MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 4 • 24/36
1330-1339. Beyitler Şerhi
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî
Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
Mesnevi sohbetlerine kaldığımız yerden devam ediyoruz inşallah. Geçen haftaki beyitte: ‘Müminler birbirinin aynasıdır.’ Burayı okumuştuk, ordan devam ediyoruz:
“Gözünün önüne gök renkli bir cam koymuşsun, o sebepten âlem sana
Yani sen gözüne bir mavi cam, bir gözlük takarsan etrafını mavi görürsün veyahut da güneş gözlüğü taktığınızda gözünüze nasıl güneş gözlüğünün renginden bakıyorsanız aynı şekilde sen kibirliysen etrafına kibir gözlüğünü takar, kibirle bakarsın. Gadablıysan, öfkeliysen, o esnada öfke gözünü bürümüş derler ya, öfke gözünü bürüdüğünden dolayı öfke ile bakar. Eğer nefret var ise o kimse o zaman nefret gözlüğü taktıysa nefretle bakar. insan farklı bir âlemdir. O yüzden insanın üzerinde iyilikler de bulunur kötülükler de bulunur ama iyilikleri biz Rabbimizden biliriz. Çünkü ayet-i kerimede: ‘iyilikler Rabbinizdendir, kötülükler nefsinizdendir.’ der. Eğer bir kimsede iyilik hâkim ise o zaman o dünyaya iyi bakmaya başlar. Etrafını iyi analiz eder, o iyi görür ama biz nefsimize uyarsak şehvaniyete deccaliyete, şeytaniyete doğru yol alırsak o zaman bizim gözlüğümüz şeytani gözlük olur, deccali gözlük olur. Ne yazık ki o zaman kötüye doğru meyleder, kötüye doğru gideriz. O zaman biz ne isek o olarak görürüz etrafı, bakın ne isek! Siz derviş iseniz etrafınıza derviş gözlüğüyle bakarsınız. Yok derviş değilseniz ne iseniz o gözlükle bakarsınız. Bir kimse dünya, hırs, tamah, bütün her şeyini bürüse, her şeye o dünya, hırs, tamah gözüyle bakar. Böyle baktığı için de zaten Allah muhafaza eylesin ortalığı yakar yıkar. Edepsizse
ortalığa edepsiz gözüyle bakar. Çok özür dilerim, sözüm meclisten dışarı, bir hırsızı yakalarsanız hırsız der ki bütün herkes hırsız zaten der. Sebep? O çünkü dünyaya hırsız gözüyle bakıyor veyahut da bir kadın fuhuş yapmış olsa kadın şunu der, herkes fuhuş yapıyor zaten. Sebep? O dünyaya fuhuş gözüyle bakıyor. Birisi kumarbaz olsa devamlı kumar oynamış olsa ona gitseniz hayat bir kumardan ibaret, herkes kumarbaz der. Aynı şekilde bir kimse her ne ise gözüne de o gözlüğü takar. Etrafına onunla bakar. O zaman sen kusurluysan etrafa hep kusurlu bakarsın, hep kusur görürsün etrafta. O zaman kendince kendi bakışını değiştireceksin. Kendi bakışını değiştirmediğin müddetçe hiçbir şey değişmeyecek.
“Kör değilsen bu körlüğü kendinden bil. Kendine kötü de başkasına
Eğer o zaman sen kör değilsen bu körlüğü kendinden bil. Allah sana göz vermiş, görmen için. Sana gönül vermiş bir de gönül gözünü açman için. Eğer sen gönül gözünü açmadıysan körlerden olduysan o zaman bu senin kendinle alakalı. Cenab-ı Hak hidayet nurunu herkesin gönlüne saçtı. Kimisi o hidayet nuru kocaman bir ağaç oldu meyve verdi, kimisinin üzerine toprak örtüldü, örtü örtüldü, o hidayet nuru ışığını dışarı veremedi. Bunun sebebi ne? Senin yaptıkların, sensin. Bunu bir başkasında kusur arama. Bir başkasında hata arama. Bir başkasında yanlışlık arama. Senin gönül gözün açılmadıysa bu senin kendinle alakalı. Çünkü gönül gözünün açılmasına sebep olacak vesile olacak hal ve davranışları yapacak olan da sensin, bir başkası değil. O yüzden kendini görmeyenler, kendini bilmeyenler, etrafta hep eksik ve kusur ararlar. Oysa hadis-i şerifte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurdu ki ‘nefsini bilen Rabbini bildi.’
O zaman sen nefsini bilmediğin için Rabbini bilemedin ya da tersinden bakarsak Rabbini bilmediğin için nefsini bilmedin. Bugün için insanların büyük bir çoğunluğu Rabbini bilmediklerinden dolayı nefislerini bilmiyorlar. Bakın Rablerini bilmediklerinden dolayı. Önceden sufilik insanların nefislerini insanlara öğretmekti. Çünkü insanlar Allah’a iman etmişti. insanlar Kur’an ve sünneti yaşıyorlardı. Kur’an ve sünneti yaşarlarken nefsin ince hile ve tuzaklarını görmekten uzaktılar. Bir mürşid-i kâmile intisap edip o nefsin hile ve tuzaklarından kurtulmanın yolunu arıyorlardı. Şimdi insanlık, ahir zaman, bataklığın içindeler. Bu bataklığın içinde insanlar önce Rablerini tanıyacaklar. Yani diyecekler ki bir Allah’ımız var, bizim bir yaratan var, bu kâinatı bir yaratan var. Bu kâinatı kendi hesabı ile kitabı ile bir nizama sokan bir Rab var. Hadi biz yine eski öğretiye dönelim. ‘Nefsini bilen Rabbini bilecek.’ işte nefsini bilmezsen o zaman sen normalde hata edenlerden oldun ve körlerden oldun. Hâlbuki Cenab-ı Peygamber sallallahü ve
sellem hazretleri nefsini bilen Rabbini bildi. Allah bir kulunun hayrını, iyiliğini isterse ona kendi içinden bir nasihatçi nasip eder böylece ona iyilikleri emreder ve onu haramlardan da sakındırır, kendi içinde. Yani Cenab-ı Hak sizin kalbinize tabiri caizse bir müftü koyar. Cenabı Hak sizin kalbinizde bir ilham meleği oluşturur. Bu normalde sufilerde bizim söylediğimiz zikrullahta oluşan nurdur.
Zikirle kalpte bir nur oluşur. Zikirle kalpte o nur oluşunca o sizin doğrunuzu, eksikliğinizi, yanlışınızı söyler. Bunu elleme, buna bakma, bunu tutma, bunun peşinden gitme diye kalbinizden haykırır. Eğer bu olmuyorsa işte o zaman kalbi körlerdensiniz daha, kalbinizin kulağı da açılmadı. Kalbinizin kulağı da açılmadığı için o siz bu hitaba nail olamıyorsunuz. Gönül gözünüz açılmadığı için bu hitaba nail olamıyorsunuz. Çünkü yine bir başkasındaki eksikliği görüyorsun ya bir başkasındaki eksikliği gördüğünden veya da etrafı hep eksik görmen kendinle alakalı. Eğer kalbindeki o ses çalışmış olsa senin eksikliklerini senin önüne koyacak. Bakın, senin eksikliklerini senin önüne koyacak ama senin kalbin çalışmadığından dolayı sen başkalarının eksiklikleri ile uğraşıyorsun, başkalarının hatalarını kusurlarını gösteriyor nefis sana. Bak bunun şusu var, bak bunun busu var, bak şu böyle, bak bu böyle diye senin önüne bir başkasının hatasını, kusurunu koyuyor ve sen kendi hatanı kusurunu görmekten uzaksın, asıl körlük bu. Oysa ayet-i kerimede veyahut da hadis-i şeriflerde bir başkasının hatasını, kusurunu araştırmayınız diyor.
Mesela Hucurat suresinde: ‘Birbirlerinizin hatalarını ve kusurlarını araştırmayınız.’ O zaman birbirinin hatasını, kusurunu araştıran kör gözlü. Bu kime caizdir? Ancak ve ancak mürşitlere caizdir. Bu ancak halifelere caizdir. Onlar çünkü Allah’ın nuruyla bakarlar. Allah’ın feraseti ile bakarlar ve onları bu emirdir, farzdır. Onlar etrafındaki dervişlerin hata ve kusurlarını düzeltmeleri için nasihat etmekle mükelleftirler. Onlar bu nasihati yapacaklar. Onlar bu nasihati yapacakları için onların gördüğü bu manada değildir. Peygamberleri bunun içerisine koyamazsınız. Peygamberler ümmetlerinin eksik ve noksanlıklarını, sahabelerin eksik ve noksanlıklarını söyleyecekler ki din oluşmuş olsun. Allah’ın dinini tebliğ etmiş olsunlar. Mürşid-i kâmiller, veliler, üstatlar, dervişlerinin hata ve kusurlarını söyleyecekler ki yolun adabı, erkânı, yolun istikameti belli olsun. Eğer bunlar konuşulmazsa o zaman yanlışlık vardır. Niçin? Bir kimse sufi olur? Nefsini terbiye etmek için doğru yolda istikametli yolda gitmek için.
Eğer o nefis terbiyesinin içerisine girecekse ve üstat da fisebilillah orda nefis terbiyesi veriyorsa insanların, etrafındaki insanların hata ve kusurlarını, yanlışlıklarını ve eksikliklerini onlara tebliğ edecek. Çünkü gerçek bir
mürşit, gerçek bir veli, dervişlerinden geçinmez, dervişlerinden nemalanmaz. Dervişlerinden geçinmeyeceği için, nemalanmayacağı için hak ve hakikati onlara anlatır ama dervişlerinden geçinen bir üstat, dervişlerine bunu anlatamaz. Herkese kırmızı kurdele, herkese mavi boncuk dağıtır. Çünkü onlardan geçinir o. O yüzden gerçek manada Allah yolunda giden velilerin geçimleri dervişleri değildir. Dergâh değildir. Hiçbir peygamber dinden geçinmemiştir. Hiçbir peygamber! Âdem’den Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’e kadar peygamberlerin geçimi hiçbir zaman din olmamıştır. Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin peşinden giden onun gerçek mürşitleri de dinden geçinmez. Bir kimse dinden geçiniyorsa Hz. Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’in gerçek manada mürşidi değildir. Öyle olunca Müminler birbirlerinin hata ve kusurlarını, birbirlerinden araştırmayacaklar. Eyvallah! Bakmayacaklar. Eyvallah! Ama bu normalde üstatlara geçerli mi? Hayır Allah muhafaza eylesin.
O yüzden bir kimsenin eksiğini ve kusurunu araştırıp ne yapacağız? Orta yere dökmeyeceğiz. Eksik ve kusur örtücü olacağız. Hz. Mevlana Celaleddini Rumi hazretleri söyler ya, yanlışlıkları, eksiklikleri, kusurları, hataları örtmekte gece gibi ol. Bunu hiçbir zaman unutmayacağız. Allah muhafaza eylesin. Hadis-i şerif: ‘Şu üç huy kişiye ayıp olarak yeter. Bir; kendi utanç verici halini görmeyip başkasındaki aynı kusuru görmesi.’ Kendisi gıybet ediyor bir başkasının gıybetini görüyor. Kendisi iftira ediyor, bir başkasının iftirasını görüyor. Sen önce kendine bak, önce kendini temizle! ‘iki; kendi utanç verici halini görmeyip başkalarının aynı durumundan utanç duyması.’ Ayy, tiksindim bunun yaptığından. Aynı şeyi sen de yapıyorsun. Bu ne kötü bir günah işledi! Aynısını sen yapıyorsun. Allah muhafaza eylesin.
‘Oturup kalktığı kimselere sıkıntı vermesi.’ Bu da neymiş? Oturup kalktığı kimselere sıkıntı veriyor. Taberani ’de ve Münavi’de geçiyor bu hadis-i şerif. Necm suresi, ayet 32: ‘Öyleyse nefsinizi temize çıkarmayınız. Yüce Allah ihlâs ile amel edeni, gizli ve açıkta Rabbinden korkanı bilir.’ O zaman kimse nefsini temize çıkarmasın. Kendisini çok iyilerden görmesin. Kendini hatasız, kusursuz görmesin. Kendini yanlışsız, eksiksiz görmesin. Bugün gündüz de sohbet ettim bayan kardeşlere. Hiç bir kimse yoktur ki onun perçeminden bir günah tutmamış olsun.’ Hiçbir kimse yoktur. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri hariç bunda. Herkesin perçeminden dediği, saçından. Herkesin bir tarafından bir günah tutar. Sahabe nicedir o ümmetin hali deyince, Hz. Peygamber der ki sallallahu aleyhi ve sellem ‘tövbe edenler hiç günah işlememiş gibidir.’ Sonuç olarak o zaman tövbe etmeye devam edeceğiz inşallah.
“Eğer mümin, Allah nuruyla bakmamış olaydı gaib mümine bütün çıp-
laklığıyla nasıl görünürdü?”
Demek ki mümin, gerçekten mümin vasfına sahip olan o veliler, o mürşid-i kâmiller, Allah nuru ile bakıyor. Bu ne? Hadid Suresi, ayet 28: ‘Ey iman edenler. Allah’tan korkun ve peygamberine inanın ki size rahmetini iki kat versin ve size ışığında yürüyeceğiniz nur lütfetsin ve sizi bağışlasın. Allah Gafurdur, Rahimdir.’
O zaman senin Allah’ın nuru ile bakman için ne yapacaksın? Allah’a eman edeceksin, Allah’tan korkacaksın, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetlerini yerine getireceksin ve Cenab-ı Hak senin kalbine, senin yolunu aydınlatacak bir nur verecek. Çünkü din kalp yoludur kalp. Din, kalp yoludur. Namaz zahirdir. Hareketler edersiniz, ritüeller ama namazın imanı insanın içindedir. Zikrullah, ritüel yaparsınız. Allah Allah Allah Allah Celle Celalühü, iman içeridedir ama kalptedir. Bakın kalptedir. Bütün her şey kalpte toplanır. Bütün her şey. Senin dilin, gözün, kulağın, elin, ayağın, vücudun, kalpte toplanır. Senin aklın, fikrin, rüyan her şeyin kalpte toplanır. Halin, ahvalin, maneviyatın, takvan, kalpte toplanır her şey. Eğer normalde iman eder, dosdoğru bir din yaşarsanız, ışığında yürüyeceğiniz Cenab-ı Hak size bir nur bahşeder ve siz o nurla tanımlarsınız her şeyi. Cenab-ı Hakkın feraset nuru dediği nur Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin feraset nuru dediği nur, işte bu nurdur. Bu iman edip iyi amel işleyen.
Hani hadis-i kutsi var ya: ‘Farzları yerine getiren, nafilelerle Allah’a yaklaşır. Allah’ı sever. Ben de onu severim. Ben onu sevince gören gözü, duyan kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı, söyleyen dili olurum. Benimle görür.’ işte feraset nuru bu. Benimle görür, benimle duyar. işte feraset kulağı bu. Benimle görür, benimle duyar. Benimle tutar. işte feraset. O kimsenin kalp ayağıyla yürümesi bu ve benimle konuşur. Demek onun dilinden o çıkacak, başka bir şey çıkmayacak. Bu neyle mümkün? Farzları yerine getirmekle mümkün. Tabii bu hadis-i kutsinin başında ne var? ‘Kim bir veli kuluma düşmanlık ederse bana düşmanlık etmiş olur.’ Kıymetli kardeşler! Bu hadis-i kutsinin başı bu. Velilere düşmanlık yapanlar imansız giderler, velilere düşmanlık yapanlar bu dünyada ahiretlik hiçbir şey almadan yürüyüp giderler. Senin üstadın olsun olmasın, bütün velilere saygı duy, düşmanlık yapma. Tüm velilere, Âdem’den bugüne kadar gelmiş olan bütün velilere. Biz Âdem aleyhisselamın peygamberliğine iman ettik, onun ümmetinin olduğuna iman ettik, Âdem’den sonra Şit’e, Şit ‘ten sonra Nuh’a, bütün peygamberlere biz iman ettik. O peygamberlerin zamanlarında da Allah dostları, velileri vardı. Hiç eksilmedi. Onlar bugüne kadar devam etti, geldi o
veliler silsilesi. Bütün peygamberler ile beraber, veliler silsilesi devam etti geldi, kıyamete kadar devam edip gidecek. Sen çatlasan da patlasan da istesen de istemesen de sevsen de sevmesen de düşmanlık da yapsan, o velilik silsilesi devam edecek.
Senin gözün körse kulağın duymuyorsa kalbin karardıysa kalbin kilitlendiyse kalbin senin morardıysa kalbin senin cehennem çukuru olduysa hiç kimsenin suçu yok. Sen bir veli tanımamakla, veliye bir zarar veremezsin. Sen bir peygambere iman etmemekte peygambere zarar veremezsin. Sen dini kabul etmemekle dine zarar veremezsin. Kendine zarar verirsin. O yüzden o bütün veliler kıyamete kadar devam edecek. Hadis-i şerifte ne buyurdu Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem ? Son bir kişi dahi dünyada Allah diyorsa kıyamet kopmayacak. Ne zaman kopacak? Son Allah diyen kalmayınca kıyamet kopacak. Muhyiddin ibni Arabî hazretleri der ki bu son Allah diyecek olan zamanın son kutbudur der. Çünkü gerçek manada yaşadığın zamanda gerçek manada Allah diyen zamanın kutbudur ve ondan sonra sağındaki solundaki, onun sağındaki, onun solundaki, üçler, beşler, yediler, kırklar, bu devam eder. Seksenler, yüzatmışlar, üçyüzyirmiler, öyle, beşyüzler olarak devam eder.
Bu, Kütübü Sitte’de de Abdal bahsinde geçer bu. Bunu böyle hadisi şerif yok zannetmeyin. Böyle zaman zaman bazı yerlerde işte bu konuda hadis mi var filan… Kütübü Sitte’de var, velilerle alakalı ayet-i kerime var: ‘Onlar mahzun olmazlar, mahçup olmazlar, dünyada da ahirette de onlara müjdeler vardır.’ Kim bu veliler? Bu ayet-i kerime hâşâ boşuna mı indirildi. Allah boşa mı konuştu haşa. Demek ki o veliler var. Sen bulmamışsın, sen yürümemişsin, sen görmemişsin, sen araştırmamışsın, sen kör kalmışsın. Artık hangi günahı işlediysen, hangi hatayı yaptıysan, Allah’a nasıl bir isyan ettiysen Cenab-ı Hak senin kalbini mühürlemiş. Senin kalbini bir velinin kapısına açmamış, senin kalbini namaza açmamış, senin kalbini oruca açmamış. Sen bir şey yapmışsın ki o kapıyı kapatmış sana. Yan ağla, dön ağla. Tasadduk et. Bütün malını dağıt, sana namaz kapısı açılsın. Nefsini terbiye et, bütün yılını gerekirse oruçlu geçir, sana o kapı açılsın. O kapı açılmazsa işin çok zor senin. Allah’a Yalvar. Allah’a yakar, sen dersin kendi kendine, filanca şeyh mi ya! iyi, bana bir tane bul. Hakiki şeyh olmasın, git intisab et hadi. Kur’an ve sünnete uygun olsun. Git intisab et ya, git intisab et! Senin nefsin intisab ettirmiyor. Senin nefsin kibrinden dolayı kimseye intisab etmiyor, beğenmiyor. Kim o dedim senin beğenmediğin şeyh? Filanca. Aaa, harika! Haftanın kaç günü zikrullah yapıyor. işte üç günü yapıyorlar. Sen yapıyor musun? Hayır. Her gün virt çekiyor, sen çekiyor musun? Hayır.
Her gün o bir sürü nafile izliyor, sen yapıyor musun? Hayır. Kimi eleştiriyorsun? Allah muhafaza eylesin.
Eleştirirsen Allah senin kapını kapatır çünkü kim onun velilerine düşman olursa o Allah’a düşmanlık etmiş olur. Allah muhafaza eylesin. işte o kimsenin kalbinde feraset nurunun açılma yoludur, git bir veli, bir mürşid-i kamil bul. Onun önünde diz çok, intisap et, onun nasihatlerini dinle, Kur’an ve sünnete tam, sımsıkı yapış, Cenab-ı Hak senin kalbine bir ışık, bir nur versin, o nurla yolun aydınlansın. Allah bizi onlardan eylesin. ‘Fakat sen Allah’ın nuruyla değil (Hz. Pir böyle tabiri caizse kosa gibi biçiyor, lafını esirgemiyor, kosa gibi biçiyor, biçerdöver gibi. Boğazım tahriş olmasın diye içiyorum, hakkınızı helal edin, öyle ben içiyorum siz bakıyorsunuz, kıyamet ondan kopuyormuş, öyle derler ya ama ses tellerim çatallaşıyor. Hakkınızı helal edin. O yüzden öyle yumuşatıyorum.)
“ Fakat sen Allah nuruyla değil Allah ateşiyle baktığından kötülükte kaldın, iyilikten gafil oldun. İyiliği kötülükten ayırt edemedin, kötülükten de gafil oldun, iyilikten de.”
Sen Allah’ın nuru ile bakmadın. Ya? Sen cehennem gözlüğüyle baktın, cennet gözüyle bakmadın. Cehennem gözlüğü ile baktığından cehennem gözüyle baktığından iyiyi kötüyü ayırt edemedin sen. Cahillerden oldun. Cahil insan iyiyi kötüyü ayırt edemez. Cahil insan, iyiyi bırakır kötüyü alır, cahildir. Cahil insan, namaz kılmaz. Cahil insan, oruç tutmaz. Cahil insan, Allah’ı zikretmez. Cahil insan, haramlara dikkat etmez, cahildir o. Cahil insan, farzlara riayet etmez. Cahil insan sünnet-i seniyye nedir bilmez, cahil cahil! Cahil insan, ne Allah tanır, ne peygamber tanır. Cahil insan, ne din tanır ne diyanet tanır. Cahil insan, ne anne tanır ne baba tanır. Cahil insan, ne büyük tanır, ne küçük tanır. Cahil! Cahil! Cahil insan. Ateşe mi gidiyor nara mı gidiyor nura mı gidiyor bilmez. Cahil! Cahil, bakarsın kötülükleri iyilik olarak algılar. Cahil o, kara cahil, zır cahil. Hatta onların daha da cahil olanları vardır. Artık böyle onlara selam bile verilmez. Onlar kötülükleri iyilik olarak görürler ve siz onlara bir şey tebliğ etmeye kalkarsanız onlara düşmanlık yapmışsınız gibi size saldırırlar.
Hani tabiri caizse din düşmanı deriz ya biz. işte bunlar tam kara cahildir, her din düşmanı kara cahildir ama bizim ülkemizde onlar entelektüel olarak geçinir. Adının önünde Prof. vardır, adının önünde Dr. vardır, adının önünde araştırmacı-yazar vardır, adının önünde bir sürü lakap vardır. Gazetecidir, araştırmacı-yazardır, ilahiyat profesörüdür, doçenttir, doktordur, her şeydir ama din düşmanıdır. Din düşmanı demek kara cahil bir insan demek. Ayeti kerime: ‘Siz o cahilleri gördüğünüzde onlardan yüz çeviriniz.’ Çünkü o kara cahilden yüz çevirmekle emrolundun. Kapkara, kara
cahil! Cahille oturursan sana cahillik sıçrar, cahillik sıçrar! Oysa bizim insanımız enteresan, onlar da cahil olduğundan o kara cahilleri kendilerine dost tutarlar. Alkışlar insanlar o kara cahilleri. Ya kara cahil bu, dinin dışında, bu farzı inkâr etti, bu Kuran’ı inkar etti. Bu hadisi şerifleri inkâr etti, bu peygamberin yolunu inkâr etti, bunun nesini alkışlıyorsun? O da kara cahil! Bunun nesinin peşinden gidiyorsun? O da kara cahil, kara cahiller bir yerde buluştular. Ebu Cehil! Hz. Peygamber sallallahü ve sellem le Ebu Cehil’i bir yerde görebilir misiniz? Göremezsiniz. Hazreti Muhammedi Mustafa’nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hayatı boyunca müşriki bir şeyi desteklediğini, müşriki bir şeyin peşinden gittiğini, müşriki bir hadiseyi, müşriki bir fikri beğendiğini göremezsiniz, göremezsiniz! Müşrikler saçını uzatmış, o kısaltmış. Bakın müşriklere bu kadar muhalefet ediyor, bakın müşriklerle ne kadar muhalefet ediyor. Müşrikler saçlarını uzatıyor, o kısaltıyor. Müşrikler kısaltıyor, o uzatıyor. Saç saç! Bizde şimdi tıraşlar Amerikan modası. Ne o? Amerikan subay tıraşıymış! Osmanlıya ne oldu? Bizim donumuz, gömleğimiz, her şeyimiz şimdi Avrupa oldu! Bakın, saçını müşriklere benzetmiyor, yürüyüşünü müşriklere benzetmiyor, kıyafetini müşriklere benzetmiyor, ibadetlerini müşriklere benzetmiyor.
Ateşe tapanlar, güneşe tapanların ibadet zamanında ibadet etmiyor. Kerahet vaktinin özü budur. Müşrikler o saatlerde, o gün, o zaman için ibadet ettikleri için hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri ibadet etmiyor. Cahillere tabii olunmaz çünkü. Bir kimsenin cehaletine de tabi olunmaz. Çok sinirliymiş! Senirliyse sinirli, cahil! Çok sinirlenen, boşa sinirlenen insan, cahil insandır. Allah sana siniri verdi, din düşmanlarına sinirlenesin diye. Allah sana siniri verdi, müşriklere sinirlenesin diye. Allah sana sinir verdi, Kur’an ve sünnetin dışında her ne var ise onlara gadablanasın diye verdi gadabı sana. Mümin kardeşine gadablanasın diye değil. Kur’an ve sünneti yaşayanlara gadablanasın diye değil, eşine çocuğuna gadablanasın diye değil. Sendeki öfke, sendeki gazab, müşriklere karşı olacak. Müminler müşriğe gelince tamam efendim, tamam efendim, tamam efendim, olur efendim, saygı duyarız efendim, siz nasıl isterseniz öyle yapalım efendim! Müminlere gelince hepsi de şedit! Dervişleri görünce şedit, sufileri görünce şedit, müşriği görünce yumuşak! Kâfirin ta kendisi. Kâfirin ta kendisi. Çünkü ayeti-i kerimede diyor ki o müminler müminlere karşı şefkatli ve merhametli, kâfirlere karşı şedittir. Neymiş? Müminlere karşı şefkatli ve merhametli, kâfirlere karşı şedit, müminin vasfı. Şimdi Müslümanlar ne hale geldi? Müslümanlar müşriklerin önünde el pençe! Tamam efendim! IMF’de, Birleşmiş Milletlerde, Avrupa Birliğinde, her yerde, Müslüman’ın adı yok. Müslümanların kendi memleketlerinde dahi adı yok ki başka yerde olsun. Allah muhafaza eylesin! O yüzden onlar Allah’ın nuruyla bakmıyorlar. Onlarda cehennem
ateşi hâkim. Birisi gönlüne Allah’ın nurunu otutturmuş yerleştirmiş, hâşâ Allah yerleştirir onu ama o yerleşmesi için mücadele etmiş, öbürkü de cehennemin gayya kuyusunu kalbine koymuş.
Kalbinde cehennemin gayya kuyusu var. Cehennemin gayya kuyusu. O cehennem arıyor daha dışarda. O dışarda cehennem arıyor. Cehennem senin kalbinin içerisinde. Gayya kuyusunu sen kalbinin içine otutturmuşsun, yerleştirmişsin. Fitne gıybet, dedikodu, iftira, bir sürü haramlar senin üzerinde dururken sen gayya kuyusu arama. Sen ne gayya kuyusu arıyorsun. içinde! Allah’ım temizlesin hepimizi. Allah muhafaza eylesin inşallah. “ Ey gama kedere dalmış adam! Azar azar ateşe nur serp ki ateşin
Ey gama kedere dalmış adam, azar azar o ateşe nur serp yani o senin kalbine sen bir gayya kuyusu koymuşsun. O gayya kuyusu yanıyor cayır cayır, yakıyor ortalığı daha. Sadece seni değil senin etrafını da yakıyor. Bakın sadece seni değil, sen kendi etrafını da yakıyorsun; eş, çocuklar, iş, arkadaşların, dostların, akrabaların hepsi de yanıyor gayya kuyusunda. Kokusu onun yedi cihana yeter. Hz. Pir diyor ya Mesnevi’de: ‘Bir edepsiz cihanı ateşe verir’ diyor. Bir edepsiz, bir edepsiz, cihanı ateşe verir. Bakın, dünya tarihine. Bakın bir edepsiz dünyayı ateşe verdi. Dünyayı ateşe verdi mi? Verdi. Bakın edepsiz kim? Stalin. Dünyayı ateşe verdi mi? Verdi. Dünyayı ateşe verdi mi? Verdi. Bakın edepsiz kim? Stalin. Dünyayı ateşe verdi mi? Verdi. Mao. Dünyayı ateşe verdi mi? Verdi. ingilizler. Dünyayı ateşe verdiler mi? Verdiler. Bu gâvurlar böyledir. Ateşe verirler gözlerini kırpmadan. Bakın Bosnalı kardeşlerimiz var burda. On iki bin tane şehit var sayılan. Soykırım var. Daha tespit edilmemiş, daha henüz ne olduğu bilinmemiş bir sürü var daha. Her sene daha toplu mezar çıkıyor Bosna’dan. Avrupa’nın göbeğinde, bakın Avrupa dediğimiz yerin göbeğinde toplu mezarlar çıkıyor, şehit olmuşlar. Çoluk, çocuk, kadın, kız, adam tanımadan katlediyor. Bu gâvurlar böyledir. Bunlar içimizdeki gâvurlar. Dışarıdaki gâvurları makyajlayıp bize sunuyorlar. insan haklarıymış. Nerde Boynadaki şehitlerin hakkı? Ben ilk Bosna’ya gittiğimde orda gördüm ben apartmanlarda mermi izleri. Bosna’da gördüm ben, sokaklarda. Yanmış huzurevi, cayır cayır yanmış, içindeki insanlarla. Ana caddenin üzerinde. Bizim Harun diye arkadaş var, istanbul’da şimdi. O normalde Bosna’da duruyordu, orayı anlattı. Ben o gece uyuyamadım. Huzurevi yakılır mı? Huzurevi, yaşlıların durduğu yer. Bu gâvurlar yakar. Onlar Anadolu’ya geldiğinde de yaktılar, yıktılar. Onlar Anadolu’ya geldiğinde de yaktılar, yıktılar. Onlar yakarlar, yıkarlar onlar. Onların işi bu. Kimse bana, ben Mustafa Özbağ olarak bana, kimse gâvurları bana, yok insan hakları, yok iyiydi, yok bunlar barbar değildi, yok bunlar şöyle değildi diye anlatmasın bana! Gidip Bosna’yı ziyaret edin. Bir köyü komple
katletmişler. Köyün camisinin orda şehitlerin isimleri yazılı, koca duvar, köy camisinin bahçe duvarı. Koca duvar. Köyü ablukaya alıp komple şehit etmişler. Hiç hiç ayırmamışlar kadındı kızdı diye. O yüzden bunu bilelim. Bunu bilelim. Allah muhafaza eylesin. O yüzden biz gayya kuyumuzu içimizde taşımayalım. Biz gayya kuyusunu ne yapalım? Söndürelim. Neyle? Ancak tövbe eden, inanıp salih amel işleyenlerin, Allah işte onların kötülüklerini iyiliklere çevirir ve Allah Gafur ve Rahimdir. Furkan Suresi ayet 70: ‘Ancak tövbe eden, inanıp salih amel işleyenlerin, işte Allah onların kötülüklerini iyiye çevirir.’ iman edip iyilik yapar, salih amel işlerseniz tövbe ederseniz, Allah sizin iyiliklerinizi ne yapacak? Kötülüklerinizi iyiliğe çevirecek. Neydi hadisi şerif? ‘Kim toplanır da cemaat halinde Allah’ı zikrederse ordan af olmuş olarak kalkınız.’ Kim cemaat halinde toplanır orda Allah’ı zikrederse günahları iyiliğe çevrilmiş olarak kalkınız. Çünkü cemaatle zikrullahtan daha eftal büyük bir amel yoktur. Daha keskin bir amel yoktur. ‘Oruç tutanların hangisi daha faziletli Ya Resulallah? Allah’ı zikredenler. Namaz kılanların hangisi daha faziletli Ya Resulallah? Allah’ı zikredenler. Hac? Allah’ı zikredenler. Kim? Allah’ı zikrindenler’. Hz. Ömer efendimiz diyor, Hz. Ebubekir efendimize: ‘Ya Ebu Hafz! Allah’ı zikredenler her şeyi aldı götürdü. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri oturduğu yerden seslendi. Neam! Evet! Allah’ı zikredenler her şeyi aldı götürdü. Allah’ı zikir en keskin yoldur.
O yüzden cemaatle olan zikirleri kaçırmamaya gayret edin ve Furkan Suresi ayet 71: ‘Kim de tövbe edip salih amel işlerse şüphesiz ki o Allah’a tövbesi kabul edilmiş olarak döner.’ Sakın benim tövbem kabul oldu olmadı şüphesine düşme. Sakın ben bu zikrullahtan sonra af oldum mu af olmadım mı şüphesine düşme. Sakın! Cenab-ı Hakka halis bir niyetle tövbe et. Estağfurullah Estağfurullah Estağfurullah el Azim el Kerim ellezi lâ ilâhe illallah el Hayyul Gayyum. Tövbenden sakın geri dönme. Sakın ha aklından geçirme. Sübhanallahi vebihamdihi subhanallahil azim ve bihamdihi estağfurullah el Azim. Günde yüz sefer kim bunu söylerse denizköpükleri kadar günahı olsa Allah onu affeder, bunu terk etme. Bunu terk etme. Kendi kendine ben oldum bittim sevdasına düşme. Bunu kendi nefsime söylüyorum, bunu terk etme. Kendi nefsime söylemiş olayım. Zikrullah halakasını terk etme. Kendi nefsime söylemiş olayım cemaatle olan ibadetlerini terk etme. Kendi nefsime söylemiş olayım, salih amellerini terk etme, ölünceye kadar ibadetine devam et. Ölünceye kadar müminliğine devam et. Ölünceye kadar Hak yolunda koşturmaya, mücadele etmeye devam et. Ölünceye kadar! Yaşlılığına bakma, hastalığına bakma, erkekliğine bakma, kadınlığına bakma, gençliğine bakma, ihtiyarlığına bakma, işine bakma, aşına bakma, eşine bakma. Allah yolunda yürü. Seninle gidecek olan o. Ölüm sana gelinceye
kadar, Hz. Peygamber(s.a.v.)’e söyledi bunu, ölüm sana gelinceye kadar o yolda yürü, devam et. Evet, şüphe dahi etme, asla. Şüphe dahi etme. Asla! Şüphe Allah’a olan o samimiyeti ortadan kaldırır. Şeytanın vesvesesidir. iman et, inan. Hüsnü zan besle Allah’a. Ben tövbe ettim, benim tövbemi kabul etmiştir o. Hüsn ü zan besle. Kim zikrullah halakasından kalkarsa affolmuş olarak kalkınız, demiş. Kapının önünde af oldum mu olmadım mı diye düşünme. Cemaatle zikrullah yaptı, eftalizikir fa’lem ennehu La ilahe illallah Lailaheillallah Lailaheillallah Hak Muhammeden Resulullah. Ben iman ettim, inandım, günahlarımın af olduğuna. Ben hüsnü zan besledim Allah’a. Ya Rabbi! Seni zikrettim, senin en önemli tevhidini çektim. Sen Musa’ya dedin ki: ‘Ya Musa, tevhidimi küçük mü görüyorsun? Bütün yarattığım varlığı, kâinatı bir kefeye koysan, tevhidimi bir kefeye koysan tevhidim ağır gelirdi.’ Hadis-i Kutsi. Ben iman ettim. Hüsnü zan besledim. Ben Allah’ı cemaatle zikredersem, Rabbim benim geçmiş günahlarımı hayra çevirmiş olacak. Bakın affetmek değil, hayra çevirecek. Bu büyük bir müjde.
Kıymetli Dostlar! Bu müjdeyi kaçırmayın. Bu müjdeyi es geçmeyin ve az, az da olsa Hz. Pir’in dediği gibi ateşe su atın. Bu ne? Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri buyurdu ya, ‘Az ama devamlı ibadet Allah’ın hoşuna çok gider.’ Az ama devamlı, az ama devamlı ibadet edin ki Allah sizden hoşnut olsun ve Allah günahlarımızı temizlesin ve günahı kebairlerden uzak durun.
Günahı kebairler: Allah’a şirk koşmak. En önemli! Allah’a şirk koşma. Allah’ı ikileme, Allah’ı üçleme, Allah’ı beşleme, şirk koşma. ‘La faili illallah’ bütün her şeyi o yaratmıştır, faal olan odur. Şirk koşma. Kur’an ve sünnete sımsıkı yapış. Kur’an ve sünnete aykırı bir iş yapma. Fikir olarak da aykırı durma. işleyemesen de böyle haram olmaz deme, hâşâ. Haramını haram bil, helalini helal bil. Ne helali haram et, ne de haramı helal et. Allah muhafaza eylesin.
isyana devam etmeye niyetli olma. Ben ölünceye kadar içki içeceğim. Yok öyle şey, ben ölünceye kadar bunu yaparım. O zaman sen büyük günaha girdin. Eğer onu helal görürsen şirk ehlisin. Allah muhafaza eylesin. En önemlisi, kalbin afatıdır bu, bu, kalbin afatıdır. Nedir? Allah’tan ümidini kesmek, bu kalbin afatıdır. Bu bir kimsenin afatıdır. Bu en önemli meseledir. Bu günün insanı Allah’tan ümidini kesiyor. Allah’tan ümidini kestiği için zikri bırakıyor, namazı bırakıyor, orucu bırakıyor, duayı bırakıyor. Allah’tan ümidini kestiği için yerle yeksan oluyor, yeniliyor. Ey Ümmet-i Muhammed! Allah var. Allah’tan ümidini kesme. Dua et, yalvar, zikrullah yap, mücadele et, koş, kafanı dik. Sen Ümmet-i Muhammed’in, Muhammedi Mustafa(s.a.v.)’in ümmetisin, sen ne kafanı eyiyorsun, sen ne kendi kendini yenilgiye bırakıyorsun. Kendini yenilgiye bırakma. Bütün kâfirler ayağa
kalksa, senin üzerine yürüse, yine sen kafanı dik. Nefis, şeytan, heva, heves, şeytanlaşmış insanlar, kâfirleşmiş insanlar, sistemler, deccallaşmış devletler, hepsi de ayağa kalksa Allah var. Sen dimdik dur. Ne bu ümitsizlik. Ne bu ümitsizlik! Dervişi ümitsiz, sufisi ümitsiz, osu ümitsiz, busu ümitsiz, borca düşen ümitsiz, sıkıntıya düşen ümitsiz. Allah’ı unutmuş herkes! Allah’ı hatırla, Allah’ı zikret. Allah’ı zikretmek şudur: Her daim Allah’a güvenmek, her daim Allah’a inanmak, her daim Allah’ı önünde, ardında, altında, üstünde hissetmek. Sıfatlarının her daim seni çepeçevre sardığını görmektir. Bu ümitsizlik ne? Dolar yükseldi ümidi kes, dolar alçaldı ümidi kes, işler bozuk ümidi kes, işler düzgün ümidi kes, fuhuş çoğaldı ümidi kes, uyuşturucu, çoğaldı ümidi kes, kâfirler kuvvetlendi ümidi kes… Nereye kadar! Nereye Kadar? Kalk, yürü, kafanı dik. Ben çok günahkârım. Ben senden daha fazla günahkârım! Ne yapacaksın? Otur hadi gel beraber ikimiz de çok günahkârız diyelim eşelim kendimize bir mezar, gömelim oraya kendimizi. Evet! Benden daha günahkârı yok. Hadi gömün beni! Ne bu ümitsizlik! Şirk, şirk, şirk! Ümidi kesmek şirk! Ümidi kesmek şirk kıymetli dostlarım! Ümitsizlik yok. Mücadeleye devam. Ümitsizlik yok. Savaşmaya devam Allah yolunda! Ümitsizlik yok. Şeytan bizi yüz sefer aldatsa yüzbirincisinde yine dikileceğiz. Ümitsizlik yok. Şeytan bizi aldatacak. Biz yine diyeceğiz ki Allah var, ümitsizlik gene yok. Allah muhafaza eylesin.
Öbürküsü ne? Allah beni cezalandırmaz ya. Allah ceza vericidir. Cezasız bir din yoktur. Allah aynı zamanda ceza verir. O zaman sakın ha Allah cezalandırıcı değil, cehennem sahibi değil olarak da görme. Allah muhafaza eylesin.
Dilinizi iftiradan uzak tutun. Ümmetin hastalıkları, dili iftiradan uzak tut. Dili yalancı şahitlikten uzak tut ve bu ara çoğaldı sihirden uzak dur. Sihir yapanlar, o yaptığınız sihire inanıyorsanız şirk ehlisiniz. Sihir yaptırmaya gidenler, ona inanarak gidiyorsanız şirk ehlisiniz. O haldeyken tövbeniz kabul olmaz. Önce iman edin. insanlar bunlara koşuyor şimdi. Adını koymuşlar şifacı, medyum, bilmem kim! isimler de böyle enteresan. Sihirbaz, sihirci, büyücü! Onun yaptığına inanmak şirk. Yapan kimse de ona inanarak yapıyorsa o da şirk. Allah muhafaza eylesin.
Yalan yere yemin ediyor insanlar şimdi. Çok basit, kadınlar kocalarına, kocalar kadınlarına, çocuklar anne babalarına, anne babalar çocuklarına! Ya yemin etme yalan yere. Yemini alıştırma diline. Allah muhafaza eylesin. Haram mal yemek. Büyük günahı kebairlerden birisi, haram! Mümin kardeşinden rüşvet aldın, haram. Mümin kardeşinin işini zorlaştırdın hususi, ondan rüşvet almak için, haram. Bir başkasının malını çaldın, haram. Bir başkasını aldattın yedin, haram. Sahte çek dağıttın millete, milleti dolandırdın, haram. Haram yeme, haramdan uzak dur! Haramdan uzak dur,
çoluğuna çocuğuna da yedirme. Kumardan kazandığın para haram, fuhuştan kazandığın para haram, içkiden kazandığın para haram, uyuşturucudan kazandığın para haram, faizden kazandığın para haram. Haram yeme, haram yedirme çocuklarına, eşine, dostuna. Allah muhafaza eylesin.
Yetimlerin malını yeme. Çocuğun babası ölmüş, daha küçükken amca oturmuş bütün tarlaların üzerine, yetimin malını düşünen yok. Dayı oturmuş yeğeninin malının üzerine. Allah muhafaza eylesin.
Faiz yeme. Müminin müminden aldığı faiz haram, yeme. Herkes alıyor, herkes alsın. Sen alma! Sen alma! Mümin kardeşinden faiz alma. Bu mal kaç para? Beş lira. Vadeli on beş liraya sat, bu caizdir. On beş liraya ödeyemedi, her ay bin lira faiz alırım! Alma. Ben sana on lira veririm ama her ay bin lira faiz alırım, haram, alma! Yapma! ‘Mümin müminden faiz alırsa annesiyle Kabe duvarının dibinde zina etmiş gibi günahı kebâire girer.’ Ben bu hadisi şerifi televizyonda söyledim, televizyonun sahibi televizyonu bastı. Telefon açmışlar televizyonun sahibine, demişler ki bu adamı nerden buldunuz çıkardınız. Bu hoşlarına gitmiyor. ilahiyat fakültesinden mezun öğretim üyesi, ilahiyat fakültesinde öğretim üyesi, ben bunu söylediğimde oturduğu koltuktan hop hopladı, hop oturdu. Bunu nasıl söylersin dedi. Ben söylerim dedim bu hadis hakkında sen sahih olduğuna inanıyor musun diyor bana. Sizin gibiler yüzünden dedim insanlar faizci oldu. Evet dedim. Annesiyle Kabe duvarının dibinde zina etmiş gibi günaha girer. Mümin müminden faiz alamaz. Nerde olursa olsun, hangi devlette yaşarsa yaşasın, faizi normal alışveriş gören azını da çoğunu da normal gören küfür ehlidir. Faiz faizdir haramdır. Haramdır! Allah muhafaza eylesin.
Sarhoşluk veren ne varsa yiyip içmek, üfürmek, üflentilemek, damardan vurmak…Hepsi de haramdır, günahı kebairdir. Bunu caiz görmek küfürdür. Uyuşturucunun cümlesi, sulu içkilerin cümlesi, kafa hapları, hepsi de haramdır, günahı kebairdir. Hepsi de haram, günahı kebairdir. Esrarından tut, metinden tut, bilmem nesine kadar hepsi de haramdır ve bunlardan bir kimse ne yapacak? Uzak duracak. Evet!
Zina haramdır. Yüzyılın hastalığı, yüzyılın hastalığı! Artıyor çünkü! Allah muhafaza eylesin. Bu yüzyılın daha büyük hastalığı eşcinsellik, bu yüzyılın daha büyük hastalığı, bakın, bu fakir bunu yıllar öncesinden beri hep dile getiriyor. Bu büyüyor kartopu gibi, bu daha da büyüyecek. Bu, Ümmeti Muhammed’in içinde de büyütüyorlar bunu. Kendinize gelin. Kim eşcinselliğe cevaz veriyorsa ona savaş açın. Hangi partiden olursa olsun. Kim haramlara cevaz veriyorsa, kim haramlara kapı aralıyorsa onunla mücadele edin. Gelecek nesliniz için çocuklarınız için torunlarınız için torunlarımızın çocukları için onların çocukları için haramlarla mücadele edin. Haramlara savaş açın, haramlara yol verenlere de savaş açın. Bu farz. Allah muhafaza eylesin.
Haksız yere adam öldürmek. Öldürmek sadece devletin işidir. Sen bir de savaşta öldürürsün. Senin namusuna, şerefine musallat olursa, bunlar ayrı şeyler. Adam şimdi yolda gidiyor, kırmızı ışıkta duruyor, neden durdun, pat pat pat öldürüyor. Ölen neden öldüğünü bilmiyor, öldüren neden öldürdüğünü bilmiyor. Hadisi şerif. Büyük günah-ı kebair Allah muhafaza eylesin. Yüzyılın hastalığı: Hırsızlık! Artık bu hırsızlık evden televizyon çalmayı geçti. Kamuda hırsızlık var şimdi, devlet dairelerinde hırsızlık var, ihalelerde hırsızlık var. Hırsızlık, günahı kebair. Allah muhafaza eylesin.
Nefisle mücadeleden geri dönmek, günahı kebairdir. Savaş alanından geri dönmek, günahı kebairdir. Allah muhafaza eylesin. Şimdi yüzyılın hastalığı, bütün çocuklara, gençlere, ihtiyarlara, anne babaya asi olmak. Bu da bu yüzyılın son günlerde artan hastalığı. Anne babaya asi olmak, anne babayı dinlememek, anne babanın doğru, güzel, iyi, hayır, iyilik olan şeylerini reddetmek, serkeşlik yapmak anne babaya, günahı kebairdir. Dostlar, kardeşler! Allah’tan sonra itaat babayadır, anneye değil. Babayadır itaat. Babası sağ olan erkekler, babalarınıza itaat edeceksiniz. iyilikte, güzellikte, hayırda, annelerinize merhametli davranacaksınız, eşlerinize merhametli davranacaksınız, çocuklarınıza merhametli davranacaksınız, dostlarınıza, arkadaşlarınıza, müminlere merhametli davranacaksınız. Allah bizi onlardan eylesin. Son fasıl, Hz. Pir dua etmiş burda Mesnevi’de, hepinizi bu duaya âmin
demeye davet ediyorum inşallah:
“Yarabbi, sen de o tertemiz suyu serp de âlemin şu ateşi tamamıyla nur olsun. Denizin suyu hep ferman altındadır; ya Rabbi! Su da senindir ateş de! Sen istersen ateş, latif su olur; dilemezsen su bile ateş kesilir. Bizim şu niyazımızı yine sen ilham etmektesin. Zulümden kurtulmamız senin ihsanındır. Sen de bize bu isteği bize bu isteği biz istemeksizin verdin. Hadsiz, hesapsız ihsanlarda bulundun.”
Âmin. El-Fatiha maassalavat. Âmin ecmain. Haklarınızı helal edin. 1340’tan devam edeceğiz önümüzdeki hafta inşallah Allah’tan bir şey gelmezse. Sürçü lisan ettiysek affola. Hakkınızı helal edin inşallah. Allah razı olsun inşallah.
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 4 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-7-6 • Tasavvuf Vakfı Yayınları