Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

680. Dergâh Sohbeti — Sebaat, Sabır ve Zikrullah: Enfâl Sûresi 45. Ayet Tefsiri

Mustafa Özbağ Efendi'nin dergah sohbeti: 680. Dergâh Sohbeti — Sebaat, Sabır ve Zikrullah: Enfâl…. Tasavvuf, ahlâk ve mânevî yol üzerine kapsamlı açıklamalar.


1. Bölüm

Selamünaleyküm! Allâh gecenizi hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed’i Hakk’a hak, batıl batıl bilenlerden eylesin. Cenâb-ı Hak cümle-i ümmet-i Muhammed’i Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye sımsık yapışanlardan eylesin. Rabbim nerede ümmet-i Muhammed’e zulmediliyorsa, kanı, canı, namusu, şerefi, haysiyeti ayaklar altına alınıyorsa, haksızlıklara ve hukuksuzluklara karşı onların hak ve hukuklarına riayet edilmiyorsa, hepsinde Cenâb-ı Hak intikamımızı alsın. Hepsinde güçlerini ellerinden alsın. Hepsinde yerle yeksan eylesin. Bu İsrail, Siyonist İsrail devletini batırsın. Bu onun destek çıkan batılları batırsın. İçimizde dışımızda kimler destek çıkıyorsa hepsini kahre perişan eylesin.

Doğu Türkistan’da, Hindistan’da, Bangladeş’te ve diğer dünyanın neresinde olursa olsa, Müslümanlara zulmeden devletleri Cenâb-ı Hak yerle yeksan eylesin. Bu geceki sohbetimiz 40. nasihat, Enfal Sûresi âyet 45. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm Ya eyyühellezînâ âmanû İzâ lakîtûn fî eten fethubtu vezkurûllâhe kesîran lâ alâ kûm tuflihûn Sadaqallahûl-Azîm Enfal âyet 45. Ey ihman edenler! Bir toplulukla karşılaştığınız zaman sebaat edin ve Allâh’ı çokça zikredin ki kurtuluşa eresiniz. Bu genelde bu âyet-i kerimet cihatla alakalı bir toplulukla karşılaştığınızda sebaat edin ve Allâh’ı çokça zikredin ki kurtuluşa eresiniz. Buradaki bizim bu geceki sohbetimiz çokça zikretmek ve aynı zamanda da sebaat. Çünkü sebaat olmazsa o kimse zikrullah da duramaz.

Zikir yolunda yürüyemez. Sebaat olmazsa İslam yolunda gidemez. Sebaat olmazsa Kur’ân ve Sünnet’i icra etme, ettirme, mücadelesini verme yolunda duramaz. Sebaat etmezse bir iş de başarılı olmaz. Sebaat etmezse okulda başarılı olmaz. Sebaat etmezse mesleğinde başarılı olmaz. Sebaat etmezse ailesini düzgün yönetemez, yürütemez. Sebaat etmezse dünya hayatı da ahiret hayatı da o kimsenin dağılır. Burada sebaat etmek doğru noktada inatla durmak. Sebaat etmek elindeki malı korumada, canını korumada, namusunu korumada, şerefini korumada, yolunu korumada, kendi nefsini korumada sabit durmak. O konuda sebaat etmek yılmamak, yenilmemek, ne olursa olsun o konuda kararlı durmak. Sebaat bu manada herhangi bir meselede kararlı bir şekilde hedefe ulaşmaya çalışmaktır.

Kararlı bir şekilde. O konuda inatla devam etmektir. o hem sebaat edecek kararlı olacak hem de o konuda inatçı olacak. Şimdi bazen ben arkadaşlara ben inatçıyımdır veyahut da adamın mesela inatçısı makbuldür. Ama nasıl doğru noktada inat edecek o kimse? Sebaatta inat edecek, mücadelede inat edecek, cihâd etmede inat edecek. O yoldan geri dönmemek için, o sıkıntıların karşısında yenilmemek için sebaat edecek. Göğsünü siper edecek, koyacak ortaya neyi varsa. O konuda kararlı olacak. O yüzden sebaat bu benim kendi şahsi kanaatımdır. Sabırdan önde gelir. ben sabretmeyi bazen acizlik olarak görüyorum. Çünkü sabır sebaatta lazımdır. Bir kimseye birisi canına kastetmeye çalışıyor, malına kastetmeye çalışıyor, namusuna kastetmeye çalışıyor, şerefine, haysiyetine kastetmeye çalışıyor, gittiği yolu kastetmeye çalışıyor veyahut da tecavüz etmeye çalışıyor.


2. Bölüm

Canına, malına, mülküne, eşine, dostuna, ailesine tecavüz illaki cinsel suç olarak değil. o kimse oradan serfinaz ediyor, geri dönüyor. Onları korumak için sebaat etmiyor veyahut da sevdiğine laf söylüyor bir kimse. ben ona sabrettim diyor, ben de içimden diyorum ki zayıfsın, pasifsin. İçinden sabretmiş. Seni sevdiğine laf söyleniyor. Sen nesini içinden sabrediyorsun? Zayıf adamların işidir, pısırık insanların işidir, basiretsiz insanların işidir. Sen benim sevdiğime laf söylersen senin ağzını yırtarım, dilini ensenden çıkarırım senin. Sen benim sevdiğime laf söyleyemezsin, sen benim şeyhime laf söyleyemezsin, sen benim yoluma laf söyleyemezsin, sen benim eşime, çocuklarıma laf söyleyemezsin, sen benim kardeşlerime laf söyleyemezsin, benim arkadaşlarıma laf söyleyemezsin.

Ben orada ben bir şey diyecektim ama demedim sabrettim. Sen ne? Zayıf adamsın sen, pısırık insansın. Sen hakkı ve hakikati savunmuyorsun. Sen hakkı savunacaksın. Ben bir şey demedim. Bir şey demedin, basit adamsın. Bazen Murtaza’yı eleştirirler ya, ben de derim ki Murtaza o koltuğun hakkı o koltukta oturacak sebep. Ben onun nelerinden, içinden neleri savunduğunu bilirim. Örnek. Dolayılısı olarak bilirim. Bir de bana gelmiş şikayet ediyor. Sövdü bana diyor. Boş boşuna sövmez dedim. Çıktım ben de işin içinden. Nasıl yani? Basbaya dedim bizim derviş kardeşler. Sövecekleri zaman dedim. Hakkı hakikat noktasında söverler dedim. Kaldı. Hak etmişindir, sövmüştür dedim. Ben sustum. Benim aleyhime konuşmuşundur, sövmüştür dedim.

Sustu. Hadi söv benim yüzüme dedim. Benim aleyhime dedim, benim yüzüme konuş. Sustu. Sustu. Bak benim yüzüme de konuşamıyorsun dedim. He Murtaza’nın söylediğinin iki katını söyledim sana dedi. He o az söylemiş dedim. İki katını söyledim sana dedim. Bizde sabrı yanlış anlıyoruz biz. Sabrı. Biz acizliği, tembelliği, aimazlığı, mücadele etmemeyi, gayret etmemeyi biz böyle onu sabır kategorisine koymuşuz. Öyle değil ya. Benim anladığım saburu değil. Ben korurum, ben muhafaza ederim, ben sebaat ederim, ben yolumu da korurum. O yolda da dururum ben. Sıkıntı o yolda dururum, sebaat etmemden dolayı başıma bir hiç gelir, ben ona da sabrederim. Ama ben o yolda dururum. Ben yapmam gerekeni yaparım, yapmam gerekeni yaparım.

Ve yapmam gerekeni yaptığımda bir şey gelecekse başıma gelir, ben ona sabrederim. Bu doğru sabırdır. Yoksa bir müminde, bir sufide önce lazım olan sebattır. Sebat. Bütün İslam toplumuna lazım olan sebattır. Sen toprağını korumakta sebat edersin, dinini korumakta sebat edersin, namusunu, şerefini, haysiyetini korumakta sebat edersin, kadınlığını korumakta sebat edersin, erkekliğini korumakta sebat edersin, evlatsan evlatlıkta sebat edersin, anne babasan anne babalıkta sebat edersin. Önce sebat gelir. Sabır sebatın sıfatı gibidir. Bakın sabır sebatın sıfatı gibidir. Ama bize önce böyle ters öğreti veriliyor bize. biz böyle haksızlıklar karşısında susan dilsi şeytandır. Hadîs-i şerif var. Biz haksızlıklar karşısında susmayı sabır olarak görüyoruz.


3. Bölüm

Ya birisi sana haksızlık yapıyor. Sen o haksızlığı ona tebliğ edeceksin, ona söyleyeceksin, o yanlışlığı ona nasihat edeceksin. Sana birisi haksızlık yapıyor, haksız davranıyor. Sen ona söyleyeceksin, kardeş burada haksızlık yapıyorsun, burada yanlış yapıyorsun. Ve hatta burada sen bir başkasının arkasından konuşuyorsun. Bu konuştuğunuz kimse bizim derviş kardeşimiz. Sen nasıl bir başkasının arkasından böyle konuşursun, derviş kardeşimizin arkasından sen nasıl konuşursun? Konuşma lütfen. Bu konuyu kapat. Gıybet etme. Ya bu doğru. Doğru olabilir, doğrusa gıybet. Değilse iftira zaten. Biz bunu nasihat etmekten uzağız. Müslümanlar olarak, müminler olarak uzağız. Çünkü dedikoduya, gıybete, kaypakçılığa, dönekçiliğe alıştık.

Ya Müslümanın olmaması gereken haller Müslümanlarda var. burada seni seviyor, kapının önünde satıyor seni. Burada seviyorum diyor, bir bakıyorsun, hiç ummadık, hal ve hareketler görüyorsun. Ya bu nasıl sevmek? Seviyorum diyor, gidiyor başka yerlerde, karanlık dehlicilerde satıyor seni. Sevgisinde de sebaat ehli değil. Sevmekte de sebaat ehli olacak. Bir kimse yolda da sebaat ehli olacak. Sen bir el tutmuşsun, sebaat göster. Varsa eksiklik noksanlık git yüzüne söyle. Yoksa sebaat et. Çünkü sebaat etmiyorsan yolun kaypaklaşır senin. Sen kaypaklaşırsın yani. Senin kendi özel yolun kaypaklaşır. Orada dik durmayı, orada sabit durmayı kendine ölçe edin. Bir şey oldu, dedim kardeş ölürüz biz malımız için.

Böyle baktı, şehit oluruz dedim. Sen burada beni vurursun, ben de şehit olurum. Ama sen buradan bir iğneyi benden izinsiz götüremezsin. Böyle kaldı. İstersen dedim, dokun. Bunu 28 Şubat’ta maliyeciye de söyledim. Polisler basmış, hepsi de gelmiş, defterler alacak götürecek. Dedim buradan dedim, bırak. Dedim iş yerinden dışarı, bürodan dışarı çıkardığın anda kafanı gözünü yararım senin dedim. Polisler de başımda duruyor. Hem öyle bir yararım ki dedim, seni elimden dedim, bu polisler de alamaz dedim. Vergi Dergisi Memuru baktı öyle. Polisler dedi, sakin ol dedi, ben sakinim dedim, o vazifesini yapsın. O buradan defter çıkaramaz dışarı dedim. Çıkarıp dedim, 10 tane fatura keserse ne yapacağım ben dedim.

Onun kanuni hakkı değil dedim. Böyle tuttum havuzundan, hakkım mı lan dedim ben, sustu. Bırak dedim defterleri. Yavaşça bıraktı, fotoğraflarını çekeceğim, istediğini çek dedim. Malını korumakta, eşini korumakta, çocuklarını korumakta, bir dergaha girmişsin, derganı korumakta, sebaat et. O sebaatinde sıkıntı yaşayacaksın, o sıkıntıda sabretceksin. Oradan âyet-i kerimeden sonra ne diyor? Allâh’ı çokça zikredin. Burada senin en büyük dayanağın manevi, maddi değil, zahiri değil, Allâh’ı çokça zikredeceksin ki kurtuluşa erersin. O sıkıntıdan, o sebaattan dolayı, sebaattan dolayı, sebaatın arkasından gelen sabırdan dolayı, sabıra karşı senin Allâh’ı zikirle, Allâh’tan bekleyeceksin her şeyi. Çünkü hadîs-i şerita Allâh Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri sabır ve sebaat zaferin anahtarıdır diyor.


4. Bölüm

Sen orada sebaat edersen, sabredersen zafer senin. Ama sebaat edeceksin önce, direneceksin, dayanacaksın, mücadele edeceksin, yıkılmayacaksın. Zorluk olacak, zorluklara karşı sabredeceksin. Ben bazen diyorum ya, 28 Şubat’ta kim benim yanımdaysa onlar benim yanımda, canımda onlar benim. Neden? Sebaat ettiler benimle beraber. Benimle beraber sebaat ettiler. Bir düdük tiyansın deyip evlerine kapanmadılar. Bir düdük gidip de satmadılar. Beni de satmadılar, yolu da satmadılar. Satmadılar, durdular yanımda. Ne olursa olsun. Ne olursa olsun. Şimdi bazen derim ya arkadaşlara, yeni arkadaşlara, arkadaşlar, bu eski abilerinize hürmet edin. Bunlar yolun çilesini çekmiş insanlar. Eksiklerini, kusurlarını görmeyin onların.

Çünkü o düdük çaldığında kimin nerede neyi satacağı belli olmuyor. O düdük çalınca o kimsenin neyi nerede satacağı belli oluyor. Günlerce ben iş yerine uğramazdım. Said giderdi. Said’e telefon açardım sabahları. Said, selamun aleyküm, aleyküm selâm. Nasıl durum? Kapının önünde bekliyorlar. Gelme. Evet. Said orada direniyordu. Benim malımı koruyordu. Benim malımı koruyordu. Şimdi bazen Adnan, Cafer, Hüseyin üçlüsü var ya ve hatta Cemil’i bir kenara koyamayız. Örneğim. O Hacı Erkan’ı bir kenara koyamayız. Bunlar eski benimle beraber çileyi çeken insanlar. Sebahat edenler. O mücadelede direnenler. Çünkü Deccâlist sistemlerde cemaatlerin, tarikatların böyle insasında ne zaman boza pişirecekleri belli olmaz.

Evet. Orada direnmek, orada satmamak önemli. Orada tiyansın deyip tornistan yapmamak önemli. Orada durmak önemli. Önemlidir bu. Bu sebahatle alakalı. Şimdi o gün için Allâh Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri bir düşmanla karşılaştığınızda diyor. O zaman ki düşman çok affederseniz kancık değil. O zaman ki düşman kravatlı değil. O zaman ki düşmanın elinde bir tane bilmem ne anayasası yok. O zaman ki düşmanı düşman olarak biliyorsun. Düşman müşrik veya kafir her neyse. Kılıçlanıyor, geçiyor karşına senin. Şimdiki düşman öyle değil. Şimdiki düşmanlar ahir zaman düşmanları. Sendenmiş gibi görünüyor. Bizdenmiş gibi görünüyor. Dili iki çatallı değil, on çatallı, yirmi çatallı. Senin yanında derviş oluyor, gidiyor öbür tarafta kafir oluyor.

Senin yanında çok samimi kardeşin senin ama senin malına çökmeye kalkıyor. Senin kardeşin senin ailene çökmeye çalışıyor. Aileni dağıtıyor. Şimdiki düşmanlar farklı. Şimdiki düşmanlar eskisi gibi değil. Şimdiki düşman fitneci. Şimdiki düşman normalde ortalığa, ortalığı perişan ediyor. Şimdiki düşman öyle. Böyle yumuşak yumuşak konuşuyor senin yanında. Veya geliyor bana da, efendim siz çok iyisiniz ama şu dervişleriniz. Demek ki ben onları yetiştirememişim. Bak işine sen diyorum. Eksik insanız biz diyorum. Bana dervişleri şikayet edecek. Bana da iyi değilmiş. Yürü git, iyi dervişler olan bir yer bul. Burası böyle bizim. Biz medreseden çıkmadık, meyaneden çıktık. Biz de bu kadar. Biz böyleyiz.


5. Bölüm

Biz meyaneden çıkmayız. Fazla edeb-i adab bilmiyoruz biz. Bu kadar biliyoruz. Bildiğimizi de yaşamaya çalışıyoruz. Gerçekte dervişleri bana böyle kötüleyecek. Yürü git ya nereye gidiyorsan git. Allâh yoluna çekilsin. Konuşma. Sen beraber yemişim içmişim her perşembe. Allâh’ı zikrediyorum onunla beraber omuz omuza. Sen onu bana ne anlatıyorsun bana? Ben çok yemişim de dervişler iyi değilmiş. Fitne bu. Size de böyle söylüyorlardır. arkadaşım kardeşim gerçekten yani. İyisiniz hoşsunuz ama işte. İyi ama ama. Ben sevenin aması mı olmuş? Aşığın aması mı olurmuş? Dostun aması mı olurmuş? Kardeşin aması mı olurmuş? Ulan kedi miyiz biz ama ile mama ile uğraşacağız? Yürü git bak sen kedilerin arasında dolaş.

Atarlar senin önüne bir parça kemik mama. Ondan oyalanırsın sen. Bizim öyle bir iyi işimiz yok. Bize amacı mamamız lazım değil. Allâh bizi affetsin. O yüzden sabahat öndedir. Sabır arkasındadır. Onların arkasında duran en büyük iş olan zikrullah’tır. Onların arkasında duran. Kim sabreder ve sabahat ederse Allâh onu muvaffak kılar. Hiçbir kimseye sabırdan daha hayırlı ve geniş bir lütuf verilmemiştir bu hariden. Demek ki ne yapacağız? O sabahat ile beraber sabrı yanında taşıyacağız. Namaz kılmakta sabahat edip sabır lazım. Namazı bir kıl bir kılma. Dersi bir çek bir çekme. Yok sabahat et her gün çek. Sabahat et beş vakit namazı kıl. İyilikte sabahat et. Zikre gelmekte zikrullah yapmakta sabahat et.

Allâh bizi muhafaza eylesin. Âmîn. İnsanların üzerine öyle bir zaman gelecek ki dininin gereklerini yerine getirme konusunda sabırlı dirençli davranıp müslümanca yaşayan kimse avucunda ateş tutan kimse gibi olacaktır. Tirmizi Ebu Davud. Bakın dininde sabahat etme. Dinini yaşamada sabretme. Dinini yaşamada mücadele etme. İyi doğruyu güzeli din derken sadece namaz değil. bu namaz kılanlar gerçekten dinlerinde sağlam durmuş olsalar ülke bu noktada durmaz. Bu dervişim diyen sufim diyen şeyhim diyen alimim diyenler gerçekten Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye dairesinde sebat ehli olup sabredip o mücadeleyi verseler ülke bu halde olmaz. Toplum bu halde olmaz. Ama ne yazık ki elde tutmak gerçekten Kur’ân ve Sünnet’i elde tutmak imanını elde tutmak ateşten kor gibi.

Başka bir ateşlerde de atan dinden imandan olacak diyor. Ahir zamanda iman ateşten bir kor haline gelecek. Elinde tutanın eli yanacak. Atan diyor dinden imandan olacak. Şimdi elinde tutmak zor. Bakın gerçekten hakça durup kararlı bir şekilde durmak namusunu şerefini haysiyetini korumak malını mülkünü arkadaşını dostunu korumak ateşten kor gibi. Anneni babanı çocuğunu korumak ateşten kor gibi. Kardeşini arkadaşını akrabalarını korumak tutmak ateşten kor gibi. Bunlar bizim dinimizin emri. Dinimizin emri. Dostunu korumak ateşten kor gibi. Bunlar dinimizin emri. Bunlar Adem’den beri. İslam’ın emri Adem’den beri. Adem’den beri. Sen arkadaşını dostunu korucağın kollucağın. Sen sana sığınığını korucağın kollucağın.


6. Bölüm

Buradan kapıdan içeri girmiş. Sen onu korucağın kollucağın. İsterse sevmediğin insan olsun. İsterse senin dışarıda seni arkandan atsın, tutsun, sana zarar versin. O buradan kapıdan içeri girdi mi? Girdi. Onu korucağın kollucağın. Ona yanlış bir hareket etmeyeceksin. Bir başkasının da ona yanlış hareket etmesine müsaade etmeyeceksin. Dur kardeş diyeceksin yapma. Bizim kardeşimiz olur. Buradan içeri girmiş bitti. Sen bir meselem varsa git dışarıda gör. Burası oranın yeri değil diyeceksin. Korucağın. Derviş kardeşini korucağın. Dergahlar, tekkeler, cemaatler kardeşlerini korumaktan geçer. Sen burada kardeşini yem gibi ortaya atamazsın. Korucağın onu. Kardeşinin eşini, çoluğunu, çocuğunu korucağın.

Korucağın. Bay ve bayan zakirler. Hepsi de emanettir sizi Allâh’tan. Onların özel meselelerini, şahsi meselelerini ortaya çıkarmayacaksın. Ortada konuşmayacaksın. O dergahın namusu. Koruyamıyorsanız, ben koruyamıyorum, görevimden affımı istiyorum diyeceksin. Korucağın. Orada herhangi bir derviş kardeşinin herhangi bir şeyine zarar gelmeyecek. Öyle başını sarı sarmakla olmuyor bu işler. Hakkını yerine getireceksin onun. O konuda da sebahatli davranacaksın, kararlı davranacaksın, inatçı davranacaksın. Oraya gelen her kimse orada diyecek ki ben emin yerdeyim. Benim namusum, şanım, şerefim, haysiyetim emin yerde diyecek. Burası emin yer olacak. Bu konuda sebahatli davranacaksın. inatçı davranacaksın, şuurlu davranacaksın, kararlı davranacaksın.

Bu konuda başına ne gelirse gelsin sabretceksin. Orta er insan olmaz sûfîler. Bir kimse bir sûfî hakkında konuşacak ama 118 sefer tartacak onu konuşurken. Sebep, orası kocaman bir aile diyecek. Ben burada birisinin hakkında konuşursam şimdi bu aile çöker bana diyecek. Biz öyle vuran sesini al lokmasını olanlardan değiliz. Birisi bizim ensemize vurursa onun kolunu kökünden koparırız. Enseye vurulup lokmasını yenecek kimse değiliz. Biz vurdurmayız. Lokmamız yiyecekse edeble gelsin canımızı yesin bizim. Ne lokması? Edeble gelsin canımızı yesin bizim. Bize katakülleri davranmasın oradan buradan puan alacağım diye uğraşmasın. Harbi harbi gelsin yiğitçe açım desin doyuralım. Gelsin yiğitçe desin ki şuna ihtiyacın var ihtiyacını görelim.

Eyvallâh. Ama o kimse ok gibi olmalı. Ok gibi olmalı. O yüzden kardeşlerinizi korumakta da sebaat edeceksiniz. Kardeşlerinizi korumakta da başınıza bir şey gelirse sabretceksiniz. Derganızı korumakta sebatlı ve sabırlı ve kararlı olacaksınız. Çünkü düşman öyle diyor e iman edenler bir düşman bir toplulukla karşılaştığınızda. Çünkü önceki âyet-i kerimelerde kafir düşmanlarla alakalı. Bir toplulukla karşılaştın veya bir kimseyle karşılaştın. Ona karşı sebaatli ve dirençli olacaksın. Allâh bizi affetsin. Tabi bunun içerisinde bir de nefse karşı mücadele etmek var. Nefis mücadelesinde sebatkar olmak. Çünkü yine Hadîs-i Şerif’te gerçek mücahit nefsine karşı cihâd eden kimsedir dedi. Tirmizi ve İbn-i Hanbel’de.


7. Bölüm

Gerçek mücahit nefsine karşı cihâd eden kimsedir. O zaman biz kendi nefsimizle olan mücadelede de sebaat edeceğiz. Biz oramıza buramıza oraya buraya peşkeş çekmeyeceğiz. Biz haramlara karşı durmakta sebaatkar davranacağız. Yanlışlıklara karşı sebaatkar davranacağız. Nefsimizin oyununa şeytanın desisesine karşı biz sebaatkar davranacağız. Sabırlı davranacağız. Ve Allâh’ı çokça zikreteceğiz. O yüzden sadece savaş meydanında değil. Tekrar sözümü geriden alayım. Şimdi eskisi gibi savaş meydanı yok. Şimdi deccaliyetin savaşları var. Bu fitne, bu Kur’ân ve Sünnet’e saldırmak. Hadîs-i şeriflere saldırmak. Cemaatlere, cemiyetlere, tarikatlara saldırmak. Namaza saldırmak, oruca saldırmak, zikre saldırmak.

İslami herhangi bir ritüele saldırmak gibi. Bunların hepsi de cihadın içine giriyor. Sabrettim ben bir şey demedim. En çok nefret ettim laf. Deseydin, canını vereydin orada. Deseydin, o da kavga çıkardı seninle. Deseydin, seni dövüp ataydı dışarı. Ebu Zerik-i Fâri sabır mı etti? Çıktı, haykırdı Kur’ân’ı. İmanın çıktı, haykırdı. Sen de haykıraydın, konuşaydın. Neyi engel oldu sende? Ticaretin mi engel oldu? Akrabalığın mı engel oldu? Neyin engel oldu senin? Heva hevesin mi engel oldu? Hangi korkaklık seni zapturapt altına aldı? Hangi korkaklığa peşkeş çektin sevdiklerini? Şeytan nereden girdi de seni o korkaklık hummasına kattı da hakkı ve hakikati söyleyemedin? Şeytan senin bir tarafından girmiş ve seni korkaklık hummasına katmış.

Sen o korkaklık hummasıyla sen ne yaptığını bilmiyorsun. Saroş olmuşsun, deli olmuşsun. Zayıf, pısırık bir kimse olmuşsun. Sen hangi korkaklık seni o hale getirdi? Seni bir korkaklık sarmış. Seni bir korkaklık sarmış. Ne oldu? Ticaretin mi engellenecek diye korktun? Sen parasız kalmaktan mı korktun? İşsiz kalmaktan mı korktun? Senin Rabbin kim? Sen hangi Rabbine iman ettin? Hem Âyet-i Kerime’de diyeceksin, dünyanın da yerinde göğünde Rabbi Allâh’tır. Rabbi Allâh’tır. O da diyecek ki, rızkınıza benim kefil olan sen neye sattın? Hangi korkaklığına sattın? Aa o zaman sen nefsine cihâd etmek. Bu konuda da normalde cihadın nesiydi? En mükemmeliydi. en son savaş vardı ya, Rumlarla bir savaş olacaktı.

Rumlar asker toplamışlardı. Allâh Resulü de büyük cihâd ilan etti. Bütün herkes neyi varsa alsın, getirsin dedi. Son savaş, İslam orduları toplandı. Sonra Rumlar oradaki o Iraklı müşrikleri satıverdiler. O Iraklı müşrikler de tarih boyunca hep satılmaktan geçiyorlar. O savaştan geri dönülürken böyle sahâbe mutlu mesut dedi ki daha büyük bir savaşa dönüyoruz. Dediler ki Ya Resulallah bu ne? Bu dediği iki göğsünüzün arasında bulunan nefis de cihâd. Nefis de cihâd, cihâd ekberdir dedi. Bu büyük cihâd dedi. dervişler bu nefis de olan cihatı çok önemserler. Sen nefsin olan cihatta sebahtlı davran. Bu konuda da sana normalde en büyük destek Allâh’ı zikirdir. Allâh’ım iyi etsin inşâAllah. O yüzden Ali İmran âyet 191 onlar ayaktayken otururken yanları üzerine yatarken Allâh’ı zikrederler.


8. Bölüm

Demek ki o cihâd ehli olan sûfîler o nefsiyle mücadele edenler o sebahtta ve sabırda sıra dağlar gibi duran kimseler her daim Allâh’ı zikredecekler. Ve enteresan bir şey bu ayeti kerime bu sebaht edin ayeti kerimesi cihatla alakalıdır. Enteresan bir şey Cenâb-ı Hak en önemli savaşta bile Allâh’ı zikrini unutmayın diyor. Başka bir Hadîs-i Şerif’te eline kılıcını alsan kırılıncaya kadar savaşsan sonra yeni bir kılıç alsan onunla da savaşsan kırılıncaya kadar sonra yeni bir kılıç alsan onunla da savaşsan kırılıncaya kadar ancak diyor Allâh’ı zikredenle o kimse müsaavi olur denk olur. Üç tane kılıcı kıracak savaşırken ancak Allâh’ı zikredenle ne olacak müsaavi olacak denk olacak. Kapının ağzını bir açın bu tarafa doğru.

Açın kapının, yaklaşın bu tarafa doğru gelin. Rahat olsun kapının ağzını girip çıkacak olanı. Şu tarafa doğru yanaş böyle. Benim sağımla sizin solunuza doğru. Yanaşın böyle mesela. Kapının ağzını açık tutun. Bu Cumalarda var ya en son namaz kılanlar en son namazı kılıyorlar farzı kılıp çıkıyorlar ya. Bizde de olabilir bir adamın işi vardır gücü vardır yeni geliyordur. Bir gideyim bir bakayım kafama göre ise kalırım orada. Öyle ya değilse de şuradan kenardan kayar giderim der. Olur bunlar. Bizim normalde bayındır da böyle Şeyh Efendi geldi zikrullah oluyor. Anlatırım ya ben bunu. tabi biz boyuna basılıyoruz ya o ara. Şimdi normalde bizim Aleksan var Allâh rahmet eylesin. Böyle o zamanlar böyle uçtu kaçtı haldi.

Bunlar böyle zirvede dolaşıyor aramızda. O böyle zikrullah o da benim karşımda böyle. Ondan sonra oradan işaret ediyor bana zikrullah da geliyorlar diye. Yapıyorum ben de umurumda değil Şeyh Efendi var başımızda. Bize ne dergahın orada halakanın sahibi var. Tamam zikrullah cahil cahil gidiyor. Bu şimdi benim gözüm kapalı asılıyor beni açıyor. Ne var diyor ben geliyorlar diyor gene bana o işaret ediyor. Kaç göz ben umuruma katmıyorum en sonunda dayanamadım. Şapka işaret yapıyor. O esnada da bir tane imam var benim yanımda. O yakaladı bizim işaret dememizi. O öyle bakıyor. İman bizim bir sokağımızda oturuyor. Tabi Şeyh Efendi de koy vardı zikrullahı tevhid. Lâ ilâhe illâllah gidiyor o böyle cahil cahil.

Polis arabası bizim böyle hafif bir rampa var. İndira gidenler bilir oradan sola döndü bizim caddeye girdi. Tam böyle geliyor bir kaç ev var. Şeyh Efendi eşhedü en lâ ilâhe illâllah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluhu dedi. Çıt yok. Derviş disiplini de böyle. Hepimiz duyduk şimdi bayındırıların hepsi de o Renault polis arabasının eksos sesini biliyor. Fırrrr bizim kapının önünden geçti. Bizim camda zaten böyle yakın ama şey yok arada çok fazla bir şey yok. Bir de eski ev zaten içeride öhen yapsan dışarıda zaten bomba atmış gibi duyuluyor. Geçti. Şeyh Efendi başladı bu yolda asılmak da var, basılmak da var. Bu yolda polis de var, şu da var. Bunlara sabretmek. O esnada yanımdaki imam yavaşça gidiyor.


9. Bölüm

Tak ensesinden tuttum. Dedim nereye gidiyorsun? Mustafa kardeş beni bırak dedi. Yok dedim. Develeniyor. Gidecek. Dedim ne o? Basılmakta mı korktun dedim. Böyle durdu. Ne oluyor gidecek. Ne olursun beni bırak. İyi git hadi git dedim. Bıraktı. Hiç unutmuyorum. Bizim bir tane meslekli sizinle okuyordu o çocuk. Ondan sonra. Onu da kapıya diktim ben. Kapı açık bizim. Dedim zikrullah başlayınca gelen geri dönmesin dedim. Al içeri. O da böyle polisler geliyor diye tam kapıya kadar gelmiş kapıyı açamamış. Dondum kaldım ağabey diyor bana. Onun doncan kalacağı tabi dedim burada dedim. Sahibi var dedim. Sahibi var dedim. Dedim makam burada tabi dedim doncan kalacağı. O diyor kapıyı açamadım beni ne durdurdu diyor o çocukla.

Kulaklar içindesin. Şimdi her zaman olur bu topluluk bu tip topluluklarda böyle kapının ağzını oradaki görevliler açık bırakacaklar. Anladınız? İnşâAllah. Olur mu olur? Adam şimdi biz zikrullah başlarız ölü kopar adam. Ama ben nereye geldim der ya. Burasının böyle olduğunu bilmiyordum der. Hoş biliyorlardır da herkes. Allâh bizi affetsin. O yüzden kapı açık olsun girene de çıkana da. Ebu Derda naklediyor. Size en hayırlı Allâh katında en değerli derecenizi en fazla yükseltecek. Sizin için sadaka olarak altın ve gümüş dağıtmaktan daha kazançlı. Düşmanla karşılaşıp da sizin onların boynunu vurmanızdan, onların da sizi öldürmesinden daha çok sevap getirecek amelin ne olduğunu haber vereyim mi diye sordu.

Onlar da evet söyle dediler. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hasretleri buyurdu ki Allâh’ı zikretmektir. Tirmizi İbn-i Maca. Kim Allâh’ı çok zikrederse Allâh ona kurtuluş kapılarını açar. Tabarani. Yine bu hadisi çok naklediyorum ya ben. Benim hoşuma gidiyor. Böyle bir kendime buradan bir ümit kapısı buluyorum ben kendime. Çünkü ben kendim için bir ümit kapısı benim. İbn-i Ambel’in naklediği hadîs-i şerif. Enes bin Malik’ten o da. Allâh’ın rızasından başka bir şeyi gözetmek ve beklemeksizin Allâh’ı zikreden bir topluluğu gördüğünde göklerden bir münaadi şöyle seslenir. Kalkın hepiniz bağışlandınız kötülükleriniz iyiliklere çevrildi. Ne diyormuş melekler bize? Kalkınız hepiniz bağışlandınız kötülükleriniz iyiliklere çevrildi.

Elhamdülillah. Bu hadîs-i şerif benim çok hoşuma gidiyor. Nefsime tatlı geliyor bu benim. Ben açık konuşuyorum bu bir ümit kapısı bir müjde olarak görüyorum. Cenâb-ı Hak’a hamdolsun böyle cemaatle zikrullah oldu kötülüklerimiz hayra çevrildi. Kötülükleriniz affedildi değil bakın. O var zaten zaten affoluyorsun onda sıkıntı yok. Ama bu hadîs-i şerifte diyor ki kötülükleriniz hayra çevrildi. Ha siz sakın ha her perşembe nasıl olsa kötülükleriniz hayra çevriliyor deyip de günah işleyenlerden olmayın. biraz böyle manevi olarak yol yürümüş olun. işte ya ne yapayım ya biraz temiz tutalım kendimizi. Evet ne güzel müjdeli bu haber. Ama bu müjdeli habere bakaraktan böyle kendimizi de kötülüklerin içine, çirkinliklerin içine ne bileyim pisliklerin içerisine atmayalım.

Eyvallâh ama biz kendimiz de mücadele edelim. Nefsimiz de mücadele edelim. Yolun disiplinine uyalım. Kendi kendimize böyle kendi kendimize bir şeyleri böyle ruhsat vermeyelim. Allâh bizi muhafaza eylesin. Rabbim cümlemizi korusun inşâAllah. Eftali zikir falemen den hu. Lâ ilâhe illâllah. Hak Muhammedün Resûlullâh. Semiyen Enbiya-yı ve’l-Mursaleen ve’l-Hamdu lillahi Rabbi’l-Âlim. el-Fâtiha. Allâhumme salli ala Seyyidinâ Muhammedin ve ala âlim Muhammed. Âmîn. Resûlullâh. Destûr.


Kaynakça

Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.

Kaynak video: YouTube

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Tevhîd, Nefs, Sünnet, Şeyh, Sabır, Dervîş, Ashâb-ı Kirâm. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı