen «bu ara hiç kimse gelmesin» denirdi ve biz bunu arkadaşlara ilân ederdik; dinlemeyip gidenler görünüşte bizi değil, aslında şeyhi dinlememiş olurlardı. Yasağın sebebi ziyâretlerin eve yapılması, ev halkının yaşlı olması ve her gün misafir ağırlanmasıydı; ayrıca zaman zaman evin etrafında takip olurdu. Toplu gidişlerde ise yiyeceğimizi içeceğimizi yanımıza alır, hattâ birkaç arkadaşı önden gönderip ikrâmı orada hazırlatır ve dergâhta Şeyh Efendi’nin ikrâmı gibi dağıtırdık. Asıl ölçü budur: ziyâret edileni zora sokacak her şeyden uzak durmak.

Kaynak: 720. Dergah Sohbeti | Dervişlik Âdâbı: Ziyaret, Makam ve Cömertlik

Şeyhe gitmek için otobüs tutarken zâkirden izin almak gerekir mi?

Gerekmez. İki meşrû şık vardır: Ya dergâh/vakıf adına otobüs tutulur, gelmek isteyen biner; ya da bir dervîş kardeş «ben gidiyorum, gelmek isteyen varsa aracım var» der, ücretli veyâ fî sebîlillâh kendisi tutar. Bunda zâkirden izin alınmaz, hiç kimseden izin alınmaz; o araç şahsa veyâ o gruba münhasır tutulmuştur. Zâkirin «neden benden habersiz gidiyorsun» deme hakkı yoktur — çünkü adam şeyhine gidiyor. Bunlar dervişin önünü kesen şeylerdir. Aynı ölçü hanımlar için de geçerlidir. Şahsî ziyâret ilân edilmez; ama dergâh adına ziyâret yapılacaksa ilân edilir.

Kaynak: 720. Dergah Sohbeti | Dervişlik Âdâbı: Ziyaret, Makam ve Cömertlik

Dergâhta makam mı üstündür, kıdem mi?

Makam kıdemi yener. Askerde teğmen yirmi yaşında, başçavuş elli yaşındadır; yine de teğmen emreder, çünkü makam kıdemi yenmiştir. Zâkirin ve çavuşun bulunduğu yerde sen istersen elli yıllık dervîş ol — orada boynunu bükeceksin. Ancak makamın olmadığı yerde kıdem geçerlidir: Ortada zâkir ve çavuş yoksa, hangisi önce ders aldıysa kıdemli odur ve ona tâbi olunur. Bir kimsenin «ben buranın ilk dervişiyim, ben ilk ders aldım» deyip kendini öne atması nefistir; dervişlik iddiâ kaldırmaz.

Kaynak: 720. Dergah Sohbeti | Dervişlik Âdâbı: Ziyaret, Makam ve Cömertlik

Dergâhın olmadığı bir şehirde evlerde ders yapılabilir mi?

Yapılabilir. Toplu bir mekân, bir merkez oluşmadıysa «ev ev dolaşın» denir; bu derslerin dervîş kardeşlerin evlerinde yapılması daha uygundur. Dergâhı tanıyan biri «benim evimde de ders olsun» derse zâkir bunu olumlu görebilir. Yalnız zâkir veyâ çavuş şunu analiz etmelidir: O kimse oradan dervîş devşirmeye mi çalışıyor, kendine bir ön mü açıyor, ahkâm mı kesmek istiyor, para mı toplayacak, orayı kendine basamak mı yapacak? Nitekim yaşanmıştır: Eve gidilmiş, ev sâhibi içlerinden birini mutfakta yakalayıp ortaya bir fitne sokmuştur.

Kaynak: 720. Dergah Sohbeti | Dervişlik Âdâbı: Ziyaret, Makam ve Cömertlik

Dergâhta kalp öpmek var mıdır; el öpmenin ölçüsü nedir?

Bizim âdâbımızda kalpten öpmek yoktur; Şeyh Efendi’nin zamânında böyle bir şey görülmemiştir. Şeyh Efendi kolay kolay elini öptürmez, genelde musâfaha edilirdi. Kimse onu kalbinden, omuzundan, başından öpmezdi. Üstâdın eli öpülür mü? Öpülür, fetvâsı vardır; büyüklerin eli de öpülür. Ama «kalbinden öpeyim, omuzundan öpeyim» diye bir şey yoktur. Üstâd bâzen bir dervişin başından öpebilir — tasavvufta bunun âdâbı vardır, fakat bu erkek dervişler içindir. Üstâd elini öptürmüyorsa zorlanılmaz; musâfaha edilir, biter.

Kaynak: 720. Dergah Sohbeti | Dervişlik Âdâbı: Ziyaret, Makam ve Cömertlik

Zâkir veyâ çavuş, dervişe kendi özel işini yaptırabilir mi?

Yaptıramaz; bizde bu yasaktır. Zâkir kendi özel işini yaptırıyorsa yapma: Çantasını, torbasını taşıtıyorsa, «gidip gelirken şunu alıver» diyorsa yapma. Zâkir kardeşler de bunu zâten istemesinler. Aynısı şeyh için de geçerlidir: Şeyh kendi nefsine âit bir işi senden istiyorsa yapma. Bir iş yaptırılacaksa ücreti mukābilinde yaptırılır — herkes ücretini verir. Nitekim bir öğrenci kardeşimiz bir başkasının evini temizlemeye çağrılmıştı; «kimden izin aldın» denip geri döndürülmüş ve mesele Şeyh Efendi’nin huzûrunda «o kızı yevmiyeye mi çağırmış?» diye açıklığa kavuşturulmuştur.

Kaynak: 718. Dergah Sohbeti | Mürşid de Hata Yapar: İtâatin Sınırı ve Hiyerarşi

«Filanca kim oluyor da onu dinleyeceğim» demek doğru mudur?

Doğru değildir. Bizde hiyerarşi vardır ve herkes tâbi olur. Bir çavuşun çavuşluğuyla dalga geçmek dahi yolla dalga geçmektir. «Ben onu dinlemem, ben onları takmam» diyene karşılık şudur: «Seni de biz takmıyoruz; ver dersini git.» Bunun en büyük delîli, Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in on yedi-on sekiz yaşındaki Üsâme b. Zeyd’i ordu komutanı tâyin etmesi, Ensâr’ın îtirâzına rağmen «o olacak» buyurması ve vefâtından sonra Hz. Ebûbekir’in o komutanı değiştirmemesidir. Burada on yaşında bir çocuk çavuş olsa ve bir şey istese «eyvallâh» diyeceksin.

Kaynak: 718. Dergah Sohbeti | Mürşid de Hata Yapar: İtâatin Sınırı ve Hiyerarşi

Dervişler birbirine küsebilir mi?

Dervîş kimseye küsmez. «Dervîş gönülsüz gerek» denmiştir; senin üstâdın kimseye küsmüyorsa sen nereye küsüyorsun? Bu dergâhta birbirine küsen dervişler varsa — kadın erkek fark etmez — derslerini verip, helâllik alıp çıksınlar. Dervîş eşine bile küsmez; ne anne-babasına, ne çocuklarına, ne dervîş kardeşine küser. Küsmek zayıf insanların işidir; otuz beş yaşındaki çocukların oyuncak paylaşamayıp küsmesi gibidir. Birisi barışmaya geliyor, özür diliyor da öbürü barışmıyorsa o kibirlidir — ve kibirli olanın dervişlikte işi olmaz, ma’neviyâtı olmaz.

Kaynak: 719. Dergah Sohbeti | Ümitsizlik, Nazar ve «Dervîş Küsmez»

Büyük zâtlar hakkında delîlsiz konuşmanın hükmü nedir?

Dervîş, kesin bir bilgiye sâhip değilse bu tip şeyleri konuşmaz. Târihî bir mesele konuşuluyorsa delîlli konuşacak: ispat getirecek, kitap getirecek — «bunu kim söylemiş, hangi kitapta geçiyor?» Kesin bilgin varsa otur konuş, ama ölçü getir. Nitekim Hazret-i Mevlânâ ve Şems-i Tebrîzî hakkında ortada dolaşan bâzı sözler, onların düşmanlarının uydurduğu şeylerdir; her devirde mürşid-i kâmillerin düşmanları ve dedikoduları olur — ama bunun bir târihî vesîkası olması lâzımdır. Atasözünde denildiği gibi: «Ürümesini bilmeyen köpek sürüye kurt getirir.»

Kaynak: 722. Dergah Sohbeti | Evin İaşesi Kime Ait? Nafaka, Takı ve Adâlet

Toplulukta yapılan dedikodunun vebâli nedir?

Bir söz toplulukta söylendiğinde topluluğu ifsâd eder, topluluğu bozar. Şunu unutmayın: İftirâ, gıybet ve dedikodu durduğu yerde durmaz. Siz orada kaldığını zannedersiniz — kalmaz. Dedikoducular o sözü alır başkasına götürür, oradan bir başkasına gider; sonunda «filanca cemaatin dervişleri böyle söylüyor» denir. Dinleyenin de sorumluluğu vardır: «Kardeşim, böyle boş konuşma, fitne çıkarma; bilir bilmez konuşuyorsun» diyeceksin.

Kaynak: 722. Dergah Sohbeti | Evin İaşesi Kime Ait? Nafaka, Takı ve Adâlet

Dervîş günlük dersini telefondan bakarak çekebilir mi?

Doğru değildir. Dervîş oturur, dersini çeker; bir yakaza hâli gelir, bir dalgınlık gelir — o esnâda bakarsın bir şey görür. Kimisi de «bir şey göreceğim» diye gözleri kapalı bekler; o da böyle değildir, insan Allâh için ders çeker. Otur, dersini dosdoğru çek — telefonla, internetle ne işin var?

Kaynak: 722. Dergah Sohbeti | Evin İaşesi Kime Ait? Nafaka, Takı ve Adâlet

Evler nasıl olmalı; zikir evde ne yer tutar?

Bir evde zikrullâh halakası kurulmuyorsa o ev vîrânedir, yıkıntıdır. Evleriniz süs olmasın; firavun evi, deccâl evi olmasın. Evleriniz zikirhâne olsun: Kur’ân okunan, Kur’ân öğretilen, zikir yapılan, namaz kılınan ev olsun. Bakıyorsunuz ev lüks — koltuklar on numara, perdeler on numara — ama içinde Allâh zikredilmiyor. Ya evinizi açın ya kendiniz gidin: En az bir dervîş gün aşırı bir derse gitmelidir. Dervîş gündüz işine bakar, gece dervişliğine bakar; ikisi birbirinin rakîbi değildir ve biri diğerine bahâne edilmez.

Kaynak: 722. Dergah Sohbeti | Evin İaşesi Kime Ait? Nafaka, Takı ve Adâlet

«Ben Nakşibendîyim, o hâlde cennetliğim» anlayışı doğru mudur?

Değildir; bu dinî ırkçılıktır. Hazret-i Peygamber «Arabın Acem’e, Acem’in Arab’a üstünlüğü yoktur; üstünlük sâdece takvâdadır» buyurmuşken, ümmetin içine iki yüz yıldır ırkçılık sokuldu — hem kavmî hem dînî olanı. «Bu benim tarîkatım, bu benim cemâatim» demek de bir ırkçılıktır. Mahşerde kimseye mezhebi yâhut tarîkatı sorulup «geç» denilmeyecek: namaz sorulacak, oruç sorulacak, zikir, virt, helâl-haram sorulacak. Şâfiî, Mâlikî, Hanbelî, Hanefî olmak bir zenginlikti; biz onu ırkçılığa çevirdik. Kādirî, Rifâî, Bedevî, Desûkī, Şâzelî, Mevlevî — hepsi aynı yolun kollarıdır.

Kaynak: Mevlid Kandili Sohbeti | İçimizdeki Putlar ve İnsan İnşâsı

Bir tarîkatın makāmı neye göre geçerlidir?

Hazret-i Abdülkādir Geylânî Hazretleri hepsinin pîridir. Kendisinden sonra gelen bütün makam sâhiplerinin makāmı onun tasdîkinden geçer; onun tasdîkinden geçmeyen makam, makam değildir. İstediği kadar şeyhler icâzet versin: Geylânî Hazretleri tasdîklemedikçe kişi ister zâkir olsun, ister çavuş, ister nakīb, ister nükabâdan, ister halîfe olsun — hüküm değişmez.

Kaynak: Mevlid Kandili Sohbeti | İçimizdeki Putlar ve İnsan İnşâsı

Dervişler birbirine karşı nasıl davranmalıdır?

Kardeş olmalıdır. Âyet-i kerîmede «Siz birbirinize düşman idiniz; Allâh kalplerinizi kaynaştırdı da O’nun nîmeti sâyesinde kardeş oldunuz» buyurulur. Birbirinizin koluna girin, ayağına çelme takmayın, kerih görmeyin, hakkında olumsuz konuşmayın. Şunu da unutmayın: Beğenmediğiniz bir dervîş sizden daha âlî bir makamda olabilir; kerih gördüğünüz kimse sizden daha evlâ olabilir. Ölümlü dünyâ gelip geçiyor; kimsenin kalbini kırmadan, gönlünü incitmeden, kimseye «öf» bile demeden göçüp gitmeye bakın. Ayrıca eski dervîş kardeşlere saygısızlık edilmez; onların noksanlarını taşımak insana bir şey kazandırmaz, yalnız üzer.

Kaynak: Mevlid Kandili Sohbeti | İçimizdeki Putlar ve İnsan İnşâsı

Kendisine şeyhlik veyâ halîfelik teklîf edilen bir dervîş ne yapmalıdır?

Ölçü: Kendi üstâdına havâle etmektir. Şeyhler toplantısında iki şeyh efendi halîfelik vermek istediğinde cevâbım şu oldu: «Ben şeyhime söyleyeyim; bana söylemeyin.» Şeyh Efendi sonradan «Baran Efendi sana halîfelik verecekmiş, niçin almadın?» dediğinde ise: «Biz bu yola bir şey olmak için gelmedik. Ben sana intisâblıyım; sen ‘al’ diyorsan alırız — o ‘al’ demedikçe ben almam.» Ankara’da Merkez Vâizliği’nden emekli bir Nakşibendî şeyh de teklîf ettiğinde aynı şeyi söyledim. Unutmayın: Makam sevdâsı insanı helâke götürür.

Kaynak: 723. Dergah Sohbeti | İcâzet, İntisâb ve Zikrin Îmândaki Yeri

Bir dervîş, şeyhi sağken şeyhlik yapabilir mi?

Teknik olarak hakkı olsa dahi yolun edebi bunu gerektirmez. Şeyh Efendi vefâtından önce şeyhliğimi ilân ettirdi — Adnan’a telefon açtı, sonra Hacı Remzi’ye söyledi ve Hacı Remzi ilân etti. Ben «aldık, kabûl ettik» dedim — çünkü reddedilmez — ama «rafa koyduk; şeyhimin sağlığında şeyhlik yapmam» dedim. Bunu da Şeyh Efendi’den öğrendik: Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hazretleri bir zâta şeyhlik vermiş; o zât «sizin sağlığınızda yapmak istemiyorum» deyip yapmamıştır. Vefâtından sonra ise arkadaşlara «istihâre yapın, kimi rüyânızda görüyorsanız ona intisâb edin» dedim.

Kaynak: 723. Dergah Sohbeti | İcâzet, İntisâb ve Zikrin Îmândaki Yeri

Bir dervîş gördüğü hâli ve rüyâyı anlatmalı mıdır?

Ölçü, üstâdın koyduğu ölçüdür: Üstâd «söyleme» dediyse söylemez — içi kaynasa dahi. Nitekim bir kardeşimiz Medîne-i Münevvere’de altı gün boyunca müracaat etmiş, kendisine söylenmemesi tenbîh edilmiş ve yirmi beş yıl boyunca hiç kimseye söylememiştir. Bu bir imtihandır: Seslenmeyeceksin, susacaksın, yorum yapmayacaksın. Zâten yolun sözü de şudur: «Gören, gördüm demez.»

Kaynak: 723. Dergah Sohbeti | İcâzet, İntisâb ve Zikrin Îmândaki Yeri

← Sorular – Sohbetlerde Sorulan Sorular ve Cevapları