Mesnevi Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 114-120. Beyitler Şerhi

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 1 • 18/55

114-120. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

“Dilin anlatışı aydınlatır, aydınlatır ama dile düşmeyen, söze gelmeyen aşk, daha da aydındır. Kalem yazarak koşar gider ama aşka geldimi çatlar da kalakalır.”

Kalem kendiliğinden koşar, yazar. Yazmak aklın işidir. Akıl yazdırır kalemi. Aslında kalem koşarken, kalemin arkasında bir el vardır. El kalemi koştutturur ama biz kalem koştu deriz. Eli görmeyiz elin arkasında da bir akıl vardır, aklın arkasında bir idrak vardır. idrakin arkasında bir düşünce vardır. Bunları topladığımızda, o kalemi koştutturan düşüncedir ama o kalem aşka geldi mi kala kalır der. Aşkın aslında kalem kala kalmaz. Kalemin arkasında kol kalakalmaz. Onun arkasındaki akıl kala kalır. Biz genelde akılla düşünceyi bir potada eritiriz. Onu da aklın içerisine koyarız. Aslında orada kala kalan akıldır. Akıl aşka gelince susar kalır. Koşamaz. Hz Mevlana ilk önce öncekini söylüyor, arkasındaki asıl söylemek istediği sonraki beyitte. Kalem yazarak koşuyor ama aşka gelince kala kalıyor. Onun aşka gelince kala kalmasının sebebi akıl. Aşkı anlatmada eşek gibi balçığa saplandı da yandı gitti. Aşkı da aşıklığı da yine aşk anlattı. Kalemin koşmasının kalması aklın batmasındandır. Akıl aşka gelince batar. Çamura saplanmış eşek gibi. Bu misal çok hoşuma gider benim. Şimdi insanlar eşek görmediler hiç, şimdi insanlar beygir görmediler hiç. Görseler de televizyonlarda görüyorlar. Hiç bataklığa saplanmış bir eşek görmemişsinizdir siz. Hiç bataklığa saplanmış bir at, bir beygir görmemişsinizdir siz. Bataklığa saplanmış bir beygir, bir at, bir eşek bir inek görmüş olsaydınız, bataklığa saplanmış bir hayvanın nasıl çırpındığını görürdünüz. Hayvan bataklığa saplanır. Bataklığa

saplanınca biraz çırpınır önce kurtulma ümidiyle. Kurtulma ümidiyle çırpındıkça batmaya başlar. Öyle bir hale gelir ki artık o yavaş yavaş batıyordur. O hayvancağız çırpındıkça battığını görür, anlar. Hareket etmemeye başlar ama iş işten geçmiştir artık. Hayvancağız an be an battığını görür. Değişik sesler çıkarmaya başlar. Eşek gibi anıramaz, at gibi kişneyemez, inek gibi bağıramaz. Değişik sesler çıkarmaya başlar, homurdanır, inler, inler. Kendi lisanıyla, kendi diliyle bir yardımcı bekler. Kendi lisanıyla, kendi diliyle bir kurtarıcı bekler. Değişik boğuntulu sesler çıkarmaya başlar. Artık o ümitsiz vakadır. Kendi kendisini dahi ümidini keser. Gözleri fırlar dışarı. Ölüm korkusu ona da basar ve o ölüm korkusuyla artık o dehşet içindedir. Artık o çırpındıkça batar. Çırpındığını görünce gözlerinde kocaman bir dehşet görürsünüz. Kocaman bir dehşet! O kocaman dehşet anında, kendisini kurtarmaya gelenlere dahi zarar verebilir. iyice huysuzlaşır, iyice dehşete kapılır.

Hazreti Mevlana öylesine aklı tarif etmiş ki üzerinden trilyon yıllar geçmiş olsa, aklın aşkın karşısındaki o dehşetane ama elinden hiçbir şey gelmez halini, kimse böyle tasvir edemezdi. Ancak dediği gibi aşkı da aşıklığı da ancak aşk tasvir ettiğinde aşkı ve aşıklığı aşk tasvir ederken, onun karşısındaki kalan o dehşete kapılmış hayvani aşkın halini bize anlatır. Aslında o hayvani akıl, aşıklığa bakınca, aşığa bakınca, aşka bakınca, kendisini görür ve kendisinin ne kadar dehşete düştüğünü ve o dehşette ne büyük bir sıkıntı yaşadığını kendisi de anlar. işte hadiselere ve meselelere aklı ile bakanlar, hep kendilerini kârda zannederler, hep kendilerinin kafalarının çalıştığını zannederler. Hep kendilerini üstün zannederler. Hep kendilerini kıymetli zannederler. Şeytan gibidir onlar. Hani şeytan dedi ya, benim yaradılışım onun yaratılışından üstündür. Ben nasıl ona secde edeyim dedi. Aklın durumu, şeytanın durumu gibidir. O der ki benim yaradılışım, onun yaradılışından fazla. Ben nasıl aşka itaat edeyim. Ben nasıl aşığa itaat edeyim. Ondaki akıl bende de var. Ondaki göz bende de var. Ondaki kulak bende de var. Ondaki ayak bende de var. Ben nasıl aşıkmış da ben ona itaat edeyim. Onun önünde secde edeyim. Onun önünde el pençe durayım der. Bu Ebu Cehilin aklıdır bu. Ebu Cehil de öyle demedi mi? Peygamberlik gelecek olsaydı bana gelirdi dedi ve peygamberlik bana gelmeliydi dedi.

işte akıl böyle bir şeydir. O yüzden akıl, aşığı görünce debelenir. Aşığı görünce çırpınır. Aşığı görünce hiç sevmez. Aşığı görünce nefret eder ondan. Aşığı görünce atıveresi gelir onun ve aşığın arkasından hep gıybet eder, hep dedikodu eder. Aşığı gördüğünde öldürüveresi gelir onun. Aşığı gördüğünde parçalayıveresi gelir. içi durmaz, habire ondan nefret eder. Aslında nefret ettiği kendisidir. Aslında nefreti de kendisinedir. Aslında kızgınlığı da kendisinedir. Aslında çırpınışı da kendisinedir. Aslında kendi

zavallılığını görür. Aslında kendi ne yazık ki hayvanlıklarını görür. Aslında kendi eşekliğini görür ve gördükçe daha da kinlenir. Gördükçe daha da kızar ve o yüzden, aşıklar Allah dostudur. O yüzden aşıklara kızanlar, Allah düşmanıdır gerçekten. Onlar aşığa kızarlarken, Allah’a kızıyorlardır aslında. Onlar aşığa nefret ederlerken Allah’tan nefret ediyorlardır aslında. Allah’tan nefret ederlerken de kendilerinden nefret ediyorlar aslında ve onlar nefret hummasına kapılmışlar. Onlar dehşet deryasına kapılmışlar. Onlar çamur deryasına kapılmışlar. Onlar çünkü aşıklıktan kendilerine bir çay kaşığı dahi bir şey almamışlar. Çünkü aşk varlığın hazinesidir. Aşk, varlığın özüdür. Aşk, varlığın ta kendisidir. Aşk, varlığı dizayn edendir. Aşk varlığın rengidir, kokusudur. Aşk varlığın canıdır, ruhu dur ve aslında bütün var, var olduysa varlığını aşka muhtaçtır ama o aşık o aşka, o aşka âşıklık besleyemeyen zavallı varlığın en alt kategorisindeki olanlar, ona kin ve nefretle bakarlar. Aşıklık farklı bir şeydir. O yüzden Hazreti Mevlana der ki akıl aşka gelince çamura saplanmış eşek gibi debelendi, durdu. Bitti! Yazacak, söyleyecek hiçbir şeyisi kalmadı. Lal oldu dili, konuşamaz hale geldi. Biliyordu, bilmediğini gördü. Anlıyordu, anlamadığını gördü ve akıl durunca aşkı, aşıklığı anlatmak yine aşka düştü. Aşktan başka aşıklığı da anlatacak olan, aşktan başka aşkı da anlatacak olan hiçbir şey yoktur. Aşkı da aşıklığı da anlatan aşktır aslında.

Biz aşığa bakarız. Aşığa baktığımızda, kendi aşıklığımızı görürüz. Biz aşığa baktığımızda aşığın aşıklığını anlatırken, aslında kendi aşıklığımızı anlatırız ve bütün aşıklar, aşıkları anlatırlar ve bütün aşıkları toplarsanız ve aşıkların dilinden aşıklığı dinlerseniz, aslında aşkı dinlersiniz ve bütün aşıkların dilinden düşen âşıklıktır ama bütün aşıklıkların aşıklığı bir merkezde aşktır. O zaman bir aşık bulursanız ve o aşıktan bir aşık tarifi alırsanız ve o aşığa baktığınızda onun aşıklığını izlerseniz, aslında aşkın o kimsenin üzerindeki tecelliyatını izlemiş olursunuz. O yüzden Yunus der ‘gah eserim yeller gibi, gah coşarım seller gibi, gel gör beni aşk neyledi’. Aşığın üzerindeki tecelliyat, aşkın tecelliyatıdır çünkü. O yüzden Hz. Allah, Hz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerine dedi ki ‘Sen atmadın, ben attım.’ O yüzden dedi, sen öldürmedin ben öldürdüm, o yüzden dedi senin elini tutanlar benim elimi tutmuştur. O yüzden dedi, ‘Sana düşman olanlar, bana düşmandır’, o yüzden dedi, ‘Sana dost olanlar, bana dosttur’, o yüzden dedi, ‘Senin izinden gidenler, benim izimden gitmiştir’, o yüzden dedi, ‘Sana iman edenler, bana iman etmiştir. Sana iman etmeyen, bana da iman etmemiştir’. Neden? Çünkü o aşkın yeryüzünde bir insanın üzerinde tecelliyat noktasında en zirve noktasındaydı. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri eşittir, aşk denilebilirdi. O yüzden ona iman,

Hazreti Allah’a iman oldu. O yüzden Allah dedi ki o heva ve hevesinden demedi. Benim dediğimi dedi. O yüzden Hazreti Allah, onun fiiliyatları ile beraber, her şeyini kendi üzerine eline aldı. Konuştuğunu, nefesini, adedini, yürüyüşünü, yemesini, içmesini, evlenmesini, boşanmasını, savaşını, barışını, her şeyini ne yaptı, kendi üzerine aldı. Dedi ki o benim her şeyim. O benim dediğimi yaptı dedi. işte aşkı, aşıklığı yine aşk tarif etti. Neyin üzerinden? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin üzerinden.

“ Güneşe delil yine güneştir.”

Güneşe delil, başka bir güneş değildir. Güneş’in delili kendisine aittir. Güneş, güneş olmanın tecelliyatını bizim üzerimize indirir. Bizim üzerimize indirdiği için biz ona deriz ki, güneş ama onun sıfatıyla sıfatlananlar vardır. Güneş gibidir. Güneş demeyiz. Ay, güneşin gündüz yaptığını, gece bize yapar. Biz aya güneş demeyiz. Tarif ederken deriz ki hani güneş gibi, geceleri aydınlatır ya az bir şey de olsa. Güneş gibi. Güneş değil. Hani bir şey ısıtır bizi. Biz ona bir para ödemezsek, bir bedel ödemezsek deriz ki güneş gibi bedava, ısınıyoruz. Veya birden bir aydınlık çıkıverir bir taraftan. Deriz ki güneş gibi doğuverdi. Gibi, gibi! O zaman güneşe delil kendisidir. Güneşe delil bir başka bir şey değildir. Aşığa delil aşıktır. Aşka delil, aşktır. Delinin delili, delidir. Her şeyin delili, insanın kendisidir. Biz kendimizi delillendiriyoruz şimdi. Delil kendimizin. Biz cennetlik miyiz cehennemlik miyiz delil elimizde. O yüzden dedi hazreti peygamber, cehennemlik olanlar cehennemlik amel işlerler. Cennetlik olanlar cennetlik amel işlerler. Sen cennetlik mi olmak istiyorsun. Evet. Buyur. Delilin elinde. Cennetlik amel işle, seni zorla cennetlik amel işleten yok. Delilin sensin. Sen iyi bir insansan, buyur iyiliğini sen göster.

Delilin sensin. Sen iyi bir insan olsan, etrafında iyiler toplanırdı. Sen iyi bir insan olsan, sen etrafına iyilik saçardın. Delinin kendinsin sen. Sen kötü birisiysen, senin etrafında kötüler toplanacak. Sen karanlıksam etrafına karanlıklar toplanacak. Sen cimriysen, etrafına cimriler toplanacak. Sen cömertsen, etrafına cömertler toplanacak. Sen hastaysan, herkesi hasta göreceksin, delilin sensin, bir başka birisi değil. O zaman Yunus gibi, ne ararsan kendinde ara. Hazreti Mevlana gibi, ne ararsan kendinde ara.

Sen kendi kendini delillendiriyorsun. Güneşe delil güneşse, dünyaya delil dünyadır. Sana delil, sen kendinsindir. Bir başkası sana delil değildir. Sen kendi elinle delillendirirsin. Ne dedi hazreti peygamber? ‘Mahşere çıktığında, herkesin delili kendisinedir.’ Elin orada konuşur, delil olur. Der ki harama uzattın beni. Allah seni helalleri tutman için yarattı beni ama eey benim sahibim olan nankör! Sen benimle hırsızlık yaptın. işte delilin benim. inkar eder. Göz kendisi delillenir. Atar kendini orta yere, der ki şikayetçiyim ben

bundan. Allah hesabı görendir. Söyle der, şikayetini. Sen beni helallere baksın, senin sıfatlarının güzelliklerini seyretsin hisse alsın, ibret alsın diye bana bunu verdin ama bu gitti nankörlerden, hainlerden oldu. Benimle haramlara baktı, beni çok uyuttu, beni çok uyuttu! Beni çok kapattı. Ben temaşa etmek isterdim yapraktaki tecelliyatını, temaşa etmek isterdim ottaki tecelliyatını, buluttaki tecelliyatını, yağmur damlasındaki tecelliyatını. Ama bu benim sahibim olacak olan bu hain var ya evet, beni doğru yolda kullanmadı. Şahidim ve şikayetçiyim. Delil, kendinde taşıyorsun. Her şeyin delili kendisidir. O kalbin çıkıverir senin oradan. Neleri sevdiğini teker teker söyleyiverir. Delilidir insanın kendisi. Bana hadis i şerif vardır, ağır gelir insanlara.

Zina edenler tövbe etmezlerse, zina etmiş, hani böyle köpekler vardır ya cinsel ilişkiye girmiş, cima etmiş ve köpekler kendilerince utanırlar ama birbirlerinden ayrılamazlar. Sokaklarda dolaşırlar. Şimdi köpekleri de göremiyoruz artık biz de sokaklarda. Aynı diyor köpekler gibi haşrolunur mahşerde zina edenler. Bakın, insan kendi değerini kendisi götürüyor burdan. Delil sensin. Başka birisi değil. Bir başkası seni sevdiği için gözetlemiyor. Sen kendi kendini gözetliyorsun. Sen kendi kendinin delilisin. Sen kendinsin delil. Bir başkasının şehadetine gerek yok. Sen iyiysen, senin iyiliğinr şehadet ediyorlar. Sen iyi değilsen, kimse senin iyiliğine şehadet etmiyor.

Bugün bir abimiz vefat etti. Allah rahmet eylesin, dün gece. Bugün cenaze namazı vardı. Cenazesine gittik. Sabahtan Adnan kardeşe telefon açmıştım. Postnişlik hizmeti yapıyordu. Dedim ki Adnan dedim kendi bir destar koyun dedim tabutunun başına. Gittim tabutunun başında baktım, dedim ki insan ne ile yaşıyorsa öyle ölüyor. Tabutunun başında destar vardı. Sevindim onun adına, dedim ki ya o kimse şurada dergahta postnişlik hizmeti yaptı. Daha ölür ölmez daha, daha kabre konulmadan önce, kabre konmazdan önce, ikramı alıveriyor insan. Cenabı Hak, lütf ediyor, ikram ediyor. Allah’ın işi. Kafasında bir destar var. Bursa’da kafasında destarla gömülen herhalde tek insan vardır. (Destar bu, yani bu sikkenin üzerine sarılmış olan sarık.)Delil kendi. Hani hadis-i şerif var ya. Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz. Nasıl ölürseniz, öyle diriltilirsiniz. Eve ziyarete gittiğimde hastayken, dedim sakın ha dersten geri kalma. Gelemeyecek olduğun zamanlar da arkadaşlara haber ver, gelip seni evden alsınlar. Dedim gel orada otur bir kenarda. Bir koltukta otur. Allah diyenler ile beraber ol dedim. Ölüm ne zaman gelecekse gelecek. Bir perşembe dersine getirdiler, hani birkaç hafta geldi. Kendi kendime baktım, dedim ya ne kadar güzel bir yolda. Hastalığı zikir halkasında.

Sorarım babası ölenler? Babanız ölmezden bir hafta önce zikir halkasına giden var mı? Bakın babalarınıza? Babanız ölmezden bir hafta önce

perşembe zikrine giden var mı? Zikrullah halakasında cayır cayır zikrullaha katılan var mı? Amcalarınıza bakın. Kaç tane amcanı, zikrullah halakasına gitti de ölmez’den üç beş gün önce zikir halkasında durdu. Benim yok. Dayılarınıza bakın. Annelerinize bakın. Akrabalarınıza bakın. Kaç tanesi ölmezden önce zikir halakasına gitti veyahutta sağsa babalarınız, düşünün bakalım. Allah herkesin eşine, çoluğuna, çocuğuna, annesine babasına, hayırlı ömür versin ama üç gün sonra vefat etseniz neredeydiniz ogece? O hafta ne yaptınız? Kim halaka i zikrullaha katılırsa af olunmuş olarak kalksın. Hadi buyurun. Hadi buyurun. Hac hariç bana bir ibadet söyleyeyin ki oradan af olmuş olarak kalksın insan. Delil insanın kendisi. Nasıl güneşe delil güneşse, sana da delil kendinsin.

Hani derler ya Allah der ki diyor ‘Ben sana nefes verdim, nerede harcadın? Ben sana para pul verdim, zenginlik verdim, nerede harcadın? Ben sana ilim verdim, nerede harcadın?’ Bak bakalım nefesine nerede harcadın. Delilin sensin. Elinde, nefesin elinde. Bak nefesine tek tek say. Nerelerde nefesini harcamışsın bak. Delilin kendinde. Kazandığın parayı nerelerde harcamışsın. Bak delilin kendinde. Allah sana hasbelkader bir harf dahi ilim vermiş. Sen o ilmi nerelerde harcamışsın. Bak bakalım. ilimden para mı kazanmaya kalktın, ilimden cakı mı satmaya kalktın, ilimden hava atmaya mı kalktın. Aman bu ayaklı kütüphane demek için mi yaptın. Bana ne sorarsan sor buna desinler diye mi yaptın? Bak bakalım. Yoksa Ümmeti Muhammed’e faydalı olmak için fisebilillah bir harf öğretmeye mi kalktın. Bak bakalım paranı nereye harcadın. Aman bunun evi ne şatafatlı olsun diye mi harcadın. Aman bunun arabası kimsede olmasın, en üstün araba bunda olsun diye mi harcadın. Aaaa, bu bir paralıdır, bir paralıdır desinler diye mi durdun? Bak bakalım bir kendine, kendi resmini kendin çek, bir başkası senin resmini çekmeyecek. Sen kendi resmini çek. Megalomanlar gibi var ya böyle kız bakıyor böyle telefona, çık çekiyor. Ondan sonra yanındakine gösteriyor. Ne kadar güzel çıktım değil mi! Megaloman benim gibi! Böyle bana baktı, güzel mi dedi, bu alemde çirkin bir şey yok ki dedim güzel mi diye soruyorsun. E kendi kendini çirkin görüyorsun sen aslında dedim. Nasıl yani dedi. Çirkin görmeseydin güzel mi diye sormazdın dedim. Sormaz mısınız güzel mi oldum diye? Aslında kendi çirkinliğinize inanıyorsunuz. Kendi çirkinliğinize inandığınız için güzel miyim diye soruyorsunuz. Hani boyanıyorlar ya. Boyananlar, kendilerine çirkin gördüklerinden dolayı. Hani adamlarda gidiyorlarmış ya kaşlarını maşların aldırıyorlarmış! Kendilerini çirkin gördüklerinden. Kendilerini çirkin görüyorlar. Çirkin gören, çirkin. Deliline kendisi insanın. Sen neysen öyle görüyorsun.

Güneşe delil güneş. Aşığa delil aşık. Aşka delil aşk. Her şeyin delili kendisi.

işte Hz Mevlana diyorki:

“Güneşe delil gene güneştir. Sana delil gerekse, ondan yüz çevirme.”

Sana bir deli lazımsa güneşle alakalı, sen güneşten sakın yüz çevirme. Güneşten yüz çevirdiğin anda karanlıkta kaldın. Deliksiz kaldın. Sana bir delil gerekse yolda yürümek için, sen o yol güneşine sırt çevirme. Sırt çevirdin, kala kaldın yine. Delilsiz kaldın. Kur’an senin delilin, yüz çevirme. Peygamber Sallallahu Aleyhi Ve sellem senin delilin, yüz çevirme. Allah onları yeryüzüne delil olarak indirdi, yol bulasınız diye. Sana delil; senin mürşidin, senin velin, yüz çevirme. Allah onu sana delil olarak indirdi. Sakın ha! Delilden yüz çeviren delilsiz kalır, ışıksız kalır, yolsuz kalır, nefessiz kalır. Allah muhafaza eylesin.

“Gölgede onun bir izini verir. Verir ama güneş her solukta can ışığı

Gölge, güneşin varlığına delildir. Gölge olmazsa, güneş yok deriz biz. Karanlığın zifirinde gölge olur mu? Olmaz. Güneş doğarsa, varlıkların gölgesi düşer. Güneş doğmazsa varlığın gölgesi düşer mi? Düşmez. Gölge bizi bir şekilde güneşe götürür. Mecaz aşk, bir şekilde bizi hakikate götürür. Mecaz ama mecaz hakikate götürür derken mecazda kalmamak şartıyla. Hani bizim bazen genç sevgililer vardır. Bana da sorarlar. Hocam birisine duyduğumuz sevgi bize hakikate götürür mü? Ben de aman sevgiden uzak kalmasınlar diye alkışlarım böyle. Seviyorsan birisini harika derim sevebiliyorsun sen. Kimisi de saf. Zannediyorlar ki kendi böyle nefislerinden, kendi böyle heveslerinden sevdiklerini âşıklık zannediyorlar. Kendisini Leyla’nın yerine koyuyor, kendisini Mecnun’un yerine koyuyor, kendisini Yusuf’un yerine koyuyor, kendisini Züleyha’nın yerine koyuyor, kendisini Aslı’nın yerine koyuyor, Kerem’in yerine koyuyor, Ferhat’ın yerine koyuyor, Şirin’in yerine koyuyor.

Hani Leyla Leyla derken bulur Mevla’yı, Mevla’nın aşkına yandı gidiyor. O da Leyla Leyla derken Mevla’yı bulacak ya. Onun da bir Leyla’sı var. Diyorum Leyla çok çirkinmiş. Öyle diyorlar diyorum. Senin sevdiğin de çirkin mi? Değil hocam diyor. Ha o Leyla değil o zaman. Kalıyor. Sokaktaki köpekleri, Leyla’nın gözüne benzetip sevdiğin oldu mu dedim. Yok dedi. Biliyor musun dedim, Mecnun bu köpekler Leyla’nın sokağından geçmiştir deyip onları sever okşardı dedim. Leyla’nın sokağından geçmiş. Bir gün arkadaşı der ki, ey Fuad. Mecnun’un gerçek adı Fuad’dır. Ey Fuad der. Bu köpekler Leyla’nın kapısının önünden geçme ihtimalleri hiç yok der. Sen bunu nereden çıkardın. ihtimal ki der, bunlar Leyla’nın kokusunu almıştır. (Dinleyenlerden biri ‘çok büyük bir aşk’ diye yorum yapar.) Kim dedi çok büyük bir aşk diye? Onu tanımak istiyorum, kim dedi? (Yorum yapan elini kaldırır.)

Sen mi dedin? Çok küçük bir aşk. Küçücük! Küçücük minnacık. Minnacığın da minnacığı!Minnacığın da minnacığı! Ama o minnacığın minnacığı dahi bütün insanları hayran ediyor. Çünkü insanlar sevmekten uzaklar. işte bu Gölgeler hakikate işarettir ama gölge, gölge olmalı. Gölge gölge olmalı. Biz heva ve heveslerimizi, mecaz aşk zannediyoruz. Değil! Cancağızlar, o yüzden sakın, bir kadına aşık olaraktan Allah’a aşık olacağınızı düşünmeyin. Sakın bir erkeğe aşık olaraktan, Allah’a aşık olacağınızı düşünmeyin. Ham hayal bunlar. Bir şey daha söylerim de üzülürsünüz. Kime aşık olduğunu düşünüyorsan, hadi o tarafa yönel de kıl namazını. Birine aşık olduğunu söylemek, çok basittir sözde. Nerede yaşıyor? Bir gün birisine sordum. Nerede yaşıyor dedim ben. Samsun’da dedi. Hemen aldım. Omuzlarından tuttum. Samsun’a doğru çevirdim. iste dedim. Ne dedi? Sevdiğinden iste. Kaldı. Sen aşık değilsin dedim. Yalancısın! Neden dedi? Aşık mâşuğundan ister dedim.

Kadınlar! Hangi erkeğe aşık olduğunuzu söyleyeceksiniz şimdi! Erkekler! Hangi kadına aşık olduğunuzu söyleyeceksiniz! Haydi aşıklar, maşukunuzdan isteyin. Aşık maşukundan istemezse vallahi de billahi de tillahi de küfür ehlidir. Küfrün, küfründedir hem. ‘iyya kenabudu ve iyya kenestain, ancak sana ibadet eder ancak senden yardım dileriz.’ Kimse mâşuğun, ona ibadet et. Ondan yardım dile. Bir gönülde iki sevda ne zamandan beri var? iki tane maşuk, ne zamandan beri var? Ne zamandan beri iki tane ilahınız var? Ne zamandan beri iki tane mâşuğunuz var? Ne zamandan beri ikilediniz. Aşık, mâşuğundan ister. Aşık, mâşuğuna ibadet eder. Aşık, mâşuğuna anlatır. Aşık mâşuğunun dilidir. Aşık, mâşuğunun gözüdür. Aşık, mâşuğunun elidir, ayağıdır. Aşık, mâşuğunun kalbidir. Haydi, herkes şimdi kalbine baksın. Kalbinde hangi maşuk varsa, ondan istesin. Ona ibadet etsin. Şimdi bir kadını çok seviyorum diyen, dönsün kadına namaz kılsın. Bir erkeği çok seviyorum diyen, dönsün o erkeğe namaz kılsın. Aşık mâşuğuna ibadet eder. Ne dedi hazreti peygamber? Zayıf hadis olarak söylediler. insanın insana secde etmesi emredilmiş olsaydı, kadınların erkeklere secde etmelerini emrederdim. Neden? Hiç düşündünüz mü? Menfaat! insanlar menfaatlerine secde ederler.O zaman insanlar neye aşıktır? Menfaatine! Bir kadına çok aşıksan, hadi kadın senin yüzüne bakmasın bakalım. Aşıklığın devam edecek mi?

Bir erkeğe çok aşıksan, hadi erkek yüzüne bakmasın bakalım. Aşıklığın devam edecek mi? işte aşığa delil yine aşık oldu. Aşka delil, yine aşk oldu. Gölgeler onlara delil olsa da o gölgenin peşine gidecek olan insanlar, gerçekten kemal ehli olması gerek.

“Gölgede onun bir izini verir, verir ama, güneş her solukta can ışığı

Bir veli vardır, bir de halifeleri vardır. Halifeler, zakirler, çavuşlar, velînin gölgesi gibidir. O gölgeden velî bulunur. Bir derviş, velînin gölgesi hükmündedir. Bir başkası; dervişteki edebe, adaba, fazilete, ondaki güzelliğe, nuraniyete, uhreviyete bakar der ki ya bunu bu hale getiren var. Ona sorarlar hemen. Sen nerenin gülüsün, bülbülüsün, dervişisin? O kimse iyi bir iş yaptıysa, şöyle der. Filanca efendinin dervişiyim. Eyer o kötülük işledi de dervişlik tasladıysa, ona kızarlar, sen nerenin dervişisin? Eyvah! O saklayacağım diye uğraşır. Küstahsa, kendini haklı çıkaracak ya. Ben filanca şeyhin dervişiyim. O da küstahı, suçunu görmüyor! Bakın, gölge! O güneşe ne oldu? Delil oldu. Bir derviş, velînin gölgesi hükmündedir. Bir halife, bir çavuş, bir nakib, bir nükebba, bir ders yaptıran kimse, orada ilahi söyleyen, sema eden, ney üfleyen, bendir vuran…O zatın gölgesi hükmündedir. O yüzden derim, suç benim, kabahat benim diye. O zaman gölge ne oldu? Güneşe delil oldu. Güneşin delili oldu gölge. O zaman o gölge, o güneşin bize izini gösterir. O güneşin izini bize ne yapar? O gölge anlatır.

“Gölge, gece masalı gibi uykunu getirir.”

Gölgenin bir de o hali vardır. Gölge uyku getirir. Sen gölgeye aşık olursan, uykun gelir senin. Gaflet basar sana. Sen gölgenin peşine takılırsan ve gölgede kalırsan, gaflet basar sana. Sen güneşin alnında cayır cayır yanarken, uyuyamazsın. Gölgeye kendini atarsın, serin yere. Gölgede gaflet basar. Uyursun sen. Güneşin alnında uyuyamaz insan. Gölgede canı rahat bulur. Sufiler de aynudır. Şeyhin yanı yakar adamı. Şeyhin etrafı adamı yakar. Her daim uyanık olacaksın. Her daim devamlı istim üzerine duracaksın. Her daim devamlı böyle harekette duracaksın. Birazcık uzaklaşınca, insan gölgeye kanar. Hani şeyler vardır, dervişler. Ben evimde dersimi çekiyorum efendim, olur mu? Olur! Sen evinde çeki ver. Gölge rahat! Hatun, demle çayı. Oh! Çoluk çocuk gelin bakalım. Televizyonda ne dizisi var bugün? Haydi bakalım. Gez kanal kanal. Elinde de tesbih, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah… Şeyhin nerede? Ya onlar sohbette. Sen? Ben izin aldım ondan. Ne için? Ben evde dersimi çekebilir miyim dedim. O da çekersin dedi. Aaaa, tamam!

Adam şeyhime telefon açardı. Efendim burada baskın var. Polisler dolaşıyorlar, dersleri iptal etsek olur mu? Olur. Ben de yanındayım. Umredeyiz. Tamam, iptal edin oğlum. Öbürkü! Korku, böyle bir virüs gibidir. Ondan ona, ondan ona bulaşır. Öbürküne de bulaşmış. O da aradı. Efendim, bizim burada da baskı var. Birbirlerine telefon açıyorlar onlar. O ona, o ona, o ona telefon açıyor, bütün zakirler arıyor. Biz de umredeyiz. içimden dedim ki

korku bulaştı herkese ,bütün zakirler arıyor. Dersleri iptal edip evlerde ders yapabilir miyiz. Yapabilirsiniz. Aaa, dersler durdu bir anda. Bana döndü, Mustafa Efendi, oğlum sizi basmıyorlar mı dedi. Basmıyorlar efendim dedim.

Basmıyorlar dediğimde iki hafta önce herkesin elinde kimlik, kameraya almışlardı bizi. Sıradan odaya kamerayı kurdular. Herkes alıyor kimliğini eline, geçiyor kameranın karşısına. Mustafa Özbağ, işte şu adreste oturuyorum. Adım şu, baba adım bu, doğum tarihim bu. Kimlik de elinde, kamerayı böyle koyuyor. Bunu cezaevinde yapıyorlar sadece. Bunu karakolda sorguya girdiğinde yapıyorlar sadece. Bunu 28 Şubat’ta ders yaptığımız yerde yapıyorlar bize. Ben aranıyorum, üzerimde kimlik yok. Üzerimde başkasının banka kartı var. Banka kartını birine verdim, ehliyeti birine verdim. Dil yok, konuşma yok, uzun boylulara baktım böyle. Hiç konuşmuyorlar. Hiç kimse konuşmuyor, herkes göz göze. içimizde kim sivil polis bilmiyoruz ki! Adam geldi, bizim oturduğumuz yere. Mustafa Özbağ kim dedi, arkamda bir arkadaş vardı. Döndüm, seni çağırıyorlar bak dedim. Kalktı o. Pardon önümdeki. Önümdeki mi, arkamdaki mi, ne diyordum. Döndüm, seni soruyorlar bak dedim ben. Bu kalktı yürüdü, ha dedim bunlar beni tanımıyor içimden. Kaldırdığım adamı Mustafa Özbağ diye götürdüler çünkü. içimden dedim Mustafa Özbağ bunlar seni tanımıyor. Mustafa Özbağ’ı arıyorlar ama Mustafa Özbağ kim diye soruyorlar. Demek ki oradan birisi içerde dediyse! Geldi, Mustafa Özbağ dedi. Mustafa Özbağ kim de demedi. Mustafa Özbağ kim de demedi Mustafa Özbağ dedi. E ben, benim demem lazım. Böyle bakıyor ya, önümde miydi, ardımda mıydı, bir arkadaşa seni soruyor bak dedim ben. Hemen kalktı o. Gitti. Aldı götürdüler onu. Ha dedim, bunun Mustafa Özbağ olduğunu bilmiyorlar. Ondan sonra gitmiş. Çıkar kimliğini demiş. O da bakmış Mustafa Özbağ deyil. Demiş sen Mustafa Özbağ değilsin. O demiş, bana baktın çağırdın. Ben o yüzden geldim demiş. Ben o zaman anladım Mustafa Özbağ’ı tanımadıklarını. içimden de üzüldüm ama bu kadar meşhur değilim demek ki dedim. Üç beş tane uzun boylu arkadaş çıktı. Ben kalktım. Odaya bunlar kamerayı kurdular ya. Ben odanın kapısına kadar gittim. Elimde bir tane kimlik. Kimlik de benim değil. Sanki içeriden talimatı vermişim gibi, kimliği koydum cüzdanın içine, çıktım, ayakkabılarımı giydim. Ulan bunlar şimdi dedim arabayı takip ederler mi, ederler. Arabasız vurdum yayan, başka bir tarafa doğru.

Bana sordu. Oğlum sizde baskı yok mu, dedi. Yok efendim dedim. Ha iyi dedi. Her tarafı basmışlar, her tarafa polis arabası gitmiş dedi. Polis arabasının gitmediği yer yok ki efendim dedim. Ne yapacaksın oğlum dedi. Korku galip geldi mi insanda dedi, adam adım atamaz dedi. Korku galip gelir insana. Adım atamaz. O zaman o evinde ders yapar. Evinde ders yapmayı

da ders yapmak olarak görür. Gölge! Güneş nerede? Hele o koşacak! Sen? Evde oturacaksın! iyi oturmalar. Gölge ne yaparmış masal gibi insanın uykusunu getirirmiş.

“Fakat güneş doğdu mu ay yarılır gider.”

Güneş doğdu mu ay yarılır gider. Sana hakikat geldi mi sahte putlar yıkılır senden. Sen de hakiki ilah tecelli etti mi, sahteleri gidiverir senden. Her şeyin hakikati geldiğinde, sahtesi bırakır gider seni. Bir şeyin hakikatini, hakikatini gördüğün an, sahtesini bırakırsın. Bırakırsın! Bırakmazsan küfür ehlisin zaten. Allah bizi onlardan eylemesin!

“Zaten dünyada güneş gibi eşi bulunmaz bir varlık yoktur. Ölümsüz

can güneşinin ise dünü yoktur. Dolunmaz hiç.”

El Fatiha temes salavat.

https://www.youtube.com/watch?v=CUIj7pVZfsE&list= PLpNiKWHUSB_KF_8QYHQPSQIvh9VWfDcyl&index=19

Kaynaklar ve Referanslar

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 1 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-4-5 • Tasavvuf Vakfı Yayınları