Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mesnevi Şerhi ·

Mesnevî-i Şerîf 1041-1054. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inden Mesnevî-i Şerîf 1041-1054. Beyitler Şerhi — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvufî şerhi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 4 • 1/36

Mesnevî-i Şerîf 1041-1054. Beyitler Şerhi Hakkında

1041-1054. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

Bugün 1041. beyitten devam edeceğiz inşallah. ‘Av hayvanlarının tekrar tavşanın sırrını ve düşüncesini araştırmaları.’ Konu başlığı bu. Hani bir aslanla, av hayvanları anlaşma yapmışlardı. Av hayvanları dediler ki aslana sen her gün avlanacağım diye uğraşma. Birtanemizi biz sana feda edeceğiz, kurban edeceğiz, sen bunu her gün bir tane kendince bir av hayvanı kendi içimizden seçim yapıp sana göndereceğiz. Sen de onu yiyeceksin. Biz otlaklarda rahat rahat dolaşacağız. Sen de rahat rahat her gün bir tane av hayvanını yiyerekten hiç kimseyi rahatsız etmeyeceksin dediler. Bu anlaşmayı yaptılar. Aralarında uzun tartışmalar oldu ve en sonunda bu anlaşma oldu fakat sıra geldi tavşana ve tavşan isyan etti. Dedi ki nereye kadar bu zulüm, bu zulmün durması lazım dedi ve ay hayvanlarının içerisinde bir kaos oldu çünkü bir kimse normalde bir zulüm çarkı, bir hırsızlık çarkı, bir adaletsizlik çarkı bir liyakatsızlık çarkı, bir düzensizlik çarkı kuruldu da orda bir kimse nereye kadar bu çark böyle der ise orda önce o çarkın içerisinde bulunan, o çarka alışmış olanlar, kendi dindaşları, kendi yandaşları ilk önce onlar düşman kesilirler. Derler ki sen kim oluyorsun da bunları konuşuyorsun, sen kim oluyorsun da adaletsizlikten bahsediyorsun, sen kim oluyorsun da liyakatsızlıktan bahsediyorsun. Sen kim oluyorsun da müslüman ülkelerin halkları fakirmiş de devleti yönetenler zenginmiş, zenginleşiyormuş dersin diye ilk önce ona çatarlar. Meşhurdur bu. Ben otuzüç yıldan beri yani bunlarla yaşarım. işte böyle ben kuran ve sünnet dedikçe bazıları gelir ya hocam yapma, ya bunları konuşma işte bak başına bir iş açılacak senin veya seni kesin tutuklayacaklar veya işte kesin şöyle olacak kesin böyle olacak…

Velhasılı kelam bazı şeyler oluyor mu başımızda? Evet. Amma velakin bunları gösterecek, bunları söyleyecek, bunlarla mücadele edecek, kuran ve

sünnet aşığı kimseler de lazım mı? Evet. Evinde eğer oturur, kimsenin etlisine sütlüsüne karışmazsan belki de başına bir şey gelmez ama asıl başına gelecek olan ahirettedir. Başına burda bir şey gelmiyorsa ahirette kesin başına bir şey gelir. Burda senin imanından dolayı sorgulanmıyorsan, imanından dolayı ötekileştirilmiyorsan, imanından dolayı sürgün yemiyorsan, imanından dolayı insanlar senden rahatsız olmuyorlarsa, bil ki sen de münafıklık alameti var ve o münafıklık alametinle sen mahşerde işin çok zor. Sebep? Sen o münafıklık alametinle bakın bir kimse ibadetlerde eksiklik yapabilir. Burası yani Ümmet i Muhammedin içerisinde tam anlaşılabilmiş değil. Ya, bir kimsenin ibadet eksikliği vardır. Bir kimse haramları düşebilir, içki içebilir, kumar oynayabiliriz, zina edebilir edebilir. Edebilir ya bunları ama ümmet adaletsizliğe karşı, ümmet hırsızlığa arsızlığa, liyakatsizliğe karşı, zulme karşı baş kaldırmalı. Ümmet bunun uyanıklığını yaşamalı. Sen ne kadar namaz kılarsan kıl fuhuşu önleyemiyorsan, o namaz seni kurtarmayacak ya! Sen abdesti parmak aralarını hilalleyeceğim, yüzüğün altına da su geçireceğim diye uğraşıyorsun, ya Ümmet-i Muhammedi fuhuş, kumar, zina, hırsızlık, arsızlık adaletsizlik, zulüm sarmış. Sen parmağının altına su değdireceğim diye uğraşıyorsun. Sen zulmü görmüyorsun! Sen adaletsizliği görmüyorsun! Sen aman benim yüzüğümün altına su deysin diye bin bir titizlik yapıyorsun ama öbür türlü öbürkünlere bakmıyorsun sen. Sen parmağının arasını hilalleyeceğim diye uğraşıyorsun. Eyvallah! Bunun nesi bu sefer kurtaracak Ümmeti Muhammedi? Ya düşünebiliyor musunuz, ne kadar zul bir şey! Yani Afrika’da su kuyusu açmaya gittiğiniz ülkelerin başındaki devlet başkanları, zengin hepsi de. Ümmeti Muhammed orda su kuyusu açacağım diye uğraşıyor. Ya başındaki devlet başkanları zengin. Nerden zengin oldu bunlar? Bunlar devlet başkanı olmazdan önce hiçbir şeyleri yoktu. Bunlar bakan olmazdan önce hiçbir şeyleri yoktu. Bunlar nerden zengin oldular? Ümmeti Muhammed bunu irdelemiyor ama yüzüğün altına su değdi mi değmedi mi bunu çok iyi irdeliyor.

işte av hayvanları da normalde anlaştılar aslanla, her gün aslanın payını veriyorlar. Ta ki sıra tavşana gelinceye kadar. Tavşan haykırınca bu zulüm nereye kadar diye, önce av hayvanları karışıyor. Bakın, aslan karışmıyor önce. Önce av hayvanları karışıyor. Diyorlar ki sen düzeni bozma. Ya? Sen git kuzu kuzu aslanın önüne yat, o seni çatır çutur yesin ama tavşan ısrarlı. Tavşan diyor ki ben bu oyunu bozacağım. Ben bu çarkı bozacağım diye tutturuyorlar:

“Av hayvanlarının tekrar tavşanın sırrını ve düşüncesini araştırmaları. Ondan sonra dediler ki: “Ey çevik tavşan. Aklındakini meydana çıkar. Ey bir aslanla pençeleşen, kavgaya girişen, düşündüğün şeyi söyle!

Danışmak, insana anlayış ve akıl verir; akıllar da akıllara yardım eder. Peygamber sallallahü ve sellem buyurdu ki: ‘Ey tedbir sahibi, danış ki kendisiyle danışılan kişi emindir.’ dedi.”

Tabii tavşana soruyorlar av hayvanları, senin aklındakini meydana çıkar. Bize söyle, sen bu aslanla nasıl savaşacaksın? Bize bunun yolunu anlat. Bize bunun ilmini anlat. Bize bunun matematiğini anlat. Çünkü danışmak önemli bir şey, tabi tanışmak güzel ama nelerde kimlerle danışılacak, nasıl bir danışma sistemi olacak? istişare nasıl olacak? Tabi normalde ayet i kerimelerde de değişik ayet-i kerimeler var. işte Rablerine icabet edenler, namaz kılanlar, onların işleri aralarında şura iledir. Şura Ayet 38. Ayet i kerimenin tamamı şu: ‘Ve Rablerine itaat edenler, namaz kılanlar içindir. Onların işleri arasında şura iledir’ ve Ümmet i Muhammed’in kendi aralarında işlerini şura ile yönetilmesi gerektiğine dair bir ayet i kerime ve normalde insanların istişare etmesine devlet başkanlarının istişare etmesini, halkı yönetecek olan halkı yönlendirecek olanların istişare etmesini ve bu işlerini bir şura ile halletmesi gerektiği ile alakalı ayet-i kerime. Yine başka bir ayet-i kerimede: ‘işler hakkında onlarla müşavere et, istişare et. Bir kere de azmettin mi artık Allah’a tevekkül et. Bunu da Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine söylüyor Cenab-ı Hak. Diyor ki işlerle alakalı, bu dünya işleri ile alaka onlarla istişare et. Onlarla müşavere et ve bir şeye de karar verdiğinde o kararda dur. Ondan ayrılma ve Allah’a tevekkül et. O yüzden Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri de örneğin işte Uhut Savaşı’nda, Hendek Savaşı’nda değişik savaşla alakalı meselelerde, ashabıyla istişare etmiş, onlarla müşavere etmiş, onların görüşlerini almış.

Hatta Hendek’te Selman-ı Farisî hazretlerinin görüşünü almış ve Selman-ı Farisî hazretlerinin söylemiş olduğu şeyi kabul etmiş veyahut da Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri işte Hudeybiye’den geri dönerken, Hz. Zeynep annemizin söylediği şeye, söylediğine tabii olmuş ve onunla olan bu müşavereden, bu istişarenin fikrini kabul ederekten ihramdan çıkmış, kurbanını kesmiş. Şimdi bu ama Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerininden önce de halkı yönetenler, şehri yönetenler, devleti yönetenler, ileri gelenlerle veya şura heyetleri ile veyahut da bakanlarıyla veyahut da işte insanların seçmiş olduğu temsilcilerle, halkın seçmiş olduğu temsilcilerle, bir meclis kurarlar, o mecliste bunları istişare ederlerdi. islam böyle bir meclisi reddetmez amma ve lakin halkın bunu kendisinin seçmesi lazım. Yani kalkıp da belirli partilerin başkanları bunları tayin edip halk sen gel bunları işte tasdikle dememesi lazım. Örneğin işte Bursa’da bir seçim olacaksa halk kendisi seçmeli, kimi milletvekili görmek istiyorsa. Burda illaki bir parti olması veya partide olsa halkın kendisi milletvekillerini tespit

etmesi lazım. Örneğin işte a partisi diyelim, b partisi, c partsi, d partisi kaç tane parti varsa, onlara kim milletvekili adayı olmak istiyorsa örneğin gidip aday olmalı. Aday olduktan sonra da ya işte ya böyle seçim mi olur, ya böyle oluyor ya! Böyle oluyor ya, öyle de olur veyahut da işte belli bir ön seçim olabilir. Belli bir miktarda oy alanlar işte sıralamaya girebilirler.

En yüksek oy alan milletvekili birinci sıradan aday olabilir veyahut da gibi gibi aslında normalde böylece vatandaş kendi milletvekiline de kendi seçtiğine de sahip çıkar. Darbelerin de önü kesilir veyahut da vatandaş kimi belediye başkanı görmek istiyorsa örneğin onu seçer. Onun sıralamasını ona göre yapar. Ankara’dan belediye başkanı adayı tayin olursa, işte bu kadar oluyor. Bütün şehirlerde sıkıntı var örneğin belediye başkanlarıyla. Sebep? Yani sonuçta hepsi de hangi partiden olursa olsun, Ankara’dan tayin ediliyor, halk yerel olarak kendi belediye başkan adayını seçmiyor. O yüzden geçmiş kavimlerde, bunlar böyle seçilirdi. Muhakkak bir liyakat aranırdı. Yani bir kimse o meclise girecekse bir liyakat aranırdı. Bunu normalde bir de hani eski kavimler derken yine Kur’an’dan çıkarıyoruz. Mesela Belkıs’la alakalı Neml suresi, ayet 32- 33: ‘Belkıs dedi ki, ey ileri gelenler! Vereceğim emir hakkında bana görüşünüzü söyleyin. Siz benim yanımda bulunmadıkça bir iş hakkında kesin bir hüküm veremem. Dediler ki biz güçlü kimseler ve zorlu savaş adamlarıyız. Emirse senindir. Sen emretmene bak.’ Yani Belkıs’a teslim olması için Süleyman Aleyhisselam’ın mektubu ulaştığında, Belkıs etrafındaki ileri gelenleri topladı, dedi ki buna ben bir cevap yazacağım. Buna bir şey söyleyeceğim. Bununla alakalı ne buyurursunuz, ne söylemem gerekir dediğinde onlar da dediler ki sen neyi emredersen, biz ona tabi oluruz ama Belkıs’ın burda yaptığı şey ne? Onlarla istişare etmek istemesi, onlarla müşavere etmesi. Onlarla bu istişareyi yerine getirmesi.

Demek ki bu sadece Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerine has bir özellik değil. istişare etme, müşavere etme. Ya? Geçmiş ümmetlerde ne yapmışlar? Bu tip istişareler yapmışlar ve Belkıs yapmış, Süleyman Aleyhisselam yapmış, Musa aleyhisselam yapmış. Örneğin etrafındaki kimselerle istişare etmişler. isa Aleyhisselam havarilerle istişare etmiş, müşavere etmiş ve bu müşavere, bu istişare geleneği Adem’den itibaren devam etmiş gelmiş. Bütün peygamberler de. Ne zaman ki zalim bir devlet başkanı olmuş, o istişare etmemiş ya da kendi istişare heyetini kendisi tanzim etmiş. Böylece ne yapmış? Kendisini doğrulayan, kendisini tasdikleyen bir istişare heyeti kurmuş. Bu doğru değil. Bu sadece insanın kendisini tasdikleyecek, kendisini destekleyecek bir istişare heyeti kurması doğru bir istişare heyeti olması mümkün değil ve o istişare heyetinde, liyakat sahibi insanlar, kendi mesleklerinde, kendi sanatlarında ileri derecede olan kimseler olması lazım

ve eğer onlarla istişare edilirse o zaman doğru kararlar çıkar. Ya bununla alakalı mesela Hz. Ömer radıyallahu anh hazretlerinin ölmezden önce sahabelerin içerisinden altı kişiyi tespit edip, bu altı kişinin istişaresi ile bir yeni devlet başkanının seçilmesini istemesi, manidar bir şeydir. Yani ne yazık ki Hz. Ali radıyallahu anh hazretlerinden sonra bu istişare ile devlet başkanı seçimi bitmiş. işte sonuçta Muaviye, Hz. Hasan efendimiz, altı aylık bir emirlik yaptıktan sonra Muaviye lehine çekilmiş. Ondan sonra da Muaviye kalkmış, Yezid’i kendisinden sonra halife tayin etmiş. Yezid’i tayin edince Hz. Hüseyin efendimiz, buna başkaldırıyor. Diyor ki halife seçimi böyle olmamalı. Yani böylece krallık gibi baba oğula devr etmemeli deyip, Hz. Hüseyin efendimiz bu zulme karşı, bu zalimliğe karşı, bu haksızlığa karşı, bu hukuksuzluğa karşı ne yapmış? Baş kaldırmış. Demiş ki bu adaletsiz bir şey ama ne yazık ki o yezidiler de Hz. Hüseyin ve akrabaları yetmişiki şühedayı, Şehid i Kerbela şehit etmişler. Hz. Hüseyin efendimizin mübarek başını kestikten sonra, mübarek vücudunu Şam sokaklarında dolaştırmışlar, mübarek başını almışlar. Bazı rivayetler var, işte Mısır’a kadar dolaştırmışlar ve böylece onun mübarek başıyla alay etmişler. Bazı rivayetler var işte mübarek başını saraya Yezid’in önüne getirmişler ve ondan sonra onu gömmüşler gibi birçok böyle bir rivayet var. Gerçekten insanların bunları okumaları, bunları normalde öğrenmeleri lazım ki bu yezidi zihniyetlerin, nasıl bir zihniyet olduğu çıksın meydana ve bu yezidi zihniyeti, Ümmet i Muhammed çektiği kadar.

Ümmet i Muhammed’in çektiği bu yezidi zihniyetli kimselerdendir. Bunlar böyle zalim, otoriter, hiçbir şey danışmayan, halkı düşünmeyen, insanları düşünmeyen ve fakir fukarayı düşünmeyen, orta tabakayı düşünmeyen zalimler zümresinden olmuş ve imam ı Azam, emevilerin yıkılması için fetva veren ve imamı Azam parayla bunların örgütlenmelerine yardım eden ve Emevilerin yıkılması için mücadele eden ender imamlardan birisidir. Öyle Emeviler yıkılmış ve istişare etmeyi, şura ile yönetmeyi Ümmeti Muhammede islam emretmiş. Şimdi işte öbür av hayvanları da tavşana diyorlar ki sen bunu nasıl yeneceksin, bize söyle, bize anlat. Bu aslanla nasıl baş edeceksin bize anlat. Tavşan onlara cevap veriyor:

“Tavşanın sırrını onlardan gizlemesi:

Tavşan dedi ki: her sır söylenemez. Gah çift dersin, tek olur; gah tek

dersin, çift çıkar.”

Sır, sözlükte saklamak gizlemek. Saklanan, gizli tutulan bir şeyin iç yüzü. Bir nesnenin özü. Her şeyin en iyisi, her şeyin içinin içinin içi. Bilinmeyenin bilinmeyeni sır dediğimiz şey ama yani normalde işte genelde hani bunda bir esrar var deriz ya biz hani onda bir sır var. Onda bir bilinmeyen var.

Onun gerçeği bilinmiyor. Onun hakikati bilinmiyor. Allah’ın zatı sırdır örneğin. Neden? Onun hakikati, onun gerçeği zat olarak bilinmiyor. Örnekliyoruz bunu şimdi. O yüzden normalde genelde bir başkasının öğrenilmesi istenilmeyen şeyler, sır manasında alınmış. Bu sırrı da konuşan kimse işte ifşa eder. Ondan sonra insan olarak bilinmiş, sırrı tutmayan, sırdaş değil. Sır ehli değil ama öbür türlü işte eğer sırrı tutuyorsa, sırri, sır ehli veya işte bu iyi bir dost, vefalı. Bir kimsenin sırrını meydana çıkarmayan, sırrını ifşa etmeyen veya bir kimse bir şeyi gizlediyse, o gizlediği şeyi meydana çıkarmayan insan da vefa ehli, dost kimsedir. Eğer bir kimse bir kimsenin sırrını meydana çıkarıyorsa, onu insanlara aktarıyorsa, o vefalı dost kimse değildir. Hatta bir kimsenin ayıbını bir kimse meydana çıkarıyorsa onu ifşa ediyorsa o sır bir kimse değildir. Bu yalnız böyle dostluklar arasında, arkadaşlıklar arasındadır. Yoksa devlet başkanı bir hırsızlık yaptıysa bunu meydana çıkarmak lazım veyahut da bir siyaset ehli veya hükümet yetkilisi yolsuzluk yaptıysa, bunu meydana çıkarmak lazım. Bu ayrı ve normalde insanların kendi şahsi dairelerinde sırlarını mı çıkarmak onları böyle etrafa ifşa etmek, dostların ve dostluğun arkadaşlığın hukukunu yerine getirmemektedir. Hatta o kimseye bir daha sır söylenmez. Ona bir emanet tevdi edilmez. O kimse aslında yakın daireye alınmaz. Sebep? O sırrı ifşa etmiş veyahut da iki arkadaş gitmişsiniz örnekliyorum o kimsenin orda bir hatası olmuş, o hatayı siz bir başkasına taşıyorsanız, siz dost değilsiniz. Siz sır ehli değilsiniz. Allah muhafaza eylesin ve hadis-i şerifte Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri ‘bir kimse bir şey konuşur, sonra da etrafına bakılırsa bu emanettir. Onu saklanması lazım. Bu sırdır. Onun konuşulmaması, onun anlatılmaması lazımdır’ der. Aslında normalde hani iki kişi arasında ya bunu kimseye söyleme ve bu aramızda bir sır olarak kalsın dediğinde o kimsenin mezara kadar hatta mezardan sonra da onu kimseye söylememesi gerekir ama böyle sırdaşlıklar artık kalmadı. Çok dost görünen bir kimse ayağına basarsan yanlışlıkla, eksiklikle senin ne kadar hatan kusurum varsa insanların önüne döküveriyor veyahut da sen birisinin, bir ayağına bastığında insanın nesi var nesi yok, insanların önlerine döküyorlar. Hatta bu sosyal medya çıktı yani bir kimse eski eşinin hatalarını, kusurlarını facebooklarda paylaşıyor veyahut da bir kimse bir sevgili oluyor, ayrılıyorlar, ondan sonra onunla beraber yaşamış olduğu fotoğraflar, bilmemneler, anılar böyle ifşa oluyor, orta yere dökülüyor. Velev ki bir kızın bir sevgilisi oldu, bir hata yaptı, bir eksiklik yaptı veya bir nişanlılık oldu, ayrıldı, olmadı. Ardından başkasıyla nişanlanınca, bir başkasıyla sözlenince, eski nişanlı ne var ne yok hepsini döküyor ve erkekler de bunu yapıyor, kadınlar da bunu yapıyor.

Enteresan bir böyle ahlaksızlık, enteresan bir çirkinlik yaşanıyor islam dünyasında. Ne yazık ki kimse kimsenin mahremine, kimse kimsenin haremine, kimse kimsenin işte gizlisine asla ve asla sır olarak kabul etmiyor. Her şeyi döküyorlar orta yere. Veyahut da çarşıda bir kimsenin yanında birisini görseler, ondan önce evine gidiyor haber. Ne yazık ki böyle bir hal oldu. işte Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri bize nasihatde bulunuyor. Diyor ki ‘iki kişinin arasındaki konuşma emanettir.’ Yani iki kişi baş başa oturdu, bir şey konuştu, emanet. O sır. O söylenmez. Şimdi sır ile alakalı böyle konuştum. Tabii bunun bir de nesi var, aile arasındaki boyutu da var. Aile arasındaki boyutu ne? Ailenin kendi içerisinde karı koca arasındaki münasebetlerin dışarıda konuşulması yine caiz değil. Çünkü Müslim’de ve Ebu Davud’da geçen hadis-i şerifte, ‘kıyamet gününde mertebe bakımından Allah indinde en kötü insan, karı koca birbirlerine bir sır söylerler de sonra o sırrı onlardan birisi, ötekinin sırrını ifşa eder. Demek ki kıyamet gününde mertebe bakımından en aşağı insanlar, karı koca arasındaki sırrın ifşa olması ve aile içerisindeki sırrın ifşa olması. Allah muhafaza eylesin. E tabi bu insanlar şimdi ne iki kişi arasında, ne aile arasında, ne de insanların dostlukları arasında, dostlar arasında sır saklama olarak bir şey kalmadı. işte tavşan da diyor ki her sır söylenmez. Gah çift dersin tek olur, gah tek dersin çift çıkar. Yani sen o sırrı saklarsın. Sen normalde bir şey yapacaksan o sırrı gizle. Ondan sonra çift dersin tek çıkar. Yani çift dersin ama o doğru değildir, tektir. Yani sen sırrı gizliyorsun orda şimdi bu söz öbür beyitlerde daha anlaşılır hale gelecek:

“Aynanın berraklığını yüzüne karşı öğersen, nefesinden ayna çabucak

bulanır, bulanır, bizi göstermez olur.”

Yani sen tedbirsiz davranır da aynaya hani böyle hof der bir nefes verirsen, kendini görmez hale gelirsin. Oysa ne yapacaktın? Kendini görecektin. Berrak bir şekilde kendini izleyecektin. Kendi eksikliğine, noksanlığına bakacaktın veyahut da işte bu manada sen tedbirsiz davranıp da böyle karşıya bir şey söylediğinde artık bulandı, artık o meselede sır çözüldü.

“Şu üç şey hakkında dudağını kıpırdatma. Gittiğin yol, paran, bir de mezhebin. Çünkü bu üçünün de düşmanı çoktur. Düşman bildi mi sana pusu kurar. Bir iki kimseye söyledin mi artık o sırra veda et. İki kişiyi aşan, bir başkasına da söylenen her sır yayılır.”

Yani gittiğin yolu kimseye söyleme. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri, bazen cihada çıktığında, böyle bir istikamet, bir yoldan gider, yolda giderken bazen yolu değiştirirdi. Gittiği yolu hiç kimseye söylemiyor. Neden? Düşman sana pusu kurar. Eğerse ki sen kur’an ve sünnet dairesinde mücadele ediyorsan, eğer hak ve hakikat noktasında mücadele ediyorsan,

düşman sana muhakkak pusu kuracak. Dikkatli ol. Gittiğin yolu hiç kimseye söyleme. Hiç kimseye anlatma. Deme ben şu yoldan izmir’e gidiyorum diye. Nerden gideceğini hiç kimse bilmesin. Deme sen bu yoldan ben Ankara’ya gidiyorum diye. Hiç kimse bilmesin. Hatta mutad işte sen Ankara’ya ondan sonra Eskişehir üzerinden gideceğim diye herkes biliyorsa sen yürü git istanbul yolundan, paralı yola çık, izmit’ten Ankara’ya, ordan git örneğin. Yolun uzadı, yolun uzadı ama senin gittiğin yolu hiç kimse bilmesin. Sana düşmanlık yapacak olan bir kimse varsa yola kesin pusu kurdu senin için ve bu sebepten dolayı yolunu gizle. ikincisi paranı gizle. Kendikendien böyle paranı ifşa etme. Sebep? Çünkü parana göz koyan kimse hırsızı, ursuzu, gece çalışanları, senin başına bir iş açmaya çalışabilir veyahut da yankesici, orta kesici, üst kesici, alt kesici senin parana gözünü dikebilir. O yüzden sen illaki paranı ifşa etmeye çalışma. Şimdi insanlar gösteriş için ne yazık ki bunları yapıyor. Bir de mezhebin. Mezhep ne? Bizim anladığımız mezhep işte Hanefi, Şafii, Maliki ve Hanbeli. Bizim anladığımız mezhep ne? işte kendisinin ehl-i sufi olması. Bizim anladığımız mezhep ne? işte o kimsenin gitmiş olduğu dini yol.

Ama burdaki Hz. Pir diyor ki bu üç şeyini de sakla. Yani sen bir topluluğa girdin, hemen ben sufiyim deme. Sen bir topluluğa girdin, ben şuyum ben buyum deme. Bekle, ordakileri dinle. Ordakiler ne kadar bu meselelerden haberdar? Onlar ne kadar bu yolları biliyorlar? Onlar ne kadar dini eğitim almışlar? Onların dini eğitimler ne, onların kültürleri ne, onların insani yapıları ne? Onları sen kalkıp da orta yere onlara bir sufilik anlatırsan, ne kadar kabul görür? Ne kadar kabul görmez. Yani sen bunları tart, ölç, biç veya sen kendi kendine illaki bir mezhebini ortaya koyacağım diye uğraşma. Çünkü bunlara düşman olan kimseler vardır. Bu düşmanlar sana ne yapar? Pusu kurar. Allah muhafaza eylesin. Hz. Ali radıyallahu anh hazretleri de sır yani içinde sakladığın şey senin esirindir. Onu ortaya çıkardığın zaman sen onun esiri olursun diyor. Demek ki sen hani ben bazen derim bunu, islamda din tebliğ etmek, bu açıktır ama çalışmalar açık değildir derim ben. Sebep? Yani dini herkesi çok rahat bir şekilde anlatırsın ama nerde, ne zaman ne yapacaksın, nerde nereye gidiyorsun, bunları herkese açıklamak zorunda değilsin. Sebep? Sana düşman olanlar var. Senden önce o şehre gidip o şehirde tanıdıkları bulup işte bunu dinlemeyin, yok buna işte itibar etmeyin deyip, o senden önce oraya senin namın gidiyor. Senin makamın, senin şöhretin gidiyor. Düşmanlık yapacak olanlar, sana düşmanlık pusulalarını kuruyorlar. Allah muhafaza eylesin. Yine Amr Bin As diyor, ‘kalpler sırlarının saklandığı yerlerdir. Dudaklar o yerlerin kilidi, diller de anahtarıdır. Şu halde her insan, sırrının anahtarlarını saklamalıdır’ der. O zaman

ne yapacak insanlar? Kendi sırlarını kendilerine saklayacaklar. işte tavşan da diyor ki şu üç şeyi sakla. Paran, yolun ve mezhebin. Bunlar anlatılmaz. Hatta diyor bunları gizle. Kimisini iki göster, kimisini bir. Bir gösterdiğini iki, iki gösterdiğini bir göster, şaşırt diyor. işte Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri de bazen yola çıktığında gidecek olduğu menzili aynı ama, yolunu değiştirdi. Bakın yolunu değiştirirdi.

“İki, üç kuşu birbirine bağlasan, elem içinde yerde mahpus kalırlar. Üstü örtülü, güzel bir tarzda, kurtulmak için konuşur, danışırlar. Danışmaları, görenleri yanıltacak şekilde kinayelerledir. Peygamber, kapalı bir tarzda meşveret ederdi. Eshap cevap verir, düşman haberdar olmazdı. Düşman, baştan ayağı bilmesin, bir şeyi sezmesin diye, reyini kapalı misalle söylerdi. Bu misalle muradını anlatmış olurdu. Ağyar sualinden bir koku bile duymaz, hiçbir şey anlamazdı dedi.”

Tavşan, yani işte bir kimse şura ehli olan kimselerle bir meseleyi istişare ederse, herkesin reyini birbirine bağlamak, böyle herkesin reylerini bir yere toplamak. Hani bir yerde çoğunluk oluştu. Hani ümmetim yanlışda toplanmaz hadis i şerifi mucibince bir sen oturdun, on tane istişare heyetin var, şura heyetin var. On tanenin altı tanesi bir yerde odaklandı, bir yerde toplandı. Ümmet bu noktada eksikde, noksanda toplanmadı. Tabi benim bu söylediğim şeyler kendi mesleğinde liyakat sahibi olan insana. Kendi mesleği ile alakalı istişareye istişare edilecek kimseler sınıfında olanlar. Yoksa siz mesela işte bir fizik ilmini gidip de işte siz örnekliyorum felsefeci ile istişare etseniz çok yerli yerinde bir şey olmaz. Neden? Onu ehli ile konuşmanız lazım. Emanetleri ehline vermeniz Allah’ın çok hoşuna gider. Eğer o meselede felsefe lazımsa muhakkak ki felsefecinin de görüşü alınır. Ama söz konusu olan fizikse, o zaman fizikçilerin toplanıp karar alması lazım. Örneğin işte ne konuşuluyor bugünlerde, korana, işte bunun kimlerin istişare etmesi lazım? işte böyle virüslerle uğraşmış, virüsler üzerinde uzmanlaşmış kimselerin istişare heyetinde olup, bunların bu konuyla alakalı konuşmaları lazım ama bir bakıyorsunuz televizyonlarda korana konuşulacak, birisi işte güvenlik uzmanı! Korona konuşulacak, işte birisi bu seçimlerde, orda burda kim ne kadar oy alacak diye, ne firması diyorlar onlara? Kamuoyu yoklaması yapan bir firmanın başındaki kimse!

işte ne konuşulacak, korona konuşulacak, bir bakıyorsun siyasi araştırmacı-yazar. Bir bakıyorsun korona konuşulacak, işte siyasi konularda yazı yazan bir gazeteci! Hani diyorsun ki ya koronayı konuşuyorsunuz, yani bunun güvenlik uzmanı ile ne işi var? Yani güvenliği ilgilendiren bir şey var ise eyvallah ama her toplantıda da onun konuşması yani korona konuşulan bir yerde abes! Bunun gibi yani normalde mesleğinde uzman olanlarla

istişare edilmesi lazım. Mesleğinde uzman olmayan bir kimseyle neyini istişare edeceksin? işte örneğin askeri bir mesele ise askeri bir meselenin, tıpçılarla ne işi olabilir! Bunun gibi veya bir bakıyorsunuz televizyonda tarikatlar konuşuluyor fakat bir tane ehl-i tarikat yok orda veyahut da tarikatların konuşulduğu bir televizyon programında bir müftü bile yok, bir diyanetten bir kimse yok, ilahiyattan herhangi bir kimse yok! Oturmuş üç dört tane gazeteci, televizyoncu, işte ehl i tarikatı konuşuyor, sufileri konuşuyorlar. Yani işin ehli yok orda. Neyi biliyor, neyi bilmiyor veya konuşuyorlar. Veyahut da x grubu hedef almışlar! Örneğin işte menzil grubunu hedef almışlar, e menzil grubundan bir konuşmacı istediler de onlar vermediler mi haklarını savunmak için? Veya x işte nakşibendi dergahı x kadiri dergahı, x şunlar, x Bunlar konuşulurken yani onunla o gruba, o derneğe, o vakfa, bir haber gönderildi de onda kendisinin neyi niçin olması için savunması için bir kimse mi koydular? Yok! Kendileri oynuyorlar, kendileri çalıyorlar. Çünkü batının bize verdiği şey bu. Kendileri oynayıp, kendileri çalıp, kendileri dinleyecekler ve seni konuşurlarken sen bir başkasdan kendini dinleyeceksin. Nerde ne yaptığını, nerde ne ettiğini, nerde ne için yaptığın hiç kimsenin umrunda değil. Vur abalıya nasıl olsa, koy onunla alakalı, kes, kopyala, yapıştır, koy internete ondan sonra, istediğin küfürleri yap, istediğin hakaretleri yap!

Din bu hale geldi. Dindarlar bu hale geldi. Yani normalde bunu bir gayri islami bir kimseden, gayri imani bir kimseden beklediğimiz şeyleri, müslümanım diyen insanlar yapıyorlar şimdi. E böyle olunca neden oluyor bu? insanlar, liyakatlı insanları, o konuda bilgili insanlarla ne yapıyorlar? Meşveret etmiyorlar, onlarla beraber konuşmuyorlar. Oysa o meselenin içerisinde olan kimselerle istişare etmiş olsalar, o sıkıntıdan kurtulacaklar ve Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri ashabın bütünüyle istişare etmiyordu. O konu ile alakalı kimler bilgi sahibi ise, onlarla istişare ediyordu.Yani bir başkası ile istişare etmiyordu. O yüzden normalde istişare eğer ki bir harple alakalıysa, devleti ilgilendiren bir şeyse, nebileyim böyle bir savaşla alakalı bir şeyse, bunu herkesin öğrenmesi, bunu herkesin bilmesi de gerekmiyor. O yüzden bunlar ne yapacak? O zaman kapalı bir şekilde istişare edecek. Mesela Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri, Hendek kazasında nasıl savaşılacağı ile alakalı belirli sahabe ile istişare etti. Bütün Medine halkını toplamadı o istişareye. Yani o istişarede bulunan, bu meselelerle alakalı bilgili kimseleri toplayıp, onlarla istişare etmişti. O yüzden şuraya koyduğunuz insanlar, birbirleriyle akıllarını birleştirirler, iki merhem bir araya geldi mi yaraya tedavi olur. Üç merhem bir araya geldi mi yaraya merhem olur. O yüzden akıl akılla birleşti mi akıl kemale erer, doğruyu bulur. O yüzden iyi

fikir, iyi düşünce, iyi akıl, iyi meselede liyakat sahibi olan insanlarla ne yapılacak? istişare edilecek ki ordan bir çıkış yolu bulunsun. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. 1055. beyitten devam edeceğiz. Konu başlığı ‘tavşanın aslana oyun edip, onunla başa çıkması’. Allah izin verirse, Cenab-ı Hak nefes verirse inşallah u Rahman, sağlık afiyet verirse, önümüzdeki hafta 1055. beyitten inşallah devam edeceğiz sevgili kardeşler. inşallah bir not düşeyim, şimdi sorularınıza geçeceğiz Allah’tan bir şey gelmezse. Bir hayli de soru birikmiş. Sohbeti kısa keselim dedik ama yine bir saat olmuş. Allah hayır versin inşaallah. Önümüzdeki hafta 1055. beyitten devam edeceğiz, tavşanın aslana oyun edip onunla başa çıkmasından inşaallah. Konu başlığı da bu.

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 4 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-7-6 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Sünnet, Tevekkül. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı