Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

2021 Mesnevî #19 — Kendine Zulmetme ve Gayyâ Kuyusu

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2021 Mesnevî #19 — Kendine Zulmetme ve Gayyâ Kuyusu. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Mesnevî 1325: Kendine Zulmetme

Efdalü’z-zikri fa’lem ennehu Lâ ilâhe illallâh Lâ ilâhe illallâh Lâ ilâhe illallâh Hak Muhammed’e Resûlullah cemiyen el-Miyayyil el-Mursalin vel hamdülillahi rabbi’l-alemin Enzübillahimineşşeytanirracim Bismillâhirrahmânirrahîm Geceniz hayır olsun inşaAllah Amin Cenâb-ı Hak ömrünüzü hayırlı eylesin. Amin Ayınızı yılınızı ömrünüzü hayırlı eylesin inşaAllah Amin Cenâb-ı Hak cümlemizi hakkı, hak, batılı, batıl bilenlerden eylesin. Amin Hakkı, hak bilip hakkın peşinde koşanlardan eylesin. Amin Batılı, batıl bilip batıla mücadele edenlerden eylesin inşaAllah Amin 1325’ten inşaAllah devam ediyoruz Ey ahmak! Kendine saldıran o aslan gibi sen de kendine saldırıyorsun. Ahlakının künhüne erişir Hakikatini anlarsan o adam olmazlığını, adam olmamazlığını senden olduğunu bilirsin.

İnsanoğlu en büyük sıkıntı insanın kendi kendine yaptığı, kendi kendine verdiği zarardır İnsan aslında bir başkasına zarar veriyormuş gibi görünürken aslında kendine zarar verir Tabi en büyük zulüm de birinci derecede insanın kendisine yapmış olduğu zulüm O yüzden Âyet-i Kerime’de Talâk sûresi âyet bir, bunlar Allah’ın sınırlarıdır Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa şüphesiz kendine zulmetmiş olur, bilemezsin. Olur ki Allah sonra yeni bir durum ortaya çıkarır. Demek ki burada zulmün en önemli kısmı bir kimsenin Allah’ın sınırlarını aşmasıyla alakalı kim Allah’ın sınırlarını, Allah’ın hududunu, Allah’ın hukukunu aştı, en büyük zulmü kendisine o yaptı. O yüzden bir kimse harâmları terk etmiyorsa, harâmların içerisinde yaşıyorsa, Cenâb-ı Hak’ın emirlerini yerine getirmiyorsa, nefsiyle mücadele etmiyorsa O önce kendi kendisine zulmetmiş oldu, kendine zulmetti Tabi Âyet-i Kerimelerde Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı Kerîm’de çok yerde böyle insanın kendisine zulmettiğinden bahseder Kendi kendisine zulmetip kendi kendisine kötülük etmekten bahseder Bunun en önemli örneklerinden birisi de malum Atamız Âdem’le alakalıdır


Âdem ve Havvâ’nın Zulmü

Âdem aleyhisselâm da yaklaşma, yiyemeyin dediği meyve yiyince onlar da duâ ederlerken kendi kendilerine zulmetlikten de itiraf ettiler A’râf Sûresi âyet 23’te Âdem’le eşi Havvâ onların dilinden Cenâb-ı Hak söylüyor Ey Rabbimiz biz kendimize zulmettik, eğer bizi boğuşturmaz ve bizi acımazsa mutlaka ziyan edenlerden oluruz diye. Demek ki zulmün başlangıcı, insanın kendi kendine zulmün başlangıcı Adem’den başlıyor Âdem aleyhisselâm Cennet’te yaklaşılmayan dilinden meyveye yaklaşınca veya yaklaşılmayın dilinden bölgeye yaklaşınca bu konuda değişik rivayetler var ya o zaman böyle hem Menkübelerde geçer hem Tepsirlerde geçer hem bir kısmı Hadîs-i Şevklerde geçer O yaklaşma denilen meyveyi yenince Âdem aleyhisselâm’la Havvâ annemiz birbirlerinin cinsel organlarını görmeye başladılar Bu sefer cinsel organları görülmeye başlayınca utandılar.

Cennet’te de bu sefer Cennet halkı da onlara bakmaktan utandı. Hatta ağaçlar onlardan utandı bütün her şey utandı. Bir rivayette incir yaprağı alıp edeb yerlerini örtmeyi düşündüler O büyük bir utanç yaşadılar hatta bazı rivayetler var Âdem aleyhisselâm’ın Cennet’te üzgün bir şekilde koşuşturduğu ne dair rivayetler var E tabi bunlar değişik rivayetler ama velakin Kur’ân-ı Kerîm bize Âdem’in de eşiyle beraber kendi kendilerine zulmettiklerinden bahsediyor. O zaman demek ki biz Kur’ân ve Sünnet’e kendimiz sımsık yapışmazsak en büyük zulüm bizim için birinci derecede o. Aynı şekilde Mûsâ’nın kavmiyle de alakalı var ya ben böyle hemen birkaç tane Âyet-i Kerim’e çıkarayım. Üç olsun istedim bu beytlere.


Mûsâ ve Altın Buzağı

O normalde Mûsâ aleyhisselâm Tûr-i Sîn’a halvete çekilince 40 gün malum o halvetten geri döndüğünde halvete çıkmazdan önce de Hârûn’u, kardeşi Hârûn’un kendisine halife tayin edilmesini istiyor. O da Hârûn’u halife tayin ediliyor. Hârûn da aynı zamanda bir peygamber, ona peygamberlik de tebliğ ediliyor ama döndüklerinde malum Sâmirî bir tane altından bir buzağı yapıyor. Şeytân onun içine girip ses çıkarıyor. Ses çıkarınca hemen Yahûdîler dinlerini bırakıp o altından buzağı tapınmaya başlıyorlar. Burada tabii işin başka bir boyutunda hemen bir parantez açıp oraya söyleyelim. Çıkalım oradan. Altından buzağı, altın, metâ, insanoğlunun hep kendi iç dünyasında tapındığı bir şey olmuştur. Dünya tapınılır, makama tapınılır, şana şöhrete tapınılır. o günkü Yahûdîler de altından buzağı görünce onu bir ilah adledip ona tapınmaya başladılar.

Bugün de inanıyoruz diyenlerin dünya metâını, dünyaya tapındıkları gibi onlar böyle tapınınca Mûsâ aleyhisselâm çok kızdı. Mûsâ aleyhisselâm çok böyle tabirci ise rivayet edilir ki Allah’tan gelen o Tevrât’ı yazdığı levhaları kızgınlıkla yere attı söylenir. Ve bu sefer de o da dedi ki kavmine ey kavmim sizler buzağı ilah edinmekle kendinize zulmettiniz. bir kimse o zaman dünyaya tapınmakla ne yapmış oldu? Kendine zulmetmiş oldu bir başkasına değil birinci derecede kendine zulmetti. Demek ki Âyet-i Kerimelerde Rabbim bu tip meselelerde insanın kendi kendisine zulmettiğini dinin dairesinin dışına çıkanların kendi kendilerine zulmet değil. Nefsine uyanların kendi kendilerine zulmettiğine dair Âyet-i Kerimeler var.

O yüzden normalde birisine biz sövüyor olmuş olsak aslında biz kendimizi sövmüş olduk. Çünkü birisine bir kötülük yapmış olsak yine biz kendimize kötülük yapmış olduk. O zaman insanın kendi kendisine zulmetmesini düşündüğümüzde Kur’ân ve Sünnet’in dışında Hazret-i Peygamber’in Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazreti’nin öğretisinin dışına çıkan bütün herkes birinci derecede kendi kendine zulmetti. Namaz kılmayan kendi kendine zulmetti. Oruç tutmayan kendi kendine zulmetti. Öğrütülmeyen kendi kendine zulmetti. Ne bileyim dersi bırakan kendi kendine zulmetti. Bir nefs mücadelesi vermeyen kendi kendine zulmetti. Yoldan sapan kendi kendine zulmetti. Eşini dövdü kendi kendine zulmetti. Çocuğunu dövdü kendi kendine zulmetti.

Birisine bir kötülük yaptı aslında gerçekte kendine kötülük yaptı bir başkasına değil. Sufilerde bu öğreti meşhurdur. Birisine sen bir kötülük yaptın bir yanlışlık yaptıysan sen kendine yaptın. İyilik yaptıysan da kendine yaptın. Bir başkasına iyilik yaptın bunu da kendine yaptın. Her şey dönüp dolaşacak seni bulacak. Senin önüne gelecek. O yüzden âyet-i kerimede de sizin önünüzde sizin yaptıklarınız vardır başka bir şey değildir. Siz iyilik tohumu ektiyseniz iyilik ağacından iyilik meyvayı yiyeceksiniz. Siz kötülük tohumu ektiyseniz kötülük ağacından kötülük meyvası yiyeceksiniz. Başka bir şey yapmayacaksınız. buğday ekipte buğday ekipte arpa almak yok. Buğday ektiysen buğday alacaksın. Arpa ektiysen arpa alacaksın.

Allah bizi iyilerden eylesin.


Gayyâ Kuyusu ve Zâlim

Bir zayıfın dişini söken o… Arslan başka bir arslan gibi görünen şeklin kendi aksinden ibaret olduğu kuyu dibinde zahir oldu. arslan normalde kuyunun içerisinde kendi suretini gördü. Kendi suretini avlamak için aşağı indi. Ama kendi suretini gördüğünde kuyunun içerisinde anladı. Kuyu ne? Heva ve heves çukuru. Kuyu ne? İnsanın nefsine düştüğünde tabiri caizse cehennemdeki kuyulardan bir kuyu öyle düşünelim. Cehennem kuyusu gibi. Nefsine uyanlar, heva heveslerine uyanlar, Kur’ân ve sünnetin dışında olanlar bir gün gelip o kuyunun içerisine girecek. bizim toplumumuzda meşhurdur ya gayyâ kuyusu. Gayyâ kuyusu aslında diğer cehennem kuyularının tevbe ettiği kuyudur. Gayyâ kuyusu. Buraya kimler atılır?

Buraya ümmetin içinden zinâ edenler atılır. Hadîs-i şerifte diğer kuyular, diğer vadiler gayyâ kuyusunun azabından günde 70 kez Allah’a sınırlarmış. Cehennemin diğer kuyuları. Şimdi gayyâ’ya kadar yolum var derler ya cehennemin en ümmetin gireceği en kötü yer. Ümmetin gireceği en kötü yer. normalde bir kimse nefsine uydu, şeytana uydu, heva hevesine uydu kendince Kur’ân ve sünnetten saptıysa bu avlamak için kuyuya kendisini atan aslan gibi sende gayyâ kuyusuna kendini atacaksın, kendi ellerini atacaksın. Birisi seni gayyâ kuyusuna itmeyecek. Senin yaptıkların neticesinde sen gayyâ kuyusuna kendi ellerine kendini atacaksın. Enteresan bir şey aslında cezalandıran Allah ama o cezayı koşan insanın kendisi.

Cezalandıran Allah. Ben bunu tarif ederken burada bir ateş var, o ateş yanıyor. Orada da bir cennet bahçesi var. Sen o ateşe gitmekle cennet bahçesine gitme ihtiyarı sana ait. İyi ameller işlersen cennet bahçesine gideceksin, kötü ameller işlersen cehenneme gideceksin. sen kötü ameller işlerken cennete gitme hayali kurma. Sen iyi ameller işlerken de cehenneme gitme korkusu yaşama. Bu ameline güvenmek değil. Hiçbir kimse iyi ameline güvenmesin eyvallah. Ama Allah da zalim değil. Sen iyi amel işlerken senin kulağından tutup da cehenneme atacak bir zalim Allah yok. Bunu böyle de idrak etmeyin. Zaman zaman bu tip mevzular olduğunda işte son nefesimizden emin değiliz. Biz son nefesimizden emin değiliz.

Ama bugünkü yaşadığımızdan eminiz. Biz şimdi az önce üç elin miktarı uzataraktan zikrullâh yaptık. Üç tevhîd vurduk. Dört bin günahı affolur diyor bir kimse böyle zikrederse. Cemaat halinde kim zikrederse affolunmuş olarak kalksın diyor. Bizim de ümidimiz buradan. O zaman iyi amel işleyip ümit etmek müminin kendince hakkı. Kötü amel işleyip de cennet ümit etmek bu saflık, ahmaklık. Allah muhafaza eylesin. herkes o mahşer yerine çıktığında kendi resmiyle karşılaştığında gayyâ kuyusuna düştüğünü o zaman anlayacak. Gel o zamana kalmadan şimdi gayyâ kuyusunun düştüğünü kendine bir ayna bul öğren. Bir zayıfın dişini söken o ters gören aslanın işini işlemektedir. sen bir zayıfa zulmettiysen, bir zayıfı ezmeye kalktıysan sen de aslan gibi o gayyâ kuyusuna düşeceksin.

İşçinin emeğinin hakkını vermezsen onu kovarsan ona güç gösterisinde bulunur. Seni döverim söverim deyip de işçinin hakkını vermeden kapının önüne koyduysan sen gayyâ kuyusunu bekle. Sen birisine zalimlik yaptıysan, aldattıysan, kandırdıysan gayyâ kuyusunu bekle. Sen kadın erkek hiç önemli değil, eşler birbirine zulmettiyse gayyâ kuyusunu bekle. Sen çocuklarına zulmettiysen gayyâ kuyusunu bekle. Sen hanımına küfrettiysen, kocana hakaret ettiysen, sen çocuklarına küfrettiysen, kötü davrandıysan, çocuklar da anne babasına kötü davrandılarsa herkes gayyâ kuyusunu beklesin. Hatta gayyâ kuyusunu görsün şimdiden daha. o zaman sen bir acize gücün yetti diye zulmediyorsan ve hatta sen bir sûfîye bunlar nasıl olsa bir şey yapamaz deyip zulmediyorsan veya sûfîler topluluğuna zulmediyorsan gayyâ kuyusunu bekle.

Sen uzağa gitme. Sen zayıfı, timsesizi, arkasında güç kuvvet olmayanı, arkasında siyasi bir güç yok, devlet gücü yok, herhangi bir güç yok, sen onun üzerinden buldezer gibi geçiyorsan, adaletsiz davranıyorsan gayyâ kuyusunu bekle. Kendine yapıyorsun. Bir gün bununla yüzleşeceksin. Ben hatta bunların dünyada olduğuna inanırım. Dünyada olur da o farkına varmaz. O çünkü kibir deryasına dalmıştır, dünyada başına gelenleri ayıkmaz o. Sarhoş olur o. Nasıl sarhoş hiçbir şeyden haber olmaz? İnsanların bir kısmı zulüm sarhoşudur. Zulm ettikçe zulmeder. Zulmeder sarhoştur o. O zulüm sarhoşudur. Harâm sarhoşudur. Haramdan harama geçer. Haramdan harama geçer. Nefse uymak böyle bir sıkıntılı bir şeydir. Ona birisi desek ki sen nefsine uyuyorsun, o ona da ters yapar.

Ona birisi nasîhat etmeye kalksa, nasîhat edene de ters yapar. Ona git bak, dinin âlimi odur.


Heva-Hevese Uyan Ahmaklık

En fazla din âlimi odur, en fazla dini bilen odur, en fazla sufili bilen odur, en fazla dervişli bilen odur. Ondan başka daha fazla bilen yoktur. Ondan başka ahkam kesen yoktur. Bir de İslâm toplumunda bu çok fazla vardır. İslâm toplumunda bu çok fazla vardır. Kim anlattı bilmiyorum. Bir Alman’ın birisi Türkiye’de dolaşırken, tarlada çiftçilik yapıyor. Bir adam arabasını durdurmuş, çağırmış onu. Memleketin âlinden sormuş, bu bir bağışlamış, siyasete girmiş, ondan sonra devlet yönetiyor yani. Ona sormuş, bu buğday demiş kaç günde çimlenir, ben bilmem beyim demiş. şu ne olur, ben bilmem beyim. Bu ne olur, ben bilmem beyim. Önündeki çiftçiliği bilmeyen adam devlet yönetmeye kalkıyor. Demiş ki bu ülke kalkınmaz, bu ülke olmaz.

Sebep, bu hepimizde var bakın. Bu hepimizde var. biz oturuyoruz, evini yönetemeyen bir kimse devlet yönetmeye kalkıyor. Evini yönetemiyor, eşini, çoluğunu, çocuğunu sevk edemiyor ama devlet yönetiyor o. Veyahut da mesela doktorların çıldırdığı şey. gidiyor o hasta doktora, internetten baktım diyor, bu böyle olmalı diyor. Ben bekliyorum şimdi orada, şeye gittim. Doğrukta bir Öhsan Hoca vardı. Gittim orada mı bilmiyorum şimdi. Bir gün ona ziyarete git dedim. Sonra o doğruya geçti. Önceden o şeydeydi, SSK’daydı. Böyle yanına gittim. Bir şey konuşuyor, hasta diyor ki ben onu internet okudum böyle böyle diyor. Şimdi bir bana bakıyor aslında ona kaynayacak o benden dolayı kaynayamıyor. En son da dayanamadı.

Ya be kadın dedi madem internetten her şeyi öğreniyorsun ne yapma buraya geldin dedi. Neyse tabi çıktı. Dedim hocam bizim en büyük problemimiz bu dedim. En büyük problemimiz bu. Herkes her şeyde ahkam kesiyor dedim. Ya bu bütün insanlığın derdi bu zaten sıkıntısı. Heva hevesine uyunca her şeyi o biliyor. Ondan başka bilen yok. O sağlık problemiyse doktor kesiliyor. Söz konusu olan vergi ise maliyacı kesiliyor. Söz konusu olan devlet idaresi ise ne var gündemde? Dış işleri var. Dış işleri bakan oluyor. Ne var gündemde? İç işleri. İç işleri bakan oluyor. Ne var gündemde? Başkanlık, cumhurbaşkan oluyor. Sıkıntı değil. Aynı anda bir bakmışsın adam ekonomist kesiliyor. Veya televizyonda şeyciler var ya televizyona çıkıp da tartışma programına girenler böyle memur maaşı gibi her programda onlar var.

Bakıyorsun bilmem kim. Güvenlik uzmanlığı ne? Güvenlik. Ne konuşuluyor? Ekonomi. Ya ekonomi ile güvenliği nasıl bir yere sıkıştırdınız? Ne konuşuluyor? Adalet. Ulan adaletle konuşulacaksa beş tane hukukçu getir oraya. Beş tane hukukçu konuşsun. Maddeler üzerinde tartışsınlar. Ama yok. Bir bakıyorsun o tırnak içerisinde o güvenlikten bilir kişi orada adalet konuşuyor. Veya ne konuşulacak? Din. Bir bakıyorsun hiç alakası olmayan ekonomistin birini çıkarmışlar. Din konuşuyorlar. Ya ekonomi ile dinle. Hiçbir şey bilmiyorsan Diyânet denilen Diyânetsizlerden iki tane adam getir. Onlar bari konuşsun. adam en azından yirmi tane konuşursa on beşi sağlam olur. Onların içlerinde de sıkıntılar var da böyle âyet inkar eden, hadîs inkar eden.

E o araştır onları da bir bak hangisi hadîs inkar ediyor. Şu onu çıkarma. Hangisi âyet inkar ediyor? Şu onu da çıkarma. Hoş televizyonlar onları daha fazla revaçta tutuyorlar. Sansasyonel haber oluyor ya. televizyona çıkman için zaten bu hadislere at kenara diyeceksin tamam zaten baş tac ediyorlar. Problem yok. Ama herkes her şeyi bilmesi bu nefsi gaye ak uyusuna götürüyor. O kitap da tanımıyor. O peygamber de tanımıyor. O bir meselenin uzmanı da tanımıyor. Allah muhafaza eylesin. Ve o kimse zayıfları eziyor. Bunlar siyasette var, bunlar devlette var, bunlar partilerin içerisinde var. Bunlar dergâhlarda var, tekkelerde var, dini toplulukların içerisinde var. Var. Zayıfı eziyor. Bir dini topluluk düşün aynı hatayı.

Zengin de yapıyor, fıkarası da yapıyor. Zenginle seslenmiyor, fukarâyı gömüyor. Veya bir topluluk düşün zenginlerin oturduğu alan ayrı. Veya bir topluluk düşün zenginler ayrı sohbet ediyor. Zulmediyorlar. Veya bir topluluk düşün orada sadece zenginlerin, parası olanların sözü geçiyor. Örneğin. Veya bir topluluk düşün geliyor zengin bakıyor, ulan ben bu fukarâların içerisinde ne işim var benim diyor. Çekip gidiyor zulmediyor. Kime? Önce kendine zulmediyor. Allah muhafaza eylesin. O yüzden ama o bir fakîri fukarâyı zulmeden birisine haksızlık yapanla alakalı da Âyet-i Kerime, hadîs-i şerîf ümmetimden gerçek müflis şudur. Kıyamet gününde namazını, orucunu ve zekatını getirir. Bu arada başkasına sövmesi, zinâ iftirasında bulunması, kan dökmesi ve başkasını dövmesi ile ilgili kötü amelleri gelir.

Bunlara karşılık iyi amelleri, hasenatı verilir. Borçları kul hakları bitmeden iyi amelleri tükenir. Alacakların hataları kendisine yükletilir ve ateşe atılır. Kime yaptı? Kendine yaptı. O kendince burada zayıfın dişini söktüğünü düşündü. Kendince zulmetti. Kendince zalimlik yaptı. Benden başka kimse yok dedi. Ama ne yaptı? Kendine yaptı. O mahşer yerinde ne olacak? Onun iyilikleri alınacak, varsa o zulmetliği kimseye verilecek kendisi de ateşe boyulacak. Rabbim cümlemizi muhafaza eylesin inşallah.


Mü’min Mü’minin Aynasıdır

Ey başkasının yüzünde kötü bir ben gören! Gördüğün kendi beninin aksidir. Ondan nefret etme! Mü’minler birbirinin aynasıdır. Bu haberi peygamberden rivayet etmediler mi? Sûfîler bu hadîs-i şerifi çok kendilerine ölçe edinirler ya. hadîs-i şerîf nedir? Ebu Davud’da geçer hadîs-i şerîf. Mü’min, müminin aynasıdır. Mü’min, müminin aynasıdır. Eyvallah! Eyvallah! Ama mü’min, müminin de kardeşidir. Hadîs-i şerif devam eder. Mü’min, müminin kardeşidir. İhtiyaç duyduğunda onun geçimini temin eder. Zarardan, ziyandan korur ve arkasından da, gıyabından da elinden geldikçe onu savunur. O zaman normalde biz şimdi birinci derecede, bir de burada da bazı hatalar var, bunları da anlatacağım inşallah. Birinci derecede birisinin hatasını, kusurunu gördüğümüzde ne yapacağız?

Biz diyeceğiz ki bu bizde muhakkak vardır. Tevbe edelim ki Cenâb-ı Hak o yüzden bunu bize gösterdi. Bu kimin işi? Bu bütün Müslümanların işi. Bir Müslüman, bir Sûfî, bir kardeşinde görmüş olduğu hatayı birinci derecede kendisine bakacak. Kendini analiz edecek. Diyecek ki ben bunu işliyor muyum? Ben bunu yapıyor muyum? Bunu işleyip yapıyorsa diyecek ki bu bana dersti, tevbe edeyim. Yok kendisinde yok, kardeşinde var. Bunu böyle örnekliyorum şimdi. ne yapıyor? Birisi böyle galic küfürler yapıyor. Orta yere küfürlü konuşuyor veya bir başkasına küfürlü konuşuyor. O kimse önce kendisine bakacak. Ben küfürlü konuşuyor muyum? Küfürlü konuşuyorsan yanındaki kardeşine küfretme deme hakkına sahip değilsin.

Ey îmân edenler! Yapmadıklarınızı başkalarına tavsiye edicilerden olmayınız. Ya olduğunuz gibi görünün ya da göründüğünüz gibi olunuz. Âyet-i Kerime! O zaman bir hata, bir kusur, bir yanlışlık, bir günah bizim kendi nefsimizde var ise bizim kardeşimize nasîhat etme. Kardeşimize bunu tebliğ etme. Hakkımız yok. meşhur ya bir kadın çocuğunun kucağından tutmuş gelmiş İmâm-ı A’zam’ı. Ya koca imâm demiş, senin sözün geçerli olur. Bu çocuk bal yemiyor, zayıfladı gitti, kurudu demiş. Buna nasîhatta bulunsan da demiş, bunu bal yese olur demiş. Bir ara sen yine bana uğra. Kırk gün geçmiş. Kırk gün geçtikten sonra o kadın tabii bir haber bekliyor, böyle bakıyor, ediyor, çatıyor. Kırkıncı gün geliyor. Diyor ki, bir çocuğuma nasîhat edecektin.

Çocuğa dönmüş, evladım bundan sonra bal yiyeyim mi demiş. Kadın demiş, imama bu kadar mı? Bazen bana da böyle diyorlar, ben İmâm-ı A’zam değilim ama mesela birisi bir şey söylüyor, tevhide devam et diyorum ben. Bu kadar mı diyor? o devasa bir şey bekliyor senden. ben sanki peygamberim hâşâ, ona böyle devasa bir şey söyleyeceğim. diyor. Mûsâ da böyle demişti. Mûsâ’ya dedi ki, tevhidime devam et. Bunu herkes söylüyor dedi. Mûsâ aleyhisselâm. Mûsâ dedi ki, ya Mûsâ sen tevhidimi hafife mi anlıyorsun? Küçümçüyor musun? Bütün varlığı yarattıkları bir kefeye koysan, tevhidimi bir kefeye koysan tevhidim ağır gelirdi. Veya hatta birine diyorum böyle böyle tevhide devam et, ben bunu çekiyorum ki diyor. bu şuna benziyor.

Sahâbe geldi hastalığından bahsetti, ona dedi ki bal şerbeti iç, bal şifadır. Ertesinin geldi bal şerbeti içiyorum ama geçmedi dedi. Bal şerbeti iç dedi. Bir daha geldi yine geçmedi dedi. Allah Resulü dedi ki bunun karnı yalancı. Bal şifadır dedi. Kur’ân şifadır dedi. Bal şerbetine devam et dedi. Üçüncü gün gitti yine bal şerbeti içti iyileşti. Karnı yalancı dedi. sen bal şerbetini Hazret-i Peygamber şifa demiş sallallâhu aleyhi ve sellem. Sen inanarak bal şerbetini iç, senin karnına şifa. Kur’ân şifa, sen inanarak istersen ihlas oku. Şifa, sen inanarak Besmele oku. Sadece Besmele, küçümseme yalnız. Küçümseme. Senin kolun ağrasa Bismillâhirrahmânirrahîm desen kolun iyileşir. Küçümseme ama. İnanarak da yap bunu. var ya sahâbeden normalde üç kişi böyle dağda bayırda dolaşıyorlardı.

Müşriklerden birisi mecnun oldu. Birden kafayı kırdı ve aklı gelip gitmeye başladı. Dedi ki içinden bir tanesi ben sana okurum, sana şifa da olur. Ama dedi koyun alırım, 6 tane koyun. Tamam dedi. Hoş geldin. Nasılsın iyi misin? Senin yerin özel bizde bak ha. Allah razı olsun. Câferî buralarda. Bosna mihmandırımız şimdi. Sen orada bir sandalye bulsunlar sana senin ayaklarını ağırlar ya da içeri geç Cafer içeriden. Sahâbe oturdu. O mecnun kafası gitmiş olan müşrike Fâtihâ’yı okudu. Adamın kafası yerine geldi. 6 tane koyunu aldı. Öbür yandakiler dedi ki bize de ver sen. Mal girince kavga çıkıyor. Mal var ortayarda ganimet var ortayarda. Kavga çıkıyor. Müslümanların en büyük handikapı bu. Malın paranın olduğu yerde kavga çıkıyor.

Mal para yoksa kavga gürültü yok. Ama mal varsa kesin kavga çıkıyor. Bunlar bir atıştılar 6 tane koyun 3 tane sahâbe. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin önündeler. Anlattılar durumu. Allah Resulü ona dedi ki ne okudun? Fâtihâ’yı okudum ya Resulallah dedi. O zaman dedi ki Fâtihâ şifadır. Her derde. Bakın Fâtihâ şerife her derde şifadır. Otur oku çocuğuna oku hanımına oku kendine oku etrafına oku. Oku Fâtihâ’yı oku ya. Oku şifadır. Ama inanarak oku. İnanarak oku ama oku. Dost dolu oku. İnanarak oku şifadır. Allah Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri dedi ki Fâtihâ şifadır. Bakın müşrike okuyor. Fâtihâ’nın sırrına bakın. Bildiğiniz müşrik. Ya biz müminiz, Müslümanız. bizim kendimize okumamız düşünün artık ne kadar etkili ve tesirli olacak.

Ama etkili mi bizde? Yok. Neden? Biz çok affedersiniz ama Bayındır diliyle. Yalan yapşak okuyoruz biz. Sûretten okuyoruz biz. Sihiretten okumuyoruz. Sihiretten içeriden hakiki bir şekilde okusak şifa olacak her şeyimize bizim. Bereket olacak, lütuf olacak, ikram olacak. Hazret-i Ali Efendimiz mahkemenin önünde bir avuç toprağı aldı. Üç İhlas bir Fâtihâ okudu. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin ruhaniyetini vesile etti. Yedi altın olsun dedi. Toprak altın oldu. Sahâbeler geldiler. Şuradan aldı, buradan aldı. Herkes bir avuç toprak. Yedi altın olmuyor kimse de. Dediler ya Emre el-Mü’min’in olmuyor. Ağız Ali’nin ağzı değil dedi. Ağız Ali’nin ağzı olsa olacak zaten. E o zaman Fâtihâ da şifa.


Fâtihâ Şifâsı ve Nasîhat

En sonda zaten geldi koyunlar Allah Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem hazreti birer tane koyun onlara verdi. Üçü de Beytü’l-mâl’inin o değil. Neden? O adam Fâtihâ izin bileyim indirmedi kendine. Fâtihâ ümmetin. Böylece ne yaptı? Allah Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri Fâtihâ’nda şifa aldığını teyit etti. Mü’min, Mü’minin aynasıdır. O zaman Mü’minde bir kusur gördün önce kendinevsine vur. Kendinevsinde yok ise o kardeşine nasîhat et. Sebep o kardeşinin hakkı bu. Mü’minin Mü’min üzerindeki hakkı kendisine nasîhat edilmesi. Mü’min Mü’minin aynasıdır. O zaman normalde Mü’min nefisle mücadele edecek, eğitilecek, terbiye edilecek ve Mü’min noksanlıklarını tamamlayacak. E bunun için de ne lazım?

Onun eksik ve kusurlarını, noksanlıklarını tebliğ edecek bir mürşid lazım. Mürşid lazım. O hayvan nefs kime itaat edecek? Hele şimdi bu ara liberalizm kültürü, dini hayatımızı sarmışken hiç kimse kendisine bir şey tebliğ edilmesini istemiyor. Birine doğru git diyemiyorsun. Onun bireysel özgürlükleri var. Allah muhafaza eylesin. Onu söylüyor ya, bana karışma. Siz bana karışamazsınız. Çocuklar anne babalarına söylüyorlar bunu. Ben özgür bir bireyim. Ben özgür bir bireyim. İstediğimi yapabilirim. Sen bana karışamazsın. Evet. Anne baba çocuğuna karışamaz. Eşter birbirlerine karışamaz. Mürşid müridine karışamaz. Zakir derviş kardeşine karışamaz. Çavuş derviş kardeşine karışamaz. O arkadaşı ona karışamaz.

Sen bana karışamazsın. O karışamaz, bu karışamaz, şu karışamaz. Devlet karışamaz, okul karışamaz, eğitim sistemi karışamaz. Kimse karışamaz. Kim karışacak sana? Kimse karışmayacak. Ne yapacaksın? Şeytanın peşinden gideceksin. Şeytanın karışmasına açık. Heva hevesin karışmasına açık. Şeytânlaşmış beyinlerin karışmasına açık. Şeytânlaşmış insanların karışmasına açık. Ama müminin karışmasına açık değil. Kadın erkeğe erkek kadına karışmayacak. Nasîhat etmeyecekler birbirlerine. Neyi, doğruyu, güzeli, hayri, hasenatı. Anne baba çocuğuna karışmayacak. Çocuk kafasına göre bir hayat yaşayacak. Bütün herkes bangır bangır bağırıyor. Sen bana karışamazsın. İnternette o şaklaban birkaç tane ne diyorlarsa onlara.

Sizin özgür hakkınız kimse size karışamaz. Karışamazsın. Eşcinsel mi olacak? Lezbiyen mi olacak? Kadın sevici mi olacak? Erkek sevici mi olacak? Erkek erkeğe ilişkiye mi girecek? Kimse karışamaz. İstediğinden bir çocuk mu peyda edecek? Etecek kimse karışamaz. Evli karı koca adam istediği gibi bir hayat yaşayacak kimse karışamaz. Kadın istediği gibi bir hayat yaşayacak kimse karışamaz. Adam evde yan odaya başka bir adam dağ alacak kimse karışamaz. Bireye özgürlüğü var. Hadi bir karışın. Hadi bir karışın. Kaldırsın telefonu evden uzaklaştırmayı verdirsin sana. Hadi bir karışın. Evet. Hadi anne baba çocuğunuza karışın hadi. Hadi 18 yaşını doldurmuş bir çocuğunuza karışın. Doldurmamış olana da bir karışın.

Kaldırsın telefonu şikayet etsin. Hadi çocuk esirgeme kurumuna gitsin. Çocuğun gittiğini gör. Devletin senden alıp çocuk esirgeme kurumunun verdiğini gör sen. Hadi bir karışın. Karışamazsınız. Evet. Biz nenni bebek nenni. Uyu yavrum uyu. Uyuyoruz biz hep beraber. Bu kanunu nasıl çıkarırsın demiyoruz hiçbirimizde. Ondan sonra sövüyoruz boyuna memleketi sövüyoruz bir memleğe sövüyoruz şikayet ediyoruz. Kardeşim bu kanun çıkarılırken gitti mi millet meclisine ben dahilim buna. Yok. Herkes bu bizden iyi kanun çıkarıyor diyor alkışlıyor. Karışamazsınız. Çocuklarınıza karışamazsınız. Ailelerinize karışamazsınız. Erkekler eşlerinize karışamazsınız. Kadınlar kocalarınıza karışamazsınız. Özgür. Herkes özgür birey oldu.

Evet. Ya din bu hakkı bize veriyor. Din veriyor. Hangi din? İslâm dini. Bu memleket İslâm dini ne mi idare ediliyor da sen İslâm dini bu hakkı bana veriyor diyorsun. Nereden çıkardın sen bunu? Sakın bunu orada burada da konuşmayın. Cumhuriyet savcısının önüne çıkarsınız. Toplumun düzenini lâik demokratik sistemden teokratik sisteme çevirmeye meyletmek. Anayasal düzeni bozmaktan, anayasal düzeni yıkmaktan bir girdi mi mahkemeye bitmez ceza ülerinde sürünürsün. Öleceğin zaman dışarı çıkarırlar seni. Dışarıda ölsün diye içeride ölürse daha da sıkıntı olur. Vardı ya bir tane mütefekkir. Neydi adı? Mirzâbeyoğlu.


Salih Mirzâbeyoğlu ve Teokrasi Korkusu

Salih Mirzâbeyoğlu. Cezası kesinleşti mi? Hayır. Eline silah mı aldı? Hayır. Tank top tüfek mi aldı? Hayır. Hayır. Ne? Dergi çıkardı. O yüzden karışamazsınız. Bir şey de diyemezsiniz. Sakın ha şunu demeyin. İslâm’a göre bu benim hakkım. Değil. Değil. E şimdi böyle olunca böyle bir şey var ortalıkta, gündemde. Bireyin temel hak ve özgürlükleri diyorlar ya, birey tamamiyetle hür. Evet. Kimse karışamaz. Bazen zaman zaman diyorum ya şuraya karşı boşluk bir yerde burada erkek erkeği cinsel ilişkiye girse karışamazsınız. Tabii. Apartmentınızda böyle bir adam taşınsa bildiğiniz apartmanda fuhuş yapsa karışamazsınız. Karışamazsınız. Asla. Evliyseniz boşanma hakkınız var. Onda ne diyeceksiniz? adam eve kadın getiriyor, arkadaşımı getirdim derse yine bir şey yapamazsınız.

Birey karıştırmıyor. Şimdi öyle olunca, şimdi sûfîler de nazlı oldu tabii bunca karışmasının içerisinde. Sufilere de bir şey diyemiyorsun. sen bir arka halakaya geç. Adam küsüyor. Ne yapma karıştın ona ya. Veya ilahi söyleyemiyor. Benim gibi sesi sıkıntı yok. Ya ilahi söyleyemiyor. Benim gibi sesi sıkıntılı. Ya sen ilahi söyleme diyorsun. Küsüyor. Namah karıştı bana diyor. Namah susturdu. Namah öte git dedi. Namah yok bu sohbeti sen bana söyledin. Küstüm tiyansın. Yazıyor efendim dün akşamki sohbeti beni kastettiniz herhalde. Ben dersimi bırakayım mı? Bırak bıraksan ben öyle demek istemedim. Ya yazdığın önümde. Yazdığın önümde. Ben tamam hazret bundan sonra nereden alınacaksa söylesin sohbetlerimi ona göre ayarlayayım diyorum.

Önüme gelen katta sırrı, sırrı lazretleri oldu. sohbet edeceğimiz zaman düşüneceğiz. O mu alınacak, bu mu alınacak, şu mu satılacak, bu mu küscek, bu mu darılacak. düşünebiliyor musunuz? Bu hale geldi. çok rahat bir şekilde dün akşamki sohbeti beni kastettiniz. Ben şöyle miyim, ben böyle miyim? Allah Allah. Diyor mu bu topluluğun en alınganı benim. Benden daha fazla alıngan olan bir kimse olmayacak diyorum ben. Benden daha fazla herkes alıngan. Evet hepinizi kastediyorum. Hepimizi kastediyorum. Tüm nefsine uyanları kastediyorum. Nefsine uymayan varsa içimizde bir tane, buyursun çıksın derse de ihtiyacım yok. Sohbete de ihtiyac yok. Yok o nefsine uymuyormuş çünkü. nefsinize uymayın da diyemeyeceğiz.


Sigara Bırakma Sözü

İşte ben 35 yıldır sigara içmeyin derim. Bir sohbette sigara içmeyin derim. Ben üzerime alındım bana mı dedin? İçme o zaman öyle. Madem alın üzerine içme. Alın üzerine alın içme. Ben üzerime alındım içmedim. Üzerine alındıysan üzerine alınmak şu. Ben sohbetteyim. Şeyh Efendi Hazretleri sohbet ediyor. Bu ağız Allah dedi mi? Bu ağız dedi mi Allah dedi mi? Yalan söylemez, yemin etmez, gıybet etmez, dedikodu etmez, harâm yemez, şunu yapmaz, bunu yapmaz sanki herkesin içerisinde bana bakar gibi sigara da içmez dedi. İçimden dedim ki bıraktım efendim size söz veriyorum. Bu dedi. Mustafa Özbağ sözü. Bende bir şey vardır, replik vardır bende. Ben Mustafa Özbağ sözü dedim mi? Kafaya kelle gitse ben oradan geri dönmem.

Dedim bu Mustafa Özbağ sözü. Söz veriyorum. Tamam bitti ben bir daha elime, dudama sigara almalı. Öyle ben sigara tiryakisiyim demesin ki. Ayy hocam sen hiç tiryaki oldun mu bakıyorum ben şimdi buna. Bir de insanlar kendi kendilerine böyle çok önemli tiryaki, çok önemli gayrimeşru yaşıyor. Ayy o böyle çok yaşamış o. Bakıyorum yapıp, bir de insanın kendine bir şey söylemeye çalışıyor. Yalan, nefsi öyle istediğinden bırakamıyormuş laf. Bıraktım dedim bıraktım. Alındın mı? Bırak hadi. Çok yaşamış o. Bakıyorum yapıyorum ben şimdi. Ne oldu hocam diyor tamam mı? Bakıyorum da diyorum ben şimdi böyle çok hızlı yaşıyorum diyenler diyor ben. Benim arkamdan diyorum ben bırak nalı çivisini bile toplayamazlar diyorum.

Yalan nefsi öyle istediğinden bırakamıyormuş laf. Evet bırak çok basit. Bıraktım de at. Ha hocam ne çektiğimi biliyor musun? Sen ne çektin ki günlerce parasız mı dolaştın? Ne çektin ki aylarca cebinde 1 lira olmadığı zaman mı oldu? Ne çektin? Ne çektin? Günlerce bankta mı yattın? Ne çektin? Günlerce pazar yerlerinde mi yattın? Ne çektin? Gittin bir yerde çalıştın yatacak kalkacak yerin yoktu da kahvedeki sandalyeleri birbirine yapıştırıp onun üstünde mi yattın? Yaşın 16 iken. Ne çektin? Yaşın 16 kahvenin üzerine iki tane masayı üstü üste birleştirip masanın üstünde mi yattın? Sabah namazından önce sonra gidip karpuz toplamaya mı gittin? Geldin sonra tekrar kahvede çalıştın. Akşam üstüye kadar akşam üstü gittin bir daha karpuz toplamaya gittin.

Akşamına geldin bir daha kahvede çalıştın. Gece saat 1.30-2.00 olunca kahvede herkes gidince kahvede masanın üstüne yatıp sabah saatte yattın. Sabah saat 4.30’da bir daha ayağa kalkıp yine çalışmaya mı gittin? Böyle 20 gün bir ay mı çalıştın? Ne çektin? Çok çekmiş. Var mı aranızda bir ay sandalenin üzerinde uyuyacak olan günde 20 saat çalışıp? Bir de çalıştığı parayı cebine koymayacak. Gidecek annesinin eline verecek bir daha. Dicek al haftalık harçlık yap. Babasının bayrağını aşağıya indirmemek için. Ne? Çok çekmiş insanlar da. Ayy acısınlar, sevsinler seni. Bir dakikada bırakır insan.


Gerçek Dost Hatanı Söyler

Mü’min müminin aynasıdır. Birisi sizin hatanızı söylüyorsa o sizin dostunuzdur. Bunu yapma kardeşim diyorsa o senin dostun. Bu günaha girme diyorsa o senin dostun. Senin zor zamanında yardımcı oluyorsa o senin dostun. Onu terk etme, onun sırtını dönme, ona vefasızlık etme, ona yanlış davranma. O senin dostun, gerçek dostun o senin. Senin hatanı söyleyen senin gerçek dostun. Kamil mü’min odur ki etrafına ışık saçar. o insanları böyle kinayesine kibirlenerekten itekleyerekten değil nasîhat eder. Yapma canım kardeşim. Uyma şeytana. Nefsine uyma yapma. Ne olursun. o hadîs-i şerîf tecelleti mü’min müminin aynasıdır. Aç kalmış, doyuruyorsa o senin dostun. Senin arkandan birisi aleyhine konuşacağı zaman susturuyorsa o senin dostun.

Onun arkasından bir eksiğini gediğini birisi konuşmak istediğinde sus kardeşim benim yanımda konuşma. Biz onun iyiliğini gördük. İyiliğini anlatacaksan anlat. Bize hatasını anlatma diyorsa o senin dostun. Bize hatasını anlatma diyorsa o senin dostun. Yok ya ne yapmış ya. Tahmin etmiştim zaten böyle bir şey yapabilir o. O sen vefasızsın. Sen hainsin, sen zalimsin. Neden? Sen arkadaşın hakkında konuştun veya konuşulmasına müsaade ettin. Beraber yemek yediniz, aynı sofraya oturdunuz kimsenin arkasından gıybet edildi. Sen sustun. Veya bu dervişler böyle canım. Sorma ya bu dervişlere ya. Ben de çok canım sıkkın benim ya. Ben de bu dervişlere hiç iş yaptırmak istemiyorum. Şunu yapmak istemiyorum, bunu yapmak istemiyorum.

Ne arıyorsun burada kardeşim o zaman? Dervişlerin hepsini attı çöpe kendisinden iyi yok. On yıl önce söylüyor birisi bunu bana. Senin ne işin var burada dedim ya. Bizim hepsi de hepimiz aynıyız dedim ben. Böyle baktı. Dervişleri üçkağıtçı görüyorsan baş üçkağıtçı benim o zaman yürü git dedim. Benim yanımda ne işin var senin? Kimden alacağım var dedim. Yok dedi. Nereden üçkağıtçı olduklarına karar verdin? Aldım seni dersin işin gücün nasıl gelsin. Hadi bak işine. Ben öyle demek istemedim. Ya ne demek istedin? Sen dervişler dediğin zaman sadece bu topluluğu konuşmuyorsun ki dervişler dediğin zaman Hazret-i Ebû Bekir Efendimiz de derviş, Hazret-i Ali Efendimiz de derviş, Peygamberler de derviş, Adem’e kadar hepsi de derviş.

Bu böyle baktı. Senin haberin var mı dedim bir zikrullâh alakasında Âdem aleyhisselâm’dan Hazret-i Muhammed Mustafa’ya kadar ne kadar dedim ehl-i zikir varsa, ne kadar mü’min varsa hepsinin de zikrullâh’a geldiğini, zikrullâh’a katıldığını, orada zikrullâh alakasında durduğunu, oradaki sufileri, oradaki dervişlerin başlarını okşadıklarını, başlarında duâ ettiklerini, meleklerin olduğu, meleklerden özel sûfîler olduğunu, derviş olduğunu, Allah onların zikirlerinden derviş, melekler yarattığını ve meleklerin dervişlerin zikrullahına geldiğini, orada zikrullâh yaptığını, orada dervişlere duâ ettiğine haberin var mı senin dedim. Yok, sen dervişler dediğinde derviş meleklere de laf söyledin. Günah işlemediler, hata yapmadılar, kusur etmediler, hiçbir şey yapmadılar.

Cenâb-ı Hak o dervişlerin zikrullahına husisi manada melek yaratmış. O gelin gelin aradığımız burada denilen melekler onlar, derviş melek onlar. Hadîs-i Kutsî de var ya gelin gelin aradığımız burada nerede? Zikrullâh alakasında, zikrullâh topluluğunda derviş onlar derviş. Onlar her gece göğük semasını inip zikrullâh alakası arıyorlar. Her gece. Sen gece kalkıp seccâde de zikrullâh yaparken yalnız mı yaptığını zannediyorsun? Eee orada burada bir kişi iki kişi ders yapanlar yalnız mı zikrullâh yaptığınızı zannediyorsunuz? Bu fakîr çok öyle ders yapmıştır. Kimse yok herkes var. Kimse yok herkes var. Sen dedim meleklere bile laf söyle dedim, farkında mısın? Ses yok. Ses yok. E dedim sen bu dergâh layık değilmişsin zaten.

Körün körürsün sen işin gücün askersin hadi git dedim. Senin dersini aldım gelme bir daha içimize. Neden? O nefsin çukuruna düşmüş. sen bir el tutmuşsun onun kıymetini bil. O nefs çukurundan çık, gaya kuyusundan. Çünkü orada o seni eğitecek. Mü’min müminin aynasıdır. Anlatacak sana. Nefsinin hilelerini anlatacak. Nefsinin durumunu anlatacak sana. Diyecek ki şunu yapma bunu yapma buradan yürüme. Bu işi yapma harâm işleme. Söyleyecek onun işi o. E sen de diyeceksin ki bunu bana söyledi ben gidiyorum. E git. Git kardeşim ne diyeyim sana? Söyleyeceğimden mi vazgeçeyim? Allah muhafaza eylesin. O yüzden mü’minler müminlerin aynası hem de kardeşi. Kardeş olun kardeş. Kardeş olun. Birbirinize sahip çıkın.

Bu deccâlî sisteme bakmayın. Bu dünya deccâl sistemi insanların kardeşliklerinin hukukunu bozuyor.


Deccâl Sistemi ve Hukûk

Aile hukukunu bozuyor. Anne baba çocuk hukukunu bozuyor. İş hukukunu bozuyor. Arkadaş hukukunu bozuyor. Dostluk hukukunu bozuyor. Bozuyor da bozuyor. Önüne gelen ne kadar hukuk varsa hepsini bozuyor. Hukuk hepsini bozuyor. Çünkü şeytânî. Hiçbir hukuk tanımıyor. Hiçbir düzen tanımıyor. Harâm helâl tanımıyor. Din tanımıyor. Ahlâk tanımıyor. Bu tam bir şeytânî düzen. Tam bir şeytânî düzen. Kur’ân’ı ifsat etmeye çalışıyorlar. Ayetleri inkar ediyorlar. Koca koca profesörler çıkıyor. Âyet olsa dahi biz ona tabi olmayız deme cüretine sahip oldular. Bu Allah’ın ayeti olamaz diyor adamlar. Daha ne bekliyor Müslümanlar? 1400 yıl önceki dinin hukukuyla hukuklanması mümkün değil. Eee? Dini bizim düzeltmemiz lazım.

Allah’ın dinini düzeltteceksen kimsin? Kimse sormuyor bunu. Siyasetçisi söylüyor, profesörü söylüyor, alimi söylüyor, şeyhi söylüyor. Herkes söylüyor. Sosyoloğu söylüyor, doçenti söylüyor, doktoru söylüyor, tıpçısı söylüyor, ekonomisti söylüyor, hadisleri inkar ediyorlar, ayetleri inkar ediyorlar. Herkes söylüyor bunu ülkede. Herkes söylüyor. Köpeksiz köy bulmuşlar, değneksiz dolaşıyorlar. Kimse dur demiyor ki. Herkesin de hoşuna gidiyor. Evet, haydi gelin İslâm dinini komre değiştirelim. Ne yapalım? Bu âyet tarihsel atalım. Bu âyet bu anda yaşanmaz. Atalım. Bu âyet şimdi olmaz. Atalım. Bu âyet gelecekte yaşanacak. Bu âyet geçmişte yaşanacak. Düdüklücekler, düdük kalacak bir tane ortayarda din.

Düdük gibi bir din kalacak ortayarda. Kimse bir şey demeyecek ki. Bizim konuşacağımız asıl meseleler var. Dolar kaç para oldu? Euro kaç para oldu? Bunu kim yükselti, bunu kim indirdi? Çalıştıkları bir şey yok. Ayrıca sen bilirsin ki bu âyet, bu âyet, bu âyet, bu âyet, bu âyet, bu âyet, bu âyet, bu âyet, indirdi. Bizim konuşacağımız meseleler var. Askeri ücret ne kadar oldu? Ben böyle söylüyorum. Haydi! Başka bir tartışma çıkıyor. Canım kardeşim, senin maaşın 10 trilyon olsan olacak. Ahlâkını elden gittikten sonra. Senin trilyonlarca paran olsan olacak. Gözünün önünde eşin başka bir adamla fuhuş yapsa, 10 trilyonun olsan olacak senin. Senin kızın gece saat ikidi, üçte zizurna sar hoş gelse, yanında bir tane de adamla.

Senin 20 trilyonun olsan olacak ya. Ne olacak? Evet, askeri ücret de lazım. Evet, ekonomi de lazım. Lazım. Biz onlara bakarken dinimizi terk ettik ya. Haydi! Allah bizi affetsin. O yüzden, mü’min müminin aynasıdır, o zaman nasihate açık olacağız. Eleştiri değil, nasihate açık olacağız. Birbirlerimize nasîhat edeceğiz, birbirlerimizin üzerindeki hakkı. Doğruyu birbirimize tebliğ edeceğiz, yaşadığımızı, birbirimizin hakkı. Allah muhafaza eylesin. Gözünün önüne gök renkli bir cam koymuşsun, o sebepten alem sana gök görünüyor. normalde saat 22.11 olmuş. Buradan devam edelim, olmaz mı? Sizin daha fazla vaktinizi almayayım. İnşallah. Çünkü, vakit geçince, sıkıntı olmasın. Sorularınıza da bakayım. Bugün çok fazla ilerlemedi.

İstediğimiz şekilde diyelim artık. Demek ki böyle olacakmış, öyle oldu. İstediğimiz gibi. Bir konuşuldu, hakkını savunamayıp bunu dinledim. Buradan nasıl geri dönebilirim, kardeşe dönüp helallık istesem, onu üzecek bir konuyu nasıl düzeltebilirim? Konuşanlara diyeceksiniz, böyle böyle konuştunuz, ben de dinledim, gıybet ettiniz, gidin o kardeşle helâlleşin diye, konuşanlara diyeceksin. Ne zor imtihan değil mi? Evet. Ama bunu başarırsanız, mesela bir arkadaş bir arkadaş hakkında gıybet ediyor. Bunu başarırsanız, arkadaş benim yanımda kardeşlerin gıybetini etme. Bu kadar söylenecek olan laf. Bakın, söylenecek laf bu kadar. Bu oturur insanların arasına. En fazla olsa evden kovulursunuz, benim gibi.

Ben böyle annemin kusurunu söylemek için söylemiyorum. Bakın bu kim olursa olsun bir şey söyleyeceğim. Anne gıybet etmeyelim, boş ver. Allah harâm etmiş dedim ben. Bir daha bir şey söyleyecek oldu. Anne Allah rızası için gıybet etmeyelim, günaha girmeyelim dedim ben. Böyle bir bakış fırlattı bana. Üçüncüsünde bir daha söyleyince aman senden de bir şey söylemiyor dedi. Ne yapmaya geldin? Yürü git o zaman buradan dedi. Tam da ne gün? İzmir’de ilk bir kutlu doğum yapıyoruz ya program o gün. Allah’ım dedim ya şu yaşadığıma bak benim. Aldım takımı, elbise böyle askıda çantamı aldım. çıktım evden. Gittim arabaya oturdum yürüdüm. Allah Allah dedim ya. Dedim kendi evimden kendi şehrimden de kovuldum dedim.

Nereye gideyim? Gittim vakıf zeytinliğim var orada. Vakıf zeytinin içine girdim. Dedim şurada namaz kılayım bari. Gittim orada namaz kılayım biraz ibadet edeyim. kendime geleyim diye. Çobanın birisi geldi.


Çoban, Zeytinlik ve Helâlleşme

15-20 koyunu var burada. Selâmün aleyküm yabancı. Aleyküm selâm dedim ben. Baktı şimdi plakka 16. Bursa’dan mı geliyorsun dedi. Evet dedim ben. Ya dedi bizim orada bir hemşerimiz varmış dedi. Bayındırlı Mustafa Efendi dedi. İyi dedim ben. Ya dedi çok tanışmak istiyordum onunla dedi. Sen tanıyor musun onu dedi. Tanıyorum dedim ben. 16 dedi. Sen dedi var mı bir bağım? Onu getirdim ben buraya dedim. Vay ya dedi. Onu mu getirdin dedi. Ha onu getirdim dedim. Ben onun özel şoförüyüm dedim. oradandı buradandı filan konuştuk böyle. Ondan sonra. E dedim ölen namazı kılınacak dedim ben. E dedi benim koyunlar var ama dedi. Nasıl kılayım ben şimdi dedi. Ben döndüm koyunlara. Koyunlar dedim biz namaz kılacağız.

Su ağacın dibinden ayrılmayın dedim. Hadi dedim kalk namazı kılalım. Sen dedim bir imamlık yap namazı kıldır bize dedim ben. Bu şimdi tabi abdestin var mı? Var dedi. Bu hemen hemen geçti. Bir öğledir dörtte kat farzını kıldık. Duvasını devşirdik. Bir koyunlara baktı bir bana baktı. Sen nesi oluyorsun onun dedi. Şoförüyüm ben dedim. Yaptı böyle. Ondan sonra. Selam söyle benden dedi. Sen dedi adını söylemedin. Ben filanca dedi. Ha iyi dedim. Sorarsa dedim ben kimin nesi kimin fesiymiş diye. Sen kimlerdensin dedim ben. sülalesini söyledi. Ondan sonra ha iyi filan dedim ben. Sen tanıyor musun dedi. Eşi dedim sorar şimdi o dedim bir şeyin ineni cibini dedim. Hepsini de sorar dedim senin adını soyadın sorar her şeyini sorar.

Düzgün bilgi vereyim ben ona dedim. Öyle ayrıldık. En fazla olsa kovulursunuz evden veya meclisten gıybet etme deyince. Bu olur. Gıybet etmeyin de yanınızda da ettirmeyin. Kardeş etmeyelim gıybet. Bu kadar. Allah muhafaza eylesin. Birkaç hafta önce âlemlerden bahsetmiştiniz. Bu âlemler için ayrı bir cennet cehennem var mıdır? Yoksa herkes aynı tek bir cennet cehenneme mi girecek? Ayrı mı istiyorsan ayrı istiyorsan senin için ayrı bir cennet yaratır. Onun yaratma noktasında sıkıntısı yok. Ama bu kadar da bencil düşünmeyin. Neden ayrı alemlerde ayrı cennet istiyorsunuz? Hazret-i Peygamber’le salallahu aleyhi ve sellemle beraber olmak istemez misiniz? İsteriz. Değil mi? O zaman ben onun olmadığı bir cennet istemiyorum.

Allah bizi affetsin. Haklarınızı helâl edin. Bizden yana da helâl olsun. El-Fâtihâ.


Kaynakça ve Referanslar

  • Mesnevî 1325: Kendine Zulmetme: Mesnevî-i Şerîf 1325. beyit — Hazret-i Pîr Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî (“Ey ahmak! Kendine saldıran o aslan gibi sen de kendine saldırıyorsun”); “Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa şüphesiz kendisine zulmetmiş olur” — Talâk 65/1; nefse zulmün kaynağı ve Kur’ân-ı Kerîm’de nefsine zulmeden kul — Âl-i İmrân 3/117, Fâtır 35/32; haddi aşmanın felâketi — Bakara 2/229; zikrullâh açılışı “Efdalü’z-zikri fa’lem ennehu Lâ ilâhe illallâh” — Tirmizî, Da’avât 9; Hz. Muhammed Mustafâ’ya salât-selâm sünneti — Ahzâb 33/56
  • Âdem ve Havvâ’nın Zulmü: “Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik, eğer bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen mutlaka ziyâna uğrayanlardan oluruz” — A’râf 7/23; yasaklı meyve kıssası — Bakara 2/35, A’râf 7/19-22, Tâ-Hâ 20/120-121; avret yerlerinin açılması ve incir yaprağı — A’râf 7/22 (“Üzerlerinden elbiseleri sıyrılıverdi, cennet yapraklarını birleştirip onunla örtünmeye başladılar”); Âdem aleyhisselâm’ın tevbesi ve kelime-i tevbe — Bakara 2/37; hicâb ve utancın kaynağı; Menkıbeler-tefsîrler-hadîs rivâyetleri arasındaki farklar — İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm
  • Mûsâ ve Altın Buzağı: Mûsâ aleyhisselâm’ın Tûr-i Sînâ’da kırk günlük halveti — Bakara 2/51, A’râf 7/142 (“Mûsâ için otuz geceyi tayin ettik ve ona on gece daha ilâve ettik”); Hârûn’un halîfeliği ve peygamberliği — A’râf 7/142, Tâ-Hâ 20/29-32; Sâmirî’nin altın buzağı yapması — Tâ-Hâ 20/85-88, A’râf 7/148; “Ey kavmim! Sizler buzağıyı ilâh edinmekle kendinize zulmettiniz” — Bakara 2/54, A’râf 7/150; Tevrât levhalarının atılması — A’râf 7/150, 154; dünyâ ve makâma tapınmanın modern karşılığı — Tevbe 9/24, Teğâbun 64/15; nefsin hilesi olarak meta-şân-şöhret putu
  • Gayyâ Kuyusu ve Zâlim: “Onlar yakında gayyâ kuyusuna düşeceklerdir” — Meryem 19/59; cehennem vâdîlerinin gayyâ kuyusunun azâbından yetmiş kez Allah’a sığınması — Tirmizî, Zühd 36 (zinâ ehlinin vâdîsi); cehennemin yedi kapısı — Hicr 15/43-44; “Zâlimler için iki kat azâb vardır” — Hûd 11/18-22; işçinin hakkı — Tirmizî, Ahkâm 13 (“İşçinin ücretini alın teri kurumadan önce verin”), İbn Mâce, Ruhûn 4; zayıfı eziyet — Buhârî, Mezâlim 7-9; aslan-kuyu-akis meseli ve nefsin avlayıcılığı — Mesnevî-i Şerîf I. cilt “Aslan ile Tavşan” hikâyesi; zulüm sarhoşu olma kavramı — Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu’t-Tevbe
  • Heva-Hevese Uyan Ahmaklık: “Hevâsını ilâh edinen kimseyi gördün mü?” — Furkân 25/43, Câsiye 45/23; “Bilmedikleri şeyler üzerinde tartışmayın” — Âl-i İmrân 3/66; câhilden yüz çevirme — A’râf 7/199; müflis hadîsi — Müslim, Birr 59, Tirmizî, Kıyâmet 2 (“Kıyâmet gününde namaz-oruç-zekâtını getirir; başkasına sövmesi, iftirâsı, kan dökmesi, dövmesi olanlar iyi amellerini alır…”); “Kendileri yapmadıklarını söyleyenler” — Saff 61/2-3, Bakara 2/44; Sûfîlerin “hatâ görürsen önce kendine bak” öğretisi — Kuşeyrî, Risâle, Şa’rânî et-Tabakâtu’l-Kübrâ; her meselenin uzmanı kesilmek — “Kişiye ilim olarak Allah’tan korkması yeter” — Fâtır 35/28
  • Mü’min Mü’minin Aynasıdır: “Mü’min mü’minin aynasıdır; mü’min mü’minin kardeşidir, ihtiyâcını görür, zarardan korur, gıyâbında savunur” — Ebû Dâvûd, Edeb 49 (Buhârî, Edeb 24); “Yapmadıklarınızı niçin söylüyorsunuz? Allah katında yapmadıklarınızı söylemeniz en büyük gadabdır” — Saff 61/2-3; kardeşi nasîhat etmenin âdâbı — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu’l-Emri bi’l-Ma’rûf; İmâm-ı A’zam’ın bal yiyen çocuğa kırk gün sonra nasîhati — Ebû Nu’aym, Hilyetu’l-Evliyâ; “Sizin en hayırlınız ailesine en hayırlı olandır” — Tirmizî, Menâkıb 63; bal şifâsı hadîsi — Buhârî, Tıb 4 (“Karnı yalan söyledi, bal şifâdır”); Nahl 16/68-69 (baldaki şifâ); Hazret-i Ali’nin bir avuç toprağı altına çevirmesi menkıbesi
  • Fâtihâ Şifâsı ve Nasîhat: “Fâtihâ her derde şifâdır” — Buhârî, Tıb 33 (Ebû Saîd el-Hudrî rivâyeti, bir kavmin reisine Fâtihâ ile rukye); üç sahâbî ve altı koyun kıssası — Buhârî, İcâre 16, Müslim, Selâm 65-66; Kur’ân-ı Kerîm şifâdır — İsrâ 17/82 (“Kur’ân’dan mü’minler için şifâ ve rahmet olan şeyler indiriyoruz”); Yûnus 10/57 (“Göğüslerdekine şifâ”); “Kim günde yüz sefer ‘Sübhânallahi ve bi-hamdihi’ derse…” — Buhârî, Da’avât 65; Hazret-i Peygamber’e itâat — Nisâ 4/80; mü’min mü’minin kusurunu önce kendinde arar prensibi — Ahmed b. Hanbel, Müsned; nasîhat dînin ta kendisidir — Müslim, Îmân 95 (“Dîn nasîhattir”)
  • Salih Mirzâbeyoğlu ve Teokrasi Korkusu: Salih Mirzâbeyoğlu (1950-2018) ve İBDA fikir hareketinin tenkîdi; 1999’da “Başyücelik Devleti” kitabıyla dârbe-teşebbüs suçlamasıyla îdâm, ardından müebbet ve cezâsının kesinleşmesi bağlamında mütefekkire uygulanan hukûkî süreç; lâik-demokratik düzenin anayasal korumasının mâhiyeti — Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 2. ve 4. maddeler; teokratik düzen tanımı ve İslâm’da devlet ile dîn münâsebeti — İbn Teymiyye, es-Siyâsetu’ş-Şer’iyye; düşünce ve ifâde hürriyeti ile kamu düzeni dengesi — Mâide 5/8; “dergî çıkarmak” suç kabulünün hukûkî anomalisi; Bayındırlı Mustafa Özbağ Efendi’nin İslâmî referansın kamusal alanda dile getirilmesindeki îtidâli
  • Sigara Bırakma Sözü: Hazret-i Peygamber’in “En hayırlınız verdiği sözü tutandır” hadîsi — Ahmed b. Hanbel, Müsned III/144; söze vefâ — İsrâ 17/34 (“Ahdi yerine getirin, çünkü ahidden sorumlu olunacaktır”), Mâide 5/1 (“Ey îmân edenler! Akidlerinizi yerine getirin”); nefs terbiyesinde azîm ve irâde — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu Riyâzati’n-Nefs; sigaranın harâm-mekruh ictihâdları — mu’âsır fıkıhçıların çoğunluğu harâm, bir kısmı mekruh olduğunu savunur; “Kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmayın” — Bakara 2/195; nefsin hîlesi olarak “çok çekmiş” gibi romantize etme — Mesnevî-i Şerîf I. cilt nefs fasılları; Mustafa Özbağ Efendi’nin 16 yaşındaki zorluk hayatı ve annesinin eline haftalık harçlık vermesi menkıbesi
  • Gerçek Dost Hatanı Söyler: “Mü’min mü’minin aynasıdır” — Ebû Dâvûd, Edeb 49; dost-düşman ayrımı — Âl-i İmrân 3/118, Mâide 5/51; gıybeti dinlememek — Hucurât 49/12 (“Biriniz diğerinin gıyabında et yemeği severmisiniz?”); yanında gıybet edilmesine izin vermemek — Müslim, Birr 70, Tirmizî, Birr 20; “Kardeşini bir kötülükte gördüğünde önce kendine bak” prensibi — Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu’l-Ahlâk; arkadaş-yoldaş seçimi — Kehf 18/28 (“Sabah akşam Rablerine yalvaranlarla beraber ol”); üzerine alınmak ve nefs iltifâtı — Nisâ 4/49 (“Kendilerini temize çıkarmak isteyenlere dikkat etmez misin?”); meleklerin zikir meclislerine inmesi — Buhârî, Da’avât 66, Müslim, Zikr 8; dervîş meleklerin sûfî zikir halakalarında hazır bulunması — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât
  • Deccâl Sistemi ve Hukûk: “Deccâlin hîlesi hukûkun tamâmını bozmaktır” mefhûmu — Müslim, Fiten 109-110 (Nevvâs b. Sem’ân rivâyetiyle deccâl fitnesi); aile hukûkunun tahribi — Rûm 30/21, Nisâ 4/1, Nûr 24/32-33; anne-baba çocuk hakları — İsrâ 17/23-24, Lokmân 31/14-15; iş ve işçi hukûku — Tirmizî, Ahkâm 13; dostluk hukûku — Tahrîm 66/8, Hucurât 49/10-12; âyetleri inkâr cüreti ve hadîs inkârı — Nisâ 4/150-151 (“Allah’ı ve elçilerini inkâr edenler… Peygamberler arasında ayırım yapmak isteyenler”); “Peygamberin size verdiğini alın, yasakladığından da sakının” — Haşr 59/7; tarihsel-bağlamsal âyet okuma cüreti ve sünnetin hüccciyyeti — Şâtıbî, el-Muvâfakât; ahlâk gittikten sonra dünyâ-ekonomi-maaşın anlamsızlığı — Tekâsür 102/1-8
  • Çoban, Zeytinlik ve Helâlleşme: Gıybet yasağı — Hucurât 49/12; yanında gıybet edildiğinde kardeşi savunmak — Tirmizî, Birr 20 (“Kim kardeşinin ırzını savunursa Allah kıyâmet gününde ateşten korur”); anne-baba edebiyle nasîhat — İsrâ 17/23-24 (kerîm söz); ev-şehir “kovulma” menkıbesi ve Mustafa Özbağ Efendi’nin Bursa vakıf zeytinliğinde öğle namazını koyun çobanıyla kılma kıssası; müsâfirin selâmlaşma âdâbı — Buhârî, Selâm 4; cemâatle namazın fazîleti — Buhârî, Ezân 30 (yirmiyedi derece); vakıf arâzîsi ve hayır hizmetleri — Buhârî, Vesâyâ 17; “Âlemler için ayrı cennet var mı?” sorusuna cevap — Yâsîn 36/55-58, Rahmân 55/46-78, Vâkıa 56/10-40; Hazret-i Peygamber ile berâberlik arzusu — Nisâ 4/69 (“Allah ve Resûl’e itâat edenler peygamberler-sıddîkler-şehîdler-sâlihlerle beraberdir”); son duâ “Haklarınızı helâl edin” — Buhârî, Mezâlim 10 (kul hakkının âhiret öncesi helâlleşilmesi)

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Tevhîd, Nefs, Sünnet, Şeyh, Nûr, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı