Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

2021 Sohbeti #20 — Hediye, Rüşvet ve Sünnet Mücadelesi

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2021 Sohbeti #20 — Hediye, Rüşvet ve Sünnet Mücadelesi. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Hediyeleşmenin Ahlâkı ve Sünneti

Allah’ın adını versin inşallah. Cenâb-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Rabbim ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Cenâb-ı Hak cümlemizi Hakk’ı Hak bilenlerden eylesin. Hakk’ı Hak bilip Hak yolunda mücadele eden, cihâd eden kullarından eylesin. Batıl bilip batılla mücadele eden, batılla karşı cihâd eden kullarından eylesin. Rabbim ümmet-i Muhammed’i ve bizleri Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’ne sımsık yapışanlardan eylesin. Yaşayıp yaşatmamı mücadelesi verenlerden eylesin. Ejmeyin inşallah. Bir küçük bir şey kaldığımız yerden devam edelim diye düşündüm. 73. hadiste kalmışız herhalde bu hadislerle Tasavvuf kitabının Perşembe derslerinde. Oradan devam ediyorum inşallah. Sa’b bin Cessâme’den naklediliyor.

Sa’b radıyallâhu anh Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine Ebvâ ve Veddan ya Veddan da iken vahşi bir eşek hediye etti. Fakat Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona geri verdi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onun yüzünü rengini değiştiğini görünce ona şöyle dedi. İhrâmlı olmasaydık onu sana iade etmezdik. Tabi bazı hadîs-i şerifler var. Onların birkaç tanesini de aldım. Hediyeleşmekle alakalı. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri hediyeleşmeyi çok önemserdi. Hem çaylarınızı da için bu arada sıkıntı yok. Hediyeleşmeyi çok önemserdi. Hatta hediyeleşmeye reddedene hediyeye muhtaç kalırsın diyordu. O yüzden hediyeleşen ki muhabbetiniz sevginiz artsın, tebaranı.

Hediye dostluğu artırır, kırgınlığı giderir. Ebû Nu’aym, istemeden verilerini alın. O Allah-u Teala’nın gönderdiği rızıktır. Şeyh Hâkim, hediye verene siz de hediye verin. Eğer verecek bir şey bulamazsanız onun için dua edin ki hediye karşılıksız kalmasın. Nesâî. Gibi daha birçok hadîs-i şerîf var. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri müminlerin arasında hediyeleşmeyi önemsemiş ve hediyeleşmeyi teşvik etmiş. Kendisi de çok çok hediye vermiş. Kendisine de bir hediye getirdiklerinde hediye de kabul etmiş. O istemeden verilerini alın dediği hadîs-i şerîf daha uzun var. Hazret-i Ömer efendimizin oğlu Abdullâh’dan ona bir hediye gönderiyor, elbise gönderiyor. O da elbiseye diyor ki, ya Resûlallâh geri gönderiyor.

Diyor ki benim buna ihtiyacım yok. O da diyor ki, sen istemeden sana bir şey gönderilirse bu Allah’ın lütfudur, ikramıdır. Kullanabileceksen bir ihtiyacın varsa al, kullan, ye, iç ama yok ihtiyacın yoksa ihtiyacı olan bir kimseye ver diyor.


Yaban Eşek Hediyesi ve İhrâm Ruhsatı

Böylece Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri ümmetin içerisinde hediyeleşmeyi öne çıkarıyor ve hediyeleşiyor da. Ama bu hadîs-i şerifte sahabenin birisi bir yaban eşek getiriyor. Bu yaban eşekler malum genelde o bölgede ve Afrika’da fazladır. Zebra olarak geçiyor ya, bu yaban eşektir. Hayber’in fetih zamanında Hayber Savaşı’nda yasaklanan ehil eşektir. Sahâbeler normalde Hayber kalesinin dışında kalan Yahûdîlerin eşeklerini kesip yemeye başlıyorlar. Açılık var, yokluk var, sıkıntı var. Öyle olunca Yahûdîlerden birkaç kişi geliyor, diyorlar ki ya Muhammed, bizim eşeklerimizi yiyor kavmin. Onlar da diyor ki, yaban eşek etinin yenilmesini, pardon, ehil eşek etinin yenilmesini o zaman yasaklıyor.

Ehil eşek etinin yenilmesini. Tabii o aynı hadîs-i şerifte iki kardeşin aynı nikâhta toplanılmasını da yasaklıyor. Aynı hadîs-i şerifte. Diyor ki bu sonra bazı rivayetlerde öyle aynı hadîs-i şerifte öyle bir zaman gelecek ki, bu benim yasakladığım şeyleri ortadan kaldıracaklar, bacak bacak üstüne atmış, sizinle bizim aramızda Allah’ın kitabı vardır diyenler çıkacak diyor ahir zamanda. sünnetleri reddecekler, sünnetleri bu noktada itibar etmeyecekler. O sünneti itibar etmezseniz tabii iki kız kardeşi bir nikâhta toplayacaksınız. Veyahut da teyzesiyle yeğenini, halasıyla yeğenini, veyahut da yaban eşek eti değil, ehil eşek eti de yiyeceksiniz, ehil atta yiyeceksiniz buradan hareket ederekten. Hoş şimdi eşek etine de at etine de muhtaç kalacaksınız, işin bu tarafı var.

Yapma et çıkıyor şimdi. Neydi o etin adı? Yapay et çıkıyor şimdi. Yapay et yiyeceksiniz böyle giderse ondan sonra. normalde tabii hayvanların düşküsü ozunu zehirliyor ya dünyayı zehirliyor. fabrikalar, o kadar uçaklar, o kadar denizlerin üzerinde yüzdürülen gemiler, savaşlar, atom bombolları, nükleer bombolları, nükleer denemeler, nükleer yakıtla çalışan uçaklar, gemiler, bunlar havayı kirletmiyor hiç. Devasa fabrikalar kuruyorlar. Bunlar havayı kirletmiyor. İnekler kahrolmasın o inekler, o büyük başlar havayı kirletiyor. biz de inanıyoruz buna. İşin en güzel tarafı da bu. Her ne kadar bizim kasap sayıda oradan kız kız gülse de biz de inanıyoruz buna. çünkü böyle evet büyük başların komple katledilmesi lazım.

Küçük başların da katledilmesi lazım. Yapay eti başımıza tacetmemiz lazım. O kocaman devasa İsrâil ortaklı, Yahûdî ortaklı şirketlerin zengin olması lazım. siz öyle sağlıklı et üretebilecek toplumlardan değilsiniz. Siz paryasınız, siz kölesiniz. Bu neoliberal ekonomik sisteme göre sizler sadece ve sadece çok özür dilerim. Çok özür dilerim. Hayvanlar gibi önünüze ne konulursa yiyecek tiplerdensiniz. Öyle akletmeye, öyle düşünmeye, öyle alternatifler üretmeye sakın yeltelemeyin. O yüzden neoliberal ekonomi, neoliberal kültür, neoliberal ahlâk, neoliberal din bunların hepsine de tabi olacaksınız. Böylece de siz ondan sonra yine de Müslümanlığı kimseye bırakmayacaksınız ama. Evet. Bir Yâsîn-i Şerîf’ten bir sayfa okuyacaksınız.

En güzel Müslüman siz olacaksınız.


Yapay Et, Neoliberal Düzen ve İfsad

Kafanıza bir tane beyaz takke herhangi bir camide veya bir şehit cenazesinde bir böyle aşırı okuyacaksınız. En iyi Müslüman siz olacaksınız. Hiç sıkıntı değil. Şimdi Hazret-i Peygamber Salallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri ehil bu yaban eşeği reddediyor. Şimdi buradaki yaban eşeği reddedince sahabenin yüzü düşüyor. hediyeleşmeyi bu kadar öne süren, hediyeleşmeyi bu kadar çok ümmetin içerisinde hakim olmasını, işlemesini isteyen bir Peygamber yaban eşek etini, yaban eşeği reddetti. Reddetmesinden dolayı yüzü düşünce sahabenin diyor ki, ”İhrâmda olmasaydım kabul ederdim.” Demek ki ihrâmda. İhramdaken normalde bir kimsenin eşeği kesmesi mümkün mü? Değil. O zaman bütün sahâbe ihrâmda, ihrâmlı olunca eşeği kesmeleri mümkün değil, bir hayvan kesmeleri mümkün değil.

Veyahut da onu avlamaları da mümkün değil. Şimdi sahâbe kesip getirse bu sefer de diyecek ki ihramlıyken sen mi avlandın? Böyle olunca Hazret-i Peygamber’in, Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri, hediyeyi kabul etmemenin sebebini orta yere koymuş oluyor. Demek ki bir şeyi yapamıyorsa bir kimse veya yapmıyorsa karşı taraf üzülmesin, incinmesin, kırılmasın diye ince bir ahlâk ile ona ne için kabul etmediğini, ne için onu reddettiğini anlatması lazım, söylemesi lazım. Bu konuda onu bilgilendirmesi lazım. Kabul etmeyişini bilgilendirmesi lazım ki karşıdaki kimse benim hediyem niçin kabul edilmedi? Yok ben harâm mıydım? Yok benim kazancıma harâm mı bulaştı, şu mu bulaştı, bu mu bulaştı diye. Ne yapsın?

O şeke şüpheye düşmesin. Bir şey daha var burada. Bu son dönem oluşmaya başladı. İnsanlar bir hediye veriyor, bir şey veriyor. Hatta bununla alakalı bir aile gündeme oturdu, düğünde gitmiş birisi bir küçük altın takmış, onun düğününe kendi düğünde neden sen bu küçük altın takmadın diye mahkemeye vermiş. Onu da haberlerde okudum ben. bazı yerlerde mesela kim ne getirdi yazıyorlar, kime ne götürdü yazıyor o kimse. düğünde, sünnette, orada burada. Sonra kendisi bir şey yaparken listeyi çıkarıyor. ben ona şunu yap dedim, o da bunu bana yapması lazım diye. Hediye karşılıksız olan bir şeydir. Evet hediyeleşmek sünnettir ama karşıdaki kimse sizin yapmış olduğunuz hediyeye cevap verebilecek güçte mi değil mi?

Bu bilinmeyen bir şey. Eğer senin hediyene karşılık verebilecek noktadaysa eyvallah karşılık versin. Ayniyle veya misliyle önemli değil. Ama velakin hediye ettiğiniz yerden bir şey beklemek bu hediyeleşme adabının dışında. Böyle bir İslâm ahlakı yok. o kimseye siz bir şey hediye ettiniz, karşıdan da bir şey bekliyorsunuz. Bu yok İslâm adabında. Bir de ne var? Hediyeyi geri istemek var. Bir de işin en ilginç noktası da bu. siz birisine bir şey hediye etmişsiniz. Sonra canınız sıkılınca, moraliniz bozulunca, aranızda problem olunca o hediyeyi geri istiyor kimse. Veya hatta o yardım yapmış, bir şey yapmış, bir şey infâk etmiş ona. İnfak ettiği şeyi tekrar geri istiyor. Allâh muhâfaza eylesin. Bu işin daha rezilce tarafı.

Çünkü hadîs-i şerîfte Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri verdiği hediyeyi geri isteyen, kusmuğunu yalayan, kusmuğunu yiyen köpek gibidir diyor. Çünkü sahabeden bir kimse geliyor diyor ki ya Resûlallâh filanca bana diyor harçlık için bir para vermişti, bir şey hediye etmişti. Şimdi onu benden geri istiyor diyor. O da ona diyor ki vermiş olduğu hediyeyi geri isteyen, kusmuğunu yalayan köpek gibidir. Yine başka bir olay daha var. Yine böyle bir sahâbe, iki sahabenin arasında böyle bir hadisi oluyor. O geriye isteyene diyor ki tükür yere tükürüyor o.


Hediyeyi Geri İstemek ve Kibir

Yere tükürdükten sonra ona diyor ki şimdi bunu geri yala. Sahâbe diyor ki ya Resûlallâh bu geri yalanır mı? diyor verdiği hediyeyi geri isteyen, kusmuğunu yalayan köpek gibidir diyor ona da. Demek ki hediyeleşmek sünnet ama normalde bir kimse hediyeyi kabul etmiyorsa bunun makul bir sebebi olacak. Sebebini söyleyecek ve hediyesini geri isteyen kimse de ne olmuş oldu? Kusmuğunu yalayan köpek gibi oldu. Veya hatta hediyeyle alakalı bir şey yapan, hediyeyle alakalı bir şey yapılandan bir şey umması işin daha sıkıntılı tarafı. Allâh muhâfaza eylesin. Hediyeleşmenin herhangi bir karşılığı olmamalı. Ve hediye bir şey hediye ettiğimiz kimseden bir şey beklememeliyiz. Veya birisine bir yardımcı oldunuz, birisine bir destek oldunuz, birisinin elinden tuttunuz, birisine bir iyilikte vesile oldunuz.

Bir şey yaptınız bir şey oldu sizin o konuda bir faydanız oldu. Bunu Allah’ın bir lütfu bir ikramı olarak görün. Karşıdan bir tevâzudur, duadır, karşıdan bir minnettir, beklemeyin. Beklerseniz o zaman o yaptığınız Allah için yapmış olduğunuz bir ibadetin karşılığını o kimseden istiyorsunuz Allah’tan değil. Allah için olmadı o. Allâh muhâfaza eylesin. O zaman bütün her ne yapıyorsak Allah için yapacağız. Bu normalde diyeceksiniz ki bu bizi bağlayan tekkelerde, tarîkatlarda, bizim gibi topluluklarda bir kimse bir hizmet yapıyorsa oradakilerin kendisini tartif etmesini, alkışlamasını, ne bileyim oradakilerin kendisini yüceltmesini beklemesi oradaki iyi niyeti, samimiyeti ve oradaki o ibadet aşkını Allah için olmayı ortadan kaldırıyor.

Normalde bu belki de diyeceksiniz ki biz bu noktaya mı geldik? Biz bu noktayı da göz ardı etmememiz lazım. Birimiz bir bardak çay dağıtıyorsa, örneğin çayı dağıtmanın karşılığı bizim ona minnet etmemiz olmamalı. Veyahut o çayı bize dağıtırken, ben çay dağıtıyorum deyip de tepeden dağıtmamalı. Ve abikimse dergâhta herhangi bir hizmette bulundu, bir şey yaptı. Bunun karşılığında ilgilenilmesi, ona temanna edilmesi, onun önünde eğilinmesi, ona farklı muamele de bulunulması, ona değişik bir şekilde, değişik bir kimseymiş gibi davranılmasını istemesi, onun iyiliğini, onun hayırını, onun hasenatını, onun Allah için olmasını alıp götürüyor. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden sûfî her ne yapıyorsa Allah için yapandır.

Hediyeyi verirken de Allah için hediyeyi verir, alırken de Allah için alır. O yüzden hediyeye tepeden bakmak, hediyeyi kabul etmemek, hediyeyi küçük görmek, bu da normalde o kimsenin iyi niyetini, veyahut o kimsenin meseleye bakış açısını bozar. Biz ne hediyeye karşı kibirleniriz, ne de hediye verene karşı kibirleniriz. Çünkü hediyeye de kibirlenmek, Allâh muhâfaza eylesin, Allah’tan gelen lütfa ikrama karşı kibirdir ki Allah’a kibirdir. Çünkü iyilikler Rabbinizden, kötülükler nefsinizdendir. O zaman bize gelen hediye Rabbimizden geliyordur. Vesile Ahmet’tir, Mehmet’tir, Ali’dir, Hüseyin’dir, Hasan’dır, Ayşe’dir, Fatma’dır, Hatice’dir. Önemli değil burada ismi. Ama o hediye Allah’tan gelen sana bir lütuftur.

O yüzden senin ona karşı kibirlilik yapman, onu beğenmemen, onu istememen, onu reddetmen bu hadisede Allah’a karşı senin bu davranışın. Sen Allah’a karşı kibirlilik yaptın, Allâh muhâfaza eylesin. Bu da işin ayrı bir veçesi. O zaman bize hediye veren bir kimseye biz kalkıp da hor görmeyiz, hediyeyi de hor görmeyiz. Bize yardımcı olmaya çalışan bir kimseye yardımını da hor görmeyiz, onu da hor görmeyiz. İhtiyacımız yoksa ihtiyacı olan bir kimseye devrederiz. Ona doğru gönderiz, ona teşekkür ederiz, Allah’a hamd ederiz.


Memur-Amir İlişkisi ve Rüşvet Tehdîdi

Bu konuda kibirlilik yok. Şimdi işin geldik bir tarafını da. Hediye herkes kabul edecek mi? Hayır. Devlet kurumunda çalışanlar, bir makamı, bir mevkiye sahip olanlar, müdürler, şefler, memurlar hiç tanımadıkları ama devlet dairesinde işleri olduğu için birilerinden hediye alıyorsa onlar… …bu manada rüşvet diyorlar. Dâru’l-harb’te vardır yoktur, bu hukuku farklıdır, bu ayrı bir mesele. Çünkü Dâru’l-harb, onu da parantez içerisinde açayım. Dâru’l-harb’te, sen hakkın olan bir şeyi alamıyorsan Dâru’l-harb’te, harbîye rüşvet vermeyi uygun görmüş İslâm hukuku. Bu senin hakkın ama. Bununla alakalı mesela o bölgeyi tarif ediliyor. Kuveyt tarafında, Bahreyn tarafında bir sahabenin mallarına el koyuyor.

Oranın zâlim bir firavun, gaddar bir kralı sahabenin mallarına el koyunca sahâbe mallarını alabilmek için oradaki tabiri caizse bugünkü hâkime, polis müdürü, bilmem nesi, valisi onlara rüşvet vererekten malını kurtarıyor. Yine Münevvere geldiğinde Hazret-i Peygamber’in, sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine bu nakledildiğinde o bunu yasaklamıyor. Bunun gibi çocuğunu kurtarmak için, kızını kurtarmak için değişik olaylar var. Buradan hareket ederekten ehl-i ulema, bilhassa hanefiler bir kimsenin canını kurtarma, malını kurtarma, ne bileyim hakkı olan bir şeye, hakkına kavuşabilme, hakkını elde edebilme için Dâru’l-harb’te rüşreti caiz görmüşler. Harbine karşı rüşreti caiz görmüşler. Bunu böyle açık açık söylüyorum.

Gidip de devlet tarihlerinde rüşvet dağıtın diye değil. Ama şunu söyleyeyim, normalde bunlar yaşanıyor mu? Ne yazık ki yaşanıyor. Bir imza atmakla mükellef olan bir kimse, bugün git yarın gel, ertesi gün git öbürsü gün gel, onun bir eksiklik var mı? Bir eksiklik yok. Bir eksiklik yok. E imzala, ondan sonra bakamadım, vaktim yoktu, bakamadım, vaktim yoktu. Bunu yapıyorlar mı? Evet. Bu böyle en şiddetli bir şekilde devam ediyor mu? Evet. Adalet mekanizmasında olsun, belediyelerde olsun, resmi kurum ve kurulaşlarda olsun, bu böyle çok ağır bir şekilde yaşanıyor mu? Evet. Bana gelen duyumlar, bana gelen haberler, bana gelen arkadaşların, kardeşlerin anlattıkları hiç iç açıcı değil. Hiç iç açıcı değil. o ihalelerde olanlar, bitenler, olmayacak işlerin olması, ne bileyim işte, ruhsatlarda olanlar, bitenler, bunları normalde alt alta üst üste koyduğumda Allâh muhâfaza eylesin.

Cenâb-ı Hak hepsinin şerrinden bütün ümmeti Muhammed’i korusun. Amin. Bu çok sıkıntılı bir nokta ve bu hediye adı altında rüşvet kol geziyor. Şimdi bir kimse bir amir memur olmadan arkadaşıdır, birbiriyle hediyeleşmesi caiz midir? Evet. Adam müdür oldu diye ona hediye vermiş, daha öncesinden tanışıyorlar. Tanıştığı için ona bir hediye vermiş olsa sıkıntı mı değil. Bunda bir problem yok. Ama tanımadığı, bilmediği bir işi var vatandaşın oraya gelmiş orada, bir işini görmek istiyor. Ama orada çekmece açık, bütün herkese de duyurulmuş. Oraya muhakkak bir beş bin lira atacaksın, üç bin lira atacaksın, adamın makamına mevkisine göre. Yoksa imza çalışmıyor.


Dâru’l-harbde Rüşvet ve Zekât Hiyaneti

Bir de bu hediye değil, bu direkt rüşvet oluyor. Bakın, Dâru’l-harb’a rüşvet vermeye cevaz vermişler. Almaya değil, vermeye cevaz vermişler. Bakın hakkını alabilmen için, almaya değil bir Müslüman, bir Mümin bunu yapamaz. Bu da işin başka tarafı. Harbinden yapar mı? Evet. Bu da ayrı bir çıkış noktası. Şimdi böyle olunca bu caiz değil. Bunlar o yüzden devlet kademelerinde çalışan, belediyelerde, kamuda çalışanlar, orada amir memur neyse ne, oradakiler normalde böyle bir şey tevessül ediyorlarsa harâm işliyorlar. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri bu konuda yetkililerin aldığı hediyeler ganîmetten aşırmak, kamu malını zimmetine geçirmek gibidir buyurdu. Beyhakî. Yine malum ya Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri zekât memuru gönderiyor bir yerden zekât toplatmak için.

O zekât toplamaya gittiği yerlerden kendine de mal topluyor. Bu devletin zekât bu benim, bu devletin bu zekât bu benim, bu bana hediye verdiler deyince Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri öyle hiddetleniyor, öyle hiddetleniyor. Sahâbe diyor ki damarları patlayacak gibi oldu. Bütün boynundaki ve alnındaki hızla hutbeye çıktı. Size ne oluyor dedi dedi. Size ne oluyor? He dedi. Allah’a yemin olsun ki bu kimse onların hiçbirisini tanımıyordu bu vazifeyle tanıdı. Bu dedi harâm işliyor gibisinden. O yüzden bu ölçü bize yeterli. Hadi diyeceksiniz ki ya bu zamanda bir ölçü mü kaldı? Bu ayrı bir mesele. Önemli olan en sıkıntılı zamanda, en problemli zamanda, en dar zamanda Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapışabilmektir.

İnsanların yaşayamayıp dağıldığı bir zamanda insanların Kur’ân ve Sünnet’i terk ettiği, edebi adabı terk ettiği, o istikametini terk ettiği, yalpaladığı, şaşırdığı, karanlığın içerisine gömüldüğü, günah kebarinin içerisine gömüldüğü bir zamanda bir kimsenin eğilmeden, bükülmeden dimdik Kur’ân ve Sünnet’i yaşaması kadar büyük bir cihâd yoktur. Herkesin eğilip büküldüğü, meşhur bir laf var ya nokta kadar menfaat için virgül gibi eğilme diye, herkesin eğilip büküldüğü bir zamanda bu çok korkunç bir şey. Bakın bu çok korkunç bir şey, bu büyük bir vahşet. Bu büyük bir vahşet. Herkesin eğilip büküldüğü ve eğilmesine bükülmesine kendince uyduruktan fetvâlar uydurduğu, eğilmesine bükülmesine kendince haklı göstermeye çalıştığı, eğilmesine bükülmesine kendince mecbur göstermeye çalıştığı bir zamanda yiğitçe, delikanlıca, müminçe Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapışabilmek için, kendinize sımsıkı yapışıp onun yaşama ve yaşatma mücadelesini vermek en büyük cihâdlardan bence en önemlisi.


Ahir Zamanda Sünnet Mücadelesi

En önemlisi. Herkesin dağıldığı yerde dağılmamak en büyük cihâttır. Herkesin büküldüğü yerde bükülmemek en büyük cihâttır. Herkesin Sünnet-i Seniyye’den saptığı bir zamanda Sünnet-i Seniyye’ye sımsık yapışmak en büyük cihâttır. Han diyor ya ahir zamanda kim benim sünnetimi isterse, var ya ona 100 şehit sevabı verilir. Evet o zamanı yaşıyoruz şu anda. Bu bir taraftan müjde. Nasıl müjde bir taraftan? Herkesin dağıldığı bir zamanda siz Kur’ân ve Sünnet’e sımsık yapışıyorsunuz. O yüzden müjde. Herkes hadîsleri inkar ederken, hadîsleri inkar ederken, Sünnet-i Seniyye ile alay ederken ve Sünnet-i Seniyye’ye tabi olanları horhakir görürken, bugün Türkiye’de yaşananlar bunlar. Bugün Türkiye’de yaşananlar bunlar.

Sünnet-i Seniyye’yi horhakir gördükleri gibi, Sünnet-i Seniyye’yi yaşayanları da horhakir görüyorlar. Bunu bir de Müslümanım diyenler yapıyor. 2. sınıf vatandaş muamelesi görüyorlar. Sizin Buhârî kitabınızda yazıyordur bu. Siz ona bakıyorsunuz yani. Ebu Hureri’ye yalancı diyen, İmam Buhârî’ye en büyük yalancı diyen bunlar Türkiye’de yaşanıyor arkadaşlar. Başka bir yerde değil. Allah’ı zikredenlerle alay edilirken, bunlar Türkiye’de yaşanıyor. Allah’ı zikredenler tu-kaka ilan edilirken, Türkiye’de yaşanıyor bunlar. Bir kimsenin Sünnet-i Seniyye’ye sahip çıkıp, Sünnet-i Seniyye’yi işlemesi, yaşaması, Sünnet-i Seniyye’yi yaşatma mücadelesi vermesi yüz şey sevabı bu yüzden. Bu yüzden. Yoksa dişleri misvaklamak değil problem.

Sünnet-i Seniyye mücadelesi vermektir sıkıntı olan. Senin diş misvaklamanı camide kimse karışmaz. Kimse karışmaz. Ama belli platformlarda sen diş misvaklamayı savunmaya kalkarsan ve onu anlatırsan ve onun mücadelesini verirsen en büyük cihâd bu. Evinizde, çocuklarınızın yanında, eşinizin yanında, akrabalarınızın yanında, çalıştığınız iş yerlerinde, bulunduğunuz mekanlarda Sünnet-i Seniyye mücadelesi vermek, hadîs-i şeriflere sahip çıkıp, hadîs-i şeriflere savunmak, yemin ediyorum, bunu yeminle söylüyorum, en büyük cihâdlardan birisi. Bedr’deki sahabenin böyle bir derdi yoktu. Bedr ise ashabı hurmalıklarıyla imtihan oldu ve canıyla imtihan oldu. Küçümsemiyorum. Veya sahâbe canıyla imtihan oldu, malıyla imtihan oldu.

Sakın ha, küçümsemiyorum. Böyle bir şey anlaşılmasın. Ama bugün İslâm dünyası İslâm dünyası. Her gün Bedr yaşıyor. Daha ağır yaşıyor. Şu manadan daha ağır yaşıyor.


Münâfıkın Namazı ve Hadîs İnkârcılığı

Kur’ân ve Sünnet dedikçe, İslâm dünyasında Kur’ân ve Sünnet dedikçe, etrafındaki Müslüman görünümünü münâfıklar, mürtedler, müşrikler tarafından en büyük sıkıntıya maruz kalıyorlar. En büyük, zaten cihâd bu. Düşman karşında olmuş olsa onunla mücadele edersin. Bu dersinki gâvur. Ama öyle değil. Şimdi ahir zaman, şimdi sendenmiş gibi görünenlerle sıkıntı yaşıyorsun. Çünkü sendenmiş gibi görünüyor. O hadîs-i şerîf yaşanıyor. onlar sizinle beraber namaz kılarlar. Onlar sizinle beraber Kur’ân okurlar. Ama okudukları Kur’ân boğazlarından aşağı geçmez. Onların namazları seninle beraber kılıyor çünkü. Seni aldatmak için kılıyor. Seninle beraber öğlen namaz kılıyor. Seni aldatmak için kılıyor. İkinde yok, akşam yok, yasda yok, sabah yok.

Ama o esnada toplunun içerisinde sendenmiş görünmek için namaz kılıyor. onun namazı yüzüne paçavra gibi atılacak. Âyet-i kerîmede diyor ya, onların yüzlerinden paçavra gibi atıveririz. Neden? O çünkü seni aldatmak için kıldı namazı. Seni kandırmak için kıldı. Sendenmiş gibi görünmek için kıldı. O normalde sendenmiş göründü çünkü. Aldattı seni. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden bu zamanda en büyük cihâdlardan birisi Hadîs-i Şeriflere sahip çıkıp Hadîs-i Şeriflerin mücadelesini vermek, Sünnet-i Seniyye’ye sahip çıkıp Sünnet-i Seniyye’yi yaşama ve yaşatma mücadelesi vermek. Rabbim bizi onlardan eylesin inşallah. Bunları böyle ben söylüyorum, devamını anlatıyorum ya Hadîs-i Şeriflerle. Bazen bizim kardeşlerimiz de bu kadar anlatmasına gerek var mı diye söylüyorlarmış.

Arkadaşlar ben Hadîs-i Şerifleri, Kur’ân ve Sünnet’i son nefesime kadar savunacağım. Bundan rahatsız olan kardeş varsa orada burada laf üretmesin. Gelsin, helâlleşsin dersini alsın gitsin. Söylemlerimizden, yolumuzdan, izimizden, gittiğimiz istikametten rahatsızlık olan yiğitçe gelsin dersini alsın, helâlleşsin gitsin. Ben ne başıma gelirse gelsin, ne örerlerse örmeye çalışsınlar başıma. Ben Kur’ân ve Sünnet mücadeleime devam edeceğim. Lime lime etimi kesseler, benim etrafımda hiç kimse kalmasa, hiç kimse kalmasa ben yine buraya geleceğim, burada yine hadîs kitabını açacağım, tek başıma da olsam bir tane hadîs okuyacağım, kendimce kendim anladığımı kendime şerh edeceğim, gideceğim. Bunu böyle açık açık söylüyorum, bütün arkadaşlara söylüyorum.

Arkadaşlar bizim hatalarımız, kusurlarımız muhakkak vardır. Hatasız, kusursuz değiliz. Eksiksiz, noksansız değiliz. Günahsız değiliz. Böyle bir derdimiz yok bizim. Benim hiç böyle bir derdim yok. Ben kendi nefsim için söyleyeyim, günah teşhislerim, hata da yaparım, kusur da yaparım, yörümüm bozuk benim, uygun adım da gitmediğim olur. Yörümüm bozuk, şimdi Yusuf Hoca daha iyi biliyor, yörümüm bozuk develer vardır, herkes sağa atacak zanneder, sol atar o. Herkes sağcı zanneder, soldan girer, solcu zanneder, sağdan girer. Karşıdaki ne yapacağını şaşırır, onlar biraz da inatçı olur böyle. Ne sağa girmek bilirler ne de çıkmak bilirler. Benimki de o atarak biraz benim yörümüm bozuk. O yüzden bütün arkadaşlara söylüyorum.

Arkadaşlar ben bu kadarım, ben buyum. Benim derdim Kur’ân ve Sünnet. Benim derdim vatan ve millet.


Yiğitçe Yürüyüş ve Yörük Nefs Hali

Kimsenin parası, pulu, makamı, mevkisi beni ilgilendirmiyor. Kimsenin karısı, kızı, çoluğu, çocuğu beni ilgilendirmiyor. Hiç kimsenin hiçbir şeyinde zerrece gözüm yok. Gözü olanın kendi nefsime gözü çıksın. O yüzden bir derdim yok. Derdim Kur’ân, Sünnet, vatan, millet demişim, yola çıkmışım. Yangını görmüşüz. 15 yaşından beri yangın var demişiz. 15 yaşından beri biz sahadayız. Bin fiil. Sahadayız 15 yaşından beri. Hatta daha küçüktür de 15liyim ben. Bizim ülkücülüğümüz de oydu vatan, milletti. Din’i yaşamıyorduk. Din’i savunuyorduk o zaman için. Din’i yaşamıyorduk. Din’i savunuyorduk. Yıllar geçti. Yaş oldu 60. Bizim de bu konuda bir değişik yok. Bizim için her şey vatan, millet, Kur’ân, Sünnet.

O yüzden böyle bir yerlerde konuşup da benim kulağıma gelecek şekilde, duyacağım şekilde konuşmanıza gerek yok. Ben 50 yıldan beri, 45 yıldan beri yiğitçe yaşamaya öğretiyorum insanlara. Öğretebildiğim yere kadar. Yiğitçe olun, delikanlıca olun. Yedin yedin, içtin içtin, söyledin söyledin. Önemli değil çokluk azlık benim için. Ben çokluya koşanlardan değilim. Çok cemaat olsun. Böyle bir derdim yok benim hiç olmadı. Hiç beklemesin. Parasını kaybederim diye düşünüyorsa, malını, mülkünü kaybederim diye düşünüyorsa, makamını, mevkisini kaybederim diye düşünüyorsa kendince vay ben akrabalarının arasında şöyleyim, iş çevresinde böyleyim. Yok orada görülürsem benim iş çevrem böyle olur. Yok akrabalarım böyle olur.

Yok ben filanca firmalarla çalışıyorum. Orada görülürsem böyle olurum. Yürü kardeşim yürü durma burada. İster dersini geri al da ister geri alma. Gel elallah yürü git. Derdimiz yok. Senin malında, mevkinde, şanında, şerefinde, şöhretinde senin olsun. İşin gücün rast gelsin. Bizden işin yok. O yüzden orada burada kulise gerek yok. Şunu da şöyle söyleseydi. Laf üretme dedikodu üretme. Burada yaz koy ne yerde, Kur’ân ve sünnetin dışında bir şey söylediysek yaz koy gel yüzümüze söyle. Bu mecliste kimseyi daha dövmedik, sövmedik, hakaret etmedik. Gel mecliste söyle. Kaldır elini söyle burada. Burası bu manada özgür bir yer. Ama fısıldaşma, karnından konuşma. Arkadaşlarını ifsat etmeye çalışma. Laf üretme.

Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden sünnet-i seniyye sımsıkı yapışacağız. Sünnet-i seniyye yaşama mücadelesine devam edeceğiz. Arkadaşlar bu konuda benimle beraber yürürlerse eyvallah. Herkesin başımın üstünde yeri var. Gönlümün en hücrah köşesinden en yüksek köşesine kadar yeri var. Herkes kardeşim, canım, ciğerim. El ele değil gönül gönüle bu yola devam ederiz. İnşallah.


Banka Altın Hesabı ve Lâyik Diyanet

Rabbim o yolda eylesin cümlemizi inşallah. Banka altın hesabıyla alakalı hüküm nedir ellerinizden öperim. Dâru’l-harb’te caizdir. Çünkü hiçbir banka İslami değildir. İslami olmayan bir ülkede İslami bir kurum olmaz. Bunu böyle hep söylüyorum yıllardan beri. Bizim Mehmet Emin Bey de en son da Anayasa Mahkemesi’nin kararını da gönderdi bana. Türkiye’de hiçbir İslami kurum yoktur. Diyanet dahil bana. Diyanet de lâyik bir kurum olduğuna dair Anayasa Mahkemesi’nin kararı var. Artık bundan sonra böyle konuşacağım. Mehmet Emin dedi, diyordum ben Türkiye’de Diyanet İşleri Başkanı da dahil. Dini bir kurum yoktur diyordum ben. İnsanlar hopur hopur hopluyordu. Türkiye’de dini hiçbir kurum yoktur. Diyanet işleri dahildir.

Buna Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla layık bir kurum olduğuna dair Anayasa Mahkemesi hüküm vermiş. Olmazsa ben o hükmü bir paylaşayım bari ya. Hüküm vermiş. O yüzden Türkiye İslâm Devleti değildir. Türkiye’de İslami olarak herhangi bir kurum kuruluşta yoktur. Aldanmayın. Bakın en büyük handikap budur zaten. İslâm olmayanı İslâm görmek. İslâm olmayanı İslâm görmekte küfürdür. Bakın İslâm olmayanı İslâm görmekte küfürdür. Faizin şu kadarı olabilir, bu kadarı olabilir diyen bir kimse küfre düşer. Âyet de hadîs de sabittir. Faizin azı da çoğu da haramdır. Lanetlik bir iştir. Ben şimdi bugün Merkez Bankası fâizleri sıfırlasın deyince birisi gerçek mi diye. şaka mı yapıyorsun? Gerçek. Sıfırlasınlar fâizleri.

Dolar isterse 20 lira olsun. Dolar isterse 50 lira olsun. Faizi sıfırla.


Merkez Bankası Fâizi ve Dolar Bazı

Vatandaş zaten cebinde varsa gidecek dolar alacak. Vatandaşın cebinde dolar alacak. Para mı var zaten? Adamın asgari ücreti 2800 lira. Nerede adam gidecek dolar alacak zaten? Bu ülkenin %80’i zaten açlık sınırında yaşıyor. Nerede gidecek dolar alacak adam? İsterse 30 lira olsun dolar. İsterse 50 lira olsun. Zaten işin bir daha ilginç tarafı da şu. Ülkede dolaşan doların karşında TL yok zaten. Ülkede dolaşan dolarları koyturacaklar, bankaları herkes. Biz TL’ye çeviriyoruz diyecekler. Türkiye’nin elinde o kadar TL yok zaten. Bir de işin bu tarafı var. Neden? Çünkü şirketler milyon dolar kullanıyorlar. Dolar üzerinde kullanıyorlar. Kimse TL hesabı açmıyor. TL hesabı çalışan işçi de memur da maaşlarınız bankadan alınacak gidin.

TL hesabı onlarda var. Büyük şirketlerde TL hesabı ne arasın? Onlar arasın. Büyük milyon dolarlar var. Yabancı şirketlerin var milyon dolarları. Yabancı şirketlerin yatırdığı fâizler var. Onlar var. Dolar isterse 50 lira olsun. Bir sefer yanalım yanacaksak. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden normalde hüküm nedir? Hüküm budur. Ha, gitcen altın diyecek ama altın hesabı açacak mı? Hayır. Altını mı koyacak? Hayır. Hesap açacak. Bankada beklet. Sıkıntı değil. Yolda para bulan biri ne yapmalı? Ellerinizden öpürürüm. Almayın bulduğunuz şeyi. Boş verin.


Bulunmuş Para ve Kerâhet Vakti Namaz

Bulduğunu almak sıkıntılı çünkü onu alacaksın, altı ay zapt edeceksin, ahşan oraya diyeceksin ki böyle bir şey buldum sahibi gelsin. Vallahi anında başının etini yerler, herkes benim de derler. En iyisi dokunma bulduğuna. Hiç dokunma. Bırak kim alıyorsa alsın. Allâh muhâfaza eylesin. Amin. Kerâhet vakti namaz kılmamızdaki sakınca ne acaba? Keraat vakitlerinde müşrikler ibadet etmişler. güneşe tapanlar sabah kerâhet vaktinde, akşam kerâhet vaktinde güneşin doğumunda ve batımında bir de zevalinde ibadet etmişler. O yüzden Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri onlara muhalifet etmiş, o zamanlarda ibadet etmemiş. Sünnet, o yüzden sünnete tabi oluruz. Mesela akşam kerâhet vaktinde bir tek ikindinin farzını kılabiliriz.

Sabah kerâhet vaktinde namaz kılınmaz, beklenir. Güneş bir mızak boyu yükselince sabah namazı kılınabilir. Ama burada ben arkadaşları diyorum ki büyük şehirlerde yaşayanlar, işe gidenler bir daha o namazı kılamayacaksanız, öğleyin namazına kadar hiçbir zaman bir vakit bulamayacaksanız namazınızı kılın diyorum. Öyle kerâhet vaktinde zaten Türkiye’de namaz kılınmıyor öyle vakt-i kerâhetten sonra çünkü. Haklarınızı helâl edin. Bizden yana da helâl olsun inşallah. Efdalu’z-zikr fa’lem ennehu lâ ilâhe illallâh Lâ ilâhe illallâh El Fâtihâ Amin


Kaynakça ve Referanslar

  • Hediyeleşmenin Ahlâkı ve Sünneti: Hediyeleşmenin teşvîki — Buhârî, Hibe 1; Müslim, Zekât 90 (“Hediyeleşin ki muhabbetiniz artsın”); “İstemeden verileni alın, o Allâh’ın gönderdiği rızktır” — Ebû Nu’aym, Hilyetu’l-Evliyâ; “Hediye verene siz de hediye verin, verecek bir şey bulamazsanız duâ edin” — Nesâî, Zekât 60; Hazret-i Ömer Efendimizin oğlu Abdullâh’ın hediye iadesi ve Peygamberin tevcîhi — Buhârî, Ahkâm 17
  • Yaban Eşek Hediyesi ve İhrâm Ruhsatı: Sa’b bin Cessâme hadîsi — Buhârî, Hac 105; Müslim, Hac 51 (Ebvâ veya Veddan’da yaban eşek hediyesinin ihrâmlı için iade edilmesi); Hayber Savaşı’nda ehlî eşek etinin yasaklanması — Buhârî, Meğâzî 38; Müslim, Nikâh 29 (iki kız kardeşi bir nikâhta toplamanın yasağı aynı hadîste); “Koltuğuna yaslanıp bana Kitap yeter diyecek kimse gelecek” hadîsi — Ebû Dâvûd, Sünnet 6; Tirmizî, İlim 10; hediye iade edildiğinde sebebini açıklama ahlâkı — Kâdî İyâz, eş-Şifâ
  • Yapay Et, Neoliberal Düzen ve İfsad: Küresel gıdâ tekelleri ve yapay et sanayiinin âlet olarak kullanılması; “İnekleri katletme” kampanyalarına karşı ümmetin tahâret ve helal gıdâ şuuru — Mâide 5/3, 5/88; “Ey înân edenler, size rızık olarak verdiklerimizin temizlerinden yiyin” — Bakara 2/172; müslümanın paryalaştırılmasına karşı ‘izzet — Münâfıkûn 63/8 (“İzzet Allâh’ın, Resûl’ünün ve mü’minlerindir”); göstermeşlîğe düşmeden Müslümanlığı yaşama emri — Mücadele 58/11
  • Hediyeyi Geri İstemek ve Kibir: “Hediyesini geri isteyen kusmuğunu yalayan köpek gibidir” — Buhârî, Hibe 30; Müslim, Hibât 5; Ahmed b. Hanbel, Müsned; hediyeye kibirlenmenin Allâh’a kibir olduğu — Nisâ 4/79 (“Sana ne iyilik erişmişse Allâh’tandır, sana ne kötülük gelmişse kendindendir”); dergâh ve tekke hizmetinde ihlâs — Beyyine 98/5 (“Onlar ancak dîni yalnız Allâh’a hâlis kılarak Allâh’a ibâdet etmekle emrolundular”); “Allâh rızâsı için yapılan amelin karşılığını kuldan bekleyen Allah’tan istememiş olur” — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu’r-Riyâ
  • Memur-Amir İlişkisi ve Rüşvet Tehdîdi: “Rüşvet alan da veren de lanetlidir” — Ebû Dâvûd, Akdiye 4; Tirmizî, Ahkâm 9; İbn Mâce, Ahkâm 2 (araya giren aracı dahil); memur hediyesinin hükmü — Bakara 2/188 (“Mallarınızı aranızda bâtıl yollarla yemeyin, inşanların mallarından bir kısmını günâhla yemek için hakimlere aklı karıştırmayın”); “Yetkililerin aldıkları hediye ganîmetten aşırmaktır” — Beyhakî, Sünen-i Kubrâ; yetkisini kötüye kullanıp iş geciktirmenin hükmü — Mâide 5/8 (“Adâleti ayıkta tutun”)
  • Dâru’l-harbde Rüşvet ve Zekât Hiyaneti: İmâm-ı A’zam ve Hanefî fıkhında dâru’l-harbde hakkını alamayan için harbîye rüşvet verme ruhsatı — Serahsî, el-Mebsût; İbn Âbidîn, Reddu’l-Muhtâr; Kuveyt-Bahreyn vâlîsine malını kurtarmak için rüşvet veren sahâbe rıvâyeti — Beyhakî; Hazret-i Peygamber’in zekât memurundan hediye sayıp ayrıştıranlara hitabı — Buhârî, Hiyel 15; Müslim, İmâre 26 (“Evinde oturuyor olsaydı hediye mi gelirdi?”); kamu malı zimmetinin hadîs-i şerîf ile ganimet aşırma hükmü — Beyhakî
  • Ahir Zamanda Sünnet Mücadelesi: “Ümmetim bozulduğu zaman sünnetime sarılana yüz şehîd sevâbı vardır” — Beyhakî, Zuhd; Taberanî; İmam Münzîrî, et-Tergîb ve’t-Terhîb; “Ey înân edenler size dışınızdan fitne gelse de siz siz olun” — Mâide 5/105; herkesin büküldüğü yerde bükülmemek en büyük cihâd — Tîrûmî, Fiten 7 (“İnsanların fâsit olduğu bir zamanda ibâdet eden bana hicret etmiş gibidir”); Sa’d bin Ebi Vakkâs’a hicret tavsiyesi — Buhârî, Fiten 14
  • Münâfıkın Namazı ve Hadîs İnkârcılığı: Münâfıkların namazı — Nisâ 4/142 (“Namaza kalktıkları zaman tenbel tenbel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, Allâh’ı pek az anarlar”); münâfığın alameti — Buhârî, Îmân 24; Müslim, Îmân 106 (“Çünkü onların okıdukları Kur’ân boğazlarından aşağı geçmez” — Buhârî, Fedâil 76); “Kim sünnetimi diriltirse beni sevmiştir” — Tirmizî, İlim 16; hadîs inkarının küfrü — İmâm-ı Şâfiî, er-Risâle; İbn Kayyım, İ’lâmu’l-Muvakki’în; Ebu Hureyre radıyallâhu anh’a yalancı diyenlerin durumu
  • Yiğitçe Yürüyüş ve Yörük Nefs Hali: Ders veren-alan ilişkisinde ihlâs ve samîmiyet — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu Âdabi’s-Sohbe; “Kızları, eşleri, malları imtihân araçları” — Tegâbun 64/15; helâlleşme ve ders iade âdâbı — Müslüm, Birr 32; Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî’nin “Yol alan deveye benzer” teşbîhi — Mesnevî-i Şerîf; herkesin eğilip büküldüğü zamanda dimdik durma — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât, 1. Cilt; “Yalâyacağı şey yalayıcısı ancak kendisidir” mesâvi rıvâyeti
  • Banka Altın Hesabı ve Diyanet’in Lâyikliği: Dâru’l-harbde banka muâmelesi — Serahsî, el-Mebsût; İbn Âbidîn, Reddu’l-Muhtâr; Türkiye’de hiçbir kurumun İslâmî olmadığına dâir Anayasa Mahkemesi’nin Diyanet’i lâyik kurum olarak tanımladığı kârarı; fâiz yasağı — Bakara 2/275-279 (“Allâh alış-verişi helâl, fâizi harâm kılmıştır… fâizcilere Allâh ve Resûl’ünden harb ilanı vardır”); Âl-i İmrân 3/130 (“Kat kat fâiz yemeyin”); “İslâm olmayanı İslâm görmek küfürdür” ilkesi — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât
  • Merkez Bankası Fâizi ve Dolar Bazı: Fâizin azı çoğu harâmdır — Rûm 30/39; Nisâ 4/161; fâizcinin lanetlenmesi — Müslim, Müsâkât 105-106 (“Allâh’ın Resûlü fâizi yiyene, yedirene, yazana ve şâhidlerine lanet etti”); Bakara 2/276 (“Allâh fâizi silüpler mahveder, sadakaları arttırır”); Türkiye halkının açlık sınırı gerçeği; doların spekülasyonu karşısında milletçe sabır — Mütâffifîn 83/1-3; Bakara 2/155-156 (sabır âyeti)
  • Bulunmuş Para ve Kerâhet Vakti Namaz: Buluntu mal (lukata) hükümleri — Buhârî, Lukata 1-10; Müslim, Lukata 1; fetvâ olarak bir sene ilân ve sahibi çıkmayınca tasadduk — Mergınânî, el-Hidâye; kerâhet vakitleri ve müşriklerin güneşe ibâdeti — Müslim, Musâfiriyn 285-293 (“Güneş doğarken ve batarken namaz kılmayın”); bir mızrak boyu güneş yükselinceye kadar tehir — Buhârî, Mevâkıtu’s-Salât 31; kaza namazı öncelıği ve ruhsat — Mâide 5/6 (teyemmüm genel esaşı); Hazret-i Peygamber’in “Namâzı unutanın hatırlayınca kılması” emri — Buhârî, Mevâkıtu’s-Salât 37

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Nefs, Sünnet, Şeyh, Sabır, Hamd, Dergâh, Tekke. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı