1. Bölüm
Selamun aleyküm. Allâh gecenizi hayırlı eylesin. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi hakkı, hak, batılı, batıl bilenlerden eylesin. Hakkı, hak bilip hakça konuşan, hakkı savunan, hakkı yaşayan, batılı, batıl bilip batıla karşı cihâd eden kullarından eylesin. Nerede müslümanlara zulmediliyorsa zulmedenlerden Cenâb-ı Hak intikamımızı alsın. İsrail’i ve batıyı dağıtsın. Destekçilerini dağıtsın. Doğu Türkistan’a özgürlük nasip eylesin. Rabbim bütün ümmeti Muhammed’i özgür eylesin. Eylesin. Âmîn. Aslında sohbeti hazırladık. Ama tecelli yaz soru cevap yapalım dedik. Biraz da geciktik. O yüzden hem kafamız açılsın dağılsın. Varsa sorunuz sorun.
Hem çaylarınız için. Selamun aleyküm. Aleyküm selâm. Efendim tüm ibadetlerde vakit ve tahdit sınırı var. Namaz size birileri vakitlerde farz kalındı. Orucun vakti belli, ne kadar kutulacağı belli, zekatın miktarı belli. Fakat zikirde bir vakit ve tahdit söz konusu değil. Ve Allâh’ı zikredin, çokça zikredin. Buradaki hem vakit ve tahdit sınırlaması hakkındaki zatı halinizin fikirlerinizi merak ediyorum. Hem de bu çok canın, çok miktarı kime göre, neye göre, şahsal göre midir efendim? Arz ederim, teşekkür ederim. Bütün ibadetlerde Yusuf hocanın dediği gibi vakit ve tahdit var. Mesela ömrünüzde bir sefer hac yapmanız yeterli. Haccın da vakti var. O vakit içerisinde siz haccınızı yapabilirsiniz.
O vaktin dışında haccınızı yapamazsınız. bir ara televizyonda bazı profesörlerin dediği gibi haccı kışın yapalım falan. Böyle bir şey de yapamazsınız. Veyahut Ramazan’ı kışın tutalım, kısa günlerde. Bunlar zaman zaman tartışma konusu yapılıyor ya, bunları da yapamazsınız. Bütün ibadetlerde vakti bellidir. Vaktin girmeden mesela siz öğlen namazını, öğlen namazı vakti girmeden kılamazsınız örneğin. Veya ikinci namazını sabahtan kılamazsınız. Vakti girmedi daha. Veya hatta namazların rekatları bellidir. O rekatların dışına çıkamazsınız. Çünkü Âyet-i Kerime’de Peygamber de sizin için güzel örnekler vardır der. O yüzden ibadetlerde Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini örnek almanız gerekir.
Öyle olunca namazın vakti de ne kadar kılınacağı da bellidir. Veyahut da zekat bellidir. Zekat yılda bir seferdir. Ondan sonra ve ne kadar verileceğe de bellidir. Öbürü bazılarının çıkıp televizyonda söylediklerine bakmayın. Onlar Peygamber’i redden, bu manada sünneti redden münafık insanlar. O yüzden onların normalde dediklerine tabi olunmaz. Bunlara baktığımızda bütün hemen hemen ibadetlerin büyük bir çoğunluğunda o ya bir sebebe bağladır, cihâd sebebe bağladır. Mesela düşman size saldırırsa sizin düşmana saldırma hakkınız olur. evinizi, işinizi, aşınızı, eşinizi korumakla yükümlüsünüz. Toprağınızı korumakla yükümlüsünüz. Böyle bir saldırı söz konusu olursa o saldırıya karşı savunmak farzdır.
2. Bölüm
Örneğim. Ama normalde öbür türlü siz kalkıp da cihâd ediyoruz deyip bir âyet-i kerimeyi kendi kafanızdan yorumlayıp kafirleri gördüğünüz yerde öldürün âyet-i kerimesini. Kendi kafanızdan yorumlayıp ben kafiri gördüm yerde öldürürüm diyemezsiniz. İslam’da bütün ibadetlerin hepsi de normalde bir vakti vardır. Bir tahdidi vardır. Ne kadar yapılacağı, neyin ne kadar olacağı. Tahdidi vardır, ölçüsü vardır. Burada hiç ölçüye sığmayan bir tek bir şey var. Allâh’ı zikredin. Bir de çokça zikredin. Çokça zikredin deyince çokun ne kadarı, çok ne demek, neye göre çok neye göre az. Allâh’ı çokça zikredin. Başka bir âyet-i kerime de sabah akşam Allâh’ı zikredin. Orada sabah akşam var, iki tane vakit var. İki vakit arasında devamlı Allâh’ı zikredin. normalde şey olarak herhangi bir zikirde bir tahdit yok.
Mesela öyle ki bir kimse banyodayken dahi zikrullah kalbinden kendi elinden gelse normal karşılanmış Hadîs-i Şerif’te. Hatta tuvalette bile zikrullah kendi elinden kalpte tecelli ederse o devam ederse yine normal karşılanmış. Onu durdurmaya çalışmıyorsun. zikrullah bu konuda durdurulmayan bir şey. E şimdi çokça zikredin deyince bakacağız çokça zikredin. Başka bir âyet-i kerime de siz ayaktayken namazlarınızı kıldıktan hemen sonra, bir de âyet-i keriminin başında o. Namazlarınızı kıldıktan hemen sonra ayaktayken otururken yanlarınızın üzerinde Allâh’ı çokça zikredin. Şimdi böyle baktığınızda normalde bir insanın üzerinde üç fiiliyat var. Ya ayaktadır, ya oturuyordur, ya yatıyordur. Üçü. İnsan olarak bu üç fiiliyat üzerinde duruyor insan.
O zaman ya oturuyorsun, ya ayaktasın ya da yatıyorsun. Bu üç halde de Allâh’ı zikir var. Böyle olunca o kimsenin bütün fiiliyatlarını bu sefer komple zikirle kapsamış oluyor. Zikir onun komplesini kapsıyor. Şimdi üç fiiliyat var, üçünde de Allâh’ı zikredin diyor. Otururken evvelte zikredeceksin. Ayaktasın, zikredeceksin. Ee? Yanların üzerine yatıyorsun, yine zikredeceksin. Zikirden kaçış yok burada. O kimse ne yapıyorsa yapsın, ne ediyorsa etsin. Bu üç halin üzerinde de Allâh’ı çokça zikredecek. Başka bir âyet-i kerimede de Allâh’ı çokça zikredin deyince o zaman oturuyor bir kimse. oturuyor derken yapabileceği bir şey kalmıyor. kaçabileceği bir yerde yok. sen bu sefer hatta uyurken dahi uyumazdan önce Allâh’ı zikrederken uyacak.
O kimse uyandığı esnada yine Allâh’ı zikredecek. Uyurken Allâh’ı zikrederekten uyudu. Ve uyandığında da Allâh hatırına geldi, zikretti. O kimse o uyuduğu zamanda zikrullah’a geçti. uyuduğu zamanda zikrullah’a geçti. Ve o esnada o kimse uyandı, Allâh’ı zikretti. Eğer ki diyor onun bir muradı var, onun bir dileği var, onun bir isteği var, onun bir çıkması var. O esnada diyor Allâh’a dua etmiş olsa Cenâb-ı Hak onun duasını reddetmez geri çevirmez diyor. O çünkü uyanır uyanmaz Allâh onun hatırına geldi. Allâh’ı zikretti. Öyle olunca o kimsenin ne muradı varsa, ne isteği varsa veya neyi o kimse neden zorlandıysa ona dua etse Cenâb-ı Hak onun duasını kabul ediyor. Şimdi böyle olunca o kimse yan Allâh, dön Allâh, yat Allâh, kalk Allâh hep Allâh’ı zikredecek.
3. Bölüm
Bunun o zaman o kimse yedi yirmi dört Allâh’ı zikretse yine çokça zikretmiş sayılmayacak. Ama fiili olarak o kimse otururken Allâh’ı zikretse, yatarken Allâh’ı zikretse veya yürürken Allâh’ı zikretse o yine de çok zikredenler sınıfına Allâh merhamet ettiği için girecek. Yoksa gerçek manada girmeyecek. Çünkü o kimsenin göz açıp kapatınca kadar bütün her şeyini Allâh’ın zikrine bağlaması lazım. Çünkü başka bir Hadisi Kutsi’de de bir kimse Allâh’ı zikrettiğinden dolayı kendi ihtiyaçlarını göremeyecek hale gelse bu Hadisi Kutsi muhteşem. o kimse Zikrullah’tan dolayı herhangi bir ihtiyacını herhangi bir halini arz edemedi bir şeye ihtiyacı var ama Zikrullah’tan kesilip de o ihtiyacını beyan edemedi Allâh’a.
Diyor ki Cenâb-ı Hak onun isteğini yerine getirir. O istemeden. Çünkü Allâh Cud ehlidir. Cud ehli demek şu, cömertlik şu. İstiyorsun istediğini veriyor. Bu cömertlik. Birinden bir şey istiyorsun. O istenilen de veriyor. O cömert insan. Allâh’tan bir şey istiyorsun. Allâh da senin isteğini yerine getiriyor. Allâh cömerttir. Cenâb-ı Hak’ın hususi manada kendi zatına ait bir hali vardır. Cud ehli olmak. Cenâb-ı Hak istemese dahi bir yerde bir dostunun kendisini zikredenin bir ihtiyacı varsa o istemeden Cenâb-ı Hak onu veriyor ona. İstemeden veriyor. O istemiyor. Ya Rabbi demiyor. Neden Ya Rabbi demiyor? Küstahlığından değil. Allâh’ın zikrini bırakıp Ya Rabbi diyecek zamanı yok. Kendi halinden geçmiş.
Tabiri caizse kendisi kendisi olmaktan çıkmış. Tabiri caizse kendisi hiç aklına gelmiyor. Kendisi aklına gelmiyor. Kendisi aklına gelmeyince Cenâb-ı Hak dostunu koruyan muhafaza eden bu sefer onun bütün ihtiyaçların Allâh kendi katından lütfediyor. O bir şey istemiyor. Gerçek manada Allâh’a dost olanlar zaten böyle Allâh’ın yarattıklarına ellerini uzatmazlar. Onun dostunun nişanesidir onun ihtiyacının görülmesi. Dostunun nişanesidir. o kimse Allâh’a dost ise Allâh’a dost ise onun ihtiyacı Cenâb-ı Hak tarafından görülür. Onun bir şey istemesine gerek yoktur. Halini arz etmesine gerek yoktur. Bunun bir çıt daha üstü var. Bir çıt üstüne o halini Allâh’a da arz etmez. Bu hasül hasın hası. Bu hasül hasın hası.
O zikrullahla öyle kendinden geçer. O Allâh’la öyle bir ilişki halindedir. Onun Allâh’tan bir şey istemeye yüzü olmaz. Utanır. o neyine hakim değil ki. geldi ya İbrahim’e, Cebrail aleyhisselâm. Dedi ki söyle ne istiyorsun? Ona dedi ya o benim bu halimi biliyor mu? Evet. Buna vakıf mı? Evet. Bana o lazım dedi. O esnada ona da demedi beni ateşten kurtar diye. Bak Allâh’a da demedi beni ateşten kurtar diye. Bu o kimsenin Allâh’ı zikrederken Allâh’a olan dostluğunun en ileri seviyesi. Bu zikrullah ile mümkün. Bu fakir başka bir kapı bilmez. Bu zikrullah ile mümkün. O kimse Allâh’ı zikrede öyle ileri bir noktaya gider. Artık o öyle bir noktaya gidince o kimsenin bütün her şeyi Allâh’a ait olur. O zaman diyor ya onlar bir şeye dua etse tecelli eder.
4. Bölüm
Evet. Onlar yüzü sürmetine gökten yağmur yağar diyor. Hadîs-i kudside. bunlar onlar. Onlar yüzü sürmetinin din ayakta durur. bunlar onlar. Onlar eline makbuz olup zekat toplamaya çıkmazlar. Onlar eline dernek makbuzu alıp ortalıktan fide zekat toplayacağım diye uğraşmazlar. Onlar kalkıp da ihtiyaçlarını bir kimseye söylemezler. Onlar kalkıp da şurada şöyle bir şeyimiz var bunu böyle nasıl halledelim demezler. Onlar o zikrullahın deryasına kendisini bırakmış. O zikrullahın deryasında dolaşır desem akıl girer işin içerisine zikrullahın deryasında kaybolmuştur onlar. Onların hali akılla alakalı değildir. O tabiri caizse bir kimseye denize atarsın o yüzeyim kulaç atayım der. Denize atarsın batmayayım diye elini ayağını oynatır.
Onlar o hale geldi mi ne kulaç atar ne elini ayağını oynatır. Onların kendisi değildir orada. O artık akıl dışı bir şeydir. Öyle olunca onların ihtiyaçları Cenâb-ı Hak tarafından görülür. O yüzden diyor hadisi kutside ona kim savaş açarsa Allâh’a savaş açmıştır. Bu zatlar onlar. Allâh’a savaş açmıştır. O diyor Allâh’ın yırtıcı hayvanın avından intikamını aldığı gibi Allâh da onun intikamını alır diyor. O benimle görür benimle duyar benimle yürür benimle tutar benimle konuşur. O bu halde. O yüzden onun yaptığı Allâh’ın yaptığıdır. Sen atmadan Allâh attı. Âyet-i Kerime onun üzerinde tecelli eder. Sen öldürmedin Allâh öldürdü. Âyet-i Kerime onun üzerinde tecelli eder. O yüzden böyle bir zat Cenâb-ı Hak’ın komple sıfatsal tecelliyatının altındadır.
Onun her hali zikir olur. Oturması zikir, kalkması zikir, konuşması zikir, gülmesi zikir. Yürümesi zikir, neşesi zikir, kederi zikir hepsi de zikirdir onun. Hepsi de zikirdir. Ancak o kimseler Allâh’ı çokça zikredenler zümresindendir. Geri kalan bir kimse bir derviş günlük verdiğini çekti namazlardan sonraki verdiğini çekti. Aklına geldikçe de Allâh’ı zikrediyor. O da şeriaten Allâh’ı çokça zikredenlerden. O bir çift daha yukarı böyle kendince tırmalıyor. Tarihaten o da Allâh’ı çokça zikredenlerden. Gönümeyelim hiç kimseyi. O biraz daha böyle uğraşıyor gerçekten hakikaten Allâh’ı çokça zikredenlerden. Bir derviş adayının bir üstada bağlanıp günlük verdiğini devam ettirmesi kadar büyük bir mesele yoktur.
Bunu küçümsediğimi düşünmeyin. Böyle bir zamanda bir üstada intisap edecek bir kimse ve o üstadın gölgesinde günlük verdiğini çekecek. Yoluna devam edecek. Örnekliyorum ben buradanım diyecek. Ben buradanım diyecek. Bu kolay bir nefis meselesi değildir. O yüzden o da Allâh’ı çok zikredenler sınıfındandır. Bunu böyle basit alırsak o zaman yine haksızlık etmiş oluruz. Gönül arzu eder herkes hakikatin hakikatin hakikatine ulaşsın. Ama velakin o da Allâh’ı çokça zikredenlerdir. Hele bu zamanda herkesin Kur’ân ve Sünnet’e saldırdığı, cemaatlere, tarikatlara saldırdığı o saldırı bitmiş değil ülkede. Böyle bir zamanda bir kimse bir yola girecek bu isterse bir cemaat olsun isterse bir tarikat olsun. O yolda devam ediyor olacak.
5. Bölüm
Bak o yolda devam ediyor olacak kolay bir şey değildir bu ülkede. İster risale okusun. Açık açık konuşayım. İster risale okusun. İster ne bileyim Süleyman Hilmi Efendi’nin yolundan yürüyor olsun. isterse X cemaattan X tarikattan olsun. Hepimizin ve hepsinin eksiklikleri çoktur. Ama orada durmak gerçekten zordur. Hele istikameti düzgün bir yerde durmak daha da zordur. Orada devam ettirmek orada devam olmak gerçekten zordur. Kolay bir şey değildir. Ve bir kimsenin gerçekten o hayat çizgisini o yolda devam ettirmesi son nefesine kadar büyük cihattır. Hele böyle çok özür dilerim bunu böyle söylerken böyle gevşeklik yapmadan istikametini düzgün tutmak tabiri caizse böyle yıkılmadan böyle hatası kusuru olur.
Ama yola karşı bir hainliği bir gevşekliği olmadan son nefesine kadar götürmek gerçekten zordur. Bunu kabul eden bir kimseyim. çünkü 37-38 yıl boyunca yıkılanı gördük, yalpalananı gördük, geri döneni gördük, bırakıp gideni gördük. Gördük bunları hep. Biz zoru görünce çekip gideni gördük. Bunları gördük yaşadık bunları. Ben o yüzden diyorum bir insanın sonuna kadar götürmesi zordur diye. Adamın zakirle arası bozulur, çavuş da bozulur, başka bir derviş de bozulur. Hep yaşanır bunlar. Adam bir şey yaşar orada yaşadıktan sonra ya ben gidiyorum buradan der, gider o kimse. böyle olmadan bir istikamesizlik, bir hainlik yapmadan yolda durmak o da evet Allâh’ı çokça zikredenlerden sayılır. E şimdi yolun başı bu, yolun başı bu olunca yolda devam etmek.
Mesela bir risaleci de olabilir o kimse. risaleci demek de hoş değil ama risale okuyorlar. Kolay değil. Veyahut da mix bir cemaat diyelim kolay değil. Bakın kolay değil, götürebilirmek, yürütebilmek, orada berdavam olmak kolay bir şey değil. Bunun zorluğunu da gördük biz. Çünkü Türkiye gibi ülkelerde sistemin tırnak içerisinde istediği bir Müslüman tiplemesi vardır. O sistemin istediği Müslüman tiplemesine uyarsanız siz sıkıntı yaşamazsınız. Zaman zaman bazı cemaat veya tarikatlar böyle sisteme uyuyormuş gibi de görünebilirler. Uyarlarda der ki gelecek önemli bu konularda da böyle hemen peşini kümle olmayın. Gelecek önemli biz şimdilik bir tohum ekelim bir beş kişi on kişi yetiştirelim. ileride onlar bu işi daha da iyiye götürebilir kimsenin burnunu kanatmadan biraz yürütelim.
Kolay bir şey değildir çünkü. bir aile reisisin önce eşinin ve çocuklarının bakmayı düşünürsün. Dersin ki benim farzım ne eş ve çocuklarıma bakmak. Önce aile reisi olarak eş ve çocuklarına bakarsın farz budur çünkü. Senin çocuklarının çikolata mı yemeyi versin önemli değil. Marka ayakkabı giymeyi versin önemli değil. Önce çocuklarının sen sağlıklı bir şekilde bakmayı düşünürsün. Aynı şeydir bir cemaat bir topluluk düşünün. O önce der ki ya farzı bu bunların hiçbirisinin burnunu kanatmadan. Belli bir ölçüye belli bir idrakı belli bir fikre belli bir düşünceye getirmem lazım bunu diye düşünürsün. Şimdi gidersin bir yere ilk defa bir yere sohbete gittin bir yere zikrullaha gittin hiç kimse yok orada.
6. Bölüm
Yavaş yavaş anlatacaksın ya bunu şimdi çalışan bilir. Gidersin orada hemen zikrullaha darbe başlayamazsın orada. Bilmiyorlar çünkü. Önce ekersin biçersin orada. Lâ ilâhe illâllah. Ha birkaç tanesi de seni böyle videodan bakmıştır. Hatta bana diyorlar hocam böyle yapmıyorsunuz zikrullaha. Canım kardeşim diyor ben ençesiz bir alışın. Kandırıyorum sizi şimdiden diyor gülüyorlar ben öyle deyince. Hadi diyorum ben kolay yapacağız lâ ilâhe illâllah. Ya böyle yaparken imam çekip gidiyor camiden. Bir dakika gittiğimde imam diyor ki böyle şeyler yapacaksanız müsaade edemem diyor. Ya ne yaptık lâ ilâhe illâllah dedik diyorum ya lâ ilâhe illâllah dedik. Yok diyor camilerde tarikat olmaz diyor. Benim ağzımdan tarikat lafı çıktı mı diyorum ya ben yolcuyum diyorum ben.
Gelip geçeceğim ben diyorum. Ben bir garip dervişim diyorum ya. Şurada iki tevhid çekeceğiz lâ ilâhe illâllah diyeceğiz. Adam rengi mengi gidiyor. kolay değil onu yavaş yavaş alıştırıyorsun. Bunun gibi Türkiye’de yavaş yavaş alışıyor. Böyle olunca ben kim bir dergaha gitti bir şeyhin elinden tuttu. Bir kimse bir cemaat onu böyle hasbel kadar yakalamış onu. Anlatmış ona bir şeyler okuyorlar. Hiç önemli değil ben ayrıştırmam. Hepsi de Allâh’ı zikredenlerden. O yüzden ha çokça zikredenlerden diyemez ama Allâh’ı zikredenlerden. Rabbim hepimizi de çokça zikredenlerden eylesin. Devam et. Başka bir konuda izniniz olur mu bu bizim? Cemaatle zikretmenin adabı başlığı altında. Zikrederken Destûr ya hazreti Allâh zikre başlarken Destûr ya Rasulallah Destûr ya imameyn Destûr ya piru piran Destûr ya üstadım hu.
Bir fazilet sırası ise şayet bu. İmameinden kasıt nedir? Pir efendilerimizden önce midir? Üstadımızdan da önce midir? Biz mezhep imamlarımıza tabiyizdir. O yüzden bizim yolumuzda mezhep imamları pir efendilerden önce gelir. Fazilet açısından da mezhep imamlarımız pir efendilerden de üstadımızdan da önce gelir. Biz o hiyerarşiyi kaybetmeyiz. Bir kısım ehli tasavvuf bunu böyle görmeyebilir. Biz böyle gördük üstadımızdan. Üstadımız da Çorumlu Hacı Mustafa Efendi’den böyle görmüş. O Hacı Ali Eder Efendi’den, o Çorumlu normalde Hacı Ebu Bakır Baba’dan, o Tanta’dan ondan sonra Tantevi’den, Neşabi’den, oradan Mahmud-u Hidaye dergahından bu komple baktığımızda silsile böyle görmüş bunu. Bu konuda biz kimseye bir laf söyleme noktasında değiliz.
Ama bizim Destûr istememiz, hiyerarşisi, Destûr istememizin hiyerarşisi bu böyle. Önce Allâh’tan sonra Resûlullâh’tan Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’den. Ondan sonra aşağı doğru sıralanır. Az önceki konuyla da ilgili hadsizlik yaptım aslında. Üstadım özür dilerim. Zaten halinizin şahsında Cenab-ı Allâh’tan da özür diliyorum. Siz yine bir sohbetinize ifade buyurmuştunuz ki, kendine bir şey olduğumu zannetme. Sen 70.000 defa Lâ ilâhe illâllah dersin. O bir defa Lâ ilâhe illâllah der. O 70.000’den de faziletlidir ifade buyurmuştunuz. O zaman az önceki sohbetinize de ifade buyurduğunuz gibi, onun her halinin gülmesinin, ağlamasının, yürümesinin, konuşmasının, buradaki kemmiyet değil, keyfiyet midir maksat efendim?
7. Bölüm
Evet. Burada normalde o hal ile hallenen kimselerin artık, belli noktalar haricinde kendi ihtiyarı yoktur. O yüzden Hz. Mevlânâ mesnevisinde bir kısım insanlar inşâAllah demeseler dahi, onlar inşallahın canı olmuşlardır der. o inşâAllah dememiştir ama o inşallahın canı olmuştur. Hz. Piri’nin sözüdür bu. O yüzden o kimse evet bir sefer Lâ ilâhe illâllah der, öbür tarafta 70.000 Lâ ilâhe illâllah bedeldir onun Lâ ilâhe illâllah demesi. Ama hiç kimse de kendini böyle görmesin. Teşekkür ederim. Eyvallâh. Devlet memuru biri bir kısmı kullanılabilir, müsvette kağıtları biriktirince çöp gibi görünüyorsa biriktirmeye devam mı etmeli başka bir yolu var mı? Kullanılabiliyorsa kullanılacak. Bu ister devletin malı olsun, ister kendi şahsın malı olsun.
Bugün insanlar israf ediyorlar, görülmez yerlerde israflar var. Ben mesela genel olarak bana gelen resmi evraklar da dahil bir tarafı yazısı ise ben öbür tarafını kullanıyorum, yazdırıyorum. Ben sıfır kağıt kullanmamaya gayret ediyorum. Resmin bir yere bir müracaat edecekse sıfır kağıt kullanıyorum. Ben sıfır kağıt kullanıyorum, öbür türlü sohbet hazırlıyorum. Diyelim ki ben bir tarafı kullanılmamış olan var, ben onu kullanıyorum. Ben atmam. Ben kullanılabilecek herhangi bir şeye atmam. Bu ne olursa olsun, poşet dahil buna. İsraf. Üstersi tahta parçası olsun. Kullanılabilecektir, bir yere lazım olur. Alır koyarım kenara. İsraf yok, kullanılabilecek. Gömlektir, ayakkabıdır, pantolondur. Kullanılabilecek mi?
Evet. Kendim kullanabiliyorsam kendim kullanırım, kullanamıyorsam tasa tük ederim. Kullanacak birisine veririm bir daha. Kimisi kibirlidir. Alır kullanmaz mesela. Kibrinden dolayı kullanmaz. Yok. O kimse mesela kibirlenmiyorsa, ihtiyacı olmasa dahi bir başkasına versin. Bu da sünnet. Hz. Ömer Efendimizin oğlu Abdullah’a gönderdi. Allâh Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem. O dedi ki Ya Resulallah benim ihtiyacım yok. Ona dedi ki ey oğul, sen istemeden sana bir şey geliyorsa bu Allâh’ın lütfundandır. İhtiyacın varsa onu kullan, ihtiyacın yok ise ihtiyacı olan bir kimseye tasattük et dedi. Bu sünnettir, reddedilmez. Bir kimse size bir şey hediye etti. Bu reddedilmez. Ne hediye ederse esin. Buradan hareket ederekten hep altına kendimle alakalı not düşüyorum.
Ben öyle bir şey istemiyorum. Allâh razı olsun. Bu kapıyı açmak istemiyorum. Ama bir kimseye bir hediye de bulunuyorsa, tasattük de bulunuyorsa onu reddetmeye hak yok hiç kimsenin. Mustafa Özban da yok. Kendimi öyle ayrı bir kibirlilik dünyasına katmayayım. Ben sadece not düşüyorum arkadaşlar. Bu konuda beni biraz üzmeyin. Böyle beni biraz bu konuda sıkıştırmayın. Allâh razı olsun. Bu kapıyı çok aralamak istemiyorum. Hediyeleşmeye karşı çıkamazsın. Bu sünneti seniye aykırı çünkü. Bir kimse herhangi birinize bir şey yapmış. Bu istememişsiniz, andırmamışsınız. Bu sünnettir, bunda yapacak bir şey yok. Yolumuzda andırmak sıkıntılıdır. Andırmayacak o kimse. Söylemeyecek. Hissettirmeyecek bunu. Şimdi öyle olunca tasarruf etmek ve ihtiyacı olan bir kimsenin ihtiyacını görmek, israf etmemek ölçümüzdür.
Devlet daireleri de. Hadi diyeceksiniz ki ya devlette o kadar çok şey var da ondan sonra buna mı kaldı? Biz kendimizden mesulüz. Biz israf etmeyiz. Devletin malını da israf etmeyiz biz. Kendi malımızı da israf etmeyiz. Devletin malını da israf etmeyiz. Rabbim israf edenlerden eylemesin. Rabb olarak, Allâh’ı dini olarak, İslam’ı, Peygamber olarak, Hazreti Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellemin kabul edip razı olan imanın tadını tadabilir hadîs. Razı olmak nedir, nasıl razı olabiliriz? Dinin bütün hukukunu, ahkamını, sünnet seneyi kabul edip ya bu böyle olmasaymış dememek razıyız. Kur’ân sünnet ne dediyse haktır, razıyız bu manada. Kendimi dinen toparlamak istediğimde kısa bir süre sonra rüya görmek istiyorum.
Bu yolla toparlandığıma dair onaylamak istediğimi fark ettim. Bu şekilde düşünmem doğru mu? Değil. Biz Kur’ân ve sünnete tabi oluruz. Zaman zaman sarsılırız, yıkılırız. Biz zaman zaman ne bileyim hata da işleriz, günah da işleriz. Ama biz Kur’ân ve sünnete tabi oluruz, ibadetlerimizi yerine getirmeye gayret ederiz. Biz Allâh’ı zikretmeye gayret ederiz. Samimiyet nedir? Hiç hesabın kitabının olmamasıdır. Şeytan rüyada Allâh’ın şekline şemaline girebilir mi? Girebilir mi? Girer şeytan olduğu da oradan belli olur. Şeytan ben Allâh’ım der çünkü. Eftara zikir falemennehu. Lâ ilâhe illâllah. el-Fâtiha ma salavat. Allâhumme salli ala Seyyidina Muhammed’in ve Allâhumme salli ala Ali Muhammed. Âmîn. Destûr.
Kaynakça
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.
Kaynak video: YouTube
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Tevhîd, Sünnet, Şeyh, Silsile, Salavât, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı