Mesnevi Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 948-955. Beyitler Şerhi

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 3 • 38/46

948-955. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

Mesnevi’den 948. beyitten devam ediyoruz. Malum geçen hafta av hayvanlarının, av hayvanlarına cevap olarak aslanın çalışmayı, gayret etmeyi, çalışma ve gayret etmenin iyiliğini anlatıyordu, güzelliğini anlatıyordu. Bu av hayvanları da aslana bu hafta cevap veriyorlar. Onlar da tekrar tevekkülü şey yapıyorlar, öne sürüyorlar. Diyorlar ki çalışma, tevekkül et. Tabii bu bir de bütün dinlerde tarih boyunca tevekkül doğru anlaşıldığı zamanlar olmuş, doğru anlaşılmadığı zamanlar olmuş ama Ümmet i Muhammed’e de bu sıkıntılı zamanlar geçirmişler. Böyle aşırı çalışmadan, böyle tevekkül ehli olmayı mesela genel olarak Ümmeti Muhammed geri kaldığı, ne bileyim işte böyle ekonomik, siyasi, askeri, kültürel anlamda böyle bir geri kaldığı zamanlarda bunu sufilere atfetmişler. Hani bir lokma bir hırka felsefesi varmış gibi. Aslında genel olarak sufiler böyle bir boş tevekkülcü değillerdir. Örneğin biz çalışmayı önde tutarız ve kardeşlerin araında deriz ki çalışmayan kimse bizden ders istemesin. Ders almasın çünkü sufilik disiplin işidir, çalışma işidir, Allah’a yakınlaşma, disiplin işidir. Gayret etme çalışma mücadele etme işidir. O yüzden bir kimse çalışmıyorsa, işi gücü yoksa, Allah’a yakınlıkda da o kimse çalışmaz, gayret etmez. Bütün peygamberler çalışmışlar, kendi geçimlerini kendileri sağlamışlar. O yüzden bizim tasavvuf anlayışımızda üstad dahil herkes çalışmalı, herkes kendi alın terini yemeli, herkes kendi elinin emeğini yemeli. Üstat dahil hiç kimse kimseden bir şey dilenmemeli, istememeli. O yüzden dinlenmeden, istemeden, alan el olmadan, bu dünyadan göçüp gitmeli. Temel felsefemiz budur bizim. O yüzden bizde özellikle kendi içimizde dahi para toplanması yasaktır, yardım toplanması yasaktır. Bizim kardeşlerimizin arasında da böyle para toplama,

yardım toplama bu konuda çok titizizdir. O yüzden Allah bizi affetsin, bir sufinin dilenci olması çok hoş bir şey değildir.

Eğer sufi dilenecekse ancak Allah’tan dilenir, isteyecekse ancak Allah’tan ister, yardım bekleyecekse ancak Allah’tan yardım bekler. O yüzden şeyenlillah diyecekse sufi ancak Allah’a der. Başka bir kimseden bir şey umması, bir şey istemesi, bir şey dilenmesi hoş değildir. O yüzden sufi ne zahiren ne de mânen hiç kimseden bir şey istemez yani sufi örneğim işte biz de bunlar abestir çünkü. Bana çavuşluk ver, bana zakirlik ver bana nakiplik ver, bana nükebbalık ver bana halifelik ver, bana şeyhlik ver. Bizde bunlar böyle edep dışı şeylerdir. Biz böyle bunlara çok sıcak bakmayız. Çalışsın gayret etsin, koştursun. Neyse Cenab ı Hakkın onun üzerindeki takdiri ona verecektir Cenab ı Hak. O yüzden biz de makam istenmez, bizde mevki istenmez. Bizde bu tip şeyler istenmez. istenmemesi gerekir zaten ama normalde aynı şekilde de maddi planda da kardeşler istenmemesi, dinlenmemesi, ummaması gerekir. O yüzden sohbetlerimizde, zikirlerimizde, ikram mecburiyeti yoktur. Hatta olmasa çok memnun oluruz. Çok mutlu oluruz. Deriz ki ikramı illaki önde tutmayın. işte Allah’ı zikri önde tutun, sohbeti önde tutun, dinimizi öğrenmeyi önde tutun, işte sohbet ve zikirlerde, zikirlerde işte insanları illaki ikram çıkaracağım, yemek çıkaracağım diye uğraştırmayın diye özellikle söyleriz. O yüzden bizde tevekkül anlayışı, çalışıp sonucunu Allah’a dayanmaktır. Yoksa çalışmadan, gayret etmeden, mücadele etmeden bir sonuca ulaşabileceğimize inanmayız. Bu Allah isterse verir mi verir ama Cenab ı Hakk’ın sebepler dairesine dayanır. Sebepler dairesinde çalışır, koşturur. Sebepler dairesinde biz maksudumuza ulaşmak için gayret ederiz. Cenab ı Hak anne karnında ne iş yapıyorduk da bizi besledi? Annemizin üzerinden besledi. Annemiz neyin üzerinden besledi, babamızın üzerinden besledi. Sebepler zinciri dairesinde Allah besledi. Eyvallah ama bu sebepler dairesine yaslanmak, sebeplere tutunmak da bütün peygamberlerin sünnetidir. Şimdi av hayvanları yine aslana tevekkülü tercih etmesi için ona anlatmaya başlıyorlar.

“Hepsi ona bağırarak dediler ki: Sebep tohumlarını eken o harisler, kadın erkek nice yüzbinlerce kişi neden oldu da zamane menfaatlerinden mahrum kaldılar.”

insanoğlu haristir ya böyle çok ister. Böyle bütün hani Peygamber sallallahü vesselam hazretleri, insanoğlu haristir. Bir vadi dolusu altını olsa, ikinci vadiye gözünü diker der. O yüzden insanoğlu haristir. Siz ona bir vadi dolusu altın verseniz o ikinci vadi dolu, ikinci vadi altın dolu vadi ister. Enteresan bir şeydir. insan haris olunca işte iki oda bir salon evi vardır, daha büyüğünü ister. işte üç oda bir salon evi olur, daha büyüğünü ister. Bunun

sonu yok ki! Haris olunca insan ardından villa yapar bir müddet sonra villayı da beğenmez, daha büyük villaya göçmek ister. Haristir çünkü veyahut da belli bir maddi rahatlığa, maddi bir ortama kavuşup daha da fazlasını ister. Daha da zengin olayım, daha da zengin olayım, daha da zengin olayım diye ister ve insanoğlu harisliğinden dolayı etrafını yakar, yıkar, perişan eder. Ne bileyim akrabalarını, etrafındaki iş yaptığı kimseleri kırar döker. O harislik ona, etrafına zarar verdirir ama o görmez bunu. O dünya hırsı, o mal hırsı, o makam hırsı, o mevki hırsı, insana helali haramı tanıtmaz, ortalığı yangın yerine çevirir ve işte sufiler buna karşıdır. Aslında sufiler ahlaki olarak böyle bir hale düşmek istemezler.

Bizim dünyaya muhabbetimiz, sevgimiz olmaz ama biz dünya için, dünyayı mamur etmek için değil, alan el olmamak için çalışır, gayret ederiz. Alan el olmamak için yaparız bunu. Dünya hırsından dolayı değil. Yani dünya hırsın da olanlar, haramı helali tanımazlar. Haramı helali tanımadan her şeyi kendine mübah görürler. Çevrenizde öyle insanlar vardır yani haramı helallaştırır, faizi helallaştırır, örneğin hırsızlığı helallaştırır, rüşveti helallaştırır, kayırmacılığı helallaştırır. Helallaştırır kendine. Kendince onun kendi dairesinde bir fetva bulur, olur, yani o böyle gayrimeşru ilişkileri, gayrimeşru mal edinimlerini o haris olan insanlar, bunları kendilerine caiz görürler. Veyahut da işte böyle devletin kanununa nizamına uydu mu? Uydu derler. Ya kanununa, nizamına uydu da kuş uçmaz, kervan geçmez bir yerde adamın işte bilmem kaç dönümlük tarlasına siz işte turizm imarı veriyorsunuz, işte adamı oturduğu yerde zengin ediyorsunuz, böyle bir peşkeş çekiyorsunuz ve bunu Türkiye Cumhuriyeti devleti hukuku açısından uygun olabilir ama bunun islami etiklik açısından veyahut da işte dünya üzerindeki mevcut sistemin etikliği açısından baktığımızda doğru değil ama dünya hırsı insanı bu noktaya getirir. Her şeyi kendine caiz gösterir. Her şeyi kendine helal gösterir. Bütün işte işleri o yapmalı, bütün ihaleleri o kapmalı, bütün paraya o sahip olmalı, bir nerde bir rant varsa onu o elde etmeli. Harislik böyle bir şeydir. Allah muhafaza eylesin. O yüzden helali haramlaştırır. Haramı da helallaştırır haris olan kimseler. Nasıl haramı helallaştırır? Ticaret yapıyordur, kendince helal dairede ticaret yaparken, içine haram karıştırır. Helali haramlaştıttırır. Allah muhafaza eylesin. işte o av hayvanları aslana dediler ki kadın erkek nice yüzbinlerce kişi neden oldu da zamane menfaatlerinden mahrum kaldılar. Onlar normalde bu kadar haris olmalarına rağmen bir kısmı bu zamanında, kendi zamanlarındaki menfaatlerinden uzak durdular. Yani onların harislikleri, onların böyle doymak bilmeyen nefisleri, o doymak bilmeyen onların o istek ve arzularının hepsi de cevap bulmadı.

“Dünyanın başlangıcından beri yüzbinlerce kavim ejderha gibi ağız açmışlar o bilgili idrakli kavimler şehirler düzmüşler, tedbirlerde bulunmuşlardır. Öyle tedbirler ki o tedbirlerle dağ bile ta dibinden kopar, yerinden ayrılırdı. Allah onların hile ve tedbirlerini o tedbirler yüzünden dağların tepeleri bile oynar yıkılır dümdüz olurdu diye öğdü.”

Bakın tarih boyunca bütün kavimler, o harisliklerinden, dünyaya olan harisliklerinden dolayı ejderha gibi ağızlarını açtılar. Ne peygamber tanıdılar, ne veli tanıdılar, ne evliya tanıdılar, ne sufi tanıdılar, ne Allah yolu tanıdılar, ne kuran tanıdılar, ne sünnet tanıdılar, ne peygamberlerin hikmetini ve yolunu tanıdılar ve ağızlarını açtılar onlar bütün ellerinden gelen zulümü, bütün ellerinden gelen haksızlığı, uğursuzluğu, arsızlığı yerine getirdiler. Ellerinden geleni artlarına koymadılar. O kadar zulmettiler, o kadar arsızlık yaptılar ki peygamberleri dahi şehid ettiler. O ben-i israil yahudileri, hep peygamberleri katlettiler, öldürdüler, şehit ettiler hepsinide ve Nemrut’un hayatına bakın. Nemrut ibrahim Aleyhisselam’a savaş açtı ve o o kadar çok, o kadar çok odundan toplattı, çalılar, ateşler yaktırdı. O ilahlık sevgilisiydi. O ilahlık, o tanrılık taslamak için ne hileler yaptılar. Neler yapmadılar ki! Kendisini göklere çıkarmaya mı çalışmadı o Nemrut, halkın önünde kendisini uçuracak hallerimi sokmaya çalışmadı. Yani rivayet edilir ki işte hususi kuşlar beslediler o kuşları böyle ete aşina ettiler ve bir sopanın önüne eti gösterdi onlara, baktı, dağların üzerine çıkarttırdı kendini, böyle bir taput gibi sandal gibi bir şey yaptırdı ve o kuşlarla beraber gökyüzüne çıkmaya çalıştı Nemrut. Halkın önünde yapmak istedi bunu kendisine bir ilahlık da taslatmak için yaptı. Bu böyle ilahlık tasması.

Nemruttan yıllar sonra firavun da böyle yapmayan kalktı. O yüzden bakın o firavunlaşan, o nemrutlaşan insanlar her türlü melaneti işleyip, halkın gözünü boyayıp, halkın önünde kendi ilahlıklarını ispat etme yoluna girdiler. Aynı şekilde Hz. Muhammed i Mustafa’ya da aynı yapmadılar mı? O Ebu Leheb neler yaptı? Öyle değil mi! o Ebu Cehil neler yaptı ve müşrikler Hz. Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’e neler yaptılar! Neden? Onların dünyaya olan harisliklerinden, dünya hırslarından, onların ilahlık düşüncelerinden dolayı her şeyi, ellerinden gelen her şeyi yaptılar ve bu dünyaya haris olan bu makama mevkiye haris olan, makam ve mevki için insanların yapmadığı çok afedersiniz rezillik kalmadı dünya üzerinde ve o av hayvanları işte bunları örnekliyorlar aslanın önüne. Diyorlar ki onlar o kadar şeyler yaptılar, o kadar zulümler yaptılar, o kadar şeyler yapmalarına rağmen ama sonuç olarak ellerinde bir şey kalmadı. Yani aslana diyorlar ki sen de işte bu kadar dünyaya haris olma, bizi avlama, çalışma, biz her gün senin yiyeceğini önüne getirelim. Bak bu hadisler tarih boyunca ne kadar zulümler yaptılar,

ne kadar hainlikler yaptılar, sonunda ellerinde bir şey kalmadı. Nemrut ölürken elinde bir şey yoktu. Firavun ölürken elinde bir şey yoktu, elinde kalan zalimlikleri kaldı. Firavun nerde öldü? Musa Aleyhisselam’ı öldürmek için peşinden giderken denizin içerisinde askerleriyle beraber boğuldu kaldı. Nemrut ne oldu? Nemrud’un kafasına bir küçücük bir böcek girdi, bir sinek girdi, kendi kafasına balyoz vurdura vurdura, çekiç vurdura vurdura öldü.

Sonuçta dünyaya onlar hakim olamadılar yani dağları yerinden oynatabilecek halde kendilerini gördüler ama sonuçları hüsran oldu. Şimdi de bu, ibrahim Suresi ayet kırkaltıda geçer. Gerçekten onlar düzenlerini kurmuşlardı. Halbuki dağları oynatacak güçte olsa bile, onların bu düzenleri hep Allah’ın elindeydi yani onlar ne kadar düzen kurarlarsa kursundan ne kadar böyle kendilerini dev aynalarında görürlerse görsünler, düzen Allah’ın elinde. Onlar sana ne kadar kötülük yapmak isteseler de ne kadar sena tuzak kursalar da ve seni o tuzağın içerisine düşürmek için çalışsalar da Allah seni uyarırsa, Allah sana sahip çıkarsa, Allah senin kalbine feraset verirse, Allah senin kalbine llham verirse, Allah seni kalbine, senin kalbine, zikrullah nuruyla nurlandırırsa Cenab ı Hak seni kurda kuşa, börtü böceğe yem etmez. Cenab ı Hak seni Firavun’a, Nemrut’a yem etmez. Cenab ı Hak ibrahim’ini ateşin içerisinden nasıl kurtardıysai seni de Nemrutların ateşinden kurtarır ve Cenab ı Hak nasıl Hz. Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’i Ebu Leheb’den Ebu Cehil’den, Utbe’den, Şeybe’’den kurtardıysa ve hepsini hendek kuyularına, kuyularını kendilerine mezar ettiyse, zamanın Utbelerine de Şeybelerine de Ebu Cehillerine de Cenab ı Hak hendek kuyularını mezar edecektir.

O yüzden bu tarih boyunca bu zalimler, bu firavunluklar hep müslümanların başına çorap örmeğe kalkmışlar, hep müslümanları kahrı perişan etmek için müslümanları rezil etmek için uğraşmışlar. isa Aleyhisselam’ın yanındaki havari dahi o günün zalim yahudileriyle işbirliği yapmış. isa(a.s.)’ı katletmeleri, öldürmeleri için ama Cenab ı Hak isa Aleyhisselam’ı da korumuş Cenabı Hak bu müşriklerin bu rezillerin tuzaklarını kendi başlarına makus eylemiş ve islam sonuçta hakim olmuş ve islamı Cenab ı Hak korumuş, muhafaza etmiş bütün peygamberlerin koruyup muhafaza ettiği gibi dinini de korumuş, muhafaza etmiş ve nasıl kur’anı biz indirdik, onun koruyucusu da biziz diyorsa Cenab ı Hak yine kur’anı da koruyacak olan, Hz Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’in sünnet seniyesini ayakta tutacak olan da Allah. Muhakkak Cenab ı Hak her dönemde, her zaman kur’an ve sünnete sımsıkı yapışan, kur’an ve sünneti seven, kur’an ve sünnete aşık olan, kur’an ve sünnetin peşine düşen, kur’an ve sünnetin yaşanması için ve yaşatılması için mücadele eden şahıs ve topluluklar oluşturacaktır. Rabbim

dinini mukim edecek ve nurunu tamamlayacaktır. O düzenbazlar, o hilebazlar, o zalimler o Nemrutvari insanlar, o firavun vari insanlar, Ebu Cehilvari insanlar, her dönemde olduğu gibi bu dönemde de olacak, onlar da müslümanların birer imtihanı olacak, müminlerin birer imtihanı olacak, evliyaların velilerin birer imtihanı olacak ama Allah nurunu tamamlayacak.

O yüzden onlar düzen kuracaklar, Cenab ı Hak onların düzenlerini kendi başlarına geçirecek. Onlar düzen kuracaklar, Cenab ı Hak onların düzenlerini bozduracak, düzenlerini yıktıracak.

Haa, burda bizim yapmamız gereken, Ümmet i Muhammed’in yapması gereken, kur’an ve sünnete sımsıkı yapışıp kur’an ve sünneti yaşama ve yaşatma mücadelesinin devam etmesi, bu mücadele devam ederken dili sürçmesin, kalbi sürçmesin, ayağı sürçmesin, eli sürçmesin, gözü sürçmesin, kendisini koruma, muhafaza altına alıp, hayatına devam etmesidir. Tuzaklardan korumak, kendini her türlü tuzaktan muhafaza etmeye çalışıp, Allah yaslanıp, Allah’a dayanıp, Allah’a güvenip, Allah’ı çokça zikredip, Allah’a çokça ibadet edip, Allah’a çokça muhabbet besleyerekten, nefsin, heva ve hevesin, iki ayaklı şeytanların tuzaklarına düşmemektir. O yüzden küffar maksadına nail olmak için gavurcuklar, müşrikler, münafıklar maksatlarına nail olmak için her türlü hileyi, her türlü desiseyi, her türlü oyunları, her türlü tuzakları kuracaklar. Hatta dağları yerinden koparacak, dağları yerinden oynatacak tuzakları da yapacak olsalar da sonuç Allah’a aittir, sonuç kudret ve kuvveti elinde tutan Rabbime aittir, Cenab ı Hak müsaade ederse olacak. Cenab ı Hak müsaade etmezse olmayacak. Hz Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin, Hz. Abbas’ın oğlu Abdullah’a tavsiyesi muhteşemdir: ‘Bütün insanlar, sana zarar vermek için toplansalar, Allah müsaade etmedikçe hiç kimse sana zarar veremez. Bütün insanlar sana iyilik yapmak isteseler, Allah müsaade etmedikçe sana hiç kimse iyilik yapamaz.’ O yüzden ‘iyyakenabüdü ve iyya kenestain’, ancak Allah’a ibadet eder ancak Allah’tan yardım dileriz. Tuzak kurucuların tuzağından, Allah’a sığınırız. Tuzak kurucuların tuzaklarına düşmemekten, Allah’a yapışırız. Tuzak kuranların tuzağını bertaraf etmek için Allah’a sımsıkı yapışır, Allah’tan yardım dileriz ve tarih boyunca da bu böyle olmuştur. Bize düşen Cenab ı Hakkın kur’an ve sünnetine sımsıkı yapışmak, Allah’a yaslanmak, Allah’a dayanmaktır. Müşrikler, kafirler, din düşmanları, kur’an ve sünnet düşmanları, bakın, bugün şimdi hadis i şeriflere düşman bir nesil yetişiyor. Sünnet i seniyeye düşman bir nesil yetişiyor. Biz sünnet-i seniyyeyi, hadisi şerifleri öne koydukça bize düşmanlık yapıyorlar. Bize tuzak kurmaya çalışıyorlar. Sebep? Sebebi şu: Biz kur’an ve sünnete sımsıkı yapışmaya çalışıyoruz. Bize sadece

kur’an yeter deyip de hadisi şerifleri ve sünnet-i seniyyeyei reddedenlerden değiliz. Bakın burdan bütün Ümmet i Muhammed’i uyarıyoruz.

Kıymetli dostlar, zamanın en büyük tehlikesi, hadisleri ve sünnetleri terk etmek ve reddetmektir. Bu tehlikeyi görelim. Çocuklarımıza hadisleri ve sünnetleri terk etme öğretisini vermeyelim. Canhıraş bunun çalışmasını yapıyorlar. imam hatiplerde, ilahiyatlarda, değişik menfezlerde, Avrupa’da bilhassa, Amerika’da, peygambersiz bir kur’an, peygambersiz bir islam dizayn etmeye çalışıyorlar. Eğer peygambersiz bir kur’an, peygambersiz bir islamı dizayn ederlerse, orta yerde islam diye bir şey bırakmamayı planlıyorlar. O yüzden hadislerin üzerinde algı operasyonları yapıyorlar. Sünnet-i seniyyenin üzerinde algı operasyonu yapıyorlar. Hadislerle alay eden din alimleri var. Hadislerle alay eden profesörlerimiz var ilahiyatlarda. Hadislerle alay eden tefsircilerimiz var artık. Bakın bunu ikiyüz yıl önce, üçyüz yıl önce düşünmek mümkün değildi ve bunun tohumları ikiyüz yıl önce, üçyüz yıl önce Avrupa’da atıldı. Mason localarında atıldı. Deccalın kurmuş olduğu mason localarında bunların tohumları atıldı. Bakın bu mason localarında yetişmiş, bu mason localarında iç içe büyümüş olan, o dindarmış gibi görünen, sanki islam dünyasında yenilik yapıp, sanki müslümanlar yeniden yenilenecek yükselecekmiş heva ve hevesine kapılan, bizdenmiş gibi görünen dindarlarla bunu içimize soktular. Şimdi artık ondört yaşında, onbeş yaşında, yirmi yaşında, otuz yaşında, kırk yaşında bir kimse hadis inkarcısı oldu ve sünneti seniyelerle alay edilir hale geldi. Biz, bizim içimizdeki kimseler, bu tuzağa düştüler ne yazıkki. işte ilahiyattaki kimseler, hadisleri inkar ederekten, hadislerle alay ederekten, sünnet i seneye ile alay ederekten, hadislere ve sünnet i seniyelere sımsıkı sarılanlara, ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmeye başladılar. Öyle davranıyorlar. Biz sünnet i seniyeyi önde tutuyoruz, sünnet i seniyeye sıkı sıkı bağlanıyoruz diye, bizim de üzerimizde tuzak kurmaya, bizim de üzerimize algı operasyonları yapmaya çalışıyorlar.

işte onlar ne yaparlarsa yapsınlar, onlar bütün silahları ile teçhizatları ile maddi, manevi, askeri, siyasi, kültürel, dini, imani müslümanlara saldırsalar dahi, Allah yeniden bu Ümmeti Muhammed’e dirilişi nasip edecek ve yeniden bu Ümmet i Muhammed’e kafirler istese de istemese de müşrikler istese de istemese de münafıklar istese de istemese de hadis inkarcısı bu zalimler, bu cahiller istese de istemese de Cenab-ı Hak nurunu tamamlayacak. Kur’an ve sünneti sımsıkı yaşayanlar, bütün dünyaya nizam verecekler inşallah. O yüzden korkumuz yok. O yüzden yeisimiz yok. O yüzden çekindiğimiz yok. O yüzden imanımızın verdiği, imanımızın verdiği aşkla, muhabbetle, kuvvetle, Allah Allah nidalarıyla, kur’an ve sünneti yaşama ve yaşatma mücadelesine devam edeceğiz. Bütün kafirler, bütün müşrikler, bütün batı

kafalılar, bütün deccal kafalılar, bütün deccal kafalılar toplansalar, Allah’ın nurunu söndüremezler. Bütün bunların hepsi de toplansalar, Hz. Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’in hadislerini ve sünnet i seniyisini yok edemeyecekler. Son sufi nefesini verinceye kadar, son Allah diyen nefesini verince kadar, kur’an ve sünnet mücadelesi devam edecek. Kur’an ve sünnet mücadelesine devam edeceğiz ve Allah’ı zikrederekten devam edeceğiz. Allah Allah nidalarıyla devam edeceğiz. Korkumuz da yok, yeisimiz de yok, şüphemiz de yok. Geri adım atma noktasında da değiliz. Kur’an ve sünnete sımsıkı yapışıp, kur’an ve sünneti yaşama ve yaşatma mücadelesine devam edeceğiz inşallah. O yüzden kıymetli dostlar, biz kur’an ve sünneti yaşıyoruz derken, kur’an ve sünneti yaşayacağız derken, yeryüzünde kibirlenerekten, böbürlenerekten, yürümek yok. Yeryüzünde diğer insanlara tepeden bakmak yok. Kur’an ve sünnet ahlakıyla sımsıkı yapışıp devam edeceğiz inşallah ve bunca tedbirlere rağmen o avlanmalarından, o çalışmalarından, ezelde verilen kısmetten başka bir şey yüz göstermedi. Bu dünyaya haris olanlar ne yaparlarsa yapsınlar, sonuçta Allah’ın takdiri neyse, Allah’ın istediği neyse o oldu. Ben bu beyitleri biraz daha manevi yormaya çalışıyorum. Hakkınızı helal edin yani manevi bakıyorum ben, ben bunu bir dünya olarak görmüyorum. Dünya, hırsı olarak görmüyorum, ben bunu ümmeti Muhammed’in kur’an ve sünnet dairesinde çalışması, gayret etmesi yolunda olarak bakıyorum.

Kıymetli dostlar! Bütün peygamberler, Allah’ın vermiş olduğu bu yola devam ettiler. (Kıymetli dostlar, bu soru sorulan telefonu, tekrar tekrar söylüyorum aramayın diye, lütfen!) Evet bütün bu Allah dostları, bu veliler bu müslümanlar, bu müminler tarih boyunca Adem’den beri Allah için, Allah yolunda çalıştılar, gayret ettiler. Cihat ettiler, mücadele ettiler. Kafirler, müşrikler, münafıklar; müslümanlara her daim eziyet etmek için onlara savaş açtılar. Onlar şöyle düşünmediler, biz bir tedbir almayalım, biz çalışmayalım, biz kenarda oturalım, Allah’ın takdiri neyse olur. Bunu yapmadılar. Ben bu mesnevideki bu beyitleri, biraz manevi yorumlamaya çalışıyorum. Yani bunları dünya ile alakalı görmüyorum onları. Bunları ben din yolunda mücadele etme, Allah yolunda cihad etme olarak görüyorum ve hiçbir peygamber Allah’ın takdiri neyse o olur deyip de gayret etmemek, mücadele etmemek noktasında durmadılar. Allah yolunda Cihad ettiler, Allah yolunda çalıştılar, Allah yolunda can verdiler, can aldılar. Allah bizi o cihat şuuruyla yaşayan kullarından eylesin inşallah.

“Hepsi tedbirlerden de aciz kaldılar çalışmadan da; ortada Allah’ın

işi ve hükümleri kaldı.”

Sonuç olarak kim ne yaparsa yapsın ne oldu? Allah’ın takdiri, Allah’ın isteği neyse, sonuçta o oldu ve Cenab ı Hak onca müşriğin, kâfirin, mürtedin

galeyana gelmesine rağmen, Bedir’de, Hendek’te, Uhud’da müslümanları bir ve beraber edip, islamı galip eyledi. Malazgirt’te islamı galip eyledi. istanbul fethinde ve nice fetihlerde islamı galip eyledi. Allah bizi o galip olan kullarından eylesin inşallah.

“Adı sanı belli kişi. Kazanmayı bir adnan başka bir şey bilme. Ey Kur-

naz ve hilekar adam! Çalışmayı bir vehimden başka bir şey sanma.”

Dedi o av hayvanları. Yani kazanmakla nam salan kimse, bu dünya olarak baktığımızda, kazancı kuru bir gösterişten başka bir şey değildir. O hilekarla, hilecilikle dünya malı elde edenler, bir isimden bir addan başka bir şey, bir kuruntudan başka bir şey değildir. Oysa Cenab ı Hak ayeti kerimesinde: ‘Yeryüzünde kibirlenerekten yürüme. Şüphesiz ki sen ne yeri yarabilirsin, ne de boyca dağlara ulaşabilirsin.’ demiş. O yüzden malınızla, mülkünüzle, kazandığınız namınızla, şanınızla, şöhretinizle, bir şey elde edemezsiniz, bir şey de yapamazsınız ama Allah yolunda çalışır, Allah yolunda gayret eder, Allah yolunda mücadele ederseniz, Allah’a dost olursunuz. Önemli olan ebedi hayattır. Allah’a dost olmaktır. Allah’a dost olma yolunda çalışın, gayret eden peygamberlerin mesleği buydu, asıl mesleği; velilerin asıl mesleği budur. Onlar, Allah’a dost olma yolunda çalışırlar, gayret ederler. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Önümüzdeki hafta Allah izin verirse inşallah, kaldığımız yerden devam edeceğiz, yine bir konu başlığından devam edeceğiz. Konu başlığı da ne olacak inşallah, ‘Azrail’in birisine bakması. Onun da Süleyman Aleyhisselam’ın sarayına kaçması, tevekkülün çalışmadan üstün olduğu ve çalışmadaki faydaların azlığı’, konu başlığınız bu. Allah izin verirse buradan inşallah devam edeceğiz. Burası da zannediyorum, 956 yine de hata edersek Allah bizi affetsin inşallah ama konu başımız belli, ‘Azrail’in birisine bakması, onun da Süleyman Aleyhisselam’ın sarayı’na kaçması’, konu başımız 955, evet 956 dan devam edeceğiz inşallah. Şimdi sorularınıza geçeceğiz.

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 3 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-6-9 • Tasavvuf Vakfı Yayınları