Besmele ve Tavşan-Aslan Hatırlatması
Efdalu’z-zikri fa’lem ennehu. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Hak Muhammeden Resûlullah cemî’an enbiyâ-i mürselîn ve’l-hamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn. Rabbim gecemize hayırlı eylesin inşallah. Cenâb-ı Hak cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed’i Hakkı hak batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip batılla karşı cihâd eden ümmetlerinden eylesin. Kullarından eylesin. Cenâb-ı Hak tüm ümmet-i Muhammed’i Kur’ân ve sünnet dairesinde yaşama ve yaşatma mücadelesi veren kullarından eylesin. Rabbim memleketimize yardım eylesin. Memleketimize ikram eylesin. Memleketimize ihsan eylesin. Cenâb-ı Hak cümle derviş kardeşlerimizi maddi, manevi hastalıklarına şifa versin.
Cümle derviş kardeşlerimizin dertlerine derman versin. Sıkıntılarına def eylesin. Müşkülatlarını hal eylesin. Bizleri de Hazret-i Mevlânâ Celâleddin Rumazetlerinin yolundan gitmeye nasip ve müessir eylesin. İnşallah bu akşamki Mesnevî sohbetlerimize geçen haftadan kaldığımız yerden devam edeceğiz. Allah izin verirsen inşallah.
Zâlimin Kuyusu ve Adâletin Ehemmiyeti
1310. beytten devam ediyoruz. Böyle bir kısaca özet olarak ne yaptı? Tavşan sıra ona gelince aslana yem olarak nereye kadar bu zulüm dedi. Aslana itiraz etti. Aslana ne yaptı? Kendi oyununa, kendi tezgahına doğru çekmeye başladı. Bir tuzak kurdu. O tuzağa doğru aslanı götürdü. Aslan neydi? Nefsi emmareydi. Tavşan neydi? O da nefsi kamileydi. kemalata ermiş, olgunluya ulaşmış, doğru akla ulaşmış bir simgiydi Tavşan bu manada. O yüzden Tavşan ne yaptı? Dedi ki ben sana gelecektim ama yolda bir aslan arasladım. Yanımda bir tane dedi semirmiş taze bir tane daha Tavşan vardı. Onu da sana hediye olarak getiriyordum. Ama o yoldaki Tavşan bizi engelledi. Ben canımı zor kurtardım dedi. O Tavşan da hiddetle, o aslan da hiddetle kendisine rakip olan, kendisini böyle yoldan alıkoyan o aslanı parçalamak için yola çıktı.
Ama o yavaş yavaş nereye gidiyordu? Tavşan’ın kurmuş olduğu tuzağa gidiyordu. Ve o tuzağa doğru ne yaptı? Yol aldı. Nereye kadar geldiler? En sonunda kuyunun başına geldiler. Kuyunun başındalar. Daha ziyade zâlim olanın kuyusu daha korkunçtur. Adâlet daha kötüye daha kötü ceza verilir buyurmuştur. Demek ki Tavşan şimdi nasîhat ediyor. Yok, daha zâlim olan, normalde bu kuyu bir şey değildir. Ama bir de zalimlerin kuyusu vardır. O zalimlerin kuyusu daha korkunçtur. Adâlet daha kötüye daha kötü ceza verilir buyurmuştur. Adâlet ne yapar? Doğru adâlet. Zalime gerekli olan cezayı verir. Kim bir kötülük yaparsa adâlet o kötülüğün karşısında onun cezasını vermeli. Bir de hak ettiği cezayı vermeli ki adâlet adâlet olsun.
Ve bir de adâlet gecikmeden verilmeli ki o zaman adâlet adâlet olsun. Eğer doğru adâlet uygulanmıyorsa orası zulümle idare ediliyordur. Zulümle idare edilen yerlerde batmaya, dağılmaya mahkumdur.
Şûrâ Kısâsı ve Affetme Yetkisi
O yüzden Şûrâ Sûresi âyet 40. Kötülüğün karşılığı ona denk bir kötülüktür. Demek ki kötülüğün karşılığı ona denk bir kötülük. bu demek değildir ki size birisi kötülük yaptığında siz de ona kötülük yapın. Kötülüğe denk bir kötülük devletin verecek olduğu ceza. Ona denk olacak. Ona denk olmazsa o zaman ceza yerli yerini bulmadı. bir kimse birisini haksız yere öldürdü. Haksız yere öldüren kimsenin denk cezası öldürülmesi. Eğer böyle değilse o zaman adâlet yerini bulmadı. Kim affeder ve ıslah ederse ecri Allah’a aittir. Muhakkak ki Allah zalimleri sevmez. O zaman normalde kötülüğün karşılığı denk kötülük. Ama affederse, bakın burada affetme yetkisi kime ait, kötülük kime yapıldıysa ona ait. Bir başkasına ait değil bu.
Birisi sizin paranızı çaldı. Ancak siz affedersiniz. Birisi sizin namusunuza tasallut etti. Ancak o namusuna tasallut edilen kimse affedebilir. Onu devlet affedemez. Onu krallar affedemez. Onu hacısı, hocası, şeyhi, piri affedemez. Kim affedecek onu? O kötülüğe maruz kalan kimse. O kendi malına, canına, namusuna, şerefine, haysiyetine dokunulan kimse ancak affedecek. Başka türlü bir başkası onun adına affedemez.
Saldırana Karşı Saldırı Hakkı
Yine başka Bakara âyet 194’te kim size saldırırsa siz de tıpkı onun saldırdığı gibi ona saldırın. Bu da devlet hukukudur. Bu da devletin hukukudur. Bu da ümmetin hukukudur. Bir devlet veya bir topluluk ümmete saldırıyorsa ümmetin de ona saldırma hakkı doğar. Bu kaçınılmaz sondur. Birisi sizin sınırlarınızı ihlal ederse sizin de ona karşılık verme hakkınız doğar. Birisi sizin malınıza, mülkünüze, canınıza kast etmeyen kalkarsa saldırırsa sizin de kendinizi koruma hakkınız doğar. Hatta saldırma hakkı doğar. Çünkü bir kimse size elinde biçakla veya elinde tabancayla saldırsa siz ona bu sefer müdahalede bulunsanız, onu öldürseniz, İslâm hukukuna göre ölen insan, iki günah işlemiş oldu. Neden? Silahı önce o çekti, biçağı önce o çekti, tabancaya önce o davrandı.
Bu sefer o iki suç işlemiş oldu, iki katil oldu. Çünkü saldırana karşı saldırmak sizin hakkınız oldu. Çünkü saldırana karşı saldırmak sizin hakkınız oldu. Saldırana karşı saldırmak. Ülke olarak düşünürseniz, bir ülkeye bir ülke saldırırsa o ülkenin ona saldırması hak oldu. bazen zaman zaman konuşuluyor ya, Afgânistân’daki adı neydi topluluğun? Tâlibân. Ne? Tâlibân terörist. Sebep? İşgale karşı çıktığı için. O zaman Kurtuluş Savaşı’nı yapan bütün zevat terörist mi olacak? Sebep? Ülkeyi işgalden kurtarmak için mücadele edenler terörist mi olacak? Saldırmışın. Kim saldırmış? Rusya. Kim saldırmış? Amerika. Kim saldırmış? Fransızı, İngiliz’i, Osu, Busu, bütün hepsini toplanmış, saldırmışlar. Oranın yerel halkı ülkesini savunuyor.
Sen nereden terörist diyorsun ona? Ama tırnak içerisinde Batı, Batı tırnak içerisinde kim onun menfaatini savunmazsa, terörist ilan eder. Batı’nın stratejisi, oyunu, tezgahı budur, hilesi budur. Siz Batı’nın menfaatlerine uygun hareket etmezseniz, ülke olarak da terörist olursunuz, topluluk olarak da terörist olursunuz, gerici olursunuz, yobaz olursunuz, ondan sonra her şey olursunuz. Ama saldıran kendine bakmaz.
Kağıt Ekonomiyle Sömürü ve İşgal
Adamlar bir gün sabaha karşı Libya’yı komple bombaladılar, ne Birleşmiş Milletler kararı var, ne bir şey var, hiçbir şey yok. Hiçbir şey yok. Zaten bu Birleşmiş Millet dermiş, oymuş, buymuş hepsi de fasa-fiso bunların. Gavurcuklar toplanmışlar, bir birlik kurmuşlar. Başka bir şey değil, kendilerine uygun, beş tane çete koymuşlar onu, o beşli çete yönetiyor orayı. Başka bir şey değil, Birleşmiş Milletler’in kararı mı var Libya’ya saldırılacak diye? Zaten bir ülke saldırmak için Birleşmiş Milletler kararı mı olur, var mı böyle bir şey? Ama saldırır. Ve hatta Afgânistân’a saldırır, Sûriye’ye saldırır, saldırır. Bakın saldırır ve o saldırıya karşı çıkanların hepsi de terörist olur. Oysa İslâm Müslümanlara bu hakkı veriyor, saldırana saldırırsınız.
Saldırana saldırırsınız. Diyeceksiniz ki, yine bu ayetleri, bakın bunları böyle konusu geldiği için söylüyorum bunu, adâletle alakalı. Ümmet-i Muhammed’i uyuşturuyorlar. Ümmet-i Muhammed’i uyutuyorlar. Ümmet-i Muhammed’i uyuşturarak, uyutarak ülkelerini sömürüyorlar. Yeraltı zenginlikleri, yeryüzlü zenginlikleri, insan zenginlikleri, parasını, pulunu, her şeyini sömürüyor. Her şeyini sömürüyorlar. Adamların hiçbir iş yapmalarına gerek yok. Oturdukları yerde kağıtla oynuyorlar, senin bütün kazancını alıp götürüyorlar. Kağıtla oynuyorlar. Bildiğin kağıtla. Saldırıyorlar. Neyle saldırıyorlar? Ekonomiyle, kağıtla saldırıyorlar. Bir yılda ülkede dolar yüzde 40 değer kaybı kazanmış. Bu bir saldırı.
Bakın bu bir saldırı. Saldırınca, senin de ona saldırma hakkın doğuyor. Saldırı illa ki kılıçla, silahla, tankla, tanka, silahla, silahla, silahla, silahla, silahla, silahla, silahla bir şey yapıyorlar. saldırma hakkın doğuyor. Saldırı illaki kılıç da silahla, tankla, tüfekle değil. Saldırıyor. Bütün İslâm dünyasına saldırıyor. Bakın bütün İslâm dünyasına saldırıyor. Saldırıyor. Bu saldırıyı görmüyor İslâm dünyası. Adam oturduğu yerde, bir yılda oturduğu yerde, bakın oturduğu yerde kılını kımıldatmadı. Adam oturdu bilgisayarın başına, al takke ver külah, o beyaz kağıt senin, bu siyah kağıt benim, bu mavi kağıt senin, o kağıt senin, bu kağıt benim. Yıllık yüzde kırkımız gitti bizim. Saldırı. Saldırı.
Bildiğiniz saldırı. Buradan şunu çıkarmayın, yok bu hükümete yönelik konuşuyor, hükümeti destekliyor, hükümeti temize çıkarıyor. Böyle bir şey konuşan kimse beni anlamamıştır. Ben ülkesini seven, devletini seven, milletini seven bir insanım. Hangi hükümet olursa olsun, yüzde kırk bir ülkede dolar prim yapıyorsa, saldırı altındadır o ülke. O ülke saldırı altındadır. O ülke topyökün bu saldırıya karşı saldırı cevap vermesi gerekir. Topyökün. Ancak adâlet o zaman tecelleder. Bu uluslararası adâlet. Senin ülkene saldırıyorlarsa, sen cevap verme hakkın doğarsın. Senin ülkene terörle saldırıyorlarsa, senin topraklarına fuuşla saldırıyorlarsa, uyuşturucuyla saldırıyorlarsa, faizle saldırıyorlarsa, senin ülkene haramlarla saldırıyorlarsa, ahlaksızlıklarla saldırıyorlarsa, senin buna cevap verme hakkın doğar.
Ülke Müslümanları uyuşturulmuş vaziyette. Ülke Müslümanları uyutulmuş vaziyette. Ülkenin insanları uyumuş ve uyutulmuş. Teker teker kaleleri zapt ediliyor. Teker teker saldırı altındayız.
Ahlâkî, Kültürel ve Askerî Saldırı
Ahlâkî saldırı altındayız. Kültürel saldırı altındayız. Ekonomik saldırı altındayız. Askeri saldırı altındayız. Bunu görmüyor insanlar. Ve böyle devam ettiği müddetçe adâlet yerini bulmaz. Ahlâkî saldırı altındayız. Kur’ân ve Sünnet’in dışındaki ahlâk normal ahlakmış gibi içimize otutturuluyor. Ne kadar Kur’ân ve Sünnet’in dışındaki ahlaklar, ne kadar Kur’ân ve Sünnet’in dışındaki ahlâksızlık var ise, hepsi de birer yeni ahlâkî forummuş gibi bizim önümüze konulup kabul etmemizi istiyorlar. Ahlaksızlık saldırısının altındayız. Uyuşturucu saldırısının altındayız. Bu ahlâkî çöküntü devam ettiği müddetçe hiçbirimizin eşi, kızı, oğlu, gelini, torunu emniyet altında değil. Adam daha dün haberlerde var, adam samuray kılıcıyla yoldan geçen kadını kesiyor ya.
Tanımadığı insanı kesiyor. Hadîs-i şerif ahir zamanında bir ahlâk var. Hadîs-i şerif ahir zamanda öyle bir zaman gelecek ki, öldüren neden öldürdüğünü bilmeyecek, ölen de niçin öldüğünü bilmeyecek. Adâlet tecelli etmez, tesis edilmezse siz bu saldırılığa cevap veremezsiniz. Adam kendince düşünüp ben 10 yıl yatar sonra çıkarırım düşüncesiyle gidip birisini çatır çatır vuruyorsa, siz adâleti tesis edemezsiniz. Adam kadın benden boşanmasın diye, boşanıyor diye, nasıl benden boşanır diye gidip kadını canice öldürüyorsa, katlediyorsa ve siz onu katletmiyorsanız adâlet olarak durduramazsınız ne kadın cinayetini ne çocuk tecavüzünü ne de kadın tecavüzünü. Durduramazsınız. Adâlet çünkü, adâlet olmazsa ülke çöker.
Bir kadın 10 tane daha adam dolaşsa, onlarla da zinâ etse, onlarla cinsel ilişkiye girse, onun nikahı düşmez diye hükmediyorsanız siz durduramazsınız bunu. Adâlet tecelli edecek, adâlet. Adâlet tecelli edecek, adâlet. Bakın, namazdan önemlidir adâlet, oruçtan önemlidir adâlet. Bütün ibadetlerden önemlidir adâlet. Senin namazı rahat kılabilmen için adâlet lazımdır. Senin ibadeti rahat yapabilmen için adâlet lazımdır. Senin canını, malını, çocuğunu, ırzını, namusunu, şerefini, evini koracak olan adalettir. Adâlet. Allah bizi muhafaza eylesin. O yüzden adâlet terazisi şaşarsa, devlet zulmeder, insanlar zulmeder. O zulüm kuyusu, aslanın zulüm kuyusundan daha berbat olur. Eğer ceza verecek olursanız, size reva görülen hukubetin misillemesiyle ceza verin.
Sabrederseniz, elbette bu sabredenler için daha iyidir. Nahl Sûresi, âyet 126. Kur’ân böylece bize ne yapar? Adaleti öngörür ve kısası önümüze koyar. Demek ki misliyle hareket edilecek. Misliyle ceza vereceksin. Misliyle ceza vermezsen, sen adâleti sağlayamazsın. Ve boşuna uğraşmış olursun devamlı. Havanda su doyarsın. Yapanın yaptığına kar kalır, yanına kar kalır. Öyle olduğu müddetçe de bu devam eder. Sûfîler, ne kadar ahlakı umdeleri ayakta tutup, insanların ahlakını düzeltmek için uğraşırlarsa uğrasınlar. Eğer devletin adâlet sistemi, bu güzel ahlâkî sistemi ceza yöntemiyle desteklenmezse bir sonuç elde edilmez. Ve sokaklar güvenli olmaz, şehirler güvenli olmaz, toplum güvenli olmaz. Çünkü adâlet tecelli etmiyor.
Allah’ın adâleti tecelli etmiyor. Ama normalde Rabbim affa davet eder. Affedenleri üstün tutar. Ama velakin o suça maruz kalan kimsenin affetmesi gerekir. Allah bizi affetsin inşallah.
Kendi Zulüm Kuyunu Kazma
Ey zulümle bir kuyu kazan. Sen kendin için tuzak hazırlıyorsun. O zaman sen bu zulmeden sana geçici bir kuvvet verilmiş. Geçici bir kuvvet verilmiş. Senin kuvvetin, kudretin, şanın, şöhretin, şatafatın geçici. Bu alemde kalıcı olan Allah, sen eğer ki bu geçici dünyada sana bir kuvvet verilmiş, bu alemde kalıcı olan Allah, sen eğer ki bu geçici dünyada sana verilen geçici bir kuvvetle, kudretle, güçle zulmediyorsan bil ki kendine zulmediyorsun. Ve bil ki o zulüm kuyusunu kendine hazırlıyorsun. Başkasına değil. Sen kendince başkasının zulm ettiğini düşünüyorsun. Başkasını kandırdığını düşünüyorsun. Başkasını aldattığını düşünüyorsun. Başkasını yaraladığını düşünüyorsun. Başkasının sen zarar verdiğini düşünüyorsun.
Değil. Ya sen kendi zulüm kuyunu hazırlıyorsun. İpek böceği gibi kendi etrafını örme. Kendine kuyu kazarsan bari karanlıca kaz. Zayıfları sen yardımcısız, kimsesiz sanma. Kur’ân’dan izaca nasrullahı oku. Ya ipek böceği ne yapar? Kendince etrafını ipek örer, örer, örer, örer. Ördükten sonra kozanın içerisinde kendini hapseder ve ölür. Sonunda ölür. Şimdi ipekçilik yapanlar ne yapar? O koza, ipek kendisi içinde öldüğünde hemen onu sıcak suyun içerisine atarlar. Neden? İçinden tekrar onun bir kurtçuk çıkacak, bütün ipeği keser dışarı çıkmak için. Böylece kozanın hiçbir anlamı kalmaz. Onun içerideki o nüvey kurtçu öldürürler, ondan sonra ipeği tekrar çıkarırlar. Demek ki sen de kendi etrafına ya zulüm kuyusu örüyorsun, kazıyorsun ya da sen bahar bahçesi kuruyorsun.
İyilik yaparsan etrafa, adâletle davranırsan sen iyilik kuyusu kazmış olursun. Kötülük yaparsan sen etrafına kötülük kuyusu kazmış olursun. O yüzden kimsenin hakkına, hukukuna tecavüz etme. Kimseye aldatma, kimseye kazanma. Hiç kimsenin malına, mülküne, karısına, kızına elini uzatma. Haksızlık yapma. Yapma. Tuzak kurma. O tuzağı kendine kuruyorsun. Allâh muhâfaza eylesin. Ve o tuzağı kendine kurma. Tuzak kurma. O tuzağı kendine kuruyorsun. Allâh muhâfaza eylesin.
Her Nefs Kazandığı İle Bağlıdır
Ve Müddessir süresi âyet 38, her nefes, her nefis kazandığı ile bağlıdır. sen ne kazanıyorsan ona bağlısın. İyilik yaptıysan sen o iyiliğe bağlısın. Kötülük yaptıysan sen o kötülüğe bağlısın. Ve kötülük yaptıysan senin önüne gelecek o. Âyet-i Kerime, zerrece iyilik yapanın iyiliği mükafatsız kalmaz. Zerrece kötülük yapanın kötülüğü cezasız kalmaz. O zaman sen zerrece kötülük yaparsan, tövbe edip geri dönüp kötülük yaptıklarında helallaşmazsan cezanı çekersin. Ama iyilik yaptıysan muhakkak ki iyiliğin mükafatını alırsın. Kıyâmet günü herkes dünyadayken yaptığı iyilik ve kötülükleri önünde hazır bulacak. Ama kendisiyle günahlar arasında çok uzun bir mesafe olmasını isteyecek. Allah sizi azabından sakındırıyor.
Çünkü Allah kullarına çok şefkatlidir. O zaman kıyâmet günü iyilikler de kötülükler de senin önüne gelecek. Kıyameti bekleme canım kardeşim. Sen daha bu dünyadayken yapmış olduğun kötülükler senin önüne gelecek. Sen daha bu dünyadayken yapmış olduğun iyilikler senin önüne gelecek. Bunun üzerinde şüphe etme. Bunun üzerinde şeytanın vesvesesine kanma. Zerrece iyilik yaparsan onun mükafatını alacaksın. Ama o mükafatı dünyada almaya çalışma. Acele etme. Haris olma. İnsan acelecidir âyet-i kerimesi. Sen de tecelli etmesin. Bekle. O iyiliklerinin karşılığını âhirette iste. O mahşer yerinde iste. Hiç kimsenin hiç kimseye yardım edemeyeceği o hesap anında, o hesap gününe sakla iyiliklerini. Burada da insanlara anlatma, hava atma.
Şuna yardım ettim, bunun karnını doyurdum, şuna şunu verdim, şuna bunu verdim, şurada şöyle koştum, burada böyle koştum. Bunu dillendirme. Sus. Yapmış olduğun kötülükleri de dillendirme. Yapmış olduğun yanlışlıkları ve günahları da dillendirme. Onu şahitlendirme. Onu şahitlendirerekten Allah’ın af ve mağfiretine kesik atma. Allah örtmüş senin o günahını. Sen onu açma. Bir başkasına anlatma. Zamanın birinde bir günah işlemişsin, bunu anlatmak zorunda değilsin. Anlatma. Tövbe etmişsin, geri dönme. Bu ancak Peygamberlere, ancak bu Allah velilerine mahsus bir şeydir. Ölçü olsun diye anlatırlar. Biz de bunu böyle böyle yaptıydık. Siz yapmayın, manasındadır o. Sen kendini veliler sınıfına koyma. Sen kendini veliler sınıfına koyma.
Anlatma yaptıklarını. Sakla. İyiliğini de sakla, kötülüğünü de sakla. Sıkı tutma. Sıkı tutma. Sıkı tutma. Sıkı tutma. Sıkı tutma. Sakla. İyiliğini de sakla, kötülüğünü de sakla. Ört üstünü. Birine iyilik yapmışsın, iyilik yaptığın kimse senin iyiliğini anlatıyorsa anlatsın. Sen ona da tavsiyede bulunma. Benim iyiliğimi anlat deme. Bırak. O iyiliğini anlatıyorsa anlatsın, anlatmıyorsa anlatmasın. Vefallıysa, nankör değilse senin iyiliğini anlatacaktır. Vefasızsa, nankörse, sütçüsse anlatmayacaktır. Senin iyiliğini saklayacaktır. Yok, nankör değilse, vefâsız değilse, sütçüsü değilse o zaman senin iyiliğini yedi cihana anlatır zaten. Sıkıntı yapma. Sen anlatma. Sen ört. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden kendi kendine kötülük yaparak kötülüğünü arttırma.
Zulme ederekten kendine zulümden bir hapishane yapma. Zulümden bir kuyu kendine kazma. Allâh muhâfaza eylesin.
Zayıfları Ezmemek, İzâ Câe Nasrullâh
Ve sakın zayıfları, kimsesizleri, dulları, yetimleri, toplumun içerisinde zayıf olanları ezmeye çalışma. Zayıf olanları ezmeye çalışma. Zayıf olanları ütmeye çalışma. Zayıf olanları hor ve hakîr görme. Fukaraları hor ve hakîr görme. Kimsesizleri hor ve hakîr görme. Kimsesizlerin kimsesi olan Allah’ı hatırla. Fukaranın sahibi olan Allah’ı hatırla. Güçsüzün sahibi olan Allah’ı hatırla. Kimsesizlerin kimsesini hatırla. Sakın ha bu zayıftı, bu güçsüzdü, bu fakirdi, bu küçüktü, bu büyüktü, şu bu mahallelendi, bu bu ırktandı, bu şundandı, bu bundandı deyip de onun başını ezme. Zulmetme insanlara. İnsanların arasında adâletle hükmet, merhametle hükmet, şefkatle hükmet, sevgiyle hükmet. Sakın ha. Kardeşlerin arasında ayırım yapma.
Bu zengindi, bu fakirdi, bu memurdu, bu amirdi, bu işçiydi, bu şuralıydı, bu buralıydı, bu şundandı, bu bundandı. Bu bundandı. Ayırım yapma. Zulmetme. Allah diyene zulmetme. Dili ne zulmetme, gözün ne zulmetme, elin ne zulmetme, ayağın ne zulmetme, kalbin ne zulmetme, içinden buğuz etme Allah diyene. Sen onu güçsüz görme. Sebep Allah var. Mekke müşrikleri de Hazret-i Muhammed Mustafâ’yı güçsüz görüyorlardı. Sen de mekke müşrikleri gibi olma. Üç kuruş parana bakaraktan fukaraları ezmeye çalışma. Bu dünyanın geçici makamına bakaraktan fakîr fukarayı vatandaşa tepeden bakma. Tepeden bakan gözün çıksın senin. Yapma. Sebep. Sen öyle yaptığın zaman kibre girdin. Allah kibirlenenleri sevmez. Allah kibirlenenleri helâk eder.
Allah kibirlenenleri baş aşağı döndürür. Baş aşağı döndürür. Allah kibirlenenleri batırır. Yapma. Yapma. Yapma. Sebep. Ne diyor. Hz. İzâ câe nasrullâhi oku. Onu okumadın mı diyor. Hafız oku bakayım İzac’ı. Allah razı olsun. müşrikler, Kureyş müşrikleri Hz. Peygamberin sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini en zayıf gördükleri yerde. En güçsüz, en kuvvetsiz yetîm arkasında asker yok, polis yok, tank yok, tüfek yok. Kendi kavmi bile terk etmiş onu. O esnada iken Cenâb-ı Hak ötelerden ona müjde veriyordu. İzâ câe nasrullâhi vel Fet. diyordu ki Allah’ın kurtuluşu, nusreti ve feti geldiği zaman ve insanlar topluluklar halinde bölük bölük, İslâm’a girdiği zaman bölük bölük ve diyordu ki Cenâb-ı Hak hemen Rabbini hamd ile tesbih et.
Allah’a hamd et. Allah’ı zikret ve ondan mağfiret dile. Şüphesiz ki o tevvaptır. tövbeleri kabul edendir. Demek ki sen kendince kendini güçlü görüp Müslümanları, müminleri zayıf görme. Kendini güçlü görüp zayıfları ezmeye kalkma. Kendini güçlü görüp Sufileri, zikredenleri ezmeye kalkma. Onları yerle yeksan edeceğim deme. Onlarla alay etme. Onlara tuzak kurma. Tuzak kurma. Görürsün ki Allah’ın ötelerden bir fetih nefesi, ötelerden bir nusret, kurtuluş nefesi gelir. Ve nasıl Kureyş müşriklerine Cenâb-ı Hak helâk ettiği gibi seni de helâk eder. Sen Müslümanlara tepeden bakma. Sen zayıflara tepeden bakma. Sen dul ve yetimlere tepeden bakma. Bunun kimi kimsesi yok deyip tuzağa düşürmeye çalışma. Allah seni kendi kazdığın kuyuya gönderiverir.
Tövbe et. Sakın eşlerinize, çocuklarınıza zulmetmeyin. Kadın deyip zayıf görmeyin. Sakın çocuk deyip zayıf görmeyin. Sakın ha! Kendi zulüm kuyunuzu kazmış olursunuz. Kendi zulüm kuyunuzu kendi kendinize yapmış olursunuz. Allâh muhâfaza eylesin. Sen fil sen. Sen fil sen. Düşmanın senden ürkmüşse sana ceza olarak Ebâbîl kuşu gelip çattı. Haydi Fîl Sûresi. Bismillahirrahmanirrahim. Eyvallah Allah razı olsun. Cenâb-ı Hak ne yaptı? Fil suresini indirdi. Geçmişte olan bir şeydi. Ne yaptı?
Fîl Sûresi ve Ebrehe Kıssası
Ebrehe bütün fillerle beraber ordularıyla Kâbe’yi yıkmaya gelmişti. Ve Kureyşliler şaşkın. Ne yapacaklarını bilmiyorlar. Ve Kâbe’nin etrafında ne kadar sürü varsa koyundur, keçidir, devedir. Hepsine el koydular. Zalimler böyledir. Kafirler böyledir. El koyar. Hazret-i Muhammed Mustafâ’nın sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin dedesi Ebrehe’ye gitti. Dedi ki benim şu develerimi ver. Ebrehe bir kahkahattı. Dedi ya ben Kâbe’yi. Dedi ki şehrinizi yakacağım, yıkacağım, yağmalayacağım her şeyi. Sen de develerini mi almaya geldin? Aklını mı yitirdin? Verdiği cevap muhteşem. Dedi ki Kâbe’nin sahibi Allah’tır. Onu koruyacak olan o dedi. Hazret-i Muhammed Mustafâ soyu temizdir. Onun soyu hiç müşrik olmamıştır.
İbrahimidir. Şimdi yeni yeni zırtobozlar çıkıyor. Soyunun temizliğini inkar ediyorlar. işte müşrikti dedeleri diyorlar. Değil. Hepsi de İbrahimidir. Hepsi de. Çünkü Hazret-i Muhammed Mustafâ’nın sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri İbrâhîm’in soyundandır. O İsmâîl’den gelir. İshâk’tan değil. İshâk da peygamberdir. Ama onun soyu İsmâîl’den gelir. Ve hiç mi? Hiç. Müşrik olmamıştır onun soyu. Tertemizdir. Bu da ona delildir zaten dedesinin sözü. Der ki Beytullâh’ın sahibi Allah. Onu koruyacak olan o der. Sen benim develerimi ver. Bir kahkah atar. Hoşuna gider. Bu saf der kendince. Der ki ben hepsini bütün Kâbe’yi yıkacağım bu devesinin peşinde. Verin şunun develerini der. O develerini alır gider.
Ve Ebrehe, filleriyle beraber Mekke’nin üzerine yürüdüğünde ve başlar. O biz her yerde farklıdır. O kuşların adı. Biz kırlangıç deriz. Siz ne dersiniz burada? Çamur taşır boyuna. Adem siz de mi kırlangıç diyorsunuz? Kırlangıç diyorsunuz. Evet. Onlar böyle çamur taşırlar. Böyle hızlı bir yuva yaparlar çamurdan böyle. Muhteşem sanat eseri gibi. Bakın muhteşem bir sanat eseri yaparlar. Ve o çamur nasıl kurur, birbirine nasıl yapışır, orada köşede nasıl durur hayret edersin. Ama boyuna gider gelirler onlar. Gidip gelirler bir bakarsın sen böyle çok hızlı takip etmezsen orada bir yuva yapmış kırlangıç yuvası. Bizim Bayındır’da hiç kimse o yuvaları bozmaz. Bizim Bayındır’ın yerel halkının böyle şeyleri vardır.
Yuva bozmazlar. Ne yuvası olursa olsun kuş yuvası bozmaz. Ne kuşu olursa olsun. Adem siz bozuyor musunuz? Demirtaş’ta da bozmuyorlar. Demirtaş Bayındır zaten ya. Hamdolsun. Hiç bozmazlar bizim orada da. Hiç dokunmazlar bile. o kırlangıçlar. Küçücük o bakın, küçücük çamur, bildiğiniz çamur toprak. Diyor ki Cenâb-ı Hak onların diyor düzenlerini boşa çıkarmadı mı Allah âyet-i kerimede? Düşünse fil sahiplerinin ne yaptığını görmedin mi? Duymadın mı? Sen kendi zayıflığından ümitsizliğe düşme. Sen ülke olarak kendi kendine zayıflık ümitsizliğine düşme. Ümmet olarak zayıflık ümitsizliğine düşme. Ümmet olarak güçsüz zayıflığına düşme. Toplum olarak güçsüz zayıflığına düşme. O gün için, o günün bugünkü tabirle süper devleti hükmünde olan, süper silahları olan, devasa askerleri, devasa silahları olan Ebrehe’nin’in ordusunu kuşların ağzındaki toprakla helâk eden Allah.
Sen niye ümitsizliğe düşüyorsun?
Kırlangıçların Taşı, Ümitsizlik Yasağı
Böbür tahtanda, sen fil gibi olsan, bu kadar güçlü olsan ve sen zayıf insanları ezmeye kalkarsan sana küçücük toprak tanesi yeter. Seni helâk eder. Sen güçsüzleri ezmeye kalkma. Sen kimsesizleri ezmeye kalkma. Sen fakîr-i fukarayı ezmeye kalkma. Sen makamı olmayan insanlara, tepeden bakma, ezmeye kalkma. Fil suresini oku. O Ebrehe’nin’in ordularının nasıl battığını, nasıl helâk olduğunu oku. Ders al ondan ve o Kâbe’yi yıkmaya gelen, o Mekke’yi yıkmaya gelen o Hristiyanların ne hale geldiğini öğren. Bize Ebrehe’nin’in Hıristiyan olduğunu söylemezler. Bizde çünkü Hıristiyan sevicileri var. Ebrehe ve orduları fil ordusu ve ordularının başındakiler ve kralı komutanı askerleri Hıristiyan’dır. Hıristiyan, bu Hristiyanların Kâbe düşmanlığı, bu Hristiyanların İslâm düşmanlığı yeni değildir.
Hala da düşmandır. Cenâb-ı Hak o yüzden Âyet-i Kerime’de siz Yahudileri ve Hristiyanları kendinize dost tutmayınız, dost görmeyiniz der. Bunların düşmanlıkları kadimdir. Bunların düşmanlıkları bitmez. Aldanma, kanma. Onlarla dost olacağım diye uğraşma. Onlar ancak kılıçtan anlar. Onlar ancak savaştan anlar. Onları ancak kılıçla, ancak savaştan durdurabilirsin. Başka türlü durduramazsın. Onlar sana saldırınca sen de onlara saldırmakla mükellebsin. Başka türlü gelirler senin yurdunu işgal ederler. Gelirler seni sömürürler. Gelirler senin ahlakını, dinini, imanını, her şeyini ne yaparlar? Perişan ederler. Bu batılı olacağız diyen soytarılara kanma. Bu batının satın aldığı, batının çilbirini elinden tuttuğu din adamlarına, batının çilbirinden tuttuğu alimlere, batının çilbirinden tuttuğu şeyhlere, batının çilbirinden tuttuğu cemaatlere, partilere, siyasilere, bürokrasilere kanma.
Bunlar satılmış beyin, bunlar satılmış kalp. Bunlar kendilerini satmışlar batıya. İslâm dünyasının içerisinde 200 yıldan beri bunlar çöreklenmiş. Şeyhiyle, alimiyle, dervişiyle, bürokratıyla, paşasıyla, puşasıyla, valisiyle, kaymakamıyla, 200 yıldan beri, 200 yıldan beri tüccarıyla, dönmesiyle, Ermenisiyle, Yahudiyle, Hristiyanıyla çökmüşler. Çökmüşler Anadolu’nun Karabağrı’na, çökmüşler İslâm dünyasının üzerine, sömürüyorlar boyuna. Böldüler, parçaladılar, bir daha böldüler, bir daha parçaladılar. Şimdi bir daha bölüp bir daha parçalamayı düşünüyorlar. Yutacaklar, doymuyorlar bunlar. Ebrehe nasıl doymadıysa, bunlar Ebrehe’nin torunları. Bunlar doymaz. Bunlar doymaz. Bunları doyacak diye düşünmeyin.
Bunları doyacak diye düşünmeyin. Bunlar doymaz. Aynı böyle bu kafada olan İslammış gibi görünen zâlimler var. Bunlar bizdenmiş gibi görünüyorlar. Bizim insanımızı eziyorlar, bizim insanımızı sömürüyorlar, bizim insanımızı tepeden bakıyorlar. Evet. Bizle beraber namaz kılıyor ama bizi ezmeye çalışıyor. Bizle beraber namaz kılıyor, bizi ütmeye çalışıyor. Bizle beraber namaz kılıyor, bizi aldatmaya çalışıyor önce. Bunlar Ebrehe’nin torunu her biri. Değişmiyor. Kanma. Ey Müslüman kardeşim kanma bunlara. Aldanma. Bunların kökü de dışarıda, soyu da dışarıda, sütü de dışarıda, kanı da dışarıda. Bunlar bu toprakların insanları değil. Değil. Bunlar satmışlar kendilerini. Bunların geldilerine iyi bakmak lazım.
Önceden Agop’tu şimdi Yakup mu oldu? Bakmak lazım. Önceden neydi de şimdi ne oldu? Bakmak lazım.
Gizli Vaftiz, Ebrehe’nin Torunları
Neden soy ismi kanunu çıkarıldı? Bakmak lazım. Neydi? Önceden dedeleri hahambaşı olan şimdi çocukları ne yapıyor bu ülkede? Bakmak lazım. Çocuklarını toplumdan gizli hangi kilisede vaftiz ediyorlar? Bakmak lazım. Çocuklarını, torunlarını hangi kilisede gizli olarak kiliseye kaydettiriyorlar? Bakmak lazım. Bu ülkede hala da kiliselerde, kiliselerde yeni doğan çocuklar vaftiz edilir ve kiliseye kaydedilir. Hala da bu ülkelerde havralarda yeni doğan çocuklar vaftiz edilip havraya kaydedilir. Sen onun adını Yakup bilirsin. Sen Yakup bilirsin. O senin başına vali gelir, o senin başına milletvekili olarak gelir, o senin başına tüccar olarak gelir, o senin başına belediye başkanı olarak gelir. Bakmak lazım.
O senin başına tışişleri bakan olur, o senin başına içişleri bakan olur, o senin başına maliye bakan olur, o senin başına hazine bakan olur. Bakmak lazım. Adı derviştir. Bakmak lazım. Nerede şimdi? Sordunuz mu? Evet. ümmet, ümmet ümitsizliğe düşmeyecek. Diyecek. Diyecek ki Ebrehe’nin orduları var, benim de Rabbim var. Rabbimin de sayısız kuşu var. Rabbim isterse helâk eder diyecek. Ben o yolda yürüyeyim. O yolda yürüyecek inşallah. Yerde bir zayıf aman dilerse gökyüzü askerleri birbirine karışırlar. Yerde bir zayıf bir mağdur bir garip aman dilerse gökyüzü birbirine karışır. Allah mazlumun yanındadır. Allah fukaranın yanındadır. Allah ezilenin yanındadır. Allah haksızlığa uğrayanın yanındadır.
Sen unutma Allah’ı. Ya Rabbi de. Senin intikamın alacak olan o. Ve ne zaman ki mazlumlar ya Rabbi deme başladı, gök ya Rabbi der, bulutlar ya Rabbi der, sema ya Rabbi der, arşella titrer ya Rabbi der. Bu kulun bu kulun. Kalbin açıksa o feryadı duyarsın. Kalbin örüldüyse günahla, küfürle, isyanla, şirkle, kalbin örüldüyse dünya sevgisiyle, dünya tamahıyla, kalbin öldüyse eğer başka şehvânî arzularla senin kalbin nefes almaz ötelerden. Almaz. Senin kalbin çünkü Allah’ın nuruyla örülememiş. Allah’ın zikriyle örülememiş. Allah’ın sevgisiyle örülememiş. Senin kalbin Allah’ın kudretiyle, kuvvetiyle örülememiş. Sana Yemen’den gelen Rahmân’ın kokusu burnuna gelmiyor. Benim burnumdan farkın yok. Burnun koku almıyor.
O zaman sen göklerin ya Rabbi deyişini duyamayacaksın. Duyamayacaksın. Ancak tövbe der, zikreder. Zulmetliysen geri döner, af diler ve zulmettiklerinden helallık alırsan Allah tevvabı rahimdir. O tövbeleri kabul eder. O seni karanlıktan yeniden aydınlığa çıkarır. O seni tekrar nuruna kavuşturur. Allâh muhâfaza eylesin. Sen birisini dişinle ısırıp da kan içinde bırakırsan diş ağrısına tutulunca ne yaparsın? Hazret-i Pihir’e bak. Sen diyor birisini dişinle ısırdın kan içinde bıraktın. Isırdın onu. Onun canını acıttın. Ona haksızlık yaptın. Ona zulmettin. Dişin ağrıyınca ne yapacaksın? Kime yalvaracaksın? O zaman anlarsın. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden sakın ha. Merhamet elinden bırakma. Ebû Dâvûd Davet’i’rmizide geçin hadîs-i şerîf.
Merhametlilere Rahmân olan Allah da merhamet eder. Siz yeryüzündekilere merhamet edin ki yüce Allah da size merhamet etsin.
Merhamet, Nefsle Yüzleşme, Kapanış
Merhamet et canım kardeşim. Zayıflara merhamet et. Fukaralara merhamet et. Kimsesizlere merhamet et. Senden yardım isteyenlere merhamet et. Sûfî kardeşlerine merhamet et. Etrafına merhamet et. Annene babana merhametli davran. Eşine merhametli davran. Çocuklarına merhametli davran. Arkadaşlarına merhametli davran. Kimseye tepeden bakma. Merhametli davran. Ancak o zaman merhamete layık olursun. Merhametli davranmazsan merhamete layık olmazsın. Şimdi gözünün önünden geçir. Kimlere merhametsiz davrandın. Şimdi gözünün önünden geçir. Kimlere zulmettin. Şimdi gözünün önünden geçir. Kimlere haksızlık yaptın. Şimdi gözünün önünden geçir. Annene ne yaptın? Babana ne yaptın? Kardeşine ne yaptın? Eşine ne yaptın?
Çocuklarına ne yaptın? Arkadaşlarına ne yaptın? Çavuşuna ne yaptın? Zakirine ne yaptın? Şeyhine ne yaptın? Sana ilim öğretene ne yaptın? Sana bir harf öğretene ne yaptın? Sana bir iş öğretene ne yaptın? Sana bir meslek öğretene ne yaptın? Onlara nerede vefasızlık ettin? Nerede haksızlık ettin? Nerede zulmettin? Nerede sırtını döndün gittin? Nerede hançerledin? Nerede parasını yok ettin? Nerede pulunu yok ettin? Nerede onun namusunu yok ettin? Nerede şerefini yok ettin? Nerede onu sattın? Kime sattın? Kaç paraya sattın? Kaça sırtını döndün? Şimdi bak! Bak ve kendine yüzleş. Sen merhamete layık mısın değil misin? Bunların hepsi de benim nefsim olsun. Size olmasın. Evet şimdi bak! Kimseyi suçlama.
Şimdi kendine bak! İnsanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez. O zaman Allah’ı suçlama. Sen Allah’ı suçlama. Şimdi bizim insanımızın karşılığı yer. Allah hazır suçlanacak orada. Haşa. Mahkeme görülmüş suçu sabit olmuş. Allah’ı atmış kodese. Cezalandırmış Allah. Kendi merhametsizini görmüyor. Kendi zulmünü görmüyor. Kendi yaptıklarını görmüyor. Başına gelenden dolayı Allah’ı suçluyor. Canım kardeşim kendi yaptığına baksana. Kendine hesabı çeksene. Sen ne yaptın? Bir baksana ya. Yok Allâh muhâfaza eylesin. Kendi yaptığına bakmıyor. Allah’ı suçlama. Şimdi kendine bak. Kendi zulmünü görmüyor. Kendi yaptığına bak. Kendi yaptığına bak. Kendi yaptığına bak. Cehennemlik yani. Cehennemlik. Merhamet ancak şakik kimsenin kalbinden kaldırılır.
Bir kimse merhametsiz katısa o cehennemliktir. O merhamet etmiyorsa merhameti yoksa o cehennemliktir. Allâh muhâfaza eylesin. Ancak diyor onun kalbinden kaldırılır. Hadîs-i şerifte. Rabbim muhâfaza eylesin. O yüzden sen birisini dişleyeceğim diye uğraşma. Zulmetme kimseye. Allâh muhâfaza eylesin. Aslan kuyuda kendini görünce hiddetinden o anda kendini düşmanından ayırt edemedi. Kendi aksini kendi düşmanı sandı. Hülasa kendisine kılıç çekti. Aslan neydi? Nefse emmâriydi. Nefse emmâri olunca karşısındakinin de bir nefs-i emmâre olduğunu görmedi. Anlamadı ve nefse emmârideki kimse cahildir. Nefse emmârideki kimse zalimdir. Nefse emmârideki kimse kördür. Nefse emmârideki kimse cehenneme layıktır.
Başka bir yere değil. Allâh muhâfaza eylesin. Ve o kendi aksini görünce gazaba geldi. Hiddetlendi. Gazaba gelip hiddetlenince ne yaptı? O gerçek düşman mıdır? Değil midir? O kuyudaki, aynadaki resim kimindir? Bilmedi. Ve bilmeyince hiddetle onun üzerine hücum etti. Aslında hücum etti neydi? Kendisiydi. Allâh muhâfaza ey adam! Hazret-i Pîr diyor. İnsanlarda gördüğün birçok zulümler senin huyundur. Sen kendi huyunu onlar da görüyorsun. O zaman aklını başına al. İnsanlarda gördüğün sana karşı olan şeylerin hepsi de senin nefsini terbiye et. Onu kendinden gör. Nefsini temize çıkarma. Nefsini temize çıkarırsan aldanırsın. Allâh muhâfaza eylesin. Ve diyor ki âyet-i kerimede gerçekten insan için çalıştığından başkası yoktur.
O zaman sakın ha kendi yaptıklarını göreceksin. Kendi zulmünü göreceksin. Kendi kötülüklerini göreceksin. Başka bir şey değil. O zaman bu senin yürüdüğün zulüm yolu, senin yürüdüğün haksızlık yolu, senin yürüdüğün uğursuzluk, adaletsizlik yolu. Allâh muhâfaza eylesin. Senin varlığın, nifakın, zulmün, gafletin onlara aksetmiştir. Sen osun, sen kendini yaralamaktasın. O anda lanet iblini kendine, kendin dokuyorsun. O kötülüğü sen kendine açıkça görmüyorsun. Görsen kendine kendin candan düşman olursun. başkasında gördüğün fenalıklar, başkasında gördüğün eksiklikler ve noksanlıklar sende. Ve sen o kendi kendini yaralıyorsan, kendi kendini batırıyorsun, kendi kendini o noktada perişan ediyorsun. Tövbe et, geri dön.
Ey ahmak, kendine saldıran o aslan gibi sen de kendine saldırıyorsun. O zaman ne yapacağız? Biz kendimize saldırmayacağız ve kendimize ahmak yerine koymayacağız. Rabbimiz onlardan eylemesin inşallah. Haklarınızı helâl edin. Bizden yana da helâl olsun. El-Fâtihâ. Amin. Sohbeti çok uzun tutmak istemedim. Bir saat olmuş. Sabırla dinlediğiniz için hakkınızı helâl edin. Sürçülisan ettiysek affola. Rabbim cümlemizin günahlarını affetsin inşallah. 1325’ten önümüzdeki hafta devam edeceğiz inşallah. Allah’tan bir şey gelmezse. Şuraya da not düşeyim inşallah.
Kaynakça ve Referanslar
- Besmele ve Tavşan-Aslan Hatırlatması: Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî, Mesnevî-i Şerîf I. Cilt, 1310. beyit öncesi Aslan-Tavşan kıssasının hulâsası; nefs-i emmârenin aslan, nefs-i kâmilenin tavşan olarak temsîli — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât; Ahmed Eflâkî, Menâkıbu’l-Ârifîn; sohbete besmele ve Efdalu’z-zikr (“Efdalu’z-zikri fa’lem ennehu lâ ilâhe illallâh”) ile giriş âdabı — Tirmizî, Da’avât 9; İbn Mâce, Edeb 55
- Zâlimin Kuyusu ve Adâletin Ehemmiyeti: “Daha ziyâde zâlim olanın kuyusu daha korkunçtur; adâlet daha kötüye daha kötü cezâ verilir” hükmü — Mevlânâ, Mesnevî I. cilt 1310-1325 aralığı; adâletin geciktirilmeden verilmesi — Nisâ 4/58 (“İnsanlar arasında hükmettiğiniz zaman adâletle hükmedin”); Mâide 5/8 (“Bir kavme olan kininiz sizi adâletsizliğe sürüklemesin; adâletli olun, takvâya en yakın olan budur”); zulümle idâre edilen yerin batmaya mahkûm olduğu — Enbiyâ 21/11; Kasas 28/59; İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu’l-Emr bi’l-Ma’rûf
- Şûrâ Kısâsı ve Affetme Yetkisi: “Kötülüğün karşılığı ona denk bir kötülüktür; kim affeder ve ıslâh ederse ecri Allah’a âittir” — Şûrâ 42/40; “Muhakkak ki Allah zâlimleri sevmez” — Âl-i İmrân 3/57, 3/140; affetme hakkının yalnız mağdûra âit olduğu, devletin-kralların-hocaların affedemeyeceği hükmü — İbn Âbidîn, Reddu’l-Muhtâr; kamu hakkı ile kul hakkı ayrımı — Serahsî, el-Mebsût; haksız yere öldürene mukâbil kısâs — Bakara 2/178-179 (“Ey akıl sâhipleri! Kısâsta sizin için hayat vardır”)
- Saldırana Karşı Saldırı Hakkı: “Kim size saldırırsa siz de tıpkı onun saldırdığı gibi ona saldırın” — Bakara 2/194; devlet ve ümmet hukûku olarak karşılık verme mecbûriyeti — Hac 22/39-40 (“Kendilerine zulmedilmesi sebebiyle, onlara da savaş izni verildi”); saldırana karşı müdâfaa ve eş zamanlı saldırı hakkı — Serahsî, el-Mebsût, Kitâbu’s-Siyer; silâhını önce çeken kâtil, karşılık veren mazlûm hükmü — İbn Kudâme, el-Muğnî; Tâlibân meselesinde işgale karşı mücâdelenin terör sayılamayacağı tespiti; Kurtuluş Savaşı kıyâsı
- Kağıt Ekonomiyle Sömürü ve İşgal: Libya’nın Birleşmiş Milletler kararı olmaksızın bombalanması; “Birleşmiş Milletler beşli çete” tespiti ve Güvenlik Konseyi vetosu; dolar üzerinden yıllık %40 değer kaybının ekonomik saldırı sayılması — fâiz ve para sistemi üzerinden sömürü mekanizması — Bakara 2/275-279 (“Allah fâizcilere harb îlân eder”); Rûm 30/39; Âl-i İmrân 3/130; Ebû Dâvûd, Buyû’ 3; Afgânistân, Sûriye, Libya işgâlleri; gayri Müslim büyük güçlere dostluk yasağı — Mâide 5/51, Âl-i İmrân 3/28; Hucurât 49/10
- Ahlâkî, Kültürel ve Askerî Saldırı: Kur’ân ve Sünnet dışındaki ahlâkın yeni normal gibi dayatılması — Mâide 5/3, 5/88; Bakara 2/195; ahir zamânda öldürenin niçin öldürdüğünü, ölenin niçin öldüğünü bilmeyeceği hadîs-i şerîfi — Müslim, Fiten 56 (“Fiten hadisleri”); Buhârî, Fiten 5; kadın cinâyeti ve tecâvüz karşısında adâletin kısâsla tecellîsi — Bakara 2/178-179; zinâya denk mukâbele — Nûr 24/2; adâletin namazdan-oruçtan önce geldiği tespiti — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu’l-Emr bi’l-Ma’rûf ve’n-Nehy ani’l-Münker
- Kendi Zulüm Kuyunu Kazma: “Zulümle kuyu kazan kendi tuzağını hazırlar” — Mevlânâ, Mesnevî; “İpek böceği gibi kendi etrafını örme; kendine kuyu kazarsan bâri karanlıca kaz” beyti; Müddessir 74/38 (“Her nefis kazandığı ile bağlıdır”); zerre iyilik ve kötülüğün karşılıksız kalmayacağı — Zilzâl 99/7-8; kıyâmet günü yapılanların önünde hâzır bulunacağı — Âl-i İmrân 3/30 (“O gün her nefis, işlediği hayrı ve işlediği şerri hâzır bulacak… Allah sizi kendi zâtından sakındırıyor”); nasrullâh vaadi — Nasr 110/1-3; geçici kudretin aldatıcılığı — Mü’min 40/4
- Her Nefs Kazandığı İle Bağlıdır: Müddessir 74/38; Kıyâmet günü iyilik ve kötülüğün hâzır bulunacağı — Âl-i İmrân 3/30; “Zerre ağırlığınca hayır/şer işleyen karşılığını görür” — Zilzâl 99/7-8; acele etmeme ve ecri âhirette bekleme — İsrâ 17/11 (“İnsan acelecidir”); Enbiyâ 21/37; iyiliği gizleme, kötülüğü şâhitlendirmeme âdâbı — Müslim, Tevbe 52; Buhârî, Edeb 60 (“Allah’ın örttüğünü kul açmasın”); peygamberler ve velîlerin ölçü olsun diye anlatması ve kulun kendini onlar yerine koymaması — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât
- Zayıfları Ezmemek, İzâ Câe Nasrullâh: Dul, yetîm, fukarâ, kimsesizlerin hakkı — Nisâ 4/36; Duhâ 93/9-10 (“Yetîmi sakın ezme, isteyeni azarlama”); Mâûn 107/1-7; “İzâ câe nasrullâhi ve’l-feth” — Nasr 110/1-3 (Mekke müşriklerine karşı en zayıf görünen Peygamber’e fetih müjdesi); kibirlenenin helâk — Mü’min 40/60; Kehf 18/28 (“Sabah akşam Rablerine yalvaran kimselerle beraber ol, onlardan gözlerini çevirme”); “Allah kibirlenenleri baş aşağı döndürür” — İsrâ 17/37; Lokmân 31/18; eşe-çocuğa zulmetmeme emri — Tahrîm 66/6
- Fîl Sûresi ve Ebrehe Kıssası: Fîl Sûresi 105/1-5 (“Rabbinin fil sâhiplerine ne yaptığını görmedin mi? Onların düzenlerini boşa çıkarmadı mı?”); Ebrehe’nin Kâbe’yi yıkmaya filleriyle gelişi — İbn İshâk, es-Sîre; İbn Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye; Taberî, Târîh; Hazret-i Muhammed Mustafâ’nın dedesi Abdülmuttalib’in Ebrehe ile görüşmesi ve develerini istemesi — İbn İshâk; “Beytullâh’ın sâhibi Allah’tır, onu koruyacak olan O’dur” sözü — İbn Kesîr, Tefsîr (Fîl Sûresi); Peygamber Efendimiz’in soyunun İsmâîl aleyhisselâmdan gelip hiç müşrik olmamışlığı ve tertemizliği — İbn Sa’d, Tabakât; Ebû Nuaym, Delâilu’n-Nübüvve
- Kırlangıçların Taşı, Ümitsizlik Yasağı: Ebâbîl kuşlarının taş taşıması — Fîl 105/3-4 (“Onlara siccîl taşları atıyorlardı”); küçük bir toprak tanesinin süper devleti helâk edebilmesi; ümitsizliğe düşmeme emri — Yûsuf 12/87 (“Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin, zira kâfirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden ümit kesmez”); Zümer 39/53; Ebrehe ordusunun Hıristiyan oluşu ve tarihî Hıristiyan-Yahûdî İslâm düşmanlığı — Mâide 5/82 (“Yahûdîleri ve Hıristiyanları kendinize dost tutmayın”); Mümtehine 60/1; Âl-i İmrân 3/28; “Kılıçla ve savaşla durdurulabilecek” düşmanlık teşhîsi — İbn Teymiyye, es-Siyâsetu’ş-Şer’iyye
- Gizli Vaftiz, Ebrehe’nin Torunları: Soy ismi kanunu (1934), dönme-Sabetayist-Ermeni-Yahûdî köklü bürokrasinin iç sızma tehdîdi; gizli kilise-havra kayıtları ve vaftiz; “Bunların kökü de dışarıda, soyu da dışarıda” tespiti — Hucurât 49/6 (“Ey îmân edenler! Fâsık bir kimse size bir haber getirdiği zaman doğruluğunu araştırın”); münâfıkların namaz kılıp içeriden sızması — Nisâ 4/142-143; Münâfikûn 63/1-8; “Müşrikler Peygamber’i en zayıf gördüklerinde Allah ötelerden nusret verdi” — Nasr 110/1-3; mazlûmun duâsının arşı titretmesi — Buhârî, Mezâlim 9; Müslim, Îmân 78 (“Mazlûmun duâsından sakının, onunla Allah arasında perde yoktur”)
- Merhamet, Nefsle Yüzleşme, Kapanış: “Merhametlilere Rahmân merhamet eder; siz yeryüzündekilere merhamet edin ki semâdakiler de size merhamet etsin” — Ebû Dâvûd, Edeb 58; Tirmizî, Birr 16; Ahmed b. Hanbel, Müsned; “Merhamet ancak şakî kimsenin kalbinden kaldırılır” — Ebû Dâvûd, Edeb 58; anne-baba-eş-çocuk-kardeş-çavuş-zâkir-şeyh hakları muhâsebesi — Tirmizî, Birr 1; “İnsanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez” — Buhârî, Tevhîd 2; Aslan’ın kuyuda kendi aksine saldırması — Mevlânâ, Mesnevî; insanlarda görülen zulümlerin kendi huyunun aksi oluşu — Necm 53/39 (“İnsan için çalıştığından başkası yoktur”); nefsi temize çıkarmama — Necm 53/32; “Lânet iplini kendine kendin dokuyorsun” uyarısı; kapanış Fâtihâ ve helâlleşme
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Tevhîd, İhsân, Nefs, Sünnet, Şeyh, Tecellî, Sabır. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı