Mesnevi Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 917-921. Beyitler Şerhi

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 3 • 35/46

917-921. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

Selamün aleyküm. Geceniz hayırlı olsun inşaallah. Gündüzünüz hayırlı olsun. Ayınız, yılınız, ömrünüz hayırlı olsun inşaallah. Bir cumartesi mesnevi sohbetlerinde yine beraberiz. Cenab ı Hak cümlemizi kuran ve sünnete sımsıkı yapışan, kuran ve sünneti öğrenen ve yaşayanlardan eylesin inşaallah. Birkaç sohbet aranızda olamayacağız. Bir yurt dışı seyahatlerimiz olacak. O yüzden zannediyorum birkaç hafta bir boşluk olacak. inşaallah yurt dışı seyahatlerimiz bitince kardeşlerimize, arkadaşlarımıza yeniden sohbetlerin başladığını bildireceğiz. Cenab ı Hak cümlemizi hayırlı yollarda istihdam eylesin inşaallah. Bugün mesnevi 1. cilt 917. beyitten okumaya başlayacağız inşaallah:

“Çokları beladan belaya, yılandan ejderhaya sıçrarlar.”

Geçen haftadan inşaallah bir hatırlatma yapalım. Hani av hayvanları diyorlardı ki ‘çalışıp kazanan bil ki halkın itikat zayıflığı yüzünden. Harislerin boğazları miktarınca bir riya lokmasıdır. Tevekkülden daha güzel bir kazanç yoktur. Esasen hakka teslim olmadan daha sevgili ne var.’ demişlerdi ve devam ediyorlar: ‘çokları beladan belaya, yılandan ejderhaya sıçrarlar.’ Bu insanlar tevekkül etmediklerinden dolayı, kendilerince bu hırslarından, bu dünya tamahlarından, dünyalık işlerinden dolayı veyahut da bu sebeplere bakmalarından dolayı bir beladan başka bir belaya yılandan kaçarken ejderhaya tutulurlar. Yani bir örneğin kazadan veya eski tabirle kaza-i ilahiden kurtuluş gördükleri tarafa kaçarlar ama kurtuluş gördükleri taraf daha büyük bir sıkıntı olur ve böylece bir kimse bir beladan başka bir belaya hatta daha ağır bir belaya gitmiş olur. Yani bir imtihandan kaçarken

bir kimse, bir imtihan ona sıkıntı verecek imtihandan bunaldığında ondan kurtulmak için mücadele ederken, daha büyük bir belaya, daha büyük bir mücadele daha büyük bir sıkıntıya düçar olur. Bunu tarif ederken de kaçtıkları yılan ise onun normal yılandan kaçarken ejderhaya tutulmak gibi yani rüzgardan kaçarken fırtınaya tutulmak gibi küçük bir dalgadan kaçarken kocaman devasa bir dalgaya tsunami tutulmak gibi işte mesela bir kimse örnekliyorum işte fakirdir kendisi, fakirlikten kurtulmak için kendince fakirlikten kurtulacak teşebbüslerde bulunur, böyle bir teşebbüslerde bulunduğunda, işte harama bulaşmış olur, ne bileyim dünya sevgisine bulaşmış olur, fakirliğe sabrederken şükrederken hamd ederken o fakirlikten kurtulurken daha büyük belalara ve müsibetlere daha büyük bir sıkıntılara düçar olabilir. Bir kimse işte fukaradır, hani fakr-u zaruret içersinde belki de hayat yaşıyordur amma velakin aç değildir açıkta değildir ama buna hamdetmez buna şükretmez burdan kurtulmak için yanlış yollara tevessül edebilir, sıkıntılı yollara tevessül edebilir, veyahutta boyunu aşan gücünü aşan yollara tevessül edebilir. Bu sefer de hani fakirlik bir işte yılansa dünyaya dalma dünyaya aşık olma dünyanın pisliğine, sıkıntılarına bulaşma bir ejderha gibi olur. Allah muhafaza eylesin. O yüzdenHz. Pir hayvanların ağzından diyor ki insan oğlu bu hırsından dolayı işte bir beladan başka bir belaya doğru koşturur. Veyahut da yılandan kaçarken ejderhaya tutulur. Allah muhafaza eylesin.

“İnsan hile etti. Ama hilesi kendisine tuzak oldu. Can sandığı, kan içici bir düşman kesildi,(insan hile etti yani) kapıyı kapadı. Halbuki düşman evinin içindeydi. Firavun’un hile ve tedbiri de işte buna benzer masallardandı. O kin güdücü, yüz binlerce çocuk öldürdü. Aradığıysa evinin içindeydi.

Bu insan hile etti, yani firavun hile etti. Hani müneccimler toplandılar. Müneccimler toplanaraktan dediler ki firavuna senin saltanatını yerle bir edecek senin sarayını yerle bir edecek bir erkek çocuk gelecek, bu erkek çocuk senin sarayını ve saltanatını yerle bir edecek dedi.

Bu sefer firavun bütün ülkeye emir yayınladı ve bütün ülkeye emir yayınlayaraktan o sene doğmuş olan bütün erkek çocuklarını katletmeye başladılar ve müneccimler her daim buna bakıyorlardı ve her daim baktıklarında o erkek çocuğun hala da sağ olduğu ve erkek çocuğun yaşadığı görünüyordu ve firavun o erkek çocuğu yaşıyor diye bütün hafiyelerini, bütün askerlerini, bütün polislerini, bütün gizli servisini ülkenin içerisine yaydı. Nerde bir erkek çocuk doğarsa onu katlediyorlardı ve Musa Aleyhisselam’ın annesi de çocuğu doğdu, çocuğu doğunca Cenab ı Hak, hani ‘Allah Musa’nın annesine ilham etti’ ayeti kerimesi mucibince, Cenab ı Hak onun kalbine ilham etti.

Kalbine ilham edince, o çocuğu bir müddet emzirdi ve çocuğu ne yazık ki bir kutunun, bir sandığın içerisine koyup, bir sepetin içerisine koyup, Nil’e bıraktı ve Nil’e bırakınca firavun da kızıyla beraber Nil kenarındaydı ve o sandığı görünce, işte kendi kızıyla firavun dediler ki işte sandığın içerisindeki, işte mal ise, firavun dediki mal ise benim olsun, can ise senin olsun. Kızıyla böyle konuştular bir rivayette, ve askerler Nil’deki o sandığı getirirler. Nil’deki o sandığı getirince içinden küçük bir bebek çıktı.

Firavun’un kızının da çocuğu olmuyordu. O da bir şehzade ile veya kralla evliydi ama uzun müddet çocuğu olmuyordu ve çocuğu olmadığı için de müzdaripdi ve bir erkek çocuk veremediğinden dolayı sıkıntılıydı. O Firavun’un kızı bazı rivayetlerde Firavun’un hanımı olarak geçiyor, işte onu aldı. Onu sanki bir çocuk edindi, kendisi doğurmuş gibi. Ondan sonra onu lanse etti. Kendisi yeni doğum yapmış gibi ama kızı ama karısı öyle lanse ettiler ve Firavun’un bir oğlu olduğu söylendi ve Firavun’un veyahut da işte o günkü o kralın Firavun’un kızının oğlunun olduğu söylendi. Bazı rivayetlerde Firavun’un hanımı olarak geçiyor. Bazı rivayetlerde de Firavun’un kızı olarak geçiyor. Tarihi bir şey, çok önemli değil o kadar da ve işte böyle bir kurbanlar kestiler, hediyeler dağıttılar. Herkese haber verdiler ve aynı zamanda da bir süt anne aramaya başladılar. Çünkü o gün, o ana kadar sarayda ne kadar kadın varsa onların memesini emmiyordu ve işte halka ilan ettiler. Dediler ki işte saraya bir süt annesi alınacak. Firavun’un çocuğunu emzirecek diye ve Musa Aleyhisselamın annesinin yine Cenab ı Hak gönlüne ilham etti. Gönlü onun vahyedince o koşa koşa gitti ve Musa aleyhisselam kendi annesinin memesini aldı ve Firavun’un sarayında Cenab ı Hak Musa’yı büyüttü.

Firavun hile etti. Hz. Pir burda bize bir işaret ediyor. Diyor ki insan hile etti ama hilesi kendisine tuzak oldu yani insanoğlu hile ediyor ama hilesi onun kendisine tuzak oluyor. Can sandığı kan içici bir düşman kesildi ve can sandığı o sandığın içerisindeki can onun için ne oldu? Kan içici oldu. Çünkü Firavun’un bütün sarayını yerle yeksan eden ve Firavun’un ölümüne sebep olan Musa oldu. Kapıyı kapadı, halbuki düşman evinin içindeydi. Yani Firavun, normalde bütün çocukları katlediyordu ama asıl katledilecek çocuk, asıl öldürülecek çocuk sarayın içindeydi ve Firavun’un hile ve tedbiri de işte buna benzer masallardandı. O kin güdücü yüzbinlerce çocuk öldürdü, aradığı ise evin içindeydi. Rivayet edilir ki yetmişbin erkek çocuk öldürdü. Bakın yetmişbin. Bazı rivayetlerde yediyüzbin, bazı rivayetlerde yedi milyon olarak geçiyor ama yani normalde o rivayetlerin hangisi ne kadar doğru bilinmez ama normalde yedi sene boyunca. Çünkü her müneccimler baktıklarında o kendisinin sarayını yerle yeksan edecek olan

çocuğun yaşadığı söyleniyordu. Yaşadığı söylendikçe firavun, bütün ülkesindeki çocukları katletmeye devam ediyordu ve o işte o kin güdücü yüzbinlerce çocuk öldürdü, aradığı ise evinin içindeydi yani Cenab ı Hak bir şeyi takdir ettiyse, senin tedbirin o takdiri bozmuyor. Tedbir takdiri bozacak diye bir kaide yok.

Ha biz bu noktada ehl i sünnet olarak böyle mi düşünürüz? Hayır. Çünkü burada bir şerh düşmek lazım. Nasıl şerh düşmek lazım, mesela kaza ve kaderi değiştirebilecek olan, değişmesinin mümkün olduğuna dair rivayetler var. Mesela Hz. Peygamber sallallahü vesselam hazretleri hani çok sadaka belayı def eder diyor yani sadaka vermek belayı def eder. Çok dua etmek, belayı def eder. Hadisi şerifler var anne ve babaya iyilik etmek, özür dilerim belayı def ediyor. Sılaryı rahim yapmak, insanın ömrünü uzatıyor. Böyle olunca hani kaza ve kader değişmez inancı ortadan kalkmış oluyor. Aslında bu kaza ve kader inancının, iman ediyoruz ama bunun anlaşılması için bu meselenin yeniden analiz edilmesi lazım yani bazı rivayetlere bakarakdan biz, hani bunun kaza ve kaderin hiç değişmeyeceğini, yani kaza ve kaderin hiç değişmeyeceğini, bu konuda hani her şey yazıldı bitti, bir şeyin değişmesi mümkün değil, senin başına gelecek olan bir şey gelecek. Böyle bir algı böyle bir algı insanları cebriyeye götürüyor. Çünkü mesela Cenab ı Hak başka bir ayeti kerimede de bir yaşatılana ömür verilmesi de ömründen eksiltilmesi de mutlaka kitapta yazılıdır diyor. O zaman ömrünün hani uzayıp kısalacağına dair bir ibare olmuş oluyor. Ömrün kısalıp uzamasını mümkün olduğunu söyleyenler bu ayeti kerimeyi kendilerince ölçü olarak kabul ediyorlar ve yine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kazayı ancak dua önler ve ömrü ancak iyilik arttırır hadis-i şerifi de bu ayeti kerimeyi desteklemiş oluyor.

Evet biz hani ecel ne bir adım öne, ne bir adım sona sonraya dediğimizde yani yine ecel Allah’ın takdiriyle bu noktada Allah’ın takdirini değişmez olarak görmek, biraz cebriyeye giriyor. Yani eğer Cenabı Hak değiştirirse bütün her şeyi değiştirebilir. Hani bir hadisi şerif daha var, şeyle alakalı, miraçla alakalı. Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri miraca çıktığında, kalemin cızırtısını duyuyor. Cebrail Aleyhisselama diyor ki bu nedir? Cebrail Aleyhisselam da bu kalemin cızırtısıdır. Ne yapıyor ki diyor. Ne yapıyor ki deyince kalem hala daha Allah’ın dediklerini yazıyor ve Allah’ın dediklerini siliyor. Yani yazmaya ve silmeye devam ediyor diyor. Böyle olunca demek ki kazanın değişmesi veyahut da işte bazı şeylerin önlenmesi mümkün oluyor. Yine başka bir hadis-i şerifte de Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri, ‘sadaka Rabbin isyan edene karşı öfkesini söndürür ve kötü ölümü önler’ diye hadisi şerif var. O zaman yani bir

kimse sadaka verince Cenab ı Hakkın öfkesini söndürüyor. Yani cömertlik yapmak, insanlara iyilik yapmak, insanlara hani en azı tebessüm etmek ya tebessüm etmek, Allah’ın öfkesini söndürüyor, kötü ölümü önlüyor. Kötü ölümle ne? En kötü ölüm Allah muhafaza eylesin bir kimsenin imansız gitmesi. O zaman sadaka vererekten, insanlara cömertlik yaparaktan, mesela bir kimsenin ilmini dağıtması bir sadakadır işte bir kimsenin parasını dağıtması sadakadır, bir kimsenin tebessüm etmesi sadakadır, bir kimsenin eşine, çoluğuna, çocuğuna yedirmesi içirmesi sadakadır. Bunun gibi. Demek ki bir kimse böyle cömertlik yaparsa o cömertlik onun hem Allah’ın öfkesinin sönmesine aynı zamanda da kötü ölümle karşılaşmasını önlüyor. Yine başka bir hadis-i şerifte ‘kim elinin geniş, rızkının bol olmasını ve ecelinin geç gelmesini arzu ederse, sılayı rahimde bulunsun diyor. O zaman bakın bunlar demek ki Cenab ı Hakk’ın kazasını, Cenab ı Hakkın bu noktada kaderi ilahisini değişebileceğine dair olan rivayetler. O yüzden bu kader ve kaza meselesini analiz ederken, insanların dikkatli analiz etmeleri lazım yani dua eğer kazayı değiştirmiyorsa insan şöyle düşünebilir çünkü dua etmenin ne anlamı var veyahut da cömertlik kazayı, kaderi değiştirmiyorsa, bir kimsenin o zaman dua etmesi, zikretmesi, ibadet etmesi, hayırlı ameller işlemesinin bir anlamı kalmıyor düşüncesi olur ki Allah muhafaza eylesin bu da sıkıntılı bir şey olur. Yine mesela Hz. Ömer radıyallahu anh hazretlerinin meşhur duası var ya hani bu böyle Cenab ı Hakkın bazı şeyleri yazıp sildiğine dair önemli bir rivayet. Hani diyor ya Ey Rabb’im Eğer beni şekavet ehli ve günahkarlar arasında yazdın ise beni sil. Saadet ve mağfiret ehlinin içinde sabit kıl. Şüphesiz ki sen dilediğini siler, dilediğini sabit kılarsın ve ümmül kitap senin katındadır. Bu, bize büyük bir ümit kapısı.

Demek ki bir kimse duayla, zikirle, cömertlikle, namazla, başına gelecek olan bela ve musibetleri hayırlısıyla def etme, bu bela ve musibetlerden kurtulma, veyahut da kaza ve kaderle alakalı meselede üzerine yazılmış olan ne varsa kendisine ağır gelecek meselede üzerineyazılmış olan varsa kendisine ağır gelecek şeyler, bunlardan kurtulabileceğine dair bunlar işaret. Ama biz kendi kendimize kalkar da işte kaderimiz böyleymiş, değişmeyecek dersek bu cebriyeye giriyor Allah muhafaza eylesin. Bu fakir o yüzden hep derslerde de dedim ki kaderi şöyle anlıyorum, benim doğumum ve ölümüm yani muhakkak öleceğim ama ölümümün zamanı değil. Doğumum benim elimde değildi. Bu benim kaderim.

O zaman şöyle bakabiliriz meseleye. Dağların işte sıra dağlar gibi sıralanması bir kaderdir. Bir insanın fıtratı yani erkek veya kadın olması kaderdir. Gözünün üstünde kaşının olması kaderdir. Kirpik işte, kirpiğinin büyümemesi bir kaderdir, saçının büyümesi bir kaderdir, ağzının yüzünün

önünde olması bir kaderdir, işte ensesinde burnunun olmaması bir kaderdir. Kaderi Ben böyle değişmez fıtrat olarak görüyorum. Hani hadis-i şerifte de dağların yerinden oynayacağına inanın ama insanın fıtrafının değişeceğine inanmayın diye, o hadis-i şerifi bir kader olarak algılıyorum. Yoksa insanın başına gelen şeyleri savuşturmaya çalışması veya başına gelen şeylerle alakalı değişikliğe gitmesi veya bir şeyi istemesi, bir şeyde mücadele etmesi, kaderle pençeleşmek olarak görmüyorum.

Kaderle pençeleşmek insanın fıtratı ile pençeleşmesi. Hani bir erkeğin işte doğurmaya kalkması. Bu kaderle pençeleşmesi, bunun fıtratı değil. Hiçbir erkek kadınlar gibi hamile kalıp doğuramaz. O yüzden hiçbir kimse bu noktada fıtratının üzerinde küfre düşüp değişikliğe gitmesin. Kadınlaşmaya çalışmasın. Hiçbir kadın ne yaparsa yapsın erkek olamaz. Bu ne yapacak o zaman? Fıtratın üzerinde değişikliğe gidip de kendi kendine zulmetmesin, küfre düşmesin, böyle bir değişikliğe gitmesin. Allah muhafaza eylesin.

O zaman bizim kadere bakış açımız daha farklı olması lazım. Kadere bakışımız, daha farklı noktalarda cereyan etmesi lazım. Demek ki dua başımıza gelen bela ve musibetleri def etmede, zikir başımıza gelen bela ve musibetleri defetmede, cömertlik başımıza gelen bela ve musibetleri defetmede veya bir hayrı celbetmekte. Mesela bir kimse bir hayra ulaşmak istiyorsa bu dairede de hadisler var. Hani oruç tutması, onun cömertlik etmesi, sadaka dağıtması, fakirleri doyurması, bir sıkıntıda olan bir kimsenin sıkıntısını ortadan kaldırması, onun başka bir sıkıntıdan kurtulmasına, başka bir problemden kurtulmasına vesile olacak. O yüzden hani duayı, zikrullahı, namazı, Allah’a yalvarmayı, Allaha yakarmayı, cömertliği, mesela hacca gitmeyi, umreye gitmeyi, bunları muhakkak muhakkak önemsememiz gerekiyor.

Hani, Cenab ı Hak Beytullah’ta yapılan duaları kabul ediyor, zikrullahta yapılan duaları kabul ediyor, farz namazlardan sonra yapılan duaları kabul ediyor, seher vaktinde yapılan duaları kabul ediyor, ezan ile kamet arasındaki duaları kabul ediyor. Böyle olunca yani bir kimsenin dualarının kabulu, bu meselede insanın başına gelen bela, musibet, sıkıntıların defi için bir pencere açmış oluyor. insanoğlu bela ve musibet, sıkıntının içerisinde inim inim inlerken, Allah’ın ona yardım etmemesi, Cenab ı Hakkın ona kapılarını kapatması ve Rabbin ona bir çıkış yolu göstermemesi, Allah’ın rahmet, merhamet, mağfiret, sıfatlarının sanki ortadan kalkması gibi oluyor. Allah muhafaza eylesin.

O yüzden kıymetli dostlar ben her zaman için derim, bir ümit kapısı vardır. Sen yeterince dua etmemişindir. Bir umut kapısı vardır Sen yeterince Allah’ı zikretmemişsindir. Bir çıkış yolu vardır. Sen secdelere kapanıp yalvarmamışındır. Sen Rabbini unutmuşsundur. Rabbini sen unuttuğun için

Allah seni unutur. Sen Rabbine sırtını dönmüşsündür. Sen Rabbine sırtını döndüğün için o sana sırtını dönmüştür. Sen bir yerde büyük konuşmuşsundur, kibirlilik yapmışsındır, Allah senin burnunu sürtmeye kalkmıştır. O yüzden yapmış olduğum kibirliliği bul, Allah’a tövbe et, Allah’a yüz sür, Allah’a secde et, Allah’a yalvar yakar. Ben nerde yanlış yaptım de, ben nerde eksiklik yaptım de. Ya Rabbi beni affeyle. Yarabbi beni muhafaza eyle. Yarabbi nerde bir şatahat yaptıysam, nerde bir şatafatta bulunduysam, nerde senin hoşuna gitmeyecek bir amelde bir fiilliyatta bulunduysam beni affeyle. Beni Affeyle ki bu başımdaki musibeti başımdan kaldır. Başımdaki bu sıkıntıyı kaldır diye dua etmeliyiz. Çünkü öbür türlü bütün insanlık veya müslümanlar bir kabz haline düşecekler. Hani hadis-i kutsi de duanız olmasaydı ne işe yarardınız dedi. E o zaman madem ki dua bir şey değiştirmeyecek, o zaman dua etmek ne işe yarar diye insanoğlu kalkar bunu söyler. Bu meseleyi toparlamamız gerekirse, evet dua etmek kazayı def eder, bakın kazayı def eder, dua etmek belayı def eder, dua etmek, zikretmek, namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek, hacca gitmek, iyi amellerde bulunmak, salihlerle beraber bulunmak, zikir halakalarında bulunmak, merhamettir, rahmettir, berekettir, lütuftur, ikramdır. Her türlü beladan, musibetten, sıkıntıdan, günahlardan arınma yoludur. Allah bizi onlardan eylesin.

Yine özür dilerim, ibni Mesut bunu da naklediyor. O da dua ediyor. ibni Mesut malum sahabenin fıkıhça önde olan alim zaatlarından birisi ve ibni Mesud dua ediyor. Allah’ım eğer beni saitler arasında yazdın ise, onların arasında bırak. Sait, kurtuluşa erenler. Hani fatihanın sonunda dua ediyoruz ya, Ya Rabbi bizi salihlerle beraber eyle. Bakın eğer değişmeyecekse, fatihanın sonunda neden Cenabı Hak duayı koysun bizi salihlerle beraber eyle diye ve bizleri delalete eyleme. Fatiha’nın sonunda bu var, o yüzden sakın kaderi değişmez, cebriye noktasında kazayı değişmez, cebriye noktasında algılamayalım. Yani bir kısım eski kitaplarda veya da bir kısım bu meseleye tam vakıf olamamış kimselerin veyahut da hiziplerin, yolların içerisinde bulunanlar cebriyeye düşüyor veya kaderiyeye düşüyor. Allah muhafaza eylesin. O yüzden biz kadere iman ederiz. Kazanın, Allah’tan olduğuna da iman ederiz. Ama bunların değişmeyeceğini düşünmeyiz. Ben öyle düşünmem, ben öyle iman etmem. Allah muhafaza eylesin. Ben dua ile zikirle yalvarma ile hani iyi amellerle, salih amellerle, Allah’ın insanların üzerinde ve bizim üzerimizde takdir ettiğinin değişeceğine inanırım. Ha değişmeyeceğine dair hadisi şerifler var mı? Var. Evet onlara da biz bakarken bu minval üzerinden bakacağız.

Hani az önce dediğim gibi insanın fıtratının değişmemesi yani işte bir erkeğin erkekliğinin değişmemesi. Ne kadar ameliyat olursa olsun, ne tarafını

ne kadar kestirirse kestirsin, görüntü olarak ne kadar kadına benzerse benzesin, sonuçta o erkek doğuramayacaktır. Sonuçta o erkek kendi rahim olmayacaktır onda. Kadınlar gibi regl olamayacaktır, yumurtlayamayacaktır. Bir kadın ne kadar erkek olursa olsun, görüntü olarak da ne kadar erkeğe benzerse benzesin, asla onda bir cinsel uzuv olmayacak, asla bir erkek gibi cinsel uzvu olmadığı gibi bir erkek gibi de işlev göremeyecek. E o zaman hadis i şerif tecelli ediyor. Yani kader o zaman fıtratın değişmemesi oluyor. Bir insanı ne yaparsanız yapın, örnekliyorum bunu yani gözünün arkasında, beyninin altında, omuriliğinin altında gözü olmayacak veya ne yaparsanız yapın gözü tepesinde olmayacak, ne yaparsanız yapın burnu ensesinde olmayacak. Olmayacak bakın! Sebep? Cenabı Hak onun kader olarak onun fıtratını tesbit ett. Onun fıtratını oluşturdu ve onu kadere bağladı. O yüzden normalde onun fıtratının değişeceğine inanmayın. Değişmeyecek olan bunlar veya bir kimsenin doğumu, o insanın kendi cüzi iradesinde değil. O zaman bizim doğumumuz kader. Bizim kadın ve erkek olarak doğmamız da kader.

O yüzden nerden ben kadın doğdum nerden ben erkek doğdum gibi söylentiler de ne olmuş oluyor, isyan oluyor, küfür oluyor ve yine ibni Mesud’un duasına geliyoruz. Diyor ki beni saitler arasında yazdın ise onların arasında bırak, eğer şakiler arasında kaydettin ise beni sil saidler arasına yaz. Şüphesiz ki sen dilediğini siler, dilediğini sabit kılarsın. Ümmül kitap senin katındadır. Demek ki bu hadis i şeriflerden anlıyoruz ki kazayı duanın önleyeceği, iyilik etmenin, sıla-i rahim yapmanın, Rabb’inin öfkesini dindireceği, açıkça beyan ediliyor ve hem Hz. Ömer’in hem de ibni Mesud’un dualarından da anlıyoruz ki levh-i mahfuzda bir şey yazılı olmuş olsa dahi Cenab ı Hakkın kudret ve kuvveti ile rahmet ve bereketi ile onun silineceğini, yenisinin de yazılacağını duyuyoruz ve aynı zamanda da o sözümün, sohbetin başında söylediğim miraç hadisesinde kalemin cızırtısını duydum ve kalem hala da yazıp siliyordu hadis i şerifini asla unutmayacağız. Cenab ı Hak yazdığını sadece kendisi siler, sildiğini de sadece kendisi yazar. O zaman biz böyle bir şey mümkün değil gibi düşünerekten dua etmeyi bırakmayacağız. Böyle bir şey mümkün değil diyerekten iyilik yapmayı bırakmayacağız. Böyle bir şey mümkün değil diyerekten ümit kapımızı kapataraktan, ibadetimizi terk etmeyeceğiz.

Kıymetli dostlar, hiçbir zaman ümidinizi kaybetmeyin. Kimler ümitlerini kaybeder? Şeytan kalbine oturduysa o kimse ümitsizlik lağımına düşer. Allah muhafaza eylesin. Hiçbir hastalık yoktur ki bakın hadis i kutsi, hiçbir hastalık yoktur ki Allah onu yaratmazdan önce devasını yaratmamış olsun. O zaman bize düşen, hastalıklara karşı onun devasın araştırmaktır. Onun

devasını aramaktır. O yüzden ümitsizlik yok. Muhakkak ve muhakkak bir ümit kapısı var. Sen dua et, sen yalvar. Sen Allah’ı zikret. Sen Allah’tan istemeye devam et. O muhakkak duyucu, muhakkak görücüdür. Muhakkak ki istenilmek onun hoşuna gider. Muhakkak ki ondan, ona yalvarılmak onun hoşuna gider. Hiçbir zaman şunu unutmayın. Biz fatiha-i şerifenin sonunda hep dua ederiz. Bizi inam ettiğin, ihsan ettiğin o peygamberler, o salihler, o veliler, o Pir Efendiler var ya, evet, bizleri onun yanında eyle, onların yolunda eyle, onlarla beraber eyle. Amin. Bizleri delalete düşen, sapkınlığa düşen yani kur’an ve sünnetten uzaklaşan, kur’an ve sünnete aykırı hareketler edenler, yani kur’an ve sünnetin yasakladığı her türlü içki, zina, fuhuş, uyuşturucu, eşcinsellik, Allah’ın lanetlediği hal ve hareketlerden yani delalete düşürdüğü, Allah tanımaz, peygamber tanımaz, kitap tanımaz hallerden bizleri uzak eyle. Amin ve bunun eğer duanın bir kıymeti olmamış olsaydı, ümmül kitap olarak anılan fatiha-ı şerifede bu dua olmazdı ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yatsı namazından sonra hiç terk etmediği ve muhakkak yatsı namazından sonra, Bakara’nın son ayetlerini de inşallah unutmayalım devamlı okunan. Allah muhafaza eylesin.

O yüzden bu hadisi şerifler ışığında bakarsak, biz kaza ve kadere farklı bir pencere aralamış, farklı bir pencere koymuş oluruz ki bu da ayetle ve hadis-i şeriflerle ve ashabın davranış biçimiyle bellidir. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde biz asla ve asla kaza ve kaderin bu manada, benim dediğim manada, değişmeyeceğine inananlardan değiliz. Ha fıtrat demiyorum bakın. Başına gelecek olan bela ve musibetlerin sadaka ile yani cömertlikle bakın sadaka deyince sadece para aklınıza gelmesin ama zenginler içinde tebessüm etmek değil sadaka. Yani senin paran pulun varsa canım kardeşim, sen öyle tebessüm ederekten sadaka edeceğim diye uğraşma. Senin paran pulun var. Sen para vereceksin. Senin ilmin var. Sen ilmini yayayacaksın. Bir hurma ile de olsa cehennem ateşi yarım hurma ile de olsa cehennem ateşinizi söndürünüz. O yüzden aza çoğa bakmayacaksınız, cömertlik yapacaksınız. Etrafınızdaki fakir ve fukaraya, ihtiyacı olanlara ne yapacaksınız? Merhamet edeceksiniz, onlara bu manada sadaka vereceksiniz. ilmi olanlar kıyıda köşede kenarda oturmayacaklar evlerini kendince, evlerindeki rahat koltuklarını kendilerine yurt edinmeyecekler. ilmi olanlar ama kitap yazaraktan ama sohbet ederekten ama ev ev dolaşaraktan, mahalle mahalle dolaşaraktan ne yapacaklar insanlara ilimlerini yayacaklar. insanlara nasihat edecekler.

Devlet başkanının kur’an ve sünnete hükmetmesi cihattır, o da oturacak. Kur’an ve sünnetle hükmedecek, insanlara zulmetmeyecek. Kur’an ve sünnetin dışında bir kanun çıkarmayacak. Kur’an ve sünnetin içerisinde kanunlar

çıkararaktan insanların kur’an ve sünneti yaşamalarına vesile olacak ve onun da bu meselede gayreti böyle olacak. Herkes için ne yapacak, herkes için hasenat defterini doldurmaya bakacak. Yani benim kaderim cebriyeciler gibi, benim anlıma cehennemi yazdı. Ben cehenneme gideceğim. Benim anlıma cenneti yazdıysa ben cennete gideceğim. Ne cennetlik amel işlemeye, ne de cehennemlik amel işlemeye gerek yok düşüncesinde olmayacak. Veyahut da kaderiyyenin farklı bir fraksiyonu gibi ne başımıza gelecekse gelecek, biz rüzgarın önünde kurumuş yaprak misaliyiz demeyecek. Kendisini makine de görmeyecek, cebriye. Kendisinin rüzgarın önünde yaprak gibi de görmeyecek, bu da ne, kaderiye. Biz ikisinin ortasındayız. Biz duamızın, zikrulllahımızın, namazımızın, ibadetlerimizin ehemmiyetli olduğunu, önemli olduğunu ve kim cennetlik amel işlerlerse önemli olduğunu ve kim cennetlik amel işlerse Cenabı Hak onları cennete koyacağını vaat ettiğini, bu ümitle biz cennetlik ameller işlemeye gayret ederiz. Kim Allah’a aşık olursa, Allah’ın da ona aşık olacağını ve Allah’ın ona aşık olduğunda Allah’ın her şeyine onun kefil olacağına inanırız. O yüzden biz kendimizce kendi dairemizde kaza ve kadere böyle bakar, böyle iman ederiz. Allah bizi Kur’an ve sünnet dairesini iyi anlayan, kur’an ve sünnet dairesini idrak eden, kur’an ve sünnet dairesini yaşayan kullarından eylesin inşallah.

“Mademki bizim gözümüzde birçok illet var, yürü kendi görüşünü dos-

tun görüşünde yok et.”

Yani bizim zahir gözümüzde pek çok nefsani hastalıklar var. Bu hastalıklar sebebiyle biz her şeyin iç yüzünü görmeyebiliriz, göremeyiz ve bu zahir gözle biz batını da bilemeyiz. O zaman biz ne bizim Cenab ın Hakkın bizim üzerimizde takdirini bilebiliriz ne de Cenabı Hakkın bizim üzerimizde herhangi bir şey koyduğunu bilebiliriz. O zaman biz ne yapmamız lazım? O zaman biz kendi görüşümüzü terkedip, biz Hakkın ve hakikatin yolunda, Hakkın ve hakikatin dairesinde duranların görüşlerine bakmalıyız. Birinci derecede kur’an bize ne diyor. Biz Kur’an’ın görüşüne bakmalıyız. ikinci derecede Hz. Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem hazretleri ne diyor? Biz onun görüşüne bakmalıyız. Üçüncü derecede biz imamların, fıkıh imamlarının, akayit imamlarının görüşlerine bakmalıyız. Dördüncü derecede biz üstadımızın görüşlerine bakmalıyız. Biz kendi görüş ve reyimizi Hak ve hakikat görüp, kendi görüş ve reyimizi kendi dairemizde ilahlaştırmamalıyız. Mesele din ise o zaman dinin görüşü bellidir. Ne yazık ki son dönem veya ilk dönem hiç önemli değil, insanların büyük bir çoğunluğu, kendi görüşlerini ilahlaştırılmasıdır. Bilhassa cahil ve avam insanlar, kendi görüşlerini ilahlaştırırlar. O yüzden bizim gözümüzde dünya, kalbimizde dünya sevgisi vardır, kalbimizde bizim Allah ve Resul’ünün sevgisi

oturmamıştır, oturmadığı için bizim görüşümüz de bulanıklık, bizim görüşümüzde eksiklik, noksanlık vardır ve bizim görüşümüzdeki bulanıklığı ve eksikliği biz farkedemeyiz, nefsimize uydumuzdan dolayı. Hani kur’an ve sünnette itaat eden, kur’an ve sünnetten ilham alan kimselere itaat eden bir kimse bu meselede yanılgıya düşmekten kurtulur. Cenab ı Hak da zaten ayet-i kerimede Allah’a itaat et, resulüne itaat et, sizden olan emir sahiplerine itaat edin diye bize yolumuzu çizmiş. O zaman biz dini bir meselede veyahut da dünyevi bir meselede, bizi ilgilendiren bir meselede, kendi heva ve hevesimizi ilahlaştırırsak, kendi nefsaniyetimizi ilahlaştırırsak, bizim yolumuz sapar ve biz çok büyük illetlere, çok büyük dertlere düçar oluruz. Ama biz kurana, sünnete, imamların içtihatlarına, velilerin görüş ve düşüncelerine, hani siz bilmiyorsanız zikir ehline sorunuz, ayeti kerimesi mucibince, biz eğer bunlara müracaat edersek, o zaman görüşümüz aydınlanacak, yolumuz aydınlanacak. Bir şey hoşunuza gitmeyebilir çünkü. Biz hoşumuza gitmeyen, nefse bu zor gelir. Nefse zor gelince, nefis ordan geri döner. Nefsin hoşuna gitmeyen şeyler, böyle insanlar için zul gibi gelir.

Oysa bizim nefsimizdeki hoşuna gitmeyen nice hakikatler vardır. O hakikate ram olmak, o hakikate tabi olmak nefsi ezip şeytanı def edip o hakikate tabi olmak bizi her türlü dünyevi ve uhrevi sıkıntılardan kurtarır ama ne yazık ki insanoğlu kendi nefsaniyetini, heva ve hevesini ilahlaştıran bundan dolayı kur’an ve sünnetin, imamların içtihadının ve aynı zamanda velilerin bakış ve görüşünü terk ediyorlar. Terk edince de ne yazık ki başları beladan kurtulmuyor, gözleri karanlıktan kalpleri de nifaktan ne yazık ki sıyrılmıyor. Oysa Bakara 216: ‘hoşunuza gitmediği halde, cihad üzerinize farz kılınmıştır’ diyor. O zaman bakın bir şey hoşumuza gitmiyor, cihad etmek hoşumuza gitmiyor, malımızla cihat etmek hoşumuza gitmiyor, canımızda cihad etmek hoşumuza gitmiyor, ilmimizde cihad etmek hoşumuza gitmiyor. Biz heva ve heves hoşumuza gidiyor. Evin köşesinde oturmak hoşumuza gidiyor. Bu gece zikrullah var hadi ya evde ben zikrullah yapayım, hoşumuza gitmiyor. Evden dışarı çıkıp zikrullah yapmak, üç kişi beş kişi toplanıp Allah’ı zikretmek hoşumuza gitmiyor. Allah’ı zikirle hemhal olmak hoşumuza gitmiyor ve evimizde oturaraktan, zikrullah halakasına oturmadan, dervişlik yaptığımızı zannediyoruz ve kalkıyoruz kendi kendimize hoşumuza gitmeyen ibadetleri, hoşumuza gitmeyen, bize sıkıntı veren o fiiliyatları terkedip, heva ve hevesimizin hoşuna giden, şeytanın hoşuna giden bir hal ile halleniyoruz.

Nerde haram işleniyor, nerde düğün dümbek var biz oraya gidiyoruz ama zikrullah var, zikrullah olunca da biz çeşitli bahaneler üretiyoruz biz. Nerde düğün dümbek var, nefsimizin hoşuna giden bir şey var, nerde lüks

restoranlarda yemek yemek var, nerde bilmem hangi beş yıldızlı, beş boynuzlu otellerde tatile gitmek var, bunlar bizim nefsimize hoş geliyor ama nerde zikrullah var, nerde sohbet var bizim nefsimizin hoşuna gitmiyor. Bu sefer ne yapıyoruz biz, nefsimizin hoşuna gittiği yerlere gidiyoruz. Bir zamanlar öyle demişlerdi, biz denize gidiyoruz bikinilerimizi de giyiyoruz, hiç kimse olmuyor bizim orda Allah da mı yok dedim, sizi görmüyor mu orda? Kadının göbek deliği ile diz kapağı arası kadınlara da haram. Kadın kadına olsa da haram. Nasıl gidersiniz? Bu nasıl bir dervişlik! Bu nasıl bir dervişlik heva ve hevesinize düşmüşsünüz. Ümmeti muhammed yangınlar içerisinde yanarken heva ve hevesine düşmüşsün sen. Ümmet i Muhammed’in kanı akarken, Ümmet i Muhammed’in canı yanarken, Ümmet i Muhammed paramparça olurken, Ümmet i Muhammed her an, her yerde, her tarafta, sıkıntının içindeyken, sen zevk ü sefada olacaksın! Bu nasıl müminlik ya! Bu nasıl müminlik! Bu nasıl müminlik ki senin kardeşin cayır cayır yanarken, sen sefada olacaksın. Hoşumuza gitmiyor.

Cihad etmek hoşumuza gitmiyor. Malımızla cihad etmek hoşumuza gitmiyor. O malı çünkü sen kazandın. Senin kafan çok çalıştı. Senin öyle kafan çalışıyor, öyle akıllısın, öyle akıllısın, aklın padişahısın sen. Allah yok çünkü orta yerde, nefsinin hoşuna öyle gidiyor ve sen öyle ilim sahibisin, öyle ilim sahibisin, öyle ilim sahibisin ki senden başka alim yok! Herkes gelsin senin kapına, senden öğrensin. Sen öylesine şeyhsin, öylesine şeyhsin, öyle şeyh, öylesine şeyhsin ki ağır taş yerinde yakışır deyip oturacaksın köşede. Herkes gelecek senin elini öpecek. Sen öylesine büyük alimsin, öyle sen büyük şeyhsin sen! Allah muhafaza eylesin. Kibir! Sen öylesine büyük dervişsin ki, bütün dervişler gelip senin elini öpecek! Hatta hal sende var, kal sende var, sen daha nediyorsun sen, gözünü kapattığında bütün alem senin gözünün önünde. Senden başka büyük derviş yok! Sen otur köşede.Ya orda avam Allah’ı zikretsin. Onlar çok da zikredecek daha ya. Sen ne yapacaksın, sen evinde otur, sen evinden ayrılma, öyle ya, sen koltuğundan ayrılma! Olur ya, o koltuğa bir başkası oturur. Allah muhafaza eylesin. Hoşumuza gitmiyor mücadele etmek, koşmak hoşumuza gitmiyor. Yoruluyoruz çünkü ya. Ay çok yoruldu arkadaş ya! Yol gitti ya! Kolay bir şey mi ya? Ya biraz da evinde otursun ya, bir nefeslensin. Evde eşi yok mu onun, evde çocuğu yok mu? Onların da hakkı var. Otur evde oh ala ya! Büyüt göbeğini de, her tarafını büyüt. Otur evde sen.

Sen açıları düşünme, sen dervişlik yapma, sen sufilik yapma, sen zikrullahı yapma. Sen dersini çekme. Sen namazı kılma ama dervişlikte en önde ol sen. Sen git üstadının yanında da böyle bir otur, hımmmm yap, her şeyi kap git sen. Bizde böyle. Hoşumuza gitmiyor. Mücadele etmek, cihad etmek,

koşmak, koşuşturmak, ter akıtmak, para akıtmak, ilmini akıtmak, hoşumuza gitmiyor. Biz beş yıldızlı oteller gibi evlerimizde baş köşede oturacağız, bizim müminliğimiz öyle olacak. Allah muhafaza eylesin. Oysa Cenab ı Hak ayet-i kerimede devam ediyor. Bakara 216: ‘Bir şey hoşunuza gitmediği halde sizin için hayırlı olabilir.’ Sizin cihad etmek hoşunuza gitmeyebilir. ilminiz de amil olmak hoşunuza gitmeyebilir. Siz kapı kapı, insanların önünde tevazu edip, onların hor ve hakir bakışlarının önünde, Allah’ı anlatacağım demek hoşunuza gitmeyebilir. Gideceksin şimdi orda üç dört kişi var. Aman, cahil. Sen alim insansın. Sen iyi dervişsin. Onlara şimdi dervişlik anlatacaksın, adam sana tepeden bakacak. Nerden geldin diyecek. Yine mi geldin diyecek. Yemek mi istiyor diyecek, su mu istiyor diyecek, kesin para ister bizden diyecek, kesin işte arabasına ondan sonra benzin doldutturacak diyecek, kesin ima edecek, bana para verin diyecek. Aman ya! Ya gittin, ne yapmağa gideyim sohbet edeyim onlara ben şimdi ya! Kıymetimi mi biliyorlar diyecen, sen köşede oturacaksın.

Sen ağa adamsın, sen derviş adamsın, sen mürşid adamsın, sen şeyh adamsın, sen alim adamsın ya! Allah Allah! Sen zengin adamsın canım kardeşim. Herkes senin kapına gelsin aman işte hacı baba, aman hacı abi, aman abi, aman kardeşim. Senden iyi mümin yok! Senden iyi kimse yok! Biraz bizim derneğimize yardım et. Bizim biraz vakfımıza yardım et sen biraz bizim işte gideceğiz bir de onun önünde el ovuşturacaklar senin önünde. Sen böyle kibirleneceksin. Sen böbürleneneceksin. Müslümanların doğru yapmadıklarını, en doğrunun sen olduğunu, müslümanların iyi olmadıklarını dervişlerin iyi olmadıklarını, hepsini de sen kötülüycen, ondan sonra sen diyeceksin. Alın bu beşlirayı da hadi bakayım, hadi orda çalışmalarınıza devam edin ama kendinizi düzeltin. Sen zengin adamsın ya! Senin kafan çok çalışıyor. Sen çok kafası çalışan adamsın. O yüzden herkes senin önüne gelmesi lazım! Sen nesin ki ya! Sen makam sahibisin bir de. Aaa tabi, sen milletvekilisin sen belediye başkanısın, sen meclis üyesisin, sen önemli partinin, önemli bir üyesisin. Sen il başkanısın, sen ilçe başkanısın, sen yönetim kurulundasın! Olur mu ya, herkes senin etrafına gelecek. Herkes gelecek benim şöyle bir işim var. işimi hallede bilir misin, böyle bir şeyim var, bunu halledebilir misin. Sen kibirlene seksin, sen böbürleneceksin, sen tepelerde dolaşacaksın, sen sıradağları sen yarattın. Tabii, ya sen! Senin yanına gelirken yüzonsekiz tane kapıdan geçmesi lazım. Sen öylesin. çünkü. Allah muhafaza eylesin.

işte bunlar, bunları terk edip, böyle düşünmemek. Allah için tevazu sahibi olmak. Allah için Allah yolunda koşturmak, bizim nefsimizin hoşuna gitmeyebilir. Ama o Allah katında önemlidir, o hayırlıdır, biz bilemeyiz ki

Allah da kitabında bunları beyan etmiş: ‘Bir şey de hoşunuza gittiği halde sizin için kötü olabilir.’ Bir şey hoşuna gidiyor. Sen zikrullah halakasına gidip oturmuyorsun, evde oturuyorsun tek başına. Böyle la ilahe illallah, la ilahe illallah. Hanım da bakıyor ya böyle hımmmmmm yapıyorsun. Bir de sallıyorsun. Hanım bakıyor böyle. Vay bizim beye cezbe geliyor diyor veya kadın örtüyü kafasından aşağı salıyor, adam orada ya, böyle kadın bir hımmmmm yapıyor, adam diyor ki vay ya bizim hatun cezbe geçiriyor, çok iyi bir insan. Nefse ağır geliyor gidip orada dergah temizlemek, evine gelen çocukların temizliğini yapmak, tabii dervişler geldi evine, batırdılar. Vay senin halıların battı ya! Şu dervişlerin çocukları, katmayacaksın içeri! Şu dervişleri katmayacaksın içeri! Şu dervişlerden uzak olacaksın ya! Ya hep dervişler böyle zaten. Allah muhafaza eylesin. Küfre düşersin küfre! Dervişlere laf söyleyen, ehli zikre laf söyleyen, ehl i zikri küçük gören, kalbi mühürlenir de gider. Kalbi mühürlenir de gider. Allah muhafaza eylesin. Velilere laf söyleyen, velilere laf söyleyen, velilere düşmanlık yapan, kalbi mühürlenir gider.

Yemin etsem başım ağrımaz. Velilere laf söyleyen, velilere düşmanlık yapan ve burdan tövbe etmeyen, vallahi de billahi de kalbi mühürlenir de gider bu dünyadan. Dervişlerin dervişliklerine, zikirlerine ve zikre, halakayı zikre laf söyleyen, küçük gören vallahi de billahi de kalbi mühürlenir de gider bu dünyadan. Allah muhafaza eylesin. Bakın Enfal 43: ‘Hani o vakitler Allah sana uykunda, yani rüyanda onları az gösteriyordu. Eğer Allah sana onları kalabalık gösterseydi korkacaktınız ve savaş konusunda anlaşmazlığa düşecektiniz. Fakat Allah böyle bir şeyden sizi uzak tuttu. Çünkü o gönüllerde yatanı da bilir. Bakın peygamberine, bu ne ile alakalı, Bedir ile alakalı, peygamberine Cenab ı Hak rüyasında, rüyasında düşmanları az gösteriyor, düşmanları zayıf gösteriyor. Aynı şekilde de Enfal 44’de diyor ki: ‘yine onları sizin gözünüzde az gösteriyordu. Sizi de onların gözlerinde azaltıyordu.’ Düşmanların da gözünde müslümanları az gösteriyordu. Müslümanlar düşmanlara bakıyordu az. Düşmanlar müslümanlara bakıyordu onlar da az görüyordu. Ne zamana kadar? Ta ki Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri bir esir getirdi sahabeler. Bir köle. Onu zorladılar, onun ağzından laf almak için, o bir türlü ağzından laf alamadılar, konuşmadı o. Peygamberin hikmeti, peygamberin mucizesi, peygamberin peygamber olduğunun göstergesi. Getirin onu bana dediler, getirdiler. O kimseye dedi ki günde kaç deve kesiyorsunuz? O da dedi ki on deve. Hemen Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hesapladı. Dedi ki on deve yüz kişi yer. Demek ki karşıda bin kişi var dedi. Müslümanlar altıyüz kişiydi. Evet. işte demek ki senin hayır bildiğinde şer, şer bildiğinde hayır olabilir. Bir şey sana az veya iyi gösterilebilir. Bir şeyi sen çok iyi görüyormuş gibi olabilirsin. Allah

muhafaza eylesin. Cenab ı Hak bizleri böyle olmaktan korusun ve Cenab ı Hak bizim gözümüzdeki, gözümüzdeki o bulanıklığı kaldırsın inşallah. Sohbeti burda keseceğiz inşallah. Vakti saati gelince iki üç gün öncesinden yayınlarız inşallah. O yayınladıktan sonra kaldığımız yerden devam edeceğiz. Devam edeceğimiz yer ‘bizim görüşümüze bedel onun görüşü, ne güzel bir karşılıktır, bütün maksatları onun görüşünde bulursun’ dan inşallah devam edeceğiz. Allahtan bir şey gelmezse 924, 23, 922 bendeki kayıt. inşallah ordan devam edeceğiz Allah izin verirse inşallah. Şimdi sorularınıza bakacağız inşaallah.

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 3 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-6-9 • Tasavvuf Vakfı Yayınları