Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
“Bağı çöz hür ol. Ey oğul niceye bir, gümüşe altına bağlanacaksın. Denizi bir tepsiye döksen ne kadar alır? Bir günlük su ancak. Halislerin göz testileri dolmadı gitti. Sedef, elde ettiğini yeter bulmadıkça inci ile dolmadı. Kimin elbisesi bir aşk yüzünden yırtıldıysa, hırstan ayıptan tamamıyla arındı o. Sevin a sevdası güzel aşkımız. A bizim illetlerimizin hekimi. A bizim ululanmamızın böbürlenmemizin ilacı. Ah Eflatunumuz, Calinusumuz bizim. Toprak, beden aşk yüzünden göklerin yücesine ağdı. Dağ bile oynamaya koyuldu, çevikleşti. Ey Aşık! Aşk Tur Dağı’nın canı oldu, Tur sarhoş oldu. Musa yıkıldı gitti.”
Bağı çöz! Bağ, baktığımızda ruh için nefis bir bağdır. Ruh için vücut bir bağdır. Bağa baktığımızda, bir kimsenin kendi gönlündeki sevdikleri, o kimsenin bağıdır. Hz Mevlana, bağı çöz dedikten sonra, nice bir altına gümüşe bağlı kalacaksın, diyor. Demek ki Hazreti Mevlana Celaleddin Rumi Hazretleri’nin buradaki bağdan kastı, insanların dünya sevgisi. Dünya sevgisini, Hz Mevlana bağ olarak görmüş. Hani Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri: “insanı helak eden üç sevgiden kaçının. Bu; kadın makam ve mal sevgisidir.” Tabii bu kadın derken, kadınlar sevilmeyecek gibi aklınıza bir şey gelmesin. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine bir bedevi, kimi fazla seversin Ya Resulallah, dediklerinde, Aişe’yi der. Demek ki buradaki kadın sevgisi, bir kimsenin eşine duyduğu muhabbet değil. Hz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, Hz. Aişe validemizden bahsederken “şekerparem” diye bahseder. Demek ki burada Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, bu kadın sevgisini nitelendirmemiş.
“Bana dünyamızdan üç şey sevdirildi. Güzel koku iyi kadın, gözümün nuru da namazdır.” Demek ki bu hadis-i şerifle, kadın sevgisi mal sevgisi, makam sevgisi hadis-i şerifle birbirine tenakuz gibi görünse de anlam ve mânâ ve tecelliyat itibarıyla birbirlerinden ayrılır. Bir kısım ehl-i tasavvuf, bu hatayı yapıp, eşlerini sevmeme, eşlerine muhabbet etmeme yanlışlığına düşmüşlerdir veya bir kısım müslümanlar, bu hadisi şerifi uygun yerde, uygun noktada, algılayıp anlamadıkları için, bu hadis-i şerifi tersine kullanmışlar ve algılamışlardır.
Kıymetli dostlar! Bağı çöz derken, bu altın ve gümüş madde veyahut da makam veyahut da kendisinin olmayan aşırı şehvetten dolayı kadınlara düşkünlük veya aşırı şehvetten dolayı erkeklere düşkünlük veya bir kimsenin başka bir heva hevese bağlanması, bir kimsenin yanlış bir şeye muhabbet besleyip, kendisini ona bağlaması, hep bağdır. Bağı çözmek, bağdan kasıt, bir kimsenin Allah’a koşuşturmada, Allah’a koşma yolunda, önünde engel ne var ise odur. Bir kimse gönülden eğer ki Allah yolunda koşarken, gönlü bir yere takılıp kaldıysa, o gönlü bir yere takılıp kalması onun için bir bağdır. Allah yolunda koşarken, o nerede tökezliyorsa, gönlü onu nerede tökezletiyorsa, onun için o bağdır. Kimisinde bu maldır, paradır, kimisinde makamdır. Kimisinde bu kibirliliktir, önde görünmektir. Kimisinde abiliktir. Kimisinde nakiplikdir, nükebbalıktır, çavuşluktur. Kimisinde dervişliktir. Bir yere derviş olmaktır. Kimisinde bir sohbete gitmektir. Kimisinde gördüğü bir haldir, gördüğü bir rüyadır. Kimisinin parasıdır. Kimisinin evidir. Kimisinin rahatıdır. Kimisinin memnuniyetidir. Kimisinin dükkanıdır. Kimisinin işçiliğidir. Kimisinin müdürlüğüdür. Kimisinin torunudur. Kimisinin bağı bahçesidir. Kimisinin ne bileyim işte kendi kendisine kurguladığı hevasıdır, arzusudur.
isteğidir, yemeği sevmesidir örneğin veyahut da etrafında sayılıp sevilmeyi sevmesidir. Ya oraya gidersem o zaman etrafımda sayılıp sevilmem diye düşünür. O zamandır. Bir kimsenin Allah yolunda koşuştururken, Allah’a koşarken, o kimsenin önünde onu sıkıntıya sokacak, onu bu manada engelleyecek, onu bu manada tökezletecek her ne var ise, o sufi için o bağdır. Bir kimsenin doğru dairede, doğru noktada, doğru istikamette gitmesini engelleyen ne varsa o bağdır. Ve orada takılıp kalıyorsa o kimse, orada takılıp kalıyorsa, onu yenemiyorsa, onu geçemiyorsa, onu bırakamıyorsa, onu itemiyorsa, onu ezip geçemiyorsa, onu arkası atamıyorsa, onu bu manada unutmuyorsa, ve o şey Kur’an ve Sünnet dairesinde eksik ise yanlış ise tasavvuf yolunda o şey, büyükler tarafından eksik ve yanlış görüldüyse o sufi için o bağdır. Bağdır! O sufi onu geçemez, o sufi orayı atlatamaz. Atlatamazsa, osufi için o bağdır. Sufilerde şöyle bir eksik ve yanlış düşünce
vardır. Sufiler şunu isterler. Gökten bir el gelsin, onu oraya hoplatsın, gökten bir el gelsin, elinden tutsun onu öbür tarafa atsın. Gökten bir el gelsin, onu oradan çıkarsın. Gökten bir el gelsin, onu pişpişletip göndersin. O yol değildir, o ham hayaldir, o ham hayaldir. Sizin için, sizin elinizde yaptıklarınız vardır. işledikleriniz vardır. Sizin için, sizin elinizde ve önünüzde kazandıklarınız vardır.
Nefisle cihad en büyük cihattır ve nefsinizin takıldığı yer sizin bağınızdır. O bağı çöz! O bağı çöz ki, hür ol! O bağı çöz! Öyle bir an gelir, öyle bir an gelir o kimsenin nakıs olan üstadı bile o kimseye bağ olur. Ben, o nakıs üstatları gören insanım. O nakıs üstad, o dervişe dahi bağ olur. Bunu, o şeyhin halifesine söylediğimde anlamamıştı. Benim yaşımın küçüklüğüne vermişti. Benim yaşımın küçüklüğüne vererekten benim dediğimi algılayamamıştı. Demiştim ki Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin şekline şemaline şeytan giremez. Onun yüzüne, şeytanın yüzü giremez, onun sesine Muhammed i Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretlerinin sesine şeytan giremez. Ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri sana bir şey dediyse, haktır hakikattir. O halife şöyle demişti bana, dedi ki, Mustafa efendi, sen daha gençsin. Çok şey göreceksin. Senin yolun ayrı, bizim yolumuz ayrı dedi. Ben onun sözüne, doğru söylüyorsun dedim, senin yolun ayrı, benim yolum ayrı, dedim. Öyle deyince baktı. Nasıl yani, dedi. Benim yolum dedim, Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yoluna bağlı. Benim yolum, Muhammed-i Mustafa(sav)’e bağlı, dedim. Eğer dedim, bana Uludağ’ı yık derse, onu yıkmanın yolunu ararım ve yıkarım, dedim. Bana derse ki dedim, Uludağ’daki karları erit, onun yolunu ararım ve gider Uludağ’daki karları eritirim, dedim. Baktı. Oysa sana dedim Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir şey demiş, ya gördüğün rüyaya iman etmiyorsun ya da Muhammed-i Mustafa’ya demiştim. Bağı çöz! Bağı çöz! Bağı çöz ki hür ol. Bağı çöz, gönlünde heva ve hevesi at, bağı çöz. Kalbinde Allah sevgisinden başka bir sevgi kalmasın. Bağı çöz, kalbinde Muhammed-i Mustafa’ya uymaktan başka bir şey kalmasın. Bağı çöz! Üstadını hak ve hakikat görüyorsan, üstadını dinlemekten başka kendine hakikat görme. Bağı çöz. Kur’an’ı dinle. Bağı çöz Muhammed Mustafa’yı dinle. Bağı çöz, sizden olan emir sahiplerine itaat et. O bağı çözemiyorsan, nefsine uydun. O bağı çözemiyorsan, şeytana uydun. O bağı çözemiyorsan, heva ve hevesine uydun. O bağı çözemiyorsan, sen kendine üstad olarak şeytanı tuttun. O bağı çözemiyorsan, sen şeytanın yolunda gidiyorsun. O bağı çözemiyorsan, sen nefsinin yolunda gidiyorsun. Yarin yaz yine, sözleriniz çok acı geldi de. Yarin yaz yine, sözleriniz çok ağır geldi de.
Evet! Benim sözlerim, bağlarını çözemeyenlere ağır gelir. Aşıkların sözleri nefsine uyanlara eğer ki nefisten kurtulmak istiyorlarsa panzehir ama nefislerine uyumaya devam ediyorlarsa zehir zemberek gelir. O yüzden Şemseddin-i Tebrizî hazretlerini, fazla seven olmadı. O yüzden Hazreti Mevlana’yı, kendi zamanında çok seven olmadı. O yüzden Abdulkadir Geylani hazretlerini, kendi zamanında çok seven olmadı. O yüzden Ahmet Er Rufai Hazretleri’ni, kendi zamanında çok seven olmadı. imam-ı Azam’ın çok sevmediler. Hallacı Mansur’u sevmediler. Cüneyd-i Bağdadi’yi sevmediler. Bişr-i Hafi’yi sevmediler. Çünkü onlar, bağları’nı çözmüşlerdi. Bağları çözülmeyenler, çözülmüş olanları istemezler. Bu cehaletten kaynaklanır. Bağı bağlıdır onun. O aklına bağlıdır, o nefsine bağlıdır, o hevasına bağlıdır, o şeytana bağlıdır, o harama bağlıdır, harama! O haramına zemin bakar, o edepsizliğine zemin bakar, edepsizliğine ölçek bir şey arar, O haramını örtecek bir şey arar. O çıplaklığını örtecek bir şey arar. O eksikliğini örtecek bir şey arar. O şeytana uymuşluğunu örtecek bir şey arar. Diyemez, ben burada şeytana uydum. Benim bağım şeytan diyemez. Hazreti Mevlana diyor ki, ey oğul bağı çöz. Sen bu bağ altında hiç yol gidemezsin. Sen bu nefisle, bu nefse uymakla, bu şeytana uymakla, bu heva ve hevese uymakla, bu mala aşıklıkla, bu mülke aşıklıkla, bu paraya aşıklıkla, bu kadına aşıklıkla, bu erkeğe aşıklıkla, bu makama aşıklıkla, bu gösterişe aşıklıkla, bu hava atmaya aşıklıkla, sen Allah yolunda yürüyemezsin. Bağı çöz! Bağı çöz ki hür ol.
Bağı çöz ki hürol. O hürriyet’in arkasında iman var çünkü. O hürriyetin arkasında Allah’a vuslat var. O hürriyet’in arkasında Allah’a hasret var. O hürriyetin arkasında Allah’a koşmak var. Sigara, içki, kumar, gıybet, dedikodu, haram, iftira, suizan, bühtan, hırsızlık, fahişelik, lutilik, kumarbazlık, laf getirip götürme, insanlara hayasızca ve edepsizce davranma, gösterişe, kibirliliğe, havadan tepeden bakmaya ve bu nefsin afetleri devam ettiği müddetçe; senin Allah’la dostluğun, mümkün değil. Aldatma, kandırma, kendi kendini de kandırma, etrafını da kandırma. Kendi kendini de kandırma. Haramlarla kol kola yürürken, Allah sevilmez. Seven, sevdiğinin yörüngesindedir. Seven, sevdiğinin haliyle hallenecek. O yüzden bağı çöz! Şer’i manada, haramlarla irtibatını kes. Bağı çöz. Tarikat manasında şüphelilerden kaçınaraktan, bağı çöz. Hakikat manasında “iyyakenabüdü ve iyya kenestain” de, bağı çöz. O bağı çözmezsen, Allah muhafaza eylesin senin yolun yol değil.
“Denizi bir testiye döksen, ne kadar alır? Bir günlük su ancak.”
Sen, maddeye haris olma. Sen varlıkla hemhal olup, varlığın peşine koşma. Sen, malın mülkün peşinde koşarsan ve ona haris olursan, gözün doymaz senin. Sen beş tane evden sonra, bi beş tane ev daha yapacam diye
uğraşırsın. Senin on tane evin olsa, gözün doymaz. Senin elli tane evin olsa, gözün doymaz. Senin yüzelli tane evin olsa, yüzellibirinciyi istersin. Dünya, cifedir. Cifeye aşık olanlar, cifeyi yemeye doymazlar. Leş yiyicilerin leş yemeye doyduğunu gördünüz mü? Hiç olmadı leş yiyiciler alırlar, götürürler, gömerler bir yere. Leş yemeye devam edecek. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, dünya bir cifedir, der. Cife! Buradaki kastı dünya sevgisi. Dünyada Kendisi de yaşıyor. Dünyaya aşık olursan, cifeye aşık olursun. Dünyaya aşık olursan, Allah’a Aşık olamazsın. Dünyaya aşık olursan, sen asla ve asla nefsini göremezsin. Oysa hazreti peygamber dedi ki, nefsini bilen Rabbini bilir.
Sen nefsini bilmezsen, Rabbini bilemezsin Rabbini. O yüzden, nefsinin oyunlarını gör, nefsini tanı. Nefsin senden neler istiyor, onlara bir bak ve onları terk et. Yoksa yolun yol değil. Yoksa yolun yol değil, yoksa gidişatın gidişat değil. Kendini zapturap altına al, kendini değiştir, kendini disiplin et. Dün beş günah işlediysen, disiplin et. Bugün dört günah işle. Disiplin et. Bugün, bir günah işle. Dün dört edepsizlik ettiysen, bugün bir et. Dün beş yanlışlık yaptıysan, bugün hiç olmazsa üç et. Kendini yanlışlıklardan uzak tut. Kendisini yanlışlıklardan uzak tutmazsan ve dünyaya karşı haris olursan, sen bataklığın içinden çıkamazsın. O yüzden Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, dünyaya haris olanları cifeyi seven, cife yiyen olarak gördü. Sen de kendini muhafaza et de onlardan olma. Devam ediyor:
“ Bir günlük su ancak, harislerin göz testileri dolmadı gitti. Sedef, elde
ettiğini yeterli bulmadıkça inci ile dolmadı.”
Harisin gözü doymaz. Allah harisliği verdi, kendisini sevesin diye. Allah’a aşık olan da haristir. Dünyaya aşık olan da haristir. Allah’a aşık olan haris, Allah’a olan aşıklığı doymaz. Sevdikçe sevesi gelir, sevdikçe sevesi gelir, sevdikçe sevesi gelir, sevdikçe sevesi gelir. O bıkmak usanmak bilmez. Allah’a aşık olanların hiçbirisi, Allah’ı sevmekte bıkmak usanmak bilmez. Allah’a aşık olanların hiçbirisi de (gerçek aşıklar), aşıklıklarından bıkmamışlardır. O yüzden ne güzel söylemiş aşık, aşk atına binen kişi hiç yorulur usanır mı! Aşk atına binmiş, yorulup usanmaz. Yorulup usananlar nefislerine uyanlardır. Gerçek aşıklar, yorulup usanmazlar. Gerçek aşıklar, bir yerde durmazlar. Bir makamda, bir mevkide durmazlar. Gerçek aşıklar, bir perdede durmazlar. Gerçek aşıklar, aynileşmezler. Gerçek aşıklar, her nefes, ayrı bir perdeye geçerler. Ayrı bir perdeye. O yüzden gerçek aşıklar aşka harisdir. Aşka haris olmayan, ortası yoktur. Dünyaya haristir. Nefse haristir. Şeytana haristir.
Sedefi öpmekte diyor, eğer diyor sedef elde ettiğini yeter bulmadıkça, inciye dolmadı. Sedef biliyorsunuz, alır kapatır kendini. Alıp kapattıktan
sonra, içinde inci oluşmaya başlar. Eğer o kendini kapatmazsa, kendini örtmezse, kendini iyice yapıştırmazsa, o aldığı şey odur ya, mitolojik hikayeler… O öylesine bir yağmur damlası alır ki o yağmur damlası onda inci olur. Kendini örter, kapatır, kendini örtüp kapatınca, içinden o inci haline gelir ve içine aldığı o yağmur tanesi çok kıymetlidir. O yağmur tanesini çok sever o, sevdiği için o yağmur tanesi inciye dönüşür. Sedef, eğer o yuttuğunu uygun görmezse, ağzı açık kalacaktır. Ağzı açık kaldığı müddetçe de asla içinde inci olmayacaktır. O zaman sen dünyaya karşı haris olma. Yum ağzını gözünü dünyaya. Merak etme! Sen güneşe dönersen, dünya senin peşinden koşar. Aldatmak için, seni kandırmak için, senin peşinden Fırat Nehri gibi akıtır. Sen dönüp ona bakasın diye. Hani Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dedi ya, dedi ki bana dünya süslendirilip getirildi. Bana arz edildi. Bana dünya en güzel şekilde süslendi geldi ve o dünyayı reddetti. Bir daha süslendi geldi, yine reddetti. Bir daha süslendi geldi, yine reddetti! Üç sefer! Sana da üç sefer dünya süslenip gelecek! Sen üç seferde onu reddedeceksin. Sen o üç seferde de onu reddedersen, o zaman hakkel yakine duracaksın. Sen ilmel yakin noktasında dünya süslenip gelecek sana. Aynel yakin noktasında dünya tekrar süslenip gelecek sana. Hakkel yakîn noktasında, yine dünya süslenip gelecek sana ve dünya süslenip geldiğinde eğer ki sen dünyaya tevessül eder, döner ona teveccüh edersen kaybedeceksin.
Dervişlerin seyr-i sülükûnda yaşanır bu. Dervişler seyri sülük esnasında dünya ona süslenip gelir. Dünya ona süslenip geldiğinde, derviş dünyayı tercih ettiğinde seyri sülüku batar onun. Yine seyr i suluk da belli bir noktaya geldiğind,e dünya tekrar ona süslenip gelir. Dünya ona tekrar süslenip geldiğinde dünyaya tekrar tamah edip geri dönmeyecek. Geri dönmezse helak olur. Hakke’l yakîn noktasına geldiğinde, dünya tekrar süslenip gelir ona. Dünya tekrar ona süslenip geldiğinde, hakka’l yakin noktasında yıkılanlar, halifeler, buradan yıkılır. Hakke’l yakin noktasında, dünya tekrar süslenir gelir ona. Birisi gelir Efendim rüyamda sizi gördüm, şu kadar dolarımı al der. Birisi gelir, abim seni rüyamda gördüm, halimde gördüm, bu kadar parayı al der. Birisi gelir rüyamda gördüm, bana bir dua edersen benim hastalığım geçecekmiş, şimdi dinliyorsunuzdur beni. Yüzbin vaat vereyim der. Dünya süslenir gelir. O, hediye almaya başlar. Dünya süslenir gelir. Ona hediye vermeye başlarlar. Dünya süslenir gelir, ona. Bir örtüye, bir mantoya, bir ayakkabıya, bir takım elbiseye, bir yemeğe, bir arabaya, bir kata, bir yata, satar kendini. Satar! Şeytan ona vesvese verir. Gitme bu yoldan, iflas edersin, gitme bu yoldan, paranı kaybedersin, gitme bu yoldan, eşini kaybedersin, gitme bu yoldan malını mülkünü kaybedersin.
Dostlar hepinize de söylenmiştir bu sözler. Gitme, bir gün sizden paranızı alacaklar. Gitme, bir gün sizin pulunuzu alacaklar. Gitme, bir gün seni kandıracaklar, seni aldatacaklar. Sizden kaç para alıyorlar? Sizden ne kadar alıyorlar? Sizden ne istiyorlar? Muhakkak isteyecekler. Onlar istiyorlardır da size bildirmiyorlardır. Onlar topluyorlardır da size bildirmiyorlardır. Söylerler! Dünya kandırır insanı. Adam kendi kendine der, ulan isterlermi isterler, gitmeyeyim der. Demez ki şeytan beni kandırdı. Mustafa Özbağ buradan bağırsın dursun. Yirmibeş yıldır hiç kimseden, hiçbir şey istemedim diye. Onun kulağı duymaz ki! Dinlemez! Neden? Aldanacağım diye korkar, kandıracaklar beni der. Bu da yalan söylüyor der. En enteresanı şu, dışarıda pilavı yiyor, bu değirmenin suyu nereden geliyor diyor. Çaydan ücret almıyoruz ya! Bilmiyor ki tekkede, tekkede, tekkenin hizmetinde ücret yok. Tekke kültürü budur. Tekke kültüründe asla ve asla tekkeye gelenlerden ücret istenmez ve beklenmez. Tekkeye hizmet eden de tekkeden ücret beklemez. Tekkeye hizmet eden de tekkeden ücret beklemez. Tekkeden bir şey beklemez.
Geliyorlar bize, kurs açacağız burada diyorlar. Ne kadar güzel diyorum ben, açın kursunuzu. Ama diyorum ücret almayacaksınız kimseden. Doğru bizden geri dönüyorlar. Diyorlar siz? Biz ücret almıyoruz! Ney kursu ücretsiz, sema kursu ücretsiz, biz de bütün kurslar ücretsiz. Sema kursu ücretsiz, sohbet ücretsiz, çay ücretsiz, işte kandillerde yemek ücretsiz, buradaki hizmet ücretsiz kardeşim. O bağı çözememiş ya! Bağı çözemeyen şöyle düşünüyor. Bu değirmenin suyu nereden geliyor! Uludağ’dan! Araştırmayın! Uludağ’dan geliyor! Bu değirmenin suyunu Uludağ’a bağladık. Habire akıyor. Bağı çözemeyenler de habire patinaj çekiyor. Çöz bağı bak! Bağı çözdüğün zaman,( özbağ’ı değil, bağı çöz! ) Özbağ’la bağını çözme. Sen kendi bağını çöz. Sen kendi bağını çöz, Uludağ’dan bir kol da sana gelecek. Özbağ da bağını çözdüyse ona da Uludağ’dan gelecek. Ama bağı çöz. Bağı çökmedikçe, sen habire koşacan. Uludağ senden kanadını kesecek, geriye akacak.
Ya su geriye akar mı? Be ahmak! Nil akmış geriye. Neden Uludağ’ın suyu geriye akmasın. Be ahmak. Fırat akmış geriye. Dicle akmış geriye. Neden Uludağ’ın suyu geriye akmasın. Be ahmak. Deniz yarılmış, Musa aleyhisselam yürümüş üstünden, senin su dediğin ne ki! Ateş akmış durmuş, ateş yakmamış ibrahim’i. Ne inanmıyorsun. Yusuf’u atmışlar kuyuya. Su çıkarıvermiş Yusufu meydana. Ne inanmıyorsun! Yunus balığın karnında yaşamış kırk gün. Ne inanmıyorsun. Musa Tur i Sina’ya çıkmış. Tur i Sina’da Allah ile konuşmuş. Neye inanmıyorsun. Musa’ya cennetten bütün kavmine nimet inmiş sofralarla. Ne inanmıyorsun. isa’nın havarilerine cennet sofrası inmiş. Ne inanmıyorsun. isa’nın havarilerine cennetten sofra inecek
de Muhammed’i Mustafa’nın dostlarına cennetten sofra inmeyecek mi? Ne inanmıyorsun? isa’nın havarilerinden de kıymetsiz mi Muhammed i Mustafa’nın dostları? Onlara cennetten sofra indiyse inan! Muhammed i Mustafa’nın dostlarına, onun velilerine cennet ırmağı akar. Cennet ırmağı! inanmaz ki, kör, inanmaz! isa’nın havarilerine cennetten sofra ineceğine inanır, Muhammed i Mustafa’nın dostlarına cennet ırmağı akacağına inanmazsın. Ondan sonra der, bu değirmenin suyu nereden geliyor! Bağı çöz!
“Kimin elbisesi bir aşk yüzünden yırtıldıysa, hırstan, ayıptan, tama-
miyle arındı o.”
Allah’a aşık o. Allah’a aşık olursan, elbiseni yırtacaklar bil! Allah’a aşık olursan, taşlayacaklar bil! Allah’a aşık olursan, etrafındaki kimseler seni anlamayacaklar, bil! Allah’a aşık olursan, aşık olmayanlara yabancı geleceksin, bil! Allah’a aşık olursan, kanatsız uçacaksın bil! Allah’a aşık olursan, yollarına dikenler dökecekler, bil! Allah’a aşık olursan, Yusuf gibi kuyuya atacaklar, bil! Allah’a aşık olursan, nemrutlar toplanacak, ibrahim gibi seni ateşe atacaklar, bil! Allah’a aşık olursan, firavunlar toplanacak. Her türlü hile ve desisesini senin başına örmeye çalışacaklar, bil! Allah’a aşık olursan, testere ile biçecekler seni, bil! Allah’a aşık olursan bil ki dişin de kırılacak, yanağın da kesilecek. Allah’a aşık olursan bil, aç da kalacaksın, açık da da kalacaksın, meydanda da kalacaksın. Allah’a aşık olursan, yerin yurdun olmayacak! Bir mekanın olmayacak, bir makamın olmayacak, bağlı bulunduğun yerin olmayacak. Herkes akşam olduğunda evim var diyecek, evine gidecek. Aşığın evi olmayacak. Herkesin bir malı mülkü olacak. Herkes malım var mülküm var diyecek. Aşığın malı mülkü olmayacak. Herkesin annesi olacak, babası olacak, eşi olacak, çocuğu olacak, atı olacak, arabası olacak, katı olacak, yatı olacak… Aşığın hiçbir şeysi olmayacak.
Aşık! Elbisesi yırtık, yani hiçbir şeyi tamam değil. Aşık! Yeri yok, yurdu yok, makamı yok, mevkisi yok! Aşık, bu dünyaya ait değil. Bağı çözdü, çünkü. Aşık bağı çözen kimse? Gerçek aşıklar neye aşıksa, bağı çözüktür onun. O, başka bir şeye bağlı değildir. O yüzden Hazreti Muhammed Mustafa (s.a.v) , dedi ki bir gönülde iki sevgi olmaz. Hem dünya aşıklığı, hem Allah aşkı olmaz. Olmaz! Hem makam aşkı, hem Allah aşkı. Olmaz! Hem mevki aşkı, hem Allah aşkı. Olmaz! Hem arabaya aşık olacan, her gün silecen, yıkıycan, temizliycen, bakcan ona,gözün gibi. Ne? Gözüm gibi bakıyorum diyor. Ben ona binerken gözüm gibi bakıyorum diyor. Ayaklarımı silerekten biniyorum diyor. Oh, ne kadar güzel. Adam arabasını satıyor, arka koltuğa daha üç kişi binmedi dedi, kaldım ben de öyle. Neden dedim, ben? Bindirmem ki dedi geri zekalı embesil! Allah ona bir mal vermiş, Allah yolunda kullanmıyor Allah ona bir mülk vermiş. Allah yolunda onu kullanmıyor.
Aşık bunların hepsinden geçen insan! Neye aşıksa! Adam dünyaya aşık, Allah’dan vazgeçer. Dünyaya aşık, namazdan vazgeçer. Dünyaya aşık, oruçtan vazgeçer ve kendi kendini de aldatır. Ben Allah’ı çok seviyorum. Hatta muhabbet esnasında o kadar çok seviyor, o kadar çok seviyor ki müftülerden, hocalardan, şeyhlerden, dervişlerden, sakallılardan, cübbelilerden, sarıklılardan, onu örtülerden, kapalılardan… Herkesten fazla Allah’ı seviyor! O esnada da ezan okundu. Haydi dedim. Ne oldu, dedi. Sevgili çağırıyor seni dedim.
Kim, dedi. Allah dedim. Kaldı, ses yok. Hadi, hadi! iddaa, ispat işte! Neyi seviyorsun? Allah’ı. Haydi namaza çağırdı seni. Haydi, ramazan geliyor oruca çağırdı seni. Haydi, yalan söyleme dedi. Haydi, yemin etme dedi. Haydi, gıybet etme dedi. Haydi, dedikodu etme dedi. Haydi, iftira etme dedi. içki içme dedi. Kumar oynama dedi. Aşıksın ya Allah’a! Kaldı.
Kimin elbisesi bir aşk yüzünden yırtılmadıysa, o kemale ermez. Senin elbiseni yırtacaklar. Namusuna varıncaya kadar, laf söyleyecekler. Dayanamazsan aşk yolunda gidemezsin. Dayanacak. Yoksa, Allah muhafaza eylesin. Mümkün değil. Eğer öyle olduğunda, ayıplarından kurtulacaksın.Öyle olduğunda heva ve hevesinden kurtulacaksın. Öyle olduğundan günahlarından kurtulacaksın. Taşlanmayınca kurtulmuyorsun. Taşlayacaklar. Önüne gelen taş atacak. Diline gelen taş atacak.Yemeğini yiyen, taş atacak, suyunu içecek taş atacak. Sofrana oturacak, senin namusuna laf söyleyecek. Senin sofrana oturacak, gidecek senin gıybetini edecek. Senin sofrana oturacak, gidecek yan yan odada senin gıybetini edecek. Taşlanacaksın! Laf söyleyecekler. Seni en çok seviyorum diyen, hançerini vuracak bağrına senin. Seni en çok seviyorum, en fazla muhafaza ediyorum diyen asacak seni. Hazreti ibrahim’in ipini kesen, komşusuydu, sofrasından kalkmazdı. Hazreti isa’yı jurnalleyen, Hazreti isa Aleyhisselam’ı müşriklere teslim eden, havarisiyiydi. Musa Aleyhisselam’ın gidişinin yolunu tarif eden komşusuydu. Hz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerine ordu toplayan, Ebu Cehildi, amcasıydı. Mekke’den onun sürgün gitmesine, hicret etmesine sebep olan, Kureyş Kabilesiydi, kendi kabilesiydi.
Aşıklık, sofrandaki kimsenin sana hançer batırdığında, kanını göstermemendir. Aşıklık, o hançeri yediğinde, of dahi dememendir. Aşıklık; sofrandaki kimsenin sana hançer batırdığında, kanını göstermemendir. Aşıklık, o hançeri yediğinde of dahi dememendir. Aşıklık, senin yan odanda senin gıybetin edilirken, onu duyduğunda, gıybetini edene, çayı daha güzel bir şekilde vermendir. O gıybetini edene bir tabak hurma, tatlı götürmendir. Hem de en güzellerinden. Ne yaptı Hazreti Ebubekir efendimiz, hakkında gıybet edene bir çanak hurma gönderdi. Aşıklık, seni sevmeyene
yemek yedirmendir. Aşıklık, sana küfür edeni affetmendir. Aşıklık, seni tırmalayanı, senin affetmendir. işte öyle elbisen senin yırtılır. Neden dedi Yunus, namus belasını vurdum taşa, diye? Kendisi namussuz olduğundan mı? Kendisi ahlaksız olduğundan mı? Kendisi kimliksiz kişiliksiz olduğundan mı? Dedi ki namusuma da laf söylendi. Koruduğum, muhafaza ettiğim, bir namusum vardı ama bu yol, öyle bir yol ki en sonunda benim namusuma da laf söylendi. Ben onu da taşa vurdum, demektir. Onu da taşa vurdum, demektir. Onun ölçüsü kimdir? Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleridir. Onun da namusuna iftira attılar.
Aşıklık, koruduğun bütün elbiselerin, gözünün önünde teker teker yırtıldığını görüp, Allah’a yaslanıp, ona dayanmandır. Koruduğun ne kadar elbise varsa, gelirler gözünün önünde yırtarlar senin. Koruduğun neyin varsa, teker teker hançerlerler onları. Koruduğun neyin varsa, teker teker onları paçavraya döndürürler ve sen cısçıplak orta yerde kalırsın. Artık senin koruduğun hiçbir şey kalmamıştır. Koruduğun ve koruyacağın hiçbir şey de yoktur. O yüzden dersin ki, Ya Rabbi, beni inam ettin, ihsan ettiğin o aşıklar zümresine ilhak eyle. Benim koruyacak gücüm takatim kalmadı. Benim hiçbir şeye mecalim kalmadı. Benim elimi oynatacak halim de kalmadı. Benim elimi oynatacak gücüm de yok. Güç de senin, kudret de senin, kuvvet de senin, ben de seninim, her şey senin. Senden bir tek dileğim var. Senden bir tek isteğim var. Beni de o zümrenin yanında eyle. Senden bir tek beklentim var artık. Beni de o zümrenin yanında eyle. Beni heva ve hevesin içine tekrar atma. Beni tekrar dünyanın içine atma, beni tekrar yanlışlıkların eksikliklerin içine atma, beni tekrar harislerin eline bırakma, beni tekrar zalimlerin eline bırakma. Beni karanlıkların içine atma deyip, o tarafa sıçramak ister aşık. Onun başka ümidi ve umudu, başka bir şeysi kalmamıştır. O yüzden der beni sırat-ı müstakim de eylediklerinle beraber eyle. Sırat-ı müstakimin özüdür, hakikatin hakikatidir ve hakikatin hakikatin hakikatine ulaşmak ister artık o. O yüzden bunun hiçbir yırtılmadık elbisesi kalmamıştır.
Yırtılmadık bir elbisesi kalmadığından, o tarafa doğru üveyik misali uçmak ister. O tarafa kanatlanmak ister. Onun çünkü bağı yoktur ve onun önünde hiçbir bağ yoktur artık. Madde de yoktur, mana da yoktur, makam da yoktur mevkii de yoktur. Cennet de yoktur cehennem de yoktur. Arşı ala da yoktur, levhi mahfuz da yoktur, kürsü de yoktur. Varlıkla alakalı hiçbir şey yoktur artık onun önünde. O bütün elbiseleri yırtmış atmıştır veya bütün elbiseleri yırtılmış atılmıştır. O önünde tek bir şey bekler ve umar. Ümidi korkusu odur artık der ki beni o inam ettiğin, ihsan ettiğin o devamlı senin hani beraber olduğun, hani hiçbir yere sığmadım, mümin
kulumun kalbine sığdım dediğin,hani mümin kulların vardır ya senin işte onlarla beraber eyle diye. Aşığın son nefesi odur, son arzusu odur. O yüzden aşık bakarken öyle bakar ve o yüzden Hazreti Mevlana der ki, bırakın artık beni, ben gerdeğe girecek güvey gibiyim, beni eteğimden çekmeyin, bana sağlık şifa dilemeyin, bana hayırlı uzun ömür dilemeyin, ben artık sevgilime gitmek istiyorum. Sevgilimi görür gibiyim. Gözlerini görür gibiyim, gözleri gözlerimin içinde. Gözlerim onun gözlerinin içinde der.
Hazreti Mevlana koşmak ister. Vücut hayal değildir artık. Kanat çırpmak ister ötelere doğru, kanat çırpmak ister artık o kavuşmak istediğine doğru. Artık onun hasretini dindirmek zamanı gelmiştir. Hasretine hasret ekleyecekse, ötelerde ekleyecektir artık o. O buralardan göçüp gitmek ister ama bağı kaldığı müddetçe o buralardan geçemeyecektir. O yüzden aşığın bu bağlamda bağı da bu beden kafesindedir. O yüzden bu beden kafesindeki bağı da aşıkların aşkı, sultanlar sultanı Hazreti Allah çözecektir. Onun çözümü ona aittir. Kul, kulluk noktasında gözünün gördüğü, gözünün görüp görmediği bütün bağları çözer. Çözemediği bir şey vardır, beden kafesidir. O beden kafesinin bağını, Hazreti Allah çözer. Onun vakti vardır, onun saati vardır, onun zamanı vardır, onun dakikası vardır, onun saniyesi vardır. Geri kalan bütün bağları çözmek, kula aittir.
Kul, bütün bağlardan çözülmekle sorumludur ve bütün bağları çözmekten sorumludur. Oraya kadar olan bütün bağlarını çözer. Ondan sonra onu bekler. Onun vakti saati geldiğinde de o da o bağı çözer, bu dünyadan veya bu âlemden göçer gider. O yüzden Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, son nefesine yakın, böyle der, der ki sanki benden bir şey kesiliverdi. Ondan sonra bir daha konuşmaz. Çünkü o vücut bağı, o esnada kesilmiştir artık. O esnada bu kafesle onun işi kalmaz. Tabii son nefeste Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri der ya, kul son nefesinde gidecek olduğu yeri görür. Bağ kopmak üzeredir. Bağ kopma ile kopmama arasında, kul gidecek olduğu yeri görür. Eğer sufi değilse. Sufi olmayanlar gidecek oldukları bağları son nefeste görürler. Gidecek oldukları yerleri. Tam bağ kesilirken ya cennetten bir vadi bir bahçe, cennetten bir mekan, bir cennet nimeti, bir cennet kokusu veya cennet ona gösterilir. O gideceği yeri görür son nefeste. Ve cennete gidiyorsa bir an önce bağının kopmasını bekler. Onu çünkü cennet bekliyordur. Cennetin kokusunu alır, perdesini izler, cennetin sesini duyar, cennetteki makamını görür ve cennetteki makamını görünce bir an önce artık geçip gitmek ister. Etrafındakiler onun yaşaması için mücadele eder. O da oraya gitmek için mücadele eder.
ikinci tip insan, yine bağı çözülecektir onun. Bu bedenle, bu kafesle işi bitecektir. O da cehennemdeki bağını görür. O cehennemini görür. Cehennemini
görünce, bağının çözülmesini istemez. O debelenir yaşamak için. O depreşir yaşamak için. O son nefesine kadar yaşamak için çaba harcar. ilaç ister, hap ister iğne ister, doktor ister. O bir türlü teslim olmaz. Teslim olmayışının sebebi, artık perde onun gözünün önünde kaldırıldığında, o cehennem vadilerinden bir vadi izlediğinden, cehennemin o acı kokusunu aldığından, gözünün önünde cehennem oluştuğundan, zebanileri görür, şeytanı görür, bütün zebaniler bütün halakalarına alırlar.Zincirlerine alırlar, herşeylerine alırlar. O son nefeste o azabı yaşamaya başlar. O yüzden onları gördükçe, o kafesten kurtulmak istemez. Hani ayeti kerime der ya, onlar tekrar dünyaya gelmek isterler ve der ki bizi tekrar dünyaya gönder bak biz nasıl iman edip, nasıl islamı yaşayacağız. Ama bitmiştir artık. Bunlar iki grup insandır. Bir de ayriyeten üçüncü grup vardır.
Üçüncü grup da Allah’a aşıktır. Allah’a aşık olanlar, gidecekleri yerin neresi olduğuna bakmazlar. Onlar için cennetteki hangi makamda oldukları önemli değildir. Onların cennetin hangi mekanında duracakları da önemli değildir. Onlar Aşıklar ile beraber olacaklar. Onlar aşklarını okutuyorlar. Onlar aşıklarla, aşklarına uçacakları için bir türlü melekler onun nefesini alamazlar, o aşka gidecek çünkü. Melek bakar ki o baştan başa nur olmuş. Melek bakar ki o baştan başa zikir olmuş. Melek bakar ki baştan başa o aşk kokuyor. Meleğin kafası çalışmaz, gelir başına bekler, der ki bu nasıl bir kul acaba? Sorgulasa sorgulayamaz, bir şey söylese söyleyemez, basmaz kafası, çünkü onlarda akıl yoktur. Şaşırır kalır aptallaşır. Allah meleklerine o kuluyla övünür. Der ki ey melaikelerim toplanın bakın. O bütün bağlarını çözdü. O cennetten dahi geçti. Arşı ala dan geçti. Levh i mahfuzdan geçti. Onun istediği bir tek aşıklık. O aşıklığa aşık. O aşka aşık. Der ki siz onun nefesini alamazsınız. Siz onun son nefesini durduramazsınız, siz onun bağını çözemezsiniz. O ancak bana doğru koşar. O benim sesimi tanır. O benim sözümü bilir, o benim hayretimi bilir, o benim hitabımı bilir. Ben ona gel derim, o koşar gelir. Ve o aşık o günü bekler. Ve o aşık o hitabı bekler ki son hitaptır bu. Son bağdır artık bu. Başka bağı yoktur artık önünde. Başka engeli yoktur artık onun önünde.
Başka kural yoktur artık onun önünde. O gün tek kelime bekler ki o artık gel dediğinde, onu artık tutacak hiçbir şey yoktur. Allahu alem Hazreti Mevlana, ey oğul bağı çöz de gel dediğinde belki de kendine diyordu bunu. Çünkü an gelir kafeste madde gibidir, mal mülk gibidir, an gelir bu vücut kafesine aşık olur insan. O bağı çözemez. Hani bir kısım selef imamları, tedaviyi reddetmişler ya, tedaviyi reddetmek, hastalığına şifa bulmamak Allah’ın hastalığına, Allah’ın verdiği ile yarışmak değildir. Artık o vücut kafesinden vazgeçmiştir, artık o beden kafesinden vazgeçmiştir. Onun için beden
durup eğlenilecek bir yerdir. Onun için beden, hani Hazreti Resulallah der ya, dünya bir ağacın gölgesinde oturulacak zaman kadardır. Orda dünyadan kasıt, belki de Allahu alem, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, kendi bedenini kastetmiştir. Kendi bedenini kastederekten dedi ki bu ruh buralara ait değil, bu ruh buralara ait olmadığından dolayı bu dünyada bir nefeslenecek kadar, bir ağacın gölgesinde gölgelenecek kadar duracak. Burası buraya ait değil çünkü. Bu ruh buraya ait olmadığından, bu bedende gölgelerinecek, gidecek Bu da işte son bağdır. O kimse bedeninden de geçtikten sonra, o bağ çözülecektir. O bedenin yıkılması lazımdır. O bedenin çökmesi lazımdır, o bedenin lime lime edilip kıyma gibi atılması lazımdır. O bedenin kül olup, harmanlanıp aleme savrulması lazımdır ki insan o bağdan da kurtulsun. Allah bizi bütün bağlardan kurtarıp kendi bağı ile bağlanan kullarından eylesin. Cenabı Hak kendi bağı ile bizi bağlasın, kendi bağını hiç mi hiç bizden çözdürmesin inşallah.
https://www.youtube.com/watch?v=TT6N888nTY4&list= PLpNiKWHUSB_KF_8QYHQPSQIvh9VWfDcyl&index=4
Kaynaklar ve Referanslar
- Video Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=TT6N888nTY4
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 1 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-4-5 • Tasavvuf Vakfı Yayınları