MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 4 • 2/36
1055-1061. Beyitler Şerhi
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî
Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
1055. beyitten devam ediyoruz kıymetli dostlar. Buna böyle devam ederken bir açıklamada bulunmak istiyorum. Bizim hiç kimseyle alıp veremediğimiz hiçbir şey yok. Bizi ilgilendirmiyor ama bizi ilgilendiren şey kur’an ve sünnetin yaşanması ve yaşatılması. Bizi ilgilendiren şey Allah’ın lanetlediği, haram kıldığı ahlaktan, sıfatlardan arınmak ve insanları arınması için tavsiyelerde bulunmak, nasihat etmek. Bizi ilgilendiren şeyler bunlar. O yüzden yani biz rüşvet almayız dediğimizde, x partililerin ayağa kalkmasına gerek yok. Biz x parti rüşvet alıyor, x parti şunu yapıyor, böyle bir partisel döngümüz yok. Biz diyoruz ki bütün herkese söylüyoruz kıymetli dostlar. Bu vatan bizim, bu ülke bizim, bu devlet bizim, bizim! Ben kendi nefsim için söylüyorum, benim ikinci bir pasaportum yok. Ben Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin pasaportunu taşıyorum, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kimliğini taşıyorum, bundan da gurur duyuyorum. Bundan da herhangi bir gocunmam yok. Ben çok özür dilerim. Burda ırkçılık yapmak istemiyorum. Herhangi bir ırka bağlı değilim ki gavur olan Fransa, gavur olan Almanya, ingiltere, Kanada, Hollanda herhangi bir ülke, beni kabul etsin. Beni hiçbir ülke kabul etmez. Ben hiçbir ülkeye de kalkıp da müracaat etmem senin vatandaşın olmak istiyorum diye. Sebep? Ben bu topraklarda doğdum, bu topraklarda öleceğim.
Benim çocuklarım, benim torunlarım, benim neshebim, gelecek olan neshebim, bu topraklarda doğacak, bu topraklarda ölüp bu topraklara gömülecekler. Bu topraklar bizim vatanımız. Bizim vatanımız nerde? Ben sadece anadoluyla da sınırlamıyorum. Ya? Benim vatanım kızıl elma. O yüzden
atam Osmanlı nerde bıraktıysa sınırları, benim vatanım o sınırların içerisinde. O yüzden benim vatanım bütün dünyanın arzı. Benim vatanım bütün arş ı ala. O yüzden ben öyle bir kendimce, kendime sınır koymuyorum. Ama ben bu bu topraklarda doğdum. Ben bu toprakların insanının mutluluğu için, bu toprakların insanları müreffeh bir hayat yaşasın, bu topraklarda haramlar işlenmisin, bu topraklarda Allah’ın lanetli kişileri olmasın diye nasihat edip feryadı figan ediyorum.
O yüzden hiçbir gruba karşı hiçbir şahıslara karşı bir garezimiz kinimiz yok. Bizim işimiz kur’an ve sünnet. Bizim işimiz vatan ve millet. Vatanımız ayakta kalsın, milletimiz ayakta kalsın, vatanın ve milletin hem yeraltı zenginlikleri hem de yer üstü zenginlikleri çar çur edilmesin. insanlar bir yere seçildilerse seçildikleri makamın hakkını versinler, hizmet etsinler, milletin parasını pulunu, alın terini çarçur etmesinler. Etrafındaki yandaşlarına peşkeş çekmesinler. Bu devletin bürokratları belli bir hizmet etsinler ve devletin elindeki imkanları etraflarına peşkeş çekip çarçur etmesinler. Derdimiz bu insanlarımız mutlu olsun, insanlarımız huzurlu olsun, insanlarımız Allah’ın lanetlediği işlerden ve fiiliyatlardan uzak olsun. Derdimiz bu. 1055. Beyit:
“Tavşanın aslana oyun edip onunla başa çıkması:
Tavşan, aslana gitmede biraz gecikti. Sonra pençesi kuvvetli aslanın yanına gitti. Aslan tavşan gecikti diye pençesiyle toprağı kazmakta, kükremekdeydi. Ben, o alçakların ahti hamdır, ham ahitleri kötüdür, sözlerinde durmazlar’ demiştim. Onların görüntüleri beni yaya bıraktı. Bu felek beni ne vakte kadar aldatacak, ne vakte kadar? Tedbirsiz emir, adamakıllı aciz kalır çünkü ahmaklığından dolayı ne önünü görür, ne ardını dedi.”
Demek ki ham insanların verdiği sözler de geçerli olmaz. Ham insanların, pişmemiş insanların, doğru iolmayan insanların verdiği sözler de doğru noktaya gitmez. Hani ham insan, bir söz verir, sözünde durmaz. Münafıklığın alameti kaçtı? Üçtü. Bunlardan birisi neydi? Söylediğinde yalan söylerdi. ikincisi neydi? Vermiş olduğu sözü yerine getirmezdi. Ha demek ki işte münafıklık alameti taşıyan bir kimse ne yapıyor? Vermiş olduğu sözü yerine getirmiyor. Ahde vefasızlık ediyor. Söz verdi, sözünü yerine getirmiyor ve diyor ki ‘bunlar sözlerinde durmazlar ve bunların bu kalabalık lafları, bu gürültüleri beni yaya bıraktı. Bundan sözünü yerine getirmediler. Bu Felek Beni ne vakte kadar aldatacak.’ Yani normalde hani bu felek beni ne zamana kadar aldatacak dediğinde, aslan, kral yani ormanın padişahı, ormanın başkanı diyor ki ben ne zamana kadar aldanacağım. Ha demek ki aslan aldanmış, bunu söylüyor. Hani Aslında aldanmak insani bir vasıf ama aslanın aldanması doğru bir şey değil. Sebep? Sen aldanmayacaksın,
sen aslansan aldananlardan olmayacaksın. ‘Tedbirsiz emir, adamakıllı aciz kalır çünkü ahmaklığından dolayı ne önünü görür, ne ardını dedi.’ Emir deyince demek ki işte hani halifeler, padişahlar, devlet başkanlarının bir ismi halifedir.
Halife olunca işte islam devletinin başkanı hükmündedir. Emir deninince, islam devletinin başkanı hükmündedir. Yani bir devlet başkanıdır. O yüzden bir devlet, halife denilince tabii halkın yerine geçen kimse, burada devlet başkanı dediğimizde veyahut da tarikatlarda halife denilince şeyhin yerine geçen kimse halife olmuş oluyor ama devlet olunca, devlette işte halkın yerine iş yapan kimse, halkın yerine idareyi eline alan, idare eden kimse. O yüzden normalde işte halife denilince de Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yerine vazifeyi yerine getiren kimse manasında slami literatürde. Ama Hz. Ömer radıyallahu anh hazretlerinden sonra, işte emire’l müminin tabiri, halife yerine kullanılmaya başlanmış. Yani müminlerin emiri, müminlerin başkanı demek ve bu böyle, böyle söylemeye başlanınca emirden kasıt, işte idareci, müminlerin başkanı, devlet başkanı hükmüne giriyor ve diyor ki burda Hz.Pir aslanın ağzından, tedbirsiz emir yani tedbir almayan, uyanık olmayan ondan sonra bir devlet başkanı adamakıllı olayların karşısında aciz kalır, ne yapacağını bilmez, ne tarafa yürüyeceğini bilmez, ne iş yapacağını bilmez. Çünkü ahmaktır o kimse diyor. Ahmak kimdir, kafası çalışmayan, öngörüsü olmayan, bilgisi olmayan, becerisi olmayan, bu konuda yeterli liyakata sahip bir konuda olmayan kimse, o işin almağıdır. Allah muhafaza eylesin. işte emir denilince, hilafet denilince o zaman müminlerin emirinin veya bir devlet başkanının ahmak olmaması için tedbir alması için vazifelerini iyi bilmesi gerekiyor. O zaman vazifeleri ne? Meseleye islami açıdan baktığımızda, dini açıdan baktığımızda, Hz. Ali radıyallahu anh hazretlerinin bu konudaki sözünü baştan hatırlatalım. Ne diyor: ‘Allah’ın indirdikleriyle hükmetmek ve emanet yani devlet başkanı olarak görevinin gereğini yerine getirmek yani emaneti yerine getirmek, devlet başkanının işlevlerini, işlerini yerine getirmek, imamın görevidir. Bunu yaptığı takdirde, yani dinin emirlerini Allah’ın indirdikleriyle hükmettiği müddetçe, dinleyip itaat etmek, çağırdığında çağrısına uymak, müslümanların üzerine haktır’ demiş Hz Ali radıyallahu anh Hazretleri.
Tabii birçok ayeti kerimeden ve hadis-i şeriflerden bir emir nasıl ahmak olmaz, nasıl tedbir alır ve aynı zamanda da yapması gereken vazifeleri nelerdir, hangi vazifeleri yerine getirdiğinde ahmaklar sınıfında olmaz ted birsizler sınıfından olmaz, bunu islam fıkıhçıları, hukukçuları genel olarak maddelendirmişler ayet ve hadislerden çıkarılaraktan. işte müminlerin ihtiyaçlarını belirleyip karşılamak, ihtiyaçlarını gerektiğinde doğrudan kendisine
iletmelerini sağlamak, memur ve işçi ücretlerinin şerefli bir hayat sürmelerine imkan verecek şekilde belirlemek. Bakın islam hukuku açısından devlet başkanının görevi, islam hukuku açısından bir emirin görevi, müminlerin ihtiyaçlarını, tebaasının ihtiyaçlarını belirleyecek, onları karşılayacak ve bu fakir fukara dediğimiz ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçlarını ister dolaylı olarak ister direkt olarak karşılayacak ve memur ve işçilerin şerefli bir hayat yaşayabilmesi için onların ücretlerini belirleyecek. Bakın şerefli bir hayat yaşayabilmeleri için yani ben bir hani sohbette Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin zamanında devlet var idi. işte devletin var olduğuna memur maaşını işte geçinemiyorum diyen kimse indirdi dediğimde kıyamet koptu. Demek ki şerefli bir şekilde bir kimsenin yaşayabileceği bir asgari ücret veyahutta işte maaşlarını ne yapacak? Devlet başkanı belirleyecek. Velisi olmayanın velisi halifedir hadis i şerifi mucibince kimsesiz çocukların işte dulların, yetimlerin, ihtiyarların ne yapacak, hamisi olacak. O yüzden onların varsa borçlarını devlet hazinesinden ödeyecek. Yaşlara çalışamaz halde olup herhangi bir geçimi olmayan, onlara devletin bakması, kimsesiz çocukları devletin onları bakması, meslek sahibi etmesi, evlendirmesi, bunlarında ne yapıyor, bunların da vazifesi devlet başkanına ve yine Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri, dört şeyin imamın görevleri arasında bulunduğunu söylemiş. Birincisi namaz yani imam tebanın namaz kılmasını sağlayacak. Bunu olanak sağlayacak. Bunu teşvik edecek. Bunun eğitimini verdirecek yani namaz vakitlerini ona göre ayarlayacak.
Ne yazık ki Türkiye Cumhuriyeti’nin tatilleri, müslümanlara göre değil. Biz Hristiyanlar, pazar günleri istedikleri gibi haftalık ayinlerini yapıyorlar, yapsınlar, devam etsinler, bu ülkem için büyük mutluluk. işte yahudiler ve museviler, cumartesi günleri ibadet ediyorlar, tatil yapsınlar, büyük mutluluk duyuyorum ama ne yazık ki cuma günleri öyle değil. Cuma günleri cuma saati bütün müslümanlara serbest olmalı. En az gayrimüslimler kadar müslümanlar da cuma ibadetlerini çok rahat şekilde yapmalı ama ne yazık ki bunu uygulayamıyoruz. Birisi neymiş? Zekat toplamak. islam devlet başkanının vazifelerinden birisi de zekatı toplamak ve hak sahiplerine dağıtmak. Zekat verebilecek muktedirlikte olan kimselerin zekatlarını devlet başkanının veya devletin toplayıp hak sahiplerine dağıtması da ne olmuş oluyor? Emirel mümininin, emirin vazifesi oluyor. Hadleri uygulamak. Bu ne? Suçları sabit olan kimselerin cezalarını vermek, haddin uygulaması. Tabii Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir islam devleti olmadığından dolayı, bu meselede olamıyor. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir islam devleti değil. islam Devleti olmadığından dolayı, islamın hukuku icra edilmiyor veya ne bileyim işte hukukun içerisinde kısasları uygulamak. Yani işte
bir kimse haksız yere bir kimseyi öldürdü, o öldüren kimsenin de öldürülmesi gerekirse kim bunu affeder? Öldürülenin birinci derecede yakınları ama affeder ama affetmez ama diyet isterler. Bunlar da normalde islam hukukunda, islam devlet başkanının görevleri ve islam devlet başkanının görevlerinden birisi de ne? Dini ve dini meseleleri korumak. Yani herhangi bir şüphenin yayılmaması için bu şüpheye karşı delilleri orta yere koyup dini ve dinle alakalı meselelerin korunması ana hatlarıyla. Burda mezhep koruması anlaşılmasın. Mesela hani bir kaç gün önce bir tefsir profesörü çıktı, kur’an-ı kerimin bazı ayetlerinin hani işte doğru olmadığı, bu ayetleri inkar etti ya o da Marmara Üniversitesi’nde, düşünün artık, ilahiyatlar kimlerin elinde ve kimlerin elinde neler oluyor! Allah muhafaza eylesin.
işte islam devlet başkanı dini koruma açısından ne yapar? Gerekli olan donanımları, insanların önüne sunaraktan dini korur ve anlaşmazlıkları çözmek, zalimlerin taşkınlıklarını önlemek, mazlumu ve zayıf insanları yalnız bırakmamak da islam devlet başkanının görevleri arasındadır. Güvenliği sağlamak, insanları yasaklardan ve başkalarına zarar vermekten korumak, islam devlet başkanının da nesidir, görevleridir. Yine müslümanların ve anlaşmalı tebaanın can ve mal ve dinlerine saldırmak isteyen düşmanlara karşı da harp hazırlıklarını yerine getirmek, her dayim içerde ve dışarıda bunu korumak için uyanık durmak. Yine davete rağmen müslüman olmayanlara karşı müslüman olana veya cizye verene kadar savaşmak. Bu da islam’da, islam hukukunda islam devlet başkanlarına verilmiş olan vazifelerden birisi veya işte zekatları toplayıp, ganimetleri toplayıp, fakir fukaraya ihtiyacı olanlara, bunları işte dağıtmak. Aklıma gelenleri söylüyorum hep. Normalde işte devletin kamu vazifelerini yerine getirecek işte valiler atamak, memurlar atamak, hakimler atamak, bunlarda ne, islam devlet başkanının vazifeleri. Tabii bu vazifeleri yerine getirmeyen, bu vazifelerde liyakatsızlık yapan, bu vazifelerde ahmakça davranan, tedbirsiz davranan, o zaman zayıf bir emir oluyor . O zamanmemleketi idare etmede aciz kalıyor, memleket idare edilemez oluyor. Askeriyesi, ekonomisi, eğitimi, hukuku idare edilemez bir hal alıyor. Bir kaos oluyor. Bir böyle işte kabız hali oluyor. Bir böyle memleket bir türlü felâha kavuşmuyor. Memleket bir türlü düzene kavuşmuyor. Sebep? Çünkü o emir tedbirsiz. O emir nerde ne yapacağını bilmiyor, vazifelerini bitamam yerine getirmiyor. Allah muhafaza eylesin.
O yüzden ya o emir hamakatlığından, istişaresizlikten, etrafındaki yiyicilerden, heva ve hevesine uymuş yalakalardan, dalkavuklardan dolayı, memleketini düzgün reel bir şekilde göremiyor, analiz edemiyor, nerde ne lazım, nerde nasıl davranılması lazım, nerde ne yapılması lazım, ne yazık ki bunu bilemiyor. Bilemeyince de aslanın ağzından Hz.Pir de diyor ki
bilemeyenlere, yapamayanlara, aldandık diyenlere, böyle işte heva hevesine uymuş insanlara, devletin değişik böyle imkanlarını peşkeş çekenlerine diyor ki tedbirsiz emir adamakıllı aciz kalır. Çünkü ahmaklığından dolayı, ne önünü görür, nede ardığını diyor aslanın ağzından ve devam ediyor Hz.Piri
“Yol düzgün ama altında tuzaklar var. Yazının tarzı hoş ama içinde mana kıt. Sözler, yazılar tuzaklara benzer. Tatlı sözler, bizim ömrümüzün kumudur. İçinde su kaynayan kum, pek az bulunur. Yürü, onu ara.”
işte yol düzgün ama altında tuzaklar var. Yol düzgün. Yol ne? Kur’an ve sünnet. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri hadis i şerifte buyurdu ki ‘size iki şey bıraktım. Onlara sımsıkı sarıldığınız sürece asla sapıtmazsınız.’ Allah’ın kitabı ve Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünneti. Bu iki şeyi bıraktım diyor. Buna sımsıkı yapışın. Başka bir rivayette diyor Allah’ın kitabı ve size diyor ehlibeytimi bıraktım, ehlibeytimi bıraktım. Kim bunlara sarılırsa sapıtmaz. O zaman birçok hadis i şerifte Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri, yolun kur’an ve sünnet olduğunu, dinin kur’an ve sünnet olduğunu söylüyor ve kur’an ve sünnet olarak, biz yola dümdüz, düpdüzgün yapışırsak, o zaman o tuzaklardan biz, ne bileyim işte, o tehlikelerden uzak duracağız ama böyle değil ise o zaman sıkıntı büyük. Allah muhafaza eylesin. Kur’an ve sünnetin dışındaki yollarda hep tehlike var, hep problem var. O zaman bu bizi aldatanlar da sanki kur’an ve sünnetten bahsediyormuş gibi aldatıyorlar ve bizi aldatan bu hani kur’an ve sünnetin dışındaki lafızlar, kur’an ve sünnetin dışındaki hal ve hareketler, kur’an ve sünnetin dışındaki her şey, bize tuzak olmuş oluyor. Biz ne yazık ki kur’an ve sünneti tam olarak bilemediğimizden veya kur’an ve sünneti anlamaktan uzak durduğumuzdan, biz ne yazık ki o tuzaklara düşenlerden oluyoruz.
Hani hadis-i şerifte buyuruluyor ya ‘ümmetimde ihtilaf ve ayrılıklar meydana gelecek. Onlardan bir grup lafıyla güzel, ameli ile kötü olacak.’ Lafıyla güzel, ameliyle kötü. Bakın lafıyla güzel ama ameliyle kötü. Bunlar kur’an okuyacaklar ancak köprücük kemiklerinden aşağı geçmeyecek. Bunlar dinden tıpkı okun avı delip geçmesi gibi çıkacaklar. Onlar ok kirişine dönmedikçe, bir daha dine geri gelemezler. Bunlar mahlukatın en şerridir. Onları öldürene ve onlar tarafından öldürülene ne mutlu. Onlar insanları kitaba, kitabulllaha çağırır, fakat kitaptan zerre kadar nasipleri yoktur. Yine yani bu normalde buna benzer yine bir hadisi şerif var, Hz Ali radıyallahu anh hazretlerinin naklettiği. ‘Ahir zamanda yaşça küçük, akılca kıt birtakım gençler çıkacak. Yaratılmışsın en hayırlısının sözünü söylerler, kur’an okurlar ama imanları gırtlaktan öteye geçmez’ Bakın normalde demek ki öyle insanlar olacak, bunların sözleri ne olacak, bunların sözleri güzel olacak. Bunlar çok
güzel konuşuyorlar. Lafızları harika ve bunlar çok güzel de kur’an-ı kerim okuyorlar. Öyle belagatlılar ki hani insanları da imtihan eder gibi öyle diyorlar ya sen bir Fatiha ı Şerife oku bakayım veya televizyonlara çıkıyorlar işte ur’an’ı düp düzgün okuyamayan bunlar. Haaa! Lafızlar çok güzel. Amel? Amel çok kötü. Hani onların bir kısmı da diyor ya kur’an bize yeter. Kur’an bize yeter. Türkiye’de şimdi bu pohpohlanıyor. Kur’an yeterli değil mi ki yani sen diyorsun ki hadis i şerifler var sünnet i seniye var yani kur’an’ı biz sünnet i seniyeye göre yaşayacağız, anlayacağız. Laf çok güzel! Demogoji çok güzel! Kur’an yeterli değil mi ki! Yeterli, kur’an’a uyuduk zaten. Peygambere tabi olun diyor. Peygambere itaat edin diyor. Peygamber ne verdiyse alın diyor ama onlar peygambersiz bir din istiyorlar. Sonra o sapkın gibi istediği ayet i kerimeyi, istediği anda kur’an-ı kerim’den çıkaracak, namazı istediği gibi kılacak, sünneti seniyeye uyumayacak ve böylece islam hukukunu da ortadan kaldıracak. islamın amellerini de ortadan kaldıracak. Bunların lafızları güzel. Bir konuşuyorlar, bir konuşuyorlar, ağzından bal akıyor! Bir konuşuyorlar, ne kadar lafızları çok düzgün ama namaz yok! Lafız çok düzgün, oruç yok! Lafız çok düzgün, zekat yok! Lafız çok düzgün, ama eşcinsel! Evet, lafız çok düzgün, öyle dini biliyor ki senden benden iyi biliyor ama amel yok, her türlü sapkınlık var!
işte Hz.Pir bunlar için diyor ki yani yol düzgün ama tuzak çok, yazının tarzı hoş ama içinde mana kıt. Bunlar bir yazıyorlar, mana yok. Bunlar bir sözler söylüyorlar, manadan uzak ama sözler de hep tuzak. Çünkü manadan uzaksa söz, o zaman o söz tuzak ve ne yazık ki insanlar aldanıyorlar. Ne kadar şatafatlı bir söz değil mi, bize ur’an yeter. Cezbediyor, muhteşem! Evet, kur’an ne kadar güzel, Allah’ın kelamı, bütününe iman ettik. Peygambere itaat et o zaman. Bütününe iman et: ‘Peygamberde sizin için güzel örnekler var.’ Bütününe iman et: ‘Kısasta sizin için hayır var’. Bütününe iman et: ‘Faiz size haram kılındı.’ Bütününe iman et: ‘Fuhuş size haram kılındı’. Bütününe iman et: ‘Eşcinsellik lanetlendi.’ Bütününe iman et. Hırsızlık büyük günah ı kebairlerden, bütününe iman et. Fuhuş büyük günah ı kabair lerden, bütününe iman et. Yok, dertleri bu değil ki ve bunlarla amel et, bunlarla amel et. Dertleri bu değil. Dertleri ne? Tatlı sözler ve tatlı yazılar ama tuzak dolu, tuzak dolu! Sahabe bir harf öğrendi amel etti. Bir harf öğrendin, amel et. Amel etmek yok. Bir harf öğrendin onun uygulanması için mücadele et. Onun uygulanması için gayret et. Böyle bir şey yok ama sözler çok güzel, lafızlar çok güzel, içinde mana yok. Allah muhafaza eylesin. ‘Tatlı sözler, bizim ömrümüzün kumudur. içinde su kaynayan kum pek az bulunur, yürü onu ara.’ O zaman o tatlı sözler bizim ömrümüzün kumu. Yani bir kumdan ne olur, hiçbir şey olmaz, susuz kum ne yapar, hiçbir şey
olmaz. O zaman o tatlı sözler bizi aldattı, oyalıyor. Bizi bu noktada ne yapıyor, doğru istikamette götürmüyor. Doğru istikamete götürmeyince de biz doğruyu bulamıyoruz. Hz.Pir diyor ki yürü, sen içinde su kaynayan kumu bul. Demek içinde su kaynayan kumu bulacağız inşallah.
Bu akşam sohbeti çok uzun tutmak istemiyorum. Geçen hafta bayağı uzun tutmuşuz. O yüzden arkadaşlar, kardeşler bilirler. Ben en fazla sohbet böyle yarım saattir, kırk kırkbeş dakikadır. Ben de kısa bir sohbet hazırladım bugüne ait, dedim ki Allah’ın izniyle inşallah dedim kırk dakikayı geçmez, ondan sonra, bugün de kırk dakika oldu. inşallah bundan sonraki sohbetlerde de Allah izin verirse, eğer hala da korona devam ederse, koronalı yasaklar devam ederlerse, yine inşallah biz öyle fazla inşallah arkadaşları tutmadan devam edeceğiz. inşallah 65, 64, 63, 62, 61. beyitten, 1061. beyitten inşallah biz Allah izin verirse, bir dahaki haftaya devam edeceğiz. Allah izin verirse inşallah. ‘Ey oğul! O kum Allah eridir. O er kendinden ayrılmış, Hakka ulaşmıştır.’ Burdan inşallah önümüzdeki aya, önümüzdeki haftaya, özür dilerim, devam edeceğiz. Biraz da böyle konu başlığı gibiydi burası. O yüzden burda kestim. Çünkü bu Allah erleri kimlermiş, ondan sonra nelermiş, yenilirmiş mi, içilimiş mi, inşallah önümüzdeki hafta o konuyu sohbet edeceğiz inşallah.
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 4 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-7-6 • Tasavvuf Vakfı Yayınları