Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mesnevi Şerhi ·

Mesnevî-i Şerîf 140-143. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inden Mesnevî-i Şerîf 140-143. Beyitler Şerhi — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvufî şerhi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 1 • 23/55

Mesnevî-i Şerîf 140-143. Beyitler Şerhi Hakkında

140-143. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

Hz. Mevlana geçen en son okuduğumuzda hani demişti ya ben apaçık sevgili görmek istiyorum. Onun üzerine Hz. Mevlana Hüsamettin Çelebi’ye diyor ve bütün sufilere diyor. Bu cariye hikayesi, Hz. Mevlana’nın deyimi ile bizim hikayemiz diyor ya. O yüzden Hz. Mevlana’nın hikayesi bu.

“Özle fakat ölçülü ölçülü özle. Bir saman çöpü bir dağı kaldıramaz.”

Bu hayatın en ince perdesidir. Nefsini bilen Rabbini bildi. Haddini bilen, kemale erdi. Kim hattini bilirse, kemal erer, kim haddini bilirse utanmaktan kurtulur, kim haddini bilirse reddedilmekten kurtulur, kim haddini bilirse ayağını çukura düşmekten kurtarır. Kim bu noktada kilosunu kendi kendine tartarsa nefsini muhasebeden çekerse, nefsini muhasebeye nerede neyi isteyeceğini iyi bilir. Nerede neyi dileyeceğini iyi bilir. Hani ben hep söylerim, Niyazi Mısri’nin güzel bir nefesi vardır. Sen karınca gibi küçük küçük adımlarla giden melekleri seyran etmek istersin. Tırnağının üzerine bir damla su görür kendini ummanda zannedersin, ummanda olmak istersin der. ‘Dile, özle fakat ölçülü dile, ölçülü özle. Bir saman çöpü bir dağı kaldıramaz.’ Sen bir şeyi dile olmasını istediğini, bir şeyi özle, bu ne olursa olsun. Ama ölçülü yap bunu, hani bir önceki beyitte sen sevgiliyi çırılçıplak görmek istiyordun ya. Bu sana ağır gelen bir şey, bu sana zor gelen bir şey, bu sana haddi aşan bir şey.

Hani sen yakın olmak istersin hep sevgiliye. Ölçülü iste bunu. Sen çok yaklaşırsan, yanı verirsin belki de. Çok yaklaşırsan, korkuverirsin, çok yaklaşırsan bıkıverirsin belki de. Nefsin bunu kaldıramıyabilir, nefsin bunu

götüremeyebilir. O sevgilinin özel nazını, nefsin kaldırmayabilir, nefsin çekemeyebilir bunu. Sen bir de kendi kendine bunları dilerken aman kendi hastalıklarını, kendi açmazlarını kendi zayıflıklarını, kendi kırılganlıklarını unutma. Sen bir şeyi özlersin ama dikkat et, özlediğinle baş başa kaldığında ne yapacaksın, özlediğinle yanyana kaldığında ne yapacaksın? Herkes üstadına yakın olmak ister ama yakın olmanın adabını erkanını bilmeden yakın olursan, bu senin helakına sebep olur. Yakın olmanın adabını öğrendikçe sen yaklaşmaya çalış. Sen yakın olur da yanında gaflete düşersen, yanılır yenilirsin. Herkes Allah’a yakın olmak ister ama yakın olmayı isterken sen o yakın olmanın adabını, erkanını yerine getir. Hazreti Allah ne dedi, kul farzları yerine getirmekle Allah’a en sevimli iş, yapar Allah’a karşı. Sen dikkat et kendine, farzlarını yerine getir, günah ı kebairlerden uzak tutmaya çalış kendini. Nafilelerle Allah’a yaklaş ve Allah’ı sevmeye çalış.

E sen de farzları yerine getirmek yok, nafileleri yerine getirmek yok, haram helal dikkat etmek yok. Eee? Seviyorum seni Allah’ım, sana çok yakın olmak istiyorum Allah’ım. Allah’ı zikret. Zikri yok! Sana çok yakın olmak istiyorum Allah’ım. Koş Allah yolunda! Yok evinde oturacak o! Yakîn olmak çiledir. Herkesin işi değildir. O yüzden insanlar, bir şeyi dilerken haddini bilecek. Bir şeyi isterken haddini bilecek. Bir şeyi özlerken, haddini bilecek. Sen özlüyorsun ama özlediğine uygun ne kadar davranıyorsun? Sen diliyorsun ama dilediğine yakın olmak için ne veriyorsun, ne yapıyorsun? Kuru kuru dilemek değil. Bir saman çöpü, bir dağı kadıramaz. Sen bir saman çöpüsünün. Allah sana tecelli ederse nasıl kaldıracaksın? Sen bir saman çöpüsün. Sen o sevgiyi nasıl kaldıracaksın? Sen o saman çöpüsün!

Ben kendi nefsim için söylüyorum bunları. Sen o dağı nasıl kaldıracaksın? Dağ kaldıramadı, parım parım parçalandı. Sen nasıl kaldıracaksın? Allah bizi affetsin!

“Dünyayı aydınlatan güneş, birazcık yaklaşsa her şey yanar gider.” Dünyayı aydınlatıyor güneş. Hafiften de ne yapıyor,ısıtıyor. Dünyanın ona uzaklığı, hafif bir uzaklığı ve yakınlığı,mevsimleri meydana getiriyor. Ya dünya iki santim kayıverse güneşe doğru, mevsim diye bir şey kalmayacak. iki santim yaklaşsa, mevsim diye bir şey kalmayacak. iki santim! Metre değil. Metre değil! O zaman yakın olmanın getirdiği sonuçlar var. O sonuçlara katlanmak gerekiyor. Daha doğrusu o sonuçları sevmek gerekiyor. Hani az önce bir kardeş çile var mı dedi ya. Var, çileden bol ne var!

“Fitneyi, kargaşalığı, kan dökücülüğü arama; bundan fazla Tebrizli

Şems’ten bahsetme.”

Fitneyi, kargaşalığı kan dökücülüğü arama. Bir yerde bir fitne çıkacak sen bir şey söylersen. Söyleme. Bir yerde kargaşalık çıkacak sen bir şey

söylersen. Söyleme. Bir yerde sen bir şey söylerse,n kan dökücülük çıkacak söyleme. Asla bunlardan bahsetme. Asla bunlardan sorma. Asla bunları deşeleme, kurcalama ve Tebrizli Şems’ten sonra da diyor bundan sonra da bahsetme. Bunda büyük hikmetler vardır. insanlar dönerler, hep eski şehylerden sorarlar. Böylece dervişin aklını, eski şeyhe çevirirler. Dervişin fikrini, gönlünü eski şeyhe çevirirler. Bu dervişe zehirdir. Panzehir değil. Derler ki ne velîydi bir önceki üstadımız. Dervişler bütün hizmetlerini ve teveccühlerinize eski şeyhe çevirirler. Ne üstadmış! Kırklar aynı kırktır. Velîler aynı velîdir. Her velî kendi döneminin velîsidir ve her velî kendi döneminin Mevlana’sı, kendin döneminin Geylani’si kendi döneminin Rufai’si kendi döneminin Bestami’si, kendi döneminin Cüneyd’i, kendi döneminin Hallacısıdır. insanların kendi dönemlerindeki velilere intisablığı ve bağlılığı nefislerine zor geldiğinden, geçmiş şeyhlerin hikayeleri ile kendilerini aldatırlar. Çünkü o günkü şeyhin sözünü dinlemek nefse ağır gelir. Geylani hazretlerini bir severler ki! Değme gitsin! Yanında Hz. Geylani dediğinde cezbeye gelip duvarlara vururlar kendilerini. Ne cezbe be! Herkes ona der ki ne derviş ya! Hele bir önceki şeyhlerini anlattığında o kimsenin gözünden yaşlar boşalır. Ne cezbe geçirir. Ve hatta derler ki biz şeyh efendinin bıraktığı yerdeyiz. Hala da onun peşinden gidiyoruz. O kılıcının kınından çıktı, şimdi daha keskin. Sağlıklarında da onların yanında değildir onlar, öldükleri zaman da yanında değildirler. Neden? Eğer sağlıklarında yanında olsalardı ve onu gerçekten sevmiş olsalardı, o velilik nurunun, o velilik tacının kimin başına kondurulduğunu görürlerdi. Kadının birisi geldi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin babası Abdullah’a kendisini teklif etti. Dedi ki bu adama gidin söyleyin, beni nikahına alsın. Hz Abdullah o evliliği kabul etmedi. Kadın bir dahaki sene hac mevsiminde tekrar geldi. Abdullah orda yine. Abdullah’a baktı. Eyvah dedi. Dediler ki ne oldu. Dedi ki onun alnında peygamberlik nuru vardı ama dedi o nuru bu sene onun alnında göremedim. O yüzden eyvah dedim. Evlendi mi dedi. Dediler ki evet, o evlendi. Dedi ki ondan doğacak olan çocuk beklenen Ahmed olacaktır. Sakın ha dedi. O çocuk doğduğunda, o peygamber olacaktır. Dövündü kadın, pişmanlar oldu, ağladı. Çünkü o kadın Cenabı Hakk’ın verdiği ilimle Hz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin mübarek babasının anlında, manevi olarak peygamberlik mührünü görmüştü. Peygamberlik nurunu görmüştü.

işte velîlerin, velîlerin alınlarında, mürşid i kamillerin alınlarında velîlik nuru vardır. O velîlik nuru,o velînin değildir. O Allah’ındır. Üstadını, velîlerini tanıyanlar, onun ruhaniyetlerini bilenler, o nurun kime intikal ettiğini bilirler ve giderler ona teslim olurlar, onun önünde diz çökerler, bir! ikincisi, Allahu Lütfü ilahisidir, o kimse Veli’nin kapısından yolundan geçmiştir

Cenab ı Hak lütfetmiştir, o kimse orada kalır. O da ne olur? O veliye intisab etmiş olur. Bu velîllik nuru, velîlden velîlye geçer ve Hz. Mevlana diyor ki Şemsi Tebrizi den başka bir şey sorma. Sen kan dökücü olma. Manen dervişlerin derviş kardeşlerinin vechesini, yüzünü, kalbini, sen bir önceki üstadımıza çekerekten yürek kanatma. Sen bir önceki üstada çekerekten insanları, fitre çıkarma, kargaşalık çıkarma, ikilik çıkarma. Haddini bil. Sen bir üstâda bağlıysan, sımsıkı o üstâda bağlı olarak hayatını yaşa. Geçmiş hikayeleri anlatma. Kırık aşk hikayelerini söyleme. Onların hepsi de kırık aşk hikayeleri. Şimdi senin önünde cap canlı, taptaze duran Allah’ın velîsi var. Sen ne soracaksan, ne öğreneceksen, ne yaşayacaksan bütün himmetini gayretini ve veçheni bir merkezde topla. Merkezden her ayrılış fitnedir, kargaşadır, kan dökücüdür. Hz. Mevlana müthiş bir tasavvuf dersi veriyor. Oysa Şemseddin-i Tebrizî’yi sevmediğinden mi? Dervişlerin çatal ayaklı olmamasını istiyor. Tek ayak olun diyor. Çatal yürek olmamasını istiyor. Tek yürek olun diyor. Fitne çıkarmayın, kargaşa çıkarmayın, kan dökücülük yapmayın. Şemseddin i Tebrizi’yi bana sormayın diyor. Çünkü Hz. Mevlana der, baştan dedi ya, Şemseddin i Tebrizi ile de alakalı .Gidişine çok ağlar. ikinci gidişine. Ondan sonra der ki (ihtiyaç olmadığını beyan eden beyitleri vardır.):

“ Bunun sonu yoktur, sen baştan başla.” Bunun sonu yok, sen baştan başla. Yani sen de Şemsettin i Tebrizi’nin dervişiydin. Hüsamettin Çelebi’ye diyor. Sen baştan başla .Yani sen üstâdına yepyeni, tazecikten baştan başla. Daha önceki şeyh efendi böyleydi deme. Şeyh efendi böyle yapardı deme. Şeyh efendi böyle isterdi deme. Bu senin işin değil derviş olarak. Bu hikayeyi anlatacaksa Hz. Mevlana anlatacak, sen sorma ona. Bu hikayeleri anlatacaksa, ders olarak senin üstdın zamanı vakti geldiğinde anlatır sana. Bir meseleyle, bir hadise ile onun üzerine çekerekten meramını anlatır sana. O meramını anlatmak için, üstâdının üzerinden konuşur. O meramının daha iyi anlaşılması için geçmiş üstâtların üzerinden konuşur. Şatahat yapmamak için. Kendi nefsini, kendi benliğini öne koymamak için. O yüzden diyor, sen baştan başla. Sen önceden şöyleydik, böyleydik deme. Sen en başından, sıfırdan başla. Yeniden derviş oluyormuş gibi, yeniden sufilik hayata başlıyormuş gibi. “Yürü, gene hikayeni söyle de tamamla.” inşallah önümüzdeki hafta, halâyığın hastalığını anlamak için o erenin

padişahtan halâyıkla yalnız kalmayı istemesinde devam edeceğiz.

El Fatiha maassalavat.

Kaynaklar ve Referanslar

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 1 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-4-5 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Nefs, Velâyet, Şeyh, Aşk, Yakîn, Çile. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı