Mesnevi Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 922-929. Beyitler Şerhi

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 3 • 36/46

922-929. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

Selamün aleyküm. Allah geceniz hayırlı eylesin, gündüzünü hayırlı eylesin, ayınızı yılınızı ömrünüzü hayırlı eylesin. Cenab ı Hak tüm Ümmeti Muhammedi kur’an ve sünnete sımsıkı yapışıp kur’an ve sünneti yaşayan kullarından eylesin. Rabbim inşallah Ümmet i Muhammed’i Hakkı hak batılı batıl bilip Hakkı yaşayanlardan, Hakkı gözetenler eylesin. Ümmeti Muhammed’i inşallah ı Rahman haramlardan uzak durup en güzel ahlakla ahlaklanmayı nasip eylesin. Rabb’im cümlesine affı mağfiret eylesin. Eksikliklerine noksanlıklarına bakmaksızın hepsini de Cennet i alasına, hepsini de kendi cemalini ulaştırdığı, vuslata erdirdiği kullarından eylesin inşallah. Malum geçen hafta ilan etmiştik, bir yurt dışı seyahatimiz olacaktı. Ama ve lakin bir tehir oldu, gecikme oldu, o yüzden biz yine cumartesi mutad dersimizi yapalım diye düşündük. inşallah Allah’tan bir şey gelmezse, önümüzdeki cuma günü yolcuyuz. O yüzden önümüzdeki hafta cumartesi günü bir aksilik çıkmazsa burda olmayacağız. Şimdiden bunu kardeşlere söyleyelim. Eğer yine bir tehir söz konusu olursa, yine önceden bu sefer yaptığımız gibi arkadaşları haberdar ederiz, yayınlarız inşaallah. Cenab ı Hak cümle kardeşleri inşallah kur’an ve sünneti yaşayan kimselerden eylesin. Geçen hafta 922’ den devam edeceğiz demiştik. Hani böyle bir beyit önceden yine okumaya başlayalım, yani 921’i ve 922 okuyacağız inşallah. Ondan sonra okuyabileceğimiz, gidebildiğimiz yere kadar okuyacağız, gideceğiz inşallah. Bunu geçen hafta okumuştuk:

“Mademki bizim gözüşümüzde birçok illet var; yürü, kendi görüşünü dostun görüşünde yok et! Bizim görüşümüze bedel, onun görüşü, ne güzel bir karşılıktır. Bütün maksatları onun görüşünde bulursun.”

Bizim görüşümüzde illet var. Yani normalde insanlar heva heveslerine uyarlarsa, şeytana uyarlarsa, muhakkak ki görüşlerinde bir sıkıntı, bir problem olur. Dünya sevgisine kendilerini daldırırlarsa, görüşlerinde bir bulanıklık olur. Kimin görüşünde bulanıklık olmaz? Normalde Cenab ı Hakka dost olan bir kimse, Cenab-ı Hakkın dostluğuna ulaşmış, o veli kimselerin görüşlerinde bulanıklık olmaz çünkü hani Buhari’de geçen meşhur hadis-i kutsi var ya: ‘kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşır’ diyor. Onun malum başlangıcı var ya: ‘kim benim veli kuluma düşmanlık ederse, ben de ona harp ilan ederim. Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz kıldığım şeyleri eda etmesidir. Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder. Sonunda sevgime kavuşur, sevgime erer. Onu bir sevdim mi artık ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı, aklettiği kalbi, konuştuğu dili olurum. Benden bir şey isterse, veririm. Benden sığınma talep etti mi onu himayeme alır, korurum. Ben yapacağım bir şey de mümin kulumun ruhunu kabzetmedeki tereddütüm kadar hiç tereddütte düşmedim. O ölümü sevmez. Ben de onun sevmediği şeyi sevmem’ der Buhari. Bunun değişik, farklı hadisin farklı izahları veya farklı yollardan gelen farklı kelimelerle, bu hadis-i kutsiyi okuyabilirsiniz. O yüzden o kul Allah’ı çok sever, Allah da onu çok sever. Allah onu çok sevince gören gözü olur. işte bu gören göz olunca, onun görüşünde bulanıklık olmaz. O duyan kulak olunca, onun duyuşunda bir bulanıklık olmaz. Tutan el olunca, onun tutuşunda bir bulanıklık olmaz. Akleden bir akıl olunca, onun aklında bir bulanıklık olmaz. Söyleyen dili olurum deyince, onun söylediğinde de bulanıklık olmaz.

O zaman bu hale erişinceye kadar bizim görüşümüzde, bizim duyuşumuzda, bizim bilişimizde bizim söyleyişimizde, bir bulanıklık olması mümkün, muhtemel, hatta daha fazla. Çünkü hani başka bir hadis-i şerifte: ‘hiçbir kimse yoktur ki onun bir hatası, onun bir günahı olmamış olsun ama hata işleyen, günah işleyenlerin en hayırlısı Allah’a tövbe edenlerdir. Tövbe eden de hiç günah işlememiş gibidir’ buyurdu Hz. Peygamber sallallahü ve sellem. O yüzden bütün Ümmet i Muhammed’in, bütün kulların, bakışında bir bulanıklık olur mu? El cevap olur. O dostluk şerbetini içinceye kadar, o kemale erinceye kadar, onların görüşlerinde, duyuşlarında, her daim bulanıklık olacaktır. O yüzden sufilikte bir kimsenin üstadına tam olarak teslim olması, bağlanması istenir. Sebep? Onun görüşü henüz daha bulanıklıktan kurtulmadı. Taa nereye kadar? Ta ki o kimse velilik şerbetini içinceye

kadar, ta ki o kimse mürşidlik postuna oturuncaya kadar. Öbür türlü o zamana kadar onun görüşünde hep illet var mıdır? El-cevap hep ilet vardır. O yüzden Hz. Mevlana der ki sen kendi görüşünü, dostun görüşünde yok et. Yani sen kendi görüşünü bu noktada kendince çok büyütme. Onu ilahlaştırma. Ya git sen üstadının görüşünde kendi görüşünü yok et ya da Allah’ın kur’an ve sünnetinde beyan ettiği hükümlerde kendi görüşünü yok et. Yani bence böyle olması lazım deme. Yani bugün insanlar şimdi hadi bir Üstada bağlanmadı, hadi bir veliye gidip intisab etmedi. iyi, kur’an ve sünnete sımsıkı yapışsın. Eyvallah! Şeriaten, kur’an ve sünnetin hükümlerinde de kendince bir şeyler değiştirmeye kalkma. Kendi görüşünü, kendi aklını ilahlaştırma. Bence böyle olması lazım deme. Kur’an belli, sünnet belli, imamların içtihadı belli. Sen bence böyle olması lazım deyip de kendi görüşünü ilahlaştırma. Sebep? Çünkü senin görüşün bulanık bir görüş. Çünkü senin görüşün heva ve hevese dayalı. Sen tam razı olma noktasında değilsin. Razı olma noktasında olmadığın için ve raziyet sen de tecelli etmediği için senin görüşün de bakışın da duruşun da yürüyüşün de tutuşun da hep bulanık olacak. Allah muhafaza eylesin.

O zaman bizim görüşümüze karşı bedel onun görüşü. Ne güzel bir karşılıktır. Bütün maksatları onun görüşünde bulursun. O zaman sen kendi görüşünü al bir kenara koy şeriaten kur’an ve sünnete sımsıkı yapış. Kendi görüşünü al kenara koy, sen tarikaten üstadının görüşüne sımsıkı yapış. Sen kendi görüşünü kenara koy, hakikat noktasında, bakın hakikat noktasında Cenabı Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri sana ne diyorsa, sen onu yapmaya çalış. O zaman zaten o hale geldiyse, o kimse razı noktasına geldi. Razı noktasına geldiyse, o böyle kendi kendine, kendi oturduğun yerde işte iyiliğin gelmesini, kötülüğün gitmesine karşı bir tavrı göremezsiniz onda. O razı olmuş. Ne iyiliğin gelmesi için mücadele eder, nede kötülüğün gitmesi için mücadele eder. O başına her ne geliyorsa, ondan geldiğinin farkındadır. Bu bütün müslümanların kabullenebileceği bir şey değildir. Bu müslümanlar ve müminler, sufiler bu tip meselelerde çok zorlanırlar. O yüzden o razı olan kimseler, onlar kısmetlerinde ne varsa, onların başına geleceğini ama iyilik olarak ama kötülük olarak ama bela olarak ama müsibet olarak ama hastalık olarak ne gelecekse onun başına gelecek o. Yani o kimse şöyle düşünür. Ben bu beladan nereye kaçarsam kaçayım, bela benim peşimden gelir, beni bulur, hatta benden önce gideceğim yere gelir oturur. Ben belanın kucağına gider koşarım. Benden önce orada bir yangın olur, o yangın benim hani, Hz. Mevlana kader tecelli edecekse, senin gözün bağlanır der. Aklın susar senin der. Ne yaparsın? Sen gider koşarsın normalde o bela ve musibetin, o sıkıntının kucağına gidersin ve normalde sen belanın kalkması

için ne kadar çaba sarfedersen sarf et, o bela senden gitmedikçe, yani senden alınmadıkça, senin gayretinle gitmez.

O razı olan, o veli, o mürşid kimseler böyle düşünürler, böyle hareket ederler ama onlar halkın şeriatını ifsad etmemek için sanki beladan kurtulmak için mücadele ediyormuş gibi görünürler veya da o hastalıktan kurtulmak için mücadele ediyormuş gibi görünürler ama iç alemlerine böyle bir şey olmaz. Sebep? Çünkü razılık noktasında her gelen ondan gelmiştir. ister bela olsun, ister iylik olsun, her sıkıntı ondan gelmiştir. Seni ister felaha kavuştursun, isterse sıkıntının içine gömsün. O yüzden ormalde o razı olma yolunda olan, razı olma yolunda olana lazım olan şey Hakka teslim olmasıdır. O kimsenin kayıtsız, şartsız, şeksiz, şüphesiz her şeyiyle ona teslim olmasıdır. Hatta kendi ve kendisi ile alakalı her şeyi de ona teslim etmektir. insanlar bir şeyleri kendilerinin zanneder. ilmi kendisinin zanneder, aşkı kendisinin zanneder, muhabbeti kendisinin zanneder, sevgisini kendisinin zanneder, evladını kendisinin zanneder, malını kendisinin zanneder, işte eşini kendisinin zanneder. Her şeyi kendisinin zanneder. Bu biz zandan ibarettir. Başka bir şey değildir. Oysa bir kimse gerçek manada, hakikat manada, insanın bu dünyada hiçbir şeyisi yoktur. insanın hiçbir yerde hiç birşeysi yoktur ama insan o hakikatten uzak olduğundan dolayı ne yaparsa yapsın bunu anlayamaz, bunu algılayamaz ve o kimseler dünyaya aidiyet beslerler. Dünya ve dünya ile alakalı bütün her şeye aidiyet besler, aidiyet besler ve onların içerisinden bir tanesini kaybedersem, bir tanesi benim elimden giderse diye müthiş bir şekilde korkuya kapılırlar. Allah muhafaza eylesin. O yüzden onlar belayı hoş göremezler, onlar sıkıntıyı hoş göremezler, onlar çünkü dünyaya aidiyet kesbeden, dünyayı seven kimse beladan, musibetten, sıkıntıdan dertten, gamdan, kasvetten her şeyden uzak durmaya çalışır ve bir şey ona gelecek diye ödü kopar ve onlar nimetler gelince şükrederler. Nimetler ellerinden gidince şikayet ederler. Allah muhafaza eylesin.

Ben o yüzden derim Cenab ı Hak insanlara vermiş olduğu nimetlerden geri döndürmesin. Sebep? Onlara nimetlerini hatta bol bol versin Allah onlara. Sebep? Çünkü onlar o nimetlerden uzak durulunca küfre bile düşerler. Allah muhafaza eylesin. O yüzden dua edin. Etrafınızdaki insanlar nimetlerin içerisinde dolaşıyorlarsa, onlara deyin ki Yarabbi sen bunların nimetlerini artır, sen bunların şükürlerini de arttır, sen bunların hamdlerini de arttır ki bunlar senin verdiğin nimetlere ham etsinler, şükretsinler ve bu nimetlerden, bu lütuflardan, ikramlardan beri kalmasınlar. Beri kalırlarsa Allah muhafaza eylesin şikayet ederler. Şikayet ederlerse Allah korusun, dinlerinden imanlarından olurlar. Rabbim muhafaza eylesin. O yüzden etrafınızdaki insanlara dua edeceksiniz. Kendinize etmeseniz dahi, etrafınızdaki

insanlara dua edeceksiniz. Allah onların onlara olan nimetlerini arttırsın. Allah onların şükür lerini de arttırsın. Sebep? Çünkü şükredenlere Cenab ı Hak nimetlerini arttırır. Onlara da şükrü tavsiye edeceksiniz. Onlara, şükretmeleri için de dua edeceksiniz. Eşlerinize, çocuklarınıza, anne babalarınıza, arkadaşlarınıza dua edin. Cenab ı Hak onların nimetlerini arttırsın, aynı zamanda da şükürlerini arttırsın hamdlerini arttırsın, her ikisini de arttırsın ki onlar Allah muhafaza eylesin dilleri sürçmesin, ayakları sürçmesin, elleri sürçmesin. Çünkü kolay bir şey değildir. Bir kimse nimetin içerisinde dolaşırken o nimete muhtaç olmak o nimete uzak durmak gerçekten kolay değildir. O yüzden dua edin. Mesela insanlar bunu görmezler. Nimet deyince yemek, içmek, ev, mal, mülk, para, pul zannediyorlar. Bu da değil. Bir üstada yakın olmak da nimettir, bir tarikat ı aliyenin içerisinde olmak da nimettir, bir velinin dairesinde olmak da nimettir, bir mürşid i kamilin, bir üstadın, bir Allah dostunun dairesinde olmak da nimettir. Çünkü o kimse o nimetten de uzaklaşınca, Allah muhafaza eylesin ordan da küfre düşer.

Bir tek bir kimse arabası gidince küfre düşmez, asıl sıkıntı ordadır zaten. O kimse o nimetin kadrini, kıymetini bilmez de o halakadan uzaklaşınca o zaman da küfre düşer. Hatta öyle bir hale gelir, bu fakir onları görmüştür, önceden zikrullah halakasında o kimse durur, üstadın yanı başında durur. Bir müddet sonra nefsine uyar, heva hevesine uyar. Şeytana uyar, iki ayaklı şeytanlara uyar. O halakadan uzaklaşır. Bu sefer zikir halakasına da üstatlara da velilere de düşmanlık yapar o zaman da zaten hapı yutar, o hadis i kutsi tecelli eder. Allah ondan intikam alır. Allah muhafaza eylesin. Asıl nimet odur. Bakın asıl nimet odur. O yüzden bu insanlar razı makamında olmadığından dolayı onlar böyle içinde bulundukları nimetten uzak olmamaları için de ne yapacağız? Dua edeceğiz. Bu çünkü raziyete ulaşıncaya kadar herkes tehlikelidir. Kendi görüşünü hakkın görüşüne tevdi edinceye kadar tehlikededir. Herkes meselenin iç yüzünü bilmez. Perdenin arkasını görmez. Perdenin arkasını görmeyince kendi aklını ilahlaştırır, heva ve hevesini ilahlaştırır, kendince hükmetmeye başlar. Kendince de hükmedince çuvallar gider. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bize lazım olan, hakka teslim olmaktır.Bize lazım olan Hakka teslim olanlara teslim olmaktır. Bize lazım olan odur.

Yani Hakka teslim olma noktasında değilisen Hakka teslim olanlara teslim olacaksın. Eğer Hakka teslim olanlara teslim olamıyorsan, yandı keten helva. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bu razılık yolunda, yani Cenab ı Hakka olan yakınlık yolunda kendi görüşünü Allah’ın görüşüne tevdi etme yolunda sen Allah’a ibadette Allah’a ibadet etmekle emrolunmuşsun ve sana gelen her neyse onu hoş karşılamakla emrolunmuşsun. Şikayet etmekle değil

ve ancak sana geleni hoş karşılarsan bela müsibet ve sıkıntı, dert, gam kasavet, varlık, yokluk, her ne geliyorsa başına, dışardan sana geliyor. Sen bunu hoş karşılamakla yükümlüsün yani bunu hoş karşılamazsan, bunu tatlı karşılamazsan, sevgiliden gelen bir hediye olarak görmezsen, sen kemale eremezsin. Allah rahmet eylesin, şeyhim öyle demişti bana. Yatağın ucuna oturdu, Mustafa Efendi, bundan sonra bir dizine dedi gülyağı dökecekler bir dizine dedi ateş dökecekler. Oğlum ne gül yağını dökene dedi karşı hani böyle bir ona farklı davranacaksın, ne de dedi ateşe farklı davranacaksın.

Yani bu eğer siz kemale erme yolunda yürüyeceksiniz. Kimisi gelecek sizin dizinize gül yağı dökecek, kimisi gelecek sizin dizinize ateş dökecek, kimisi gelecek onun dili gül dili olacak, tatlı tatlı konuşacak. Kimisi de gelecek onun dili ateş olacak. Sizi iğneliyecek, size eleştirecek, size laf söyleyecek. Size hakaret edecek ve siz bunların sahibinin o olduğunu görüp ona göre idrak edeceksiniz. Burdan şu aklınıza gelmesin. Kötülüklerle mücadele etme, zalimlerle mücadele etme, adaletsizlikle mücadele etme değil bu. Sen kendi iç dünyanda bunları yaratanın Allah olduğunu bil. Allah muhafaza eylesin ve kaza ve kaderin ondan geldiğini bil ve ona razı ol. Sakın kaderle pençeleşme sakın kaza ile pençeleşme. Kaza ve kaderle pençeleşenler hep mağlup olurlar. Bunu unutma hiçbir zaman, bakın hiçbir zaman bunu unutma, sakın fıtratınla pençeleşme, sakın ha! Sakın başına gelen bir şeyle pençeleşme, ne sen böyle ondan şikayetçi olma. Ondan şekvacı olma. Allah muhafaza eylesin ve sana gelenlere sabretmez sen eğer yani Allah muhafaza eylesin. Hadis-i kutside ‘başka Rab arasın der. E başka Rab bulmayacağına göre küfre düşersin. Allah muhafaza eylesin. O yüzden kaderiyle pençeleşenler, kaderiyle pençeleşmek ne demek? Keşke kadın olsaydım, keşke erkek olsaydım, keşke boyum uzun olsaydı, keşke boyum kısa olsaydı, keşke cüce olsaydım, keşke iki metre olsaydım, keşke şunu olmasaydım… Ya bunlar senin elinde değil.

Kaderle pençeleşme! Keşke benim annem babam bunlar olmasaydı. Ya pençeleşme! Annen, baban, senin, kaderin. Senin kaderin. Keşke benim babam böyle olmasaydı! Ya senin kaderin, sen bununla pençeleşme. Bakın gün içerisinde insanların küfre düştüğü yerler bunlar. Gün içinde küfre düşüyor, benim keşke benim boyum uzun olsaydı. Ya pençeleşme kaderinle! Boyunu senin tespit eden Allah. Sen istediğin kadar selvi misin, sulak arazide boy atacaksın. Keşke benim şuram şöyle olsaydı. Ya senin elinde mi? Benim gözlerim mavi olsaydı? Ya senin elinde mi? Senin elinde değil. Bunlar ne? Bunlar kaderle pençeleşmek. Seni doğurmaz olaydım. Kaderle pençeleşiyor, küfre düşüyor, bakın küfre düşüyor. Nereden senin gibi oğlum oldu. Nereden senin gibi çocuğum oldu. Kızım oldu, nereden senin gibi evladım

oldu. Kaderle pençeleştin. Yapma! Allah muhafaza eylesin! Bakın kaderle pençeleşenler eninde sonunda yenilirler ve hatta genel anlamda küfre düşerler ve bizim toplumumuz ne yazık ki dini bilmediğinden dolayı gün içerisinde bunların çoğunu konuşur. Çoğunu söyler.

Kazayla pençeleşmek ne? işte yolda giderken başına bir tuğla düştü. Kazayla pençeleşmek. Keşke o yoldan gitmeseydin. Ya gidecek! Kaza gelecek ona veyahutta bir hastalık oldu. Keşke şöyle yapmasaydı. Bu hastalık onda olmazdı. Canım kardeşim olacak ya! Ne alakası var. Kaza ile pençeleşme. Sen onu böyle kalkıp da farklı algılama. Gelmiş bir şey sen onu sabırla, onunla nasıl mücadele edilecekse mücadele et ama isyan etme. Sen ona kalkıp da herhangi bir şekilde bir şey söyleme. Senin cüzi iradenin dışında çünkü bu, senin cüzzi iradenin senin elinin ürünü değil bu. Ya? Bu dışarıdan geldi. Sabahleyin kalkıp da sen bilgisayarda kodlamadın onu. Başına senin yıldırım düşsün diye. Sabahleyin sen kodlamadın onu, kalkıp da sen yolda dosdoğru giderken bir araba raydan çıkıp gelecek sana vuracak, sabahleyin kimse kodlamadı bunu sana. O zaman sen kalkıp da kaza ile de ne yapma? Pençeleşme. Allah muhafaza eylesin.

O yüzden belalara sabretmen gerekir bu yolda. Sıkıntılara sabretmen gerekir bu yolda. Hakkın normalde eğer Haktan razı olacaksan, bu sufilik yolunda gideceksen, bunlarla pençeleşemezsin ve başına gelenlerden mücadele etmek, senin cüzzi irade vazifen ama onları isyan edip küfre düşmek yok. Ancak o zaman sen Hakkın gözü olma, ancak o zaman Hakkın dili olma, ancak o zaman Hakkın eli olma, ancak sen onunla konuşma, onunla görme, onunla duyma sırrına erişirsin. Eğer sen kazayla, kaderle pençeleşirsen, belalara karşı sabırlı davranmazsan, başına gelen musibetlere karşı sabırlı davranmazsan, isyan edersen ve bu nerden benim başıma geldi, benden başka hasta olacak olan yok muydu? Ben böyle zikrederdim. Ben böyle zikrettiğim halde, benim başıma bu hastalık geldi. Ben bir dergaha girdim, bir tarikata girdim, ben bir tarikata girdim, dergaha girdim. Benim iflas etmemem lazımdı. işte ben nerden iş kaybettim. Ben nerden, eş kaybettim. Ben nerden çocuk kaybettim. Şikayet edersen, sen bu yolun yolcusu değilsin canım kardeşim. Ya tövbe et dosdoğru geri dön ya da pılını pırtını topla, bu yolda durma. Bu yol herkesin işi değil. Eyvallah, sufilik yolu herkesin işi değil. Herkes sufi olacak diye bir kaide yok. Sen hani meşhur ya kıssa, şeyhim anlatırdı Allah rahmet eylesin.

Hani gitmiş bir kimse bir şeyhe intisab etmek için, demiş ki efendim, benim dersim ne?Ona demiş ki şeyh efendi, al oğlum, demiş şu doksandokuzluk tesbih. Sen bu tespihi alacaksın. Bir otuzüç eyvallah diyeceksin, bir otuzüç eyvallah diyeceksin, bir otuzüç de eyvallah diyeceksin demiş ve

sana ne diyorlarsa eyvallah diyeceksin demiş. Emredersiniz efendim demiş neyse almış tesbihi eline, çıkmış dergahtan. Daha dergahtan çıkar çıkmaz bir kadın canhıraş, bağırış çağırış işte bu hırsız diye yakalamışlar. Almışlar götürmüşler o gün için karakola. Kadın demiş işte bu ya hırsızlık yapan ve işte orda da bir de cinayet işlemiş hırsız herkim ise. Demiş benim çocuğumu da öldüren bu. işte çalan da bu. Buna demişler sen miydin? Eyvallah demiş. Mahkeme, eyvallah! idamına karar vermişler, eyvallah! idam sehpasına çıkmış, son sözün demişler? Eyvallah demiş. Ben kısadan anlatıyorum. Asıl hırsız ve katil dayanamamış. Toplumun içerisinden bağırmış, demiş hata yapıyorsunuz. Ondan sonra, demiş bir masumu öldürüyorsunuz, katil hırsız olan benim demiş. Demişler ki ona ya sen neden söylemedin. Eyvallah demiş. Neyse tekrar yargılama. Bunu serbest bırakmışlar. Demişler gidebilirsin. Eyvallah demiş bu, dosdoğru şeyhinin yanına gitmiş. Demiş bu tespihin, bu da eyvallahın. Bana müsaade. Ben demiş canımı ipten zor kurtardım. Tabii, ham derviş böyle oluyor, canımı ipten zor kurtardım diyor. Eyvallahınız da sizin olsun, tesbihiniz de sizin olsun diyor, geri dönüyor. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bu yolda yürüyenler, bu yolda yürümek isteyenler, sufilik yolunda gitmek isteyenler. Ben bunu hep söylerim, böyle tekrar söyleyeyim. iyi düşünecekler, iyi karar verecekler. Eğer kendi akıllarıyla gideceklerse, yok manevi bir işaret var ise rüyalarında gördülerse, hiiiiiiç kaderleriyle ve başlarına gelen kazalarla pençeleşmesinler, gitsinler, kuzu kuzu teslim olsunlar. Yapacak bir şey yok. Allah bizi muhafaza eylesin. Cenabı Hak, pençeleşenlerden eylemesin.

“Çocuk tutucu, koşucu değilken ancak babasının omuzuna biner fakat kuvvetlenip küstahlaşınca, elini ayağını şuraya buraya sallamaya başlayınca, hemen zahmet ve ıstıraba düşer.”

Bir çocuk düşünün evli olanlar veya olmayanlar, etrafında hep küçük çocuklar vardır ya, o küçük çocuk ne yapar işte annesinin babasının etrafındadır, işte önceden şimdi böyle çocuk arabaları falan yoktu. Şimdi lüks herkes, önceden çocuklar bir yere gidecekse daha küçükse emiyorsa genelde annelerinin kucağındaydı. Anneler arkalarına böyle değişik bir çocuk sarmak için bir kumaştan yapılma şeyler vardı, çocuklarını arkalarına sararlardı veya çocuklarını önlerine sararlardı, çok yorulurlarsa erkekler onu biraz götürürlerdi yani çocuğun bineği annesiydi. E zaten hamileyken de çocuğun bineği ne? Annesi. E doğdu, süt eminceye kadardı. Çocuğun bineği kim? Annesinin sırtında, annesinin kucağında, annesinin omuzunda bir müddet sonra çocuk biraz daha büyümeye başlayınca, e koca babasının sırtında, babasının babası bineği oluyor. Bir çocuk düşünün, bu sefer o normalde yemeden sorumlu değil, içmekten sorumlu değil, ondan sorumlu

değil bundan zorunlu değil hiçbir şeyden sorumlu değil. Çocuk mesabesinde. Çocuk mesabesinde olunca, her şey annesine babasına bakıyor her şey annesi ile alakalı ve annesinin boynunda geziyor ya da babasının boynunda geziyor. Çünkü normalde çocuk yürüyen bir çocuk değil, koşan bir çocuk değil ama çocuk işte yavaş yavaş çocukluktan çıkıyor artık, büyümeye başlıyor, yürümeye başlıyor ona buna elini atmaya başlıyor. Bu sefer çocuk da düşmeye başlıyor.

işte sıkıntı görmeye, yaşamaya başlıyor, orasını burasını kanatıyor, orasını burasını çarpıyor, çürütüyor, orasını burasını kırıyor. Orayı burayı döküyor, oraya buraya farklı şeyler yapmaya başlıyor. işte normalde insanlar o kemalata ermediği müddetçe böyle başına hep böyle iş açan, ondan sonra zahmete düşen, ıstıraba düşen insanlar olur ama ne zaman eğer ki bu kemale erdi, o zaman çocuk mesabesinde olur. Yani bütün her şey Allah’a teslim olmuş olur.Bütün her şey Allah’a teslim olunca, artık onun nefsi kemale erdi, nefsi kemale erince artık o normalde onun tasarrufu, onun üzerindeki hüküm, onun üzerindeki her şey nasıl önceden babasına aitse, şimdi de ne oldu? Allah’a ait oldu. Nasıl önceden anne ve babanın hükmünde, anne ve babanın tasarrufunda ve korumasındaysa, şimdi o razı noktasına gelince de Allah’ın direkt tasarrufunda oldu. O yüzden o hani ayet-i kerimede sen atmadım, ben attım oldu. O yüzden ayet-i kerimede ‘sen öldürmedin, ben öldürdüm’ dedi. O yüzden ayeti kerimede senin elini tutan benim elimi tutmuş gibidir dedi. Sebep? Çünkü o Allah’ın haşa çocuğu hükmünde. Allah’ın çocuğu olur mu? Olmaz. Sakın burdan da şimdi ortalığı velveleye vermeyin Allah’ çocuğu yaptı diye çünkü bu hani bir ayeti kerimede şey var Hz. Mevlana’nın mesnevisinde, veliler Allah’ın çocukları gibidir der ondan sonra, bu manada Allah’ın çocukları gibidir dediği şey. Yani artık onun hiçbir şeyden bu manada kendine ait bir tasarrufu kalmaz. Allah bizi onlardan eylesin.

“Halkın, canlar el ayak sahibi olmazdan, beden kaydına düşmezden

evvel, vefadan sefaya uçuyordu.”

Yani normalde e henüz daha bedene girmezden önce, bir bedene hapsolunmazdan önce, o velilerin, o evliyaların ruhları alem i ruhta öyle söyleyelim, bir beden kaydına düşmeden, hür bir şekilde dolaşıyorlardı. Ben biraz daha böyle geriye doğru gideyim bu meselede. Hani henüz daha alem i ruha düşmezden önce, ayan ı sabitede onlar hür bir şekilde dolaşıyorlardı. Ayan ı sabitede sevgiliyle hemhal olur, sevgiliyle yaşarlardı ve ne zamanki onlar ayan ı sabiteden kopup ruhlar alemine, ordan da şehadet alemine göçtüler ve normalde ruhlar, o ruhlar aleminde şehadet alemine göçünce, işte o zaman sıkıntı, o zaman problem başladı. O yüzden el ayak sahibi olmazdan önce bir sıkıntı yoktu, bir problem yoktu, herhangi bir dert, gam kasavet yoktu.

O yüzden hep veliler, peygamberler gözlerini hep ayan ı sabiteye dikerler çünkü ordaki o hayat standardını özlerler. Oraya karşı bir kendilerince aşinalık olduğundan, bu dünya onlar için zindandır. Hani hadis i şerifte Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri ‘dünya müminin zindanıdır’ dedi ya bu sebepten dedi. Allah bizi muhafaza eylesin.

“Vaktaki ‘ininiz’ emriyle hapsolundular. Hiddet hırs kanaat ve zaru-

red kayıtlarına düştüler.”

işte ne zaman ki ayan ı sabiteden ruhlar aleminde, ruhlar aleminden, şahadet alemine dünyaya düştüler, gönderildiler ve böylece ne oldular? Hapsolundular. Hapsolunca burda onlara nefis de onlara yapıştı. Bakın, nefis de onlara yapıştı. işte Cenab ı Hak, ayan ı sabitede onlara nefsi üflememişti ve aynı zamanda ruhlar aleminde de onlara nefsi üflememişte. işte anne karnında üflenen nefis, üflenince artık o anne karnından dışarı çıkınca, o zaman işte hırsa, o zaman hiddete, o zaman hem kötü huylara ve nefsin kendi olgusuna tecelliyat, kendi olgusunun tecelli ettiği bir zemin oldular. Yani ondan önce nefis onların üzerinde bu manada tecelli etmemişti.

O yüzden ötede her şey ayan beyan ve berraktı ama dünyaya, şehadet alemine sürgün edilince, burda hırs, tamah, burdaki heva heves onun gözlerindeki, onların insanların gözlerindeki görüşü bulanıklaştırdı, kirlileştirirdi. Herkes mümin doğdu, parlak bir şekilde görüşü öyleydi ama hiç kimse o mümin doğuşunu koruyamadı. O mümin bakışını koruyamadı, omümince kalbi koruyamadı. Büyümeye başlayınca anne ve babasının dini üzerine büyüdü. Yani anne babası hırslı ise o da hırslı büyüdü. Anne babası gayri müslimse, gayrimüslim büyüdü. Anne babası işte müslüman, adı müslüman, adı müslüman olarak büyüdü. Anne babası namaz kılıyordu, kılmıyordu, o da namazı bir öğrenmedi ya sonradan bir başkası tebliğ ettiğse öyle öğrendi. işte o anne babasının dini üzerine gitti ya da anne babası kendi yaşadığı dini çocuğuna aktaramadı. Kendi yaşadığı dini çocuğuna tebliğ edemedi. Kendi yaşadığı dini, çocuğuna anlatamadı. Aslında iyi niyetli bütün herkes, ama yapamadı, beceremedi veyahut da bu konuda perdenin arkasında külli irade tecelli etti. Bilemeyiz böyle onu. Çünkü biz hani örneğin Lut Aleyhisselam’ın, Nuh Aleyhisselam’ın eş ve çocukları ile alakalı böyle bir şey diyebilir miyiz mesela, onu anlatamadı diyebilir miyiz? Diyemeyiz. O yüzden nasıl bazı peygamberlerin çocukları kendi babalarına iman etmedi ise nasıl bazı peygamberlerin eşleri kendi kocalarına iman etmedi ise hepimiz için bir imtihan kapısıdır bu, hepimiz için eşimiz, çocuklarımız, bizim gittiğimiz yoldan gidemebilirler veyahut da biz ona o yolu doğru dürüst anlatamamışızdır. Evladımız ya, evladımız olunca dilimizi eyip bükememişizdir, kıramamışızdır, anlatamamışızdır. Eşimiz ya, eşimiz olunca dilimizi

kıramamışızdır. Belki de sert konuşmuşuzdur. Biz ona doğru dini; doğru lisanla, doğru halle anlatamamışızdır veya bir şey sebep olmuştur,bir şey ne bileyim mani olmuştur, anlatamamışızdır. Allah muhafaza eylesin. Öyle olunca da insanın imtihan kapısıdır bu. O yüzden Allah muhafaza eylesin.

işte hırslanmışızdır. işte tamaha düşmüşüzdür. Dünyaya kapılmışızdır. Dünya hırsı ile dünya tamahı ile gözümüze bir şey görülmemiştir ama bu dünya ile alakalıdır. O yüzden bu nefsimizle alakalıdır. Nefsimizi düzgün terbiye edememişizdir. Nefsimiz şeytanla dostluk etmişdir. Nefsimiz heva ve hevese düşmüştür. Öyle ya hepimiz için bunlar bu dünyada yaşayabilecek olduğumuz şeyler. işte ne zaman ki biz bu dünyaya hapsolduk, bu bedene hapsolduk, bu bedene hapsolunca, bu kötü ahlaklar da bizim içimizde yer etti. Biz bunları da öğrendik. Bakıyorsun hani işte derviş ama hata yapıyor, kusur işliyor, yanlışlıklar yapıyor, günah ı kebairler işliyor. Ne bileyim işte kendine sahip çıkmıyor. Çoluğuna çocuğuna sahip çıkmıyor gibi şeyler görülüyor. Bunlar bu dünyanın içerisinde bu dünyaya gelmezden önce öyle miydi? Değildi. Allah muhafaza eylesin. O yüzden Cenab ı Hak bütün kulları tekrar söyleyeyim, bütün kullarını islam üzerine yaratır. Hepsi de sonradan büyürken yollarını sapıtır. Allah muhafaza eylesin. Cenab ı Hak cümle Ümmeti Muhammed’in evlatlarını kur’an ve sünnete sımsıkı yapışan evlatlardan eylesin. Cenab ı Hak cümle Ümmet i Muhammedi kur’an ve sünnete sımsıkı yapışan ümmetlerden eylesin inşallah.

“Biz hakkın ayali ve süt isteyen yavrularıyız. (Peygamber) ‘halk Al-

lah ayalidir’ dedi.

işte normalde hani az önceki sohbeti bağlayalım. Yani biz Hakkın süt isteyen yavrularıyız yani Rezzak olan Allah, gani olan Allah. Biz ondan isteriz, ondan dua ederiz ve normalde duamız sükutumuz isteyişimiz, istemeyişimiz, herşeyimiz ona aittir. Öyle olunca hani bu veliler için söylenir daha fazla, bu işte Allah’ın süt emen yavruları gibi diye. O noktaya gelen bir kimse, kendisi için çok dua etmez. Ümmeti Muhammed için dua eder. Peygamberin sünnetidir sallallahü ve sellemin ama kendisi için çok dua etmez. Kendisine çok fazla bir şey istemez. O bütün Ümmet i Muhammed’e ister. Yani burada böyle söylerken bir de parantez açmak istiyorum şimdi insanlar da böyle bir cemaatçilik, tarikatçılık oluştu. Böyle cemaatçilik tarikatçılık oluşunca, o kimse dua ederken sadece kendi cemaatine, sadece kendi tarikatına veya sadece kendi memleketine dua etmeye başladı. Yani ümmete münhasır dua etme, ümmete münhasır isteme, ümmet için isteme, biraz böyle geride kaldı veyahut da lafta kaldı. Bütün Ümmet i Muhammed’in affedilmesini isterken, yanıbaşındaki kardeşini affetmeyen bir

ümmet oluştu. Bütün Ümmet i Muhammed için hayır hasenat istiyor ama yanıbaşındaki kardeşine hayır hasenat etmiyor. Yanıbaşındaki kardeşinin eksikliğini, noksanlığını yüzüne vuracağım diye uğraşıyor Ama öbür tarafta mesela dua ederken Ya Rabb’i Ümmet-i Muhammed’i affeyle, iyi, ama yanı başında bir arkadaş ona zarar verdiyse, onu affeyleme. Bütün Ümmet i Muhammed’e Cenab ı Hak her şeyin en iyisini versin, iyi. Ynıbaşındaki kardeşine vermesin ama onla alakalı bir sıkkıntın oldu ya senin veya seni eleştirdi ya o veya sana bir laf söyledi ya! Yani bir de Türkiye’deki belli bir kesim bu ümmetçilik anlayışını ne yazık ki böyle kesintiye uğrattı. Ya siz ümmetçisiniz. Evet. Bizim dinimiz ümmetçi bir din. Bizim dinimiz ümmetçi. Sen kendine başka bir din ara o zaman.

Biz bütün Ümmeti Muhammed’e dua ederiz, biz bütün Ümmet i Muhammed’in iyiliğini isteriz, biz bütün Ümmet i Muhammed’in affını isteriz. Biz bütün Ümmeti Muhammed’in kuvvetli olmasını, Ümmeti Muhammed’in kudretli olmasını, biz bütün Ümmet i Muhammed’in dünyaya hakim olmasını isteriz. Biz bunu isteriz. Ya siz ümmetçisiniz diye diye diye insanlar Ümmeti Muhammed’e dua etmeyi bıraktı ümmeti Muhammed’in salahını istemeyi, Ümmet i Muhammed’in mutluluğunu istemeyi bıraktı ve öyle bir 1700’lerden itibaren öyle bir ırkçılık furyası başladı şimdi o ırkçılık furyasının altında bütün dünya insanlığı inim inim inliyor. Neden? Irkçılık furyasından. Irkçılık aldı başını götürdü. Irkçılık alıp başını götürünce, heryerde sıkıntı var. Tabii bir de bunun içerisinde dinsel ırkçılık da girdi. Dinsel ırkçılık ne? işte dinler arasında, dindarlar arasında kavgayı körüklüyor deccalist sistemler. Yani müsaade ediyorlar müslümanların kanını dökülmeye, bu sefer müslümanlar da kinleniyor. Kime karşı? işte günahsız hristiyan, günahsız. Yani günahsız derken, o meselede dahli olmayan sivil bir yahudi, dahli olmayan sivil bir hristiyan. Ya ne suçu var onu bombaladın! Ne suçu var ona bomba attın. Yani gidip sen deccalla kavga etsene, gidip sen şeytanistlerle kavga etsene, gidip sen avangalistlerle kavga etsene, gidip onlarla mücadele etsene. Kim attı bombayı? israil attı. Ordaki normalde normal bir yahudi vatandaşın ne suçu var. Sen israilin askeri personeline veya askeri olarak herhangi bir yerini bombalasana. Yok, sen gidip israil askerini bir öldürsene. Yok! Sen git bir amerikan savaş uçağını bir düşür. Yok! Ne yaptın? Gittin sen camiyi bombaladın ya!

Gittin sen bu sunni camisi dedin bombaladın, öbürkü de şia camisi dedi bombaladı, öbürkü geldi imam ı Azamın kabrini bombaladı, öbürkü de gitti Hz. Hüseyin Efendimizin torunlarının kabirlerini bombaladı. Ne farkınız kaldı birbirinizden? Ümmet kavramını yok ettiler. Ümmet kavramını

yok ettiler! 73 fırkaya bölünecek dedi, bölündü ve 73 fırkaya bölündü, herkes biriyle dövüşüyor. Ümmet kavramı kalmadı. Yani kıbleye yönelmiş insanı biz küfürle itham etmeye başladık. Namaz kılan bir kimseyi, biz küfürle itham etmeye başladık. Ya dili sürçmüştür, dili sürçmüştür! Senin hiç sürçmedi mi? Biz onu küfürle itham etmeye başladık, bu hale geldik ve bunun deccalistlerin bir oyunu olduğunu, şeytanın bir oyunu olduğunu görmedik. Şeytan, Ümmeti Muhammed’i birbirine düşürdü, görmedik bunu. Deccalistler, Ümmet i Muhammed i birbirine düşürdü, görmedik bunu. Bir baktık nakşibendisi, kadirisine, kadirisi nakşibendisine, mevlevisi diğerlerine, diğerleri Hz. Mevlananın yoluna, herkes birbirinin yoluna laf söylemeye, taş atmaya başladı. Kimisi komple bütün yollara sapık dedi, bunların hepsi de küfür ehli dedi. Kadirisi de bedevisi de rufaisi de dusukisi de nakşibendisi de mevlevisi de…Hepsi de küfür ehli dedi çıktı. Toptancılık yaptı. Ya biz ne zaman bu hale geldik? Ümmetçiliği yok ettik, ümmetçiliği katlettik çünkü. Biz Ümmet i Muhammedi arttıracağımıza eksiltmeye başladık. Arttıracağımıza eksiltmeye başlar ona sen kafifsin, buna sen kafirsin o mürted, o şirk ehli, o küfür ehli, bırak şunları ya hepsi de küfür ehli, şirk ehli. Herkes bir laf söyledi herkese. Ölçüyü konuşmadı, bakın ölçüyü konuşmadı. Böylece de biz birbirimizi ateşe attık. Bakın şu koca Osmanlı imparatorluğu, Anadolu’da sıkıştı kaldı. Anadolu’daki müslümanlar dahi birbiriyle atışmak geri kalmadı. Ya koca Osmanlı imparatorluğu battı, koca Osmanlı imparatorluğu küçüldü, Anadolu’da kaldı. Görmüyor musunuz bu tehlikeyi? Hala daha birbirinizde uğraşıyorsunuz. Görmüyor musunuz bu tehlikeyi? Hala da birbirinizi küfürle yaftalıyorsunuz. Bu hastalığı bizim içimize kim koydu? Haricileri geçtik biz. Bakın haricileri geçtik Allah muhafaza eylesin.

işte biz ümmetçiliği, bu meseleden dolayı terkettik, kaybettik. işte bir kral bir laf yaptı, suudların kralı veya arapların kıralı, biz bütün Araplara laf söyledik. Şimdi Suriyelilere laf söylediğimiz gibi. Şimdi Ortadoğu müslümanlarına, Afrika müslümanlarına söylediğimiz gibi. Şimdi Pakistan, Afganistan, Keşmir müslümanlarına söylediğimiz gibi. Şimdi Keşmir kan ağlıyor, hiç kimsenin umrunda değil. Bunu başardılar. Ümmet çünkü birbirine düştü. Filistin kan ağlıyor. Hiç kimsenin, umrunda değil. Çünkü onlar Arap ya! Hatta suçladık da biz dedik ki kendi vatanlarını savunmuyorlar, kendi ülkelerini savunmuyorlar, kendi yerlerini savunmuyorlar. Sen savundun mu? Senin yerindi daha önce orası! Senin sancağın dalgalanıyordu orada, senin bayrağın dalgalanıyordu. Afrika’da da senin bayrağın dalgalanıyordu. Fas’ta, Tunus’ta, Cezayir’de, Libya’da, Mısır’da senin bayrağın dalgalanıyordu. Taa Bosna’nın, Adriyatik denizi’nin kıyısına kadar

senin bayrağın dalgalanıyordu. Yunanistan’da Bulgaristan’da senin bayrağın dalgalanıyordu. Sahip çıkabildin mi sen? Kırım’da senin bayrağın dalgalanıyordu, Azarbeycan’da senin bayrağın dalgalanıyordu, Pakistan’da, Keşmir’de senin bayrağın dalgalanıyordu. Sen dünyanın süper gücüydün, bir Osmanlı olarak, sen muhafaza edebildin mi? Edemedin, edemedik! E şimdi neden laf söylüyorsun ki. Şimdi kardeşlik köprüleri kur, kardeşliğini tesis et. E yurtdışına gittiğinizde görüyorsunuz, onlar sizi abi olarak görüyorlar. Onlar sizi büyük olarak görüyorlar. Sen bu vazifeyi sırtlanmak zorundasın. Sen abiliğini yapmak zorundasın.

Sen ümmetçi olmak zorundasın çünkü Cenab ı Hakkın kaderi ve kazası seni buraya götürüyor. Sen bununla vazifelendirilmişsin. Anadolu Müslümanları bununla vazifeli. Bu vazifeden kaçamazlar. Anadolu Müslümanları, bütün islam dünyasının abisi, hamisi olmak zorunda. Bu misyon, onun başına geçirilmiş. O yüzden sen bu kaderinle pençeleşme. Sen abiliğini yap. Hani bazı ailelerde bazı kimseler vardır, bütün sülalenin abisidir, bütün sülalenin babasıdır, bütün sülalenin annesidir, bütün sülalenin teyzesidir o. Başı sıkışan, başı darda kalan, bir problem yaşayan, ona müracaat eder. Bu tip insanlar bunlardan şikayet etmeyecekler. Bunlardan şikayet ederlerse o kaderiyle pençeleşiyor, o Allah’ın lütfuna Allah’ın ikramına Allah’ın ihsanına karşı pençeleşiyor, o nimete nankörlük yapıyor. Ey ailelerinde büyük hükmünde olan kimseler! Bakın büyük hükmünde olan insanlar, siz bundan şikayet etmeyin. Size amca deyip gelecekler, dayı deyip gelecekler, abi deyip gelecekler, işte ne bileyim büyüğümüz diyecek, gelecekler. Sizden isteyecekler. Size dertlerini anlatacaklar. Sizden bir çözüm yolu isteyecekler. Bundan kaçarsanız eğer Allah’ın lütfundan, ikramından, ihsanından kaçmış olursunuz. Birisi sizden, derdine derman arıyorsa, sen Allah’ın elisin. Birisi senin derdine dua istiyorsa, sen Allah’ın dilisin. Birisi senden problemine karşı problem çözülmesini istiyorsa, sen Allah’ın vazifelisisin. Sakın bundan şikayet etme. Sakın bundan kaçma. Sakın bunun için de kibirlenme. Sakın bunun için de böbürlenme. Sakın ha ben şuna yardım ediyorum, bunun problemini çözdüm, şunun şu işini hallettim, bunun bu işini hallettim deyip küstahlık yapma, densizlik yapma. Süperdangalaklık yapma. Allah senin üzerinden o lütuf elbisesini alıverir. Allah senin üzerinden o hamd elbisesini alıverir. Allah senin üzerinden elini kaldırıverir. Allah senin üzerinden aklını alıverir. Sen kendi kendine çok akıllıyım zannetme. O yüzden bunu bir hamt vesilesi gör. Bunu bir şükür vesilesi gör. Senin üzerinden bir derdin dermanı bulundu. Senin üzerinden bir sıkıntı ortadan kayboldu. Senin üzerinden bir bela halloldu. Senin üzerinden bir kimse açken tok oldu,

çıplakken giyindi. Bunu sakın ha büyük nimet olarak gör, bunu büyük lütuf olarak gör. Bunu büyük bir ikram olarak gör ki sen Allah’ın gören gözü, sen Allah’ın duyan kulağı, sen Allah’ın tutan eli oldun. Sen Allah’ın çalışan kalbi çalışan aklı oldun. Onun problemine çözüm getirdin. Sakın ha bunu kendinden de görme onu.

Kibre düşersen bu nimet senden gider. Kibre düşersen hiç kimse sana derdini anlatmaz. Kibre düşersen hiç kimse senden yardım istemez. Kibre düşersen hiç kimse senin probleminin çözülmesi için sana müracaat etmez. Sen, yeryüzünde Allah’ın halifesi hükmünde olamazsın o zaman. Sakın bundan şikayet etme. Ya hep işte geliyorlar da benden istiyorlar da ben hep insanlara böyle yapıyorum. Sakın ha! Gani olan Allah’tır, yardım eden Allah’tır, zengin eden Allah’tır, seni zenginleştirecek olan Allah’tır, sana kar ettirecek olan Allah’tır, seni o yolda istihdam edecek olan Allah’tır. Nice zengin görünümünde fukaralar vardır, fakirler vardır. Bir kimseye bir lokma yediremezler. Nice zengin görünümünde insanlar vardır. Kapılarını bir mümin kimse açmaz. Onlardan olma, onlardan olma! Nice zengin gönlümüzde insanlar vardır. Evlerinde Allah denmez! Nice zengin görünümünde insanlar vardır. Kapılarını bir fukara tıklamaz. Sakın onlardan olma. Sakın ha! Bir fukara gelip sana derdini anlatıyorsa, bilki Allah’ın lütfu var. Allah seninle ilgileniyor. Çünkü fukaralar, Allah’ın emanındadır, kimsesizler Allah’ın emanındadır, dullar Allah’ın emanındadır. Yetimler Allah’ın emanındadır. Allah onları kendi dostlarına gönderir. Allah sevdiği mümin kullarını, sevdiği sufileri ancak dostlarına gönderir. Der ki gidin derdinizi, bu dosta açın. Der ki gidin probleminizi, bu dosta açın.

Hani meşhurdu ya bir osmanlı paşası vardı. ismi aklıma gelmiyor. Hani sufinin birisi çok ağladı, çok yalvardı. Yarabbi dedi bana yardım eyle. Ben naçar kaldım. Ben perişan oldum. Sen bana bir kapı göster diye Allah’a yalvardı ve Hz. Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem hazretleri rüyada gece tecelli etti. Dedi ki filanca paşaya benden selam söyle, senin ihtiyacını görsün. Senin ihtiyacını görsün. O sufi gitti, paşanın yalısına, paşanın işte makamına, paşanın köşküne, kapıyı çaldı. Ordaki görevli dedi ki ne istiyorsun. Dedi ki ben paşa ile görüşecektim. Bakın o terbiye almış paşalar, kapıdan kimseyi göndermezlerdi geriye, o terbiye almış paşalar onun ihtiyacı varsa görün, ben şu anda meşgulüm, müsait değilim demezlerdi. O devlet erkanı, o terbiyeyi almıştı. En fukara vatandaşla dahi görüşürdü. Şimdiki siyasetçiler gibi şimdiki valiler gibi şimdiki kaymakamlar gibi kibirli, gösterişli, yanına kimseyi yaklaştırmayan kimseler değillerdi. Onlar öyle bir terbiye almışlardı veya şimdiki şeyhler gibi kapısı herkese kapalı değildi.

Şeyhefendi müsait değil görüşemezsin. Öyle değillerdi. işte ne bileyim böyle kapalı kapılar ardında değillerdi. O sufi gitti kapıyı çaldı. O paşa dedi ki çağırın gelsin. O geldi çıktı huzura, utana sıkıla dedi ki efendim dün akşam bir rüya gördüm, bir tecelliyat oldu dedi. Buyurun anlatın dedi. Dedi ki rüyamda Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri tecelli etti. Dedi ki dedi kardeşim filanca, dediğinde dur dedi, dur orada, dur. Açtı kasayı bir kese altın koydu. Dedi rüyayı bir daha anlat. O dedi ki kardeşim deyince, al bir kese daha altın, rüyayı baştan anlat. Yine baştan anlattı. Yine kardeşim deyince bir kese daha altın, bir kese daha altın… Paşa’nın kasasında kese kalmadı. Kese bitince dedi ki gerisini anlat şimdi. Dedi ki dedi sana bir kese altın versin, senin ihtiyacını karşılasın. Bakın, kardeşim sözüne, Hz. Muhammed i Mustafa’nın sallallahü ve sellem hazretlerinin kardeşim sözüne, kasasını boşalttı o paşa.

Şimdi sana bir fukara geldiyse, bir Allah’ın eli olacaksan, onun ihtiyacını gör. Bir dul geldiyse, Allah’ın eli olacaksan, onun ihtiyacını gör. Bir kimsesiz geldiyse onun ihtiyacını gör, onun kimsesi ol. Allah’ın eli ol, Allah’ın gören gözü ol, Allah’ın duyan kulağı ol. Herkes sufilikte şunu bekler. işte Beytullah’ı görsün, fukarayı gör fukarayı, fukarayı gör! Tayyi mekan etsin, Beytullah’ta tavaf etsin. Tayyi mekan et, git bir açı doyur! Tayyi mekan et, git bir açı doyur! Tayyi mekan et, git bir fukarayı doyur. Tayyi mekan et, git bir borçlunun borcunu ortadan kaldır. Tayyi mekan mı istiyorsun sen? Git kimsesizin kimsesi ol. Kendi kendine manevi haller yaşayacağım diye uğraşma. El Fahri fakri, dedi. Ben fakirlerle beraberim dedi. Sen bir fakirin ihtiyacını gör. Görmüyorsan, seninki dervişlik değil. Görmüyorsan, seninki zenginlik değil. O yüzden o veliler, o Allah dostları, Allah’ın bu manada nesidir? Süt isteyen yavruları gibidir. Onlar Allah’tan Ümmeti Muhammed için dua ederler, etrafları için dua ederler, herkes için dua ederler. Allah muhafaza eylesin. Onlar Allah’ın bu manada Hz. Pirin dediği gibi çocuğu hükümlerdirler. Rabbim cümlemizi onlardan eylesin.

“ ‘Gökten yağmur veren, rahmetiyle can vermeye kadirdir’ dediler.”

O av hayvanları dediler ki gökten yağmur veren, rahmetiyle can vermeye de kadirdir dediler. Yani yerden rızık çıkaran, yerden rızıklar çıkaran, gökten yağmurlar yağdıran her gün bu noktada bütün varlığı var eden ve varlığı ayakta tutan, varlığı yaşatan o gökleri direksiz ayakta tutan, dağları ayakta tutan Allah, bütün her şeyi yerli yerinde yapan, yerli yerinde her şeyi yaratan Allah, senin de rızkını yaratacak, senin de rızkını verecek. Aslana öyle söylüyorlar. Diyorlar her şeyi yapan odur. O yüzden gel,sen bizde anla, işte avlanmaktan vazgeç diye ne yaptılar, ona tekrar bu konuda aslana

söylediler ama aslan, yine çalışmayı tevekküle tercih edecek. inşallah önümüzdeki hafta, olmazsa bir dahaki haftaya burdan devam edeceğiz. Dokuzyüzotuzuncu beyitten inşaallah, okumaya devam edeceğiz. Konu başlığında bıraktık, inşallah Allah izin verirse, inşallah Allah ömür verirse birdahaki dersimizde, dokuzyüzotuzdan itibaren, Allah izin verirse devam edeceğiz inşallah. Rabbim cümlemizi kur’an ve sünnete sımsıkı yapışan, kur’an ve sünnete uyan kullarından eylesin inşaallah. Şimdi sorularınıza geldi inşallah sıra, Rabbim inşallah bizlere de size bilgilerini aktarmayı nasip ve müyesser eylesin.

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 3 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-6-9 • Tasavvuf Vakfı Yayınları