Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mesnevi Şerhi ·

Mesnevî-i Şerîf 1340-1355. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inden Mesnevî-i Şerîf 1340-1355. Beyitler Şerhi — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvufî şerhi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 4 • 25/36

Mesnevî-i Şerîf 1340-1355. Beyitler Şerhi Hakkında

1340-1355. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

Selamünaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi hakkı hak batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, gayret eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin inşallah. Cenab-ı Hak, son nefesimize kadar buyurun: ‘Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Resuluhu’ diyerek son nefesimizi vermeyi nasip eylesin, son nefese kadar da bu kelime-i tevhid üzerinde yaşayanlardan ve kelime-i tevhidi yaşatma mücadelesi veren kullarından eylesin inşallah. Değerli kardeşler, inşallah bugün Allah izin verirse inşallah kaldığımız yerden devam edeceğiz. 1340. beyitten, konu başlığı:

“Tavşanın av hayvanlarına ‘aslan kuyuya düştü’ diye müjde götürmesi.” (Bölüm bu, başlığımız bu.) “Tavşan kurtulduğunda sevinerek ovaya, av hayvanlarına koştu. Aslanın kuyuda öldüğünü görünce çayıra doğru döne oynaya gitmekteydi. Ölümün pençesinden kurtulduğundan ayağı yerden kesilmiş, sevinmiş el çırpmakta, dallar, yapraklar gibi yeşermiş, neşelenmiş, oynamaktaydı.”

Malum, tavşan bir hile yaptı. Hileyle aslanı bir kuyunun başına kadar getirdi ve aslana kuyunun içerisinde kendisinden daha vahşi, daha şedid bir aslanın olduğunu söyledi. (Bu yolu açık tutun.) Kendisinden normalde daha da vahşi bir aslan olduğunu söyledi ve kuyunun başına getirdi, kuyudan aşağı bakınca aslan kendi suretini, kendi suretinin aksini görünce kuyunun içerisinde hırsla hınçla onu parçalamak için kuyunun içine kendini attı ve böylece tavşan aslanı oyuna getirdi, tezgâha getirdi, aslanı öldürdü.

Burda hikâyedeki tavşanı; kâmil bir akla, bir mürşide, terbiye görmüş, bu konuda kendince eğitim görmüş sufi bir kâmil bir aklı, tavşanı, aslanı da nefsi emmareye benzetmiştik. Dedik ki bu, bir kimsenin nefsi emmaresidir. Çünkü hırs, hınç, bu konuda tamah ve vahşilik nefsi emmareye aittir. Tavşan tabi şeyi aslanı oyuna getirince diğer av hayvanlarına güle oynaya müjdeyi vermeye koştu. Hani bir kimse büyük bir sıkıntıdan, büyük bir dertten kurtulur ya. Büyük bir sıkıntıdan, dertten kurtulunca güle oynaya ne yapar? O sıkıntıdan, o dertten kurtulduğuna dair insanlara müjde vermek için koşar. Çünkü büyük bir problem hallolmuştur, büyük bir sıkıntı defedilmiştir, def olmuştur. Bunun gibi. Veyahut da bir kimse özgürlüğüne kavuşur. Özgürlüğüne kavuşunca düşünün bir köle veyahut da bir haksız yere bir ceza almış bir mahpus, böyle bir ızdırap içerisindeki bir kimseyi düşünün. O eğer kurtuluşa erince ne yapar? Güle oynaya başlar kendince o özgürlüğünün veya o kurtuluşun sevincini yapmaya. Ne yapıyorlar mesela bazı ülkeler? işte bir devlet kuruyorlar, devlet kurunca onun kuruluşuyla alakalı bayram ilan ediyorlar. Ramazan bayramı ne oluyor? Bayram ilan ediliyor çünkü otuz gün oruç tuttu, nefisleri ile insanlar mücadele etti, nefisleri ile mücadele ettikten sonra bayram gülüp oynamak, eğlenmek, yiyip içmek onların hakkı olmuş oluyor veyahut da hacda, zilhiccede Arafat’a çıkıyor, Arafat’ta ızdırap çekiyor. Ardından Müzdelife’ye gidiyor. Müzdelife’de sıkıntı çekiyor. Ardından şeytan taşlamaya gidiyor. Şeytan taşlamada ayrı sıkıntı çekiyor. Şeytanı taşladıktan sonra artık bayram onun hakkı oluyor. Ne yapıyor? Dönüyor, tıraşını oluyor, kurbanlık kesiyor çünkü büyük bir kurtuluş oldu, büyük bir onun için muhteşem bir final oldu, onun bayramını yapıyor. Bayram onun hakkı artık, bakın bayram onun hakkı.

Tavşan da ne yaptı? Nefsi emmareyi kâmil olan akıl tuzağa düşürdü. Onu öldürdü. O Kamil olan aklı tuzağa düşürdü. Onu öldürdü. Onu yerleyeksan etti. Onun nefesini kesti ve böylece insan ne olmuş oldu aslında? Nefs-i emmareden kurtulan insan özgürlüğe adım atmıştır. Emmare, levvame, mülhime, mutmainneye gelen bir kimse artık Cenab-ı Hakkın hitabına mazhar oldu. Hitabına mazhar olunca ‘ey nefis sen Rabbine mutmain olarak dön’ hitabını aldı. O hitabı alan nefis ne yaptı? Artık gülüp oynuyor. Onun için bayram o. Veyahut da müminler için bayram ne zaman? Hesaba kitaba çekildi mahşerde, girin cennetime dediğinde bu müminler için en büyük bayramlardan birisi. işte ne yapıyordu? Bu tavşan da güle oynaya hoplaya zıplaya diğerlerine bunu ilan etmeye gidiyordu.

“Dallar, yapraklar, toprak hapsinden kurtulunca başlarını yükseltir,

rüzgârın eşi, arkadaşı olurlar.”

Bakarsınız siz şimdi dallara, yapraklara, hepsinde bir tohum düşünün, tohumu attığınız yere, hiç tohum eken var mı aranızda? Elinizi kaldırın. Demirtaşlılar zaten önde, kaldırın kaldırın ellerinizi. Evet, hiç tohum ekmeyenler, tohum ekin. Evet, isterseniz bir çiçek olsun, ister domates fidanı olsun, ister biber fidanı olsun, isterseniz bir meyve fidanı olsun, bir boşluk bulun gidin bir tohum ekin, o orda yeşersin. Onu büyütün, evet, onun o zorluğunu, o sıkıntısını, onun o ihtimamını görün. Anneler çocuk yetiştiriyorlar. Bu mükemmel, muhteşem bir şey veya çocuğu olan babalar eğer biraz ilgililerse muhteşem çocuk yetiştiriyorlar ilgili olunca. Benim gibi ilgisiz oldu mu umrunda değil hiçbir şey ama ilgili bir baba ise yapacak bir şey yok. Çocuk ateşlenmiş, alacak, sallayacak ayağında. Ayağında çocuk sallayan babalar elini kaldırsın. Baya baya kılıbıksınız ya! Maşallah! Helâlınız var, böyle olun. Harika! Kadınlar da diyecek ki ben çocuk baktım. A burda bakanlar. Bir daha kaldırın ellerinizi. Allah Allah Allah Allah Allah! Maşallah sübhanallah vallahi bak! Aaaa sen hiç mi bakmadın? ismail bu senin izinden gelmemiş mi? Ha Arnavut o. Hacı Erkan da mı o yüzden kaldırmadı elini? Ooo, o da Arnavut değil mi? Allah iyi etsin inşallah.

O yüzden normalde o çocuk bakan kimse çocuğun kıymetini bilir. Bunun gibi tohum ekin. Ciddiyim bu konuda. Bahçelerinizde boş yer olmasın. Küçücük bir bahçeniz var. Ekin oraya. Saksıya ekin, ekin. Bir şeyler ekin, bir şeyler yetiştirin. Bunu yaşayın. Bakın bunu yaşayın. Velhasıl işte o dallar, yapraklar ağaçlar normalde ekilince onlar tabi neşvü neva bulacak Onların neşvü neva bulması için onlara gerekli bakım olacak, gerekli bakımları yapılacak. ilacı var, gübresi var, sürülmesi var, sulanması var, budanması var, mevsimi gelince, işte tohum tutunca bir daha ilaçlanması var, meyveye dönünce ilaçlanması var… Var da Allah var. Topluyorsun meyveyi, meyveden sonu bir daha bakımı var. Bitmiyor. Şimdi burdan başka yere geleceğim.

Bir derviş de aynıdır. Öyle Sufi hemen yetişmez. Derviş hemen yetiş-

mez. Her meyve, bak:

“Yapraklar, daldaki tomurcukları yarıp çıkınca ağacın ta üstüne çıkarlar.”

Yani o derviş hemen anında yetişmez. Nefs-i emmarede gelir insan. Bizim topluluğumuz öyledir. Bizde medreseden gelen kimse yok. Hepimiz hamdolsun sokaktan gelmeyiz. Öyle olunca o tip insanlarla uğraşmak daha zordur. Medreseden gelen bir kimseyle uğraşmak kolaydır. Otur dersin oturur, kalk dersen kalkar. Sokaktan gelen adamı otur dediğinde neden bu bana otur dedi. Bilader ne iş? Bu kim ya? Kendini ne zannediyor? Bize otur dedi, bir dakika ya! Ne yani? Biz buraya geldiğimizde o otur dediğinde mi oturacağız! Başlar sarmaya. Haklı. Sebep? O güne kadar mahallenin bıçkın delikanlısı. Kimse ona otur dememiş veya kimse ona burdan yol açın dememiş.

izmir’in bıçkın delikanlısı. Değil mi! Neresi, Yeşildere miydi neresiydi? Tepecikti. Yeşildere’ye yakın, değil mi? Bitişik. Tabi. Bıçkın delikanlı. Ona birisi diyecek ki kalk biraz öteye gider. Kan çıkar. Böyle ama sufilik hepsi de nefs-i emmarede gelir. Nefsi emmare bataklıktır. Karanlıktır, balçık çamurdur nefs-i emmare. Orda tohumun yetişmesi mucizedir. Balçığın içinde tohum yetişmez. Balçığın içinde ağaç yetişmez. Balçığın içinde fidan yetişmez. Onu ordan söküp götürmek, orda tohumu yeşerttirmek büyük keramettir. Asıl keramet odur. Sufiliğin özü budur. Onu balçıktan kurtarmaktır. Onu karanlıktan kurtarmaktır. Onun nefsi emmareden kurtulmasına vesile olmaktır. O balçığın içerisinden onu alıp üstünü yıkayıp temizleyip onu bir güzel parlatıp onu vitrine koymaktır. Sufilik budur. Asıl sufi dergâhlarının, tekkelerinin işi budur. Sufi dergâhlar temizlerle uğraşmazlar. Onlar zaten temiz veya o zaten kendini temiz görüyor. Sufi dergâhların işi balçıktan adam kurtarmaktır, karanlıktan insan almaktır, şeytanın ağzından değil midesinden söküp çıkarmaktır onu. Onu söker çıkarır, temizler bir güzel budar, bir güzel onu tımarlarsanız onun dalları, yaprakları muhteşem bir şekilde ağaç olur, yürür, çıkar. Çünkü o böyle o balçığın içerisinde, o bataklığın içerisinde, balçıktan bataklıktan almış alacağını, o görüyor o pisliği, o necaseti görüyor, o karanlığı görüyor. O birden özgürleşince, balçıktan kurtulunca ağaç olur, yaprak verir, tomurcuk verir, meyve verir. Gölgesi muhteşem olur. Kök salar o her yere. Dallarını budaklarını gerer her tarafa, dallarını budaklarını yükseltir büyütür ve etrafındakilere faydalı olmaya başlar. Sufilik budur işte. O yüzden dal budak sarar her tarafa. Onun ışığından, onun nurundan, onun feyzinden, onun bereketinden etraf faydalanır. Önceden balçığın içindeydi, hiç kimseye faydası yoktu ama onun tabiri caizse damarı sağlamdı. Onun damarı bozuk değildi. Balçığın içinde dahi yaşadı, mücadele etti. Balçık olmadı, özünü kaybetmedi. Tohumsa, tohum özünü kaybetmedi, genetiğini bozmadı. Ağaçsa ağaç genetiğini bozmadı, kendini bozdurmadı, kendi balçığın içerisinde durdu. O bir ilahi el bekliyordu, o ilahi el geldi, onu balçıktan kurtardı. Onu ne yaptı? Hür bıraktı. Onu özgürleştirdi. Özgürleşince o kök saldı. Hem toprağa kök saldı hem de semaya kök saldı. Semada dallarıyla kök saldı, yerde de kökleriyle kök saldı. O dalları, budakları yeşerdi. Dikkat edin, bir kimse balçığın içerisinde durabilir. Balçık olmadıysa ümitvarsınız. Balçık olmadıysa. Balçığın içerisinde hala da iyi duruyorsa balçığın içerisinde hala da kendine karakteri var ise balçığın içinde dahi kendine ait özü sağlam ise onda ümit vardır. O muhteşem bir derviş olur. Hz. Ömer Misali, Hz. Ebubekir misali, Hz. Ali misali, Ebu Zeri Gifari misali. Bunların özleri sağlamdı.

Özü sağlamsa bir kimsenin meyhanede de olsa, barda da olsa pavyonda da olsa gayrimeşru yolda da olsa, islami manada dini yaşamasa da özün sağlamsa siz ondan muhteşem bir sufi çıkarırsınız orta yere ama özü bozuksa balçığın içinde de bozuktur o, dinin içinde de bozuktur. Dinin içerisinde gıybetçi, oynak, her tarafı böyle oynayan, böyle her tarafından her türlü ses çıkan bir Müslüman tipi olur. Yoz, yobaz, hiçbir işe yaramaz, hiçbir yola gidilmez, hiçbir işe yaramaz bir kimse olur o. Neden? Onun özü sağlam değil çünkü onun südü sağlam değil. Onun kanı sağlam değil. O kedini her an için bozmaya hazır. Her an için tü yansın. Geri dönmeye hazır. Her an için seni satmaya, beni satmaya, herkesi satmaya hazır o. Sebep? Özü bozuk onun. Onu nereye götürürsen götür değişmeyecek bir şey. Onu altın kuyusuna atsan içi altın olmayacak gene, dışı seni yakacak içi beni yakacak. Onu nereye götürürsen götür, hiçbir şey olmayacak. Ama özü sağlam, özü sağlam kurban olayım onlara ben! Özü sağlam. Velev ki namaz kılmasın, özü sağlam. Velev ki oruç tutmasın, özü sağlam, insan gibi insan karakteri sağlam hiç umurumda değil. Ben onu başıma tac ederim. Onunla yol giderim. Onunla ölümüne yürürüm. Sebep? Özü sağlam çünkü özü sağlam, seni yolda satmaz. Tü yansın demez. Acaba doğru mu yollayacağız böyle mi acaba ya, ya bunlar da böyle b argo ya deyip geri dönmez o. Evet, o düpdüzgün durur. Böyle bir kimse varsa arkadaşınızın tutun elinden.

Dost ondan olur, arkadaş ondan olur. Ölümse ölüm, kalımsa kalım, yürür seninle beraber, başına ne gelecekse gelir, yürür seninle beraber. Kadın-erkek değişmez. Er erdir. Erin kadını erkeği olmaz, bakın erin kadını erkeği olmaz. Böyle bir kadın olmuş olsa bin tane adamın içerisine salsanız bin tane adam dokunamaz ona. Bakın bin tane adam olacak, on bin tane adam olacak, o kadını o adamların içerisine salacaksın, vallahi on bin kişiyi dize getirir o, bozmaz kendini. Bak kendini bozmaz. Ona para vereceksin, ona altın vereceksin, önüne makam vereceksin, mevki vereceksin ne istersen ver, o kadın bozmaz kendini. Kadının hası, kadının özü, kadının eridir o. isterse bataklığın içinde olsun, bakın isterse bataklığın içinde olsun, onu al koluna tak hatun diye gezdir, yedi âlem tanısın onu. Bak, koluna tak hatun diye, yedi âlem tanısın onu. Hiç bir şey olmaz! Özü sağlam çünkü karakteri sağlam, kimliği, kişiliği sağlam. Paraya bozulmaz, makama bozulmaz, mevkiye bozulmaz, adama bozulmaz, çocuğa bozulmaz, hiç şeye bozulmaz o. Kata, yata, arabaya bozulmaz. Ser önüne ne serersen! Varlığa bozulmaz, yokluğa bozulmaz, sıkıntıya bozulmaz, darlığa bozulmaz, hastalığa bozulmaz, şana bozulmaz, şöhrete bozulmaz… Bozulmaz da bozulmaz! Kadının eridir. Vay bana manto almadın tü yansın, dönüyor! Vay ellere bilezik taktılar da bana takmadın, tü yansın, dönüyor! Vay ben bugün aç kaldım, tü

yansın, dönüyor. Vay ben tok kaldım, tü yansın, dönüyor. Vay senin teyzen şöyle dedi, tü yansın, dönüyor. Allah muhafaza eylesin. Ömür boyu çile çektirir adama. Özü sağlam değil çünkü.

Özü sağlam erkek; varlıkmış, yoklukmuş, sıkıntıymış, darlıkmış hiç umurunda değil adamın, yürüyor. Hanımına sahip çıkıyor, çocuklarına sahip çıkıyor, her şeyine sahip çıkıyor, adam gibi adam, yiğit! Hiç gözünü kırpma, al arkadaşına dost diye yürü, ordunun üstüne yürü. Aklına dahi getirme bu adam geri döner mi diye. O da adamın eri. işte sufilik, bataklığın içinden alıp, bataklığın içinden alıp, onu köklendirip yeşertmektir. Hz. Pir burda neyi demek istedi bilemedim ama benim gönlüme gelen bu oldu. işte onlar ne yapıyor? Onlar yaprak açıyor, çiçek açıyor, dal budak sarıyor. Onlar ne yapıyor? Çevreye ve etrafa iyilik yapıyor, meyve veriyor ve düpdüzgün bir insan karakteri oluşuyor. Sufilik bu. Yani tavşan mademki bizim için sufi bir aklı simgeliyorsa emmareyi yendi. Emmareyi yenince diğerlerine ne yaptı? Müjde vermeye koşturdu.

“Her meyve ve her yaprak, tomurcuğunun diliyle Allah’ın şükrünü te-

Ve işte o yetişmiş olan sufiler her şeyiyle ne yaparlar? Allah’a hamd ederler ve Allah’a olan, Allah’a olan hüsnü niyetlerini, şükürlerini, hamdlerini yerine getirirler. Yani Allah yolunda mücadele ederler, koşuştururlar. Onlara makam, mevki, şan, şöhret, hal, riya hiçbir şey onların önüne engel olmaz.

“Bizim aslımızı, ihsan sahibi Allah yetiştirdi. Nihayet ağaç kalınlaştı,

doğrulup yükseldi de!”

işte bu sûfileri, bu topluluğu yetiştiren kim? Allah. Bizim aslımızı özümüzü yetiştiren o. Bize ruhlar âleminde üfleyen o. Bize ayan-ı sabitede kendi sevgisini, Muhammedi Mustafa’nın sevgisini bahşeden o. ‘iyilikleri Rabbinizden, kötülükler nefsinizden bilin’ ayeti kerime. O zaman bu iyilik, bu güzellik, bu tatlılık, bu özün sağlamlığı, bu kanın sağlamlığı, bu sütün sağlamlığı, Cenab-ı Hakk’ın ilmi ilahisinden bir lütuf, bir ikram, bir ihsan. Bunun hamdini yapmak gerek, bunun teşekkürünü yerine getirmek gerek. Sen bir sufi dergâhla karşılaştın, oraya sufi olduysan sağlam bir yerde bunun hamdini yerine getir, bunun şükrünü yerine getir. Nankörlerden olma, geri dönenlerden olma, gevşeyenlerden olma, bozulanlardan olma, yıkılanlardan olma, olma! Dosdoğru ol, ip gibi ol, ip gibi ol! Kendini bozma! Paraya, pula, makama; mevkiye bozma. Kendini bozma! Parasızlığa yokluğa, sıkıntıya bozma.

Sen helalinden iste her şeyi. Çalış mücadele et, gayret et. Merak etme, Allah kendi yolunda mücadele edenlerin yollarını açar. Allah yolunu açar,

Allah’a iman et ve inan. Allah’ın üzerine hüsn-ü zan besle. Kendi kendine şöyle düşünme, bana yardım etmez diye düşünme, benim işim ne olacak diye düşünme. Hüsn-ü zan besle, o sana yardım edecek. Hüsn-ü zan besle, o senin sıkıntını giderecek. Hüsn-ü zan besle, kimi meydanda bırakmış ki! Seni de bırakmayacak. Sen yeter ki tevhide devam et ‘la ilahe illallah’a devam et, namazına devam et, orucuna devam et, geceleri ağlamaya devam et, duaya devam et. O hiçbir şeyi hesapsız kitapsız bırakmaz. Meydanda da bırakmaz. Sen yeterki dosdoğru ‘O’nun ipine dosdoğru sarıl. Allah bizi onlardan eylesin ve iyilikleri de Rabbinden gör, güzellikleri Rabbinden gör. Kendi nefsini kabartma. Ben yaptım deme. Kendi nefsini öne çıkarma. Allah muhafaza eylesin.

Nihayet ağaç kalınlaştı, doğrulup yükseldi de. O zaman sen tabiri caizse hani ben bazen derim ya, liman babası gibi ol. Herkes kemendini sana atsın. O ağaç gibi ol, kökün yerlerde kök salsın. Rüzgârdan devrilmesin, fırtınadan kopup gitmesin, hastalıktan çürümesin. içinde kurt dolaşmasın, kökün sağlam bassın yere. Nice fırtınalar göreceksin daha. Nice, nice, nice, nice fırtınalara maruz kalacaksın. Soğuğa maruz kalacaksın, sıcağa maruz kalacaksın. Gelecek geri zekâlının birisi senin dalını budağını kesmeye çalışacak, geri zekâlının birisi gelecek seni zehirlemeye çalışacak, geri zekâlının birisi gelecek senin meyveni taşlayacak, olgunlaşmadan düşürmeye çalışacak, yolmaya çalışacak yaprağını, senin kökün sağlam olsun. Sen onun bunun gıybetinden yıkılma, onun bunun sözünden yıkılma, onun bunun dedikodusuyla yıkılma, sağlam dur. Kökünü sağlamlaştır. Hiçbir şey seni sallayamasın dahi, ırgalayamasın dahi. Senin dalların budaklarının dahi arşı alaya değsin. Sen öyle iyi insan ol, sen öyle sûfi ol, dalın budağın arş-ı alaya değsin. Arş-ı alaya çıkan senin meyveni yesin orda. Bu kimin meyvesi dediklerinde bu ilk sufinin meyvesidir desinler. Cennete gittiklerinde senin meyveni yesin herkes. Allah senin zikrinden oraya bir ağaç dikmiş, o ağacın meyvesinden cennet halkı nimetlensin. Sen öyle zikret. Sen öyle zikret, cennet halkı, Allah’ı çok zikretmeyen, az zikreden o cennet halkı senin zikrinden Cenab-ı Hakkın oluşturduğu meyvelerden yesin. Sen öyle zikret. Senin kökün dünyada, meyvelerin cennette olsun. Senin kökün dünyada, meyven arşı alada olsun. Senin kökün cennette, senin meyven öte âlemde olsun. Sen öyle ol, öyle sağlam bas. Senin bir dalın dünyada olsun, dünyadakiler yesin içsin; bir dalın öbür perdelerde olsun, ordakiler yesin içsin. Sen öyle ol. Sen Muhammed(s.a.v.) ümmetisin çünkü. Sen âlemlere rahmet olarak gönderilen bir peygamberin ümmetisin. Sen de âlemlere rahmet olma yolunda koş. Kökünü sağlamlaştır, meyveni olgunlaştır. Dallarını çoğalt, meyvelerini sarkıt. Allah cümlemizi onlardan eylesin inşallah.

“Su ve çamur içinde olan canlar da bataklıklardan, su ve çamurdan kurtulunca gönülleri sevinç dolu bir halde, Allah aşkının havasında raks ederler. Ayın on dördü gibi noksansız ve tam bir hale gelirler.”

Sen o hale gelince artık sen aşkın perdelerinde dolaş. Sen sudan, çamurdan kurtuldun. Dört anasır-ı erba sende gitti. Yani ateş, hava, su gitti sende. Ya? Hiçbir şey kalmadı, yürü. Sen olgunlaştın, sen kemale erdin, artık sen velilerdensin. O yüzden sudan çamurdan kurtuldun, artık ötelere doğru yürüyeceksin. Ötelere doğru yürürken aşkın neşesinden, aşkın zevkinden ayağını vuracaksın, kolunu çırpacaksın. Allah cümlemizi onlardan eylesin inşallah.

“Tenleri oynayıp durur. Ya canları ne haldedir sorma. Tamamıyla can

olanlara gelince; onları hiç sorma.”

işte burda da Hz. Pir Allah u âlem birkaç sufi örneği gösteriyor bize. Ya tam can da can olanlar, onları sorma. Onları anlatmak, pir makamına gelenleri, onları anlatmaya dil yetmez. Ama bir de var, onlardan bir çıt altları var. Evet, onlar da ne yapıyorlar? Oynayıp duruyorlar. Sevgiliyle dost olmuşlar, sevgilinin sofrasındalar ve sevgilinin sofrasında olmanın neşesinde, zevkindeler. Allah cümlemizi onlardan eylesin.

“Tavşan aslanı zindana soktu. Aslan için ne ayıp şey; bir tavşancık-

tan geri kaldı!”

Nefs-i emmare için ne ayıp bir şey, öyle değil mi? Yani devasa bir aslanı düşün. O devasa aslan küçücük bir tavşanın oyununa geldi. Küçücük bir tavşanın oyununa geldi, bu büyük bir zul, öyle değil mi? işte kibirlenenler, nefs-i emmareye tabi olanlar, nefsi emmarenin peşinde koşanlar, cahil kibirliler. Çünkü her kibirli, cahildir. Her cahil kibirlidir, her kibirli de cahildir. işte bunlar ne yaptı? Kibirlerinden dolayı tavşanın oyununa düştü. Yani kâmil bir akıl onları oyuna düşürdü. Allah muhafaza eylesin inşallah.

“Böyle bir ayıba sahip olduğu halde şaşılacak şey şurasıdır ki bir de

kendisine Fahrettin lakabını takmalarını ister.”

Fahrettin neydi? Dinde ihtiyar sahibi olan, değil mi Fahrettin? Senin ismin, değil mi. Burda tabii böyle bu Fahrettin lakabını takmalarını ister deyince, benim içime gelen şöyle bir şey oldu. Şimdi, Hz. Pir’in babasının üstadı, öyle olması lazım, Fahrettini Razi ile aynı dönemin insanları. Yani Hz. Pir, Fahrettini Razi’den sonra bir böyle hatırladığım kadarıyla Fahrettini Razi böyle biraz sûfileri ters bakarmış. Böyle bir sıkıntı yaşamışlar birbirleriyle aralarında. Bu evliya menkıbelerinde geçer ve tabii Fahrettini Razi malum tabii işin sonunda yenilmiş. Hz. Pir Allahu âlem buna atıfta bulunuyor. Çünkü Fahrettini Razi, Fahrettin ismini takarlar, lakabını takmak isterler, dediğinde ona atıfta bulunuyor herhalde. Biz büyüklerin işine karışmayalım.

Onlar birbirlerine atıfta bulunurlar, birbirlerine bir şeyler derler, birbirlerine bir şey söylerler, biz aralarında çiğnenir kalırız sonra, Allah muhafaza eylesin ama Allahu âlem bu onunla alakalı bir şey, tahmin ediyorum sadece, başka bir şey yok. Çünkü buraya bir not da almamışım, aklıma gelen o oldu şimdi. Notsuz burası, Allahu âlem öyle. Allah’ım iyi etsin inşallah.

“Ey kişi! Sen bu dünya kuyusunun dibinde mapus kalan bir aslansın.

Tavşan gibi olan nefsin, seni nasıl kahretti.”

Hz. Pir şimdi sûfilere döndü. Dedi ki sen bu dünya kuyusunun dibinde mapus kalan bir aslansın. Yani sen bu dünyanın cıfıtlığına gittin, sen bu dünyanın bozukluğuna aldandın, sen bu dünyanın süsüne aldandın ve kendini kuyuya hapsettin. Ne kuyusuna? Dünya kuyusuna. Sen dünya kuyusuna kendisini hapsettin. Emmarede durduğun müddetçe, nefsinin isteklerini yerine getirmeye devam ettiğin müddetçe, sen bu dünya kuyusunda hapis olarak kalacaksın ve tavşan gibi bir kimse ne yaptı? Seni kahretti yani burda tavşan zahiren küçücük bir şey, aklı çalışmayan bir kimse ama nefs-i emmareyi yendi. Nefs-i emmareyi, onu ne yaptı? Onu kuyunun içerisine hapsetti nefs-i emmaresini ve nefs-i emmarede durduğu müddetçe böyle küçücük şeyler seni aldatacak, seni kandıracak. Sen heva hevesine kurban olup o ömrüm boyunca kuyunun dibinden kurtulamayacaksın. Ne zaman ki sen emmareden, levvameden mülhimeden kurtuldun, ondan sonra sen kuyudan kurtulacaksın. Yoksa o kuyunun içerisinde kalmaya devam edeceksin.

Nefsin neyi emrediyorsa sen onu yerine getireceksin. Haram tanımayacaksın, helal tanımayacaksın, farz tanımayacaksın, nafile tanımayacaksın, sünnet tanımayacaksın, Kur’an tanımayacaksın, peygamber tanımayacaksın, din tanımayacaksın, akaid tanımayacaksın, fıkıh tanımayacaksın… Ya ne nefsin sana emrediyorsa sen onu yerine getireceksin, icra edeceksin. Sebep? Çünkü sen emmarenin kulusun o esnada, emmare ne diyorsa onu yapıyorsun. Emmare sana diyor ki git filanca restoranda harika bir yemek ye, sen gidiyorsun orda yiyorsun. Orda yemek yiyenlere gıpta ile bakıyorsun, özeniyorsun, şatahat yapan, şatafat yapan, Kur’an ve sünnetin dışında yaşayanlara özeniyorsun. Kur’an ve sünnetin dışındaki hal ve hareketlere özeniyorsun. Yapamasan dahi o özentiden günahı kebaire giriyorsun. Çünkü eline fırsat geçmiş olsa yapacaksın, eline fırsat geçse yapacaksın. Asıl, asıl nefisle mücadele elinde fırsat varken yapmamaktır. Hani diyor ya onlar arşı alanın gölgesinde gölgelenecek. Kim? Gecenin diyor yarısında çok böyle şanı, şöhreti, güzelliği yerinde bir kadın sana geldiydi de ben Allah’tan korkarım gelemem dediğinde diyor, arş-ı alanın gölgesinde gölgeleneceksin. Bunu yapmaya muktedir misin? Evet. Bunu yapabilir misin? Evet ama yapmıyorsun! Asıl nefis mücadelesi bu. Birinin boğazını sıkıp yere vurmaya muktedir

misin? Muktedirsin. Adam gelmiş sana hakaret etmiş. Sen boğazını sıkıp, kolunu kıvırıp yere indirebilir misin onu? indirebilirsin. Yapmıyorsan nefis mücadelesi bu. Bir tokatta onu yere serer misin? Serersin. Sermiyorsan nefis mücadelesi bu. Bunu içmeye muktedir misin? Muktedirsin. içmiyorsan nefis mücadelesi bu. Cebinde para var, meyhaneye gidebilir misin? Gidebilirsin. Gitmiyorsan nefis mücadelesi bu, gitmediğinden dolayı sevap alıyorsun, içmediğinden dolayı sevap alıyorsun. Tatil yapmaya muktedir misin? Evet. Antalya’da deniz kenarında her tarafını meydana açıp güneşlenmeye paran var mı? Var ama gitmiyorsun ya gitmemekten dolayı sevap alıyorsun. Bakın yapmamaktan dolayı sevap alıyorsun. Sebep? Nefsinle mücadele ettin. Kadını dövmeye gücün var mı? Var. Sövmeye gücün var mı? Var. iteklemeye gücün var mı? Var. Bir hatasından dolayı bunu yapamıyorsan sevap alıyorsun. Nefisle mücadele bu. Kadın isterse yemek yapar mı? Yapmaz. isterse bulaşığı yıkamaz mı? Yıkamaz. isterse çocuğa bakmaz mı? Bakmaz. Sen kucağında çocuk dolaşır mısın? Evet. Kadın bunu yapmak zorunda olmadığı halde yapıyorsa nefsiyle mücadele ediyor, alkışlıyoruz kadınları. isterseniz alkışlamayın hadi! Salim sen ne alkışlamıyorsun? Allah iyiliğini versin senin ya! Nafiz sen alkışlamadın gibi geldi? Alkışladın? Görmedim elini de o yüzden, ay maşallah sübhanallah!

Biz kadınlarımıza kıymet veririz, değer veririz, biz alkışlarız eşlerimizi. Sufi demek eşine değer veren, çocuklarına değer veren, evine değer veren, kıymet veren kimsedir. Sen değer verirsen kıymetlenir. Sen değer vermezsen kıymetlenmez. Baba çocuğuna değer katar, adam kadınına değer katar, adam! Evet, kadına değer katan adamdır. Adam kıymet verirse kimse onun gözünün üstünde kaşın var diyemez. Babamdan öğrendim bunu, anneme bir Allah’ın kulu babamın sağlığında (öldükten sonra da benden dolayı diyemediler), bir Allah’ın kulu anneme gözünün üstünde kaşın var diyememiştir. Kendi abileri dâhil! Babam maşallah küfür noktasında edebiyatı çok genişti. Şeytan düğme iliklemiştir önünde, böyle edebiyatı genişti yani, arkasından ne gelecek diye bekliyorduk biz. Böyle rpt yok, hep yeniler var böyle. Kişinin şahsına münhasır küfür üretiyordu. Yani o küfürleri yemektense hemen çıkar, ver ağzına, güm, küt, git! Yani yoksa ona vuracaksın çünkü. O yüzden anneme kimse dokunamazdı. Eşlerinize sahip çıkacaksınız. Eşinize sahip çıkınız. Eşinize sizden başka laf söyleyen olmayacak. Evet, eşiniz de bunun farkına varıp herkese ahkâm kesmeyecek. O da terbiyesiyle, vakarıyla hareket edecek ama bilecek ki eşi onun hakkını korur. Bilecek ki eşi onu muhafaza eder. Bilecek ki eşi onun arkasında Uhud sıradağları gibi duruyor. Çocuk bilecek ki baba var arkada, Uludağ gibi duruyor. Çocuk onu bilecek.

Kadın, erkek, kız, erkek, çocuk, hiç önemli değil. Diyecek ki babam var arkamda Uludağ gibi. Bu sufilik terbiyesidir. Biz o yüzden eşlerimizi alkışlarız. Çocuklarımızın arkasında dururuz, terbiyesinin de arkasında dururuz. Sakın ha haram işlemeyeceksiniz. Haram davranmayacaksınız. Haramla iştigal etmeyeceksiniz, sakın ha! Bizim kırmızı çizgimizdir haram. Haram bizim kırmızı çizgimizdir. Bunu yerleştireceğiz. işte diyor ki sen emmare kuyusunda durursan aldanırsın. Emmare kuyusunda durma, emmare kuyusunda oyalanma, emmareden çık, kendine bir üstat ara, bir üstat bul. Git onun elinden tut, Allah yolunda yürü. O üstadın elinden tut, bırakmamacasına tut. Hele hele böyle yalım yavşak değil, doğru düzgün tut. Düzgün tutacağın bir üstat bul. Kim olursa olsun, tuttun mu bir el? Bırakma. Onun da sözlerini dinle. Bu kim olursa olsun, isterse ağaç olsun bağlandığın, sözünü dinle Kur’an ve sünnet dairesinde. Yap dediğinde yap, yürü dediğinde yürü, otur dediğinde otur, kalk dediğinde kalk, sözünü dinle. Nefsine uyma! Nefsini şeyh edinme! Nefsini şeyh edindiğin müddetçe o emmare kuyusunda duracaksın. Yüz bin tane şeyhe bağlan, önemli değil. Sen nefsine uyduğun müddetçe, nefsini şeyh ettiğin müddetçe emmare kuyusunda duracaksın. Kime intisap edersen et, kime intisap edersen et, sen nefsine uyduğun müddetçe emmare kuyusunda durursun. Allah muhafaza eylesin inşallah.

“Senin tavşan nefsin sahrada yiyip içmekte, zevk ve sefa etmekte. Sen

ise şu dedikodu, bahis ve münakaşa kuyusunun dibindesin.”

Sen nefsine uymuşsun ya, nefsine uyduğundan dolayı yiyip içiyorsun boyna, zevki sefa ediyorsun. O emmare kuyusundaki o senin zevkü sefan, sana gerçekmiş gibi geliyor. Sanki kalıcı imiş gibi geliyor. Değil! Sen dedikodu ve bahis ve münakaşa kuyusunun dibindesin diyor. Sen o münakaşa, o nefisin oyunları içine düşmüşsün. Sen o öyle miydi, bu böyle miydi, bu hadis böyle miydi, bu ayet böyle miydi, şu şöyle miydi bu böyle miydi… Boyna münakaşa et. Emmareden kurtul. Emmareden kurtulmadığın müddetçe kurtuluşu bulamayacaksın. Allah muhafaza eylesin.

“O aslan avcısı tavşan, av hayvanlarının bulunduğu yere koşup ‘birbirinizi muştulayın. Size müjdeci geldi. Müjde ey zevk ü sefaya dalmış olanlar! Müjde ki o cehennem köpeği, geldiği cehenneme gitti’ dedi.”

Evet, 1355’ten devam edeceğiz inşallah. Şuraya bir not düşelim sorularda

bakacağım inşallah…El fatiha maassalavat.

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 4 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-7-6 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Tevhîd, İhsân, Nefs, Sünnet, Şeyh, Aşk, Çile. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı