Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
Selamünaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Cümlemizi ve cümle ümmeti Muhammed’i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hakkı yaşayan ve haykıran, batılı batıl bilip batıla karşı cihat eden kullarından eylesin. Nerede Müslümanlara haksızlık, hukuksuzluk yapılıyorsa; nerede Müslümanların kanı, namusu, şerefi, haysiyeti, toprakları ayaklar altına alınıyorsa, Cenab-ı Hak hepsini de kahru perişan eylesin. Hepsinin de güçlerini yok etsin. Hepsini de dağıtsın, perakende eylesin. Hepsini de yerle yeksan eylesin. Müslümanların intikamını almayı nasip ve müyesser eylesin. Filistin’e özgürlük nasip eylesin. israil’i dağıtsın, perişan eylesin. Doğu Türkistan’a özgürlük nasip eylesin. Tüm Müslümanlara özgürlük nasip eylesin. Müslümanları esir tutanları kahrı perişan eylesin. Amin. Ecmain.
Hazreti Pir, çalgıcı hikâyesinden direkt başka bir konuya geçti. Konu başlığı; bu, burası, biraz böyle hem fıkıhî hem felsefî olarak buna böyle bakılabilir, normalde tasaddukun, sadakanın, zekatın nerelere, nasıl verilmesi ile alakalı:
“Her pazar yerinde: ‘Ya Rabbi, muhtaçları doyuranların her birilerine verdiklerine karşılık mükafat ihsan eyle. Ya Rabbi, vermeyip saklayanların mallarını da telef et, onları zararlandır!’ diye dua eden iki meleğin dualarını tefsir ve o verici kişinin Allah yolunda mücahit olduğu, heva ve heves yolunda müsrif olmadığı.” (Konu bu.)
“Peygamber dedi ki: ‘Öğüt vermek üzere iki melek hoş bir surette nida ederler: ‘Ey Allah! Muhtaçlara, ihtiyaçları olan şeyi verenleri doyur,
verdikleri her dirheme karşılık yüz bin ihsan et. Ya Rabbi, malını esirgeyenlere de ziyan içinde ziyandan başka bir şey verme!’ “
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hadis-i şerifte şöyle buyurdu: “Her sabah iki melek iner. Birisi şöyle dua eder: ‘Ya Rabbi, malını senin uğrunda harcayana yerine yenisini ver!’ Diğeri de şöyle dua eder: ‘Ya Rabbi, malını vermeyip cimrilik edenin malını helak et!’” (Buhari ve Müslim hadisi)
Hazreti Pir, bu hadisin metnini konu başlığı olarak almış. Hani konu başlığında “iki melek pazar yerine iner, böyle dua eder.” dedi ya, o bölümün hadisteki karşılığı bu. Hani biz Mesnevi beyitlerini, Kur’an-ı Kerim ve sünnet ile şerh etmeye çalışıyorduk. Yani Hazreti Pir Mesnevi’yi Kur’an ve sünnetin şerhi olarak, tefsiri olarak yazmış. Biz daireyi tersine döndürüyoruz. Hani Mesnevi beyitlerini Kur’an, sünnetle anlamaya, öğrenmeye çalışıyoruz. O yüzden Hazreti Pir bu hadis-i şerifi konu başlığı olarak almış ve tekrar ben hadis-i şerifi okumak istiyorum. Resulullah Efendimiz şöyle buyurdu sallallahu aleyhi ve sellem : “Her sabah iki melek iner, birisi şöyle dua eder: ‘Ya Rabbi, malını senin uğrunda harcayana yerine yenisini ver.’ Yani buradaki ibare çok önemli, senin uğrunda harcayana, başka bir noktada değil, Allah yolunda, Allah uğruna harca. ikincisi, melek nasıl dua ediyor: ‘Ya Rabbi, malını vermeyip cimrilik edenin de malını helak et, amin.’” (Buhari, Müslim hadisi). Şimdi böyle olunca iş çok sert bir düzlemde gidiyor. Tabi Hazreti Pir devam ediyor: “Allah yolunda harcayanlar mücahittir.” diyor. Mücahit ne demek? işte Allah yolunda savaşan, mücadele eden kimseler. Hazreti Pir Allah yolunda malını harcayanı da mücahitler sınıfına koyuyor. Çünkü Bakara, ayet 261: “Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yedi başak bitiren bir tohum gibidir.” Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yedi başak bitiren bir tohum gibidir! Hazreti Pir devam ediyor. Mallarını harcayanlar mücahitti ama öbür tarafta ne dedi: “Cimriler helak olur.” Cimri bir kimse de bakın, “Cimriler helak olur.” derken sadece malları helak olur demedi; “Cimriler helak olur.” dedi. Ali imran, ayet 180: “Allah’ın fazlından kendilerine verdiklerinde cimrilik edenler bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır, bu onlar için bir şerdir. Kıyamet günü cimrilik ettikleri şey boyunlarına dolanacaktır.”
Hani Hazreti Pir “Cimriler helak olsun.” derken, bunun da karşılığında ayet-i kerime, ayeti kerimede Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de Ali imran Suresi, ayet 180’de diyor ki: “Allah’ın fazlından kendilerine verdiklerinden cimrilik edenler…” Yani Cenab-ı Hak sana fazlından bir şey vermiş, sen o konuda cimrilik ediyorsun. Bu maddi bir şey de olabilir, bu manevi bir şey de olabilir. Maddi dediğimiz paradır, puldur, maldır, mülktür. Manevi dediğimiz
ilim, bir ustalık, bir şeyde bir sanat erbabı olmak, usta olmak veyahut da manevi ilim erbabı olmak, manevi olarak bir ilmi var onun. Bu da dahil buna. Bunda cimrilik edenler ne oluyor? Helak oluyor. Çünkü Cenab-ı Hak onu kendi fazlından verdi ona. Sen kendince “Ben çalıştım da ben çabaladım da ben okudum da ben şunu yaptım, ben bunu yaptım, ben ben ben ben ben…” değil bu. Bu Cenab-ı Hakk’ın fazlı, ikramı, ihsanı bu. Evet, senin gayretin vardır, çalışman vardır ama bu Cenab-ı Hakk’ın direkt ikramı, ihsanı bu. Sen onu kendi kendine “Ben ben ben.” deme, Allah muhafaza eylesin. O yüzden cömertlik Cenab-ı Hakk’ın sıfatıdır, cimrilik ise insan nefsinin sıfatıdır. Bunda bir de ben zaman zaman sohbetlerde bahsederim ya, bir de cûd ehli olmak vardır. Cûd ehli olmak, Cenab-ı Hakk’ın kendi zatullahına ait bir, direkt zatından çıkan bir sıfattır. O nedir? Bir yerde eksikliği gördün, ihtiyacı gördün, sen istenmeden hareket ediyorsun. Bu cûd ehli olmak. Cömertlik ise isteyene vermek, “ihtiyacım var.” diyene vermek. Cûd ehli olmak, baktın burada bir ihtiyaç var, sen kendiliğinden, istenmeden onu verdin. O da cud ehli olmak. O yüzden malını Allah yolunda harcamak, insanın malını Allah yolunda harcaması, insanın kendi kendisini yakması gibidir. Nasıl kendi kendisini yakması? Bir madeni yakarsan, kaynatırsan, onun saf yönü çıkar meydana, curufu çıkar onun. işte Allah yolunda harcamak, bir insanın curufunu atıp onun saf bir hale getirmesidir, curufunu dışarı atıp saf haline getirmesidir. O yüzden normalde ateşin içerisinde altın kalsa, içindeki demiri, bronzu, bakırı çıkar, altın saf hale gelir. Malını harcayan, Allah yolunda malını harcayan kimse saf haline gelir. Allah yolunda malını, mülkünü, ilmini, zamanını, mesaisini harcamayan kimse ise curufuyla kalır, karışık olur. Çünkü nefis Allah yolunda olmayı istemez.
Allah yolunda olmak tırnak içerisinde sadece para değil, sadece ilim değil, zamanla alakalı mesele de var. Yani sen buraya sohbete geldin şimdi, zaman harcadın. Bir yere sohbete gidiyorsun, zaman harcıyorsun. Başka bir yere giderken bir de para harcıyorsun, bir de sen nefsini koyuyorsun ortaya. Kazası var, belası var, cezası var, radarlar var…Her virajda devlet pusu kurmuş öyle. Tabii virajı dönüyorsun, bakıyorsun kamerayla karşı karşıyasın, gülümse! Gülümsemek üç bin lira. Tebessüm ediyorsun. Öyle devletimize kızmıyoruz, bir de işin o tarafı var. Erdoğan, kaç radar geçtin gelirken? Altın, yedi tane var. Acaba dedim bana mı hususi yapmışlar diye? Demek seninki de aynı. Tabii bir de işin o tarafı var. Yola çıkıyorsun, sadece benzin değil, köprü değil, HGS, yol, mol, ıvır zıvır değil. Ya? Bir de radarlar var. Yani devlet yol yapmış basasın diye, basıyorsun, bir de radardan yolun parasından fazla senden alıyor. işin bir de bu tarafı var. Harcıyorsun yani. Allah için yola çıktın, ticaret için yola çıktın, akraba ziyaretine yola çıktın, dikkat
et. Seksenden yukarı gitme, bazı yerlerde otuza düşürüyor, seksen de kurtarmıyor. Tam bir soygun var. Hukuki, her soygun hukuksuz olacak değil. Asıl soygunlar hukuki olanlardır. Onda kimsenin canı, hani soygunu yapanların hukuken cezai ehliyetleri yok, bu farklı bir şey. Allah bizi affetsin. O yüzden ama bir kimse hevası için, heva hevesi için harcarsa, heva hevesi için infak ederse, sadaka verirse, “Aman desinler.” diye böyle bir şey yaparsa, onunki de müsriflik olarak nitelendiriliyor. Yani o kimse savurgan kimse, o kimse doğru bir noktada değil.
(Telegram yayını yokmuş. Açtım, benim suçum yok. Yok, var Telegram, ha bağlanmamış, bağlanacağım diye uğraşıyor. Ne yapayım işte ben de şey özürlüyüm, ne diyorlar buna? Teknolojik özürlülük. Bağlanacağız şimdi. Diyeceğim şimdi, “Hep bu işler Salim’den oluyor.” diye. Salim de şimdi diyecek ki, “Ya ben günah keçisi oldum.” diyecek. Salim yok mu? Salim, gözümden ayrılma! Sen bunu takip edeceksin, ordan böyle el sallayacaksın bana. Ben “Ne var?” diyeceğim. Sıkıntı yok. Öyle kasma kendini çok, hani “Ben şimdi nasıl müdahale edeyim filan.” Deme. Ordan banırı banırı vereceksin, telegramdan kesinti var diye. Bağırmak değil, banırmak. Aç kapa yapayım mı telegramı veya telefonu? Bağlanıyor diye düşünüyor daha bu. Seninki de mi düşünüyor? Aç kapa yaptım, sizin taktiğinizi uyguluyorum. Siz böyle tamir ediyoruz diye görünüyorsunuz, aç kapa yapıyorsunuz, çalışıyor. Ondan sonra “Tamir ettik.” diyorlar. Bağlandı mı?)
Banırlamakla alakalı bir şey söyleyeyim mi size? Hadi bir sohbete ara vermiş olalım. Şimdi benim annemin halasının oğlu vardı, Allah rahmet eylesin, adı Balcı Hüseyin’di. Uzun boylu, zaten annemin baba tarafı hep uzun boylu böyle, uzunlar yani. Bu Balcı Hüseyin abi bizim annemle tabi işte kuzen oluyorlar, kardeş çocukları. Babamla da arası çok iyi. Zaten bizim eve birisi girip çıkacaksa babamla arası çok iyi olacak, yoksa bizim eve kimse girip çıkamaz öyle. Kadın erkek hiç değişmez. isterse akraba olsun, hiç önemli değil. Babam Allah rahmet eylesin öyle bir insan. Velhasıl bizim Balcı Hüseyin abinin en büyük handikaplarından birisi, kadın dayanmıyor buna. Bizim bildiğimiz altı yedi tane eşi oldu. Evleniyor, boşanıyor, böyle bir şey oluyor, böyle yani ne zaman evlendi, “A evlenmiş Hüseyin abi!” “A boşanmış Hüseyin abi!” Boşandığını şurdan anlıyoruz: Bütün eşyalarını çuvala koyuyor, anneme getiriyor yıkanması için, ütülenmesi için. En son bir evlendi, boşanmıyor bir türlü. Ya biz bekliyoruz hani bundan da boşanacak diye, yok yani böyle merak etmeye başladık, neden boşanmıyor diye. Neyse biz artık gelin diyoruz ona tabi, yedinci mi, sekizinci miydi neydi o. Annem deşti bunu, hani nasıl gidiyor diye. Bizim yanımızda oldu muhabbet, oradan biliyorum. Diyormuş ki şimdi Hüseyin abi başlıyormuş
söylenmeye, bağırmaya. “Banır Hüseyin, banır! Banırdıkça açılırsın Hüseyin, banır Hüseyin!” diyormuş. O temelli kızıyormuş bu sefer ama o “Banır Hüseyin!” diyormuş. Bizde bu “banır” kelimesi kaldı. Annem bazen “Banırı banırı vereceğim.” diyordu, hani “Bağıracağım.” demiyor, o lafı, kelimeyi telaffuz ediyordu. O yüzden bizim ailede ordan kaldı banırmak.
Tabi Hüseyin abi bizim Allah rahmet eylesin, muzip bir adamdı, enteresandı böyle. Ben bir gün cuma günü çarşıya gidiyorum, kadının birisi çevirdi: “Oğlum, burada.” dedi, “Hoca Hüseyin varmış, nerede evi?” dedi. Lan bir durdum, “Hoca Hüseyin olsa olsa bizim Hüseyin abidir bu.” dedim. “Dedim filanca yerde, orada.” dedim, “Çıra kesiyor.” dedim, “O” dedim, “Bak.” dedim, “Uzakta.” Sonra Hüseyin abiye sorduk biz gene, bize geldi. Dedim “Hüseyin abi bu ne Hoca Hüseyin?” “Ya” dedi, “Filanca köye.” dedi, “Arıları götürdüm.” dedi, “Orada bir kadın geldi.” dedi, “Benim.” dedi, “Kızım evlenemedi, evde kaldı.” demiş, hani evlenemedi bir türlü demiş. “Demiş ya ben ona bir muska yazayım, anında evlenir o.” demiş. “Sen al bir kağıdı, muska gibi yap, içine kargacık burgacık bir şeyler yaz, bir de bal mumundan yapıştır onu.” Bir de demiş ki “Bunu taşıyacak evleninceye kadar.” demiş, “Çıkarmayacak, atmayacak da. Nereye gidiyorsa bunla gidecek.” demiş. Demiş evlenecek gidecek. Sen kızın nasibi çık, bir haftada evlen! Bütün köy bunu duydu, yandaki köyler dahil. Her Cuma sıraya, “Hoca Hüseyin!” oldu bizim Balcı Hüseyin.
Bir tane daha bir şey söyleyeyim, muhabbeti kapatayım. Şimdi ara bu şey oldu, ne o, mani sıfata girdi telegramdan. Sen köye git, bir arıları götürmüş. Bunda çok arı var ama iki kamyon arı var bunda, öyle beş on kovan değil yani, öyle kıytırık arıcı değil yani. Köye gitmiş, demiş “Ben tüccarım, ihracat ithalat yapıyorum.” Demiş “Avrupa’ya çok affedersiniz kaplumbağa gönderiyorum.” demiş. “Toplayın istasyona.” demiş, “Demir yoluna getirin kelepirlerle.” demiş, “Sayacağım tanesi şu kadar para, hepinizin parasını da vereceğim.” demiş. Bana anlatıyor,
“Mustafacığım.” diyor, “istasyona bir indim.” diyor, “Gözünün alabil-
diği yer.” diyor, “Kelepir.”
“içleri.” diyor, “Kaplumbağa dolu. Bütün köylü beni bekliyor.” diyor. “Hemen.” diyor, “Kamyonları çağırdım.” diyor, “Arıları yükledim.” diyor. Oradan kaçmamış gene, istasyona gelmiş. Son oturay çünkü geçecek oradan, Bayındır’a gelecek. Demiş ki “Bunları topladınız ama bir şeyi unuttum size” demiş, “Bunların erkeğini dişini ayırın.” demiş. Köylüler anlamış, bunun arkasına takılmışlar. Bu oturaya zor atmış kendini. Bitti!
Evet, bir kimse hevası için mal harcarsa ne olmuş? Bu da o kimse müsrif oluyor. Çünkü heva hevesinden yapıyor. Yani nefsinden yapıyor, zevkinden
yapıyor, gösteriş için yapıyor, dünya sevgisi için yapıyor, “Desinler.” diye yapıyor. Hani birisi sağ elin verdiğini sol eli görmeyecek ya, öyle yapmıyor. Herkese gösterecek illaki, herkesin içinde bir şey yapacak, herkesin içinde bir şey diyecek, dillendirecek. Orada heva giriyor, orada nefis giriyor. O normalde hemen birisi dillendiriyorsa o heva heves yapıyor, bir başkasının yanında görsün diye veriyor o. Heva hevesinden yapıyor o. Öylesini kabul etmeyeceksin de zaten. Sebep? Heva hevesinden yaptı çünkü. Onu kabul etmemekte ibadet. Sebep? Onun heva hevesini engellemiş oluyorsun, onun heva hevesine bu noktada “dur” diyorsun. Yoksa onu alırsan o heva hevesini tatmin edecek, o heva hevesini bu noktada canlı tutacak. Değil! Onun heva hevesini durduracaksın. “Biz mal kabul etmiyoruz, biz para kabul etmiyoruz, bizim böyle bir şeyimiz yok.” diyeceksin ona. Onun heva hevesinin önünü açmayacaksın.
Hani geliyor, birisi geldi diyorum ya, anlatıyorum. Bana diyor: “Bu Cafer’den şikayetçiyim ben.” “Ben de şikayetçiyim.” dedim. “Ben.” dedi, “Süleymancılara yardım ediyorum, Fethullahçılara yardım ediyorum, Risalecilere yardım ediyorum, particilere yardım ediyorum…Buraya da yardım edeceğim, almıyor dedi. “Doğru, bu almaz.” dedim ben. Bak şimdi bu adam bunları sıralıyor, heva hevesini koyuyor orta yere. Birisi bir fukaraya bir şey vereceği zaman bir başkasına gösteriyorsa, birisi birisine yardım edeceği zaman bir başkası görsün, bir başkası bilsin diyerekten bunu…Bu heva, burada nefis gizlidir, şeytan gizlidir burada. Onun görülmesini istiyorsa, bunu andırıyorsa, o heva hevesinden veriyor onu, o Allah için harcamıyor onu, burada tehlike büyük. O kimsenin parası heva hevesinden gitti, doğru bir harcama değil o. Allah muhafaza eylesin.
O yüzden hak için harcayacak. Zekatını verirken Allah için verecek, sadakasını verirken Allah için verecek, birine bir şey yardım ediyorsa Allah için verecek. Kimseye göstermeyecek bunu, kimseye andırmayacak bunu. Bazen birkaç arkadaş bana böyle cesaretini toplayıp “Ya işte siz gece dağıtım yapıyorsunuz, gündüz yapsanız olmaz mı?” dedi. “Sana ne?” dedim ona, “Sana mı soracağız gece mi dağıtacağımızı, gündüz mü dağıtacağımızı?” dedim, sustu. Bu, Hazreti Hasan Efendimizin sünnetidir, gece dağıtmak. Kimse onu görmezdi, ne dağıttığını. Gece yarısından sonra Medine’nin varoş sokaklarında sırtına vururdu dağıtılacak olanları.
Kendisi teker teker dağıtırdı. Hatta Medineliler dedikodu ederdi, insan-
lar dedikoducudur.
Ehlibeytin arkasından dahi dedikodu yaparlar, hala daha yapıyorlar zaten. Nasıl yapıyorlar? Hani diyorlar ya hani “Hazreti Hüseyin Efendimiz işte Kûfe’ye gitmekle haksızdı, mevcut devlet sistemine karşı geldi.” diyen böyle
zırtabozlar var ya, Allah muhafaza eylesin. Hazreti Hasan Efendimizin de böyle kendilerince Medineliler “Dedeleri gibi cömert değil.” deyip dedikodu yaparlardı ama vefat ettiğinde bir baktılar ki sırtında nasır var. Sordular: “Bu nasır neden? Sırtında nasır var, omuzlarında nasır var, sırtında nasır var?” O zaman ona yardımcı olan kimse dedi ki: “Her gece,” dikkat edin, “Her gece Hazreti Hasan Efendimiz Medineli fukaralara sırtında onlara tasadduk taşırdı.” Zaten vefat ettiğinin sabahında Medineli fukaralar sokaklara döküldüler: “Velinimetimiz vefat etti.” diye. O yüzden hani hadis-i şerifte: “Sağ elinin verdiğini sol elin bilmeyecek.” Onu gösteriyorsan yanlış yapıyorsun, nefsinden yapıyorsun onu. Sen heva hevesine uydun. O tasadduk tasadduk değil, o sadaka sadaka değil, o yardımlaşma yardımlaşma değil. Onda heva heves var ama hak için harcayacaksa, o zaman o kimse ne yaptı? Hiç kimseye göstermeden, hiç kimseye andırmadan bu tasaddukunu yaptı. işte o, cihat oldu. Hazreti Pir’in cihat dediği şey bu. Onun cömertliği, onun tasadduku cihat yerine geçti. Ama o birine andırdı, gösterdi böyle işte. Nefis onu istiyor çünkü. “Biz kaç tane talebe bakıyoruz!” Haaa! Baktın sen, çok hayırlı bir iş yaptın! Onu senin söylemeye hakkın yok. Sen onu söylüyorsan heva hevesine uydun. Sen onu andırmayacaksın, sen onu göstermeyeceksin, sen onu beyan etmeyeceksin. O zaman ne oldu? Cihat oldu.
Cömertlik Allah’ın sıfatıdır. ‘El-Vehhab’ ismi şerifi, ‘Er-Rezzak’ ismi şerifi, ‘El-Kerim’ ismi şerifi. Cenab-ı Hakk’ın sonsuz isimleri vardır. Cömertlik de onun sıfatıdır ve onun herhangi bir sıfatının içerisinde binlerce sıfat vardır daha, yüz binlerce sıfat vardır daha. O yüzden cömert insan yeryüzünde Allah’ın sıfatsal tecelliyatıdır. Cömert insan. Cûd ehli olan kimse de Allah’ın zatî tecellisidir, cûd ehli olmak. O yüzden cömert, sıfatsal tecelliyattır. Ama kime cömert? Allah yolunda koşana, Allah için yapana, Allah için yapana! Bir de kimlere cömertlik yapacağız onu da şimdi sıralayacağız. O yüzden hani, zekat veren, sadaka veren, hayır hasenat eden, bu konuda bilfiil kendisi yapsın veyahut da aracılıkla yapsın, bu konuda birisinin aracı olması dahi o kimse Allah’ın eli oldu. Cömert kimse Allah’ın elidir. Bir kimse o cömertliğe hizmet ediyor, Allah’ın eli oldu. Şimdi bizde bir ekip var, örneğin işte onlara diyorum ki ben, Allah razı olsun hepsinden de diyorum, “Geceleri dağıtın, kimse bu konuda bilmesin, anlamasın, birbirlerinize de söylemeyin, konuşmayın birbirlerinizin arasında da.” diyorum. Gece dağıtım yapıyorlar. Allah’ın eli onlar, Allah’ın eli! Dün gece de öyle bir faaliyet vardı, Allah hepsinden de razı olsun inşallah. Allah’ın eli hükmünde oldu. Hiç kimse görmeden, hiç kimse bilmeden gece yarısı tık tık tık tık tık tık tık iş bitti. Allah’ın eli oldu. Veren kimse de Allah’ın eli oldu. Çünkü veren verileni de tanımıyor, veren verileni de tanımıyor. Bu, ben kendimce
söylüyorum, muhteşem bir şey. Allah daim etsin inşallah. O yüzden burada zekattır, sadakadır, infaktır…Aslında ben onu tersinden okurum hep. ihtiyacı olan fakir fukaraya verilen bir şey değildir o. Ben asıl veren için bunu konuşurum, buna böyle hizmet eden, buna böyle sebep olan için konuşurum. Bu nedir? Bu normalde, o kimseyi hani verene hizmet eden, hani veren, ortada hizmet eden o kimse aslında nefsini yakıyor.
Kolay bir şey değildir para harcamak, kolay bir şey değildir ilim harcamak, kolay bir şey değildir zaman harcamak. Yani kolay bir şey değildir. Yani sen rahatından vazgeçip gece yarısı dağıtım yapacaksın, işte yorulacaksın, ne bileyim bir sürü şey, kolay bir şey değil bu. Veyahut da veren kimse zekat hesaplarken adamın eli ayağı titriyor. Hatta ben diyorum: “Bana hesaplatmayın.” diyorum, “Ben sizin hesabınızı yapmam.” diyorum, “Sizin yaptığınız gibi de yapmam.” Diyorum. Ben çünkü. diyorum, “Bunu nereden aldın” “ticaretten,” “koy zekata.” diyorum. “Bunu nereden aldın”, “ticaretten,” “koy zekata.” Benim hesabım başka. Allah bizi affetsin. Şimdi o veren kimsenin de yani kolay bir şey değil, yani beş lira, on lira oldu mu bedava, hemen veriveriyor insan. Ama adamda sermaye var, bir milyar verecek, iki milyar verecek. Kolay bir şey değil o. Öyle para büyüyünce vermek de zorlanıyor. O böyle eli titremiyor, yüreği titriyor onun. Adamın birisine zekat dedim bana hesaplatma, bana hesaplatırsan dedim, sıkıntı olur, e bir söyledim, “Bu kadar vermen lazım.” Dedim, adam dergahı terk etti. Hiç vermemiş ömrü hayatında. Kolay bir şey değildir vermek, gerçekten çok zordur. Gündüz bayanlara anlattım bayanlarla alakalı. Kadın diyor işte efendim nasıl vereceğim diyor. E dedim sen vereceksin, altınlar senin. Adam ne versin senin dedim zekatını. “Nasıl vereceğim, dedi. Bileziğin ucundan keseceksin, dedim. Kadının rengi gitti, uçtu, bembeyaz oldu. içimden dedim “Eyvah!” dedim ya. Kadınların altınına, parasına, puluna dokunacağına canını al. Hatta diyeceksin ki bak “Ruhun kabzedilecek, buradan keselim mi ruh mu gitsin?” Ruha “Bay bay!” diyecek, altına dokunma. Ona sakın dokunma. Neden? Altını kalsın onun, ruh gidiyorsa ondan gitsin, “bay bay, güle güle.” Kadınlar için daha zor bu. Tabi cimriler için de daha zor. Cimrilik ve cömertlik arasındaki fark. Bir insan cimri olunca Allah muhafaza eylesin. Yani cimri mesela dervişlik yapamaz. Cimri bir kimse bize derviş olamaz, mümkün değil. Bakın, mümkün değil, tutunamaz burada, duramaz burada. Benim laflarımı da yiyemez çünkü. Cimri demek, Allah’ın lanetine uğramış insan demek. Ne işi var burada? Zikrullah halakasında da duramaz o, kirli, pis adam o. Gerçekten cimri insan, Allah muhafaza eylesin. Allah hiç kimseye nasip etmesin cimriliği. O yüzden normalde o hani, (Allah Allah nereden ne açıldı ya? Vallahi nereden ne açıldıysa açıldı gitti.
Burada gidiyor, kopuyor ortalık burada, vallahi koptu gitti ortalık.) Veren kişinin malı eksilmez ama hani malı eksilmez ama onun nefsi küçülür. Veren kimsenin benliğini kırar o kimse, nefsini kırar ve o veren kimsenin kalbi nurlanır. Bakın, kalbi nurlanır ama Allah yolunda, Allah için verirse.
“Fakat nice esirgemeler vardır ki vermeden iyidir. Allah, malını Allah’ın buyurduğu yerden gayriye verme ki hadde hesaba sığmaz hazine elde edesin ve bu surette kafirlere, küfranı nimet edenlere katılmayasın.”
Her verme ihsan değilmiş, her esirgeme cimrilik değilmiş. Demek ki o verme doğru noktada, doğru yerde olursa o verme doğru verme. Eğer verme doğru yerde doğru noktada değil ise, o zaman o doğru verme değil. O zaman ne oldu o esirgeme, hani yanlış yere vermemek cimrilik değil. Doğruya vermek doğru, yanlış yere vermemek ise cimrilik değil. O yüzden asıl mesele burada, bir şeyi verirken ne verirsen ver bakın, burda ben sadece para, mal, mülk, eşya noktasında söylemiyorum bunu. Sen kendinden bir şey fedakarlıkta bulunuyorsun, bu ne olursa olsun. Ben böyle söyledim deyip de sakın zekatını vermemezlik etme, cimrilik etme, gücünün yettiğini ver ama burada sadece meseleye maddesel bakma. Senin bir hastanın koluna girmen de vermektir, senin bir hastanın şifasına sebep olman da vermektir, gücünün nispetinde ona dua etmek de vermektir, onu ziyaret etmek de vermektir, bir yetimin başını okşamak da vermektir, bir ihtiyara destek olmak da vermektir, bir yük taşıyanın yüküne yardımcı olmak da vermektir. Cömertlik her alandadır, sadece maddi planda değil.
Kadının birisi geldi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerine, dedi ki: “Sen ne dolanıyorsun burada?” Dedi, “Buyur.” dedi, “Şu benim.” dedi, “Yükümü al, getir bana.” Allah’ın Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri o kadının yükünü, çuvalını aldı sırtına. Kadın Medine’nin arka sokaklarına doğru gidiyor, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem de arkasından onun yükünü götürüyor! Cömertlik her alanda. Şimdi kadının birisi genç bir delikanlıya diyecek ki “Şu benim yüküme yardımcı ol.” Kimse yardımcı olmaz. Yani diyecek ki “Benim şu yükümü şurada benim evim, şuraya kadar götürüver.” Kim götürecek? Cömertlik her alanda. Şu bardağı götürmek dahi cömertlik, hizmet etmek cömertlik. Herkes gücünün yettiğince cömert olmak. O yüzden veriliş istikameti önemli. Cömertlik yaptın, yardımcı oldun, destek oldun, yer ve istikamet önemli ama nice esirgemeler vardır ki vermekten hayırlıdır. Yani sen doğru yere, doğru noktada vereceksin. Eğer bir kimseye verdiğin şey onu isyana sürüklüyorsa, o verdiğin şey onu harama sürüklüyorsa veyahut da isyana düşmüş, harama düşmüş, kumara düşmüş, ne bileyim işte içkiye düşmüş, hovardalığa düşmüş, sen
ona yardım edeceğim diye uğraşıyorsun. Onun nesine yardım ediyorsun? Onun sen daha haramına yardım ediyorsun. O veriliş doğru veriliş değil.
O parayı bulunca dudak boyasına gidiyor, o parayı bulunca saç boyasına gidiyor. Öbürkü parayı bulunca, erkek bulunca lotoya, totaya gidiyor, kumara gidiyor, ata, puta gidiyor. O parayı bulunca bir tane daha bira içeceğim diye uğraşıyor. Öbürkü parayı buluyor, “Koltuğumu değiştireceğim.” diye uğraşıyor. Öbürkü parayı buluyor, “Ben bu perdeler lüks değil. Yani kaç işte ben bunları değiştireyim…” Ya daha yeni değiştirdin, ne zaman değiştireceksin? Onun evindeki perde benim evde yok. israfa gidiyor. O zaman ona veriş, doğru veriş değil. Onun nankörlüğe sürüklüyorsun, onun tembelliğe sürüklüyorsun, onu aymazlığa sürüklüyorsun. “Nasıl olsa o zekat geliyor ona, oh!” O bir bakmışsın ha Antalya’da tatilde. “Nerde?” “E, tatile gitmiş.” “Ne tatili ya? E o her yıl gidiyormuş.” “Gitmesin mi yani?” “Gitmesin mi yani?” “Evet ya, gitmesin mi yan, doğru” “E dedim”, “Biz gitmiyoruz hiç.” Dervişler öyle dedim, genelde hani böyle kendisini derviş gibi görenler gitmez. Ha vardır gidenler, kimsenin görmediği koya. “Kimse yokmuş orada.” Tabii, yat, yattan cumburlop tabi! E dedim hanım nasıl giriyor? Dedim bikini, mayo filan? E dedi, kimse yok ya dedi. Ha tamam! Kimsenin olmadığı yerde kadın da bikiniyle giriyor. Rahat konuşuyorum şimdi dervişlikten şey yaptılar, serfinaz ettiler. Demişler ki, laf bu, direkt söyleyeyim mi: “Abdullah Efendi bu kadar sert değildi.” Ben sertmişim! Allah Allah dedim ya, şeyh efendi bunu duysa dedim, bu mevzuyu dedim, müsaade etmezdi dedim ben ya. Böyle bir şey söyleseniz müsaade etmezdi. Allah bizi affetsin.
Şimdi veriş doğru noktada olacak, doğru insan olacak, doğru hareket olacak. Öbür türlü vermeyeceksin. O vermemek sevap, o vermemek de cihat. Yanlışa vermemek de cihat. Doğruya vermek ne kadar büyük cihatsa, yanlışa vermemek de o kadar büyük cihat. Öyle “Ya şimdi darılırlar ben vermezsem, ya ben şimdi vermeyeceğim ama laf yaparlar, dedikodu ederler arkamdan. Ya ne yapayım işte akraba ama ben şimdi vermesem arkamdan bir sürü dedikodu yapacaklar…” Ya veriyorsun, adamı nankörlüğe, adamı tembelliğe itiyorsun, adamı aymazlığa itiyorsun. Adam çalışmıyor, adam iş yapmıyor. Ona göre iş yok hiç, herkese göre iş var, ona göre iş yok. Neden? “Topluyorlar nasıl olsa ona” Allah bizi affetsin. O yüzden öyle kimselere vermek aslında zulüm. O kimseye zulmediyorsun sen. Onu çünkü tembelliğe, onu israfa doğru yönlendiriyorsun. Onu çünkü nankörlüğe doğru yönlendiriyorsun. O çünkü çalışmayacak hayatı boyunca, hep öyle geçinecek. Allah bizi affetsin. Hep de andırır o: “Biz et yiyemiyoruz.” Senin ciğerin yanar. Et yiyemiyormuş arkadaş. “Çocuklara bir şey alamadık.” Andırıyor! Andırdı
mı o dileniyor demektir. islam dilenmeye karşıdır. Andırdı, dilenmektir o. Allah muhafaza eylesin.
O yüzden o Bakara Suresi, ayet 195: “Allah, malını, Allah’ın buyurduğu yerden gayriye verme.” Allah yolunda infak edeceksin sen, Allah’ın buyurduğu yere vereceksin. O zaman buradaki ölçü Allah’ın rızası. Cenab-ı Hakk’ın gösterdiği yoldan yürüyeceksin, şeriatın hududunu çiğnemeyeceksin. Verdiğin sadaka, verdiğin zekat, her ne verdiysen senin haramı desteklemeyecek, batılı beslemeyecek, tembelliği körüklemeyecek. O zaman bu infak olmuyor, bu ifsat oluyor. Bozuyorsun, bozuyorsun, infak etmiyorsun, ifsat ediyorsun. Şimdi insanlar gösteriş için yapıyor bunu çünkü Desinler! “Bak ya köye zekatını gönderdi.” Bir de koskocaman tabela yazdırmış: “Filanca kimsenin zekatıdır.” Gür gür gür gür kamyonu göndermiş köye. Bu değil! Bu değil! Allah bizi affetsin. O yüzden Bakara, ayet 188: “Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin.” Sen malını batıl yola yedirme, sen ilmini batıla harcama, sen mesaini batıla harcama, sen zamanını batıla harcama. Batılla arana perde çek, duvar çek ki Hazreti Pir devam ediyor: “Hâd ve hesaba sığmaz hazine elde edesin.” Sen normalde doğruya harcarsan ve yanlıştan kendini kurtarırsan, vermeyi Allah emrine göre ayarlarsan, o zaman için hem dünyada hem de ahirette sana bekabillah hazinesinin kapısı açılır, sana gani kapısı açılır, sen El-Gani olursun. Gani sıfatı senin üzerinde tecelli eder. Çünkü ayeti kerimede: “Her ne harcarsanız Allah onun yerine yenisini verir.” der, fazlasını verir.
Sen bir harcarsın, sana yediyüz verir, sana yedi yüz bin verir, sana yedi milyon verir. Sen bildiğin bir ilmi aktarırsın, Allah sana bilmediklerini öğretir, senin kalbine ilham eder. Sen saçtıkça Allah sana verir. Ama doğru yere saçacaksın. Zerre-i miskal, kıl kadar dahi ince noktada yanlışa harcamayacaksın. Yanlışa harcarsan, nasıl bire yediyüz verdiyse, senden bire yediyüz de almasını bilir. Yanlışa harcamak yok, batıla harcamak yok, heva hevese harcamak yok. Ömrünü heva hevese harcama, zamanını heva hevese harcama, ilmini heva hevese harcama, şeyhliğini heva hevese harcama, dervişliğini heva hevese harcama, çavuşluğunu, zakirliğini, heva hevese harcama. Yoksa bunun hesabını veremezsin. Semazenliğini heva hevese harcama, mıtribanlığını heva hevese harcama, dervişini heva hevese harcama. Bir el tutmuşsun mübarek bir el, kimin elini tuttuysan tuttun. O dervişliğini heva hevese harcama, hesabını veremezsin. Yoksa sen küfran-ı nimet edenlere katılırsın. Senin nimetin küfür olur o zaman. Allah muhafaza eylesin.
Cömert görünürsün ama Cenab-ı Hakk’ın sana vermiş olduğu nimetlere nankörlerden olursun. Sen zenginsin, içki masasına para harcarsın, pavyona para harcarsın. Sen helak olursun, sen küfre vesile oldun, sen yanlışa vesile
oldun, sen eksikliğe vesile oldun. Sen Kur’an ve sünneti seniyyeyi yaşama ve yaşatma mücadelesi olmayan bir kimseye kalktın, “Onlara tasadduk ettim.” dedin. Sülalede iyi tanınasın diye, herkes seni iyi bilsin. “Ooo, filanca cömert insandır.” Kime yaptı cömertliği? Ayyaşa, berduşa, içkiciye, kumarcıya yaptı. Heva hevesine yaptı, şeytana hizmet etti, batıla hizmet etti, deccaliyete hizmet etti. Başka bir yere hizmet etmedi. Çünkü Allah yolunda koşana veremez o. Çünkü Allah yolunda koşana verilecek olan ancak nurdur. Veren nurdur, alan nurdur. Veren mücahittir, alan mücahittir. O kimse veremez oraya. Neden? O kimse cimri çünkü. Neden? O kimse müsrif. Neden? O kimse küfre hizmet ediyor.
Neden? O kimse heva hevese hizmet ediyor. Neden? O kimse nefsaniyete hizmet ediyor, deccaliyete hizmet ediyor o. Allah muhafaza eylesin. Çünkü cömertlikte, cömertliğin altı, üstü, sağı, solu, sınırı Allah’tır, Kur’an ve sünnettir sınır, başka bir şey değil. Allah muhafaza eylesin. O yüzden gafletle ve gaflete verilen her ne var ise ondan bir sevap beklenmez. Allah muhafaza eylesin.
“Kafirler, kılıçları Mustafa’ya üstün olsun diye develer kurban eder-
Kafirler ne yaparmış? Kılıçlarımız üstün olsun diye develer kurban ederlermiş. Niyeti Allah için olmayanın kurbanı kurban olur mu? Değildir. Niyeti Allah için olacak bir kimsenin. Ne yapıyordu? Kılıcı galip gelsin diye, menfaatleri artsın diye, egemenlikleri sürsün diye adak adıyorlar, kurban kesiyorlar, şirk düzenine hizmet ediyorlar. “Kurban verdik filanca yere”, ah ah ne kadar güzel! Kim yedi etini? Nereye gitti? Nereye gitti, gittiği yeri biliyor musun? Hayır! Gösteriş yaptın. Allah muhafaza eylesin. Enfal, 36: “Kafirler mallarını insanları Allah’ın yolundan alıkoymak için harcarlar ve harcayacaklar da. Sonra bu onlar için bir pişmanlık sebebi olacaktır. Sonra da mağlup olacaklardır. Kafirler toplanıp cehenneme sürükleneceklerdir.” Kafirler mallarını insanları Allah’ın yolundan alıkoymak için harcıyorlar. Sen malını ne için harcadın? insanları Allah yoluna çekmek için, Allah yolunda koştutturmak için mi harcadın yoksa din düşmanlarına, kafirlere yardım etmek için mi harcadın? Sen kurbanını kime verdin? Sen sadakanı kime verdin? Sen zekatını kime verdin? Kime hizmet ediyor o verdiğin zekat? Kime hizmet ediyor o verdiğin sadaka? Kime hizmet ediyor o verdiğin kurban? Kime hizmet ediyor senin yaptığın yardım? Şirk düzenine mi hizmet ediyor? Müşrik sistemine mi hizmet ediyor? Nereye hizmet ediyor? Ağababası CIA mı, ağababası Mossad mı, ağababası ingiliz istihbaratı mı? Nereye hizmet ediyor senin verdiğin para, pul, zekat, topladığın şey nereye hizmet ediyor? Kim topluyor? Kimler topluyor? Senin verdiğin kurbanla
kurban derileriyle o uçaklarda şampanyalar mı patlatılıyor? Senin verdiğin kurbanla kurban derileri deniz kenarlarında birilerinin tatillerine peşkeş mi çekiliyor? Ne oluyor? Aa, bir gazetede haber: “Ne! Şampanya patlatıyorlar uçakta!” Senin deriler gitti uçakta şampanya oldu. Senin deriler, senin kurbanlar gitti deniz kenarında tatil mezesi oldu. Senin kurbanlar gitti sucukçuya sattılar. Aa, ne oldu? Basıldı sucukçuya satılmış kurban etleri. Allah muhafaza eylesin, amin.
“Allah emrini Allah’a ulaşmış birisinden sor, öğren. Her gönül Allah
emrini anlayamaz.”
Hazreti Pir diyor. O yüzden Kur’an ve sünneti anlamak için sadece bilgi değil, sadece okumak değil, ona ilm-ü ledün lazım. Senin ilm-ü ledünden haberi olmayan bir kimsenin Allah’ın ayetlerini anlaması mümkün değil. Okuyabilir ama manasını bilmez. Çok güzel tecvitli okur, mana önemli. Mana! O kimse Allah’a ulaştıysa, nefsinden arındı. O kimse Allah’a ulaştıysa kalbi temizlendi. O kimse Allah’a ulaştıysa ilham ehli oldu. Sen dinin inceliklerini ondan öğren. Yoksa zahir ilimde kalmış, batından haberi yok, senin ondan alacak olduğun bir ilim de yok. Çünkü her gönül Allah’ın emrini anlamaya, feraset açılmamıştır. O gönül ferasete açılmış olacak. Ferasete açık değil ise o yüzeysel okudu, yaşamadı, anlamadı. Mana yok onda. O ham sofuluk yaptı, mana yok. Çok güzel okudu, idrak yok. Çok güzel okudu, fiiliyat yok. Çok güzel okudu, benim gibi gece sabaha kadar uyudu. Çok güzel okudu ama çok güzel okudu ona buna taş attı, kendisi bir şey yapmadı. Üç kişiyi evine toplayıp onları zikir yaptıramadı. Beş kişiyi toplayıp onlara yemek yediremedi. Allah için yaşayamadı ama çok güzel okudu. On kişiyi toplayıp da onlara Allah’ı anlatamadı ama benden fazla biliyor o. Eleştirmeye gelince de benden fazla beni eleştiriyor. Topla yap, Allah yolunda harca, isteme hiç kimseden. Yürü. Deccaliyete hizmet etme! Deccaliyete hizmeti Allah hizmeti zannetti. Müslümanların, müminlerin ardından atıp tutmayı Allah hizmeti zannetti. Nefis perdesini aralayamamış, levvameden Mülhimeye geçememiş, kendini Allah yolunda hatta mücahit gördü. O kadar mücahit gördü ki benim diyen dervişten de, şeyhten de fazla çok mücahit ama Allah’ın emrini anlayabilecek nefis terbiyesi yok. Allah muhafaza eylesin. Kalbini safileştirememiş, kalbini tenvir edememiş ama ona çat, buna çat, onu beğenme, onu beğenme, ona laf söyle, ona laf söyle. Kimsin ya? Kimsin? Ama nefis onu öyle gösteriyor: “O büyük zat o, büyük derviş o…” Gelmiş bir de ne diyor bana: “Ben burda arkadaşları düzeltmeye geldim.” diyor. He ya bizi düzeltecek burda. Kendini öyle bir allame görüyor. Kulağına eğildim: “Beş vakit namazı kıl da gel.” dedim. Kaldı. Dedim “Böyle yapmam kimseye ama” dedim, “Sen önce beş vaktini bir tamam kıl da gel.”
Beş vakit namazını tam kılamayan bizi düzeltmeye gelmiş buraya. Sen beş vakit namazını tam da kıl da gel. Senin Fatiha okuyamıyor dediğin insan beş vakit namazını kılıyor. Sen Fatiha’yı tecvitli okuyorsun ama beş vakit namazı kılmıyorsun, edepsiz adam! Sen önce nefsini bir vur yere: “Ya Rabbi, ben beş vakit namazı tam olarak kılamıyorum. Beni bu zikredenlerin yanında eyle” diye dua et. Öyle dua edeceğine arkadaşları düzeltmeye gelmiş. “Önce.” dedim, “Beni düzelt sen”, benim dedim eksikliklerimi söyle, benden kaynaklanıyor her şey. Bayağı bayağı bana söyleyecek. Allah razı olsun dedim ya. Yok baktım hani insan kibirlenene, kibirleniniz var ya. Kulağına eğildim, dedim kimse duymasın etrafımızda kimse yok ama dedim “Sen beş vakit namazı bitamam kıl da gel.” dedim. Önce onu bir nefsinde terbiye et! Önce bir nefsini terbiye et sen, bir beş vakit namazı tamamen kıl, zamanında kılmasan da kıl! Bir nefsini terbiye et öyle. Allah bizi muhafaza eylesin.
“Yersiz ihsan, asi bir kölenin gûya adalet ediyorum, ihsanda bulunuyorum diye padişahın malını asilere dağıtmasına benzer. Kur’an’da ‘Onların bütün ihsanları hasretten ibarettir’ diye gaflet ehlini korkutan bir ayet vardır.”
Burdan devam edeceğiz. 2230. beyitten. Sürç-i lisan ettiysek affola. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. El-Fatiha maassalavat. Önümüzdeki hafta Allah izin verirse inşallah tam Muharrem’in 10. gününe denk geliyor herhalde değil mi cumartesi? Öyle mi? Ben öyle hesapladım ama öyle oluyor herhalde değil mi? Önümüzdeki hafta inşallah cumartesi gün sohbet konumuz Kerbela, Ehlibeyt. Eyvah! Selamünaleyküm.
TASAVVUF VAKFI MERKEZ
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 8 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
Yazıya Çeviren: Leyla Tuba Toptaş • ISBN: 978-625-92876-1-4 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, İhsân, Nefs, Kalb, Sünnet, Şeyh, Muhabbet, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı