Mesnevi Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 1370-1385. Beyitler Şerhi

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 4 • 27/36

1370-1385. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

Selamünaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin inşallah. Rabbim gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Rabbim cümlemize hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden kullarından, batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Son nefesimize kadar Kur’an ve sünneti seniyyeye iman edip onu yaşatma ve yaşama mücadelesi veren kullarından eylesin inşallah. 1370. beyitten devam ediyoruz inşallah. Geçen hafta, bu nöbetle alakalı konuşmuştuk. Hani işte bu Kur’an ve sünnete hizmet etmekle alakalı bir vazife ile alakalı, vazife yapmakla alakalıydı.

“Saltanatı nöbetten üstün olan, ikbali ebedi bulunan nöbet davulunu yedi yıldızdan üstün bir yerde çalarlar. Nöbetten üstün olanlar, baki padişahlardır. Onlar daima ruhlara sakidir.”

Öyle insanlar vardır, öyle seçilmişler vardır ki bu seçilmişlere Cenab-ı Hak kendi fazlından, lütfundan, ikramından ihsan etmiştir. Fatiha-ı Şerife’de Cenab-ı Hakkın in’am ettiği, ihsan ettiği, bizim de dua ettiğimiz, bu kullarından eyle, denilen kullardır. Bunlar ayeti kerime mucibince: ‘Dünyada da onlara korku ve hüzün yoktur. Onlar ahirette de mahzun olmayacaklardır.’ diye bahsedilen, imanın kemal noktasına eren peygamberler, ondan sonra da veliler, ondan sonra da mümin kullardır. Bunların normalde hem dünyada hem de ahirette bunlar korku ve hüzün görmeyecekler ve bunlar normal insanlar gibi nöbeti bitince, vazifesi bitince, bir daha böyle bir vazife ile vazifelenmeyecek diye bir ibare yok. Bunlar normal nöbetten üstün ikbali ebedi bunların. Yani bir peygamberin peygamberliği ebedi. Âdem’den

Muhammed-i Mustafa’ya kadar sallallahu ve sellem e kadar peygamberliği ebedi. Abdülkadir Geylani hazretlerinin veliliği ebedi veya bütün velilerin velilikleri ebedi. Bunlar normalde ‘siz onlara ölü demeyiniz’ sırrınca onlara ölü dememiz mümkün değil. Onlar ‘hay’dır, yaşarlar, sırrına vakıf olmuş olan kimseler. Böyle olunca onların normalde nöbetleri gelip geçici değil. Mukayyet dediği gelip geçici. Onların nöbetleri gelip geçici değil. Onlar normalde gelgit yaşamazlar. Onlar dün veliydi, bugün velilikten düştü, böyle bir şey yaşamazlar. Onlar dün peygamberdi, bugün peygamber değil, böyle bir şey yaşamazlar. Onların peygamberlikleri ebedidir. Bakın Adem aleyhisselam hala da peygamberdir veya diğer peygamberlerin hepsi de peygamberdirler ve Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri de peygamberdirler. Onların değişik âlemlerdeki peygamberlikleri devam eder. Hani bununla alakalı bir hadisi şerif söylediydim ya bir sohbet ettiydik, onların değişik âlemlerde, değişik perdelerde peygamberlikleri, velilikleri devam eder. Onlar ebedidir, onlar seçilmişlerdir.

“Bir iki gün su içmeyi terk edersen ağzını ebediyet şarabına daldırır,

o hakikat şarabını içersin”

Ve normalde işte bir iki gün su içmeyi terk edersen dedi. Burdaki sudan kasıt dünyevi lezzetler, zevkler. Eğer normalde siz heva hevesinizden vazgeçer dünyevi lezzetlerden dünyevi tatlardan kendinizi beri tutarsanız o zaman normalde sana ebediyet şarabı tattırırlar. Yoksa bu heva hevesin içerisinde bu nefsaniyetin, bu deccaliyetin, bu şeytaniyetin içerisinde sen kendini korumaz, muhafaza etmezsen o ebediyet şarabından içicilerden olmazsın. O zaman kendini muhafaza edeceksin, kendini koruyacaksın, kendini sakındıracaksın. Sakınanlar takva sahibi. O zaman ebediyet şarabından içeceksin ve eğer ki o ebediyet şarabından içersen, insan Suresi ayet 19: ‘Çevrelerinde ölümsüz gençler dolaşır ki onları gördüğünde saçılmış birinci sanırsın.’ Yani bu ebedi olarak cennete girdiğinde cennette öyle ölümsüz gençler görürsün ki onları normalde saçılmış inci sanırsın. Demek ki onların makamları gelip geçici değil. Makamları gelip geçici olmadığından dolayı ebedi olarak etraflarına inci saçıyor.. ‘Nereye baksan orada bir nimet ve büyük bir mülk görürsün.’Sen o zaman o ebedi şarapla nimetlendiğinde, nereye baksan Cenab-ı Hak sana ebedi bir nimet ve büyük bir mülk gösterir. Üzerinde, ince, yeşil, ipekli ve parlak atlastan elbiseler vardır. Gümüşten bileziklerle süslenmişlerdir. Rabları onlara tertemiz bir içecek içirmiştir. işte bu sizin işlediklerinize karşılık oldu. Sa’yiniz meşkûr olmuştur. (insan Suresi ayet 19, 20, 21, 22) Demek ki işte o nöbeti gelgit olmayan, nöbeti geçici olmayan, Kur’an ve sünnete sımsıkı yapışmış ve Allah’ın dostluğunu kazanmış olan

kimseler, ebedi bir şekilde, yani geçici olmayan nimetlere kavuşuyorlar. Allah’ım cümlemizi onlardan eylesin. Konu başlığı:

‘Küçük muharebeden büyük muharebeye döndük’ sözünün tefsiri:

Ey padişahlar! Dışarıdaki düşmanı öldürdük, içimizde ondan beter bir hasım var. Bunu öldürmek aklın fikrin işi değil. İçerideki aslan öyle tavşan maskarası da olmaz.

Tavşan normalde bu şimdi Hz. Pir örnekliyor bunu. Diyor ki öyle bir düşmanı öldürdük yani ama diyor içerimizde öyle bir biz düşman taşıyoruz ki bu düşman böyle dışımızdaki aslan, dışımızdaki düşmanlar gibi böyle ahmak değil, kafasız değil. Ufak tefek oyunlara kanacak değil. Tabii bu hani küçük cihattan büyük cihada dönüyoruz veya döndünüz, hadis-i şeriflerde çünkü bu iki ibare var. Bir ibare var küçük cihattan büyük cihada döndünüz, bir ibare daha var küçük cihattan büyük cihada geldiniz. Bu ibare nerede kullanılmış? Tebük seferinden sonra. (Özür dilerim, hakkınızı helal edin, isterseniz bir de helal etmeyin yani benim Bayındırlı olduğumu unutmayın. Ona göre!) Bu tabii küçük cihaddan büyük cihada dönme sözünü ehl-i tasavvuf çok kullanmış, hala da kullanır. Tarih boyunca kullanmışlar. Ben hadis âlimlerinin tartışmalarına girmek istemiyorum. Onlarla boğmak istemiyorum sizi, biliyorsunuz, ben bu tip teknik konulara çok girmem. Bir şey mana itibariyle sahihse ben onun üzerinde tartışmam bile. Küçük cihaddan büyük cihada dönme meselesi mana olarak sahih, insanın nefsi ile olan cihadı kadar büyük bir cihat olamaz. Çünkü bunu destekleyen yine hadisi şerifler var. O ne? işte gerçek mücahit odur ki nefsine karşı cihad edendir. Tırmizi’de geçer. Yine ‘senin en zararlı düşmanın nefsindir’ der. Yine başka bir hadis-i şerifte, Acluni’de geçer. Şimdi küçük cihaddan büyük cihada geçme Tebük’te Bizanslıların yirmi bin kişilik ordusu var ve bu yirmi bin kişilik, yirmi binden fazla hatta bazı rivayetlerde otuz bin olduğu söyleniyor, böyle büyük bir orduya karşı bir avuç Müslüman savaş veriyor ve bir avuç Müslüman, o koca, devasa Bizans ordusunu dağıtıyor. Tabiri caizse yerle yeksan ediyor.

Müslümanlar çok sevinçli, sahabe çok sevinçli. Çok az bir kuvvetle, devasa bir otuz bin kişilik orduyu dağıtmışlar ve bu sevinçte Medine’ye, Medine i Münevvere’ ye dönünce, Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri diyor ki küçük cihaddan büyük cihada döndünüz. Yani karşınızda otuz bin kişilik bir mükemmel bir şekilde müteşekkil bir Bizans ordusu vardı. Silahça üstünler, ondan sonra ekonomik olarak üstünler, sayı olarak üstünler, stratejik olarak üstünler, bir sürü üstünlükleri var. Hani bu zamandaki gibi şimdi Müslümanlar korkuyorlar, ürküyorlar ya! Yani karşılarında kocaman bir batı ordusu var. Kocaman bir deccal ordusu var ve Müslümanlar

kendilerince bu korkuyla siniyorlar ve onlar ne diyorlarsa batılılar, Müslümanlar emredersiniz komutanım, emredersiniz, deyip esas duruşa geçiyorlar ve hatta Müslüman liderler diyorlar ki batının bütün kurallarına, kanunlarına uyuyacağız. Batı neyi nasıl istiyorsa öyle yerine getireceğiz diyorlar. Sözler veriyorlar aman bizim ekonomimizi bozmasın aman bizim siyasetimizi bozmasın aman bizim ülkemize bir zarar vermesinler aman bizim ülkemizde bir avuç zengin var. Onların zenginliklerine bir zarar gelmesin diye bütün Müslüman ülkelerinin üç aşağı beş yukarı hepsi de aynı, hatta dünya ülkelerinin büyük bir çoğunluğu diyebiliriz.

Yani düşünebiliyor musunuz, dünya nüfusunun yüzde yirmi beşi Müslüman ortalama ve Müslümanların dünya üzerinde hiçbir etkinliği yok, hiçbir ağırlığı yok. Müslümanlar çünkü bir de kendi içlerine düşmüşler zaten birbirlerine, o ona savaşıyor, o ona savaşıyor, o onunla uğraşıyor, o onunla uğraşıyor. Oraya girmek istemiyorum şimdi, şimdi küçük cihaddan büyük cihada dönüyor. Bu hadisi şerif nefis tezkiyesi ile alakalı. Nefsi terbiye etmek ile alakalı ve sufilerin en büyük derdidir bu ve insanlığın en büyük derdidir nefis terbiyesi, insanlığın! Hangi dinden olduğu önemli değildir, hangi milletten olduğu önemli değildir. insanlığı insanlıktan çıkaran azgın nefsidir ve islam bunu çok önemser, nefsiyle mücadele etmeyi. islam’ın içerisindeki sufi meşreb bunun üzerinde daha da fazla titizlikle durur. Çünkü eğer ki bir kimse nefsini tezkiye etmez, nefsini terbiye etmezse onu savaş meydanına çıkarsanız dahi ondan gerekli olan randımanı alamazsınız. Hani savaş meydanına çıktı, işte birisi kalktı ‘La ilahe illallah Muhammeden Resulullah’ dedi müşriklerden birisi, sahabe doğradı onu. Bunu peygambere söylediklerinde dedi ki kalbini mi açtın yardın? Eğer o kimse nefsine hâkim olmuş olsaydı, o kimsenin kelime-i şahadet getirdiğini görüp onu katletmeyecekti ama nefis terbiyesinde eksiklik ve noksanlık olduğundan onu katletti ve bugün Müslümanların en büyük sıkıntılarından birisi bu, insanların nefis terbiyesi görmemeleri.

‘Ele geleni yersin, dile geleni dersin, böyle dervişlik dursun, sen derviş olamazsın’ denilen noktada olması.(Ali kalın olanı getirsene, bu incesi). Müslümanların en büyük handikabı Allah’ın emirlerine uyma noktasında nefislerine uyması. Bu ne? Bir haramları işleme, iki ibadetleri işlememe. Müslümanların şu andaki handikabı bu. Bir nefis terbiyesi altına girmediklerinden dolayı, bir haramı çok rahat işliyorlar haramı çok rahat işliyorlar; iki, ibadetlerde geri kalıyorlar. ibadetleri yerine getiremiyorlar. Şimdi bir kimse eğer ki zaten bir nefis terbiyesi görmeyen bir kimseye veya nefsini bu noktada belli bir kategoriden geçiremeyen bir kimse görüyoruz zaten islam dünyasında, onu siz bir makama getiriyorsunuz bozuluyor. Bürokratta bir

makama geliyor orda bozuluyor. Siyasette bir makama geliyor, bozuluyor. Parayı görüyor, bozuluyor kadını görüyor bozuluyor, şakşağı görüyor bozuluyor. Bunları ben söylediğimde kızıyorlar yani Müslüman görünümündeki siyasetçiler ve bürokratlar bana kızıyorlar. Benim umrumda değil bana kızıp kızmamaları, sizde kızabilirsiniz. Sizde bu noktada ya böyle konuşmasa iyi olur, bak işte şöyle oluyor, böyle oluyor diyebilirsiniz. Benim umrumda değil! Hiç olmadı zaten. Ben hak gördüğümü, hak bildiğimi anlatırım.

Şimdi bu nefis tezkiyesinden, nefis terbiyesinden geçmeyen bir kimse, hani mücahit, sonra it oldu sonra şu oldu diyorum ya, çok kızıyorlar bu sözüme ama öyleler, bu nefis tezkiyesinden, terbiyesinden geçmeyen bir kimseyiz bir makam veriyorsunuz önce Müslümanlara silahını doğrultuyor, bir makam veriyorsunuz önce Müslümanlardan rüşvet alıyor, bir makam veriyorsunuz önce Müslümanlara zulmediyor, bakın önce Müslümanlara zulmediyor! Sebep? Çünkü nefis tezkiyesinden geçmedi, nefis terbiyesinden geçmedi. Bir Müslümanı gördüğünde, bir Müslümanı gördüğünde içi daralıyor onun, canı sıkılıyor. Ya sen bu Müslümanın oyunu alaraktan belediye başkanı oldun! Sen bu Müslümanın oyunu alaraktan milletvekili oldun! Sen bu Müslümanın oyunu alaraktan bir yere geldin! Şimdi onu görünce neden canın sıkılıyor veya sen neden herkes gibi davranmıyorsun ona? Neden onu öteliyorsun? Neden onu iteliyorsun? Neden onun yüzüne bakmıyorsun? Neden ona şimdi kardeşim demiyorsun? O adamın dünkü sakalıyla bugünkü sakalının arasında bir fark yok ama sen de fark var. Sen sakalını gün geçtikçe kısalttın. Gün geçtikçe kısalttın! Gün geçtikçe kısalttın, sen bir müddet sonra sakalını da kestin. Ama milletvekili oldun ama belediye başkanı oldun ama bir yerde bir bürokrat oldun! Nefis tezkiyesi yok. Kıymetli dostlar! Dünya Müslümanlarının en büyük problemi nefisle cihad, dünya Müslümanlarının en büyük problemi ve dünya islam topluluğu nefisle cihad meselesini halledemezse yemin ediyorum hiçbir konuda başarılı olamayacaklar. Hiçbir alanda başarılı olamayacaklar, hiçbir alanda! Hiçbir dairede sözleri geçmeyecek ama bu nefisle cihatın böyle bence psikolojik tarafı var, sosyolojik tarafı var, nefisle cihatın teknolojik tarafı var, nefisle cihadın politik tarafı var, nefisle cihadın ekonomik tarafı var.

Bakın bunlar farklı farklı alanlar bunlar, bakın farklı farklı alanlar ve normalde nefisle cihad, kültürel alanı var, kültürün içerisinde kılık kıyafet, yeme içme, kültürünün içerisinde bakın bu. Musiki; kültürün içerisinde sanat, kültürün içerisinde, sanatın içerisinde resimdi, filimdi, işte şuydu, buydu, bunların dalları budakları var. Nefisle cihadı tam teşekküllü bir şekilde ele alan, ele alan, islami bir tefekkür yelpazesi lazım. Bu yok islam dünyasında ve bunun oluşmasına müsaade etmiyorlar. islam dünyasında ilk kapatılan

nefisle mücadele verecek olan kurumlar tarikatlardı. islam dünyası, tarikat düşmanı oldu. islam dünyasında nefis terbiyesi veren yegâne kuruluşlar ehli sufi topluluklar, tarikatlardı. islam dünyasında kapısına kilit vurulan, kapatılan, islam dünyasında yerle yeksan edilen ve asılan, öldürülen katledilen, dağıtılan topluluk ehl-i sufiler. Bu yeni değil ama bakın bu yeni değil. Hallacı Mansur’u taşlayan biziz. Bu yeni değil. Seyyid Nesimi’nin derisini yüzen biziz. Bu yeni değil. Velileri sürgünden sürgüne gönderen biziz, onları şehrin dışına çıkaran biziz, onların hakkında dedikodu, gıybet iftira eden de biziz. islâm dünyası, bir başkası değil. Sebep? Çünkü nefse zor geliyor, nefse ağır geliyor söyledikleri. Örnekliyorum şimdi bir yerde ‘az ye, az uyu, az konuş’, hadisi şerif bu dediğinde tüyler diken diken oluyor. Şatahat yapma, şatafat yapma, gösteriş yapma, israf etme, hava atma ortalığa. Ne bu kılık kıyafet dünyanın parasını yatırıyorsun? Ne bu şöhret, ne bu şatafat, ne bu eşyaya, tahta parçasına bu kadar para veriyorsunuz dediğinde tüyler diken diken oluyor! Ne bu gösterişli evler, ne bu kocaman kocaman evler, ne bu? Siz bu dünyada kalıcı mı kalacaksınız dediğimde kıyamet kopuyor ve islam dünyasında bu tasavvufi eğitim, sufi öğretimi, nefisle mücadele yok. Olmayınca da olmayınca da islam veyahut da Müslümanlar bir adım ileriye gitmiyorlar, gidemiyorlar. Gitmeleri mümkün değil! Müslümanları veyahut da kendilerince onlar kimisi islam’ı temsil ettiklerini söylüyorlar ya bu çok büyük hata. Kendilerince Müslümanı, Müslümanları temsil ettiğini söyleyen kimseler!

Şatafata, şatahata, gösterişe, harama, rüşvete, işte ihale sıkıntısına, ne bileyim işte memurların, amirlerin, bürokratların rüşvete dalması, insanlara zulmetmesi, bunlar oluşunca herkes islam bu mu demeye başlıyor veyahut da herhangi bir islam topraklarında batılılar bir örgüt kuruyorlar orda, DAEŞ gibi, el-kaide gibi, bakın bunları böyle açık açık konuşuyorum yani bunlar böyle bu bunları adlandırdığım zaman boş durmuyorlar. CIA kuruyor bunları, MOSSAD kuruyor, M16 kuruyor. Bunlara göz yuman bürokratlar var. Bunlara göz yuman savcılar, hâkimler, valiler, emniyet müdürleri, emniyet amirleri var. Bunlara göz yumuyor. Bunlar çünkü batı adına çalışan, batıda yetişmiş, batıda eğitim almış, bilhassa ingiltere’de, Amerika’da eğitim almış, MOSSAD ajanı bunlar, bilerek veya bilmeyerek, bilerek veya bilmeyerek! Bunlar orda eğitimlerini almışlar, islam ülkelerine gönderilmişler. islam ülkelerinde sizdenmiş gibi görünüyorlar, bizdenmiş gibi görünüyorlar. Hadis-i şerif tecelli ediyor. Bizle beraber namaz kılıyorlar ama deccaliyete çalışıyorlar, şeytaniyete çalışıyorlar. Mossada çalışıyorlar, CIA’ya çalışıyorlar, M16’ya çalışıyorlar. ingiliz bozması bunlar Amerikan yosması. Bunlar böyle ve bunlar, fark etmiyor ümmet bunları. Bunları ümmet fark etmiyor.

Çünkü bir kimsenin ne söylediğine değil ne yaptığına bakacaksınız. Ümmet ne yaptığına bakmıyor ve ne yazık ki bu nefiste terbiye edilmemiş, azgın, şehvetine düşkün, dünyaya düşkün, makama düşkün, mevkiye düşkün, onlara bir vadi dolusu altın versen iki vadiye gözlerini dikecek kadar aç, bir vadi dolusu altın versen, ikinci vadi dolusu altını isteyecek kadar aç bunlar. Her şeyleri aç. Evet! Çünkü nefis terbiyesi görmemişler. Bunları durduracak dizginleyecek, bunlara söz dinletecek manevi bir önderleri yok. Bir şey bulursa otur oturduğun yere, ne bu, caiz değil haram bu dese yapmayacak adam. Bunlar şeyhlere de karşı, bunlar mürşitlere de karşı, bunlar velilere de karşı, bunlar nefsi terbiye edecek kurum ve kuruluşlara da karşı.

Bakın bunların hepsi de Müslüman! Bunların hepsi de Müslüman! Nefsini terbiye edecek, nefsini tezkiye edecek kurum kuruluş ve insanlara karşı. Ya alay edecek, ya küçük görecek, ya hor hakir görecek ya cahil görecek, oraya gitme diyecek. Siz bunları, ben çok duydum, sizde duyuyorsunuzdur. Ailelerinizden duyarsınız, memur olsanız amirlerden duyarsınız. Benim müdürüm öyle diyordu, oğlum lan vatanı memleketi sen mi kurtaracaksın! Senden başka memleketi kurtaracak kimse yok mu? Bırak oğlum bu işleri… Söyledikleri laf bu ama bunlar normalde nefisle cihadı yok görenler. Sebep? Çünkü o hırsızlığı rahat yapacak. O zinayı rahat yapacak. O haramı rahat işleyecek o. O rüşveti rahat yiyecek, rüşveti rahat yiyecek. Onu örtecek bir şeyle. Hâkimse rüşveti rahat yiyecek, savcıysa rüşveti rahat yiyecek, valiyse rüşveti rahat yiyecek. Bürokraside bir bölüm müdürü ise rüşveti rahat yiyecek, belediye başkanı ise rüşveti rahat yiyecek, milletvekili ise rüşveti rahat yiyecek, bakan bakan yardımcısı, müsteşar, ne bileyim işte, ordaki personel daire başkanı, ıvırı zıvırı ne varsa, rüşveti rahat yiyecek. Ona nefis terbiyesi lazım değil. Ona şeyh lazım değil. Bir de tırnak içerisinde böyle bir şey varsa külliyen yanlış, bu, topyekûn savaş açılması lazım, topyekûn! Bunların sesinin kısılması lazım. Çünkü bu seçilmiş, o nefisle mücadelesini vermiş, o nefiste tezkiye halinde olan kimse, Allah’tan başka kimseden korkmuyor. En büyük sıkıntı bu. Neden? Amirden korkacak, memurdan korkacak. Neden? işte belediye başkanından korkacak, milletvekilinden korkacak validen korkacak, kaymakamdan korkacak, emniyetten korkacak, polisten korkacak, müdürden korkacak, korkacak da korkacak! Ama o seçilmiş olan kimse de korkuyu bilmiyor. Böyle olunca tehlikeli asker, sıkıntı büyük ama onlar nefis tezkiyesini bu yüzden istemiyorlar. Bakın, bu yüzden istemiyorlar. Gerçekten Kur’an ve sünnet dairesindeki bir nefis tezkiyesi veren bir yer deccalist sisteme karşı çünkü. Az yiyin ne demek biliyor musunuz? Değil mi hadisi şerif var:‘az yiyin, az uyuyun, az konuşun.’ Değil mi? Az yiyin ne demek

biliyor musunuz? Ey deccal sistemi! Sen bizim önümüze tüketmek için devasa oyunlar tezgâhlar kuruyorsun! Tüketmek için! Hayır!

Biz tüketmeyeceğiz. Biz tüketim toplumu olmayacağız. Çok gömleğimiz olmayacak bizim. Çok ayakkabımız olmayacak. Çok paltomuz olmayacak. Biz iki senede bir perde değiştirmeyeceğiz. Üç senede bir mobilya değiştirmeyeceğiz. Biz her sene kreasyonu yenilemeyeceğiz. Az tüketeceğiz. Deccal sistemi battı! Az tükettiğiniz için kredi kartlarınız borçlu değil, bankalara borçlu değilsiniz, hiçbir yere borçlu değilsiniz. Dünyanın 350 trilyon dolar borcu var! 350 trilyon dolar dünya borçlu! Amerikan devleti en büyük borçlu. Bu alacaklılar kim acaba? Bu 350 trilyon doların içerisinde Türkiye’de var. 500 milyon dolar filan borçlu. Daha fazladır da biz 500 milyon dolar diyelim. Borçlusunuz. Şimdi bu topluluğa desem ki borçlular ellerini kaldırsın, buradan çok azı kaldırır herhalde. Bir bakayım. Borcu olanlar elini kalırsın. Gene de varmış. Ya bak! Evet indir. Evet. Bakın borçlu. Herkes borçlu! Dünyayı yöneten deccalist sistem bütün ülkeleri ve ülkelerdeki insanları borçlandırıyor ve siz tükettikçe tüketiyorsunuz, harcadıkça harcıyorsunuz. Bir cuma indirimi var, önceden kara cumaydı. Şimdi mübarek cuma oldu. Nerdeyse cumanın başına bir tane başörtü, altına da bir tane sakal koyacaklar, başörtü kadınlara hitap edecek sakal da erkeklere hitap edecek. Kara cuma Türkiye’ye geldi, islam dünyasına geldi, mübarek cuma oldu, tabi! Kara cumaydı batıda, buraya gelince islam oldu. Yılbaşı geliyor ya, biz yakında, neydi o, ho ho ho diyen? Noel babayı da biz Müslüman ederiz. Prens Charles’ı Müslüman ettik ya, biz noel babayı da Müslüman ederiz. Hatta deriz ya Müslümandı o, sakladı gizledi kendini. Biz bunu da yaparız. Onu da Müslümanlaştırırız. Neden? Yutacağız çünkü biz onu. Yutacağız!

Kedi enceğini yiyeceği zaman kendi enceği gibi görmezmiş onu. Siz hiç kedinin kendi yavrusunu yediğini gördünüz mü? Görenler elini kaldırsın? Evet. Şimdi millet böyle hayvan sevgisi var ya herkeste, insan sevgisi yok hayvan sevgisi var. Kedi kendi yavrusunu yer, evet, döner kendi yavrusunu yer kedi. Ben şahidim, ben hayret ettim kedi nasıl kendi yavrusunu yer diye. Kedi kendi yavrusunu yer! Acımadan yer hem de. Sizin o çok sevimli gördüğünüz hayvan yavrusunu yer. işte Müslümanlarda bir şeyi haram işleyecekler ya onu Müslümanlaştıraraktan yapmaya çalışıyor. Hani bizim izmir’de öyle diyorlar ya. Ya bir kadeh haram değildir ya! Ya haram bu. Azı da haram çoğu da haram ama şeyden ne o Marmara’dan şurdan Bandırma’dan aşağı doğru taa Antalya’ya kadar hatta Antakya’ya kadar bütün Ege ve Akdeniz kıyısını dolaştığında buna inandırmışlar kendilerini. Yani içki içtin böyle bağırış, çağırış, kavga, gürültü olmadıysa bu haram değil. Öyle inandırmışlar kendilerini. Sebep yiyecek onu o. islam dünyası da aynı. O nefisle olan

cihadını bitiremediğinden yapmış olduğu haramı islamlaştıraraktan yapıyor Onu kendine caiz görüyor. Ona cevap veriyor, şimdi belli bir oranda ondan sonra faize cevaz verdikleri gibi. işte az yeme, arkasından ne? Az uyuma. Ya bu adam az uyursa üretecek, az uyuyan bir kimse tembellik yapmayacağına göre üretecek, işine bakacak, çalışacak devasa bir zaman kalacak onun önünde. işimi yetiştiremiyorum demeyecek üretecek o kimse. islam dünyası çok uyuyor, üretmiyor. Öbürkü ne? Az konuşma. Çok basit bakın bunlar. O kimse az konuşsa malayaniye düşmeyecek, harama düşmeyecek, hevaya hevese düşmeyecek, dili ile olan günahlardan uzak duracak kalbi ve beyni perdelenmeyecek, feraseti açılacak o kimsenin. Bakın çok basit bir üçlü, bir tasavvufi ölçüden dem vurduk. işte nefisle mücadelede, nefisle mücadelede islam dünyası ne yazık ki sınıfı geçemiyor. Sınıfı geçemeyince de ne yazık ki Allah muhafaza eylesin dağılıp gidiyor. O yüzden maskara oluyor Müslümanlar, Müslümanlar maskara oluyor ve mücadele etmiş olsa, nefisle cihad etmiş olsa Ankebut 69:‘Allah’ın vaadi haktır.’Ankebut ’da diyor ki ‘bizim yolumuzda, uğrumuzda mücahede edenlere yollarımızı açarız.’Allah’ın vaadi mutlak Allah muhafaza eylesin ve içimizde taşıyoruz o nefsi. Hz. Pir de bunu daha önce bu beyiti işlemiştik, 772. beyit bu, birinci ciltten:‘nefis putların anasıdır.’Hatırlayın şimdi:‘insanların yaptıkları put yılan ise nefis ejderhadır. insanların elleriyle yaptıkları putlar kırılır, yok edilir ama nefis her daim kıvılcım üretmeye meyilli çakmak gibidir.’

Siz dışarıdaki insanların eliyle yaptıkları putları kırabilirsiniz, yıka bilirsiniz ama içinizdeki putları yıkmazsanız nefisle mücadele etmemiş olursunuz. 1375. Beyit: “Cehennem bu nefistir.” Bakın şimdi Hz. Pir bizim cehennem algımızı farklı bir noktaya götürüyor.

“Cehennem bu nefestir; cehennem bir ejderhadır ki harareti denizlerle eksilmez. Yedi denizi içer de yine kocakarıya benzeyen nefsin harareti ve coşkunluğu azalmaz.”

O zaman o nefs-i emmarede duran insan, nefs-i emmarede yaşayan insan yani haramı tanımayan, helali tanımayan, Allah’tan korkmayan, kendince bütün haramları fütursuz bir şekilde işleyen ve o haramları da kendisine hak gören, helal dairede durmayan ibadetleri tınmayan, Allah’ı ve kanunlarını tanımayan, bilmeyen, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetlerine uymayan bu işin bir çıt daha içi, Allah’ı tanımaktan uzak olan çünkü insanların yaratılış sebebi cinnilerle beraber Allah’ın tanınması ve bilinmesi. Allah’ı tanımaktan ve bilmekten uzak olan kimseler cehennemi kendi içlerinde taşıyorlar. Cehennemi kendi içlerinde büyütüyorlar. Çünkü diyor Hz. Pir cehennem bu nefistir ve cehennem bir ejderhadır ve öyle bu cehennemde bir ejderhadır içinde türlü türlü oyunlar içinde

türlü türlü ızdıraplar vardır ve normalde bu eğer ki sen Allah’ı tanımadan bilmeden uzak isen ve Allah’ın yolunu bilmekten uzak isen sen normalde bütün her şeye körsündür ve kendi kendine kendi odununu, kendi taşını, kendi cehennemini, kendin örüyorsundur yaptıklarınla. Nasıl Allah’ı zikreden ‘sübhanallahi ve bihamdihi sübhanallahil azim’ diyen kimsenin adına cennette bir ağaç dikiliyorsa cennette bir ağaç dikiliyor. Kur’an ve sünnetten uzak bir haram işleyen kimse de cehennemde bir ağaç dikiyor kendisine. Nasıl burda Allah yolunda bir tuğla koyuyorsa, cennette Cenab-ı Hak ona köşk yapıyorsa o kimse Kur’an ve sünnetin dışında bir tuğla koyuyorsa cehenneme kendine bir tuğla yapıyor yani o kimse cehennemi kendi üzerinde kendi içinde taşıyor, başka bir yerde taşımıyor. Hz. Pir de ona diyor zaten diyor ki cehennem senin içinde ve bu cehennem yedi denizin suyunu içse yine harareti sönmez. Sebep? Sen bu nefs-i emmare de durduğun müddetçe o senin içini yakacak. O hararet sende sönmeyecek.

Sen nefsine uydukça daha fazla uymayı isteyeceksin. Uydukça daha fazla uymayı isteyeceksin. Haramı katmerleyeceksin. Haramı işlerken bir daha katmerleyeceksin. Bir daha katmerleyeceksin çünkü nefis öyle bir ejderha ki haramı katmerleyerek yaptırmak ister. Birisiyle kavga edeceksin, daha şedit kavga ettirir sana. Eşinle tartışacaksın, daha şedit tartıştırır seni. Küfrettirir sana, el kaldıttırır, tokat vurdutturur, çocuğuna tokat vurdutturur, çocuğuna zulmettirir. Bir insan çocuğunu alır yere çarpar mı? Alır yere çarpar. Nefis böyle bir ejderhadır. Bir insan eşini aymış sekiz kez bıçaklar mı ya! insan eşini atmış kez, atmış sekiz kez bıçaklar mı? Atmış sekiz kez! Nefis böyle bir ejderhadır. insanı yalar yutar. Sen nefsine uymaya gör. Sen emmareye uyumaya gör! Öldürsen dersin ki ya canım rahat etmedi, adam öldürmüş ölünün üzerine bir şarjör daha sıkmış. Nefis böyle bir şeydir. Adam öldürmüş, parçalara ayırıyor, bunu gazetelerden basından okuyoruz. Nasıl bir nefis var insanda! Öldürdüğün insanı nasıl kasap gibi parçalara ayırdın da parça parça poşetlere koydun da hiç mi için sızlamadı! Hiç mi vicdanın sızlamadı! Hiç mi bu da Allah’ın kuludur, bu da bir insan evladıdır demedin! Demez! Nefis böyle bir ejderhadır. Bakın böyle bir ejderhadır! Kendi çocuğunu ateşe attırır, kendi eşini ateşe attırır. Nefis böyle bir ejderhadır. Bak şimdi dünyaya, bak etrafına, nefsinin heva hevesine düşenleri gör. Nasıl eşlerini çocuklarını zulme maruz bırakıyorlar, nasıl Müslümanları zulme maruz bırakıyorlar, nasıl kendi rahatlarını düşünüyorlar, nasıl kendi paralarını, pullarını, makamlarını düşünüyorlar, nasıl kendi hayatlarının şatahatını, şatafatını düşünüyorlar, nasıl hayatlarını böyle ultra zenginliğin içerisinde sefil bir şekilde yaşıyorlar! Nefis böyle bir ejderhadır. Bakın böyle bir ejderhadır. Onunla mücadele etmediğin müddetçe, onun başını ezmediğin

müddetçe senin başına sarmayacağı hiçbir şey yoktur. Sana işletmeyeceği hiçbir haram yoktur.

Her haramı sana işletir. Her haramı! Düşünebileceğin en uç haramı işletir sana. Öyle ben kendi kendime ben adamım, ben erkeğim, ben efeyim, ben yiğidim, ben şöyleyim… Sakın!Nefsin alt edemeyeceği hiç kimse yoktur.. Nefis onu alt eder. Allah muhafaza eylesin!

“Taşlar, taş yürekli kâfirler ağlayıp inerek mahcup bir halde cehen-

Hz. Pir diyor ki ‘taşlar, taş yürekli kâfirler ağlayıp inleyerek mahcup bir halde cehenneme girerler.’ Bu da normalde Allah u âlem Tahrim ayet 6, Tahrim suresi ayet 6:‘Ey iman edenler! Kendinizi ve çoluk çocuğunuzu yakacağı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun üzerinde iri gövdeli, haşin tabiatlı melekler vardır ki onlar Allah’ın kendilerine emrettiğine katiyen isyan etmezler ve emrolunduklarını yaparlar.’ O yüzden nefsinize uyup nefs-i emmarede yüzüp eşlerinizi ve çocuklarınızı göz göre göre cehennem taşı yapmayın. Kadınlar, erkekler, hanımlarınızı demiyor, kocalarınız da demiyor, eşler diyor çünkü eşler birbirlerinin velileridir. Kadın adamdan sorumlu değil diye bir ibare yok. Dini ve ahlaki konularda kadınlarda sorumlu, dini ve ahlaki meselelerde erkeklerde sorumlu, dini ve ahlaki meselelerde çocuklarda sorumlu. Çocuklarda anne babalarına nasihat edecekler. Kadınlar kocalarına nasihat edecek, babalar eşlerine ve çocuklarına nasihat edecek. Onları nefs-i emmarede bırakmayacak. Eğer bir eş karısını, kocasını, çoluğunu, çocuğunu seviyorsa göz göre göre onu cehenneme odun, cehenneme taş haline getirmeyecek. Ona nasihat edecek. Ona anlatacak. Ona söyleyecek. Eğer bir kimse arkadaşıysa dostuysa onun göz göre göre cehenneme gitmesine müsaade etmeyecek. Ona nasihat edecek, ona anlatacak. Bir daha anlatacak, bir daha anlatacak, bir daha anlatacak. Haramı helali ona tebliğ edecek. Yoksa senin arkadaşınmış, senin dostunmuş, senin eşinmiş, senin çocuğunmuş gidecek cehenneme yuvarlanacak gidecek. Cehennemin yakacağı insanlar ve taşlar! Cehennemin yakacağı bu! Hangi insan eşinin cehennemde cayır cayır yanmasına müsaade eder? Gözünü kapatır? Hangi anne-baba çocuğunun cehennemde yanmasına gözünü kapatır? Vicdanı olan bunu yapabilir mi? Merhameti, şefkati olan yapabilir mi? Yapamaz ama o nefse uyarsa o nefs-i emmareye zebun olup nefs-i emmareye boyun eğerse o yapar. Allah muhafaza eylesin. O yüzden herkes sorumlu. Herkes etrafındakilere Allah’a itaat etmeyi nasihat edecek. Resulüne itaat etmeye nasihat edecek. imamların fetvasına itaat etmeye nasihat edecek. itaat edin, Allah’a! itaat edin, Resulüne! itaat edin, sizden olan emir sahiplerine! itaat belli. Heva hevesine değil, nefsine değil, heva ve hevesine uyanları sen diyor onları bırak ayeti

kerimede. Heva hevesine uyanları bırak diyor. Onlara sakın ha itaat etme. Ayeti kerime menediyor. Bir kimse heva hevesine uydu muydu kim olursa olsun ona itaat edilmez. Emir açık. Allah muhafaza eylesin.

“Hak’tan ona şu nida gelmedikçe bu kadar azaba da kanaat etmez.’Doydun mu’ denir. O, kurt ve sırtlan gibi hayır doymadım der. İşte sana ateş, işte sana hararet! Bütün bir âlemi bir lokma edip yutar da yine de midesi ‘daha fazla yok mu’ diye bağırır.”

Kaf Suresi, ayet 30, cehennem doymuyor yani. O gün cehenneme doldun mu deriz. O da daha da var mı der. Cehennem aç, cehennem büyük. Onca cehennemlikler içeri konur ve bir nidacı melek nida eder. Doydun mu? Cehennem der ki doymadım. Daha cehennem kendisine gelecek yakıt ister. ‘Nihayet Hak onun üstüne lâmekân âleminden ayağını koyar da işte o vakit derhal sakinleşir.’ Yani cehennem ne varsa yutuyor, yalıyor yutuyor, yalıyor, alıyor içine, çeki veriyor. Alıveriyor. Böyle bir topluluk düşünün. Bir ateş, ahtapot gibi bir ateş, bir hortum gibi o topluluğun içerisinden kimi alacaksa onun kafasından tutuyor böyle tam bu alnının ucundan çekiveriyor, o debelene debelene, anında cehennem yutuyor. Böyle topluluğun içerisinde görüyorsun.

Ateş böyle ahtapot gibi dolaşıyor. Yanındakine ateş hararet vermiyor. Yanındakine! Topluluğun içerisinden çekiveriyor böyle, enteresan bir şey. Onca o mahşerin içerisinde çekiveriyor ve Cenab-ı hak nida ediyor:‘ Doydun mu?’ O diyor ki: ‘Doymadım, daha da gönder.’ Buhari’de geçiyor hadisi şerif. Ve diyor Cenab-ı Hak ona duydun mu diye nida eder. O da duymadım deyince diyor daha var mı der diyor ve Allah diyor Cehennemin, cehennemin üzerine ayağını koyar. Şimdi bu ne o selefiler diyecekler ki Allah’ın ayağımı var. işte ayette de diyor Allah’ın ayağını koyar diyor Ayeti kerimede de. Biz Allah’ın ayağı nasıldır bilemeyiz, bir şeye benzetemeyiz, biz benzetemeyiz. Allah ayağını koyuyor, cehennemin üzerine koyar ve cehennem diyor ki yeter ve başka hadis-i şerifte diyor ki ‘cehennem küçülmeye başlar.’Ayağını koyunca daralır, büyümez! Daralır! Bir hadis-i şerifte diyor ki katlanır. Bunların üzerinde ayrı ayrı tefekkür etmek lazım aslında. Hani katlanması nasıl? Daralması lazım, nasıl? Ondan sonra böyle enteresan şeyler bunlar. Tabii ben böyle cehennem sohbeti çok yapmak istemem ama cehennem ile alakalı hadisi şerifler de farklı ibareler var. Birisinde diyor ki daralır, birisinde diyor ki katlanır. Katlanıyor yani böyle, yelpaze gibi perde perde. Öyle düşünün. Hani böyle açıyorsunuz akordeon gibi açılıyor. Perde düşünün, kapatıyorsunuz kaplanıyor.

Önceden şeyler vardı böyle ne o, albümler vardı. Hiç gördün mü Salim öyle bir albüm? Değil mi böyle akordeon gibi. Evet, böyle bir şey yani,

tefekkür edin. Cehennem de perde perde. Böyle katlanıyor. Bakıyorsun büyüyor böyle akordeon gibi sonra katlanıyor, perde perde düşünün onu. Her perdede ayrı bir cehennem ezası, cezası var. Perde perde devam ediyor. Bunun gibi. Allah muhafaza eylesin. Hatta bir hadis-i şerif, bu böyle biraz uzun, bunu buraya not olarak aldım. Hz. Peygamber buyuruyor: ‘Cennet ve cehennem çekiştiler. Cehennem büyüklenenler ve zorbalar için seçildim dedi. Cennet de niçin bana sadece insanların zayıfları ve değersizleri sokuluyor, dedi. Allah cennete dedi ki sen benim rahmetimsin, kullarımdan dilediğime seninle rahmet ederim. Cehenneme de sen benim azabımsın, kullarımdan dilediğime seninle azâb ederim, ikinizden her biri de dolacaktır.’ buyurdu. Yani ikisi de dolacak. Cennette dolacak cehennemde dolacak.‘Cehenneme gelince o dolmayacak ve sonunda Allah ayağını onun üzerine koyacak da cehennem yeter yeter diyecek ve işte o zaman dolacak ve dürülüp(burda enteresan bakın) dürülüp birbirine sarılacak, iç içe geçecek yani dürülüp birbirine sarılacak yani dürüyorsunuz bir şeyi katlıyorsunuz öyle değil mi veyahut da yuvarlıyorsunuz, yani bir şeyi yuvarlıyorsunuz veya dürüyorsunuz, katlıyorsunuz.‘Dürülüp birbirine sarılacak.’ Allah u Teâlâ yarattıklarından hiç kimseye asla zulmetmez. Cennete gelince şüphesiz Allah onun için başka yaratıklar var edecektir. Demek ki cennet halkı içinde başka yaratıklar da var olacak. Cennet için! Bunu da ayrı bir not olarak bir kenara koyun.

‘Bizim nefsimiz de cehenneminin bir parçasıdır. Onun için cüzler da-

ima küllün tabiatındandır.’

Yani bizim üzerinde terbiye edilmemiş olan nefs-i emmaremiz, cehennemden bir parçadır. Öyle olunca parça bütüne gitmek ister aslına gitmek ister. Böyle olunca da normalde o emmare olan nefis asla ve asla hep fazlasını isteyecektir. Cehennemlik ameller işleyecektir.

‘Nefsi öldürecek ayak da ancak Hakkın ayağıdır. Zaten nefsin yayını

Hak’tan gayrı kim çekebilir?

O zaman bu nasıl ki cehennemi Cenab-ı Hak kendi lamekân noktasında ayağını basaraktan cehennemi daraltacaksa küçültecekse ve cehennemi daha az hani insan alır hale getirecekse bizim nefisle olan mücadelemizde de ancak Cenab-ı Hakk’ın yardımı,ihsanı, lütfû, ikramı olmadıkça biz de onda başarılı olamayız. O zaman biz ne yapacağız? Biz bu konuda Cenab-ı Hak’tan yardım isteyeceğiz. Tövbe edeceğiz, Allah’ı zikredeceğiz, nefisle mücadele edeceğiz ve muhakkak Nasuh tövbesi ile tövbe edip günahlarımıza tekrar dönmemeye söz vereceğiz. Eğer öyle olursak o zaman biz nefsimizin üzerine ayağımızı basmış olacağız.

‘Yaya ancak doğru ok koyarlar (yay, okun yayı yani, ona ancak doğru ok koyarlar.) Bu yayın ters ve eğri okları da vardır. Ok gibi doğru ol da yaydan kurtul. Çünkü her doğru okun, yaydan fırlayacağına şüphe yok.’

Yani siz yayın normalde sizin hayatınız olarak görün, oku da kendiniz olarak görün. Ok doğru olursa, ok doğru olursa, o zaman hedefine varır. Ok doğru olmazsa hedefine varmaz. Hedefine varmaz! Biz bir sufi topluluğuyuz. Bu sufi topluluğunda dosdoğru olabilmesi için kendi içerisinde kaideleri olmalı. Eğer o kaidelere uyulmazsa o zaman bu topluluk o eğitimi vermemiş ve bu topluluğun içerisindeki tabileri, tabiri caizse hedefine ulaşmamış olur. Eğri bir ok hedefine ulaşmayacaksa o zaman o eğri okun düzeltilmesi gerekir veyahut da bir avcı eğri oku yanına alır mı? Almaz ancak özel bir iş vardır, özel bir iş için eğri oku avcı yanında dolaştırır. Özel bir iş. Ok eğri, bir tarafı vurmak için değil. Ordan korkutmak için onu atar, ordaki av hayvanı korkar, asıl tezgâha düşer, vurulacağı yere gelir veya bir taraftan birisini ürkütür o eğri okla avcı. O doğru yolu bulsun diye! O yüzden nefiste terbiyenin, nefis terbiye etmenin en önemli okullarından birisi olan sufiliğin kendine göre ana esasları, kaideleri vardır. Sebep? Kendisine tâbi olanlar düzgün olsunlar diye. Eğer o düzgünlüğü yakalayamazsa o nefsi terbiye edemezse bir kimse Allah’a dostluk menziline ulaşamaz. Bizim düsturumuz bellidir. Bir kimse iman eder, Allah’a, peygamberine, meleklerine, kitaplarına, din gününe, hayra, şerre, kadere, iman edilmesi gereken bütün unsurlara iman eder. Farzları yerine getirir (hadisi kutsi) nafilelerle Allah’a yaklaşır Allah’ı sever. Bize düşen vazife budur. Biz kendimizi nefis terbiyesine koyacaksak muhakkak ve muhakkak farzları yerine getirip haramlardan uzak durma yolunda duracağız. Bizim olmazsa olmamız ne? Sonrası ne? Allah’ı sevmek. Bir kimse Allah’ı sevme yolunda olacak. Seven sevdiği kadar da korkar. Ben insanlara korkmayı öğretmem. Ben insanlara sevmeyi öğretirim. O kimse Allah’ı sevecek. Allah sevgisiyle yoğrulacak. O insan, cennete gidip cennette peygamberlerle velilerle, müminlerle beraber olmayı isteyecek. Cenneti bu manada isteyecek, sevecek cenneti ve o insan ölüm sonrasını düşünecek, imani çünkü mesele. Ölüm sonrasını düşünecek, ölümü düşünecek, ölümü tefekkür edecek. Anında ölebileceğini düşünecek, anında ölebileceğini düşünmeyen bir kimse her şeyi yapar. Allah muhafaza eylesin. O insanda ibadet sevgisi olacak. Ok doğru gidecek ya ibadet sevgisi olacak o kimsede. O kimse namazı sevecek, orucu sevecek, tesettürü sevecek. O kimse helal dairede yaşamayı sevecek. O kimse şatafatı, şatahatı, gösterişi sevmeyecek. O kimse haramları sevmeyecek, haramlara karşı kendinde bir iştah, haramlara karşı kendisinde bir istek olmayacak. O helal dairede duracak. Olmazsa olmaz ana ilkeler ve o kimse sıkıntıların karşısında Allah’a

yaslanacak, Allah’a dayanacak, Allah’a tevekkül edecek. Bela, musibet, sıkıntı, dert, gam, kasavet, baskı, varlık, yokluk, her ne gelirse başına Allah’a tevekkül edip Allah’a yaslanıp Allah’a dayanıp öyle mücadele edecek. Başına gelen olumsuzlukları Allah’ın bir cilvei rabbaniyesi olarak görecek. Sakin olacak! Sakin olacak ve bilecek ki Allah onun vekilidir.

Allah’a tevekkül edecek ve o kimse muhakkak ve muhakkak çok şedit bir şekilde nefsiyle mücadele edecek. Bunu hep defalarca söylüyorum. Bu böyle işte zatın birisi kırk yıl canı pekmez istemiş de o pekmez yememiş, nefsiyle mücadele etmiş! Ya otur canım kardeşim ya! Onu konuşmuyorum ben şimdi. O da neymiş de bunu ciddi ciddi söylüyor bana, o da hocam ben de nefsimle mücadele ediyorum, pekmez yemiyorum dedi. Gıybet ediyor musun dedim ben kaldı! Sen gıybeti bırak önce, sen önce dedikoduyu bırak, sen önce iftirayı bırak, sen önce yalanı bırak, sen önce dilinin haramlardan kurtul, sen önce gözünün haramlarından kurtul, sen önce elinin haramlardan kurtul, sen önce ayağının haramlarından kurtul, sen önce namazını kıl, sen önce orucunu tut, sen önce zekâtını dosdoğru ver. Sen önce kimsenin kalbini kırma. Kimseyi üzme, kimseye zulmetme. Pekmez yemiyormuş! Onu da kendince nefis muhasebesi ne o nefis mücadelesi ediyor. Ben bunları söyleyince telefonda kaldı hanımefendi! Söylediği şey çok hoşuma gitti sonradan. Hocam sizin yolunuz zormuş ya dedi. Bizim dedi hiç öyle değil dedi. Ha dedim, sen pekmez yemeden kurtulacağını düşünüyorsan söyleyecek lafım yok dedim. Allah muhafaza eylesin. Değil! Nefisle mücadele edecek o kimse. Bu olmazsa olmaz. Bizim yolumuzun düsturlarındandır. Dönemimizde, bakın sufiliğin ana ilkesidir bu, benim ana ilkelerimden birisidir. Her dönemin bozulması vardır. Bir şeyden bozulur insanlar.

Bakın ben Allah affetsin, yaptım diye söylemiyorum otuz yıldan beri hadis inkârcılığını, mezhep inkârcılığını hep gündemde tutuyorum. Diyordum ki eski arkadaşlar hatırlarlar. Bir gün gelecek Kuran’ı değiştirmeye çalışacaklar diyordum. Bakın çalışıyorlar şimdi. Kur’an ayetlerinin üzerinde çalışıyorlar, geçtiler hadisleri, mezhepleri geçtiler, Kur’an ayetlerinin üzerinde çalışmalar yapılıyor. Kuran’ın cihatla alakalı ayetlerinin üzerinde çalışmalar var, faizle alakalı ayetlerin üzerinde çalışmalar var, hukukla alakalı ayetlerin üzerinde çalışmalar var, evlilik hukuku ile alakalı ayetlerin üzerinde çalışmalar var! Bunlar saklı gizli değil bir de! Şu anda ilahiyatlardan hadis inkârcısı öğrenciler çıkıyor, imam hatiplerden hadis inkârcısı, mezhep inkarcısı çocuklar çıkıyor. ilahiyatlardan bildiğiniz hadis inkarcısı, bildiğiniz mezhep inkarcısı bildiğiniz ayet inkarcısı ilahiyatçılar çıkıyor bu ülkede! Bunlar dönemin hastalıkları. Koca koca fıkıh profesörleri enflasyon miktarı kadar faizin alınabileceğini söylüyorlar. Koskoca fıkıh profesörleri,

bu ülkede söylüyorlar, TOKi’nin almış olduğu faizin faiz olmadığını söylüyorlar. TOKi faiz alıyor ya bunun faiz olmadığını söylüyorlar. Devletin almış olduğu faizin faiz olmadığını söylüyorlar. Koca koca fıkıhçılar artık enflasyon miktarı kadar faizin alınabileceğine dair Türkiye’de fetva veriyorlar. Bunlar dönemin hastalıkları. Bunlar gündemin, dönemin hastalıkları.

Sufiler Kur’an ve sünnet mücadelesi verirler. Sufiler hak ve hakikat mücadelesi verirler. Sufilerin canları, başları, malları, nelerine zarar gelirse gelsin, sufiler Kur’an ve sünnetin mücadelesini verirler. Hak yolda yürürler, derilerinin yüzüleceğini bilseler bile! Hak yolda yürürler, darağaçlarında sallanılacağını bilseler bile! Hak yolda yürürler, hakkı söylerler. istediğin hangi zulme maruz kalırsa kalsınlar. Bunu önemsemezler çünkü sufi ölmeden önce ölünüz sırrına kavuşmuştur. Bir sefer öleni siz bin sefer öldürseniz de onu öldürmemişsinizdir. O yüzden döneminde, kendi döneminde meydana gelen bu tip hastalıklarla mücadele eder. Olmazsa olmaz kaidesidir bu. Benim anladığım sufilik, bu ve sufiler bunu da kendilerine ölçü olarak Kuran’dan sünnetten ve ashabın düşünce ve davranış biçiminden kendilerine ölçü alırlar. Olmazsa olmazdır ve sufilerin olmazsa olmaz kaidesidir, dünya hayatının zevklerinden uzak dururlar. Bu sufiliğin olmazsa olmaz kaideleridir. girmeyin canınız istiyorsa yola, geri dönebilirsiniz burdan. Herkese sözüm açık. Ya, biz yapma, ben dünya hayatına, dünyaya bir daha gelecek değilim ya! Yiyeceğim, eğleneceğim, diyorsanız geri dönebilirsiniz. Sufilerin olmazsa olmazıdır, olmazsa olmazıdır.

Sufiler dönemin idarecilerinden yani bürokratlarından dönemin siyasetçilerinden uzak dururlar. Onlara yalakalık yapmazlar. Onlara yanaşmalık yapmazlar. Onların önünde el pençe durmazlar, düğme iliklemezler, onların önünde parende atmazlar. Başlarına ne gelecekse gelsin ama onlara doğruyu nasihat etmekten de geri durmazlar. Bu sufilerin olmazsa olmazlarıdır. Onlara nasihat etmeye devam ederler ama dönemin o mülki amirleri diye tabir edilen, dönemin padişahı, dönemin kadısı, dönemin valisi, dönemin belediye başkanı, dönemin milletvekili, sufiler gidip onlara yalakalık yapmazlar. Sufiler gidip onlara yanaşmalık yapmazlar, sufiler gidip onların önünde el pençe durmazlar, parende atmazlar. Bunlar sufiliğin genel kaideleridir. Hani ben bazen derim ya biz ilk sufilerin yolundan gideceğiz diye, bizim genel kaidelerimizdir bunlar. Sonradan yanıldım demek yok, açık her şey. Sufiler gidip zenginlere yalakalık yapmazlar. Olmazsa olmazımız. Zenginlere yalakalık, onların önünde takla atmazlar. O zengin diye onu başka bir başköşeye oturtmazlar. Yaparlarsa dinlerinin yarısı gider, imanlarının. Sufiler bunu yapmazlar. Olmazsa olmazdır bunlar. Şöhretten uzak durma; sufiler şöhretten uzak dururlar. Etraflarına insan toplamaya çalışmazlar. Çok

derviş olsun, sufilerin böyle dertleri yoktur. Kaliteli derviş olsun, sufilerin derdi budur. O yüzden topluma nasihat ederler, herkese nasihat ederler amma velâkin kendilerine adam toplamazlar, kendilerine insan toplamazlar. Bu en büyük hastalıklardan birisidir. Bizim şu kadar müridimiz var! Alkışladık seni. Sufiler hak ve hakikati tebliğ edip yaşarlar. Çünkü ok doğru olacak ki menziline varsın, yamulmayacak yani! Çevrelerindeki insanlara kendi üzerlerinden olağanüstü bir keramet zuhur ederse onu Allah’tan bilirler. Kendi nefislerini orta yere koymazlar. Kendilerini ne yaparlar, bu noktada hiçliğe atıp ‘la faili illallah’ Allah’tan başka fail yoktur deyip, geri çekerler kendilerini. Allah, bu benim kendimce, dosdoğru, okun dosdoğru olmasını gerektiren unsurlar, ölçüler. Haklarınızı helal edin. Biraz uzadı bu akşam sohbet ama konuyu da böyle bölmek istemedim. O yüzden sürç-i lisan ettiysek affola. El- Fatiha maassalavat. Âmin… Geceniz hayrolsun.

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 4 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-7-6 • Tasavvuf Vakfı Yayınları