Mesnevi Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 223-227. Beyitler Şerhi

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 1 • 35/55

223-227. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

“O adamın hekimin eliyle öldürülmesi ne ümit yüzündendi ne korku

Hani hekim kuyumcuyu öldürmüştü ya hekimin kuyumcuyu öldürmesi korku ve ümit üzerinden değildi. insanlar üç çeşittir din noktasında. Kimisi hayatlarını korkunun üzerine kurgulamıştır. Allah’tan korktuğu için ibadet eder, Allah’tan korktuğu için oruç tutar, korktuğu için namaz kılar, korktuğu için kelime-i şehadet getirir, korktuğu için zekat verir, korktuğu için ahlakını düzgün tutmaya çalışır. Bir tip inananlar vardır, onlar da ümit ederler. Cenneti ümid ettiği için namaz kılar, cenneti ümit ettiği için oruç tutar, cenneti ümit ettiği için zekat verir hacca gider, günlük hayatlarını, dini ibadetlerini ve hayatlarını ümidin üzerine kurarlar. O kimse ümidini keserse, herşeyi bırakır. O kimse de korku ondan kalkarsa o da her şeyi bırakır. Birisi korkusundan emin olursa her şeyi bırakır. Öbürkü de ümidinin olmayacağını anlarsa her şeyi bırakır. Mümin için ayrı bir denge vardır. Korku ve ümit arasında gidip gelmek. Hz. Ömer radıyallahu anh hazretleri der ki bir kişi cehenneme gidecek olsa deseler, o Ömer’dir derim. Bir kişi de cennetlik olacak deseler yine o Ömer’dir der. Bu vasat bir Müslümanın korku ile ümit arasında gidip gelmesidir. Üçüncü sınıf vardır ki onlar korku ve ümitleri ile hareket etmezler. Korkuyla hareket edenler, Firavun’un zulmünden korkup da onun her dediğini yerine getiren gibidir.

Ümid ile hareket edenler, ay sonunda maaş bekleyen memur, işçi gibidir. Ayın sonunda maaşı vermezsen çeker gider, hakkıdır. O, bir işçi gibidir. Akşam oldu mu ücretini ister. Ümit ile ibadet eden, ümit noktasında duran

müslüman veya inananlar o ümidini elde edemezse çeker gider. Sevenler de aynıdır. Kimisi korktuğundan sever. Korktuğundan emin olursa çeker gider. Kimisi ümit ettiğinden sever. Ümit ettiğini bulamayacaksa çeker gider. Bu, hayatın her alanında böyledir. Evliliklerde de aynıdır büyük bir çoğunluğu. Kadın kendisinden, kadın normalde adamdan ümidini bitirirse, çeker gider kadın. Adam da kadından ümidi biterse, bırakır onu veyahut da kadın ayrılırsam per perişan olurum der, o korkuyla adama sabreder veyahut da adam kadın beni terk ederse per perişan olurum der, o korkuyla kadını sürükler, yürütür. Bunların hiç birisinde de gerçek hakikat yoktur. Bu noktada davrananlar hakikate erişemezler. Korku, cahil hayvanlaşmış insanlar için geçerli akçedir. Ehl-i cehaleti siz korkuyla yönetirsiniz. Bilgisiz insanlar iki şeyle yönetilirler. Bir korku, iki ümit. Bir toplum bilgisiz ise onu iki şeyle yönetir, zapturapt altında tutarsınız. Korku ya da ümitle. Onun önüne ümit koyarsınız. O ümit koyduğunuz ümidi bekleyerekten hiç bir anarşiyi çıkarmaz. Ümid ettiğini bulamazsa, anarşi patlak verir. Ya da siz toplulukları korku ile yönetirsiniz. Hıııım dersiniz herkes hizaya girer ama ne zaman o korkudan kurtulurlarsa yıkarlar sizi.

Irak’ta korkudan kurtuldular. Saddam’ın heykelini yıktı insanlar. O güne kadar Saddam’ın heykelini yıkmak için hiç kimse cesaretlenmemişti. Zalimin tepesine Cenab-ı Hak bir zalim tayin etti, bir kılıç tayin etti. O kılıç da zalimden intikamı aldı. Libya lideri Kaddafi’nin o hale düştüşeceğini düşünür müsünüz? Korkularını yenen cahil hayvani güruh, intikamını öyle alır. Korku da ümit de cahil insanlar için geçerlidir. Siz diyeceksiniz ki Allah da korkutur. Evet, Allah da korkutur. Allah’ın korkutması, insanların korkutmasına benzemez. Allah insanları korkutur. Der ki vadi vardır, korkun da siz cennetime koyayım der. Allah’ın korkutması da ümidi de haktır. insanların korkutmasına ve ümidine gibi değildir. Bunu da karıştırmayın. Siz cahil toplulukları, bilgisiz toplulukları, korkuyla ümitle hep yönetirsiniz. Cahil ve bilgisiz toplulukları aşırı korku ve aşırı sevinçle yönetirsiniz. Onların önüne aşırı derecede sevineceği şeyler koyarsınız. Futbol gibi, herhangi bir müsabaka, herhangi bir nefse hoş gelecek bir şey, (16 ZC 723 beyaz Hyundai, arabanızın üzerine deve çıkabilirmiş.) ses sanatçısı, yönetirsiniz onlarla.

insanlar giderler, orada bağırırlar, çağırırlar binlerce insan, ama o top neyse, pop neyse, birisini çıkarırsınız oraya, insanlar orada o böyle kendilerince bir sanat icra ediyoruz derler, bağırırlar, çağırırlar, kendilerinden geçerler. Onlar o on gün, on beş gün onu konuşurlar veya güldürücüler vardır ya soytarılar, onları çıkarırsınız, onlarla insanları güldürürsünüz siz. Onlar kendilerince kafaları boşalır. Bilgili insanları bunlarla aldatamazsınız. Siz bilgili insanları, korkutamazsınız. Siz bilgili insanları böyle heva

ve hevesten avlayamazsınız. O yüzden insanların arasında insanları iki şey yönetir, korku ve ümit. Adam ümit eder, ay sonunda kartı basacak, maaşı alacak. Kartı bastı, maaşı aldığı müddetçe hiç önemli değil. O ay onu yiyecek, bir dahaki aya tekrar ümit edecek. Kartı bastığında, tekrar maaş gelecek. O kurulu bir düzen, tik tak, kurulu bir saat gibi çalışmaya da devam edecek. Hiç kafasını da herhangi bir şeye kaldırmayacak. Toplumun yüzde yetmişbeşi, sekseni böyledir. Bu çarkın bozulmasından korkar. Bu çarkın dengesinin gitmesinden korkar toplumun yüzde sekseni seksenbeşi. O yüzden herkes o düzene, sisteme uyar. Amerika’da bütçe geçmedi, yakıyor kadın kendisini parkta. Amerika’da üç ay yokluk olsun, yıkılır düzen. Düzen yıkılır. Avrupa’da bir ekonomik kriz olursa, bütün sistemler yıkılır, yıkılır! istanbul’da bir düzen yıkılırsa, istanbul Avrupa gibi %50 yıkılır. Bursa, yüzde yirmi beş yıkılır. izmir, yüzde on yıkılır.

Anadolu’da hiçbir şey olmaz hiç kimseye. Bir bakmışsın kadın tandırı çıkarmış, üzerinde ekmek yapıyor, açıyor hamuru. Ekmek, un oldu mu yetti ona. Bir çuval unu eve koy, bir ay boyunca istediğini ye, iç. Onun için global borsalar önemli değil. Onun için dolardır, eurodur hiç önemli değil. Onun için borsa indi kalktı hiç önemli değil. Onun için altın ne kadarmış hiç önemli değil. O gider oradan iki tane turp otu keser, iki tane ıspanak keser, iki tane ebegümeci keser, kavurur. Hatta bir katmer yapar dışarıda, onlar beş lira verir, katmer yiyeceğiz diye sıraya girer. Bakıyorum ben katmer yapıyorlar, hazır bir de şeyden, ne o yufkadan, içine üç tane ot atıyor, iki tane peynir rendesi, atıyor amanin katmer yemişler. Ya Hacı Mehmet’in anası sağ olacak da o yapacaktı katmeri, yiyecektin. Onlar için kriz yoktur. Bakın bunlar korku ve ümidi orta yerden kaldırır. Bütün dünyayı korku ile yönetiyorlar. Bütün dünyayı, bütün dünya halklarını, bütün dünya insanlarını, korku ve ümit ile yönetiyorlar. Eğer siz korku hummasından kurtulur, ümit bahçesinden çıkarsanız, özgürlüğünüzü kazandınız ama sizi asla özgür yapmak istemezler, asla. Siz, istediğiniz tıp ilmini okuyabilirsiniz, dünyanın en iyi tıpçısı olabilirsiniz, tıp ilminde dahi olabilirsiniz. Bu serbesttir. Siz ekonomi ilminde dahi olabilirsiniz, serbesttir Siz siyasi ilimde dahi olabilirsiniz, serbesttir. Siz hangi ilimde dahi olmak istiyorsanız, pozitif ilimlerin hepsinde dahi olabilirsiniz. Siz Kur’an ilminde de dahi olabilirsiniz. Siz hadis ilminde de dahi olabilirsiniz ama asla korku, ümit kıskacından çıkmadığınız müddetçe.

Asıl özgür olanlar, korku ve ümit kıskacından çıkanlardır. Asıl hür olanlar, bu abes olacak şimdi, mide ile cinsel uzvunun kıskacından çıkanlardır. Midesi ile cinsel uzvun kıskacında kalanlar, asla özgür değillerdir. Bu küçücük noktası. Aklınızın çalışmasına, mideniz engel olur. Aklınızın doğru

yolda gitmesine haram şehvetiniz engel olur. Akıl o ikisinden emir almaya başlayınca, o bilgiye sahip olamaz ve bilgiyi bu iki küçük şeye satar. Korku ve ümit, insanlık tarihi boyunca hep insanları, hürriyetten esarete almıştır. Siz neden korkuyorsanız ilahınız odur. Aç kalmaktan korkanların ilahı, açlıktır. Arabasını kaybetmekten korkanların ilahesi, arabadır. Makamını kaybetmekten korkanların makamı, ilahesi makamdır. Bu korku, ümit kıskacı insanların hayatlarını, iki tane cambaz gibi, iki tane nokta var, ortasında bir tel var ve o telin üzerinde yürüyen insan hem orada korku var, burada ümit var. Ne tarafa dönerse dönsün, elinde bir tane de denge çubuğu var. Denge çubuğunun bir tarafında korku, bir tarafında ümit var. Size diyorlar ki korkana diyorlar ki ümit kapısına doğru koş.

Ümit edene diyorlar ki korku kapısına doğru yürü. Bak korku kapısı orada ve korkana da ümit edene de o dingil denge çubuğunu veriyorlar. Yaşa yaşayabilirsen diyorlar ve siz orada yaşama mücadelesi veriyorsunuz. Bu bir kötü rüya. Bu bir halisülasyon mu diyorlar ona? Efendim? Halüsülasyon. Değil mi böyle bir kendi kendine beyninin ürettiği bir olmayan gerçek. Olmayan gerçek! Bunun içerisinde insanlık. insanlar bunun içinde. Hepimiz bunun içindeyiz. Oysa Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, korkaklığın şerrinden Allah’a sığınırım diyor. Buradaki bizim korkumuz, Allah korkusu değil. Elimizdekileri yitirme korkusu, buradaki korkumuz, hayatımızı idame ettirme korkusu. Buradaki korkumuz, kimimiz için makam, kimimiz için mevki, kimimiz için parayı, kimimiz için işte dükkanı, şanı şöhreti, dünya üzerindeki her hangi bir dünya metasını kaybetme korkusu. Sakın bunu Allah korkusuyla bağdaştırmayın. Allah korkusu bu korkuların farklı bir noktasıdır. Ben sadece insanların arasındaki korku hummasın anlatıyorum size. Adamın vergiyi yatıramama korkusu, sigortayı yatıramama korkusu. Korku! Devletten korkma, validen, emniyet müdüründen korkma, korku! Adamın bir hukuksuzluğu yok, bir kanunsuzluğu yok, korkuyor.

Korkağız biz. Paşadan korkarız, herşeyden korkarız biz, sinekten korkarız, sivrisinekten korkarız, bir tane kertenkele geçse buradan bütün herkes ayağa kalkar, korkarız. Fareden korkarız biz. Bir fare geçse, kadınlar masanın üstündedir. Duvarda tırmanacak bir şey olsa, kadınlar duvara tırmanır. Adamlar da aynı, adamlar da aynı! Çarşambada bir büro vardı, bizim orada, kadının birisi bir bağırdı fare var diye, adam ondan önce kaçıyor. Adam ondan ondan önce kaçıyor! Kadın döndü bir an, hadi ben korkuyorum kadınım, sen dedi. Ben, senden daha fazla korkuyorum, dedi. Korku! Bakın hayatınıza, hayatınıza bakın. Elektrik kesilirse kesilsin. Ben mum da yaşarım. Var mı böyle korkusu olmayan? Hangi kadın, kaç ay elektrik kesilirse adamı

terketmez! Anasının babasının evine gitmez? Korku! Aç kalma, üşüme, korkusu. Adam üşürüm diyor, korkuyor. Hasta olurum diyor, korkuyor. Ben bu işi yaparsam yorulurum burada diyor, korkuyor. Korku! Hür deyil! Bakın hür değil.

Aslında her gün bunları yaşıyorsunuz siz. Ben bunları anlatınca işine, evet ya diyorsunuz. Evet, doğru var mı var, var mı var. Kaç taneniz cep telefonsuz yaşayabilir şimdi? Kaç taneniz facebooku kapatabilir? Bakın nasıl özgürlükleriniz gidiyor. Hür değilsiniz. Korkularla yönetiliyorsunuz, ümitlerle yönetiliyorsunuz. Size ümit ettiriyorlar. Hepiniz ümidin peşindesiniz. Sizin önünüze bir tane profil çıkarıyorlar, protip. Bak, bir futbolcu oldu, beş milyar dolar aldı. Bütün herkes Ronaldo olma yolunda. iki topa vurunca, Ronaldo ayakları. Saçlar, Ronaldo gibi. Bütün futbolcuların hayalinde ne var şimdi? Messi var, değil mi? Ümit! Adam iki tane tıngırdatıyor, Aşık Veysel zannediyor kendini. Bir gün Aşık Veysel gibi olacak. Kim var protip? Tarkan. Saçlar, pantolonlar, düşecek neredeyse. Ayakkabılar Viking. Tarkan. Kim işte? Herhangi bir bayan, sanatçı, sinema sanatçısı, dizi. Ne istersen var onda ya! Protip. O da öyle olacak. O da öyle olmalı. Onun nesi eksik? O da öyle olmalı. Protiplere bakın. Herkes o protiplere bakaraktan, ümit edip, çocuğunun elinden tutuyor, nereye götürüyor? Top oynatmaya götürüyor. Çocuğunun elinden götürüyor. Nereye götürüyor? işte müzik dersleri alıyor. Şan dersleri alıyor. Çocuğunun elinden götürüyor, nereye götürüyor? Piyano dersleri alıyor. Protip! Ümit! Yürü. Ümitlerle yönetiliyorsunuz. Ümitlerle yönetmek. Senin de muhakkak çok lüks araban olacak, koştur ve dünya sizin o ümidinizi besliyor, körüklüyor. Ceylan gibi önünüzde sekiyor. Siz arkasından koşuyorsunuz. Ümit! işte dünyayı yönetmek isteyen zalimler, bütün insanlığı korku ve Ümit ile yönetirler. Allah’ın korku ve ümidi değildir. bu. insanların, kurguladıkları Deccaliyet korku ve ümididir bu.

Hz. Mevlana diyor ki o hekimin, o adamı öldürmesi korku ve ümit üzerinden değildi. Yani siz bir adamı öldürürsünüz. Sizin kadınınıza sahip olmasın diye öldürürsünüz. Bir adamı öldürürsünüz, sizin paranıza pulunuza sahib olmasın, bir şey olmasın diye. Dünya ve dünyalıktır. O heva ve hevestir. Dünyada gözünüzün gördüğü her şeyin büyük bir çoğunluğu, heva ve hevestir. Korku ve ümidin üzerine kuruludur ve dünya insanlığı hür değildir. Hür değildir! O yüzden Cenab ı Hak der ki çok azınız iman etti. Bu enterasan bir ayeti kerimedir, çünkü dünya insanlığı, hürriyeti tatmamıştır. Bu manada hürriyeti tadarsa, dünya üzerindeki mevcut sistemlerin hepsi de yıkılır. Dünya üzerindeki mevcut sistemlerin, bakın mevcut sistemlerin diyorum, hepsini de koyuyorum içine, korku ve ümidin üzerine kuruludur. Gerçeğin, hakikatin üzerine kurulu değildir. Korku ve ümidin üzerine kuruludur.

Bilginin hakikati üzerine kurulu değildir. insanlığı komple korku ve ümitle, sistemleri komple korku ve ümit ile yönetirler. Mesela siz ülkeleri hür zannedersiniz. Hür zannedersiniz. Türkiye hür, demokratik bir ülke, değil mi? Örneğin. Değildir, değildir! Adam gelir, sizin gözünüzün içine bakaraktan der ki tehdit eder sizi. Bunu böyle, böyle, böyle yapı veririz bak der. Faizleri yüzde bir arttır der. Siz arttırmazsanız, yapar o onu. Siz o dersi almışsınızdır. Korkarsınız. Yapmak zorunda kalırsınız. Adam gelir söyle der Merkez Bankasına. Benim yatırımcılarım var. Şu kadar, şu kadar milyar dolar yatıracaklar, faizleri şu kadar puan arttır. Siz bir günlüğüne faizleri bir puan arttırırsınız. Bu kadar milyar doları yatırırlar Merkez Bankası’na. Ertesi gün şu kadar puan düşürürler. O, o gece yatıranlar, bu kadar milyar doları kazanırlar. Siz bu korku ile yaşarsınız. Devletinizi yıkarız derler. Devleti yönetenler bakarlar, yıkılanları görürler. Gösterirler, bak derler, Irak gibi bir devlet kaldı mı? Yok! Bak derler, Suriye gibi devlet kaldı mı? Yok! Bak derler, Libya diye bir devlet var mı? Yok! Bak derler, Afganistan diye bir devlet kaldı mı? Yok! Bak derler Pakistan diye bir devlet kaldı mı, her yerde bomba patlıyor. Yok! Bak derler, beş tane şehirde, beş tane bomba patlatmaya bakar. Bozarız senin istikrarını derler. Korkuyla yönetirler ve siz hür deyilsinizdir. Söylüyorum, hürriyet diyorum ya çözüm. Çözüm hürriyettir. Var mı bir ay maaş almadan çalışacak olan? Sizi bir korku hummasına koyarlar. Dışardan kendi adamlarını da getirirler ekonominin başına. O adam her şeyi peşkeş çeker, ondan sonra gider. Onu tekrar nereye alırlar? Götürürler, kendi adamlarıdır zaten, yine dünya bankasında önemli bir yerde o adam vazifeye devam eder.

Korku! Asla gerçeğe ulaşamazsınız. Asla hakikate ulaşamazsınız. Hakikate ulaşmanın yolu, hakikatin sahibine varmakla olur. Bilginin, gerçek bilginin sahibi Allah’tır. Hiçbir sistem, dünya özellik hiçbir sistem, gerçek hakikate ermiş bir iman sahibi istemez. istemez. Hz. Muhammed i Mustafa’ya ne dedi Mekkeli müşrikler Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e? istediğin kadınsa, istediğin kadını al. Evli ise boşattırırız dediler. Yani birisinin karısına gitseydi, deseydi ki bu kadını istiyorum, kocasına diyecekler ki boşa bu kadını, bu onun kadını oldu. istediğin kadar kadın al, istediğin kadar kız al. Bakın, asıl korkuya düşenler başka bakın. istediğin kadar kadın al. Bu nedir? Az önce söyledim. Allah affetsin. Cinsel uzuv kıskacıdır. Bakın, Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin hayatından örnek. Birincisöyledikleri bu. ikinci teklifleri ne? Eğer derdin paraysa, hazineyi sana teslim edelim. Sen emin insansın. Üçüncü teklifleri ne? Mekke’nin reisliği, eğer istersen sen gel bu devletin başına başkan ol. Yönet bu devleti. Bakın, dikkat edin, Müslümanlar, iman ettim diyenler. Üç tane kıskaç var. Normal

avam insanda iki kıskaç var. iş siyasetin içerisine girdi mi üçüncü kıskaç oluyor. Birincisi ne? Şehvet kıskacı. ikincisi ne? Para, mal kıskacı. Üçüncüsü ne? Makam mevki kıskacı. Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Ve sellem hazretleri ne dedi. Bir elime dedi, bir elime ayı verseniz, bir elime de güneşi verseniz, vallahi ‘La ilahe illallah Muhammedun Resulullah’ demekten vazgeçmeyeceğim. işte hürriyet! Eğer imanınız bu noktaya gelmedikçe, siz o hürriyete sahip olamazsınız ve bu noktaya gelen bir cemaati, bu noktaya gelen bir halkı, kavmi, bu noktaya gelen bir inanmışlar topluluğunu dünya üzerindeki sistemlerin hiç birisi de kabul etmez.

Musa Aleyhisselam’a yaptıkları gibi öldürmeye, katl etmeye, ordular toplarlar. isa Aleyhisselam’a ve havarilerineyaptıkları gibi, öldürmeye, katletmeye kalkarlar. ibrahimAleyhisselam’a yaptıkları gibi, mancınıkla ateşe atmaya kalkarlar. Yusuf gibi kuyuya armaya kalkarlar. Zekeriya Aleyhisselam’a yaptıkları gibi ne yaparlar, ağacın ortasında keserler. Asla ona müsaade etmezler. Davut Aleyhisselam’a yaptıkları gibi ordular toplarlar, karşısında savaşmaya gelirler. Hazreti Peygamber(s.a.v.)’e ve inananlara yaptıkları gibi sürerler sizi o bölgeden ve beldeden ve siz sürgün gittiğiniz yerde de rahat edemezsiniz. Ordularını toplarlar, hem kendileri sürmüşlerdir, yetmez ordu toparlayıp oraya sizi katletmeye, öldürmeye gelirler. Bunu göze alanlar, hür olurlar. Eğer dünya üzerindeki firavunlaşmış sistemler, ordularını toplayıp Türkiye’nin üzerine gelmeyi, Türkiye gözüne aldığı anda hürdür. Çanakkale’deki savaş budur. Atalarımız o hürriyeti gözlerine aldıklarından ve o hürriyet uğruna orada mücadele etmişlerdir. Şehit olmuşlardır ama arkasından gelenler o hürriyetin tadını almadıklarından dolayı, peşkeş çekmişlerdir. Neye? Üç tane unsur: Şehvetlerine, mallarına, paraya ve makamlarına. Demişlerdir ki seni devlet başkanı yapacağız. Yeni devletin başkanı sen olacaksın. Paranın üzerine sen oturacaksın, istediğin kadını da alacaksın, bunun için sahip olduğun değerlerin hepsini de atman lazım ve bütün toplumu korku ve ümit ile yönetmen lazım. Bu toplumun içerisinde dolaşan şeydir.

Sakın biriniz bana şimdi hürriyetten bahsetmesin. Sakın birileri bana şimdi herhangi bir devletin hürriyetinden bahsetmesin. Bu Amerikan Devleti de dahil. Bak Obama’ya ders veriyorlar şimdi. Obama’ya sopa gösteriyorlar. Diyorlar ki sen de bizi dinle. Obama ne yapmaya kalktı, enteresan bir şey, dedi ki o fakir fukara kesim var ya, evet, ben bunların devletten sosyal olarak faydalanmasını istiyorum. Yani hepsine de sağlık yardımı yapıyorum. Hepsi de nüfus kağıdını gösterecek, gariban gidecek Amerikan devlet hastanesinde tedavi olacak. Diyorlar ki hayır. Neden? Bunlar bizim kölelerimiz. Sen bunlara böyle sosyal yardım adı altında böyle yaparsan, bunları kölelikten bir nebze olsun çıkarmaya kalkarsın. Eee? Sana sopayı gösteririz. Sen

kimin parasını dağıtıyorsun? Ya ben seçildim. Hadi diyo otur. Seçtiğimizi istediğimiz zamanda da yıkarız. Demokrasi dediğin şey palavradan ibarettir. Ne yaptı Obama, sandviç yemeye gitmiş bugün. Sıkıntı atıyor adam. Kör mü Amerikan Devleti? Pardon Amerikan hükümeti? Hayır, hayır! Hani bizim de Millet Meclisi’nin arkasında yazıyor ya. Hakimiyet, kayıtsız şartsız milletindir. Laf! Laf, laf! Cumhuriyet neymiş? Halkın kendi kendini idare etmesiymiş. Laf! Hiç bir zaman öyle olmamıştır. Korku ve ümit!

Şimdi Amerikan devlet başkanına gösterilen bu sopadan bütün herkes nasibini alıyor mu? Bakıyor şimdi herkes. Ne yaptılar? Adam anayasa kitapçığını fırlattı. Ondan sonra geldi mi adam şeyden, dünya bankasından? Geldi. Ne dedi? Şu, şu, şu, şu, şu, şu yasaları çıkacağız dedi mi? Dedi. Çatır çatır o yasaları da çıkardılar mı? Evet! Peşkeş çektiler mi ekonomiyi? Evet! Yeni gelen hükümete de verdiler gazı, o paraları da bir güzel ödetdiler mi? Evet! Hep beraber ödedik mi bu paraları? Evet! Bu paraları ödememize sebep olanları biz astık mı? Hayır! Bu paraları ödememize sebep olanları biz yargıladık mı? Hayır! O paraların altına imza atan bürokratları herhangi bir mahkemenin mahkemeye çıkardık mı? Hayır! Vatandaşın birisi kalkıp da kardeşim, bu kadar parayı peşkeş çektiniz, bu paralarda bizim hakkımız var deyip de mahkemeye verdi mi?Hayır. Bu paraların hepsi de bizim cebimizden, çoluğumuzdan çocuğumuzdan çıktı mı? Evet! Bu paraların hepsini de bu memleketin fukara, gariban, insanları ödedi mi? Evet!

Ey Türk milleti! Niçin hesap sormuyorsunuz hürseniz? Mahkeme açamazsınız ki! Mahkemelerde böyle bir kanun, madde yok! Bir vatandaş gidip de herhangi bir bürokratı yapmış olduğu hatadan dolayı mahkemeye veremez. Mahkemeye verebilmesi için ona, o bürokratın başındaki başbakanın, şunun bunun imzası lazım. Mahkeme açamazsınız siz. Ne, hürsünüz öyle mi? Kardeş, bu parayı ödedim ben ya, bu parayı niçin ödedim ben? IMF’ye olan bu 35 milyar doları niçin ödedik biz. Bu imzanın altına kim imza attı? Bu parayı, bunları imza atarken hangi vicdansız, hangi merhametsiz, hangi haysiyetsiz, hangi vatansever değil vatan düşmanı, millet düşmanı, insanlık düşmanı imza attı? Var mı soracak olan? Hayır korkarız, soramayız. Bunu konuşamazlar bile. Konuşanlar da korkarlar. idam cezası var mıydı? Evet. Hangi el yordamıyla idam cezasını bir gecede kaldırdık, kim için kaldırdık? Var mı hesabını soracak olan? Yok. Türkiye’de idam cezası kaldırıldı. Vatandaşa sordular mı? Kampanya yapıldı mı?

Hadi ben yazıyorum şimdi. Haksız yere birinin öldürülmesini, öldürmek isteyenler, tecavüzcüler, zorla tecavüz edenler, teröristler, askeri polisi öldürenler, uyuşturucu ekip ve satanlar… Bunların kim idamını istemez? Çok basit bir şey söylüyorum. Allah hiç kimsenin başına vermesin. Senin

kızını kaçırsalar, tecavüz etseler beş-altı kişi. Sonra da öldürseler. Sen ne istersin? Beş yıl sonra, altı yıl sonra adam senin gelip gözünün önünde bıyığını bursa, öbür kızı da götüreceğim dese ne yapacaksın? Sorarım, beş altı yıl yatıp çıkıyorlar. Gelse, senin hanımını da götüreceğim dese, ne yapacaksın? Soruyorum. istanbul’da adam normal yolunda gidiyormuş, inmişler, hiçbir şey yok, trafikte kırmızı ışık muhabbeti. indiler, adamı dövdüler, attılar boğaza, öldürdüler adamı. Tanımıyor bile adamları. Kim kaldırdı idam cezasını Türkiye’den? Kime sordular da kaldırdılar? Hakimiyet, kayıtsız şartsız milletinmiş. Sordular mı?

Imf’den paraları alırlarken sordular mı size? Öderlerken sordular mı size? Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulurken, Osmanlı imparatorluğu’nun bütün savaş tazminatlarını ödeme imzasını Lozan’da kim attı? Türkiye kırk yıl boyunca o paraları çatır çatır ödedi galip devletlere. Size sordular mı? Hem Osmanlı Devleti yıkıldı, hem Osmanlı Devleti’ne bir borç çıkardılar. Bu borcu çıkarınca, o imzayı atanlar ne yaptılar acaba? Şimdi Irak’ı yıktılar, Irak’a da savaş tazminatı koydular. Irak da savaş tazminatı koyduktan sonra, Irakta birileri gitti o savaş tazminatının altına imza attı. Bugünkü hükümet. Onca bombalar patlıyor, onca Irak’ta ortalık toz duman. Hükümete bir laf söylüyor mu hiç batılılar, yabancı güçler? Canlarım benim! Değil mi, Maliki hükümeti bir numara, değil mi? Amerika şiayla düşmandı değil mi? Hiç de değilmiş bak. Haracı ödersen çatır çatır, Amerikanın şiaymış, sünniymiş almışsın umurumda değil. Daha doğrusu Amerikanın da değil, uluslararası güç. Savaş tazminatı ödüyor adamlar ama adamların komple memleketi yıkıldı. Geçenlerde bir makalede okumuştum yaklaşık 40 yıl petrolünü satsa anca ödüyor. Irak’ın altındaki petroller, zaten 50 yıllık petrol var. Kırk yıl petrolü o savaş tazminatlarına satılacak. Oradaki insanların bunu durdurmaya, bunu bozmaya güçleri var mı? Yok! insanlar ne ile yönetiliyormuş? Korku ve ümitle. On tane bomba patlatırlar senin memleketinde. Sen hükümetim yıkılacak diye istifa edersin. Pardon hükümetin yıkılacak diye taviz verirsin. Aynı şey gezide yaşanmadı mı? Merkez Bankası Gezi olaylarından sonra puan arttırımına gitmedi mi? Gitti. Ondan sonra bir ay sonra, iki ay sonra puanı düşürmedi mi? Evet. Bu arada kim ne kadar götürdü bilen var mı? Hayır. Hangi şirkete ne kadar peşkeş çekildiğini bilen var mı? Hayır. Bak bir gezi daha patlatırız. Senin burnunu bir daha kısıtırız Dikkat edin. Ya? Bundan sonra haracımızı kuzu kuzu getirin, yatırın. Mahallelerde kabadayılar olurdu ya böyle. Bu kabadayılar yalnız böyle fukarayı çarparlar döverler, zengine gözdağı vermek için. Derler ki hop dikkat et bak bunu nasıl çarpıyoruz ya ha seni de çarparız.

Biz Tire meslek lisesine gidiyoruz, bir Haşim fırtınası var. Kürt Haşim, Kürt Haşim, Kürt Haşim. Haraç var, bilmemne var. Daha liseye gidiyoruz biz, ikiye. Ben de lise 2’ye gidiyorum ama bir fırtına esiyor ki herkesten haraç topluyor. Bir de sol görüşlü. Bana haber göndermiş, ayağını denk alsın diye. Biz de tanımıyoruz ya bayındırlılık da var da, ben de haber gönderene haber gönderdim. Biz aradaki, hiç unutmuyorum sözümü, aradıki dedim cic cikleri biz dinlemeyiz. Haber getiren de böyle okuldan bizim. Arada dedim cicikleri dinlemeyiz, kendi gelsin dedim. Bizden büyük halbuki. O zamanlar kumarhanesi var, bilmem ne falan. Ne olsa iyi? Bizim Ülkü Ocakları’nın üstü Haşim’in kumarhanesiymiş. Ne kadar güzel dedim. Bir gün onun adamıyla denk geldim. Dedim dağıtacağım kumarhaneyi. Nasıl yani? Basbaya dedim. Ülkü Ocakları’nın tepesine kumarhane mi olur dedim. iki gün sonra aşağı inmişler, başkana demişler ki kiranızı ödeyelim, şunu ödeyelim, bunu ödeyelim. Bakın, korkuyla yönetiyorlar. Sen korkarsan, yönetilirsin. Sen korkmazsan yönetirsin. Bakın, korkarsan yönetilirsin. Korkmazsan, yönetirsin. Neymiş sistem? Korkarsan yönetilirsin. Yalnız kalmaktan korkarsın, hanımsız kalmaktan korkarsın, çocuksuz kalmaktan korkarsın, işsiz kalmaktan korkarsın, arabasız kalmaktan korkarsın, evsiz kalmaktan korkarsın, arkadaşsız kalmaktan korkarsın, et rafsız kalmaktan korkarsın, herkesin elinde oyuncak olursun. Karısız kalmaktan korkarsın; kadın otur der oturur, kalk derse kalkar. Çocuksuz kalmaktan korkarsın, çocuğun yanlış işleri vardır, göz yumarsın. Evet. Sana istediği gibi hakaret eder, göz yumarsın sen. Çocuksuz kalmaktan korkuyorsun, kadınsız kalmaktan korkuyorsun, arabasız kalmaktan korkuyorsun. Lan dün araban mı vardı, yürürüm burda dersen, arabasız kalmaktan korkmazsın. Dün param yoktu, bugün de yok dersen, parasız kalmaktan korkmazsın. Öbür türlü, korktuğun her şey seni yönetir. Ümit ettiğin her şeyin esiri olursun. Kadını ümit edersin, esiri olursun. Gece yatacağın ya onunla, ümit ediyorsun, gözünün içine bakarsın, uyumasın, yan yatmasın, çamura batmasın. Aman kızdırmayayım. Aman üzmeyeyim. Aman keyfini bozmayayım. Ümidin var çünkü. Korkarsın, ümidin peşine gidersin. Yok çay der, tamam seslenmiyim, aman çay içmeyivereyim bu gece dersin. Her gün yemek mi yapacağım sana, ne bu derse ya derse, ah tamam, bugün yemek ah aşkım, canım benim, nereden köfte getittireyim, söyle sen bana! Ümit ediyorsun ya, ümit ediyorsun, bekliyorsun. Korkarsın!

Hepimizin günlük hayatlarında var bunlar. Hiç, hiç unutmuyorum. Bir pazar günü bizim dükkanda çalışanlar var, anlaşmışlar, bırakacaklar yani. Birisi geldi, Mustafa Bey, biz işi bırakmak istiyoruz dedi. Hepiniz mi dedim ben, kaldı. Böyle durdu, bırak dedim ben. Öbürkü geldi, ya ben yarın bırakayım. Şimdi bırak dedim ben, çıktım. Var mı başka bırakacak, ben de

bırakacağım. Şimdi bırak. iki kişi kaldık biz, pazar günü. Pazartesi oldu. Başka bırakacak olan var mı dedim ben. Üç kişi mi dört kişi mi ne kaldı. Baktılar dedim. Hiç önemli değil, ben şimdi bırakacaksınız dedim. Malları içeri toplayacağım. Kepengi indireceğim dedim ben. Böyle baktı. Benim paraya ihtiyacım yok dedim. Benim iş yapmaya da ihtiyacım yok. Benim hiçbir şeye ihtiyacım yok dedim. Bırakacaksanız, kapatacağım şimdi kepengi dedim. Biz bırakmayacağız. Ha iyi, devam edin, dört kişi yetmez. Müşteri gitsin dedim. Benim velinimetim müşteri değil, Allah dedim. Dört kişiyiz, geliyor müşteri şimdi, aşağıda bir kişi, yanda bir kişi, orda bir kişi, kasada da iki kişiyiz biz. Ben de geçtim kasaya, müşteri geliyor, kimse yok, bıraktılar diyorum ben işi. Aaa, niçin diyor, beni beğenmediler diyorum ben, bakıyor şimdi, öbürkü geliyor, beğenmediler, öbürkü geliyor, işi beğenmediler. Yazdık oraya bir tabela, eleman alınacaktır. Kendi kendime dedim, Mustafa Özbağ, elemansızlıktan korkarsan dedim, gene düzgün insan alamazsın içimden, korkma dedim. içime, kendi kendime tavsiyede bulunuyorum. Geldi birisi. Ben ne şartlarım varsa sıralıyorum şimdi. Hiç unutmuyorum, bizim o Pınar var. Pınar bakıyor öyle bana. Hani, şart sunacak halde değilsin, sen nasıl şart sunuyorsun gibisinden bakıyor. Kızım boşver diyorum ben, deme. Ölsek de kuyruğumuz dik öleceğiz diyorum ben. Sen sakin ol, aaa ben gene istediğin gibi eleman alacağım. işime yarayanı alacağım. Kafama yatanı alacağım.

Elemansızlık korkusu beni taviz vermeye itmeyecek. Benim düzenimi bozmaya itmeyecek. Benim sistemimi bozmaya itmeyecek. Kalırım, kapatırım kepengi. Ben buraya gelmezler diye korkarsam, inandığımı anlatamam. Gelmeyiversin. Ben doğruyu anlatayım, o gitsin beni valiliğe şikayet etsin. Ben doğruyu anlatayım, o gitsin belediyeye binlerce dilekçe yazsın, ben doğruyu anlatayım başbakana şikayet etsin beni, ben doğruyu anlatayım, geçsin şeye ne o başbakan yardımcısı, vakıflardan sorumlu o, yok yok, Bülent Arınç’a şikayet etsin. Evet, benim haberim yok zannediyorlar. Ondan sonra bir de geliyorlar, hocam nasılsın. Ne güzel burası a harika ya diyorum ben, harika. Birine dedim habire dilekçe yazıyorlar, şikayet ediyorlar ama dedim Cenab ı Hak da dolduruyor orayı diyorum ben. Kafasını büküyor. Ben yeter ki doğruyu söyleyeyim. Şikayet edilmekten korkarsam, ben de burda doğruyu anlatamam. Ümidimi kesmişim. Hiçbirinizden bir kuruş beklemiyorum. Bakın ümit kesmek. Sakın bana bir lira vermeye kalkmayın. Hakkım helal değil. Bakın, ümit kesmek bu. Ümit kesmek. Sakın, kendi nefsim için sizden bir şey istersem vermeyin. Nefsim için sizden bir şey istedim. Bugün değil, yarın değil, ölünceye kadar, vermeyin. Ümit kesmek. Geldiğim, gittiğim buradan nereden nereye gidiyorsam, ne istiyorsam, bir lokma ekmek

istersem yedirmeyin. Bir çaykaşığı sizden su istersem içirmeyin. Ümit kesmek. Ümit kesmek bu. Borç para istersem vermeyin. Ümit kesmek bu. Bakın borç istemek, gayet normal değil mi? Vermeyin. Ümit kesmek bak bu. Çünkü o ümitle yönetilirsiniz, o korku ile yönetilirsiniz.

işte Hz. Mevlana bu meselenin başında öyle bir noktaya vurmuş ki meseleyi o yüzden geniş tutuyorum çünkü onsekiz beyit bittikten sonra dedi ki: Ey Oğul, hür ol. Bize ilk önce onu tavsiye etti. Dedi ki, ey oğul hür ol. Bu hürriyetin terbiyesini veriyor bize. Diyor ki hür olabilmem için senin bir, nefsinden geçmen lazım. Kuyumcu çünkü nefisti. Nefsin oyunlarından, nefsin dalgasından, nefsin dağdağasından, nefsinin önüne koyduğu her türlü hayali, hayali Cehennem, her türlü kurduğu hayali cennet, her türlü kurduğu mecazdan geçmen lazım ki hürriyete kavuşasın ve diyor ki onu hürriyete kavuşturan, seni de hürriyete kavuşturacak olan, bir Mürşid-i Kamil’dir. Bir Mürşid i Kamil’e sen teslim olmaz, bir Mürşid i Kamile itaat etmez, bir Mürşidi Kamil’in elinden tutmaz, bir Mürşid i Kamil’in öğretisini ve eğitimini almazsan, ebediyyen, sen ebediyyen hem de ebediyyen, hürriyete kavuşamayacaksın. Sen, hakikate ulaşamayacaksın. Sen, körlerden sayılacaksın. Bize o hürriyeti anlatıyor.

Başında diyor ki ey oğul hür ol. Ondan sonra bize anlatıyor cariye hikayesini ve cariyeyi öldüren hekimi koyuyor bizim önümüze. Diyor ki hekim, cariyenin aşık olduğu kuyumcuyu öldürdü. Kuyumcu neydi? Nefisti. Kuyumcu neydi? Şehvetti. Kuyumcu neydi? Paraydı. Kuyumcu neydi? Makamdı. Onu getirdi saraya, ne yaptı? Kuyumcubaşı etti. Hazinedarbaşı etti. Ona ne yaptı? Güzel elbiseler verdi. Ona ne yaptı? Cariyeyi verdi. Kuyumcu neydi o zaman? Şehvetti. Kuyumcu neydi o zaman? Mal ve paraydı. Kuyumcu neydi o zaman? Makamdı. Kuyumcu, bu üç şeyden korku ve ümit içerisinde yaşadı. Ne için gelmişti kuyumcu, ona ne ile aldatmıştı? Dedi ki sana bu elbiseleri getirdim. Daha padişahta bunun binlercesi var, arkası var, arkası yarın. Sana hediye getirdik. Altın. Bunun daha arkası var, arkası var. Seni kuyumcubaşı edecek dedi. Arkası var mı daha? Arkası var. Makamın sonu yok. Ardından ne dedi? Padişah çok cömerttir. Sana istediğin kadını da verir. Ne yaptı? Cariyeyi de verdi ona. işte insanları idare etme sanatıdır bu. Sen insanları idare etmek istiyorsan ve insanların senden hesap sormasını istemiyorsan, insanların seni rahatsız etmesini istemiyorsan, insanları böyle heva ve hevesine bırakırsın, herkes heva ve hevesi devam ettiği müddetçe, dünya üzerinde ne olup bittiğine bakan olmaz. Senin şehvetini doyururlar, senin karnını doyururlar, seni de geçinecek kadar para, makam, mevki verirler. Sen hiçbir şeyi sorgulamazsın. Sahte cennette yaşarsın. Hayatını

öyle devam ettirirsin ve bunları kaybetmekten dolayı korkarsın, korktuğun için yönetilirsin. Bunlara sahip olmak için susarsın ve böylece yönetilirsin.

Dünya üzerinde bütün insanlığı böyle yönetirler, sizi de yönetiyorlar. Bunların içinden istemedikleri sufiler. Bütün yönetimler sufilere savaş açar. islami yönetimler de. Dindar gibi görünenler de sufilere savaş açarlar. Git cemaatlere bakın, cemaatler sufilere savaş açarlar. Gidin herhangi bir devlet adamına, sufilere savaş açarlar. Gidin hristiyanlara, hristiyanların sufilerine savaş açar hristiyanlar. Gidin musevilere, musevilerin sufilerine savaş açar museviler. Çünkü sufilerin bir hedefi vardır. Bu hedef hürriyettir. iman hürriyettir. iman hür olmaktır. iman hürriyettir hürriyet. Gerçek iman sahibini hiç kimse istemez. Şimdi diyeceksiniz ki biz isteriz. Hayır! Nefisleriniz kabul etmez onu. Gerçek iman ehlinin nefisleri kabul etmez insanı. Dağdan daha kaçırır. Yurttan yurda kaçırır. Gerçek iman sahibini öldürmek, ister insan nefsi! Ebu Cehiller, Utbeler, Şeybeler; Hz. Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’in akrabalarıydı. Ebu Cehil’in yeğeni, yeğeniydi. Kendi yeğenine katliam yapmak istedi, kendi yeğenine. Çünkü sufiler hürriyet aşığıdır. Onlara, onlar Allah’ı sevdikleri için ibadet ederler. Allah’ı sevdikleri için oruç tutarlar. Allah’ı sevdikleri için namaz kılarlar. Allah’ı sevdikleri için zikir yaparlar. Bilseler ki ebediyen cehennem yanacak orada, ve ebediyyen cennetin kapıları kapalı olacak. Yine de onlar ibadete devam ederler. Allah’ı tanımaya ve tanıtmaya ibadet ederler. Binlerce böylece evliya menkıbesi vardır. Ancak bir mürşidi kamile bağlı olanlar, hürriyetin tadını alırlar. Çünkü nefis terbiyesini yaptıracak olan, o nefse acı gelecek ilaçları verecek olan, o nefse acı gelecek olan yolu anlatacak olan, o mürşid i kamillerdir. Onların haricindekiler bu yolu bilmezler. Bu yolda duramazlar ve gerçek mürşid i kamillerin de dervişleri az olur o yüzden. Çok olmaz.

Bir adam için yüz binlerce müridi var diyorsanız doğru değildir o. Doğru değildir. Olmaz. işin hakikatine aykırı. Övünürler onlar. Çok kalabalığız biz. Ben de tebessüm ederim içimden. Herkesin nefsine hoş gelecek şeyler söylüyor çünkü. Herkesin nefsini hoş gelecek şeyler söylersen burası dolar taşar, sokaklara kadar gider. Sokaklar dolar. Yolda yürüyemem ben. Yolda yürüyemem. O kadar sevgi pıtırcığı olurum. Benden için söylenenlere bak; sert, bazen lafını bilmiyor, olur olmaz şeylere konuşuyor. Bu kadar da konuşulur mu ya? Nereden yaptı bu arabayı, nereden biniyor. Ne bileyim işte, bu para nereden var onda. işte şu nereden var, bu nereden var. Yok canım, cahilin teki. Sakın beni savunmak için uğraşmayın. Herkese de söylediğim bu benim. Benim için kimseyle tartışmayın, kavga etmeyin. Neden? Yok istemiyorum. Benim hakkımda neler söylediğini de biliyorum ben. Bu noktada bir problemim yok. Namusum, şerefim, haysiyetim, her şeyime laf söyleniyor.

Bunlardan yoksun olduğumdan değil. Ben gittiğim yolu biliyorum çünkü. Ben nereye koştuğumu biliyorum. Ben nereye koştuğumu bildiğimden dolayı önemli değil. Ben insanların damarına bastığımı biliyorum. Nefislerinin damarına bastığımı biliyorum. Acı reçeteler insanların önüne koyduğumu biliyorum ben. Biliyorum. Gıybet etmeyin, bağırıyorum. Zina ediyor birisi diyorum, sen onun zinasını konuşuyorsun, ondan daha fazla günaha giriyorsun. Yapma gıybet diyorum. Biliyorum ben. Nereye koştuğumu biliyorum. işte diyor ki Hz. Mevlana, o hekimin o kuyumcuyu öldürmesi korku ve ümitten değildi. O hekim insani duygularla heva ve hevesle, insandan kastım hayvani, insanın hayvan tarafı. Yani şehvetinden, yani malından mülkünden, yani makamına oturmak için öldürmedi onu. Onu öldürmesi, nefisle mücadele noktasından. Korku ve ümitten değildi. Korku! Bütün insanlar korktuklarından ve ümit ettiklerine göre hareket ederken, o korku ve ümitten müstesnaydı. O korku ve ümitden istisnaydı. O korku ve insanların, korku ve ümidinin üstündeydi. Onun korkusu farklı. Senin korkun farklı. Sen aç kalmaktan korkuyorsun. O sevgilinin kaşı çatılacak diye korkuyor. Sen susuz kalmaktan korkuyorsun. O sevgiliyi bir an görememekten korkuyor. Öbürkü arabaya binememekten korkuyorsun. O sevgilinin elini tutamamaktan korkuyor. Öbürkü, hatun benimle yatmazsa diye korkuyor. O sevgiliyi bu gece göremezsem diye korkuyor. Arasındaki fark bu. Aradaki fark bu. Diyor ki işte o ne ümit yüzündendi, ne korku yüzünden. Devam ediyor, vurguya bakın:

“Allah’ın buyruğu gelmeden, ondan bir ilham almadan, padişahın ha-

tırı için öldürmedi onu”.

O hekim, Allah’tan ilham alandı. O hekim Allah’tan emir alandı. O hekim her şeyini Allah’a teslim etmişti. O hekim, her şeyini Allah’a teslim ettiği için her şey onun üzerinde Allah’ın hükmüydü. Gören gözüydü, duyan kulağıydı, tutan eliydi, yürüyen ayağıydı. Onun için hükmetti Cenab ı Hak. O atmadı, ben attım dedi. Allah sebepleri cahil insanlara gösterir. Siz Kur’an’dan ayetler görürsünüz. Sebepleri anlatır size. Kur’an’dan ayetlere bakarsınız. Sebepleri size nakşeder. Hz. Peygamberin sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin öğretisine bakarsınız. O öğretide sebepleri anlatır size. Yağmurun yağması için bulutun gelip rüzgarın esip sıcaklık soğukluk böyle olacak. Öylesi yağmur yağacak. Buna ilim dersiniz siz ama hakikate eren kimse, bulutsuz yağmur yağmasına sebep olur. Rüzgarsız yağmur yağmasına sebep olur. Yazın ortasında ona su lazımsa Cenab ı Hak oraya yağmur yağdırıverir. Sebep yoktur. Sen anlatır durursun. O bulutsuz yağmuru görür ve der ki yağmuru yağdıran Allah’tır. Öbürküne sorarsın, o derki bulutlar gelir, sıcak hava soğuk hava birbiriyle transformasyon yapar.

Rüzgar üfler. Buluta gider. Yağmur yağar. Sebeplerde arıyor şimdi doğru mu? Elcevap doğru. Eyvallah! Sorarsın ona bulutsuz yağmur olur mu? Olmaz der o. Sorarım size, bulutsuz yağmur yağar mı? Hayır, değil mi? Normal. O der ki yağar. Aradaki ilim farkı budur. Cenab ı Hak ben attım der. Cenab ı Hak ben attım der. Cenabı Hak ben öldürdüm der. Sen öbürküne dersin ki katilsin sen. O der ki ben öldürmedim. Ya? O öldürdü. Kafayı kırmış dersin sen. Çünkü o Allah’ın bilgi noktasında, hakikate erişmiştir. O ilham ile hareket eder. O emir ile hareket eder. O nefsinden hareket etmez. O yüzden dedi. O heva ve hevesinden hareket etmedi. O ne yaptıysa Allah’ın emriyle yaptı dedi Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri için ve bütün aklına uyan, aklına uyan, ham saflar, Yaaa!Allah bunun her şeyine de mi karıştı dediler. Evet, onun her şeyine karıştı. Bevletmesine varıncaya kadar karıştı. Evet, elini yüzünü yıkamasana kadar karıştı. Evet, onu senin kafan almaz. Neden? Sen cancağızım, sen kendi kendini akıllıyım zannediyorsun da o yüzden. Öldürmedin kuyumcuyu sen. Senin kuyumcu dimdik ayakta. Her gün cariyesiyle aşna fişnede. Canına can katıyor o, hayatını yaşıyor. Sen inanmazsın ki ona.

Hz. Mevlana vuruyor, uyandırıyor seni. Diyor ki ey uykuda olanlar, uyanın. Hürriyetinizi elinize alın. O kuyumcuyu öldürecek bir hekim bulun. O kuyumcu katledecek bir mürşid-i kamil bulun. Hepiniz o kuyumcu sizin içinizde, öyle dimdik ayakta dururken, siz asla ve asla hür olamayacaksınız. Güdüleceksiniz, yönetileceksiniz. istedikleri gibi yönetecekler seni. Önce yöneten şeytan olacak. Şeytan çünkü Allah’a söz verdi. Dedi ki senin kullarını saptıracağım ben. Onların önüne mal koyacağım. Onların önüne makam koyacağım. Onların önüne para koyacağım. Onların önüne fıtratlarını bozucu her türlü işi yaptıracağım. Allah da ona bir şey söyledi. Dedi ki sen benim dostlarıma dokunamazsın, benim hakiki kullarıma sen bir zararın olmaz. Kime olur mu? Yepildeklere olur! Kime olur? Kuyumcuyu kendisine padişah yapanlara olur. Kuyumcuyu kendine padişah yapan gerçek padişahı tanımazsan, kuyumcunun peşinde dolanır durursun ömür boyu. O kuyumcuyu öldürecek bir hekim bul. O hekimin önüne git diz çök, teslim ol, padişah gibi. Ne yaptı padişah? O kuyumcuya teslim oldu. Padişah kim? Ruh. insanın ruhu mürşid i kamile teslim olur. Nefsi teslim olmaz. Ruh, mürşid i kamili tanır. Der ki işte bu aradığım. Nefsine uyanlar, nefisten bakanlar, mürşid i kamili tanıyamazlar. Nefsin hegemonyasının altında duranlar, mürşid i kamilden nefret ederler. Mürşidi kamili istemezler. Bir Allah’ın velisinin peşine gitmeyi kendilerine uygun görmezler. Aşağılık bir iş olarak görürler. Siz ne arıyorsunuz orada? O adamın peşinden mi gidiyorsunuz? Hiç aklınız yok mu sizin? Allah ile kul arasına kim girer ki? Kimin

dervişisiniz? Filancanın. O adamın peşinden gidilir mi ya? Allah iyiliğini versin senin. Siz aklınızı ona kiraya vermişsiniz. Siz ne anlıyorsunuz? Bir de gidip önünde ağlıyorsunuz onun.

Allah Allah, nefsinin deryasına düşen, böyle görür. Onun gözü şaşıdır. Onun gözü kördür. Onun kalbi katıdır. Onun kalbi mühürlüdür. Onun kulağı mühürlüdür. O çünkü heva ve hevesinin içerisinde gezer. Ona ver parayı, harcasın. Ört uyusun. Ver hatuna, hatunla yatsın. Onun rahatına dokunma. Onun parasına dokunma. Onun canına dokunma. Onun malına mülküne dokunma. Aman onun hiçbir şeysine dokunma. Ona de ki alkışlıyorum seni. Senin gibi adam mı var ya. Senin gibi akıllı, senin gibi bilgili, senin gibi takva. Sen her şeyi yerli yerinde bilirsin. Senden başka bilen yoktur. Devam et. O öyle görür ama ruhunun peşine düşenler, öyle görmezler. iki tip insan vardır. Bir, ruhunun peşine düşenler, iki nefsinin peşine düşenler. Ortası yoktur, ortası yoktur! Hiç ortası yoktur. işte Hz. Mevlana diyor ki o ilham almadan bir iş yapmaz. O rüyasında görmeden bir şeyi emretmez. O bir tecelliyat görmeden bir şey yapmaz. Onun muhakkak yaptığı şey tecelliyatladır. Onun arkasındaki, önündeki, sağındaki, solundaki güç, Allah’tır. O yüzden Hazreti Peygamber(s.a.v.) dedi ki sağıma nur ver, soluma nur ver, önüme nur ver, arkama nur ver. O yüzden dedi gözüme nur ver. Kulağıma nur ver. Burnuma nur ver. Dilime nur ver. Bakın, duaya bakın, olmadığından mı bize yol gösteriyor. Önünüzde Allah’ın nuru olsun. Allah’ın nurunu takip edin. Ardınızda Allah’ın nuru olsun. Allah’ın nuru ile arkanızı da görürsünüz. Sağınızda Allah’ın nuru olsun. Allah’ın nuruyla sağınız kuvvetlensin, sağınızı da görürsünüz. Solunuzda Allah’ın nuru olsun, solunuzu da görürsünüz.

Hz. Peygamber dedi ki ben arkamdakini de görürüm. Müslüman, arkandakini görüyor musun? Bunu söyleyin bana. Görüyor musun arkanı? Hangi felsefe ile içinden çıkacaksın. Hangi akılla işin içinden çıkacaksın. inkar ediyorsun. O yüzden imansızsın. Görülmez diyorsun. Görülmez diyorsun. Nerde iman, nerde iman? Hangi iman Bütün felsefecileri, akılcıları toplayalım. Arkanı görebilir misin? Hayır diyecek. Kaldırdı sebepleri. Adamın arkayayı görebilmesi için dönmem lazım diyecek. Bu! Onun inandığı din bu. Benim inandığım din o değil. Benim inandığım din şu. Ey insan! Sen bir kamilat noktasına gelirsen, Allah’a imanın kamil noktasına gelirsin, arkanı da önünü de yanını da sağını da solunu da altını da üstünü de yönünü döndürmeden, her yönü görürsün. iman! Ey mürşid i kamiller. Bir taneniz gelsin bana göstersin. Mürşidi kamilim diyenler, özür dilerim! Hadi, şeyhim, veliyim, ortalıkta dolaşan binlerce müridim var diyen. Çok basit bir şey söylüyorum. Şuradan kabristandan haber verin bana diyorum.

Sebep kalktı. Akıl bitti. Felsefe bitti. Kıytırıktan inanma bitti. O yüzden sevmezler diyorum ya mürşid i kamilleri. Oyüzden Allah’a gerçek dostlara nefsine uyanlar sevmezler, dinlemezler ama diyor ki o Allah’ın ilhamıyla davrandı, hareket etti. Ya ne kadar güzel, muhteşem bir şey. Muhteşem bir şey.

Hz. Mevlana diyor ki enteresan bir beyit daha söyleyeyim bu noktada, o velilerin söylediği, bakın nereye getirmiş boyutu, o diyor velilerin söylediği küfür olsa, Allah onu iman haline getirir diyor. Kafayı kırdırır Hz. Mevlana insana, akıllı olanların akıllarını alır, bir kenara koyar. O diyor veliler, o mürşid i kamillerin konuştukları, söyledikleri küfür olsa, Allah onu diyor din haline getirir. Allah onu din haline getirir. Ne dedi Cenab ı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Hz. Ali efendimiz için, yarabbi, Ali’nin döndüğü yere Hakkı döndür. Sen Ali olduysan, döndüğün yere Hak dönecek. Çünkü Hz. Ali efendimiz velilerin serdarı, Hz. Ali efendimiz velilerin baş tacı, Hz. Ali efendimizin ayağının altında veliler turab! Öyle dedi. Hz. Mevlana başka beyitinde de öyle diyor. Onların küfürleri din haline getirir Cenab ı hak diyor. Buna itiraz eder şimdi akıllılar, akıllı din sahipleri.

“Hani Hızır da bir çocuğun boğazını kesmişti ya.”

Bunu böyle direk Hazreti Mevlana gibi anlatmaz hiç bir tefsirci. Çocuğun ölümüne sebep oldu. işte ne yaptı? Katırın arkasına bir iğne zipledi. E katır da bir tekme vurdu. Çocuk öldü. Bunu tefsirlerde böyle okursunuz. Bana da böyle ilk gittiğin bir yerde, gittiğimde işte Hızır Aleyhisselam kıssası deyince, hadi aklınız fikriniz oynamasın sizin. Hadi siz biraz yepildekleyin, biraz oynayın. Derim ki ben, sizin inandığınız budur. Sizin inandığınız gibi söyleyeyim. Hani Hz. Mevlana Celaleddin Rumi Hazretleri der ki herkesin aksak dolaştığı yerde, sen düpdüzgün uyursan, yürürsen, ayağını kırarlar senin der. Ben hadi oyalansınlar, duydukları o ya, duydukları o olduğu için onu anlatırım şimdi, herkes pür dikkat, haa tamam ilmi tam bunun. Neden? Ya bizim inandığımızı söyledi. Siz böyle inanırsınız derim. En son bakarlar ama böyle değildir derim ben. Herkes kalır. Hızır Aleyhisselam cartdak kesti onu derim. Onların ilimleri bu değil. Herkes durur. Yunağa sohbete gittim ben. Bütün herkes oturmuş, toplanmış, harika. Gelin kaynana mevzusundan çıktı. Şimdi dedim bir söyleyeceğim, yarısından çoğu gidecek bunların dedim içimden. içimden, kendim kendime, içim konuşuyor. Mustafa Özbağ bir patlatacaksın şimdi dedim, içimdeki konuşuyor, bu yarısından çoğu gidecek dedi. Muhabbet oraya geldi. Gelinler kaynanalarına bakmak zorunda değil hanefiye göre dedim, bitti. Veleddalin amin. Bir dahaki ay sohbete gittim. Sen, ben, bizimkiler. Bu kadar. Kesin dedim ben şimdi herkes birbirine söyledi. Amanın, bu adamın peşinden gitmeyin. Neden? Kaynanalar, gelinlerin hürriyetlerini almışlar çünkü. Kaynana

gelini oraya gönderir mi şimdi. Gelin aykırı olacak. Bakacak, bakmak zorunda değilmişim sana. Korku ile bakıyordu. Kurtulacak. Kurtarır mı kurtarmaz. Korku ile yönetmeye devam edecekler. Diyor Hızır çocuğun boğazını kesmişti. Yani neredeyse böyle, Mevlana Celaleddin Rumi’ye adam nefretle bakacak. Ya böyle söylenir mi? Bizim inancımız bu değildi. Ya neydi? Hızır işte katırın kıçına bir iğne vurdu. Bir iğne batırınca katır da tekme attı. Çocuk da öldü. Öyle demiyor Hazreti Mevlana. Bütün o güne kadar gelen tefsirleri atıyor kenara. Bırakın kardeşim. böyle diyor, orda burada dolaşma. Ne yaptıHızır? Çocuğun boynunu kesti attı.

“İrfan’a ulaşmayan halk, bunun sorrını anlayamaz.”

irfan ehli değilsen, bunun sırrını anlayamazsın diyor. irfan ehliysen bunun sırrını anlarsın. Tamam dersin. Çünkü o çocuğun kellesi gittikten sonra Allah o aileye bir daha çocuklar verdi. Onun sırrı neydi? Onun kesilmesi lazımdı. Onun öldürülmesi lazımdı. Öldürülmesinin arkasındaki gerçeği bilmiyorsun. Hz. Hızır, onun arkasındaki gerçeği biliyordu. O kötü çocuğu kesince, Cenab ı Hak ona binlerce çocuk verecekti. Sen içindeki o kötü nefsini terbiye eder, öldürürsen Allah sana binlerce can bahşedecek. Sen o kötü çocuğu, içindekini katledersen, o kötü çocuğu susturursan, Allah sana binlerce iyi çocuk verecek ve o binlerce çocuk, sana hizmet edecek. Sağından haber getirecek, solundan haber getirecek, üstünden haber getirecek, altından haber getirecek. Bütün duyu organların açılacak senin. Bütün her şey sana hizmet edecek. Bütün her şey senin elinin altında olacak. Bütün her şey senin gözünün altında olacak. Öldür içindeki o çocuğu. Bırak, müsaade et, Hızır öldürsün onu. Mücadele etme. Hatta sen ismail gibi yap. Yap, git o çocuğu sen yatır bıçağının altına. De ki ey efendiler efendisi ben sana nefsimle bağlanmadım. Ben sana hakikatten bağlandım. işte getirdim evladımı sana, kes, kurban et. Gözüm gibi baktığım, besleyip büyüttüğüm, bu yaşa getirdiğim ve üstünde titrediğim, üşütmediğim, yormadığım, terletmediğim şu nefsim var ya, ne istiyorsa ben onu yaptım bugüne kadar ama getirdim şimdi kurban ettim. Getirdim koydum önüne. Al, senin olsun, bundan sonra nasıl sen onu öldürüyorsan öldür. Kurban! Hakikate erişeceksin. Binlerce temiz çocuk verecek sana. Hızırın kıssasının sırrı buydu. Hızır dedi ki sonra Musa’ya, ya Musa, sen bilemedin. Bu ilim sende yok. Bu ilim Allah’ın ilm ü ledünü. Bu ilim bana verilmiş bir ilim. Benim yolumdan gidenlere verilmiş bir ilim.

Her dönemimi Hızır’ı vardır. Her dönemin Hızır’ı yaşar. Hızırsız bir alem yoktur ve dedi ki bu ilim sende yok ya Musa. Bu ilim ilmi ledün. Bu nedir? Bu taaa ümmül kitaba vakıf olmaktır. Ümmül kitaptan emir almaktır. Ümmül kitaptan vahiy almaktır. Ümmül kitaptan ilham olmaktır. Ümmül

kitaptan rüya görmektir ki o rüya hakikattır. O hal hakikattir, şek şüphe etme, hakikattir. Ne dedi Hz. Peygamber? O velilere müjdeler vardır denilince ayeti kerime, sordu sahabeden birisi. Ya Resulallah, bu dünya ve ahiret müjdesi ne? Dedi ki gösterilen veya gördüğü rüyalardır. Bir insanlar var. Rüya gösteriliyor onlara. Lütuf ikram. Bir insan var, rüya görüyor o. Görmek istediğini görüyor. işin hakikatine vakıf, duvarın arkasına vakıf, görmek neyi görmek istiyorsa onu gösteriyorlar. Hızır neyi görmek istiyorsa görüyordu. Neyi görmek istiyorsa. Hızır baktı çocuğa. Çocuk kötü bir çocuk. Hızır baktı çocuğa. Bu çocuk, nefis dedi. Bu çocuk, şeytana asker olmuş. Bu çocuk, şeytanın emrinde. Bu çocuk böyle kalırsa, fitne fücur çıkaracak. Sahibini helak edecek. Her nefis sahibini helak eder, her nefis. Her nefsani davranış, sahibini helak eder. Ona bir hızır gerek. Cesaretle bıçağı vuracak.

işte Hızır, ilmi ledünle bildi ki o nefsi emmare. Tık, bitirdi. Musa aleyhisselam ayağa kalktı. Dedi sen katilsin. Sabi çocuğu öldürdün. O sırra vakıf değil Musa. işin sonunda söyledi. Sen o sırra vakıf değilsin. Ya? Ben dedi o çocuğu öldürdüm. Allah onlara yeniden üç tane, bakın dikkat edin, üç tane, ne bu? ilmel yakin, aynel yakin, hakka’l yakin. Ölen neydi? Nefsaniyetti. Hayvandan daha aşağı, hayvan veya hayvandan daha aşağı. Öbürkünler ne? Üç çocuk. Üç çocuk, erkek çocuğu. Üçüncüsü ne? Hakkel yakin. Ona dedi üç tane çocuk verecek. Cenab ı Hak. Allah sevgisi, peygamber sevgisi, mürşit sevgisi. Üç tane çocuk, büyüt çocukları. Nefsinden geçersen, bu üç çocuk olur sende, büyütürsün. Sakın birbirinden farklı zannetme. Üç tane evladını farklı farklı mı görüyorsun? Üçü de çok iyi. Üçü de harika, hangini ayırt edersin? Ayırt edemezsin. Evlatlarım dersin. Senin onlar. Ama önce o kötü çocuktan kurtulmasını bil. O kötü çocuktan kurtulmanın ilacı ne? Bir mürşid i kamile gitmek, bir Hızır bulmak. O Hızır görecek, kesecek onu. Dışarıda üşüyenler. Gönlüm sizinle. Evet. Allah içinize aşk ateşi koysun. Sizlere de koysun ama onlar azameti tercih edenler.

Hızır lazım. Kesti dedi ki irfana ulaşmayan halk, bunun sırrını anlayamaz. Allah’ın kendisine vahiy gelen, sorusuna cevap verilen kişi ne buyurursa, doğrunun ta kendisidir o buyruk. Öyle insanlar vardır ki aranızda, onun bu sorusuna Allah cevap verir. Allah’ım bu çayın içinde ne var der? Canab ı Hak cevap verir ona. Sen sakın ha çaya da cevap verir mi deme. Nefsine uyma. Kaza gelirse bilgi bir işe yaramaz. Bu da farklı bir şeyler. Evet. Hz. Peygamber’e de geldi kadının birisi, koydu zehirli eti Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e, kaza geldi. Kaza geldi sukut etti. O da bir imtihan. Onun imtihanı. Sen kendi kendine kafanı yorma ona, sen onun işlerine kafanı yorma. Onun işleri onun elinde. Sen onun işlerine bunu neden görmedi deme. Sen demeYakub’a, Yusuf’un kokusunu kuyudan neden almadı diye. Kaza geldi

mi Yusuf’un kokusunu duydurmaz. Kaza geldi mi dişini kıracak olan taşı göstermez. Kaza geldi mi miğferi yaracak olan kılıca müsaade eder. O kazası, ona güç yetiştirmez hiçbir şey ama diyor ki Hz. Mevlana, enteresan:

“Sorusuna cevap verilen kişi ne buyurursa gerçeğin ta kendisidir o

Demek onun sorusuna cevap verilecek. Senin soruna değil. Bizde öyle bir şey vardır ya. Biz gideriz, bizim sorularımıza cevap verilirse o mürşid i kamildir. Sen kimsin? Ben gideyim bu akşam da iki tane kalbimden soru sorayım, ona cevap verirse mürşid i kamildir. Bak bak bak, küstaha bak, gitmiş iki tane kitap okumuş ya orda, işte orada birisi menkıbe yazmış. Biz gittik mübareğin önünde kalbimizden geçen sorulara cevap verdi. O da cevap vermeli. Sen kimsin? O büyük insan. O büyük mümin. O büyük derviş. Onun kalbinden geçen bütün soruları elektronik levha gibi hep geçecek. Sen de yazacaksın altına boyna.O boyna kalbinden geçirecek, sen alta alt yazı olarak geçireceksin. Ahmak okuyacak sanki! Biliyor sanki ama bu böyle demiyor Hazreti Mevlana. Senin soruna cevap veren değil diyor. Onun sorusuna cevap verilenin söylediği doğrudur. Onun sorusuna.

Sen Rabbine danış bakalım bir. Yarabbi şu çayın içerisinde ne vardı? Cevap geliyorsa biz sana gelelim. Tabii olalım. Evet. Deki, duvarın arkasında kim var şimdi yarabbi de kalbine ne cevap geliyorsa ben geleyim, sana derviş olayım. Çok basit. Var mı aranızda böyle biri? Gerçekten samimi söylüyorum. Bütün Türkiye’ye, bütün dünyaya sesleniyorum. Gidelim, oturalım, ne kadar güzel. Tabii, teslim olmak kadar güzel bir şey yok. Allah’ım, bütün sorumluluğu onun üzerine at gitsin. Aman efendim, şeyhimsin sen benim, bitti. Ben öyle dedim, hep gördüğüme, gel dedim başımıza bir şeyh ol, bize bir şeyh lazım. Şeyhimiz öldü dedim. Bizim başımıza şeyh ol, ben sana tabi olacağım dedim. Hala daha diyorum ben bunu. Gerçekten, biraz tepeden atana, havadan atana çok basit. Aman gelsin şeyhimiz olsun bizim. Biz bütün arkadaşlarla beraber, herhalde böyle bana saygı duyan, beni sevenler, benim intisab ettiğim yere intisab ederler herhalde, öyle değil mi, edersiniz değil mi? Bak ne kadar güzel. Hazır dervişler de var, ne kadar güzel. Hazır tekke var. Hazır kürsü var. Tabii, ciddiyim bunda, öyle latife yapmıyorum yani. Hazırız. Yeter ki o desin ki ben ne soruyorsam Allah benim cevabımı veriyor. Harika.

Bana soruyorlar, nereyi bitirdin? Ben diyorum meslek lisesi ikiden terkim. Bakıyor. Birisi öyle dedi, hocam hangi ilahiyatı bitirdiniz? Yok dedim. Ben ilahiyat okumadım. Hangi medresede okudunuz? Ben medresede de okumadım dedim. Böyle baktı. Hocam tevazu gösteriyorsunuz. Hayır, doğruyu söylüyorum dedim. Çok rahatım ya ben böyle. Hocam yurtdışında

okudunuz herhalde dedi. Dedim yok kardeşim. Tire Endüstri Meslek Lisesi ikinci sınıftan terkim. Hatta atıldım dedim siyasetten dolayı. Seni okulda istemiyoruz dediler dedim. Anneme dedim ben okuldan atıldım diyemedim. Anne okul hayatım bitti, ondan sonra, olmuyor ben çalışacağım işte estekdi köstekdi dedim dedim ben. Ben okuldan atıldım dedim .Arkamda bir tane ayak izi var dedim. Bitiremedim dedim. inanmıyor. Kimisi doğru ya da inanmıyor. Kardeşim doğru söylüyorum diyorum, dinlemiyor adam beni. Gülüyor, tevazu ediyor ya. Şimdi de öyle zannetmeyin. Doğruyu söylüyorum. Birisi gelir derse ki bize, ya ben Allah’a ne soruyorsam cevap veriyor. Oooo, harika! Teslim oluruz. Teslüm oluruz. Hiç şek şüphe yok. Bak bir sürü herkes benle beraber teslim olacak, değil mi? Harika bak, video tanıdı çıkıyor şimdi, bütün her yere yayın gidiyor. Her yere ses seda da gider. Merak etmeyin.

“Can bağışlayan kişi öldürse de değer, yerindedir. Naiptir o, eli de Al-

Onun eli neymiş? Allah eliymiş. Allah eliyse o, öldürür. Hakkıdır. O diriltir, hakkıdır onun. Biz diriltmeye inanıyoruz da öldürmeye inanmıyoruz. Hani isa eleyhisselam geldi, küntü biiznillah dedi, diriltti. Vayyy diriltti. Arkasından koşturalım. Öldürürse de koştur, öldürürse de koştur! Bir zaman kerameti hep böyle güzel, gökten sofra inecek. Ooooo, harika. Ne oldu? Gökten sofra indi ye! Hiç gökten acı inse, peşinden gideni gördünüz mü? Yok, hep bize sofra insin. isevilik var bizde. Ne dediler iseviler? Ya isa, Rabbine yalvar, bize gökten sofra insin. Ne dedi Hz. isa? Siz haddi aşıyorsunuz. Dua etti. Namaz kıldı. Çünkü onlar biliyorlardı. Musa’ya gökten sofra inmişti. Onlar kendilerince kendi bildiklerince isa’yı sınadılar. isa aleyhisselam da ne dedi? Siz hatti aşıyorsunuz. Hatti aşanlardan eylemesin Cenabı Hak. Burada kalsın.

El Fatiha maassalavat.

https://www.youtube.com/watch?v=DO6NnxWr9NE&list= PLpNiKWHUSB_KF_8QYHQPSQIvh9VWfDcyl&index=38

Kaynaklar ve Referanslar

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 1 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-4-5 • Tasavvuf Vakfı Yayınları