Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mesnevi Şerhi ·

Mesnevî-i Şerîf 102-110. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inden Mesnevî-i Şerîf 102-110. Beyitler Şerhi — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvufî şerhi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 1 • 16/55

Mesnevî-i Şerîf 102-110. Beyitler Şerhi Hakkında

102-110. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

“Sen toplumun ulususun. Seni özlemeyen aşağılaşır. Bundan vazgeçmezse vay haline. O meclis bitince o kerem sofrası kalkınca elinden tuttu hareme götürdü onu. Yani evine, odasına götürdü. Hastanın hikayesini, hastalığını anlattı. Ondan sonra da onu hastasının yanına götürdü. Eren hastanın yüzünü gördü, nabzını yokladı, idrarını muayene etti. Hastalığının belirtilerini sebeplerini dinledi. Dedi ki öbür hekimlerin verdikleri ilaçlar, hastalığı geçirmemiş, hastayı büsbütün yıkmış.”

O hekim geldi, padişahla hemhal etti, söyleşti. Padişah, cariyenin hastalığını ona anlattı. Buradaki cariyeden kasıt, nefistir. Buradaki padişahtan kasıt ruhdur. Buradaki hekimden kasıt, mürşid i kamildir.O mürşid i kamil ile buluşunca o kimse, ona nefsinin hastalıklarını anlattı. Dedi ki ben bu nefsin elinde zebun oldum. Bu nefsim yalanı sever, bu nefsim kibiri sever, bu nefsim gösterişi sever, bu nefsim hava atmayı sever, bu nefsim dönekliği sever, bu nefsim yoldan çıkmayı sever, bu nefsim zora gelmez, bu nefsim uykusuzluğa gelmez, bu nefsim açlığa gelmez, bu nefsim koşuşturmaya gelmez, bu nefsim yorgunluğa gelmez, bu nefsim hep peh peh edilmesini ister, bu nefsim hep kendisinin okşanmasını ister dedi. Padişah cariyesinin, yani nefsinin hastalıklarını bir bir o mürşid-i kamile anlattı. Buradan şu çıkacak sonuç, mürid üstadının önüne gittiğinde, rahatsızlıklarını ve hastalıklarını bir bir anlatacak. Efendim sana malumdur demeyecek. Efendim sen bilirsin ama demeyecek. Efendim beni bilir demeyecek, anlatacak ki mürşit ona nazar eder. Anlatacak ki mürşit ona himmet edecek. Anlatacak ki

mürşit ona dua eder. Anlatacak ki mürşit ona ilaç verir. Anlatacak ki mürşid ona iksir versin.

Ne demişti Cenabı Hak rüyasında padişaha, gelen kimse bizdendir. Onun verecek olduğu iksire güven ona inan. Aaaaa! O zaman işte o padişah da ne yaptı? O hekime bir bir anlattı. Hekim de baktı inceledi. Dedi ki öbür hekimlerin verdiği ilaçlar, hastalığı geçirmemiş. Ya? Hastayı büsbütün yıkmış. Ah ah! Sen olur olmaz yerlere gitmişsin. O sohbet de güzel demişsin, bu sohbet de güzel demişsin. Ehil olmayan hekimlere gitmişsin. O da mürşittir, bu da mürşittir demişsin. Her sakallıyı mürşit zannetmişsin, her kavukluyu şeyh, her cübbeliyi sen kamillerden zannetmişsin. Her ince söz söyleyeni, her güzel söz söyleyeni kendince sen alim, ulema zannetmişsin. O sana bu iyidir demiş bir ilaç vermiş, o sana demiş ki bu iyidir bir ilaç vermiş, hepsini de yutmuşsun sen. Kimi ilaç kimisinin etkisini yitirmiş kimisi kimisini heba etmiş, kimisi kimisini yok etmiş. Sen oradan oraya, oradan oraya, oradan oraya dolaşmışsın. Hala daha da dolaşıyorsun. Sen hiçbir hekime inanmıyorsun. Sen hiçbir şeyhe inanmıyorsun. Sen hiçbir veliye inanmıyorsun. Her gittiğin kimsede bir kusur görüyorsun, her gittiğin kimsede bir yanlışlık görüyorsun, her gittiğin kimsede bir eksiklik görüyorsun.

Filanca cemaatin şusu var. Fişmanca cemaatin busu var. Filanca tarikatın şusu var. Fişmanca tarikatın şusu var. Mustafa Efendi’nin busu var, Ali efendinin osu var. Yok filanca efendinin şusu var, fişmanca efendinin busu var! Ona buna, ona buna, ona buna, bahane bula bula bula sen kendini hasta etmişsin. Sen kendini karanlık bir dünyanın içine atmışsın. Sen kendini şeytanla arkadaş etmişsin. Sen kendini şeytanla dost etmişsin. Sen hangi halakaya otursan, o halakanın eksiğini noksanını anlatıyorsun. Sen kime gitsen, herkes eksik, sen tamsın.

işte o mürşid i kamil dedi ki padişaha, herkes oturmuş sana bir ilaç vermiş ama seni yıkmış, seni daha da kötü etmiş. Tabii bu işin manevi tarafı. Bir de zahiri tarafı var. Zahiri tarafı ne? Bir doktora gidecekseniz ehlini bulun. Ehline gidin yaptırın, ehline! Ehil olan doktora gidin. Ehil olan doktor ancak sizin derdinize derman olmakla vesile olur. Sen gözün ağrıyorsa, göz doktoruna gideceksin. Kulağın ağrıyorsa, kulak doktoruna gideceksin. Sen boğazın ağrıyorsa sen kulak burun boğaza gideceksin. Sırtın ağrıyorsa, ciğerciye gideceksin. Göğsün ağrıyorsa, göğüs hastalıklarına gideceksin. Sırtının sol tarafında ağrı var, kalbinde sıkıntı var senin. Sırtının bel boşluklarında arka boşluklarında ağrı var, böbreklerinde rahatsızlık var senin, örneğin. Ehline git. Önceden doktorlar hastalarını da tedavi etmek için incelerlerdi, nabzınızı sayardı, kalbini dinlerdi. Çok afedersiniz idrarını koklar, daha da eski tıpçılar idrarı içer, idrardan tadarak, idrardan tadaraktan,

idrarından ne hastalığı olduğunu çıkarır. Çok, çok, çok, çok eski zamanlarda, idrarını içerdi doktorlar. Çok, çok, çok eski zamanlarda insanın dışkısını koklarlardı, dışkısını incelerlerdi. Ağrıyan yerine dokunur, ağrıyan yerine bakar, oraya basar orayı bir eller, nabzına bakar, hasta da psikolojik olarak ilgilenildiğini düşünür ve der ki doktor beni iyi muayene etti. inanır ona. Ondan sonra o ilaç yazar. Şimdiki gibi değil. Neyin var, gözlerim ağrıyor, yaz ilacı gönder. Neyin var, karnım ağrıyor, yaz ilacı gönder. Yok böyle doktorluk! Öyle doktorluk da yok. Allah bizi affetsin inşallah. Evet hastayı büsbütün yıkmış.

“Gönül halinden haberleri bile yok onların. Ettikleri iftiralardan, Al-

lah’a sığınırım.”

O hekim diyor ki senin daha önce topladığın şeyhler, gittiğin şeyhler vardı ya, daha önce sohbetlerine katıldığın cemaatler vardı ya, daha önce sohbetine gittiğin çok sevdiğin o zaatlar vardı ya, onların gönül ehlinden haberleri yok! Gönülden haberi yok. Onlar kalp ilmine vakıf değil. Onlar ilm ü ledüne vakıf değil. Onların manevi ilimleri yok. Onların manevi tedrisatları yok. Onların manevi icazetleri yok. Onlar bir şeyhin dizinin dibine oturup da o şeyden manevi ilim almamışlar. Onlar manevi bir ilim almak için halvetleri yok. Manevi bir ilim almak için itikafları yok. Onlar bir cemaate gidip, bir şeyhe gidip, bir tarikata intisap edip, o şeyhin eğitimini almamışlar. Onlar yoldan çıkmışlar. Onlar sapıtmışlar. Bir kimsenin şeyh olması için onun bir şeyhe ihtiyacı olmalı. Bir şeyhin terbiyesinden geçmeyen bir kimse asla şey olamaz. O çok okumuş! Çok okumakla şeyh olunmaz! O çok kitap devirmiş! Çok kitap devirmekle veli olunmaz.

Bir yola girip bir üstada biat edip, o üstadın terbiyesi ile ancak terbiyelenirse o kimse üstat olur. Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır. Üstadsız, velisiz bu yollar gidilmez. Yunus ‘delilsiz gidilmez’ demiş, boşuna dememiş! Delili olmayanın delili şeytandır. Bir velinin elini tutmayan, şeytanın elini tutmuştur. Bir veliye intisap etmeyen, şeytana intisap etmiştir. Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin sözü açıktır. Bir şeyhe intisap etmediysen, kalbin de harekete geçmemiş ise bugünkü zındıkanın karşısında, imanını koruması müşkülleşmiştir. imanını koruyamaz. Bütün müslümanlar, bütün müminler, eğer Allah’a Vuslat olmak istiyorsanız, kendinizi Allah’ın edebiyle edeplendirip, onun ahlakı ile ahlaklanmak ve Allah’a yakın olmak istiyorsanız, muhakkak bir mürşid-i kamile intisap edeceksiniz.

Mürşid-i kamile intisab etmeden bu yollar gidilmez. Kendine bir mürşit bulmak zorundasın. Yalvar, ağla, yakar, oruç tut, hayır hasenat işle. Allah sana bir veli kulunu göstersin. Allah sana bir mürşit kulunu göstersin. ‘Salihlerle beraber olunuz’ ayet i kerime. Allah sizi salihlerle beraber eylesin.

Fatiha-i Şerife’de her namazda dua ediyoruz. Yarabbi, bizi o in’am ettiğin, ihsan ettiğin, o peygamberler, o veliler, o salihler, o evliyalar var ya, evet, bizleri onlarla beraber eyle. Ey müslümanlar! Her namazda Fatiha’yı Şerife de bunun için dua ederken, niçin bir salih kimsenin dizinin dibine oturmamakta inat ediyorsunuz? Okuduğunuz ayeti kerimeye, kendiniz inanmıyorsunuz. Eğer o ayeti kerimeye inanıyorsanız, salihlerle beraber olacaksınız. Velilerle, evliyalarla, peygamberlerle beraber olacaksınız. O yolda yürüyeceksiniz.

Kur’an’ın özü, Fatiha ı Şerife. Öyle değil mi? Hadisi şerif. Kur’an’ın önsözü, Kur’an’ın ana hatı, Fatiha-i Şerife. Yarabbi, bizi ihsan ettiğin, inam ettiğin, o peygamberlerin, o velilerin, o evliyaların yolunda eyle. Hangi yoldasınız? Üstadınız kim? Hz. Mevlana’ya dilinden düşürmeyenler. Onun üstadı Şemseddin-i Tebrizî. Senin üstadın kim? Abdülkadir Geylani Hazretlerini dilinden düşürmeyenler. Üstadı var onun. Senin üstadın kim? Senin üstadın kim? Senin mürşidin kim? Eğer yoksa şeytan. Zayıf hadis derler hadisçiler. Zayıf hadis diyenlerin, zayıf dediklerini kabul ettik. Zayıf olsun! Neydi? Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır. Derler ki bu, Abdulkadir Geylani hazretlerinin sözüdür. iyi. Geylani hazretlerinin sözü olarak kabul ettik. Hem anne tarafından, hem baba tarafından seyyid ve şerif. Çift taraflı. Hem seyitlerden hem şeriflerden. Yolun piri, bütün ehl-i tasavvufun, ehl-i tarikatın, ondan sonra gelenlerin piri. Hazreti Geylani’den geçmeyen yolcu, yolcu değildir. Hz Geylani’nin icazet vermediği bir kimse, asla mürşid-i kamil olamaz. Asla! Hz.Pir i Geylani mühürlemedikçe, onun icazeti geçerli olmaz.

Çavuş, nakip, nükebba, halife, şeyh, üstat, veli…her neyse. Açık açık söylüyorum. Bir şeyhin, bir başka kimseye sen şeyhsin demesi yeterli değildir. Şeyhinize kim şeyh dedi? Şeyhi dedi!Rüya gören var mı? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri söylemiş mi? Aralarında! Ahir zamanda sahih rüya, peygamberliğin kırkaltı cüzünden bir cüzdür. Hadisi şerif. Hz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin şekline şemaline şeytan giremez. Hadisi şerif.

Hz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri demiş mi o zata buna intisap edebilirsiniz, bundan ders alabilirsiniz? Pir i Geylani hazretleri demiş mi? imam Ali efendimiz demiş mi? Hz Ebubekir efendimiz demiş mi? Hazreti Osman, Hazreti Ömer efendimiz demiş mi? Abdulkadir Geylani, Ahmet Er Rufai, Ahmet el Bedevi, ibrahim Dusuki demiş mi? Bir önceki şey efendiyi rüyanda gördün, o sana dedi mi? Arkadaşlarına dedi mi? Etrafına dedi mi? Demiş. Aaa, tamam. Tamam! Delil, hüccet. Hüccet, mübeşşerat kapısıdır salih rüyalar. Hadis i Şerif. Müjdeci. Mübeşşerattan, müjdeden. Eğer öyle değilse, yanlış yere gitmişsin kardeşim. Eksik yere gitmişsin, eksik

yere gitmişsin! Dervişlerden para topluyor! Eksik yere gitmişsin. Ders kağıdını parayla satıyor! Eksik yere gitmişsin. Dervişleri maaşa bağlamış, herkes ona para veriyor, aylık! Eksik yere gitmişsin. Herkes cebine para sokuşturuyor! Eksik yere gitmişsin. Andırıyor, yiyecek! Eksik yere gitmişsin. Eksik!

Sağlam yerde de durmak zor. O adam para alıyor ya herkesten, herkesi okşuyor ya, sen uçtun, senin esman yukarlarda! Sen zirvelerdesin! Sen ooooo, sen beşinci gökte dolaşıyorsun!

Sen israfille dostsun! Ne demiş ona? israfil suru üfleyeceği zaman, sana soracak demiş. Bak ahmağa bak, bak ahmağa, bak! Söyleyen de ahmak, inanan da ahmak! Gelmiş onun da bir tane yalakası bana diyor. Efendi Hazretleri, filanca için böyle dedi. inandın mı dedim. inandım dedi. O da yanında, böööyle duruyor. Hepiniz ahmaksın siz dedim. Kaldı şimdi. Sen ahmaksın, bu da ahmak, üstadınız da ahmak dedim. Bu lafı kim söylediyse ahmak. Kaldı. Ha israfil üfleyeceği zamanda buna mı soracak dedim. O da böyle yaptı(cezbeleniyormuş gibi). Bir daha böyle yaparsan yumruğu gözüne yersin dedim. Ben derviş olduğumdan beri kimseye vurmadım. Sana vururum dedim. Kaldı bu şimdi. Bir daha böyle yapma, benim yanımda yapma dedim. Başka yerde yap. Bir daha yapsana. Bir daha cezbe gelmedi, benden dolayı gitti cezbe! Beni görünce kayboldu cezbesi adamın! Ahmak! Dedim ya kusura bakmayın, sizinle daha fazla görüşemeyeceğim, bana da ahmaklık bulaştırırsınız siz dedim. O böyle durana, böyle tuttum. Allah’ına, dinine, kitabına, imanına söyle dedim. Üstadına aylık kaç para veriyorsun, harçlık olarak hediye olarak dedim. Kıpkırmızı oldu.

Ben çalışıyormuşum da, ben o yüzden mürşid i kamil olaymışım, çalışmazmışım. Üstadı bir de demiş ki gidin söyleyin, tebliğ edin ona. Gelsin bize intisab etsin demiş. Bunlar kaldı mı şimdi dükkanın önünde, hava da soğuk mu! Ben üşüyorum burada dedim, ben soğukta çalışıyorum. Senin üstadın nerede? Oturuyor, sen veriyorsun parasını öyle değil mi dedim. Ondan sonra da israfil üfleyeceği zaman sana soracak öyle mi dedim. Ses yok. Hepiniz aptalsınız siz dedim. Açık açık söylüyorum bakın. izliyorlar internetten. Hoş bazen de izleyemiyorlarmış tabi bunu da söyleyeyim. Yayınlarda sıkıntı yaşıyanlar oluyormuş. E, bizim yayınlarda sıkıntı oluyor. Neden? Paramız yok, bu kadar gücümüz yetiyor. Para toplasak, bizim de yayınlar cam gibi olacak. Biz de istemiyoruz deyince hiç kimse de zaten şurada bir yardım edelim, ya burda bir tekke var diye de düşünmüyorlar.

Nasıl olsa istemiyorlar, bir ihtiyaçları da yok zaten. Eee, amaaan boş ver,

ne yapıyorlarsa yapsınlar. Biz bakalım işimize, keyfimize. Herkeste böyle.

Yanlış hekim, insanı candan eder. Yanlış şeyh, yanlış veli insanı imanından eder. Yanlış velî demeyeyim. Velînin yanlışı olmaz, şeyhin olur.

Adam şeyhim der, çıkar ortaya. Allah muhafaza eylesin.(Amin) işte böylelerine gittiyseniz, gidiyorsanız yol yakınken bir mürşid i kamil bulun kendinize. Yol yakınken, bir velînin elinden tutun. Nefesiniz var iken ve nefesiniz günden güne gider iken bir velînin, bir mürşid i kamilin elini tutun. Eksik görüyorsanız, hata görüyorsanız nefsinizden. Nefsinizden! Allah nefsimize uydurmasın inşallah.

“Hastalığı gördü. Gizli şey açıklandı ona. Fakat gizledi, padişaha söy-

Bir velî, karşısına gelen kimsenin, Allah’ın izniyle, Allah’ın izniyle, Allah’ın bildirmesiyle, neyin ne olduğunu Cenabı Hak ona ilham eder. Ederse bilir o da, etmezse bilmez. Bu dahi küfürdür: ‘bizim şeyhimizin gönlüne Allah bütün her şeyi ilham eder, o herşeyi bilir.’ Yok böyle bir şey, küfür. Allah bildirirse bilecek. Allah ona anlatırsa, Allah anlattırırsa, anlaştırırsa anlatacak ve anlaştıracak. Allah onun kalbine ilham ederse bilecek. Allah Onun gözünün önüne gösterirse bilecek. Allah ona perdeyi açarsa o görecek gizli, gayb olan şeyi. Allah saklarsa gizlerse kim görecek ki! Allah muhafaza eylesin.

“Hastalığı ne safradandı, ne sevdadan. Her odunun kokusu duma-

Senin kalbinde ne varsa dilinde o vardır, senin kalbinde ne varsa gözünde o vardır, senin kalbinde ne varsa elinde o vardır, senin kalbinde ne varsa ayağında o vardır. Kalp dükkandır uzuvları tüccar. Senin kalbinde şehvet varsa, sen kadınlara şehvetle bakarsın. Senin kalbinde mal sevdası varsa, herkes bana getirsin diye bakarsın. Senin kalbinde dünya sevgisi varsa, zengin olayım, herkes bana çalışsın diye bakarsın. Senin kalbinde tamah varsa her tarafında tamah vardır. Senin kalbinde vefasızlık varsa her tarafında vefasızlık vardır. Senin kalbinde çirkinlik varsa, her tarafında çirkinlik vardır. Senin kalbinde yanlışlık varsa senin her tarafında yanlışlık vardır. Kalbinde çürüklük varsa, bir gün çürüklük senin önüne gelir. Kalbinde eksiklik, noksanlık varsa, o senin önüne gelir. Tövbe et düzelt kendini.

Odunu yakarsın, dumanından ne odunu olduğunu bilirsin. Şimdi insanlar odun yakmıyorlar. Dumanından meşe mi yanıyor, çam mı yanıyor bilmiyorlar. Zeytin mi yanıyor, çalı mı yanıyor bilmiyorlar. Ama bakın doğalgazın içerisine dahi koku koyuyorlar. Neden? Belli olsun kokusundan. Her şey kokusundan belli olur. Ne diyor Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, ıtırcı dükkanına giden ıtır kokar. Kokucu dükkanına gittin kokuyla kokulandın. Çünkü o kokucular meşhurdur ya gelene gidene sürer onlar. Sürersen mecbur olursun almaya. Onun da tezgahı odur. Sürer, koklatılır sana, hemen sürersin. Sen koklarsın, ya alayım bir şişe dersin,

alırsın. O da öyle satar. Ama oraya giren, onlar alsın almasın, önemli değil. Herkesi kokulandırırlar. Oradan çıktığında kokulanır, gidersin. Kokulanmak sünnet. Güzel koku sünnet. Güzel koku sünnet, koku değil, güzel koku! Erkeklerin kokulanmaları sünnet, kadınların kocalarına karşı kokulanmaları sünnet. Kadınlar, kocalarına karşı kokulanacaklar evde, her gün. Adamlar kokulanacaklar her gün eşlerine karşı. Sünnet. Itırcı dükkanına giden, ıtır kokuyor. Koku.

Hadisi şerifin devamı var. Demirci dükkanına giden is kokar. Sen kötü bir kimseye gidersen, kötülük bulaşır sana. iyilerin yanına gidersen, iyilik bulaşır sana. Senin kalbinde iyilik varsa, azalarında da iyilik var. Kalbinde kötülük var, azalarında da kötülük var. Allah muhafaza eylesin.

“İniltisinden anladı ki o, gönül iniltisi. Bedeni sağ esen, aşka tutulmuş, gönlünü kaptırmış o. Aşıklık, gönül iniltisinden belli olur; gönül hastalığı gibi hiçbir hastalık yoktur.”

diyelim .Allah razı olsun. Hakkınızı helal edin.

El Fatiha temes salavat

https://www.youtube.com/watch?v=y0i7vPiRrJA&list= PLpNiKWHUSB_KF_8QYHQPSQIvh9VWfDcyl&index=17

Kaynaklar ve Referanslar

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 1 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-4-5 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, İhsân, Kalb, Sünnet, Şeyh, İcâzet, Salavât. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı