Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mesnevi Şerhi ·

Mesnevî-i Şerîf 929-947. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inden Mesnevî-i Şerîf 929-947. Beyitler Şerhi — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvufî şerhi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 3 • 37/46

Mesnevî-i Şerîf 929-947. Beyitler Şerhi Hakkında

929-947. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

Biz şimdi gelelim sohbetimize, mesnevi okumamıza, inşallah 929. beyitte kaldıydık, konu başlığında kalmıştık. O konu başlığından devam edeceğiz inşallah. Hani av hayvanları tevekkül etmeyi, çalışmamayı öneriyorlardı ve diyorlardıki aslana, sen avlanmayı bırak, biz her gün senin önüne senin yiyeceğini, içeceğini getirelim. Sen avlanmayı bırak diyorlardı. Aslan da onlara diyordu ki hayır ben çalışmayı önde tutuyorum diyordu. Hz.pir aslanla diğer av hayvanlarını konuşturmaya devam ediyor. Aslanın yine çalışmayı tevekküle tercih etmesi, konu başlığı bu:

“Aslan dedi ki evet ama kulların Allah’ı bizim ayağımızın önüne bir merdiven koydu. Dama doğru basamak basamak çıkmalı. Burada cebri olmak, ham tamahtır.”

Dedi. Yani Cenab ı Hak bizim önümüze bir merdiven koymuş. Dama uçaraktan da çıkılabilir mi? El-cevap çıkılabilir. ikinci katı uçarak da çıkılabilir mi? El- cevap çıkılabilir ama o zaman da kanat lazım. Kanadın olsa, kanadını çıkmasan yine uçabilir misin? Yinu açamazsın. Kuş dahi kanadını çırparaktan uçuyor. Kuşun kanadı var. Eğer uçmasını bilmeden kuş yavrusu yuvasından kendisini atarsa ben oldum diye, aşağıda bekleyen kedi köpeğe yem oluyor. Yani demek ki kuş yavrusu da kanatlanacak, uçmayı öğrenecek, tüylenecek, ondan sonra uçacak sebepler dairesinde. Aynı şekilde sufiler için de geçerlidir. Sufi bir dergaha girer, bir üstada bağlanır. Üstada bağlandıktan sonra iki hal görüp, iki rüya görüp, ben tüylendim, ben kanatlandım, ben uçarım sevdasıyla bir heva hevese kapılır, uçmaya kalkar. Aşağıda o, kedi köpeğe yem olur yani deccala yem olur, şeytana yem olur gider. Haa

demek ki kanadın dahi olsa onu çırpmak gerek. Kanat çırpacaksın ki uçacaksın, sebepler dairesinde. O yüzden Ehli sünnet, cebriyeci değildir. Cebriyeye karşı çıkmıştır. Yani cebri olmak, ham tamahlık diyor Hz. Mevlana. Cebriye ne? Kısaca tarif etmek gerekirse, insanlara ait ihtiyarî fiillerin ilahi irade ve kudretin, zorlayıcı tesirle meydana geldiğini savunmak.

Biz ehli sünnet, ehli sünnetin içerisinde Maturidiler, bu konuda çok önemli bir kural koymuşlar. imam Maturidi derki fiiliyatın fiilin üzerinde iki tecelliyet, iki kuvve vardır. Birincisi Allah’a aittir ki o yaratmadır, ikincisi kula aittir, kesb, istemedir der. Bunu eski o bir hac zamanında bir facia olmuştu, o hac faciasında ölen müslümanlar olmuştu. O şeytan taşlamada müslümanlardan ölen olunca Mehmet Sait Yazıcıoğlu diye diyanet işleri eski başkanı vardı. Ben çok tebrik ediyorum onu, çok böyle ilim ehli bir kimseydi. Sağsa Cenab ı Hak ona hayırlı nefes nasip eylesin inşallah, o meşhur Vali Yazıcıoğlu’nun kardeşiydi o da. O çok böyle ilmiyle amil, iyi bir profesörlerden birisiydi. Onun bir doçentlik tezi var. insan hürriyeti üzerine. O yüzden o kitabı okumalısınız muhakkak, ordan incelemelisiniz ve o böyle Maturi’den, ondan sonra Nesefi’den, Sabuni’den böyle insan fiiliyatındaki hürriyeti ne kadar onları böyle toplamış, çok düzgün bir eserdi. Çok uzun yıllar önce elime geçmişti öyle bir eser. Ordan aklımda kalanı söyleyeceğim. Fiiliyatın üzerinde iki kuvvet vardır. Birisi Allah’a aittir, bu yaratmaktır. ikincisi de kula aittir, kesb, istemektir. Yani çalışmaktır. Bir şeye doğru yönelmek, bir şeye koşturmak, bir şey istemektir, bir şey için mücadele etmektir. Onu yaratacak olan da Allah’tır. O yüzden burda ehli sünnet, bilhassa hanefiler, cebriyeyi kabul etmezler. Bir kısım araştırmacı, sufilerin cebriyeci olduğunu düşünürler. Sufiler cebriyeci değildir. O yüzden biz böyle insanlara has bir iradenin var olduğunu, o iradeden biz sorumlu olduğumuzu, mükellefiyetliğimizi onunla yerine getireceğimize inanırız. Bir sorguya muhatap olacaksak, biz mükellefiz demektir. Mükellef isek biz kendi aklımızla, kendi idrakimizle kendi irademizle, bir şey yaparız ve onun sorumluluğunu da eğer din ise Allah’a veririz.

Mesela örneğin Türkiye Cumhuriyeti kanununun yasaları var. O yasaların içerisinde yasak olan şeyler var, suç kabul edilen şeyler var. Siz onu gider de cüzzi iradenizle işlerseniz, onun cezasını çekersiniz. Hoç bazen işlemediğiniz suçun da cezasını çekebilirsiniz, bu da ayrı bir şeydir ama çekersiniz o cezayı. E namaz kılmadıysanız örneğin, namaz kılmamanız sizin kendi cüzzi iradeniz ile alakalıdır. Çünkü ayet-i kerimede de isteyen iman etsin isteyen etmesin demiştir, hür bırakmıştır. isteyen dinini yaşar, istemeyen yaşamaz, hür bırakmış. Dinde cebriyecilik yok çünkü. Sen ister iyiliklerde bulun, ister bulunma, hürsün. Sen ister namaz kıl, ister kılma, hürsün,

dini açıdan bakılacak olursa. Dinde zorlama yok. ister iman et ister iman etme. Cehennemi de dolduracak insanlar olacak, cenneti de dolduracak insanlar olacak. Ne Allah’ın cenneti boş kalır, ne de Allah’ın cehennemi boş kalır. Cehennemi yarattıysa, oluşturduysa muhakkak ki cehenneme gidecek kullar olacak. Cennetini yarattıysa, yaratmış çünkü, e cennetine de gidecek kullar olacak. O yüzden herkes bunlar kendi iradesiyle yönelecek, kendi iradesiyle ama cennetliğini kazanacak ama cehennemliğini kazanacak. Cebri yeciler öyle düşünmez. Cebriyeciler insanı bir makine gibi görür. Cebriyeciler insanı makinalaştırır. Sufilerde makinalaşmak yoktur. O yüzden sufiler cebriyeci değildir, gerçek manada.

“Ayağın var, nasıl olur da kendini topal edersin; elin var, neye pen-

çeni saklarsın.”

Yani Cenab-ı Hak sana el vermiş. Bu elinle sen işte bardağı tutacaksın. E sen bardak gel benim ağzıma gir diyemezsin. Elini vermiş, elini verdiyse bu elin çalışacak, bir amel işleyecek. Ayak vermiş, bu ayak çalışacak, bir amel işleyecek. Sana göz vermiş, bir uzuv vermiş, o göz çalışacak, bir amel işleyecek. O zaman gözün varken benim gözüm yok demen, ham hayal, senin körlüğünden ibaret bu, elin varken elini yok görmek ham hayal. Senin körlüğünden, cahilliğinden ilim bilmezliğinden ibaret bu. Bunu kalkıp da Allah’a atfetme!

“Efendi kölenin eline beli verince söylemeden dileği malum olur.”

Yani bahçede çalışan bir işte tarım işçisinin eline siz bir kürek verirseniz veya bir kazma verirseniz onun ne yapacağım malumdur. işte ne yapacak o? O kazmayla veyahut da o kürekle veyahut da işte o bahçeyi belleyecek eline bir makas verirsen, bağ makası, onunla budayacak, aralayacak. O zaman söylemeden dileği malum oldu o kimsenin. Kalkıp da bir kimse, bir işveren ona burayı şöyle belleyeceksin, böyle belleyeceksin demeyecek. işte Allah da sana bir el vermiş, sen elinin erdiği işlere devam edeceksin.

“Bel gibi olan el de Tanrı işaretlerindendir. Sonu düşünmek hassası

da onun ibareleridir.”

O zaman demek ki Allah bize el vermiş. Bir işaret bu. Cenab ı Hak o işareti vermiş, demiş ki bu eli ben çalışıp kazanman için verdim. Bu ayağı ben sana yürümem için verdim. Bu ayağı ben seni hayra yönelesin, hayra koşasın diye verdim. Bu eli ben sana hayra yönelesin diye verdim. Bu aklı ben sana beni tanıyasın, beni bilesin diye verdim. Evet, bu aklı şeytanlığa çalıştırasın diye değil, bu aklı küfre çalıştırasın diye değil, bu aklı deccalliğe çalıştırasın diye değil. O yüzden, Cenab ı Hak bizim çalışmamızı, gayret etmemizi, akletmemizi ister. Kur’an-ı Kerim’de de ‘o insanlar akletmez

mi’ der. Din, akıllı olanlaradır, akılsız olanlar zaten dini inkar ederler. Din akıllıların işidir. Akılsızların işi değildir. Yani bir kimse ben dinsizim diyorsa, onun aklından şüphe edilir. Psikolojik olarak onun rahatsızlığı vardır. Bir kimse Allah’ın varlığını kabul etmiyorsa, gerçekten o kimsenin psikolojik problemleri vardır. Tedavi olması lazım. Aklı ile alakalı problemi vardır. Tedavi olması lazımdır. Dinsizler onu akıllı görürler.

Bakın dinsizler, dinsizi akıllı görürler. Mesela dinsizler, dindarı akılsız görürler. Bu enteresan bir bakış açısıdır. Oysa akılsız olanlar, dini reddedenlerdir. Çünkü din, akıl sahiplerinedir, akılsız olanlara değil. Din, iman etmek aklın işidir çünkü. Akıllı olanlar iman ederler. Akılları kalbe bağlı olanların imanları kemale erer. Allah bizi onlardan eylesin.

“Tanrının işaretlerini canına nakşederek ve o işarete vefakarlık ederek can verirsen, sana nice sır işaretleri bahşeyler. Senden yükü kaldırır. Seni iş güç sahibi eder. Şimdi yük altındasın. Allah seni yükler, bindirir.”

E şimdi o zaman sen o Allah’ın yol haritasını kabul edersen, Cenab ı Hakk’ın kur’anını kabul edersen ve onu kendi canına nakşedersen, Allah sevgisini, Allah’a imanı, Allah’ın zikri, Allah’a olan namazı, zekatı, orucu ve iyilikleri kendi canına nakşedersen, o zaman ve bu nakşetmede Allah’a bir can verirsen, o sana binlerce can verir. Hani ayet-i kerimede ödünç vermek olarak nitelendirir ya Cenab ı Hak, Allah yolunda can verenlerini ödünç vermiş olarak kabul eder Cenab ı Hak. Allah yolunda mücadele eden, Allah yolunda cihad eden, Allah yolunda koşturan insanlar, Allah’a borç vermiş gibidirler ve Cenab ı Hak onlara sayısız nimetler bahşederekten geri iade eder. Hani bu çok hoşuma gider benim, Tırmızi’de, Darimi’ de ondan sonra ve ‘Fethu’l Bari’de geçer bu hadisi şerif. Kur’an ve zikrin kendisini benden istekte bulunmaktan alıkoyduğu kimseye, isteyenlere verdiğimden daha fazlasını veririm der hadis-i kutside. O yüzden hani bir kimse, sufiler bunu çok önemserler, Allah’ı zikretmekten dolayı o kimse kendisine bir şey isteyemezse, devamlı zikir halinde o kimse, devamlı zikri yakalamış, devamlı zikrullahı yakalamaktan, kendisini unutmuş, kendisinden geçmiş, kendisine bir şey istemekten geçmiş. Öyle ya, o kimse artık böyle kendisinin aklına getirmiyor hiç. Kendi benliğinden sıyrılmış. Hani geçen derslerde demiştim. Ümmet-i Muhammed’e isteyin, arkadaşlarınıza isteyin, eşlerinize, çocuklarınıza isteyin demiştim. Yani kendinize değil, etrafınıza isteyin, kendi nefsinizi düşünmeyin. Kendinizi hiçliğe atın, yokluğa atın ve devamlı etrafınızı düşünün. Ümmet-i Muhammedi düşünün. Allah’ı zikredin ve eşinize, çoluğunuza, çocuğunuza, arkadaşlarınıza, kardeşlerinize isteyin. Onların iyiliğini, selametliğini, kur’an ve sünnete bağlı olmalarını isteyin. Onların maddi manevi zenginliklerini isteyin. Hep etrafınıza dua edin. Böyle etrafına dua

eden, kendisini es geçen, hiçliğe varmış, kendisine bir şey istemeyen, hiçliğe vardıktan dolayı yalnız küstahlıktan değil. Böyle bir kimse diyor hani zikrullahtan, Allah yolunda koşuşturmaktan, işte o dünyaya da pek meyledemez çünkü dünyaya da zaman ayıramaz. Öyle olunca Cenab ı Hak diyor ki isteyenlere verdiğimden daha fazlasını ona veririm. Çünkü sebep? O kendisini Allah’a vakfetmiş, kendisini tabiri caizse Allah’a borç vermiş. Kendinden geçmiş ama bunda böyle nefsine uyaraktan, kibirlenerekten değil, o halini kimseye anlatmayacak. Benim param vardı, benim param yoktu, şuna ihtiyacım vardı, buna ihtiyacım vardı, beni şuraya götürür müsün, beni buraya getirir misin…Bir şeye ihtiyaç hissettirmeyecek hiç kimseye.

Kıymetli dostlar! Allah varken başkasından bir şey uman, imanı kemale ermemiştir. Allah’tan istemek varken, etrafından bir şey uman, imanı kemale ermemiştir. Allah muhafaza eylesin. Bunu bizim kardeşlerimize özellikle söylüyorum. Bunu zakir kardeşlere, ders yaptıran kardeşlere özellikle söylüyorum. Kardeşlerinizden bir şey ummayın. Bir şey uman kimse, Allah’ı unutmuştur. Tövbe edip Allah’a yaslansın. Hiç kimseden bir şey ummasın. Bu, sizi kemale götürecektir. Bir şeyden, bir kimseden bir şey ummak, Allah muhafaza eylesin, Allah’tan gaflettir. Siz Allah’ı zikredin. Derdinizi Allah’a açın. ihtiyacınızı Allah’a beyan edin. Allah’tan isteğin. Başka bir hadis-i şerifte, o istenilmekten hoşlanır der. Bir insanoğlundan isteyeceğine, Allah’tan iste. O seni Allah katında yüceltir. Onun hatta sıfatlarını da vesile etme. Direk zatından iste.

Sufi, zatı ile hemhal olan insandır. O zatından rızık taleb et. Onun zatından ilim talep et. Onun zatından yardım talep et. Onun zatından muhafaza taleb et. Onun zatından iste ne isteyeceksen. De ki: Yarabbi beni zatından rızıklandır. Bizleri zatından rızıklandır. Bizleri zatından muhafazaya al. Bizleri zatın katında emanetine al. Bizleri zatınla hemhal olanlardan eyle. Bizleri zatınla müşerref olanlardan eyle. Bizleri zatınla müşerreflendir. Bizleri zatınla şereflendir. Bizleri zaltından ayırma. Bizleri zatından uzaklaştırma. Bizleri kendi eliyle, kendi ayağıyla şeytanın kucağına gidenlerden eyleme. Bizleri kendi zatından lütfettiğin ilimle ilimlendir ki tuzakları görelim. Bizleri kendi zatından gelen bilgi ile ilm i ledünle bilgilendir ki biz bilmediklerimizi öğrenelim. Yoksa bizim halimiz harap olur. Yoksa biz önümüzü görenlerden olamayız. Yoksa biz iki yakamızı bir araya toplayanlardan olamayız. Sen istersen bizi iki köpeğe de yem eder misin Ya Rabbi, edersin ama bizleri Ümmet i Muhammed’in önünde rezil olacak haller içerisinde bulundurma. Bizleri mahşer yerinde rezil olacak haller içerisinde bulundurma. Bizleri zatınla muhafaza eyle. Bizleri zatından hatalarımızı, kusurlarımızı, eksikliklerimizi, noksanlıklarımızı örtüver Yarabbi!

Bizleri dinsizlerin önünde, imansızların önünde, münafıkların önünde, dine hakaret edenlerin önünde, rezil rüsva olanlardan eyleme Ya Rabbi. Amin. O yüzden sufi zati ile hemhal olur ve Allah’ı zikreder. Allah’ı çokça zikreder, namazını dosdoğru kılar, zekatı dosdoğru verir. Varsa bir hatası, kusuru, yanlışlığı Allah’a tövbe de olmasa dahi tövbe de Allah çünkü tövbe edenleri sever. Allah zekat verenleri sever. Allah namaz kılanları sever. Allah kendisini zikredenleri sever. Allah kendisinden af ve mağfiret isteyenleri sever. Allah kendisinden isteyenleri sever. O yüzden biz Cenab ı Hakkın sevdiği haller üzerinde bulunmaya gayret ederiz. Bizde cebriyecilik yoktur ve böylece biz işimizi, aşımızı, eşimizi, etrafımızı, her şeyimizi Allah’a teslim eder, Allah yolunda koşuşturur, Allah yolunda çalışırsak, Cenab ı Hak bize istediğimizden fazlasını verir. Katından nimetlendirir, katından lütuflandırır, katından ikramlandırır, katından muhafaza eder, katından korur, katından korur. Cenab ı Hak öyle koruduğu kullarından eylesin inşaallah.

“Şimdi onun emrini kabul etmektesin. Sonra seni makbul eder.”

Sen şimdi bu dünyada onun emirlerini yerine getirirsen, sen bu nefesin olduğu müddetçe onun emirlerini yerine tutarsan, o seni ne yapar? Makbul hale getirir. Senin yaptığın işleri daha yücelere taşır. Hani kim Allah’ı zikrederse Allah da onu zikreder. Kim Allah’ı bir topluluk içerisinde zikrederse, Allah onun olmadığı, hayal etmediği, daha yüksek şerefli bir topluluğun içerisinde onu zikreder. Sen toplanırsın, üç kişi beş kişi, on kişi bir evin içinde Allah’ı zikredersin. Allah seni peygamberlerin meclisinde zikreder. Allah seni meleklerin katında zikreder. Allah seni kendi zatında zikreder. Allah seni kendi zatında zikreder. Sen küçük görürsün beş kişi toplanıp Allah’ı zikretmeyi. Sen küçük görürsün on kişi toplanıp Allah’ı zikretmeyi. Küçük gördüğün şey Allah’ı zikretmektir. Sen küçük adamsın! Sen küçük insansın! Sen Allah’ın zikrinin maneviyatını tadmamışsın. Sen Allah’ın zikrinin, nuraniyetini tadmamışsın. Sen evinde oturmuşsun tembel tembel. Üç kişi de olsa, aldığın zikir meclisine gitmemişsin. Gitseydin o seni daha makbul bir hale getirecekti. Sen o zikir halakasına kibirlenip, böbürlenip, kendini yükseklerde görüp, beğenmemezlik etmeseydin, Allah seni kendi zatında barındıracaktı. Kör gözü, kör kalpli, kör, sağır kulaklısın sen? Allah’ı zikredenleri küçük gördün. Allah’ın zikir halkasını küçük gördün. Zikri hatırlatanları küçük gördün. Kalbini mühürledi senin. Yoksa seni ne yapacaktı? Daha makbul hale getirecekti. Sen nefsine uydun, zikrullah halakasına gitmedin. Sen nefsine uydun, o Allah’ı zikredenleri küçük gördün. O yüzden makbuliyettin Allah katında olmadı.

“Şimdi onun emrini kabul etmişsin. Sonra o emirleri söylersin. Şimdi

vuslat arıyorsun. Ondan sonra da vasıl olursun.”

Bakın siz Allah’ın emirlerini yerine getirirseniz, kabul ettiniz, kabul ettikten sonra emirlerini yaşamaya başladınız. Ondan sonra vuslat yolu aradınız. Kim farzları yerine getirirse, Allah’a en sevgili işi yapmış olur. Kim nafilelerle Allah’a yaklaşırsa ve Allah’ı severse, Allah da onu sever. Üç adım. Ne yaptın? Emrini kabul ettin ve emrini yerine getirdin. Ondan sonra vuslat aramaya başladın. Şimdi de diyor vasıl olursun. Bu yolları takip edeceksin. O zikrullah halakasına oturacaksın. O farzları yerine getireceksin. Haramlardan uzak duracaksın. Ondan sonra nafilelerle Allah’a yaklaşacaksın. Allah’a vasıl olmayı isteyeceksin. Allah’a ulaşmayı isteyeceksin. Ondan sonra sen vasıl olacaksın. O vuslatı aramazsan, vasıl olamazsın. O vuslatı arayacaksın. O vuslat olmanın yolu belli. Yol saklı değil. Yol gizli değil. Yol meydanda. Yol kur’ana sımsıkı sarılıp, haramlardan uzak durmak. Farz ibadetleri yerine getirmek. Nafilelerle Allah’a yaklaşmak ve Allah’ı sevmek, Allah’a aşık olmak. Yol bu, vuslat yolu bu. Ancak bu yoldan yürürsen, Allah’a sen vasıl olursun. Bu yoldan yürümezsen Allah’a vasıl olamazsın. Ham hayalcilik yapma, sen şeytanın hile ve desisesine kanma. Sen bu iki ayaklı şeytanların söylediklerine de bakma. Sen kendine bir yol bul Allah’a gidecek, bir vesile bul Allah’a gidecek. Allah bizi onlardan eylesin.

“Allah’ın nimetine şükretmeye çalışmak kudrettir. Senin cebriliğin ise

o nimeti inkardır.”

Bakın Allah’ın nimetlerine şükret! Nimete şükretmek ne demek? Allah’ı zikretmek, Allah’a tövbe etmek. Allah’a hamd etmek, nimete şükretmek, ne demek? Allah’a karşı olan vazifelerini yerine getirmek demek. E sen cebriyeye vurursan Allah bana emretseydi, namazı kılardık biz. Otur! Seni sapık seni. Veyahut da bizim namazımız kılındı. Otur seni sapık seni! senin yolun yol değil. Allah muhafaza eylesin. Allah’a hamd et. Allah’a şükret. Allah’ı zikret ve Cenab-ı Hak ne dedi, Mümin Suresi ayet 60: ‘Bana dua edin ki size icabet edeyim.’ Cenab ı Hakka dua et. Cenab ı Hakkı zikret. O sana icabet edecek, dua et canım kardeşim, dua et! Allah ayet-i kerime ile emrediyor. Bana dua edin diyor. Dua et canım kardeşim. Ümmet-i Muhammed için, dua et. Eşin için, çocukların için dua et. Yavrularınız için, torunlarınız için, dua et. Bu deccaliyet zamanında herkes birbirine dua etsin. Bu ahir zamanın son diliminde, herkes birbirine dua etsin. Çünkü öyle bir zaman gelecek ki insanların kendilerine yapılan dua, kendilerine geçmeyecek. Ya Resulallah, nicedir o ümmetin hali ne yapacaklar bu ümmet? Birbirlerine yapmış oldukları dua karşılık bulacak. Çünkü birbirlerine günahsız ağızlarla dua edecek yani ben kendi adıma günah işledim, benim ağzım günahkar

ama ben işte izmit’ten Cemil gelmiş, Özer gelmiş, Serdar gelmiş, Hüseyin gelmiş Bursa’dan, izmir’den Mehmet Kuyucu gelmiş. Burda canlı yayındaki kardeşlerimiz var. Ben onların adına günah işlemedim ki kendi adıma işledim. Günah ferdidir islamda, günah umumi değildir. Bir kimse günah işledi diye siz umuma cezalandıramazsınız. Yezidi misiniz siz? Bu Yezidi mantığıdır. Bir kimse günah işlediğinde bütün Ümmeti Muhammed’i asmak, bu yezidin mantığıdır. Hz. Ali radıyallahu anh hazretlerinin fıkıhı ve ölçüsü değildir bu. Yezidiler geldiler, Hazreti Ali efendimize dediler ki ‘şu Osman’ı katleden bu grup var ya! Evet? Bunların hepsini de katletmen lazım.’ Hz. Ali efendimiz dedi ki hayır dedi. Biz onların hepsini katledemeyiz. Biz katili bulacağız. Onu katledeceğiz dedi. Katili buldu. Onu katletti ama yezidiler onu bastırdılar Hz. Ali efendimize. Dediler ki bu gelen topluluk var ya ve bunun hepsini de katlet. içinden katil bir taneydi. Yezidi mantığı. Yezidi mantığı! Emevi, zalim Emevi mantığı, bir şehirden bir kimse günah işlediyse, bütün şehri katleder. Evet! Müslümanın birisi bir hata yaptığında, bütün müslümanları aynı kefeye koyuyorsa, yezidi mantığı vardır onda. Evet! Bir şeyhim diyen bir kimse, bir suç işlemiş. Sen bütün şeyleri aynı mantıkta asıyorsan, yezidinin ta kendisisin sen! Tam yezidisin hem!

Bir cemaat, bir hata yaptı. Bir günah işledi. Bir kusur işledi. Bir hainlik yaptı. Bu hangisi olursa olsun, bütün cemaatler, bütün topluluklar aynı, hepsini de asalım dediğinde yezidi mantığıdır bu. Sizi gidi Emevi yezidileri sizi! Siz Hüseyinileri katlettiniz. Siz Alileri katlettiniz. Siz Müslümanları, müminim diyenleri, ehlibeyti katlettiniz. Sizi gidi Ehlibeyt düşmanları sizi. Siz ehlibeyt düşmanısınız! Siz Hz. Hüseyin efendimizin yolundan giden, Hz. Hüseyin efendimizin evlatlarının düşmanısınız siz! Siz ehlibeyt düşmanısınız! Siz öyle basit değilsiniz siz. Siz hepiniz de birer yezidisiniz. Tam bir yezidi! Tecdid i iman edip, tövbe edip dönün siz. Tövbe kapısı açıkken. Bu halinizde ölürseniz, son nefesinizi Allah bilir. Bir şey diyemeyiz. O yüzden şükretmek, hamd etmek ve Allah’a dua etmek, ayetle hadisle sabittir. O yüzden: ‘Bana kulluk etmeyi, büyüklüklerine yediremeyenler, hor ve hakir olarak cehenneme gireceklerdir.’ buyurdu. Sen büyüklük edip namaz kılmazsan, Allah’a karşı büyüklük edip, oruç tutmazsan, büyüklük edip o küçük zikrullah halakasına gitmezsen, büyüklük edip Allah’ı zikir meclislerine tepeden bakarsan, Allah’ı zikredenlere tepeden bakarsan, Allah’a kulluk etmezsen, evet senin gideceğin yer cehennem olacak. Allah muhafaza eylesin. O yüzden dua et. O yüzden iste, Allah yolunda koş. Yine Cenab ı Hak kendisine dua etmeyen, kendisine zikretmeyen, kendisinden istemeyenlere Cenab ı Hak tabiri caizse sırtını döner. Allah muhafaza eylesin.

“Onun verdiği kudrete şükretmek, kudretini arttırır.”

Hani Cenab ı Hak sana hani bir fiiliyatın üzerinde iki kuvve vardır. Birisi kesbetmek, istemektir. Sen bu normalde verdiği kudrete, bu bize, bu ihtiyara vermiş olduğu bu kuvvete şükredersek, bizim kuvvetimiz artar.

“Cebir ise nimeti elinden çıkarır.”

Yani sen cebir ehlisin, dua etmiyorsun. Allah’a nankörlük ediyorsun. Cebir ehlisin. Allah’a karşı isyan etmişsin. Allah muhafaza eylesin. Nimet elinden gider.

“Senin cebriliğin, yolda uyumaktır. Uyuma! O kapıyı, o dergahı gör-

medikçe, uykuya dalma.”

Senin cebri halin, uykudasın, gafletdesin sen, diyor uyan! Cebrilikten çık. Ya? O dergaha ulaşınca, yan Allah’a vasıl oluncaya kadar çalış. Gayret et! Allah’a vasıl oluncaya kadar, gaflete düşme. Allah’a vasıl oluncaya kadar, yolun devam edecek, yürü. Son nefesine kadar çalışmak, gayret etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, Allah yolunda koşmakla mükellefsin.

“Ey dikkatsiz cebri, sakın o meyveli ağacın altından gayri bir yerde

Sen ne zaman ki cennet meyvesini buldun, ne zaman ki cennet ağacını buldun ancak onun altında uyuyacaksın. Yani sen cennete ulaşıncaya kadar uyumak yok. Yani bu dünyayı uyumadan, gaflette olmadan geçireceksin. Hani cennetle mi müjdelendiniz ki gülüyorsunuz demiş ya büyükler! Şeyhim öyle derdi, böyle millet çok gülünce, Mustafa Efendi, oğlum bunlar cennetle mi müjdelendi derdi. Çok büyük, kahkaha ile gülmek, devamlı kalbi katılaştırır çünkü, az güleceksiniz, çok ağlayacaksınız, çok zikredeceksiniz, çok tövbe edeceksiniz, çok dua edeceksiniz. Allah yolunda cehd edeceksiniz, gayret edeceksiniz. Evet, gayret edeceğiz, cehd edeceğiz.

Öyle içimizden bir tane bozuk yumurta çıktı deyip de geri çekilecek değiliz. Her topluluktan çıkacak. Bir gurk tavuğun altında yirmi tane yumurta koyuyorsun da birkaç tanesi cılk çıkıyor. Birkaç tanesi cılk çıkıyor. Baktığında ben bir kumru yuva yapıyor burda, bazen iki tane, üç tane yumurtluyor kumru, bazen ikisinden de üçünden de civciv çıkmıyor. Kumru yavrusu çıkmıyor. Her yumurtadan olacak diye bir kaide yok. Her ders alanından derviş olmuyor. Evet, içinden çürük yumurta çıkacak mı? Çıkacak. Özünü temizlemeyen çıkacak mı? Çıkacak. Ne yapacağız yani, kapatacağız mı dükkanı mı kapatacağız. Böyle bir şey yok. Mücadeleye devam edeceğiz. Biz nerde hata yaptık, biz nerde yanlış yaptık diyeceğiz. Kendi kendimizi hesaba çekip, yola devam edeceğiz. Allah muhafaza eylesin. O yüzden uyumak yok, yolda kalmak yok, cebriyeye vurmak yok. Onun nasibi

bu kadarmış. Nerden biliyorsun? Sen üzerine daha fazla titizlikle ihtimamla durdun mu? Konuşmalarına dikkat ettin mi? Sohbet ederken insanların algılamadığı bir şey söyledin, a gitti, nasip yokmuş mu dedin? Dosdoğru konuştun mu? insanlara bir şeyi emir vaki mi yaptın? Efendim işte, bana öyle söylüyorlar, efendim işte arkadaşlar çoğalmıyor. Kendine bak. Sen demek ki düzgün zakirlik yapamıyorsun. Düzelt kendini. Böyle de deyince e beni değiştir olmazsa! Allah Allah, düzgün yap. Düzgün yapmayı göze almıyor da beni değiştir diyo, kendini terbiye etmeyi göze almıyor. Nefsine vurmayı göze almıyor.

Beş tane teslim ediyorsun, dört tane kalmış. Beş tane teslim ediyorsun, üç tane kalmış. Nerde? E, gitti bunlar? Ne demek gitti ya! Gidenin yerisine koy o zaman. Çalış, gayret et. Yatma yatağında, kalk Allah’ı zikret gece, tövbe et. Allah’a yalvar. Allah’a yalvar kardeş. Bir kişiyi imana getirmen, insanların ve meleklerin yaptığı ibadetten daha evla ibadet. Bir kişinin Allah demesine vesile olman, meleklerin yaptığı zikrullahtan daha evla. Herkesten evla. Otur, hiiiiç umrunda değil, kendini dahi kurtaramazsın sen. Kendini dahi kurtaramazsın. Cebriyet yok. Nasibi bu kadarmış! Bu kadar olacakmış. Böyleymiş, cebriyet bunlar. Çalış kardeşim, gayret et. Bana da öyle diyorlardı önceden. Mustafa Efendi, işte burası, Bursa değil. Bayındırdayken, Mustafa Efendi, burası Bayındır gibi değil. Koş kardeşim! Sofranı aç, gönlünü aç, evini aç, Allah’a yalvar, Allah’a yakar, Allah yolunda koş! Bir kişiye daha nasıl Allah’ı kul edebilirim. Allah’a nasıl onu yaklaştırabilirim. Onun derdiyle yan. Bir kişi daha Allah’a vasıl etme, Allah’a vuslat etme yoluna koymanın derdi ile yan. Sen paranın derdinde yanarsan, sen rahatının derdine yanarsan, sen nefsinin derdinle yanarsan, e olmaz. Bir tek sen de mi, hanım var? Bir tek sende mi çocuk var? Milletin hanımları, kapının arkasında süpürge mi? Milletin çocukları evinde biblo mu? Herkesin evi, işi var. Çoluğu var, çocuğu var, herkesin eşi ve çoluğu çocuğu herkesi özlüyor. Bir tek özlenen baba sen misin? Bir tek özlenen anne sen misin? Allah’a koş! Allah yolunda mücadele et. Onlara da zaman ayır ama ders zamanı dersine git. Üç kişi de olsa otur o zikrullah halakasına. Konuşmalarına dikkat et. Sözlerine dikkat et. Tavırlarına dikkat et. Hal ve hareketlerine dikkat et. Dikkat et. Sen dikkatli ol. Sen uyanık ol. Gaflette olma. insanların anlamayacağı sözleri söyleme söyleme kardeşim! Sana mı düştü ya! Sana mı düştü! Sen insanlara nasihat et, güzel güzel nasihat et. Tatlı tatlı nasihat et. Anlayacağı şekilde nasihat et. Ben de böyle. Sende öyle değil. Din neyse onda öyle. Dinse, kur’an sünnet belli. imamların içtihadı belli. Yolsa eski tasavvuf ehlinin, sufilenin yolu belli . Söyledikleri söz belli. Yolsa üstadının sözü belli. Lafı belli. Tavrı belli. Tarzı belli. Sen bunlardan mı öğrendin, şeytandan mı?

Nerden öğrendin? Hepsini nerden öğrendin? Heva ve hevesinden öğrendin. Başka bir yerden değil. Ya? E, bizde böyle. Yok öyle bizde böyle! Sen heva ve hevesine uymuşun. Ondan sonra da onu cebriyeye vurma. Tekrar söylüyorum bakın. Sufi kanatta böyle bir cebriyecilik var. Gizli bir cebriyecilik, gizli bir kadriyecilik var. Gizli bir cebriye, gizli bir kaderiyecilik var. Çalışmayı, gayret etmeyi, mücadele etmeyi, didinmeyi böyle bu o konuda koşmayı kendisine ölçü edinmiyor. Nasibi bu kadarmış. Bu kadar oldu. Söyledim gelmediler. Çağırdım, gelmiyorlar. işte şöyle oldu, işte böyle oldu. Bahane çok! Bahane çok, cebriyeye! bahane çok, kaderiye!

Kaç saat uyuyorsun dedim birisine. Baktı gözümün içine. Gece kalkıp yarım saat ağlasaydın ya dedim. Rahat, zakirler rahat. Şeyhimiz bir yere geleceği zaman, ben kendi nefsim için söyleyeyim, Bursa’ya geleceği zaman, ben bir hafta öncesinden uykusuz kalmaya başlardım. Arkadaşlarla istişare eder, toplanırım, nerde ne zaman ne toplanacak, nerde ne yapılacak, nerde ne edilecek, istişare ederiz. Her şeyi hazırlarız. Şeyhimiz geldiğinde bitamam. Tıkır tıkır tıkır tıkır tıkır tıkır. Her şey yürür. Allah cümlesinden razı olsun. Tek başına olmaz bu işler. Biz hep istişare ederdik. Anlatırdık arkadaşlarla, söylerdik, çalışırdık, mahalle mahalle. Ben bazen haftanın yedi gecesi derse gittiğim zamanı bilirim. Haftada yedi, yedi gece derse gittiğim zamanı bilirim. Evin yolunu mu tuttuk. işimizi unuturduk, işimize zaman kalmazdı. Öyle oluyor. Öyle oluyor! Şimdi yok o da dervişlik. Şimdi birini öte git deyince ooo, alınıyorsun, kırılıyor üzülüyor, yani whatsapptan arkadaş soru sormuş, anında cevap vermezsen, oyyy, ne tripler, ne tripler veyahut da işte bir sürü anlatmış. işte hemen rüyanın anlamını otomatikman yazacaksın oraya. Oh oh oh oh oh oh! Yani! Ah efendim özledik seni. iyi, özlediysen hadi topla yüz kişi de geleyim.Yaa! Çok özledik efendim. Buyurun gelin, şu gün bize derse gelin. iyi, geleyim dedim. Gittim. Beş kişi. Nerde diğerleri dedim. Ses yok. Kendine mi çağırdın beni dedim. Yok korona varmış diyor, şu varmış…Hııı, öyle! Yok öyle zakirlik. Yok öyle çalvuşluk. Allah muhafaza eylesin.

Uykuya dalma, yürü. O vuslata ulaşıncaya kadar yürü. Koş kardeşim sen, sana düşen vazife kulluk etmek. Sana düşen vazife, kulluk etmek, geç zakirliği, çavuşluğu, halifeliği, nakipliği, nükebbalığı, şeyhliği, geç kardeşim! Onu geç! Bu dergahta usta da bir çırak da bir, toprağın altında. O zaman bu dergahta toprağın altı gibi toprağın altı gibi toprağın altını burda yaşa sen. Ne dedi Hz. Peygamber sallallahü ve sellem? Kendini ölülerden say dedi. Kendini ölülerden say. Toprağın altında usta da bir çırak da bir. Kendini ölülerden saydıysan, toprağın altında usta da bir çırak da bir. O zaman ölülerden say, Allah’a vasıl oluncaya kadar koş. O cennet meyvelerinden yemek için

koş. Hiç olmazsa zikrullah halakasına otur da o cennet meyvalarından, orda bari ye. Orda bari ye. Hiç olmazsa o hadis i şerifin tecelliyatı, o Hadis-i Şerif’in ruhaniyeti ve nuraniyeti yüzü suyu hürmetine, o zikrullah halakasına otur da orada cennet meyvesini ye. Hiç olmazsa zikrullah halakasında Allah’ı zikrettiğinde, o cennet meyvesini orada gör. Sen dışarda konuşmuyorsun, bir başkasına anlatayım, bir başkasına söyleyeyim, bir başkasına tebliğ edeyim, bir başkasını daha halakaya otutturmak için koşmuyorsun, hiç olmazsa git orda zikrullah halakasına otur da o cennet meyvasını ye. Allah muhafaza eylesin. Hz.Pir diyor ki:

“Ki rüzgar her anda dalları silkip başına çerez ve azık döksün.”

Sen o cennet ağacını bulduğunda rüzgar her estikçe, senin üzerine cennet meyvelerini dökecek. O yüzden zikir halakasından uzaklaşma. Namazdan uzaklaşma. Oruçtan uzaklaşma. Helal daireden uzaklaşma. Allah yolunda koşmaktan uzaklaşma. Yine hadis-i kutsi: ‘beni zikrettiği için benden istekte bulunmaya vakit bulamayan kimseye, istekte bulunanlara verdiğinden daha fazlasını veririm demiş, Kenzul Umman’da. O yüzden kıymetli kardeşler, çalışmak gayret etmek, koşmak Allah’a vuslat yolunda devam etmek, hepimizin üzerine boynumuzun borcu ve yol bu. iman edip iyi ameller işlemek. iman edip, farzları yerine getirmek. iman edip nafilelerle Allah’a yaklaşıp, Allah’ı sevmek.

“Cebre inanmakla yol kesen haydutlar arasında uyumak müsavidir. Vakitsiz öten kuş, nasıl olur da kurtulur. Eğer onun işaretlerine burun büküyorsan, kendini erkek mi sanıyorsun. Dikkat edersen anlarsın ki kadınsın. Sendeki bu kadarcık akıl da zayi olur, aklı uçan başsa buyruk kesilir. Zira şükretmemek, uğursuz ve ayıp bir şeydir, o hal, şükretmeyeni, ta ateşin dibine kadar çeker götürür.”

O zaman ne yapacağız? Eğer size bu manada Cenab ı Hak ne diyor ayet i kerimede ve düşünün ki Rabbiniz şöyle ilam buyurdu: ‘Eğer şükrederseniz nimetlerimi daha da artırırım ama nankörlük ederseniz haberiniz olsun ki azabım pek şiddetlidir.’ ibrahim suresi, ayet yedi. O zaman cebre inanma. O haydutlarla beraber bulunma. Cebre inananların yanında da durma. O zaman normalde Allah’ın sana emrettiklerini yerine getir. Allah’ın o işaret, yoldaki işaret direklerine ve işaret lambalarına dikkat et. Kaza yapma, yol kazası yaşama ve yoluna devam et ve Allah’a da ne yapacaksın? Şükredeceksin, dua edeceksin. Şükretmemek ne olmuş oluyor? O zaman senin azabını arttırıyor. Şükredenlere de nimetlerini arttırıyor. Allah’a şükretmek hem dil ile şükretmek, hem normalde beden ile şükretmek hem kalp ile şükretmek lazım. Şükrün de ayrı ayrı ne var? Tecelliyatları var. Allah muhafaza eylesin.

“Tevekkül ediyorsan çalışmak hususunda tevekkül et, kazan da sonra

Demek ki tevekkül edeceksen, çalışmada tevekkül edeceksin. Gayret etmekte tevekkül edeceksin ve tevekkül ettikten sonra normalde çalıştıktan sonra Allah’a dayanıp, Allah’a yaslanacaksın. Çalışmadan, gayret etmeden, Allah’a dayanıp, Allah’a yaslanmak doğru değil. inşallah önümüzdeki hafta 948. beyitten devam edeceğiz, Allah’tan bir şey gelmezse inşaallah.

Haklarınızı helal edin, sürç ü lisan ettiysek affola. Şimdi birazdan inşaallah sorularınıza başlayacağız. Allah izin verirse konu başlığı 948’den itibaren, konu başlığından devam edeceğiz. Konu başlığı da av hayvanlarının tekrar tevekkülü çalışmaya tercih etmemeleri. Konu başlığımız bu, Allah izin verirse inşaallah 948’den itibaren devam edeceğiz inşaallah.

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 3 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-6-9 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Kalb, Sünnet, Tevekkül, Hamd, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı