1. Bölüm
Selamun aleyküm. Allâh gecenizi hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed’i hakkı, hak, batıl, batıl bilenlerden eylesin. Hakkı, hak bilip hakça yaşayan, hakkı tebliğ eden, hakkı haykıran, batıl, batıl bilip batıla karşı cihâd eden kullarından eylesin. Rabbim nerede Müslümanların kanına, namusuna, şerefine, haysiyetine, hakkına, hukukuna tecavüz ediliyorsa, topraklarına tecavüz ediliyorsa, Cenâb-ı Hak hepsini de kahrı perişan eylesin. İsrail’i, Amerika’yı, Batı’yı ve aynı zamanda da Çin’i kahrı perişan eylesin. Müslümanlara zulmeden ne kadar devlet varsa, güç kuvvet varsa hepsini helak eylesin. Âmîn. Böyle birkaç soru olunca, hadi dedik biraz da vakit geçti, saat 9.20 geçiyor.
O yüzden bugün de böyle spontane sorulara bakalım dedik inşâAllah. Bir de şey, daha kafadan da soru şey, zikrullah da halakı ortasına devran zikrini kimler yaptırabilir diye. Evet. Bizim öğrendiğimiz şuydu, en baştan alayım. Ben yeni derviş oldum da, yeni de Şeyh Efendi bana zahakirlik verdiğinde, biz tabi böyle genç arkadaşlar Bayındır’daki kardeşler hepsi de genç ateş gibi böyle dergâh, adap, erkan bilen bir topluluk değiliz. Herkesin ayağı arıyor, kulu arıyor. Biz normalde böyle iki diz üstü oturup da böyle bir terbiye görmedik ilk etapta. Dervişliği de bilmiyoruz, hiçbir şeyi bilmiyoruz bu noktada. böyle arkadaşlar var, gençler var, gençlerle toplanıyoruz Allâh’ı zikrediyoruz. Tabi herkesin ayakları ağrıyor.
Bir de normalde ilk başlangıçta dedemin evi var, meşhur, elektrik yok, su yok, hiçbir şey yok, gaz lambasında orada zikrediyoruz. Böyle şey, toprağın üstünde bir kilim gibi bir şey var, o kadar. E tabi herkesin de ayakları ağrıyor. Bu sefer bana ayağı kaldırıyor. Normalde ayakta zikrullahı yapıyoruz biz, bir hafta böyle yaptık. Tabi bildiğimiz yok bizim ayağa kaldırma usulü, kaidesi nedir, bunu da bilmiyoruz ama ben bilmiyorum. Şeyh Efendi bana dedi ki sen zakirsin Bayındır’dan. Bayındır’da hiçbir tane derviş yok. Biz arkadaşlarla beraber böyle kendi kendimize bir şeyler yapmaya çalışıyoruz, gayret ediyoruz. Milletin ayağı ağrıyor, ben hemen bu işlemleri yapıyorum, ayağı kaldırıyorum. Ben ayakta bütün zikrullah yapıyoruz.
Bizim bir arkadaş gitmiş bunu trenin zâkirine söylemiş. biz böyle ayağa kaldırılıyor falan diye. Neyse trenin zâkiri uğradı bize. böyle söyledi biraz ayağa kaldırmışım falan diye. Ha kaldırdım dedim. buna dedi müsaade lazım, şu lazım, bu lazım falan. Allâh Allâh. Tabi bilmediğimden sustum, bir şey demedim. Canım da sıkıldı ama. Biz bir kişi daha Allâh desin diye bakıyoruz orada herkes masadan kalkma benim tavirimle ben de dahil. böyle bize bir de cendereye girme birisi beni cendereye sokmaya çalışsa o ne vidası kalır ne yayı kalır. Bozar atarım ben onu, o cendereye girecek bir insan değilim. Kendi kendime cendereye sokarım. O ayrı mesela. Cuma tabi günlerde o da uğradı bize böyle. Perşembe ders yaptık, cuma günü uğradı.
2. Bölüm
Birisi ona gitmiş söylemiş. Ben cuma mübarek için telefon açtım. Selâmün aleyküm, aleyküm selâm. Dedim efendim dedim biz dedim böyle böyle zikrullah hatta dedim ayağa kalkıyoruz. Ben dedim bunda bir hata yapıyor muyuz acaba dedim. Ne oldu dedi. Dedim böyle böyle oldu biz ayağa kalkıyoruz. Bizim arkadaşlar genç hepsi de dedim bu işin disiplini bilen insanlar değil. Gel dedim biraz dedim böyle yaptığını konuşur gibi şimdi tam kelimeleri toparlayamayacağım. Usta efendi sen ayağı da kaldırın oturturunda denizin üstünde havada karada orada burada ya öyle zikir yaptırın böyle zikir yaptırın. İstediğinin dersini alın, istediğine dersini verin, istediğine şunu yapan, istediğine bunu yapan. Sıraladı da sıraladı.
Allâh razı olsun efendim. Selâmün aleyküm, aleyküm selâm kapattık. Biz tabi o sıraladıkları şeylerin sonra bir halifeye müsaade edilirmiş ancak. Sonradan dergahın adaf verkanını öğrendikçe bunu da öğrendik. Neyse bir daha perşembe oldu. Bu sefer ben buğışlamayı da ayakta yaptım. Ondan sonra demiyorum tabi ben şey efendiyle konuştum diye. Şimdi o dedim şimdi ben ayağı kaldırınca ben kim olduğunu Allâh affetsin biliyorum. Ama onu açığa yakalatacağım ya. Ben dedi böyle bir hastalık var. Derse başlayacağız. Destûr arkadaşlar ayakta başlıyoruz dedim. O oturdu. Dedim tamam. Dedim hayırdır? O da benden ufak. ağabey dedi ayağı kaldırmak dedi. Anlamsana. Dedim sana onu söyleyenin dersini alır atarım bu dergattan dedim.
Bu bir daha rengi değişti. Kaka ya dedi. Kaktı tabi. Neyse biz ayakta buğışlamaları yaptım. Ayakta şey yaptık. Sonra dergahın adabını öğrendik tabi. Şimdi önceden Çorum Hacı Mustafa Efendi’den veya onun şeyhi Ali Aydar Efendi’den, onun şeyhi Ebu Bekir Baba’dan, onun şeyhi şeyhi adab şu. Ancak nakip olanlar ayağı kaldırabilir. Ayakta zikrullah yaptırabilirmiş. Tabi bu adabı kırmak değil de bu adabı ben biraz böyle dergahın içerisinde bu konuda çok ciddi durmadım üzerimde. Ayaklar ağrıyor. Hiç kimse tarikat terbiyesi görmemiş. Biz bütün arkadaşlar ayağı kaldırabilir noktasında böyle bir benim zakirliğim zamandan birine çavuşluk veriyorsam o ayağı kaldırıyordu. Devran zikriyle alakalı Şeyh Efendi’nin bana söyledi ya kimse şeyh olacak ya halife olacak ya da nakibi nükabba olacak.
Ancak bunlar devran zikrullah yaptırabilir diye Şeyh Efendi söyledi. O yüzden bunların haricinde olanlar devran zikrullahı yaptıramazlar. Hatta Şeyh Efendi birkaç tane daha bana ritüel öğrettiydi böyle evde yalnız kaldığımızda. Bunları da oğlum ancak dedi ondan sonra dediğim şahıslar yaptırır dedi. Değişik ritüeller vardı böyle meydan bizim şey olmadığından biz onları yaptıramadık hiç. Öğretemedik arkadaşlar bizi çünkü kaçak kucak evde orada burada böyle bir dergâh statüsünde bir yer olmadığından bunları icra edemedik. O yüzden bu işin adabı o buradan hareket ederekten bütün ders yaptıran arkadaşlar ayağı kaldırabilirler. Bunda bir sıkıntı yok bu meselede oradan da bu çıkmasın ondan sonra bu yüzden bunda bir sıkıntı yok.
3. Bölüm
Bir soru vardı Telegram’dan sordular kandil günlerinde alakalı kandil güllerinde arkadaşlar normalde mesela herhangi bir il ilçe kendisi orada kandili kutlayacaksa kutlayabilir bunda bir sıkıntı yok. Ama bir derviş üstadının sohbetine zikrullahına kandil programına gelecekse de ona bir yasak yok. Şunun altını bir çizeyim hiçbir derviş hiçbir zakir hiçbir kimse üstadla dervişin arasına girmeye hakkı yok. Bir kimse yasak konacaksa ben kendim koyarım kural konacaksa ben kendim kural koyarım. Geri kalan herkes istediği zaman üstadını ziyaret edebilir yazabilir mesaj atabilir telefon açabilir ondan sonra veyahut da kandildi perşembeydi cumartesiydi sohbete gelebilir bunda bir sıkıntı yok. Ortak gideceğimiz bir seyahat ile ilgili benimle istişare yapılmadan karar alınması ne kadar doğru bir karar.
Sufilikte istişare mi yoksa kulis yapmak mı uygun değil. normalde burada ortak gideceğimizi derken nereye gidilecek kim yapıyor kim ediyor bunu normalde belirtilmesi lazım. Mesela dergâh adabı ise onun başında bir sorumlu vardır zaten o sorumlunun da birileriyle istişare etme durumu yoktur. O sorumlu atayan onunla istişare etmiştir zaten o yüzden orada gidilecek gidecek olan kimselerin orada istişare edilecek bir şeysi yoktur. Ama bir seyahat ise bir gezi ise o geziyi de tertip eden bir kimse vardır. Geziyi tertip eden kimse topluluk olarak bir karar aldı ise öyle gidiyorsa sen normalde işine geliyorsa gidersin işine gelmezse gitmezsin. Bu da ayrı bir mesele ama dergâh çalışmalarında dergahla alakalı bir mesele olacaksa örneğin buradan Çanakkale’ye Semazen kardeşler Muturban kardeşler gidiyorlar.
Oraya gidiyorlar onların başında bir vazifeli var bir görevli var onları tayin eden bir arkadaş da var o yüzden onun arkadaşlarla kardeşlerle istişare etme noktası olmaz. Zaten zannediyorum şurada böyle bir vazife var gelmek isteyenler isimlerini yazdırsınlar diyor herkes isimlerini yazdırıyor öyle gidiyor bunun bir istişaresi olmaz. Ama örneğin geziye gidiyorsunuz 10 kişi 5 kişi bir araba gezmeye çıkmışsınız o zaman normalde istişare edilmesi lazım. Ama geziye çıkarken de başınıza bir tane imam 3 kişi diyor yola gider gidiyorsa birini imam seçsinler diyor bir tane imam olur. Herkes onun imamlığını istişare edebilirsiniz atanmış değilse o zaman o kimse bir şeye hükmettiğinde yine ona tabi olunacak.
Kardeşlerim ile beraberken hep çok konuşuyorum bazen de boş konuşuyorum bu durum hem beni hem de kardeşlerimi rahatsız ediyor bu durumdan nasıl kurtarabilirim. Sûfî taşı alacaksın ağız taşı alacaksın çok konuşmaktan kurtulmak için. Sufiler öyle yapmışlar bir ağız taşı Hazreti Ebu Bakir radıyallâhu anh hazretlerine böyle yılan sokunca mağarada Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bir taşı yaladı ona Hazreti Ebu Bakir efendimizin ağzına verdi. Dedi ki dilini damağına daya Allâh’ı zikret Allâh bizim nedir dedi hafi zikrullahın normalde ilk başlangıcı oradan. Hazreti Ebu Bakir efendimiz de dilini damağına dayadı orada hafi zikrullah yapmaya başladı ve müşrikler geldiler kapının önünde dolaştılar gittiler.
4. Bölüm
Şimdi bu ağız taşı dendi ona sûfîler Hazreti Ebu Bakir efendimizden sonra Hazret-i Ömer’e geçti Hazret-i Ömer efendimizden sonra Hazret-i Osmân’a Hazret-i Osmân’dan sonra o taş Hazret-i Ali efendimiz’e geçti Hazret-i Ali efendimiz’den Hazret-i Hasan’a Hazret-i Hasan’dan Hazret-i Hüseyin efendimiz’e geçti ve Hazret-i Hüseyin efendimiz’den sonra taşına akıbeti belli değil. Bu dervişlerin arasında bu ağız taşı dendi böyle küçük bir taş hatta mümkün ise o mağaradan alınır o mağaradan alındıktan sonra ağıza o taş konulur boş konuşmaktan o dervişi uzak tutmak için o devamlı ağzında taş boş konuşmaz Allâh’ı zikrederdi. Tabi bu usül kaideler de kalmadı boş konuşmaktan Allâh’a sığınalım bir kimse boş konuşuyorsa zikrullahı ağız yapıyor demektir.
Sohbet esnasında latifeleşmek sünnettir. Latifeleşmek ama boş konuşmak devamlı insanları rahatsız edecek şekilde boş konuşmak caiz değildir. Allâh bizi affetsin. Evet birkaç soru alabiliriz. Mikrofon verin. Sesini aç. Anam babam sana feda olsun ya Resulallah diyen sahâbe efendimiz var. Bir taraftan da annesinin rızası olmadığı için efendim sağ ol salim görmek nasip olmayan ama peygamber hırkası giyen Veysel Karayna hazretleri var. Şimdi sevmek kimisi anasından babasından geçiyor severcisini ama kimisi de ama hep her biri seviyor. Sevmek kaç türlü efendim? Şimdi Allâh’a giden yol Kur’ân ve sünnettir. Sufiler Kur’ân ve sünnet içerisinde o yolda yürüyen kişi adedince yol vardırlar. Bir çift daha ileri o kişilerin içerisinde nefes adedince Allâh’a giden yol vardırlar.
Biz insanların sevgisini ölçebilecek bir barometremiz yok. Böyle olunca bir sahâbe var. Normalde annesinin babasını feda ediyor. Hatta Hz. Ömer Radıyallâhu anh hazretleriyle bir meşhur diyeliklik var ne kadar seversin seni diyor gözümün gördüklerinden en fazla seni severim olmadı ya Ömer’i. İmanın kemali ermemiş diyor. Diyor ki nefsimden de fazla severim şimdi kemali erdin diyor. Bu biraz uzun bu diyeliklik kısacasını söyledim. Demek ki o kimse Hz. Ömer Radıyallâhu anh hazretleri nefsinden de fazla sevecek o zaman kemali erdin diyor. Başka bir hadislerde bir kimse beni diyor bütün gözünün gördüğü annesinden babasından eş ve çocuklarından fazla sevmedikçe imanı kemali ermez diyor. Şimdi bir sahabeye verilen öğütler bunlar ama bir de Veysel Karani Hazretleri var.
Ümmetin içerisinde bu konuda böyle o da peygamber hırkasına sahip oldu ama sahâbe olamadı. Sahâbe olmaktı önemli olan ve yine İmam-ı Azam’ın meşhur sözüdür. sahâbe olmayan bir kimse sahabenin atının burnunun üzerindeki terinin tozu dahi olamaz diyor. Şimdi böyle olunca bizim toplumumuz Veysel Karani Hazretleri’ne böyle çok sahabelerden daha yüksek bir noktaya getiriyor. Burada sıkıntı var. bir Veysel Karani Hazretleri bir Hazreti Ebu Bekir’in, Ömer’in, Osman’ın, Ali’nin, Hazret-i Hasan’ın, Hazret-i Hüseyin’in veya son sahâbe her kim ise onun derecesine varamaz. Fakat çileye rağm olmak istemeyenler, terbiyeye rağm olmak istemeyenler Veysel Karani Hazretleri’ne örneklerler. Onun cüpesine mi mazhar olmak yoksa onun bir bakışına mı mazhar olmak?
5. Bölüm
Onun o mübarek nurlu yüzünü bir kez görebilmek mi yoksa cüpesine bakabilmek mi, cüpesini giyebilmek mi? Eğer cüpeyse söz konusu top kapıda var. Gidin bakın. Top kapıdaki cüpeyi mi görmek istersiniz, rüyanızda görmek mi istersiniz? Beni gören, rüyasında gören gerçekte görmüş gibidir. Bu hadişe herife mi mazhar olmak istersiniz yoksa cüpesini mi görmek istersiniz? Şimdi tabi bilhassa mesela bugün için söylüyorum bunu. Böyle bir üstadına intisap edip, üstadın terbiyesine girip, onun normalde o yola girmek kolay bir şey değil. Nefis buna nefse zor geliyor. Bir bakıyorsun bir karani zikri oluşturmuşlar. Karani zikri. Herkes üveyisi oldu. Üveyisilik yolunda gidiyoruz. Şimdi üveyisilik yolunu bilseler, ondan sonra diyecekler ki bu üveyisilik yolu değil.
Bir bölgeye gittiğimde orada bir üveyisi şeyhi varmış. Ziyaret etmek istemiş. Geldi bizim ders yaptığımız yere. Biz üstadımızdan öyle gördük. Ben oturduğum koltuğu ona böyle şey yaptım. Buyurun oturun dedim. Ben de aşağı oturdum. Böyle bir ahkam kesiyor. Sustum. Bir soru sorabilir miyim dedim. Tabi dedi. Tabi dedi. Bize öğretilen şu dedim. bir kimse üstadlık seviyesine geldiyse onun bir icazeti olacak. Ona bir şeyh, onun şeyhliğini ilan edecek. Yetiştirdiği bir şey. bir şeyh onu yetiştirmiş ya onu ilan edecek. Bir de onun icazeti olacak. Bu işin dedim kuralı bu. Sizin şeyhiniz kimdir dedim. Biz üveyisiyiz dedi. Üveyisiyiz dedi. Üveyisilikte şeyhlik yok dedim. Bu kaldı şimdi. Nasıl dedi. E dedim üveyisilik şu benim bildiğim dedim.
Bir kimse istihareler yaptı, istişareler yaptı. Böyle naçar kaldı dağın başında. Bir şeyh yok. Gidebileceği bir durum yok. Ona rüyasında geldi Veysel Karana Hazretleri ders verdi. O zaman o kimse üveyisi olur. Rüyanızda Veysel Karana Hazretleri’ni gördünüz mü dedim ben? Bu durdu. Görmediği rüyayı görmüş gibi söyleyen dedim. Allâh’ın lanetine uğrar. Dikkat edelim dedim. Görmedim dedi. Görmeden nasıl şeyh oldunuz dedim. Üveyisi şeyhi olmuş. Bu kaldı şimdi. Dedim bizatihi Veysel Karana Hazretleri gelip size ders verdiyse yine şeyh değilsiniz dedim. Yine şeyh değilsiniz dedim. Bir şeyh buluncaya kadar o dersi çekersiniz. Bir şeyh bulduğunuz anda dedim o şeyhe intisap etmeniz gerekir dedim. Ancak dedim bir Mürşid-i Kamil’in dersini aldınız.
Orada dedim hak esmasına kadar geldiyseniz size dedim bir şeyh lazım olmayabilir ama orada kalırsınız dedim. Oradan ileri gidemezsiniz. Dedim böyle bir haliniz oldu mu? Hayır dedi. Dedim kusura bakmayın. siz dedim yol kesicilerdensiniz. Bir canı sıkıldı bir bozuldu. Ondan sonra onun da sebebi ziyareti bize intisap etmiş. Öyle lafın arasında onu da söyledi. biz dedim intisap etmekten dedim gocunmayız. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri bize git şuraya intisap et. Şuna git bağlan diyorsa biz dedim haydi haydi bağlanırız. Bizim böyle bir derdimiz yok dedim. Böyle bir şeyimiz yok. Şimdi böyle olunca iş bu noktaya gelince evet Veysel Karana Hazretleri mübarek bir insandır sahâbe değildir.
6. Bölüm
Veysel Karana Hazretleri gerçekten maneviyatı yüksek bir kimsedir. Evet ama sahâbe değildir. Böyle olunca sahabeye verilen öğreti var. sahâbe savaş meydanında babasını öldürmek zorunda kalmış. İmtihanın en acısını yaşamış. İmtihanın en acısını yaşamış. Şimdi babasını öldürmek zorunda kalan sahâbe mi her şeyden geçti? Veysel Karana mı? Evet normalde Medine’ye hicret eden ve ilk şehitlerden olan mı annesinden babasından geçti Veysel Karana mı? Sahâbe çok zengindi Mekke’de. Yakışıklıydı, boyu posu yerindeydi. Yürüdüğü zaman Kureyş’in kızları kendini sokağa atıyordu. Beni nikahına al diye. Allâh Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri onu Medine’ye münevvereye gönderdi. Medine’de İslam’ın yayılmasına en büyük etken kimdi?
Musab bin Ümeyir bıraktı. Annesini Mekke’de bıraktı. Annesi tabiri caizse bugünkü tabiriyle açlık grevine gitti. Bırak dedi Muhammed’i. Ne dedi ona? Bin tane canın olsa önümde dedi teker teker bin tane canını alsalar. Buna ben şahit olsam dedi. Vallahi de billahi de ben Muhammed’i Mustafa’yı bırakmam dedi. Hangisi kıymetli acaba? Ve o zengin Musab bin Ümeyir şehit olduğunda üzerine örtecek elbisesi yoktu. Ve Medine’ye münevvere dedi zengin olmadı dini anlatıyorum diye. Şehit olduğunda sahâbeler geldiler derler ki Ya Resulallah. Bacaklarını örtüyoruz göğüsü açılıyor. Göğüsünü örtüyoruz bacaklar açılıyor. Ne yapalım dediler? Allâh Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem olduğu gibi gömün dedi. Başında hususi bekleyen ve başında gözlerinden yaş inen Musab bin Ümeyir Hazreti Peygamberin hangisi kıymetli acaba?
Şimdi biz Musab bin Ümeyir’i unutacağız Veysel Karani’yi sahabelerden üstün tutacağız. Bu akayit noktasında da sıkıntılı. Bakın burası akayit noktasında da sıkıntılı. Şimdi bir kimse kalkıyor Veysel Karani Hazretlerini sahabeden üstün tuttuğu anda akayit olarak sıkıntıda. Siz sahabenin fazilet noktasından fazileti sıralıdır. Hz. Öbübekir, Ömer, Osman, Ali, Hz. Hasan, Hüseyin sıralıdır. Cennetle müjdelenen sahâbeler sıralıdır. Siz diğer sahabeleri dahi ondan üstün tutamazsınız. Üstün tutarsanız İmam-ı Azam’a göre sıkıntı var. Fıkı ekberde geçer bu. Siz o fazilet sıralısını değiştiremezsiniz. Şimdi ümmet cahil, din cahili bir bakmışın Veysel Karani Hazretlerini bütün sahabenin üstünde görüyor.
Yanlış, o yanlış olduğunda farkında değil veya farkında biliyor veya bilmiyor. Bu şuna benziyor. Bir kimse Hz. Geylan Hazretlerini çok seviyor, iyi. Geylan Hazretleri muhakkak Veliullah’ın piri. Eyvallâh. Ama onu sen sahabeden üstün göremezsin ki. Veya bir kimse üstadını Pir Efendilerden üstün görüyor. Üstün göremezsin ki. Veya o şeyh denilen kimse de kendini Pir Efendilerden yukarıda gösteriyor. Yapamaz ki. Sıkıntılı işler. Ama ümmet-i Muhammed bu çarpıklığın içerisinde bocalıyor. Allâh bizi affetsin. Üç ihlas, bir Fatiha-i Şerife. Âmîn. Altyazı M.K. Âmîn. Ya Rabbi, hasıl olan sevabı Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem hazretlerinin ruhlarına ve bütün geçmiş Peygamber efendilerimizin ruhlarına.
Cihariyari Güzin efendilerimiz, Ebu Bekir Sıddık, Ömerül Faruk, Osman-ı Zin Nureyn, Ali el-Murtaza R.A. hazretlerinin ruhlarına. Aşere-i mübeşşerenin evladı Resûlullâh, zevce-i Resûlullâh, İmam-ı Hasan, İmam-ı Hüseyin, yetmiş iki şohedanın, Şehid-i Kerbelan’ın bütün şohedanın ruhlarına, tüm ashabı Resûlullâh hazretlerinin ruhlarına, imamımız İmam-ı Azam Ebu Hanife, İmam-ı Şafi, İmam-ı Malik, İmam-ı Hanbeli ve bütün mezheb imamlarımızın ruhlarına ayrı ayrı hediye edik. Vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi. Haberdar eyle ya Rabbi. Ve İzadlarını, himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimize neksik eyleme ya Rabbi. Üç ihlas bir Fatiha-i Şerife. Âmîn. Ve İzatların himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik ey İlame ya Rabbi.
Âmîn. Ve selamun ala l-mürselin ve alihim vel hamdü lillahi Rabbil-i alemîn. Euzu billahi mineşşeytanirracim. Bismillahi r-Rahmani r-Rahim. Eftali zikir fa’lemennahu. Lâ ilâhe illâllah. Hak Muhammedün Resûlullâh, cemiyen enbiya vel mürselin vel hamdü lillahi Rabbil-i alemîn. el-Fâtiha ma salavat Allâhumme salli ala Seyyidina Muhammeden ve ala alimuhammed. Âmîn. Ejmen. Destûr.
Kaynakça
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.
Kaynak video: YouTube
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Sünnet, Şeyh, Çile, Salavât, Dervîş, Dergâh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı