Mesnevi Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 110-114. Beyitler Şerhi

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 1 • 17/55

110-114. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

“Aşığın hastalığı hastalıklardan apayrıdır. Aşk, Allah sırlarının usturlabıdır. Aşk, ister bu yandan olsun, ister o yandan; sonunda o yana kılavuzdur bize. Aşkı anlatmak, bildirmek için ne dersem diyeyim, asıl aşka geldi mi, o sözlerden utanır kalırım. Dilim anlatışı aydınlatır ama, dile düşmeyen söze gelmeyen aşk, daha aydındır.”

Bakın, az önceki soruya cevap bunlar şimdi. Aşığın hastalığı, hastalıklardan apayrıymış. Demek ki aşıkta bir hastalık var. Bu hastalık, normal hastalıklardan değil. Bu hastalık, bilinen hastalıklardan değil. Bu, bambaşka bir hastalık ve bu hastalık ‘aşk, Allah sırlarının üstürlabıdır.’ Üsturlap geçmiş insanlarda, gök bilimini izleyebilmek için bir adet, pusula gibi. Ama bu gök ilimleri ile alakalı. Astronomi ile alakalı. Bu astronomi ile alakalı olan bu alet olmayınca, yıldızların güneşi, dünyayı, gezegenleri izlemek, onları hesaplamak, onları takip etmek mümkün değil. Ancak bu aleti olan kimseler astrofizik ile astronomi ilmi ile uğraşabiliyorlar. Eğer bu alet hiç kimsede yok ise o kimsenin gök bilimleri ile uğraşması mümkün değil. işte diyor aşk, Allah sırlarının usturlabıdır. Aleti gibidir. O alet aşkla Allah’ın sırrına ulaşırsın. Aşıklık olmazsa, aşk olmazsa Allah’ın sırlarına ulaşman mümkün değildir. işte diyor ki âşıklık da aşk hastalığı da normal hastalıklardan değildir. Sen onu normal bir hastalık gibi görme. Sen onu normal bir şeymiş gibi görme. Hani cariye hastaydı ya, cariyenin hastalığı için söylüyor onu. Diyor ki aşk hastalığı normal hastalıklar gibi değildir.

“Aşk ister bu yandan olsun, ister o yandan, sonuçta o yana klavuz-

Aşk ister mecazi olsun ister hakiki olsun mecaza duyulan âşıklık da aşk da hakikate doğru insanı götürür ve ister o kimse direkt hakikat yolculuğundan başlasın, yani bizim dediğimiz gibi, siz Hazreti Peygamberin aşıklığını kendinize örnek alın ve oradan yürüyün. Bu direkt hakikat aşıklığının başlangıcıdır. Hakikate doğru yol gidecek olan kimse, önce şeyhini sever, üstadını sever, Hazreti Resulullah Sallallahu ve Sellem Hazretlerini sever ve Allah’ı sever. Allah’ım bana senin sevgini, seni sevenin sevgisini, seni sevdirecek olanın sevgisini, çölde susuz kalmış bir kimseye soğuk şerbet gibi sevgili eyle. Üç tane sevgi vardır. ilme’l yakîn, Ayne’l yakîn, Hakka’l yakîn. Bir, seni sevdirecek olan sevgi. Birisi seni sevdirecek, onu bana sevdir. ikincisi, birisi seni seviyor, onu da bana sevdir. Üçüncüsü, sen kendini bana sevdir. Bu üç sevgi caizdir ve fıtridir. Caizdir ve fıtridir.

Allah’ı sevdirecek olan bir kimse sevilir. Fıtridir, ilahidir bu. Allah’ı seven sevilir. Fıtridir, ilahidir. Allah’ı seveni sevmek, imandır. Allah’ı sevdireni sevmek imandır. Allah’ı sevmek imandır. imansızlar, Allah’ı sevenleri sevmez. imansızlar, Allah’ı sevdirenleri sevmez. imanı kamil olanlar, Allah’ı sevdirenleri de Allah’ı sevenleri de Allahı da severler. Bir kimse, Allah’ı seven bir kimseye, sevme noktasında kalbinde arıza varsa, tövbe edip tecdidi iman eylesin ve o arızayla küfür ehli olarak göçer. Birisi, Hazreti Mevlana’yı sevmiyorsa küfür ehli olarak göçer. Birisi Hz. Peygamber (s.a.v)’i sevmiyorsa küfür ehli olarak göçer. Birisi bir velîyi sevmiyorsa, küfür ehli olarak göçer. Onun kalbindeki o karaltı, onun küfrüne sebep olur. Hadis-i Kutsi. Kim Allah’ın veli kullarına düşmanlık ederse, yırtıcı aslanın avından intikamını aldığı gibi, Allah da ondan intikamını alır.

Ya filanca şeyh var ya. Eeee? Bırak ya şu adamı. Bir bilgin var mı? Yok. Manen sana Hazreti Resulullah Sallallahu Aleyhisselam Hazretleri dedi mi bu adamı bırak diye? Senin kalbine ilham geldi mi bu adam kötüdür diye? Nereden dilini uzattın. Dilini koparırlar senin. Hiç şek şüphe yok. Hz Geylani hazretleri der ya. Bizim kılıcımız diyor, orada durur. Biz kimseyi vurmayız. Ahmaklar gelir, kendilerini diyor kellelerini kılıca vurur.

Kılıcımız bizim durur diyor, ahmak gelir bizim kılıcımızla kendisi vurur diyor. Bu ne? Velîye sataşmak. Aşıklık, hakikat noktasında tasavvuf ehlinden başlar. Yolu kısadır onun. O şeyhini sever, o Hazreti Resulullah’ı sever, Hz Allah’ı sever, yolu kısa. Hakikattir o yol ona. Mecaz nedir, mecaz? Mecazın yolu kadını sever, adamı sever, çocuğu sever, malını sever, herkes de hoşuna gider onun. Ben de seslenmem, derim ki sen de çok ona aşık olursan, hakikati bulursun. O da şunu düşünür. Bir kadına aşık olacak. Oradan hakikate gidecek. Aslında o kadına aşık olmayı istemesi, nefsidir o kimsenin veya bir adama aşık olacak, oradan hakikate gidecek.

Züleyha Yusuf’a aşık oldu ya! Hakikati buldu. Aslında farkında değil. Kendisini Züleyha’ya, sevdiği adamı da Yusuf’a benzetiyor. Kendisi Züleyha. Muhteşem. Sevdiği adam da Yusuf! Muhteşem. Hayali bile muhteşem. Harika. Ben şimdi öyle bir hayal kurguladığını bilmiyorum onun ama ben öyle görüyorum. Alkışlıyorum. Diyorum ki öylesine sev ki adamı, sende o hakikate eriş. Ama o Yusuftu. Yusuf, yaradılmış olan insanoğlunun içerisinde erkeklerin ikinci güzeli. Erkek güzeli. ikincisi! Birincisi kim? Muhammed i Mustafa Sallallahu Aleyhi vesselam. Aslında o kimse ben mecazdan yola gideceğim derken ya da kendini Mecnun görüyor.

Leyla Leyla derken buldu Mevla’yı, Mevla’nın aşkına yandı gidiyor. Tamam. Senin bir tek çölün eksik. Hadi bakalım sen öylesine sev, ceylanlarla konuş Leyla’nın gözüne benziyor onların gözleri diye. Hadi sen öylesine sev, ceylanlarla arkadaşlık et, dostluk et. Evini bırak, işini bırak, arabanı bırak, katını bırak, yatını bırak. Mecnun öylesine sevdi, sarayı bıraktı. Mecnun’un babası padişah, padişah Mecnun’un babası! Mecnun bıraktı tacı tahtı. Sarayı terk etti, hizmetçileri terk etti, rahat yatağı terk etti, bir eli yağda bir elde balı terk etti. Mecnun dünya ve dünya ile alakalı her ne varsa reddetti. Leyla deyip gitti çöllere düştü. Çöllerdeki hayvanlarla arkadaşlık etti, onlarla yoldaşlık etti. Ve her gördüğü şeyi Leyla’ya benzetti. Az önce vardı ya kendisini Mevlana’da gören. O her gördüğünü Leyla’ya benzetti. Hatta öyle tabir ederler, tarif ederler eşşeyi dahi gördüğünde Leyla’ya benzetti, dedi ki gözleri Leyla’ya benziyor. Ceylanı gördü, ceylanın da gözünü Leyla’ya benzetti. Bir hayvan gördü, hayvanın bir şeysini Leyla’ya benzetti. Gördüğü her şeyi Leyla’ya benzetti. Suyu içemedi, suyun içerisinde Leyla vardı. Arkadaşı su getirdi ona, su bıraktı çöle. Bunları okumazlar hiç. Arkadaşı su bıraktı çöle içsin diye, bir hafta sonra geldiğinde baktı ki suya hiç dokunulmamış. Dedi ki Fuat sudan içme mişsin. Dedi ki baktıkça Leyla’yı gördüm. Her kabı elime aldığımda Leyla’yı gördüm. Her suya baktığında Leyla’yı gördüm. Yapamadım dedi, suyu kaba dökemedim. Su Leyla, kab Leyla, testisi Leyla, güneş Leyla, ay Leyla, dünya Leyla çöller Leyla… Arkadaşı ona çölde böyle bir dallardan bir çadır gibi bir şey kurmuştu. Bir hafta sonra geldi, yok kendisi orada. Aradı, çöllere düştü, ayak izlerini takip etti bir baktı ki bir çölün içinde bir ağacın dibinde duruyor. Dedi ki nasıl geldin buraya? Bana Leyla gel dedi dedi. Onu tuttu elinden, dedi ki Leyla bu tarafta. O dedi ki bırak elimi. Neden? Leyla’dan utanıyorum dedi elimi sen tuttuğunda. Benim elime ondan başka kimse tutmasın.

Mecnun’um diyen başka bir kadın ona gel dediğinde hemen gidiveriyor. Mecnun’um diyen Leyla’sı evlenme teklifine kabul etmezse bir hafta sonra başkasıyla evleniyor. Mecaz aşk bu, aşk ı mecazî. Kadınsan Züleyha gibi ol.

Namus belasını vur taşa. Hakikaten sev. Aşık ol ve Yusuf’tan sonra Allah’ı bul. Yusuf yatağa yatar, hazır beklerdi Züleyha gelsin diye. Bir gün Züleyha pencereden uzaklara doğru bakıyordu, gelmiyor yatağa. Yusuf dedi ki ya Züleyha, gelmeyecek misin? Dedi ki ya Yusuf, sen öyle birisini bana tanıştırdın ki sen öyle bir şeyi tanıttın ki senden daha güzeldir. Yusuf ne zaman dedi ki ona Allah’ın muradı var senden çocuğum olacak.

Sevdiğimin muradı varsa boynum büküktür o zaman dedi, öylesi geldi yatağa. Böyle seveceksen, mecaz sevgi seni hakikate götürecek. Böyle mecazî sevmeye gücünüz yetecek mi? Bana sorulan sorulardan hareket ediyorum. Efendim mecazla sevsek, bizi hakikate ulaştırır mı? Ben de ulaştırır diyorum. Yeter ki sevin siz diyorum. Sevmeyi tadın diyorum. Bu mecaz. Hakikat ne? Bir üstadı sevmek. Mademki sen mecazdan tekrar oraya, Üstada gelecen, git üstadın dizinin dibine otur şimdiden hakikati tut. Nefse ağır geliyor ki! Allah bizi affetsin inşallah.

“Aşkı anlatmak, bildirmek için ne dersem diyeyim, asıl aşka geldim

mi o sözlerden utanır kalırım.”

Aşkı anlatmak, dünya kelamının işi değildir. Aşkı anlatamazsınız, anlattığınız şey âşıklıktır. Aşkı anlattığınız her sözden utanırsınız. Utanmıyorsanız ve aşkı anlatma noktasında aynı sözleri söylüyorsanız, siz aşık değilsiniz zaten. Siz ancak mütefekkirsiniz. Mütecelli değilsiniz yani. Siz aşık değilsiniz, sadece aşıklığı okuyorsunuz. Allah bizi onlardan eylemesin inşallah.

“Dilin anlatışı aydınlatır ama dile düşmeyen, söze gelmeyen aşk daha

Dil aşkı tarif etmeye çalışır, dil aşıklığı tarif etmeye çalışır ama dile gel-

meyen onca mana ve sırlar vardır ki o aşkı ve aşıklığı daha iyi anlatır.

Allah bizi ona erenlerden eylesin.

El Fatiha temes salavat.

https://www.youtube.com/watch?v=-Z6E8rjCFFA&list= PLpNiKWHUSB_KF_8QYHQPSQIvh9VWfDcyl&index=18

Kaynaklar ve Referanslar

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 1 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-4-5 • Tasavvuf Vakfı Yayınları