MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 4 • 26/36
1355-1370. Beyitler Şerhi
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî
Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
Geceniz hayır olsun inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Rabbim ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Cenab-ı Hak cümlemizi hakkı hak batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda cihat eden, koşturan, mücadele eden, batılı batıl bilip bâtıla karşı cihat eden, mücadele eden kullarından eylesin. Rabbim cümle ümmeti Muhammedi bir ve beraber eylesin. Ümmeti Muhammed’i Kur’an ve sünneti seniyyeye sımsıkı yapışmayı nasip eylesin. Ümmeti Muhammed’i ne aldatanlardan, ne de aldananlardan eylesin. Aldanmaktan ve aldatmaktan Allah’a sığınırım, Allah’a sığınırız inşallah. Geceniz hayır olsun inşallah. internette kopukluklar olabilir, o yüzden telegramdan takip edecek olan kardeşler sıkıntı yaşayabilirler. O yüzden mümkünse youtube’dan takip edebilirler ama yok, bizim şu anda başka çaremiz yok diyenler var ise bu sıkıntıyı bu akşam böyle yaşayaraktan inşallah takip etmeye gayret etsinler. Yapabileceğimiz fazla bir şey yok bu konuda. Çünkü internet bağlarında sıkıntı var. Şu ana kadar açılmış değil.
Mesnevi sohbetlerine kaldığımız yerden devam ediyoruz. 1355. beyitteyiz inşallah. Malum ben yine de çok böyle birkaç cümle içerisinde bugüne kadar geldiğimiz noktayı özetleyeyim. Bir tavşan vardı. Tavşan akîl, kâmil bir aklı, kemal ehli bir kimseyi simgeliyordu. Bir de aslan vardı. Aslan da nefs-i emmareyi simgeliyordu ve tavşan onu tuzağa çekti. Tuzağa çekerekten aslanı bir kuyunun başına getirdi. Aslan kuyunun içerisindeki suya baktı, suda kendi resmini görünce ahmaklığına doymadı. Çünkü nefs-i emmare ahmaktır ve o aslana olan kininden dolayı kendisini kuyunun içerisine attı,
onu öldürmek için ve kuyunun içerisinde boğuldu. Böylece akîl, fazıl ferasetli olan o kâmil zat, nefs-i emmaresini onun öldürdü ve tavşan onu öldürdükten sonra kendi kavmine, ormana, güle oynaya koşmaya başladı ve insanlara müjde veriyordu. Korktuğunuz, çekindiğiniz aslanı ben öldürdüm diyerek, herkesi müjdelemek için herkesi bu konuda haberdar etmek için ilan etmek için ormana doğru koştu ve:“Müjde! Allah o can düşmanının dişlerini söktü. Pençesiyle nice başlar ezen, düşmanı ölüm süpürgesi çerçöp gibi süpürdü gitti” dedi ve tavşan ormandaki diğer hayvanlara, bilhassa diğer tavşanlara o aslanın öldüğünü müjdeledi. Aslanın öldüğünü, aslanın ortadan kaybolduğunu, onun normalde artık etkisinin olmadığını yetkisinin olmadığını hiçbir şeyin olmadığını müjdeledi. Konu başlığı:
“Av hayvanlarının, tavşanın etrafında toplanıp onu övmeleri:
O zaman bütün hayvanlar sevinçli bir halde gülüp oynayarak onun yüzünü öptüler. Etrafına halka oldular. O, çırağı gibi ortalarındaydı. Bütün sahradakiler ona secde ettiler.”
Bu sefer o bütün ormanı kahrıyla perişan eden pençeleri ile dağıtan kükremesi ile titreten o aslan tuzağa düşüp öldürülünce işte bütün av hayvanları tavşanın etrafında dönüp ona temenna ettiler. Tabiri caizse ona secde ettiler, sevinçlerini bir şekilde ona göstermeye çalıştılar ve halka teşkil ettiler etrafında ve tavşan ortada yanan bir nur gibi bir mum gibi onları ışıklandırmaya, onları bu manada aydınlatmaya devam ediyorlardı ve bütün av hayvanları ona tazim ediyordu. Diyorlardı ki:
“ Sen gökten inen bir melek misin yoksa peri misin? Hayır, ne meleksin ne peri, sen erkek aslanların Azrail’isin. Ne olursan ol! Canımız sana kurban olsun. Ona galip geldin. Elin kolun sağ olsun. Allah bu suyu senin arkından akıttı. Eline koluna aferin.”
Yani Cenab-ı Hak sana bir kuvvet verdi, sana bir kudret verdi ve böylece sen aslanı alt ettin diye bütün av hayvanları ona temenna edip onu övmeye, methetmeye başladılar ve işte o kuvvetin o galebe çalan o hilenin senin üzerinden tecelli ettirdi. Senin üzerinden Cenab-ı Hak verdi diye tavşana methüsena ediyorlardı. Ona diyorlardı ki:
“Bir daha söyle onu hile ile nasıl inandırdın. O zalimi düzenle nasıl kahrettin. Bir daha söyle ki hikâyen dertlere derman canlara merhem olsun. Bir daha söyle ki o sitemkârın zulmünden canlarımızda yüz binlerce yaralar var, dediler.”
Yani tavşana diyorlardı ki nasıl bir hile kurdun, nasıl bir düzen kurdun, nasıl bir sistem kurdun ki sen bu aslanı alt ettin, sen nasıl bir oyun kurdun, sen nasıl bir tezgâh kurdun tabiri caizse, bir küçücük tavşansın yani
bir tavşanın aslanı alt etmesi mümkün değil. Asla ve asla insanın aklına gelmez ama o küçücük tavşan o haliyle o kocaman aslanı, o ormanlar kralını nasıl alt ettin, bize bunu anlat. Bir daha anlat bir daha anlat ki biz gelecek nesillere bunu anlatalım. Gelecek nesillere biz bunun dersini verelim diye tavşana temenna etmeye devam ediyorlardı ve:
“Tavşan dedi ki: Ey ulular! Allah yardım etti, yoksa dünyada bir tavşan kim oluyor ki! Koluma kuvvet, kalbime kudret verdi, cenneti huriyi kucağıma attı. Üstünlükler Hak’tan gelir. Hallerin değişmesi de ondandır.”
Demek ki her şey; kuvvet, kudret, güç Allah’ın elinde. O isterse tavşanı aslana galip eder. Hani bizde bir tabir vardır ya Cenab-ı Hak isterse kediyi fareye kurban eder diye. Bir fare, kediyi alt edebilir mi? Alt edemez ama isterse bir fare kediyi alt edebilir, bir tavşanın aslanı alt ettiği gibi ama bunun kudreti, bunun kuvveti, bunun aklı, bunun fikri, mantalitesi, Allah’ın yardımıyla olur. Hadid suresi, ayet 28:‘Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve peygamberine inanın ki size rahmetini iki kat versin ve size ışığında yürüyeceğiniz nur lütfetsin ve sizi bağışlasın. Allah gafurdur rahimdir.’ O zaman bir kimse Allah ve Resulüne itaat etti ve korktu. Burdaki korkudan kasıt ne? O kimsenin haramları işlememesi. Korkudan kasıt ne? O kimsenin farzları yerine getirmesi. Korku avamın işidir. Avamı korkutursunuz, avamı, o cahil insanlar korku ile terbiye olurlar. Cahil insanlar korku ile terbiye ederler. insanlar için söylüyorum. insanların bir kısmı vardır ki Allah’tan korkar. Hak mıdır? Haktır ve onlar korku ile yola girerler. Ne mutlu Allah’tan korkana. Ama bunun bir üstü nedir? Allah’ı sevmektir.
Allah’ı seven kimse de doğru yola girer ve işte eğer ki Allah’tan korkar, peygambere inanırsa bir kimse Cenab-ı Hak Rahmetini iki katına çıkarır size ve aynı zamanda da ışığında yürüyeceğiniz, aydınlığında yürüyeceğiniz, Cenab-ı Hak kalbinize bir nur verir. Asıl önemli olan yer burası. Eğer bir kimsenin kalbini nurlanmadıysa onun karanlığını aydınlatacak kalbinde bir nur yok ise onun yolunu aydınlatacak kalbinde bir nur yok ise o her an çuvallamaya hazırdır. Her an batmaya hazırdır. Her an günahı kebair işlemeye hazırdır. Her an serkeşlik yapmaya hazırdır. Bir anda nefsine uyup her türlü serkeşliği yapabilir. Sebep? Onun kalbinde bir nur yok. Tavşan diyor ki koluma kuvvet veren Allah’tır. Kalbime bir kudret verdi, bir kuvvet verdi, bunu verende Allah’tır. O yüzden bir kimsenin Allah’ta, Allah ona yardım ederse bir kimseye, onun kafası tabiri caizse zehir gibi çalışır, kimsenin görmediğini görür. Cenab-ı Hak onun kalbine ilham ettiyse kimsenin bilmediğini bilir. Cenab-ı Hak onun kalbinedir nur indirdi ise herkesin bocaladığı yerde onun işi asan gider. Herkesin çıkmaz sokağa düştüğü bir yerde o çıkmaz sokağa girmez bile. Bu Cenab-ı Hakkın yardımıdır, lütfudur, ikramıdır.
Cenab-ı Hakkın ihsanıdır ama bunu kendisinden korkan ve peygamberine itaat edenlere verir. Bakın kendisinden korkan, kendisine iman etmiş, habibine iman etmiş ve habibine tabii olmuş olanlara verir. Bir kimse Allah ve Resul’ünün varlığına iman edebilirdi dine de iman edebilir ama Allah’tan korkmuyorsa, haramı haram görüp uzaklaşmıyorsa farzı farz görüp yerine getirmiyorsa Hz. Muhammedi Mustafa’nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünneti seniyyesini işlemiyorsa onun kalbinde bu nur olmayacak. Onun kalbinde feraset ilmi olmayacak. Onun kalbi çalışmıyor çünkü.. O kimse Allah’ı çokça zikretmeli. Allah’ı sevmeli. Allah’ı çokça zikreder, Allah’ı severse Cenab-ı Hak onun kalbine ne yapacak? Bir nur indirecek ve onurla doğruyu görecek. O nurla isabet edecek. O nurla karanlığı aydınlığa kavuşacak. Neden?. insanlar kendilerinde bu nur olmadığı için kendilerinin kalbi çalışmadığı için bir kalbi çalışana giderler. Gitmek zorunda ve o kalbi çalışana itaat etmek zorunda. Eğer o kalbi çalışana gitti de ona itaat etmezse yine aynı noktada kalır, yine bir adım ileriye gidemez.
Yine başka bir ayeti kerimede:‘Ey iman edenler! Allah’tan korkarsanız o size iyi ile kötüyü ayırt edecek güç verir’(Enfal Suresi, ayet 29). Eğer o zaman Allah’tan korkarsanız iyi ile kötüyü ayırt edecek Allah size bir güç verecek. iyi ile kötüyü ayırt edecek Allah size bir bilgi verecek. iyi ile kötüyü ayırt edebilecek Cenab-ı Hak sizin kalbinize bir feraseti indirecek ama Allah’tan korkarsanız olacak bu. Yani haramlardan uzak durursanız, Cenab-ı Hakkın emirlerini yerine getirirseniz bu olacak. Bunlar olmadan senin kalbin çalışır mı? Çalışmaz. Sen farzları yerine getireceksin, haramlardan uzak duracaksın, sünnet-i seniyyeyi işleyeceksin, Allah’ı zikredeceksin. Allah’ı çokça zikredeceksin bir de az da değil, çokça zikredeceksin. Hani ayet-i kerimede sabah akşam Allah’ı zikredin diyor ya Allah’ı çokça zikredin diyor ya başka bir ayeti kerimede ve bunun, bu ayeti kerimelerin tefsirini yine ayeti kerime ile yapıyor ilk selef âlimleri. Diyorlar ki Allah’ı çokça zikretmek, başka bir ayeti kerimedeki ‘siz namazlarınızı kıldıktan hemen sonra ayaktayken, otururken, yanlarınızın üzerine yatarken Allah’ı çokça zikredin’ ayeti kerimesi ile ayeti kerimeyi tefsir ediyorlar. Bugün insanlık Allah’ın zikrinden uzak! Müslümanlar Allah’ın zikrinden uzak! Müslümanlar Allah’ın zikrinden uzak olduğundan dolayı iki yakaları bir araya gelmiyor. Müslümanlar Allah’ın zikrinden uzak olduğu için haramı haram olarak bilmiyorlar, helali helal olarak bilmiyorlar. Şüphelileri bilmiyorlar çünkü kalpleri çalışmıyor. Kalplerinde bir nur yok, kalplerinde bir feraset yok kalplerinde bir ne yazık ki karanlığı aydınlatacak Allah’ın nuru yok, ışığı yok. Sebep? Haramlardan. Sebep? Farzları yerine getirmemekten. Sebep? ibadetleri yerine getirmemekten.
Müslümanlar namazsız hale geldi. Müslümanlar oruçsuz hale geldi. Müslümanlar zekâtsız hale geldi. Müslüman, namazı yok! Müslüman, orucu, Müslüman zekâtı yok! Müslüman, haramı bol! Helali az, haramı bol! Müslüman o hale geldi. Dini ilmi yok, cahil. Okumayan bir Müslüman, okutulmayan bir Müslüman, öğretilmeyen bir Müslüman. Hani diyorlar ya işte Müslümanlar cahil. Müslümanların önünde Oxford vardı da okumadılar mı? Müslümanların önüne okul kondu da okumadılar mı? Müslümanların önüne medrese kondu da okumadılar mı? Müslümanların önüne düzgün din adamları çıktı da dinlemediler mi? Bu laik kesim, laik kesim bu Müslümanları cahil bıraktı. 200 yıldır Müslümanlar cahil. Şimdi Müslümanlar cahil olunca sapkın, ne tarafa gideceği belli olmayan, ne tarafa gideceği belli olmayan, nasıl bir işe karışacağı belli olmayan, kimin elinde oyuncak olacağı belli olmayan bir topluluğa dönüştüler. Sebep? Çünkü Müslümanlar Kur’an ve sünneti bilmiyorlar. Cahil, bir din cahili oldu toplum, din cahili ve bunun içerisinde bir de böyle çok afedersiniz kanı bozuk, sütü bozuk, dindarmış gibi görünen, din âlimiymiş gibi görünen ama Müslümanlara ihanet eden Müslüman toplumlara ihanet eden ama siz bunun adına şeyh deyin ama bunun adına âlim deyin ama siz bunun adına siyasetçi deyin ama siz buna işte din adamı deyin ne derseniz deyin. Bir de bunlar çıktı Müslümanların başına ve Müslümanların yollarını karıştırdılar. Müslümanlara temiz Kur’an ve sünnet ışığında bir din takdim edilmiyor. Cemaatler giriyor işin içerisine, bozuk fırkalar giriyor işin içerisine, bozuk ne yazık ki! Akaitten bozuk, itikattan bozuk amelden bozuk topluluklar giriyor işin içerisine, fitneler giriyor, sapkınlıklar giriyor, her şey giriyor Müslümanların arasına. Çünkü Müslümanların dinlerini dosdoğru öğrenebilecekleri bir kaynakları yok. Zaten birisi de dosdoğru ona din anlatıyorsa millet de onu taşlıyor zaten. işine gelmiyor! Müslümanların faizine göz yumacaksın, Müslümanların içkisine göz yumacaksın, Müslümanların çıplaklığına göz yumacaksın, Müslümanların hırsızlığına göz yumacaksın, Müslümanların ihalelerdeki yolsuzluklarına göz yumacaksın, Müslümanların rüşvetine göz yumacaksın, Müslümanların ayırmasına kayırmasına göz yumacaksın.
Müslümanların yaptığı her türlü pisliğe göz yumarsan seni alkışlıyorlar ama! Sen bunu bir Müslümansan yapamazsın. iman üzerine zina edemezsin, iman üzerine içki içemezsin, iman üzerine hırsızlık edemezsin, iman üzerine Müslüman kardeşinden faiz alamazsın, iman üzerine sen yolsuzluk yapamazsın, iman üzerine ihalelerde yolsuzluk yapamazsın, iman üzerine fakir fukaranın hakkını, hukukunu yiyemezsin, iman üzerine insanları dinle aldatamazsın, iman üzerine insanlara din satamazsın, iman üzerine ben bir dini kitap yazdım deyip de Müslümanlardan onun parasını alıp ütemezsin.
Yapamazsın bunları! Bunları söyleyeni de tu kaka ilan ediyor. Müslümanlar ediyor yine. Yine Müslümanlar ediyor! Halifeleri şehit edenler Müslümanlar, başkası değil! Hz. Hüseyin efendimizi şehit eden Müslümanlar, başkası değil! Hz. Hasan efendimizi şehit eden zehirleyen Müslümanlar, başkası değil! O şehit edecek olan cariye kadını hediye olarak gönderen Muaviye, başkası değil! Başkası değil! imam-ı Azam’ı hapse atan Müslümanlar, imam-ı Azamı da hapiste kırbaçla öldürenler Müslümanlar. Serahsi’yi hapse atan Müslümanlar. Niyazi Mısri’yi süren Müslümanlar. Hallacı Mansur’u taşlayan Müslümanlar, Hallacı Mansur’u asan Müslümanlar! Müslüman bunlar, başkası değil! Seyyid Nesimi’nin derisini yüzmeye çalışan Müslümanlar, bakın Müslümanlar, başkası değil! Müslüman! La ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyenlere Suriye’de cariye etmeye çalışanlar Müslümanlar! Camileri bombalayanlar Müslümanlar. Şu bu mezhepten, bu bu mezhepten deyip de katliam yapanlar Müslümanlar! Üzerine bomba sarıp camide patlatan, yolda patlatan, belde patlatan Müslümanlar! Evet! Sebep? Onlar gerçek dini öğrenmediler çünkü. Onlar Kur’an ve sünneti tam olarak öğrenmediler, öğretilmedi!
Şu anda da Türkiye’de öğretilmiyor. imam hatiplerde öğretilmiyor, ilahiyatlarda öğretilmiyor, camilerde öğretilmiyor, öğretilmiyor! imam hatiplerde hadisleri inkârı öğreniyorlar. ilahiyatlarda hadisleri inkârı öğreniyorlar. imamların mezheplerini, mezhepleri inkârı öğreniyorlar. Hadisleri inkâr etti, ayeti kerimeleri kafana göre yorumla! Yani çok güzeldi, bir reklam vardı, size Kur’an yeter diyen adamın 23 tane kitabı var!. Kampanya yapmış, televizyonda reklam, bakın size Kur’an yeter diyen adamın 23 tane kitabı var! Kampanya yapmışlar, yirmi üç tane kitap yüz küsür lira diye. Gece saat dört, ben de dersten geldim, haberleri izleyeceğim, böyle geziniyorum ortalıkta yani Allah affetsin, bunu söylemek istemem, sabah namazını bekliyorum. Aaa, reklama bak! Size Kur’an yeter, yirmi üç tane kitabı var. Öldü, neydi vardı ya bir tane, CHP milletvekili oldu? Yaşar Nuri. Size Kur’an yeter diyenin yirmi üç tane kitabı var! Dedim ki Kur’an yeterse bu yirmi üç tane kitabın neden kampanyası var? Kur’an yeterse senin yirmi üç tane kitabını neden okuyayım ben ya! Bakıyorsun, Kur’an yeter diyenlerin 20 tane, 10 tane, 15 tane kitapları var! Bu kitapları napmaya yazdınız o zaman? Böyle aldatıyorlar bizi. Ne kadar güzel söz değil mi! Bize Kur’an yeter. Tamam, adama diyorum ki Barbaros’un evinde tartışıyoruz, değil mi Barbaros? Kaç yıl oldu? 18 yıl mı oldu? Maşallah! O kadar oldu mu ya? Ne ihtiyarlamışım ben ya! Bak ya! Sen daha gencecik duruyorsun. Allah nazardan saklasın! Adam daha gencecik, maşallah ya! Biz çökmüşüz. On sekiz yıl olmuş. Barbaros’un evinde tartışıyoruz, bir hafta geldiler böyle. Diyorum bana
namazı tarif et. Öyle ya, yani Kur’an-ı Kerim’de 200’e yakın namaz kılın diye ayeti kerime var. Bakın, bu hani hadisleri inkâr ediyorlar, bize Kur’an yeter diyorlar ya, ilk soracağınız soru şu: Kur’an yeter mi? Yeter. Namazını kıl kardeşim! Nasıl? Ya 200’e yakın ayet var namazınızı kılın diye. Kılıyor musun namazı? Yok kılmıyor! Oruç tutuyor mu? Tutmuyor. Zekât veriyor mu? Vermiyor ama diyor ki Kur’an yeter bize. Bakın ibadet yok! Yas en namaz kılmıyorsun. Sana ne? Yok!
Konuşuyoruz o hafta, çok basit sorular soruyorum ben. Böyle konuşacak oluyor, diyorum namazı tarif et, kalk burda bir namaz kıl bize. Dediler ki önümüzdeki hafta hocamızı getireceğiz, değil mi? iyi, getirin. Bir dahaki haftaya hocasıyla, hocası geldi. Çok basit! Çok basit böyle. Âlim olmana gerek yok, bu kadar cahiller çünkü. Âlim olmana gerek yok, canım kardeşim zekâtı ne kadar vereceğiz diyorum ben. Öyle ya! işte ihtiyacından fazlası. Verdin mi sen hepsini? Ver hadi bana, getir. Bir tanesi zücaciyeciydi değil mi onun? Yani devlet geldi, senin malına el koydu zekât olarak, ne yapacaksın? Mıyık mıyık mıyıklayacaksın! Çok basit, ver hadi hepsinin de malını zekât olarak. Çünkü islam hukukunda, islam devletinde zekâtı devlet hesaplar. Devlet hesaplandıktan sonra zekâtını alır, Beyt’ül mala koyar, fakire fukaraya dağıtır. iyi, zekâtın ölçüsü yok, el koydu komple senin malına. Basit şeyler soruyorum ben. Ne kadar vereceğiz diyorum ben, işte şöyle de böyle de! Ya kardeşim bana bir ölçü söyle, de ki şu kadar vereceksin, bu ölçüyü de nereden aldığını söyle. Çünkü zekâtın ölçüsü Kuran’da yok. Yok! Hadiste var, Sünneti Resulullahda var. Dediler ki bir dahaki haftaya istanbul imamını getireceğiz. Değil mi? Öyleydi değil mi yanlış hatırlamıyorum, değil mi? Şeker var ya bende şimdi, kristaller oynuyor bazen yerinden, unutuveriyorum. Ondokuzculardı değil mi? Evet, evet, onlar da Kur’an yeter demişti. Bunlar baş edemediler benim gibi bir fukara insanla, bir dahaki haftaya da gelmediler zaten. Bir dahaki hafta kocaman imamlarını getireceklerdi. O da gelmedi. Bunlar kimin müridiydi biliyor musunuz? Edip Yüksel’in. Şimdi hakaret ediyor ya bana şeyde, sosyal medyada. Tabii dava açtık, yakalanması var. Amerika’da durduğundan gelemiyor, geldiği anda havaalanından alacaklar onlar. Tabii, onlar Edip Yüksel’e söylediler o zaman için. Onlar öyle haberleşiyorlar, ondan sonra Edip Yüksel’in bende hırsı var, hıncı var. Talebeleri yenildi ya bana, o yüzden ama böyle bozuyorlar! Ümmeti Muhammedi, böyle cahilleştiriyorlar.
Böyle olunca Ümmeti Muhammed ferasetten uzak. iyiyi, doğruyu, güzeli seçmekten uzak, hayrı hakikati seçmekten uzak. Cahil, bilmiyor çünkü. Hele bir de daha da zır cahil, böyle dini biliyormuş gibi geçinen bir kimsenin de önüne gitti mi yandı keten helva.Zır cahil bir Müslüman çıkıyor orta
yere,kaba saba, ne dediğini bilmeyen, ölçüsüz,andaval bir Müslüman çıkıyor, acı bir şey bu, acı ! Nerde nasıl konuşacağını bilmeyen, nerde nasıl davranacağını bilmeyen, kime nasıl davranması gerektiğini bilmeyen, ferasetsiz, ilimsiz, akılsız, bir Müslüman tipi çıkıyor. Acı olan bu. O bizim din kardeşimiz mi? Evet, buna üzülüyoruz zaten biz. Başka bir şey değil, adı Müslüman çünkü buna üzülüyoruz biz. O bir şey yaparken bir de dini kullanaraktan yapıyor, yani bir saygısızlık yapıyor, ben de namaz kılıyorum diyor. Canım kardeşim, senin namaz kılmanı, bu saygısızlık, namaz kılman ayrı, saygısızlık ayrı. Örtmüyor bu saygısızlığını senin. Hırsız da namaz kılıyor. Diyor ki ben de namaz kılıyorum. Canım kardeşim, sen hırsızsın ama! Bu kıldığın namaz, seni kötülükten alıkoymalı. Eğer namaz seni kötülükten alıkoymuyorsa sen dosdoğru namaz kılmıyorsun. Senin namazın senin tamam değil. Namazı, yüzüne paçavra gibi atılacak olan namazlardan kıldın çünkü ayeti kerimede: ‘namaz seni kötülüklerden alıkor’ diyor. Allah yalan söylemez. Namaz insanı kötülüklerden alıkor. Sen eşine kötülük yapıyorsan, çocuklarına kötülük yapıyorsan, komşularına kötülük yapıyorsan, arkadaşlarına kötülük yapıyorsan, annene babana kötülük yapıyorsan, çevrene kötülük yapıyorsan, sokağına kötülük yapıyorsan, devletine milletine kötülük yapıyorsan, iman ettiğin dine kötülük yapıyorsan, senin namazın namaz değil. Sıkıntı bu. Müslümanlar için sıkıntı bu. Benim gibi sakalı bırakmış ama kötülük akıyor sakalının her damlasından. Cübbeyi giymiş, kötülüğü örtüyor. Cübbenin altı kötü. Sarığı sarmış, takkeyi koymuş, altında kötülük yatıyor. Konuşurken bizim dilimizden konuşuyor. Hadis-i şerif var ya, hep söylüyorum:‘Ahir zamanda öyle insanlar olur ki sizin dilinizden konuşurlar. Sizinle beraber namaz kılarlar, sizinle beraber namaz kılarlar ama onlar insanları helake götürür.’ Onların ahlakları düzgün değildir. Muamelelere düzgün değildir, alışverişleri düzgün değildir, aile ilişkileri düzgün değildir, çocukları ile olan ilişkileri düzgün değildir ama konuşurken senin dilinden konuşur, onların siyasetleri düzgün değildir, onların devletleri düzgün değildir, onların sistemleri düzgün değildir. Aldatırlar, aldatmanın üzerine, adaletsizlik üzerine, hukuksuzluk üzerinedir ama konuşurken senin dilinden konuşur.
Konuşurken hem böyle arabi bir şekilde ayeti kerimeleri okur sana. Müthiş, ezberindedir ayeti kerimeler. Ezberindedir hadisi şerifler. Hem Arapçasını söyler, hem bir de tefsir eder. Senin dilinden konuşur ama gider orda ihalede oynaklık yapar, gider kamunun malını iç eder, gider ayırmacılık kayırmacılık yapar, gider adaletsizlik yapar, gider dolaşan hukukun içine çomağını sokar. Rüşvet ister senden, yapması gereken işi yapmaz ama senin dilinden konuşur. Biz hacca gidiyoruz, anlatıyorum ben, karayoluyla, bizim
Bayındır çete ile beraber hac yolculuğundayız. Suriye’ye girdik. Murtaza burda mı? Yok mu? Dedim Murtaza burda olsaydı o da gördüydü. Şimdi Suriye’de Türkiye sınırından çıktık, Suriye sınırına girdik. Suriye sınırında vize yaptıracağız ya, önümüzde birkaç kişi var. Onlar da Arap, vize yaptıracaklar, Suriye’ye girecekler. Şimdi o böyle Arapça konuşuyorlar. Ben de çat pat anlıyorum ya böyle işte rüşvet istiyor ordaki amir, omuzları kalabalık. O adam da zavallı, işte böyle bir para veriyor, parayı böyle top gibi şey yapıyor, camdan böyle basket atar gibi atıyor böyle, diyor çabuk verin, namaza gideceğim! Nuri dedim, hem rüşvet istiyor hem namaza gideceğim diyor bu dedim, yani diyor ki salli, namaza gideceğim diyor, hani rüşveti verin, beğenmiyor o az olan parayı. Para veriyor, hani vezne gibi yer var ya, pasaportları veriyorsun açıktan, açıktan! Parayı da açıktan veriyor, rüşvet öyle kapalı değil, açıktan rüşvet veriyorsun. O rüşveti arkadaki komutan veya amir onu kabul etmiyor. Parayı böyle buruşturuyor, top gibi yapıyor, camın üstünden atıyor şeyin içine, o öndeki adama. Bir de söylüyor, salli diyor, namaza gideceğim diyor! Dedim Nuri dedim adam hem namaza gideceğim diyor hem rüşvet alıyor dedim. Yani bu işin neresi düzgün! Bu devlet batmaya mahkûm dedim.
Bakın bu devlet batmaya mahkûm dedim. Bir devlet idaresinde rüşvetle iş görülüyorsa o devlet batmaya mahkûmdur. O devlet batmaya mahkûmdur. Devlet vatandaşından rüşvet alıyorsa o devlet batmaya mahkûmdur. O adalet mekanizması batmaya mahkûmdur. O devlet sistemi batmaya mahkûmdur, dağılmaya mahkûmdur. Sebep? Çünkü devlet kademelerinde rüşvet makul hale geldiyse, makul hale geldiyse, hayatın olağan akışının içerisinde olağan bir şey geldiyse o devlette, o belediyelerde, o toplumda, orası batmaya dağılmaya mahkûmdur. Bir adalet sisteminde eğer ki rüşvet kol geziyorsa ve adalet parayla dağıtılıyorsa adalet parayla dağıtılıyorsa adalette milyonlar, trilyonlar konuşuluyorsa o devlet batmaya, o adalet mekanizması batmaya mahkûmdur. Bu hangi devlet olursa olsun. Osmanlı’nın batış sebeplerinden birisi de budur. Osmanlı’da yeniçeri ocağının bozulmasının bir sebebi budur. Osmanlı’da maliyenin, hazinenin bozulmasının bir sebebi budur. Osmanlı’da bozukluğun sebebi rüşvettir, kayırmacılıktır. Tarihten ders almayan insanlar buna devam ederler. O yüzden Osmanlı’da batışın sinyalleri burdandır. Osmanlı’da devşirmeler belirli ailelerden olurdu. Yeniçeri olacak olanlar, devlet kademesinde yetiştirilecek olanlar. Evet, gayrimüslim ama belirli ailelerdendir. Mesela hiçbir zaman ortodokslardan olmaz. Sırplardan olmaz. Bunlardan devşirme alınmaz. Bunlardan genç alınmaz ama ne zaman ki Osmanlı’da bu işe bakan ağalar rüşvet alıp artık başka yerlerden de devşirme alınca yeniçeri bozulmuştur. Yeniçerinin bozulma sebebidir
bu. Ne zaman? Mesela Osmanlı devşirme alacak, ailede hırsız varsa ordan devşirme almaz. Ailede içki içen varsa devşirme almaz. Ailede fuhuş yapan varsa devşirme almaz. Sülalede, sülalede! Hristiyan bir aile, Hristiyan bir sülalenin içerisinde fuhuş yapan, hırsızlık yapan, yüz kızartıcı bir suç işleyenin çocuğunu devşirme almaz Osmanlı, bırakın Müslümanı, gayrimüslim unsurları dahi böyle elekten geçirir. Evine gelin almıyor, kızını vermiyor. Siz artık gelin alırken, kız verirken, kız alırken halinizi düşünün. Osmanlı devşirme yapacak veya o değiştirme yapacak olan aileler sıraya giriyorlar. Sebep? Çünkü çocukları Osmanlı eğitirse paşa olacak, devlette memur olacak, hayatı kurtulacak onun. Aileler çocuklarını ellerinden tutuyorlar, devşirme konseylerine kendileri götürüyorlar, benim çocuğumu alın.
Hani önceden askeri liseye girmek ayrı bir ayrıcalıklıydı ya, askeri liseye girecek olanların önceden inini cinini araştırırlardı. Benim gençliğimde öyleydi. Halasına, dayısına, amcasına varıncaya kadar dedesine ninesine varıncaya kadar muhtarlarda adım adım araştırılırdı. Hele kurmay olacaksa o kimsenin yedi sülalesini araştırırlardı önceden orduda. Siz bilmezsiniz onları, yedi sülalesi araştırılırdı. Yedi veled; dedesi, dedesinin babası, sülalesi… Sülalesinde hırsızlık var mı, sülalesinde fuhuş var mı, sülalesinde eşcinsellik var mı, sülalesi nasıl tanınıyor orda? O kurmay olacak olanların inini cinini araştırırlardı. Evet, benim gençliğimde öyleydi, şimdi nasıl bilmiyorum. Osmanlı da devşireceğini böyle araştırıyordu ama bunlar ne zaman ki bozuldu Osmanlı battı. Şimdi, şimdi bütün islam dünyası kan ağlıyor bakın. Rahat yüzü görmüyor, iki yakası bir araya gelmiyor islam dünyasının. Sebep? Çünkü her türlü haramı, her türlü melaneti, her türlü yanlışı, her türlü eksikliği kabullendiler. Kur’an ve sünnet umurlarında değil insanların. Mevsimler değişiyor ya! Aralığın on beşi, sıcaklık yirmi iki derece. Aralığın on beşi! Otuz yıl önce Bursa’ya geldiğimde dedim ki ya ben nereye geldim! Belime kadar kar vardı, belime kadar kar vardı. Ben ilk defa öyle kar gördüm. Şimdi kar yağmıyor Bursa’ya. Evet! Yağmur yağmıyor, kar yağmıyor, insanlar düşünmüyorlar hiç. Hiç düşünmüyorlar bu bereketsizlik nereye kadar ve düşünebiliyor musunuz bir islam toplumunda bir Müslüman bir beldede on yılda uyuşturucudan, uyuşturucudan tedavi görmek isteyenler yüzde bin sekiz yüz artmış ya! Yüzde bin sekiz yüz artmış! islam memleketinde bu! Allah bizi affetsin. Bu neden? Kur’an ve sünnete sımsıkı yapışmadığımızdan. Kur’an ve sünnete yapışmadığımızdan dolayı biz, kalbimizde feraset yok, kolumuzda güç kuvvet yok. Aklımız ne yazık ki düzgün çalışmıyor.
‘De ki ey mülkün sahibi olan Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verirsin. Sen mülkü dilediğinin elinden alırsın. Sen dilediğini aziz edersin, sen
dilediğini zelil edersin. Hayır yalnız senin elindedir. Sen hiç şüphe yok ki her şeye kadirsin.’Âmin. Kuvvet onun! Kudret onun! Biz ona yaslanalım. Biz ona dayanalım. Biz ondan isteyelim. Biz ona kulluk edelim. Biz Kur’an ve sünnete sımsıkı yapışalım. Onu kendimize rehber edinelim. Haramlarından uzak duralım, farzlarını yerine getirelim inşallah. Konu başlığı yine:
“Tavşanın av hayvanlarına:’ Buna sevinmeyin’ diye nasihat etmesi:
Hak; bu kuvvet kudreti, zan ve yakîn ehline nöbetle göstermektedir.”
Yani bu kudret, bu kuvvet, nöbet devri gibi. Bu kudret, bu kuvvet, bir toplulukta devamlı kalıcı değildir. Bir insanda devamlı kalıcı değildir. Bir ailede devamlı kalıcı değildir. Bakın insanlar yaşlanıyor. Yaşım atmış. Hadi, yirmi yaşımdaki güç kuvvetim var mı? Yok. Hadi, otuz yaşımdaki hareketliliğim var mı? Yok. Değil mi ismail? Kaç yaşındaydın o zaman? 27 yaşındaydın. Şimdi kaç yaşındasın ismail? Oldu mu o kadar? Vay be! Hiç göstermiyorsun! Demirtaşlılık böyle bir şey herhalde, oranın havasından mı suyundan mı nedendir? Atacağım kendimi Demirtaş’a, geleceğim orda, yukarda bir yer varmış, geleceğim. Demirtaş benim memleketim ya! iğdirliler satmıyor!
Nerde muhtar? Muhtar, muhtar tutturmuş bir yer, bir şey, biz yabancıya yer satmıyoruz diyor ne diyor. Şurdan bir dönüm yer varsa diyorum, alalım şurdan diyorum ben, ondan sonra, biz yabancıya yer satmıyoruz diyor. Yabancıyım yani ben iyimi! Muhtarlıktan devireceğim haberi yok! Haberin yok, muhtarlığın iki dudağımın arasında, ondan sonra kalkıyor bir de diyorsun ki yabancılara yer satmıyoruz! Bir de yüzüme söylüyor benim. Şimdi herkesin içinde söyleyeyim artık da bir şeyler yine yok mu yine satmıyor musun yabancılara? Bak, yok diyor! Bir de gözümü korkutuyorlar. Birisi gelmiş ordan bir yer almış da hem herkes duysun iğdir’de, sana çalışıyorum şimdi bak işte! Yok ordan birisi bir yer almış, bir yer alınca adam oraya bir tane küçücük bir kulübe koymuş, buna telefon açmışlar. Muhtar yakalım mı? Bana anlatıyor yani, benim gözümü korkutacak yani! Muhtar da demiş ki yakmayın, bir gün müsaade edin, ben halledeceğim demiş. Jandarma komutanına söylemiş. Jandarma adamları sürmüş çıkarmış. Ben de böyle baktım gözümün ucuyla, yani dedim dişli bir adam olursa nereye yakacaksınız dedim. Öyle baktı. Dedim adam oraya konuşlansa, tel örgüden birine girse gümm patlatsa ne yapacaksınız? Biz de patlatacağız diyor! Yine kaldırırız diyorsun! E geldi komple cemaat, ne yapacaksın? Köyü boşaltıp gitcen sonra ha? Allah iyi etsin inşallah. Aman koruyun köyünüzü! Satmayın dışarıdan kimseye. Ben olsun, Demirtaş’a giderim ben, sıkıntı değil. Onlar benim canım ciğerim zaten. Yok muhtarımız iyi ya! Sıkıntı yok! Muhtarın muhtarlığında gözümüz yok. Gençler geldiler dediler ki böyle böyle, Ercan abiye söyle de bizim muhtarımız olsun. Olmuyor mu dedim ben, olmuyor dediler.
Dedim Ercan gel, bundan sonra muhtarsın dedim köyde, tabi oldu elhamdülillah. Sonra bir kısmı küstü bana köyden ama değil mi? Evet, küstüler! Olsun varsın, Allah iyi etsin inşallah. Evet, muhtarın muhtarlığa da nöbeti var. Muhtarı çağırmamın bir sebebi de o. O da nöbetini yapıyor şimdi. Bir müddet sonra o da muhtarlıktan düşecek. Muhtarlığı kalmayacak.
Nöbet! Yani Allah topluluklara belirli zamanlarda belirli güçler verir veya belirli insanlara belirli güçler verir. Bu şirket olabilir, iş yapan. Bu bir cemaat olabilir, bir tarikat olabilir, bu bir parti olabilir, bu bir mezhep olabilir, bu bir meşrep olabilir, bu bir birey olabilir. Bu birey de olabilir, bu her şey olabilir, bu normalde o kudret ve kuvveti Allah verir ona. Kudret ve kuvveti Allah ona verince o nereye harcadı? Zulme mi harcadı zalimliğe mi koştu harama mı koştu yanlışlığa mı koştu eksikliğe mi koştu?
O güç ve kuvveti elinde tutunca insan ne yaptı? Veya o şirket güç ve kuvvete erişince ne yaptı veyahut da çalışan, işadamı olan veya dükkân çalıştıran bir kimse hani üç beş kuruş buldu, dağıldı derler ya üç beş kuruşu buldu ne yaptı? Bakın ne yaptı? Çünkü o güç ve kudret nöbetleşe gelip gidiyor. Hani bir zamanlar güç kuvvet Emeviler’deydi, sonra yıkıldı Abbasiler oldu. Sonra yıkıldı Selçuklular oldu. Sonra yıkıldı Osmanlılar oldu. Şimdi bakın islam dünyasında güç yok. islam dünyasında hadis-i şerifte denizin üzerindeki köpük misali kalabalık ama güç yok, kalabalık akıl yok, kalabalık kudret yok, yok! Ben o yüzden diyorum, bakıyorum islam dünyasına Kur’an ve sünnetin en iyi yaşandığı, algılandığı Anadolu yine. Ben iranlı Müslümanları, Pakistanlı Müslümanları, Afganistanlı Müslümanları, Ortadoğu Müslümanlarını, Balkan Müslümanlarını hacda, umre de değişik vesilelerle ziyaretlerde tanımlayıp analiz ettikten sonra bu sonuca vardım. Yani bakıyorsunuz, analiz ediyorsunuz, toplulukların kimisinin cesareti yok, cesareti yok! Yani toplum olarak cesaretli değiller, o millet olarak cesaretli değiller, korkaklar korkak! Cesareti yok, ölmeye korkuyor, savaşmaya korkuyor. O yüzden topluluklara baktığımda, devletlere milletlere baktığımda diyorum ki islam yeniden Anadolu’da neşvu neva bulacak, burdan yeniden yeniden bir islam medeniyeti doğacak. Ben buna canı gönülden çok inanıyorum, ben kendimce diyorum ki bu medeniyette senin de bir tuzun olsun. Seninde bir tuğlan olsun. Bu topluluğunda bir tuzu olsun, bir tuğlası olsun. Benim derdim bu. Yoksa islam dünyaya hâkim olacak. Olacak! Bu vadedilmiş, bu vadedilmiş! O vaat edilen şey olacaksa benim onda bir tuzum olsun. Benim onda bir zerrece bir faydam olsun. Benim onun içerisinde zerrece de olsa bir tuğlam olsun. Benim bir toprak kırıntım olsun o islam medeniyetinin içinde. Çünkü Cenab-ı Hak bunu söylemiş, Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri bunu beyan etmiş. Bugüne kadar Hz. Peygamber
sallallahü ve sellem hazretleri gelecekle alakalı ne beyan etti ise bugüne kadar yaşanmış. Bundan sonrası da yaşanacak. Buna 1400 yıl önceki sahabe iman etmiş, görmeden inanmış, kabul etmiş. Biz 1400 yıllık tarih sürecine bakıyoruz, yaşananları tespit ettiğimiz için bizde delilli, şahitli. Bunlar yaşanmış görülmüş. Delilim şahidim var artık. Sen buna şahadet ediyorsun. Şu olacak demiş. Kisra yıkılacak demiş, yıkılmış. Şimdi Kira’yı yeniden kurmaya çalışıyorlar. Bizans fethedilecek demiş, fethedilmiş. Şimdi Bizans’ı yeniden kurmaya çalışıyorlar. Yemen fethedilecek demiş, Yemen fethedilmiş. Şimdi Yemen’den geri döndürmeye çalışıyorlar. Bakın bu gâvur, hadis-i şerifleri senden benden iyi biliyor.
O yüzden bu tecelli etmiş, olmuş olan olayları geri döndürmeye çalışıyor, sizin gözünüzün önünde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini küçük düşürmek için uğraşıyorlar bunu. Çünkü Yemen ihya olmuş, Rahman’ın kokusunun geldiği yer, hadis-i şerifle sabit. Şimdi Yemen karman çorman. Kisra yıkılacak demiş, Kisra iran’ın olduğu yer. Kisra, yani iran Devleti yıkıldıktan sonra eski iran Devleti yıkıldıktan sonra bir daha hiç orda iran devleti olmadı. Osmanlı’dan sonra kurdular. Yarısı Azerbaycan Türk’ü, hatta çoğunluk, çoğunluğu Türk oranın. islam olduktan sonra hep Türk devletleri vardı. Hiçbir zaman orda başka bir devlet olmadı. Hiçbir zaman! Ama orda şimdi iran devleti var. Sakın islam olarak görmeyin, değil! Bakın, geriye sarıyorlar. O zaman bu kuvvet, bu kudret nöbetleşe gider gelir insanlarda. Sahabede tecelliyatı. Bedir’de sahabe galip geldi. Bedir’de islam sancağını dalgalandırdılar ama Uhud ‘da öyle olmadı. Hemen ardından Uhud oldu çünkü. Bedir’den hemen sonra Uhud oldu. Bedir’in intikamını almak için müşrikler tekrar yüklendiler. Uhud, galibi olmayan bir savaş oldu. Her iki taraftan da zayiat vardı. Müslümanlardan şehitler oldu. Öbürkülerden de ölüler oldu. Hiçbir zaman galibi olmayan bir savaş haline geldi. Bakın nöbet değişti. Siz gevşerseniz, siz geri dönerseniz, siz ipin ucunu kaçırırsanız nöbet başkasının eline geçer. Hani diyor ya ayet-i kerimede: ‘Sizler’ diyor ‘Geri dönerseniz, siz ipin ucunu kaçırırsanız, Allah yeni bir kavim getirir. Onlar Allah’ı sever Allah da onları sever.’ Evet, bu değişmez kuraldır Allah için. Sen sımsıkı yapış, sımsıkı tutun.
Sen gevşediğin anda bil ki senin yerine bir başkası gelecektir. Gelecektir, değişmez kaidedir bu. Nöbetleşedir çünkü her şey. Sen kendi nöbetinde sağlam durmaya çalış. Sen kendi nöbetinde düzgün durmaya çalış. Sen kendi nöbetinde gözünü ufka daya, yapacak olduğun işi düpdüzgün yap. Bir gün o işin senden gittiğini görürsün. Kimseyi suçlama. Dergâhta da aynıdır bu. Sen bir hizmeti düzgün yapmazsan bir gün o hizmeti düzgün yapan birini Cenab-ı Hak getirir oraya. Kimseye kabahat bulma, kimseye. Birisi vardı
geçmiş zamandan örneklendireyim, çay dağıtıyordu, çayı böyle yapıyordu, adama sanki babasının malını veriyor! Ben kalktım yavaşça, bırak dedim çayı. Nevşehir’de oluyor bu. Ben dağıtırım çayı dedim. Ben dağıtıyorum dedi. Ben buranın çaycısıyım dedi. Dedim ben de bu dergahın delisiyim dedim. Bana dedi ki dedim istediğinin dersini alırsın, istediğinin dersini verirsin, istediğini kovarsın, istediğini atarsın dedi bana dedim. Seni dergâhtan atarım şimdi dedim. Çık çay ocağından. Bu böyle kendini meczup ya böyle, herkes ondan korkacak hesapta. Bu çıktı tabii. Ben herkese tebessümle çay dağıtıyorum. Dergâhın çaycısı olarak anıldım ben sonra. Dergâhın çaycısı, onlar biraz kinayesine söylüyorlardı. Ya ben zakirim ama dergâhın çaycısı! Çaycısı olmak büyük şereftir. O çayı düzgün dağıt. Güler yüzle dağıt. Narin ol, nazik ol, ince ol. Kaba olma, sert davranma. O Allah’ı zikretmeye gelmiş oraya. O Allah’ın dostu. Senin kadar o da dost. Sen ona hizmet ediyorsun. Senin bir kat daha sevabın fazla. Senin velinimetin o çay verdiğin kimse. Senin sevab ağacın o. Sebep? Sen ona hizmet ediyorsun. Hizmet etmek büyük bir cihattır ama düzgün edersen. Bırak dedim sen, çay ocağına girme benim geldiğimde. Ben çayları dağıtıyorum herkese. Ne olacak, bizim için zakirmiş şeyhmiş önemli mi! Ondan sonra baktılar ki öyle değil Allah değiştirir.
Allah nöbeti düzgün tutmayanın nöbetini başka birisine verir. Devlet olarak sen Kur’an ve sünnete hizmet etmiyorsan yeni bir devlet verir Cenab-ı Hak. Bak, Abbasiler hizmet edemedi, Cenab-ı Hak Selçukluları verdi. Selçuklular hizmet ettiler dine, islam’a. Sonra onlar da dağıldılar. Cenab-ı Hak Osmanlı’yı çıkardı. Şimdi Osmanlı’da dağıldı. Yüz yıldır ümmet başsız şuanda. Yüz yıldır! Yüz yıldır ümmetin başı yok. Cenab-ı Hak tez zamanda ümmete bir baş nasib eylesin. inşallah bu topraklardan neşvü neva eylesin. inşallah bu topraklardan bütün Ümmeti Muhammedi koruyacak, kollayacak, hakkını hukukunu koruyacak Cenab-ı Hak idrak, akıl güç ve kuvvet nasip eylesin. inşallah bütün dünya insanlığına, bütün dünyada ezilenlere, hakkı yenilenlere, tecavüz edilenlere, hepsinin de Cenab-ı Hak bütün insanların haklarını koruyacak bir sistem nasip eylesin. Bu topraklardan nasip eylesin. Hristiyanı da insan Yahudisi de insan Budist’i de insan, ateisti de insan, dinsizi de insan. insan insandır. Nerede hakkı hukuku yeniliyorsa, nerede tecavüze uğruyorsa, nerede haksız yere öldürülüyorsa, Müslüman bundan sorumludur. Müslüman bundan sorumludur. ‘Ey iman edenler. Bütün insanlıktan sorumlusunuz.’ Bütün hayvanlardan sorumlusunuz. Bütün yeşilliklerden sorumlusunuz. Bütün denizlerden sorumlusunuz. Bütün dağlardan sorumlusunuz, gökten de sorumlusunuz, cinnilerden de sorumlusunuz. Sorumlusunuz. insansınız sorumlusunuz. Müslümansınız,
sorumlusunuz. Sorumlusunuz! insansanız, sorumlusunuz. Müslümansanız, sorumlusunuz. Sorumlusunuz! Himalayaların başında, Himalayaların başında, karın içerisinde karın içerisinde bir Budist kadına tecavüz ediliyorsa kendi kızına tecavüz edilmiş gibi ciğerin yanması lazım. Onu halinde göreceksin. Onu rüyanda göreceksin. Ona ağlayacaksın, onun için dua edeceksin. Onun için dua edeceksin! Amerika’nın zencisi, Amerika’nın zencisi, orda haksızlığa uğruyorsa, Afrika’nın esmeri orda haksızlığa uğruyorsa, Almanya’nın Hans’ı haksızlığa uğruyorsa mümin bunun acısını çekecek. Diyecek ki sorumluyum. Evet, bu idrake varmamız gerekiyor.
Bir yerlerde balinaları katlediyorlarsa sorumludur mümin bundan. Bir yerlerde yunus balıklarını katlediyorlarsa sorumludur mümin bundan. Bir yerlerde hususi ormanları yakıyorlarsa isterse Amerika’da olsun, ister Afrika’da olsun, ister Hindistan’da olsun, ister Çin’de olsun, isterse Japonya’da olsun, isterse Bahama adalarında olsun nerde olursa olsun, birisine bir haksızlık yapılıyorsa mümin ondan sorumludur. Mümin ondan sorumludur. O yüzden bütün dünyaya Adalet getirecek, bütün dünyaya nizam getirecek, bütün dünyadaki haksızlıkları, hırsızlıkları, uğursuzlukları, insana zarar veren her şeyi durduracak bir sistem Cenab-ı Hak nasip eylesin.
Ben bunun ümidi ve umudu için yaşıyorum. inşallah Cenab-ı Hak nasip eylesin. O yüzden bu kudret bu kuvvet döner dolaşır, bunu yerli yerinde kullanmak gerekir. Eğer bu kudreti kuvveti Allah senden aldıysa uyan. Sen Allah’ın sevgilisisin. Sebep? Senden almış seni uyarmak için, sen zulmetmişsin bir yere. Allah senden bir nimeti aldıysa uyan, sen zulmetmişsin, haksızlık yapmışsın. Sen Allah’a sırtını dönmüşsün, senden o nimeti almış uyanman için. O lütuf, o ikram, şefkat tokadı o. Eğer sen zulmettikçe hala daha güçleniyorsan cehennemde değil cehennemin içerisinde gayya kuyusunda yerini hazırla. Sen haram işledikçe sana bir şey dokunmuyorsa gayya kuyusunda yerin hazırlanıyor senin. Gayya kuyusunda! Sen Müslümanları ezdikçe Müslümanlara haksızlık, hukuksuzluk ettikçe senin makamından, mevkiinden bir şey gitmiyorsa vallahi de billahi de tillahi de gayya kuyusunda yerin hazırlanıyor senin. Sen rüşveti aldıkça, sen orda makamda duruyorsan, sen haksızlık yaptıkça o mevkide duruyorsan, sen hırsızlık yaptıkça orda sen oturuyorsan vallahi de billahi de tillahi de gayya kuyusunda yerini hazırla. Sebep? Öyle bir ceza bekliyor ki, ibretlik! Hani bu şuna benzer. Firavun yokuş aşağı inerken ön ayakları uzarmış, yokuş yukarı çıkarken atının, atının arka ayakları uzarmış. Neden? Firavun’un ateşi daha da şedit olacak. Bak, iki bin yıl sonra,iki bin yıl sonra, iki bin yüz kusur yıl sonra, firavun tekrar yeryüzüne çıktı ibreti alem için. ibreti âlem için! ibretlik, evet.
Daha ibretlik çok şey çıkacak geçmiş peygamberlerden ve geçmiş zalimlerden, çok şey çıkacak. ibret al ve onlar güç, sarhoşu oldular. Onlar kuvvet sarhoşu oldular. Onlar şan şöhret sarhoşu oldular. Allah onları yerin dibine batırdı. Allah onları yerin dibine batırdı. Bu nöbetleşedir. O yüzden zulmediyorsan ve zulmettiğin halde benim kılıma bir şey dokunmuyor deyince sakın kendini Allah’a dost zannetme. Gayya kuyunda yerin hazırlanıyor. Gayya kuyunda yerin hazırlanıyor! Müminsen buna inan. Tövbe et, dön geri! Tövbe et, dön geri! Bir nimetin içindeyken nimet elinden alındıysa Allah seni seviyor, tövbe et, dön geri. Deki ibrahim gibi ‘ben nerde yanlış yaptım’ diye başla türkü çığırmaya. Evet, bir şey var, bu şefkat tokadı, bu şefkat tokatı. Önceden ne güzel zikirlere geliyordun, şimdi gelemiyorsun, dikkat et, dikkat et kendine. Gidiyorsun, el sallıyorsun, toparla kendini. Zikrullah halakasına oturmak nimetlerin en büyüğüdür. Dünya üzerinde en büyük nimet Allah’ı zikir halkasında oturmaktır. Dünya üzerinde en büyük nimettir. En büyük nimettir zikir halakasında oturmak Oturamadıysan dön ağla yan ağla. Allah muhafaza eylesin.
“Ey ikbal nöbetine erişen! Kendine gel, sevinme. Sen nöbetle mukay-
yetsin, hürlük taslama. “
Sakın nöbet sana geldi diye güç kuvvet sana geldi diye sakın ha böbürlenme. Sakın kibirlenme. Sakın gülüp oynama. Güç bende, kuvvet bende deyip de şımarma. Sakın ha! Para bende, pul bende, şan bende, şöhret bende deme. Gidecek yakında. Sakın kendi kendini bir şey oldum zannetme. Sakın! Edebini takın, tevazunu takın, alçakgönüllü ol. Allah’a yalvar, yakar. Nankörlerden olma. Sakın! Allah’ı zikri unutma, Allah’a ibadeti unutma, Allah’a karşı gelme. Sakın! Allah’tan korkmaya devam et. Bir nimet elinden gidiyorsa tövbe et, dön geri.
Nerde kirlendin, nerde böbürlendin sen, nerde aymazlık yaptın, nerde haksızlık yaptın, nerde arsızlık yaptın, nerde uğursuzluk yaptın, dön geri, bak. Kendini toparla. Allah muhafaza eylesin. Hadid Suresi ayet 22-23: ‘Yeryüzüne ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki biz onu yaratmadan evvel kitapta bulunmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır. (23. Sure) Kaybettiğinizde üzülmeyesiniz ve size verdiği nimetlerle şımarmayasınız diye Allah kendini beğenip böbürlenenleri sevmez.” Sakın kaybettiğinize üzülmeyin, verdiğinde de şımarmayın. Kaybettin, deyin ki ben nefsime uyanlardan oldum, o yüzden kaybettim. Verdi, şımarma! Şımarma, Allah’ın hiç hoşuna gitmeyen şey şımarıklık, nimete şımarıklık. Şımarma! Üç kuruş buldum diye şımarma, beş kuruşluk makama ulaştım diye şımarma. Şımarma! Tevazusuna devam et, dervişliğine devam et, semazenliğine devam et, mıtrıplığına devam et. Şımarma, elinden gittiğini görürsün.
Şımarma, ayağının altından kayıp gittiğini görürsün. Şımarma, bir anda ayağının boşlukta kaldığını görürsün, şımatma. Kuran ve sünnete sımsıkı yapış. Yoluna sımsıkı yapış. Hayatına devam et. Şımarmadan, kibirlenmeden, böbürlenmeden, kendini bir şey sanmadan, kendini bir şey sanmadan hayatına düzgün bir şekilde devam et. Yoksa elinden uçup gidecek her şey. Allah’ın kulumu yok. Biri gider, biri gelir. Mezarlıklar vazgeçilmez insanlarla dolu. Dolu, bütün nice şeyhler yatıyor Emir Sultan Hazretlerinde. Herkes Emir Sultan Hazretleri’ne okuyor malum, ordaki şeyhleri görmüyor bile, göz yok benim gibi hiç kimsede. Vazgeçilmez insanlarla dolu. Bakın şurda Emir Sultan hazretlerinin şeyde, tekkenin orda, şeyhler yatıyor. Evet, bakın tekke, elimizden gitti. Ne yaptık? Nerde şımardık acaba? Nerde haksızlık yaptık? Nerde lakayıt davrandık. Bir yerde bir şey yaptık. Kendi nefsimize de vuralım. Kendimizi temize çıkarmayalım. Kim bilir ne yaptık. Evet, biz düzgün çalıştıramadık herhalde. Ha, daha iyi çalışsaydı diyecektik ki biz yapamamışız, daha iyi yapan geldi. E şimdi harabe oldu, harabe! Eee birisi de yok, bunun birisi çekecek bunun cezasını. Ya biz çekeceğiz, ya bizden alanlar çekecek. Birinin gayya kuyusu hazırlanıyor, birilerinin. Daha iyi yapan birisi çıksaydı diyecektik ya biz bunu layıkıyla yapamamışız. Diyecektik ki ya biz hakkıyla hizmet edememişiz, Allah bizden aldı, başkasına verdi. Daha kimseye vermedi. Eee? Duruyor öyle? Alanlar yandı keten helva. Şimdilik! Böyle düşünmek de doğru isabet. Ha bizden daha iyi çalıştıran biri çıkar, alkışlarız o zaman, deriz ki biz layık değilmişiz. Çünkü nöbetleşe gidiyor bu, bizden sonra kim gelecek bakacağız. Ha, yok. Yapamadılar. Eyvah ki eyvah! Eyvah ki eyvah! O alanların hesabını düşünemiyorum ben. Ben o alanların hesabını düşünemiyorum. Allah muhafaza eylesin. O yüzden siz bir yerde bir çıt diye bir şey yaparsınız başka yerde dalga olur o. Herkes kendine dikkat edecek. Allah muhafaza eylesin. Rabbim cümlemizi korusun inşallah.
“Saltanatı nöbetten üstün olan,”
22.27 olmuş. Burda keseyim. Hakkınızı helal edin.1370’ten devam ede-
ceğiz. El Fatiha maassalavat. Âmin. Allah gecenizi hayır etsin inşallah.
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 4 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-7-6 • Tasavvuf Vakfı Yayınları