Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mesnevi Şerhi ·

Mesnevî-i Şerîf 701-703. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inden Mesnevî-i Şerîf 701-703. Beyitler Şerhi — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvufî şerhi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 2 • 36/53

Mesnevî-i Şerîf 701-703. Beyitler Şerhi Hakkında

701-703. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

“Emirlerin veliahtlık için savaşları ve birbirlerine kılıç çekmelerine kı-

Hani bu aslında Yahudi ama Hiristiyan görünümlü vezir vardı ya böyle bir hatırlama babından hikayeyi baştan alalım. Bunlar Yahudiydi kendileri ama Hıristiyan dini mensuplarıyla savaşmak için kendilerince bir oyun, bir tezgah kurdular ve o vezir, Hristiyan din alimi papaz gibi Hristiyanların içerisine girdi. Hristiyanların içine girerekten onlara farklı farklı öğretiler sundu. Farklı farklı risaleler yazdı. Tabi buna normalde mesnevi dilinde tomar diyor ama risale. Sakın Said i Nursi’nin risalelerine gitmesin, aklınız. Öyle bir şey değil. Böyle tomar, farklı farklı. Birinde bir şey haram dedi, öbürkünde helal dedi. Birinde bir şey doğru dedi, öbürkünde yanlış dedi ve bu her tomarı da birisini görevlendirdi. O tomarı ona verdi. Ona dedi ki ben öldükten sonra halife sensin. Bunu dedi ben öldükten bir müddet sonra bunu açıklayacaksın. Sana karşı çıkarlarsa, sen de onların dedi kafasına vur, öldür. Öldü o vezir. Vezir öldükten sonra artık her tomar sahibi kendisini halife görüyor. Her tomar sahibi kendisini halife görünce meydana çıkacak an, zaman bekliyor.

“O emirlerin birisi öne düşüp o vefalı kavmin yanına gitti dedi ki: ‘İşte o zatın vekili zamanede İsa halifesi benim. İşte tomar, ondan sonra vekilliğin bana ait olduğuna dair burhanımdır.”

Elinde de bir belge var, icazet var, bugünkü manada, bir tomar var. Dinin hukuku ve hükmünün yazıldığı, kendince ve ona da bir icazet var. Onun

halife olduğuna dair ve onu, o da bu belgeye dayanaraktan diyor ki ben buranın halifesiyim.

“Öbür emir de pusadan çıkageldi. Hilafet hususunda onun davası da

bunun davası gibiydi.”

Başka bir emir daha, onun da elinde bir tomar var. Onun da elinde halife olduğuna dair bir belge var. O da çıktı meydana dedi ki ben de halifeyim. Bak benim de elimde bir tomar var. Benim de elimde bir icazet var.

“Oda koltuğundan bir tomar çıkardı, gösterdi. Her ikisinin de Yahudi

kızgınlığı başladı.”

Yahudiler sert tabiatlı insanlardır. Kavim olarak, topluluk olarak, acımasızdırlar. Bu tarih boyunca Cenab ı Hak Yahudi kavmine çok peygamber göndermiştir, ıslah olsunlar diye. Onlar asla ıslah olmamışlardır. Peygamberleri şehid ettiler. Peygamberlerden sonra gelen velileri şehid ettiler. Önüne geleni yıktılar, kırdılar, döktüler. Yahudi milleti ne yazık ki böyle tarih boyunca insanlığın içerisinde kan döken, zulmeden bir millet oldu hep ve Cenab ı Hak onlar ıslah olsunlar diye öbür kavimlerden daha fazla onlara peygamber gönderdi. O yüzden Yahudilerin gaddarlığı, acımasızlığı ondan sonra bu noktadaki böyle sertliği meşhurdur insanlık tarihi içinde. Her ikisinin de Yahudi kızgınlığı başladı.

“Diğer emirler de bir (bir katar olup, hepsi de birbirinin ardınca katar deyince birbirinin ardına gidiyor) bir katar olup (birbirlerinin ardınca davaya kalkışıp keskin kılıçlar çektiler. Yine hepsi de kılıçların çekip halifelik davasına kalktılar.) Her birinin elinde bir kılıç ve bir tomar vardı. Sarhoş filler gibi birbirlerine düştüler. Yüz binlerce Hristiyan öldü, bu suretle kesik başlardan tepe oldu. Sağdan soldan sel gibi kanlar aktı. Havaya ağlarcasına tozlar kalktı.”

Hani sarhoş fil, kendinden geçmiş bir fil ne yapar? Ortalığı tozu dumana katar. Sarhoştuk, her sarhoşluk etrafa zarar verir hep. Her sarhoşluk, bu manada. Şimdi konu halife. Bir Yahudi, gerçekte din alimi, Hristiyanların içerisine girdi ve onlara farklı farklı din anlattı ve onların da hepsine halifelik verdi. Benden sonra halife sensin dedi. Sizsiniz dedi. Halife birinin yerine iş yapan, halife birinin yerine iş yapan, vekil kişi demek. Vekil, birinin adına iş yapıyor. Bunun kur’ani literatürü ilk nerde kullanıldı? Adem aleyhisselam’la. Cenab ı Hak meleklere dedi ki ben bir halife yaratacağım. Bu normalde Bakara 30. ayet. Cenab ı Hak dedi ki ben bir halife yaratacağım. Melekler dediler ki sen yeryüzünde fesat çıkaracak, yeryüzünde kan dökecek bir varlık mı yaratmak istiyorsun? Cenab ı Hak onlara dedi ki siz bilmezsiniz, Allah bilir ve başka bir yine ayet i kerimede de Davut

Aleyhisselam için diyor, biz seni yeryüzüne halife ettik. Artık halk içinde gerçek üzere hükmet. Ben bunları böyle kısa kısa aldım ki hani halifeliğin kur’ani manasından hareket edelim.Her peygamber, her peygamber, Cenab ı Hakkın yeryüzündeki halifesi hükmündedir ama Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri, hem cinni taifesine hem de insanlara peygamber olarak gönderildiğinden, o yeryüzünün halifesi değildir sadece, bütün ins ve cinniye gönderildiğinden dolayı, o bütün varlığın halifesi noktasındadır. Sufiler, Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerini varlığın başlangıcı olarak görürler. Varlığın başlangıcı. Varlığın başlangıcı olunca o bütün varlık aleminin bu manada halifesi hükmündedir.

Bir halifeye bakarken, bu manada bakacağız ve bir peygamberler Allah’ın emirlerini, Allah’ın haramını, Allah’ın helalini, Allah’ın insanlardan istediklerini, insanlara tebliğ eder. Allah’ın tanınması, Allah’ın bilinmesi için Allah’ın tanınması ve bilinmesi için özel, hususi görevlendirilmiş kimselerdir. Seçilmiş kimselerdir. Onlar, Cenab ı Hakk’ın onlara vermiş olduğu ilmi ledünle ve onları, onları bu noktada ilahi bir şekilde vahiyle donattığından, onlar ilmin ve hakikatin merkezi hükmündedirler ve onlar yine Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin üzerinden konuşmamız gerekirse, heva ve heveslerinden konuşmazlar hiç. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri için hüküm böyledir. O heva ve hevesinden hiç konuşmadı ve Cenab ı Hakkın seçtiği en önemli halife olduğundan yine başka bir ayet i kerimede Allah’a iman edip, Allah’ı zikredenler için peygamberde güzel örnekler vardır. O güzel örneklerin sahibidir. Güzel örnekler onun üzerinden tecelli eder. O yüzden biz Allah’ı tanımada, Allah’ı bilmede, kur’anı anlamada, kur’anı anlamada, dini yaşamada ölçümüz ve rehberimiz Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleridir. Biz, hadisleri inkâr edenler ve hadisleri komple reddedenleri biz de reddederiz. Biz de onları inkar ederiz ki din hem ibadet olarak, hem hukuk olarak, hem de Allah’ı bilme noktasında anlaşılması için Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerine müracaat etmemiz gerekir. Bu ara televizyonlarda moda olan, televizyonlarda dinimizi ifsad etmeye çalışan, onların yaptıkları ilim değil, onların yaptıkları insanları aydınlatma değil. Bir sosyoloğu getiriyorlar oraya koyuyorlar, sosyolog habire konuşuyor. Hadislerin hepsini de reddediyorlar. Bir kimse hadisleri komple reddediyorsa bilin ki o islam dinini ifsad etmeye çalışan işte bu vezir gibi bir kimse, bu vezir. Bakın Hz. Mevlana mesnevisinde bugünlere ışık tutuyor bize. Bir vezir ne yaptı? Dinle alakalı bir sürü tomar yazdı ve o tomarları farklı gruplara dağıttı ve farklı grupların başına da ne yaptı? Birer tane halife seçti ve bir yerde doğru dediğini öbür tarafta yanlış dedi.

Bir yerde fazilet gördüğünü, öbür tarafta faziletsizlik olarak gördü ve insanların içerisinde fitne çıktı. Taslaman diye bir kimse çıkıyor. Adı tastamam olan kimse çıkıyor, hadisleri komple reddediyor.Bunu alkışlayan profesörler var. Bunu alkışlayan kendince üniversite çevresinden insanlar var. Ben böyle profesörler var, üniversite çevresinden insanlar var deyince, canları sıkılıyor. Canınız sıkılmasın.Canınız sıkılmasın! Neden bir ilahiyatçıyı konuşturmuyorlar da, bir sosyoloğu konuşturuyorlar? Neden bir hadisçi konuşturmuyorlar da bir sosyoloğu konuşturuyorlar? Kalple alakalı tıbbi bir meseleyi göz doktoruna konuşturuyorlar mı Türkiye’de? Ekonomi ile alakalı bir meselede matematikçi kimseyi konuşturuyorlar mı? Ama söz konusu olan din olunca siyasetçisi konuşuyor, ekonomisti konuşuyor, sosyoloğu konuşuyor, herkes konuşuyor. Herkes de uzman bu konuda, bakın herkes de uzman. Allah muhafaza eylesin. Peygamberler, Allah’ın tanınmasını, doğru tanınmasını doğru bilinmesini, dinin doğru uygulanmasını sağlayan, seçilmiş insanlardır. iyi, namaz kılın. Kaç rekat kılacağız? Secde edin, nasıl secde edeceğiz? Hadisler yok. Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinin hadislerini reddettik, kim secdeyi tarif edecek bize? Birisi dese ki sandalyede oturdun secde ettin dese, ne diyeceğiz biz ona? Birisi sabah namazı kılıyor. Kaç rekat olduğu belli değil. Ne yapıyorsun? Namaz kılıyor adam, sabah namazı kılıyor. Ya nasıl? Basbayağı. Nasıl kılıyor? Kafasına göre kılıyor ama olmaz böyle! Neye göre olmaz. Neye göre olmaz? E sana göre olmaz. Neden? Sana göre olmaz da bana göre neden olmuyor? Senin aklın benim aklımdan üstün mü? Benim aklım senin aklından mı üstün? Taslamanın mı aklı üstün, Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin mi aklı üstün? Dini bir mesele oldu, dini bir meselede hadisleri inkar eden Taslaman gibi kimselere mi uyarsınız, yoksa peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bir sözü var, ona mı uyarsınız?

işte peygamberler yeryüzünde Allah’ın birinci derecede halifeleridir ve onlar, onlar Allah’ın dinle alakalı, bütün her şeyini insanlıkla alakalı bütün her şeyi insanlara aktarmakla mükelleftirler. Seçilmiş insanlardır. Bir de ayriyetten bir hadis daha var, hepimizi sorumluluk altına alan bir hadis. O da ne, ‘hepiniz çobansınız ve hepiniz güddüklerinizden sorumlusunuz.’ Hepiniz çobansınız, hepiniz güttüklerinizden sorumlusunuz. Halife bir çobandır. Güddüklerinden sorumludur. Burdaki halifeden kasıt ne? Devlet başkanı. Burdan, halifeden kasıt ne? Bir topluluğun sorumluluğunu üzerine almış kimse. Devam ediyor: ‘Erkek, ailenin çobanıdır. Güddüklerinden sorumludur.’ islam dinine göre, ailenin reisi erkektir. Aile, bütün ailesinden sorumludur. Eşinden ve çocuklarından, elinin altındakilerden sorumludur erkek. O yüzden islam’ın genel doğrusudur bu, erkekler eşlerinin

yemelerinden, içmelerinden, dini öğrenmelerinden, çocuklarının yemelerinden, içmelerinden, eğitimlerinden, her şeyden sorumludur erkek. O sorumlulukları kaldırabilecekse, evlenmeye kalkar. O sorumlulukları kaldıramayacaksa, evlenmeye kalkmaz. Birisi ona evlilik teklif ederse der ki ben bu sorumlulukları götürebilecek noktada değilim. Yine kabul ediyorsa karşı taraf o zaman evlenir. Öbür türlü bunun konuşulmasına gerek yoktur. Evlenmeye çıkan bir erkek eşinin ve çocuklarının sorumluluğunu üzerinde taşır. Sorumludur o. Kadın kocasının evinin çobanıdır. Güddüklerinden sorumludur. Kadın da kocasının ve evinin çobanıdır. Kocasından da sorumludur kadın, sadece evin içerisinde erkek ailenin reisidir. Eşinden, çocuklarından sorumludur ama kadın da evinden ve eşinden sorumludur o da bu noktada çoban hükmündedir. O da kendisini başıboş koymaz. Ne yapacak? O da evde bir noktada halife hükmünde. Hizmetçi, efendisinin malının çobanıdır ve güddüklerinden sorumludur. Bir yerde çalışıyor bir kimse, orda işçi, orda patronun malından sorumlu. Onun malına zarar gelmesin, onun malının tanesine zarar gelmesin. islam ahlakı, çalışan insanların üzerine böyle bir yük yükler. Sen bir tane tuğlayı kırığı ver, kırmayacaksın. O demir parçası atıver, atmayacaksın. Orda çalışıyorsan, titiz bir şekilde çalışacaksın. işyerinin malını, parasını, pulunu, heder etmeyeceksin, çalıştığın yerde zamandan hırsızlık yapmayacaksın.

Bir sigara molası vereyim ya! Nerden çıktı sigara molası? Sen onunla anlaştın, sekiz saat, bilfiil çalışacaksın. Sekiz saat bilfiil çalışacaksın sen, o mola veriyorsa, o verecek molayı. Sen kendi kafandan mola veremezsin. Sen kendi kafandan tuvalete kaçamazsın. Sen kendi kafandan çalıştığın yerde nafile namaz kılamazsın kardeşim, sen çalıştığın yerde hani biz fıkıh dilinde nafiledir o, öğlenin ilk sünnetini kılamazsın. Patronundan izin alacaksın. Farzlar için izin almana gerek yok ama sünnetler için nafileler için izin alacaksın. Devlet dairesinde çalışanlar izin alamazsınız. Başınızdaki müdür de size izin veremez. Onun da hakkı yok bu konuda. islam böyle ince düşünür. Adam resmi dairede çalışıyor, çarşıda bir dolaşayım geleyim. Gidemez islam hukukuna göre, nafile namaz kılamaz islam hukukuna göre yapamaz. izin alacak, iş yerinin sahibinden izin alacak. Sorumlu. Evet, hepiniz çobansınız ve güttüklerinizden sorumlusunuz. Buhari, Müslim. Herkes çoban. Herkes sorumlu. Öyle bir islam toplumu düşünün, herkes sorumluluğunun bilincinde ve herkes sorumluluğunu yerine getiriyor. Herkes, boşluk yok hiç. Hiç boşluk yok. Şeytan ve nefis araya girmiyor hiç. Şeytan ve nefis ortalıkta dolaşmıyor. Boşluk yok. islam’ın en güzel noktalarından birisi, hiçbir şeyi başıboş bırakmaz. Cenab ı Hak ayet-i kerimede ‘siz başıboş bırakılacağınızı mı zannediyorsunuz’ diyor. Başıboş bırakılmıyor hiçbir şey. Bu, normalde genel

olarak halifelik, Bir halifelik daha var, siyasi. Bu ne? Devlet başkanı. Bizim konumuzun dışı bu şimdi. Bu siyasetle alakalı, bununla alakalı en önemli siyaset ile alakalı halife kim? Dört tane, Hulefa i Raşidin dediğimiz, Hz. Ebubekir radiyallahu anh Hazretleri birinci halife, ikincisi Hz. Ömer, üçüncüsü Hz. Osman, dördüncüsü Hz. Ali radıyallahu anh hazretleri. Biz bunlara ne diyoruz? Hulefa i Raşidin diyoruz ve Hz. Ebubekir radiyallahu anh hazretlerinin halifeliği tavsiye edilmiş. Kim tarafından? Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri tarafından tavsiye üzerine ama aşere-i mübeşşere seçmiş yine, seçimle gelmiş. Seçimle gelmiş, tavsiye var ama seçimle gelmiş. ikinci yine tavsiye ile geliyor. Kim? Hazreti Ömer radıyallahu anh Hazretleri. Ona da Hz. Ebubekir radiyallahu anh hazretleri bir tabiri caizse evrak yazıyor. Diyor ki benden sonra Ömer’i seçin, bir tavsiyede bulunuyor. Neden bunu söyledim? Burdan şimdi ehl i tasavvufa giriş yapacağım.

Ehl i tasavvufa giriş yaparken, o icazet tavsiye ve halifenin seçimi ve atanmasının bu noktada Sünnet i Resulullahtan bir delil, olması gerekir. Hz. Ömer radıyallahu anh hazretleri ne yapıyor? O tavsiyede bulunmuyor. Hatta sözü meşhurdur. Diyor ki eğer ki yazılı tavsiyede bulunursam, arkadaşım, kardeşim olan ve ilk halifem olan Hz Ebubekir radiyallahu anh hazretlerinin sünnetini, yolunu takip etmiş olurum ama yazmazsam, yazmazsam Peygamberim, dostum Muhammed i Mustafa’nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetini yerine getirmiş olurum diyor ve Hz. Ömer radıyallahu anh hazretleri tavsiye mektubu yazmıyor kendisinden sonrasına. Ne yapıyor? Yine o seçime giren Aşere-i Mübeşşere, Hz. Osman efendimizi seçiyor. O da şehit edildikten sonra, o da yazmıyor arkadan herhangi bir kimseye, o da şehit edildikten sonra Aşere-i Mübeşşere kimi seçiyor. Zaten dört kişi kalıyorlar o dönemde. Bir de Hz. Ali radıyallahu anh hazretleri var, beş kişi. O iki kişisi, Hazreti Ali efendimizi seçince, bu sefer de Hz. Ali radıyallahu anh hazretleri halife olarak seçiliyor. Demek ki bu manada halife olarak bir tavsiye mektubu gibi işaret edilir mi? El cevap, evet. işaret edilmez mi? Evet. ikisi de doğru mu? ikisi de doğru. Bakın, ikisi de doğru. Bir, birisini tavsiye edebilir. iki, tavsiye ederse, biz ona icazet diyoruz, bir icazet yazar. iki, yazmaya bilir de, sufilikle alakalı ama devletle alakalı böyle değildir. Devlet kendince kendi yöntemini belirler, kendi yöntemini belirledikten sonra kendi yönteminin üzerine gider. Mesela Hz. Ali radıyallahu an hazretlerinden sonra Muaviye geçti ama Muaviye geçmezden önce, Hz. Hasan efendimizi seçtiler o esnada. Hz. Hasan efendimiz, hutbeye çıkıp devleti idare etmekten feragat etti, hakkını da Muaviye’ye devretti. Dedi ki ben hakkımı Muaviye’ye devrediyorum Muaviye kendi sağlığında devlet başkanı

olarak oğlu Yezidi tayin etti. Hz Hüseyin Efendimiz buna karşı çıktı, dedi ki bu seçimle olması gerekir, atamayla değil.

Seçimle olması gerekir, bugünkü dilde söylüyorum, atamayla değil. Buna karşı çıktı ve kargaşa da burdan çıktı zaten, atama ile değil seçimle olması gerekir diye. Bu, devlet yönetemi ile alakalı bu, bakın bu devlet yönetemi ile alakalı. Peki, bu meseleyi aldık getirdik Mesnevi okuyoruz ya şimdi, bu mesele de dinle alakalı. O zaman dini olarak dergahlarda, tarikatlarda, şeyhler var bu şeyler de ya vefat etmezden önce ne yapıyorlar? Birilerine böyle icazet yazıyorlar. Diyorlar ki ben öldükten sonra filancadır halifeniz ve hatta kendi sağlıklarında, kendilerince, kendi halifelerini tayin ediyorlar. Diyorlar ki benim halifem filanca, örneğin. Dergahlarda bu tip işlerin yönetilmesi, işte zikirlerin yapılması değişik beldelerde bölgelerde o dergahın işlerinin yürütülmesi için hiyerarşik bir yapılanma vardır. Bu yapılanma, Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin hadislerinden, onun sünneti seniyyesinden çıkarılır. Mesela, bir seriye komutanı var. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri on kişiyi bir yere gönderirken başlarından bir tane imam tayin ediyor. Bir seriye komutanı tayin ediyor, küçük bir grup. Bunu sufiler, ehl-i tarikat, böyle küçük bir grubu zikir yaptıracak orda, dergahın adabına erkanına, ondan sonra, ordaki işleri yapacak olan kimselerin bu noktadaki adını çavuş olarak nitelendiriyor. Diyor ki bu kimse çavuştur, böyle köylerde, küçük kasabalarda, mahallelerde, bunlar o şeyhin adına ders yaptırırlar, zikir yaptırırlar, işte sohbet ederler, arkadaşlarıyla kardeşlik yaparlar. Onun adı çavuş. Dergaha başlangıçta da normalde yeni daha orası, o kardeş de yeni daha. Ardından o kendisini yetiştirir, kendisini dizayn ederse, bir çıt üstü ne oluyor? Nakip oluyor. Onun adı nakip. Bizim dergahta da böyleydi, nakip. Hz Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin zamanında da Hz. Peygamber efendimizin nakipleri var. Değişik beldelerde, değişik bölgelerde, değişik kavimlerde, onlar Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin adına, insanlara din öğretiyorlar, insanlara kur’an ve sünneti öğretiyorlar, insanlara orada dinin ahkam ve hikmetlerini anlatıyorlar. Bunların adı ne? Nakip ve bunlar her ay Hz Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin oraya, Medine’ye gelip rapor veriyorlar. Ne yaptıklarına dair. Bunlardan rapor alan da kim? Nükeba. Hadislerde geçer bu. Nakiblerin üstünde, nükebalar, nükeba var. Bu nükebalar, nakiblerin üstünde. Bunlar da ne yapıyorlar? Nakiplerden almış olduğu raporları, Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerine aktarıyorlar. Öyle başıboşluk yok hiçbir zaman.

işte ehl-i tasavvuf, bunu kendine ölçü almış. Bunu kendine ölçü alaraktan ne yapmış? Kendileri de Hz. Peygamber sallallahü vesselam hazretlerinin sünnetine uyaraktan, nakipliği oluşturmuşlar. Bu nakipler de ne yapıyorlar?

Şeyhin adına ders veriyorlar, şeyhin adına zikir yaptırıyorlar, şeyhin adına kur’an ve sünneti anlatıyorlar, şeyhin bir şekilde vazifelerinin bir kısmını yerine getiriyorlar orda. Bunu normalde Allah rahmet eylesin, şeyh efendi hazretleri kendi sağlığında nakiplere icazet verdirdiydi. Bütün, o gün için dergahın içerisinde ne kadar nakib varsa, önce nükebbaların icazetini verdirdi, bu eskiler bilir, Nevşehir’de bir evinin altında bir oda vardı. Odada önce şeyh efendi nükebbaların, nakib i nükebba deniyor, nakiplerin üstündeki nükebba. Onların icazetlerini verdirmişti. Allah rahmet eylesin Ahmet Duran abi ye verdi. Ödemiş’te Adil kardeşler vardı. Adileverdi. Bu fakire verdi. Ondan sonra işte şeyde, Hollanda’da Mustafa vardı, Mustafa’ya verdirdi. Aklımda kalanları söylüyorum, aklımda kalmamış olan vardır belki de haklarını helal etsin onlar da, dergahın içerisinde o zaman için beş tane mi ne nakib i nükebba vardı dergahta, bunların hepsini de şeyh efendi Allah rahmet eylesin, icazetlerini kendi sağlığında verdi. Bunu söylememin sebebi şu. Bir nakib i nükebba şeyhlik yapabilir çünkü. icazetli bir nakib i nükebba. Burdan şimdi devam edeceğim, sonra bu nakib i neükebbalara şeyh efendi dedi ki oğlum nakiplerinizi yazın dedi. Onların da icazetlerini burda yazın dedi. O zaman Ahmet Turan abi, işte özür dilerim Nevşehir’de bizim bir Akif Hoca vardı. Akif Hoca’ya da nakib i neükebba icazeti verdi şeyh efendi, Allah rahmet eylesin, ondan sonra, bu kadardı bildiğim, hatırladığım bu kadardı.

Başka varsa bilmiyorum. Var mı hatırlayan başka nakib i neükebba? Hatırlıyor musun, sen hatırlıyor musun Sait başka? Bunlardı değil mi?Evet, olur mu olur hatırlamam ben, o kardeş de alınır veya ilmi saklamak gibi olur, Allah muhafaza eylesin. O yüzden kendimi teyit ediyorum, tekrar, ondan sonra, hoş o icazet töreniyle alakalı şey duruyor, ne o, kasetler duruyor. Ordan arkadaşlar izleyebilirler. Bu nakib i neükebbalara Şeyh Efendi hazretleri, Allah rahmet eylesin, dedi ki oğlum nakiplerinizi de siz yazın dedi. O kardeşler de kendilerince nakipleri yazdılar. Bana da dedi o zaman, Mustafa Efendi, sen de yaz dedi bana. Ben de dedim ki efendim, siz kimi derseniz ben onu yazarım. Siz söyleyin, ben yazayım dedim. Oğlum herkes yazıyor ya dedi böyle bana. Yazıyorlar efendim dedim ama siz söyleyin ben yazayım dedim. Ondan sonra dedi ki olmazsa Bursa’da ayrı tören yaparız Bursa için dedi. Emredersiniz efendim dedim. Hatta orda dedi ki şimdi bunu böyle söyleyeyim delil olarak da kalsın, işte Caferi yaz oğlum dedi, işte Adnan’ı yaz dedi, Hüseyin’i yaz dedi, şimdi delil olarak kalsın diye söylüyorum. Bizim eskiden bir Dikkaldırım’da Mehmet vardı, Mehmet abi, ondan sonra, Hacı Mehmet’i onu dedi yaz dedi bana. Efendim siz yazın deyin, ben yazayım dedim. Ondan sonra oğlum onları yaz, yazsaydın dedi. Efendim, siz yazın

deyin ben yazayım dedim tekrar. Yaz demiyor bana. Bana dedi ki Bursa’da dedi o zaman tören yaparız. Peki efendim dedim. Onun gerçekten de isteği, Bursa’da böyle bir tören yapmaktı. Severdi bizi. Allah razı olsun, kardeşleri severdi. Sonradan onun ardından zaten şeye gitti, Hollanda’ya gitti, Hollanda’dan hatta bana dedi ki Mustafa Efendi, oğlum bir tören yap dedi. Orda dedi arkadaşlara dedi icazetlerini hani ver dedi, bana şimdi bunu da böyle söylerken, hakkınızı helal edin, biz beraberken bu sadece kendi içimizde bu, bana sırf halifelik yaptırıyor. Ben de diyorum ki böyle bir şey bana söyleme. Ben dergahtan giderim Efendim, hakkınızı helal edin. Ben bir makam için burda değilim diyorum. Bana dedi ki oğlum tören yap orda dedi pilav dağıt, işte arkadaşların icazetlerini ver. Efendim, siz gelin, siz geldiğinizde verelim dedim. Bakın sözlü olarak, Cafer’in, Adnan’ın, Hüseyin’in nakipliği, sözlü olarak var, yazılı olarak yok ama sözlü olarak var. Tabii Hacı Mehmet abinin de. Evet bu dergahlarda nedir bu da bir frtgah adap, erkan, usulü olarak bu oturmuş yerleşmiş, ardından akipten sonra ne gelir? Şimdi konumuz halife.

Halife de nedir? Şeyhin adına her şeyi yapar halife. Bir şeyhle halifenin arasında fark yoktur. Bir ince perde vardır. Şeyhi sağdır. O yüzden edeb eder, bir adım gerisinde durur. Eğer şeyh efendi ona halifem dediyse sözlü olarak, yazılı olarak verdiyse onun halifesidir ama halife aynı zamanda da şeyhtir. Çünkü ona halifelik icazeti yazıldığı anda şeyh efendi vefat ettiğinde o halife şeyh hükmündedir anında. icazeti var çünkü. Tarikat adabında bunun da altını çizin, kendisinde şeyhlik icazeti ve halifelik icazeti olmayan bir kimsenin şeyhlik veya halifelik icazeti yazması uygun değildir. Tarikat adabında kendisinde, kendisinde şeyhlik icazeti veya halifelik icazeti olmayan bir kimsenin, bir başkasına şeyhlik veya halifelik icazeti vermesi mümkün değildir. Bir kimsenin nakib i nükebba icazeti var ise nakib i nükebba icazeti bir başkasına verebilir çünkü tarikat adabında bir nakib i nükebba halife hükmünde, şeyhlik yapabilir. O yüzden o nakib i nükebba icazet verebilir, icazet yazabilir, bakın icazet yazabilir. Nakiblik icazeti yazabilir ama nakib i nükebba icazeti, tekrar ediyorum, birisine sen nakibi nükebbasın diyebilir. Kendisinden sonra nakib i nükebba tayin ediyor ama icazet yazamaz ona. Neden? Kendisi de nakib i nükebba, bir üst olması lazım. Şimdi tasavvufi manada, halifelerin, tasavvufi manada halifelerin işi, yine hadis i şerife biz müracaat ederekten söyleyeceğiz. Şeyhlerin, velilerin, halifelerin işi yani o kimse bir dergahın başında şeyh, üstat adına biz üstat diyelim, şeyh diyelim, mürşid diyelim, mürşid-i kamil diyelim. Biz adına onun herkes kendince kendi yolunda bir ad koyuyor ya bakın bu da boşlukta değildir. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri ashabına diyor ki Allah’ın

rahmeti benim halifelerimin üzerine olsun, diyor. Allah’ın rahmeti benim halifelerimin üzerine olsun.

Ashap diyor ki senin halifelerin kim Yaresulallah? Kimler, senin halifelerin kimler. Ashap hiçbir şeyi boşta bırakmıyor. Hepsi de Cenab-ı Hakk’ın hidayet nuruyla nurlanmışlar, boşluk yok. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri cevap veriyor. Sünnetimi ihya eder ve insanlara öğretirler. O zaman Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin halifeleri, yani veliler, mürşitler, üstatlar, şeyh efendiler, biz adına ne diyorsak diyelim, bunların neymiş özelliği? iki özelliği varmış. Bir, Sünnet i Resulullah’ı ihya ederler, yani kendi üzerlerinde yaşarlar. ikincisi neymiş? insanlara da Sünnet i Resulullah’ı öğretirler. iki vazife, iki önemli özelliği var bunların. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin manevi halifelerinin iki özelliği var. Bir Sünnet i Resulullah’ı yaşarlar kendi üstlerinde. iki, bu Sünnet i Resulullah’ı insanlara öğretirler. Bunlar da ne oluyor o zaman, bunlar da tarikattaki halifeler oluyor ve tarikatta veya sufi manada tasavvuf ehlinde, halife denilince artık o son makama gelmiş oluyor. Ondan sonraki bir makam hiyerarşik olarak yok. Çavuş, nakip, ondan sonra halife. Halifelik haline gelince artık o normalde ne yapmış oldu, bir şeyh, bir üstat, bir veli noktasına geldi ve dergahlarda tarikatlara yeni giren kimse, kendisine derviş dedirttirmez. O taliptir. Şeyh Efendi, Allah rahmet eylesin, hepimiz talibik derdi. Talip o, dervişim demek yoktur tarikatın adabında. Biz talibiz, biz muhibiz, biz kardeşiz orda. Bunu söylerler. O talip bir müddet oraya gider gelir. Ondan sonra o ders alır ordan, oraya tabi olur. Tabii olduktan sonra ona eskiden bir dervişlik icazeti, daha doğrusu bir taliplik icazeti verilir. O taliplik icazetini alır, orda devam eder. Ha taliplik icazetini alıp devam ederken işte bir rüya görür, bir hal görür, bir şeyler olur veyahut da başındaki üstadı görür veya başındaki nakibi görür. Ona çavuşluk verir, o orda bir müddet bir bölgede ders yaptırmaya başlar. Ondan sonra ne yapar? O kimse eğer kendisini geliştirirse, ona nakiblik verilir. Bunun içerisinde bir de eskiden serzakir dedikleri zakirlik vardır. Bu da nedir? Bir bölgede, bir beldede zikir yaptıran kimse demektir. Mesela orda üç tane çavuş vardır da bir tane de serzakir vardır. O bütün çavuşlar, o serzakire tabi olurlar. Neden? O hepsinin üzerinde zikir yaptırıyor. Her zikir yaptıran serzakirdir örneğin. O bölgenin o zakiri hükmündedir. Eğer ona zakirsin dedilerse. Zakirsin demedilerse o çavuş hükmündedir. Orda yine çavuşluğa devam eder.

Şimdi bazen kardeşler sen burada ders yaptır deyince hemen kendini zakir hükmünde görüyor. işte bu da doğru değil. Ha zakir görse ne olacak. Bir şey olmaz da bir şey olmaz herhangi bir şey olmaz ama kendini böyle havalandırmayacak insan, kendini havalandırmadan devam edecek ve böylece

mesela mevlevilerde de halife noktasına gelen bir kimseye normalde dede denir ona da. O da post sahibi olmuştur artık, posta oturur. Posta oturunca o dede olur. Mevlevilerde ancak dede posta çıkar ancak dede ortaya semaya çıkar. Dedenin haricinde, postnişin haricinde, yani postnişlik görevi yapanlar değil, ortaya semaya çıkan, ancak üstad çıkar ortaya da. Üstadın haricinde hiç kimse ortaya semaya çıkmaz. Ortaya birisi semaya çıkarsa küstahlık yapmış olur, haddi aşmış olur, edebi korumamış olur. Çıkmayacak, oturacak, hatta postun üstüne de ayağı ile basmaz. Bir tek üstat postun üzerine ayağıyla basar. Üstadın haricinde hiç kimse postun üzerine ayağıyla çıkmaz. Mevlevilerde veyahut da bütün ehli tarikatta üstadın durduğu bir yer vardır, ders yaptırdığı bir yer vardır. Ders yaptırdığı bir yer vardır. O ders yaptırdığı yere hiçbir zakir, hiçbir nakip, hiçbir nükebba oraya çıkıp orada ders yaptırmaz. Oraya oturmaz, adaba riayet eder çünkü orası Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin makamı olarak görülür orda ve üstadın makamıdır ancak o, onun halifesidir. Onun halifesi olduğu için ancak üstat o postun üzerine çıkar ancak üstat oraya oturur, orda ders olacaksa, orda ders yapacak olan kimse üstadın oturduğu yere oturmaz. Hemen onun sağ tarafına oturur ancak kendi yerine üstadın bulunduğu yere kendini oturtmaz, kendini koymaz. Üstat derse ona, o zaman yapar. Bu fakir bu konuda icazetli idi, o yüzden yapardık biz ama benim bildiğim dergahta başka ikinci bir şahıs yoktu. Ben dergahın her tarafına gider işte problemleri çözmek için gider gelirdim falan fişman işte ikinci bir şahıs yoktu veya rüyaları, halleri tevil edecek ikinci bir şahıs yoktu dergahta. Bayanlar dahil buna.

Sonradan türedi bunlar. Şeyh efendi vefat ettikten sonra türedi hepsi de. Kimisi duyuyorum şimdi bana geliyor bazen böyle olur mu diye. Yok şeyh efendiyi rüyamda gördüm, bana şunu verdi, yok şeyh efendiyi rüyamda gördüm bana bunu verdi, yok şeyh efendiyi gördüm rüyamda şunu dedi, bunlar tarikatta doğru ölçüler değildir. Doğru ölçüler değildir. Bir şeyhin ağzından çıkacak. Sen şusun burda, eyvallah, eyvallah veya yazacak, eyvallah. Ağzından çıkmadı. Ha o dedi o gece o der rüyamda ben filancayı gördüm, yarın böyle yapacaksınız der, doğru değil. Ölçü doğru deyil. Allah muhafaza eylesin. Evet, işte dervişlerden bir kimseye çalışan bir kimseye, normalde ona bir şeyhlik verilirse icazetsiz, yazmamış. Birine demiş ki sen şeyhsin. O kimse şeyhlik yapar ama bir başkasına şeyhlik icazeti yazamaz. Neden? Kendisinde icazet yok. Bir kimsenin şeyhlik icazeti yazabilmesi için kendisinde de şeyhlik icazetinin olması lazım. Şeyh efendi hiç kimseye şeyhlik icazeti vermedi, hiç kimseye. Bu aynı zamanda da dergahla alakalı bir reel bir ne o analiz olmuş oluyor. Şeyh Efendi hiç kimse yazılı olarak benim bildiğim şeyhlik icazeti vermedi. Benden, bizden saklı, gizli verdiyse eyvallah,

söyleyecek bir lafım yok. Böyle bir şey vermedi, e vermeyince bizim dergahta şeyhlik icazeti olan hiç kimse kalmadı. Zaten Allah affetsin, şeyh efendi bu zahiri adaba göre de veremezdi zaten. işin bir de o var. Neden? Kendisinde de zahiri olarak şeyhlik icazeti yoktu. Çorumlu Hacı Mustafa Efendi hazretleri ona yazmamış. Benim şeyhim ha! Sakın ha, küçümsemek gibi değil. Bunu ben çok önemsiyor muyum? Hayır, bak önemsemiyorum. Ben bunu önemsiyor muyum? Hayır ama şeyh efendi doğru hareket etti. Onu söylemeye çalışıyorum. Nedir bu? Kendisinde yazılı icazeti olmadığından, hiç kimsede yazılı icazet vermedi. Beş tane nakib i nükebba, beş tane olması lazım, nakib i nükebba icazeti verdi. Hiç kimseyi de halife olarak tayin etmedi, ilan etmedi daha doğrusu. Ya bak, bir kişiyi dahi dergahı toplayıp filanca halifenizdir demedi. Ölmez’den önce Ahmet Turan abiye ve bana telefon açıp siz şeyhliğinizi ilan edin dedi. Ahmet Turan abi ilan etti.

Ben dedim ki böyle bir şey ben yapmak istemiyorum. Böyle bir şey de kabul etmiyorum Efendim hakkınızı helal edin. Ben böyle bir şeyi ilan edemem dedim telefonda. Ben ilan ettirmesini bilirim dedi. Sonra başka arkadaşlara ilan ettirdi ondan sonra, o orda kaldı öyle. Kimisi dedi geri alındı. Kimisi dedi yok ileri gitti. Ben zaten böyle bir şey de dedim ki ben böyle bir noktada değilim. Böyle bir şey de kabul etmek istemiyorum dedim. Ha tabii şeyhinin söylediğini reddetmek de mümkün değil. Tabiri caizse yani işte buraya koyduk dedik. Bize böyle bir şey lazım değil dedik. Öyle kaldı. Sonradan bir kargaşa çıktı zaten bir sürü olaylar oldu falan fişman ama şeyh efendinin bana direkt ağzından ilan et şeyhliğini dediğini biliyor muyum? Evet. Bir başkasına ilan ettirdi. Sonra dediler ki almış geri, o onun bileceği iş. Bana aldığını söylemedi. Bu ayrı mesele. Gittim, dedim aldığını söylüyorlar. Yok öyle demedim dedi. Yalan söylüyorlar dedi. Ne dediyse kendisi ile alakalı herkes mahşerde herkes kendi hesabını kendisi verecek ama benim arkadaşlara bir sözüm vardı. Ben yine o sözü onun yanında söylediydim. Hiçbir zaman dedim ben ölünceye kadar dedim sizin önünüze ben şeyh oldum diye dedim size böyle bir şey söylemeyeceğim. Söylersem benim sakalımdan tutun yüzüme tükürün dedim. Onun yanında söyledim. Aslında şeyh efendi sağ olduğu müddetçe, şeyh efendi burda durduğu müddetçe sözüm bu, şeyhim sağ olduğu müddetçe ve şeyhim varken hiçbir zaman gelip de sizin önünüze ben şeyh oldum, ben oldum dersem, sakalımdan tutun yüzüme tükürün dedim. Şeyhimin sağlığında da hiç böyle bir şey demedim. Herkes şahit. Ben hala da demedim. Ben hala da demiyorum. Hatta diyorum ki ben şeyh değilim. Tekrar tekrar söylüyorum bunu, ben hiçbir zaman şeyh olamayacağım. Ben şeyh değilim. Böyle bir şeyde de gözüm yok. Allah bizi affetsin inşallah. Biz kur’an ve sünnete hizmet edelim,

o bize yeter inşallah. Evet. Bir kimseye icazet verilirse, halife icazeti ve şeyhlik icazeti o kimse bir başkası vaya bir başkasına halife icazeti, şeyhlik icazeti verebilir. O kimse de ne yapar? Şeyhlik yapar. O kimse de ne yapar, yetişen kimselere icazet verebilir. O yüzden normalde asla ve asla bu o yoksa böyle bir şey verilmez.

Tabii mevlevilerde veya tarikatlarda bu halifelik törenleri vardır. icazet törenleri vardır her tarafta farklı farklıdır. Şeyh Efendi, Allah rahmet eylesin, böyle avuç içini avuç içine böyle normalde baş parmakları birleştirir, alnını alnına değer, iki dizini iki dizine değer, onun onları normalde yeniden akit yaparaktan icazetlerini verirdi. Eğer bu noktada internette vardır. Herhalde var değil mi? O icazet töreni, ordan okuyabilirsiniz, bakabilirsiniz, dinleyebilirsiniz inşallah ve ondan sonra onlara işte değişik virdler verilir. Değişik dersler verir. Ondan sonra böylece devam eder halifelikle alakalı. işte bu vezir bir sürü halife icazeti verdi ve hepsine de farklı farklı tomarlar verdi. Onlar da ne yaptılar? Birbirlerine düştüler. Burda şuna gelmeye çalışıyorum. Bu halife adayları sarhoş filler gibi birbirlerinin kanını dökmeye başladılar. Bakın insanı makam sarhoş eder, dünya sarhoş eder. O kimse makam sevgisi ile kendinden geçer. Etrafını kırar, döker. Makam sevgisi böyle bir vahşi sevgidir. O kimse ben burda idareci olacağım, ben burda zakir olacağım, ben burda çavuş olacağım, ben çavuş olsam bundan daha iyi yaparım. işte kimse üzerine alınmasın, alınacak olan da alınsın ya abla ya söylesen de beni zakir etse orda. Abi, aslında ben burda zakir olsam var ya şöyle yaparım. Ben de burda arkadaşları toplayıp onlara zakirlik edebilir miyim? Bende filanca yerde bir zakirlik yapsam? Bunlar tarikat adabında insanı sarhoş eden şeylerdir. Sarhoş eder insanı. Baş olma sevdası, yönetme sevdası, insanı helak eder. En büyük nefisle mücadele insanın yönetme sevdasından vazgeçmesidir. En büyük nefis mücadelesi budur.

Eğer bir kimse ben yöneteceğim, benim yönetmem lazım demeye başladığı anda batmaya gider manevi olarak. Sufilerde bu tip şeyler hoş karşılanmaz. Sufilik yönetmek değil hizmet etmektir çünkü, hizmet almak değil hizmet vermektir sufilik. Bir kimse yönetme hastalığına düştüğü anda iki yakası bir araya gelmez. Biz hep hizmeti düşüneceğiz. Biz arkadaşlara hizmet edelim. Biz taliplik yapalım. Biz taliplik yapalım. Biz talipiğe koşalım. Biz derviş olmaya gayret edelim. Derviş olmanın yolu, ele geleni yemek, dile geleni demek değil, değil! Tevazu, gayret, Allah yolunda çalışma, sünneti seneyeye bağlılık Allah’ı ve Allah’ın hukukunu, kanununu her şeyden üstün tutma. Dervişlik bu, sufilik bu. Diline hakim olma, gözüne hakim olma, kulağına hakim olma. Sufilik bu. insanları aldatmamak, insanları kandırmamak, insanları yüzüstü bırakmamak vefasız olmamak, kadirşinas

olmak. Sufilik, Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin ahlakıyla ahlaklanmak, insan olmaktır sufilik, insan olmaktır. Temizliğinle, görüntüle, tavır ve davranışlarınla cezbedici olmaktır.

Bu ne ile mümkündür? Bu Sünnet i Resulullah’a bağlılıkla mümkündür. Bu haramlardan uzak durmakla mümkündür. Bu insanların malından, parasından evinden, barkından eşinden, çoluğundan, çocuğundan gözünü çevirmenle mümkündür. Kimin ne kadar parası varmış, bizi ilgilendirmez. Kimin ne kadar evi varmış, bizi ilgilendirmez. Kim ne kadar zenginmiş, bizi ilgilendirmez. Kim hangi makamdaymış, bizi ilgilendirmez. Yok filanca mevkideymiş, bizi ilgilendirmez kardeş, herkesin makam-ı mevkisi, zenginliği de, fakirliği de kendisine, bizi ilgilendirmez. Biz toplanırız, hep beraber. Otururuz, hep beraber. Sohbet ederiz, hep beraber. Zikrullah yaparız, duamızı eder, hep beraber kalkarız. Aaa, filanca zenginmiş, sen buraya otur, aaa, fişmanca şu makamdan, sen buraya otur, bizde yoktur. Yoktur bizde, hiç olmadı. Herkes gelir, boş bulduğu bir yere oturur. ilahiciler ilahi söylüyorlardır, hizmetleri vardır, deriz ki ilahiciler şuraya oturacak. işte serzakirler veya zakirler veya çavuşlar, onlar talimlidir ya birinci halaka, ikinci halaka talimlilerden kurulur ki zikrullah düzgün olsun adap erkan olarak. Ses düzgün gitsin, çatpat gitmesin. Birinci halakaya böyle işte zakirler, çavuşlar, nakipler, nükebbalar, aslında şeyhin sağına, en hiyerarşik olarak sağına en eski zakir veya halife soluna, işte halifeden sonra nükebba, halifenin sağına varsa bir nükebba daha, nükebbanın, soldaki nükebbanın yanına varsa bir nükebba daha.

Onlar da hangisi önce derviş oldu, hangisi önce nükebba oldu , hiyerarşik olarak kendileri de o sıralamaya geçerler, kendi kendine herkes kendini bilir veyahut da eski derviş, yeni dervişten öncedir. Bizde dervişlik bir bir saat önce ders alsa ondan kıdemli olur. Sufilik böyle bir şeydir. Kıdem vardır sufilikte. Sen dün geldin, baş köşeye geçip oturmazsın, en ön halakaya geçmezsin, kıdem vardır. Yavaş yavaş. Birisi seni gel buraya dediğinde, o zaman geçersin birinci halakaya. Bir kimse kendi kendine yarıp birinci halakaya gidiyorsa o bilmiyordur, o yenidir daha. Tazedir o veya ona başındaki abileri öğretmemiştir, başındaki çavuşu, başındaki nakibi öğretmemiştir. O da yarar gelir en ortaya, en ön halakaya oturur. Zikrullah başlar, bakınır etrafına ne yapıyor bu millet diye veyahut da işte başında takkesi yok, sarığı yok en ön halakada veya zikrullah talimi hiç yapmamış ama önünde olacak ya, gösterecek kendini, gelmiş en ön halakaya oturmuş. Yapma. Neden? Biraz sonra zikrullah adabında farklı bir şey olur, sen kalırsın orda kelaynak kuşu gibi. Hz. Mevlana’nın tabiri ile apışır kalırsın, ne yapacağını bilemezsin o esnada. Birinci halaka talimlilerden, ikinci halaka talimlilerden,

üçüncü halaka talimlilerden böyle talim sırasına göre devam eder, e bazen de bizim arkadaşlar işte bazısı da en arkaya gidiyor. O eski ama en arkaya gidiyor oraya, eyvallah ona da söyleyecek bir söz yok. Öyle olunca da tazeler, yeniler, en ön halakaya geliyor ama esmayı vurmasını bilmiyor çünkü esmada çıkarılacak olan sesler önemli. Ordaki yapılacak olan ritmik hareketler önemli. Esma sağından soluna vuruluyor, o talimli değil. O soldan sağa vuracağım diye uğraşıyor veya görüyorum ben mesela kalbin üzerine, Hay, Hay, Hay, kalbin üzerine vurulması lazım. O böyle yapıyor, Hay, Hay. Allah’ım diyorum, kim öğretmiş buna böyle göğe doğru Hay esması çekmeyi. Tekli esmalar kalbin üzerine çekilir. Hu, Hu, Hu Hu Hu Hu ama arkadaş Hu Hu. Allah Allah diyorum içimden, bunu neden öğretmedi başındaki arkadaşlar diyorum.

Tabi benim önceden zakirlik döneminde olsaydı ben onu alır atardım arkaya. Sen iki halaka geriye git. Ben çünkü şeyhim onu görecek diye ödüm kopardı. Şeyhim onu görecek diye ödüm kopardı benim. Ben gözümle sen buraya gel, sen buraya gel, sen buraya gel. Herkesi toplardım ben, benim için o çok önemliydi. Benim şeyhim oraya geldiğinde, adabı erkanı görmeli, ip gibi olmalı herkes, haydarisi ile sarığıyla dağınık olmamalı. Tertipli olmalı. Şeyh efendi misafir getirirdi Bursa’ya. Dışarıdan gelin dervişlik görüş, gelin tertip düzen görün, gelin burda nasıl işler tıkır tıkır oluyor görün diye Bursa’ya getirirdi zakirleri, nakipleri, nükebbaları, Bursa’ya getirirdi. Öğrensinler diye neyin nasıl olduğunu öğrensinler diye. Hiç haydarisiz, sarıksız, takkesiz birinci, ikinci, üçüncü halakada derviş yoktur bizde. Bir kimsenin haydarisi, sarığı yoksa derse gelirken, o ordan geçerken uğramış. Hani hadis-i Kutsi de diyor ya birini görecekti veya temaşa için gelmişti. Dervişin çeyizidir bu. Takkesi, sarığı, haydarisi derviş’in silahıdır. Derviş bir yere gidiyor mu, derse gidiyorsun. ister mahalle dersine, istersen normal derse gidiyorsun. Sarığını, haydarini, takkeni alırsın yanına. Hele orda bir vazifen varsa. Çavuşsan, zakirsen, nakipsen, nükebbaysan, halife isen sen haydarisiz, sarıksız, takkesiz dolaşmazsın. Yok öyle bir şey. ilahi söylüyorsan, mutribanda vazifem varsa, haydarisiz, sarıksız asla dolaşmaz o derviş. Hayır. Derse gidiyor bir yere, o yanında taşır onu. Yanında taşımazsa, eksikliktir o, noksanlıktır o. Kaale almamış o, dikkatli davranmamış, önemsememiş o zikrullahı, o şeyhinin huzuruna çıkmayı önemsememiş. Orda derste şeyh efendi var mı, var. O şeyh efendinin dersine gelirken her şeyine dikkat ederekten gelmeli. Her şeyin ip gibi olmalı. Önünde konuşmamalı, kahkaha atmamalı, gülmemeli, yanındaki ile konuşmamalı? Ne yapıyorsun ya, iyi misin ya, oğlanı everdin mi ya, başka zaman bulamadın mı, şeyhinin önünde mi konuşacaksın veya arkadan pıs pıs pıs pıs pıs, kıkır kıkır kıkır.

O önemsemiyor, o derviş değil, o adaptan erkandan, edepten payını almamış hiç. Ben onu göreyim zakirlik dönemimde, o adamı bir daha asla ben böyle ön tarafa almam. Kota koyarım ona.

insan şeyhinin huzuruna çıkarken edebini, terbiyesini takınacak, disiplinini takınacak. Asker arkadaşın mı senin, mahalle arkadaşın mı? Sen sokaktan giderken kafeye mi gidiyorsun? Dergaha geliyorsun, Allah’ı zikretmeye geliyorsun. Disiplin edecek kendini. Öyle. Ya ne olacak bundan! Hayır, ne olacak bundan diye bir şey yok. Edebi terk eden sünneti terk eder, sünneti terk eden farzı terk eder, farzı terk eden imanı terk eder. Ölçü budur sufilikte. Bir sen sarık deyip geçme. Disiplin eder seni. Derse gidiyorsun, al sarığını yanına. Derse gidiyorsun al haydarini yanına. Yok mu? Yaptır. Sen o dergaha ram olacaksan oraya derviş olacaksan sen çeyizini düz. 99’luk tesbihi yok. Böyle derviş mi olur? Neyle çekiyorsun dersini sen? Bir dervişin düzgün bir 99’luk tesbihi, takkesi sarığı haydarisi muhakkak, muhakkak. Günlük virdi disiplinli bir şekilde, namazları disiplinli, ondan sonra nafile namazları disiplinli, adabı erkanı düzgün. Diline hakim, gözüne hakim. Derviş öyle. Derviş öyle, lakayıtlık yok. Öyle gevşeklik yok. Şeyh efendi orda sohbet edecek, birisi orda Facebook’a girecek. Ben de onu göreceğim zakirken. Şeyh efendi sohbet ediyor olacak, haaa ne oldu ya? Telefon çok önemli ya onun, telefonu, ondan başka iş adamı yok ya orda, gidip kulağına fısıldardım. Bir daha şeyh efendinin yanında telefonla, onun huzurunda telefonla konuştuğunu görmeyeceğim kardeşim. Tatlı bir şekilde seni bir daha şeyh efendi’nin sohbetinde telefonla oynadığını, telefonla konuştuğunu görmeyeceğim. Bu kadar. Ben söylerdim tatlı bir şekilde. Başka yerlerde görürdüm ben. Adam telefonla konuşuyor. Oranın zakirine derdim. Bak söyle arkadaşlara, şeyh efendi sohbet ederken telefonla konuşmasın. O da konuşacaksa çıksın dışarda konuşsun ya, çık dışarı konuş. Telefonun mu geldi, çık burda bahçede bahçeye de değil, sokağa çık konuş. Adam burda geçenlerde, geçen hafta, burda telefonla konuşacağım diye uğraşıyor. Bilmiyor. O yüzden susuyoruz ama bunu bir derviş yaparsa, haaa adaba mugayyir bu iş, bu gevşekliği nerden aldın kardeşim sen. Yok. Eee, buraya misafirler de geliyor dışardan, herkes geliyor. Adam telefonla burda sohbet var facebooka bakıyor, kendi kalitesini gösteriyor. Kendi bu noktada eğitimsizliğini gösteriyor, eğitim yok. Adap görmemiş, yol yordam görmemiş, adap yok.

Sufilik adap getirir böyle, her şeye disiplin getirir. Nerde nasıl yapacak, nerde nasıl davranacak, sufilik onu getirir. Herkes edebiyle oturur. Dizlerin ağrımıyorsa, gelirsin önde iki dizinin üzerine oturursun. Dizin ağrıyorsa geç kardeşim arkaya bağdaş kur, yan gelme. Üç tane oturuş şekli var. Bir, iki dizinin üzerine, iki bağdaş kurmak, üç bir ayağını dikerekden

oturmak. Dördüncü bir oturuş şekli Sünnet i Resulullah’da yok. Bak dördüncü bir oturuş şekli Sünnet i Resulullah’da yok. Yerde mi oturuyorsun, bu üç türlü oturursun. Dördüncüsü yoktur. Camiye gidiyoruz şimdi camide tabureler var, yan tarafa herkes yaşlanıyor bir tarafa. Hutbe okunuyor, adam hutbe okunurken ne yaptın ya emekli maaşlarına ne kadar zam gelmiş? Hutbe okunuyor. Hutbeyi dinlemek vacip Hanefi’ye göre. Namazda oturur gibi oturacak o kimse hutbeyi dinlerken. Namaz daymış gibi oturacak. Yok! Ümmet i Muhammed’e bunları öğretecek, disipline edecek, bilen de kalmadı ve şimdi herkes de şu şey var. Hele bir gelsin ya camiye giriyor ya. O hale geldik veya biz aynı şey, ya adam dergaha geliyor ya, Allahı zikredecek ya, sıkmayalım adamı. O hale geldik ama edep adap kalmadı. Distur kalmadı. E bunu eskiler daha disiplinli yapmaları lazım ki yenilere örnek olsun. Böylece otutturacağız, hani Hz. Mevlana üzüm üzüme baka baka kararır der ya, üzüm üzüme baka baka kararacak. Birbirlerimize bakaraktan, birbirimizden doğruyu öğreneceğiz. Doğruyu öğrenince de ne olacak, doğruyu yaşamaya başlayacağız inşallah. Hepimize vazife düşüyor. Hepimiz çobanız. Biz arkaya bizden sonra gelecek olanlara, bakın bizden sonra gelecek olanlara, biz adapsızlık, biz edepsizlik, biz gevşeklik bırakmamamız lazım. Bu tekke dört yüz elli yıllık. Bizim işimiz daha zor. Dikkat et. Burası dört yüz elli yıllık bir tekke. Burda vazife yapanlar, burda iş yapanlar, burda hizmet edenlerin işleri daha önemli. Daha zor, daha sıkıntılı. Sebep? Sebep?

Çünkü biz burdan arkaya, geriye, bir miras bırakacağız. Bir miras bırakacağız biz. Biz bu mirası bırakırken doğru miras bırakmalıyız burda. Doğru miras bırakmalıyız ve öyle bir miras bırakmalıyız ki bizden sonrakiler o mirası devam ettirsinler, insanlara tertemiz kur’an ve sünnet yolu kalsın. O yüzden sufilik edep ve adaptır. Herkes edebine ve adabına riayet etsin. Bu bizimle beraber yol giden kardeşlere. Misafir kardeşlere bu konuda bir sözümüz yok. Onlar misafirimiz, başımızın tacları hepsi de. Allah razı olsun. Bu noktada tabii onlar da bu sohbetten kendilerince paylarını alırlar ama sufilik edep ve adaptır. Bir kimse nereye giderseniz gidin, camiye, tekkeye, medreseye giderken, edepli ve adaplı gibin. ibadethaneleri gidiyorsunuz. ister havra olsun, ister kilise olsun, bir ibadethaneye gidiyor musun? Evet. Sakın ibadethaneye girerken, edebini adabını bozma. Bakın sakın bir kiliseye gittiğinde, camide davrandığın gibi davran. E, camide gevşek kilisede de gevşek herkes. Bak camide gevşek ya kilisedede de gevşek veya bazen ne yazık ki kiliseye giderken daha disiplinliler. Bu da iyi bir şey. Yani ordaki Hristiyanlar da diyecekler ki ya bu Muhammediler ne kadar disiplinli. Bu da farklı bir bakış açısı inşallah ama havraya da gitseniz, kiliseye

de gitseniz, bir yere giderken disiplinli olun. Orda nahoş hareketler yapmayın. Orda eksik, yanlış hareketler yapmayın.

Bir tekkeye gittiniz. işte ismail Hakkı Bursevi tekkesine gittiniz. Tekke orası. Orda yıllarca zikrullah yapılmış, dersler yapılmış. Oranın bir maneviyatı, bir ruhaniyeti var. Oraya girerken edepli gir, edepli çık. Boş kelime konuşma. Kakara kukara yapma orda. Emir Sultan Hazretleri’nin oraya gittiniz, boş konuşma. Boş dolaşma orda. Edepli ol. Üftade Hazretlerine gittiniz veya yukarda, onun mübareğin tekkesi var. Oraya gittiniz, edepli olun, adaplı olun ve buralara gittiğinizde tek başınıza da olsa, onbir ihlas bir fatiha okuyup orda kısa bir tevhit çekin. Kısacık da olsa tek başınıza gittiniz, onbir ihlas bir fatiha okuyun, bütün makama bağışlayın. O zata da bağışlayın. Ondan sonra la ilahe illallah la ilahe illallah la ilahe illallah diyerekten üç tane dahi zikrullah vurun veyahut da tek başınasınız, hiç önemli değil, deyin ki kendi kendinize, bu zatın ruhaniyeti var, dervişlerinin ruhaniyeti var, onca ruhaniyet var, onlar sana merak etme eşlik ederler. Sen görmesen dahi onlar sana eşlik ederler. Tevhidi dergahın adabı vechesi ile çek. La ilahe illallah La ilahe illallah La ilahe illallah Hak Muhammeden Resulullah Cemi el enbiya i vel mürselin velhamdülillahi Rabbil Alemin. El Fatiha meessalavat. Amin. En az üç sefer bunu erkekler cehri olarak çekip, ardından fatiha deyip ordan öyle ayrılacaklar. Bayanlar da eğer kendi kendilerinelerse, hiç kimse yoksa, çok böyle hafif sesle bunu yaparaktan ordan ayrılabilirler. Bu adabı da bu erkanı da gittiğiniz her türlü veli kabristanlarına gittiğinizde bunları da uygulayabilirsiniz inşaallah.

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 2 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-5-2 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Vird, Zikir, Sünnet, Şeyh, Halife, İcâzet, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı