Borç İmtihânı ve Ruhun Askıda Kalması
Mikrofonu verin. Selâmun aleyküm efendim. Aleyküm selâm. Efendim bir hadîs-i şerifte borcunu ödeyene kadar ruhu asılı kalır diyor. Bu ruhunun asılı kalması ne manaya geliyor? Ölenle alakalı. Diri de olsa ölü de olsa önemli değil. Borçlu o yüzden rahat hareket edemez. Borçlu insan sıkıntılı insan, ızdıraplı insan, hapis insan. Allâh kimse borçla imtihân etmesin. Âmîn. Cenâb-ı Hak tüm kardeşlerimizi böyle bir imtihândan muhafaza eylesin. Âmîn. Borç kadar ağır bir sıkıntılı bir imtihân yoktur. İnsanı mihnete sürükler, insanı böyle boynu büküklüğe sürükler, insanı gerçekten çok sıkıntıya sürükler. O yüzden mümkün mertebe borçsuz iş yapmaya gayret edin. Borslanmadan iş yapın. Bu Allâh muhâfaza eylesin.
Yaşadık onları kolay şeyler değil. O yüzden başka bir hadîs-i şerîf dedi. Borçlu ne o? Borçlunun iki çeşit yemek yemesi dahi evlâd değil. Tabi insanlar şimdi bu edebi, bu kültürü, bu ahlakı kaybettiler. Böyle olunca borç sarmalının içinde bütün herkes. Kredi kartları, şunlar, bunlar. Borçla yaşıyorlar, yaşarlar. Bunu söylerken de kendince kendisini haklı gösteriyor. o kredi kartından onu harcayacak, o kredi kartından onu harcayarak borç yapacak. Sonra o borcu ödemek için uğraşacak Allah’a, uğraşacak, uğraşacak Allah’a, uğraşacak. Bunu kendine şey görüyor, nasıl söyleyeyim böyle bir mağdûr edebiyâtı yapıyor, mecbûr edebiyâtı yapıyor. Böyle bir noktaya geliyor. Ben diyorum ki 60 yaşındayım, hiç kredi kartım olmadı, kalıyor. ben kolay kolay hayatımda bir iki sefer taksitle bir şey almışımdır.
Almam kolay kolay. Ticaret, insan yapar borç. O da iyi değil de, bak o da iyi değil. Ticaret yaparken de borçla çalışmak iyi değil. Kim ne derse desin. Tecrübe hep bunlar. Onları yaşadık hep, o normalde sıkıntıları gördük. O yüzden borçlu insan, yarım insan. Yarımda değil, çeyrek. Teşekkür ederim efendim. Evet. Mikrofonu verin. Sesi aç. Efendim, Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında kölelik sistemi vardı. İnsanlar köleydi, şimdiki kölelik sistemi nedir? Gene köle insanlar. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri köleliği kaldırdı. Şimdi insanlar modern kölelik var. Şu anda… Öyle bir noktaya getirdiler ki, şimdi artık sen kendi kendini prangalıyorsun. Önceden bir zalim bir kimse geliyordu, seni prangaya vuruyordu, bir başkasına satıyordu seni.
Kölelik buydu, şimdi modern kölelik var.
Modern Kölelik ve Fâiz Tuzağı
Asıl en büyük kölelik şimdi. İnsanlar gösterişin kölesi, şatahâtın kölesi, şatafâtın kölesi, şöhretin kölesi, siyâsetin kölesi, ondan sonra bankacılık sisteminin kölesi, aşının kölesi, ne ol liberal ekonominin kölesi, ne ol liberal dinin kölesi, ne ol liberal siyâsetin kölesi. Bütün dünya köle ki şu anda. Bütün dünya köle. Ve bu kölelikten de kurtulma çabası yok. O kadar uyuşturulmuş, o kadar köleleştirilmiş, kafalar köle. Her şeyleri köle. Şimdi Tayyip Erdoğan’ı eleştirirsiniz, eleştirmezsiniz, seversiniz, sevmezsiniz. normalde şeyden faizden bir puan indirdi, kıyamet koptu değil mi ortalık? Fâizin kölesi herkes. En muhafaza karı dahi fâizleri indirmeyecek de diyor. O han fâiz harâm, annesiyle Kâbe duvarının dibinde zinâ etmiş gibi günâha girer diye hadîs-i şerîf var.
Şeytân çarpmış gibi yurtlarından, yataklarından kaldırılacak diye âyet-i kerime var. Kim fâizi indirmeye kalkarsa, sen îmânın, senin onu desteklemekle mükellef. O hareketini destekle, başka bir şeyleri destekleme, başka bir şey yapma, başka bir şey etme. Eyvallah, başka bir şeyini eleştir. Eleştir, ister oy verir, ister oy verme. Büyüğü eleştirilecek çok yerini bulabilirsin. Beni ilgilendirmez. Ama ya fâizi bir puan indirdi diye kıyamet koptu ya. Ve en muhafaza karı dahi faizin kölesi. En dindar dahi faizin kölesi. Köle. Şimdi az önce borçtan bahsedildi. İnsanlar borç kölesi. Alacak illaki onu. Onun önüne öyle cazi şeyler getirecek ki kendisi almasa eşi alacak, eşi almasa çocuğu alacak. O almasa annesi, babası, kayınvalidesi, kayınpederi, bütün sülale.
Olmaz böyle diyecek. Bitti. Edebiyatta biz kullanıyoruz onu. Hazret-i Fâtıma annemizin çeyizi böyleydi. öngürt, faşurt, ağla. Hadi öyle evlenecek bir kız göster bana. Hazret-i Ali efendimizin çeyizi böyleydi. Hadi öyle evlenecek bir tane adam göster bana. Köle herkes. Asıl kölelik şimdi. Modern köleyiz çünkü. onlara zorla pranga vuruyorlardı. Biz kendi kendimizi prangalıyoruz. Gidiyoruz bir yere prangalıyoruz biz kendimize. Kölelik devam ediyor. Hiç kaldırılmadı, hiç yok olmadı. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri insanları özgürleştirmek için çaba sarf etti. Bununla alakalı çok hadîs-i şerîf var. İnsanların özgürleşmesi için. Çünkü Lâ ilâhe illâ Allâh Muhammeden Resûlullâh diyen bir kimse özgür insandır.
Ama gerçekten Lâ ilâhe illâ Allâh Muhammeden Resûlullâh derse özgürdür. Lâ ilâhe illâ Allâh Muhammeden Resûlullâh demek ne demek? Kur’ân ve Sünnet’in men ettiği ne varsa hepsini reddettim. Kur’ân ve Sünnet’in men ettiği ne varsa hepsini reddettim. Kur’ân ve Sünnet’in emrettiği ne varsa aldım, kabûl ettim. Bunun üzerinde de yaşamayı taahhüd ettim. Lâ ilâhe illâ Allâh Muhammeden Resûlullâh’ın benim anladığım mana bu. Benim anladığım bu yıllardır, benim anladığım bu. Tekrar söyleyeyim ben. Kur’ân ve Sünnet neyi nehyettiyse, yasakladıysa, hepsini yasakladıklarını terk etmek. Kur’ân ve Sünnet neyi emrettiyse, emrettiklerini gücü yetince yerine getirmek.
Özgürlüğün Hakîkati ve Kelime-i Tevhîd
Şimdi özgürlük burada. Bakın özgürlük burada. Aman nerede o ümmet nerede, o özgür insanlar nerede? Ve bunu sağlayabilecek, bu noktada durabilecek devlet sistemi nerede? Veya bunu uygulayabilecek dünya sistemi nerede? Bütün insanlık özgürlük lafısı, çok yakışıklı, çok şatafatlı, çok yaldızlı, dünya üzerinde ama içi boş. Bakın içi boş. Altı boş, üstü boş, sağı boş, solu boş, her şey boş. Lafız olarak muhteşem ama. Lafız olarak ne özgürlük, ne özgürlükler ülkesi, ne özgür olacak herkes. Ne özgürlükler şöyle olmalı, özgürlükler böyle olmalı. Özgürlük dedikleri şey, dünya kapitalist sisteminin, dünya deccâlist sisteminin ayakta durması bu. Onlar özgür. Özgür, geri kalan Hristiyanmış, Yahûdî’miş, Müslüman’mış, Ateist’miş, Dinsiz’miş, Budperest’miş, Hindû’miş, Budist’miş, Tavcı’mış, Solcu’muş, Komünist’miş, Sosyalist’miş, Faşist’miş, Afrikalı’mış, Asyalı’mış, Çinli’miş, Amerikalı’mış, Alman’mış, İngiliz’miş, hiç önemli değil.
Hiç önemli değil. Hiç önemli değil. Irkı, dini, dili, devleti ne olursa olsun. Halklar komple köle. Her taraftan, fikri olarak da köle, ekonomik olarak da köle, dini olarak da köle, siyâsî olarak da köle, askeri olarak da köle. Bakın F-35 alacaktınız, adam sizin paranıza el koydu. El koydu. Dün İngilizler el koydu, yaptırdığımız gemilere. Bugün Amerikalılar el koydu F-35’lere. Parasını ödedin mi, ödedin mi, ver yok. Ha nerede özgürlük? Köle. Adam ne yaptı? İrân’ı terörist ülkeye ilan etti. Adamın bank hesaplarına el koydu. Adam ihracat, ithalat yapamıyor. Köle. Köle, köle. Ülke olarak köle. Hadi siz doları kaldırın tedavülden, Türkiye’de kullanılmayacak deyin. Vatan Partisi demiş ya, dolar yasaklanmalı diye.
Hadi kaldırın. Kölesiniz, kaldıramazsınız. Kölesiniz, ihracatınız dolar üzerinden, ithalatınız dolar üzerinden, ürün alacaksınız dolar üzerinden, ürün satacaksınız dolar üzerinden. O dolarların hepsi de Amerikan Merkez Bankası’nın sisteminden geçecek. Amerikan Merkez Bankası kim nereden ne alıyor, kim nereye ne satıyor, kim nereye ne kadar para gönderiyor. Kim nereden ne kadar para aldı, hepsini analiz edecek, hepsini de görecek, istediği yere el koyacak, istediğine çökçek. Ne özgürlüğünden bahsediyorsunuz siz ya? Ne özgürlüğü? Hadi başka bir para birimine geçin hadi. Irak doları bırakacağız dedi, bombaladı. Libya doları bırakacağız dedi. Petrolü ondan sonra Libya parasıyla satacağım dedi. Bir gecede bombaladılar.
Ne özgürlüğü? Zannetmeyin bu ülkeyi bombalamazlar. Bir gecede bombalarlar. Bir gecede bombalarlar. Evet. Hiç hiç gözünüzün yaşına bakmazlar. Bakın gözünüzün yaşına bakmazlar. Bir gecede bütün banka hesaplarınızı el konulduğunu görürsünüz. Bu Türkiye Cumhuriyeti devleti tarafından yapılmaz. Amerikan devleti tarafından yapılır. Der ki şu kadar milyon dolar üzerindeki bütün hesaplara el konuldu, el konulur. Çok basit, istediği bir firmayı hemen terörist firma ilan edip el koyar bütün parasına. öyle hukukmuş, birleşmiş milletlermişmiş. Yok işte, ne o? Avrupa İnsan Hakları mahkemesiymiş. Yok işte, Uluslararası Lahey Adalet Divanıymış. Hepsi de aldatmaca. Hepsi de. Dünya üzerindeki bütün hukuk sistemleri aldatmacadır.
Dünya üzerindeki mevcut bütün hukuk sistemleri kendi vatandaşına karşıdır. Kendi vatandaşını sindirmek, kendi vatandaşını baskı altında tutmak içindir.
Dolar Köleliği ve Dünya Hukuk Sistemleri
Dünya üzerindeki bütün askeri güçler, bu süper güçler hariç onlar da dahi, büyük bir çoğunluğu kendi vatandaşlarının üzerine çevrilidir namluları. Kendi vatandaşlarının üzerinedir. Dışarı karşı değildir. Amerika süper güç. Hem kendi vatandaşlarını baskı altında tutar hem dışarı baskı altında tutar. Amerika’nın en büyük gücü içeridedir. İçerideki kendi vatandaşlarını baskı altında tutar. Bakın orada polis de halletmez. Ne? Özgürlükler ülkesiymiş. Küçücük bir şey olsa hemen askeri birlikler çıkar Amerika’da. Askeri birlikler çıkar. Onların ayrı ayrı birimler var böyle hemen askeri birlikler çıkar, el koyarlar her şeye. Öyle özgürlükler ülkesi falan yok. Özgürlük la ilahe illallah Muhammed’e Resûlullah diye gerçek manada.
Onu da diyen çok az zaten. O yüzden Âyet-i Kerim’de de der çok azınız îmân etti. Bakın çok azınız îmân etti. Öyle olunca sakın ha böyle şurası özgür ülke diye düşünmeyin. Dünya üzerinde özgür bir ülke yok. Dünya üzerinde özgürlük de yok. Bunu kafanıza sokun yerleştirin. Almanya’da yaşamakla Amerika’da yaşamakla Türkiye’de yaşamanın arasında bir fark yok. Özgürlük açısından yok. Ne o ileri demokrasiymiş? Ne o ileri demokrasi biliyor musunuz? Eşcinsellerin istediği gibi eşcinsellik yaptığı herkesin ahlâksızlığın dibe vurdu ve hiçbir ahlâksızlığa karışılmadı. İleri demokrasiden anladıkları bu. Özgürlükten anladıkları bu. Başka bir şey değil. Onu da Türkiye’ye getirdiler zaten. O yüzden biz de özgür bir ülkeyiz. eşcinselleri de başına tac eden insanlar var şimdi artık.
Hem bir de AK Partili bir de. Bunları böyle söylüyor mu bilinsin yani. İnsanlar bazı şeyleri söylerken örtülü kapalı söylemeye gerek yok. Hangi partiden olursa olsun. Eğer eşcinselleri de başıma tac edin diyorsa, lanetlik bir fiili atı başına tac eden de lanetlik bir kimsedir. Allâh’ın lanetlik bir fiiliyle ben başıma tac ederim diyen bir kimseye teclid îmân teclid nikâh gerektidir. Çünkü Allâh’ın lanetlediği bir fiili attır. Allâh’ın lanetlediği bir şeyi mümin başına tac edemez, başının üstünde yeri olmaz. Allâh’ın lanetlediği bir şey müminin ayaklarının altındadır ki müminin ayaklarını da kirletir o. Müminin ayaklarını da kirletir. Bu hangi partiden olursa olsun. Türkiye’deki şimdi bir MHP bu konuda açıklama yapmadı.
MHP’yi koruduğumu düşünmeyin. Bu konuyla alakalı diyorum. Geri kalan hepsi de eşcinsellerle şey. Ne o? Muhabbetleri yerinde. Seviyorlar. Allah sevdiklerini benzesin onlara. Yapacak bir şey yok. Kişi sevdiğine benzermiş. O yüzden özgürlükten anladıkları, ileri demokrasiden anladıkları şey o. İslâm bu değil. İslâm’da ileri demokrasi yoktur. İslâm’da böyle özgürlük de yoktur. İslâm’daki özgürlük Kur’ân Sünnet içerisindedir. Özgürlükse Kur’ân Sünnet tarihisindedir özgürlüğün. O Kur’ân Sünnet’e uymakla mükellefsin. Kur’ân Sünnet sana neye ne kadar müsaade ederse o kadar özgürsün. Müsaade etmediği yerlerde özgür değilsin. O yüzden İslâm bu manada, batılı manada özgür bir din değil. Aslında hiçbir din özgür değildir.
Bir dinde bir yasak var ise özgür değildir. Bir felsefete bir yasak var ise özgür değildir. Özgür değildir. Aman gel gel, iş dine gelince öyle değil. Allâh affetsin inşallah. O yüzden kölelik devam, sıkıntı yok. Hepimiz köleyiz. Evet başka soru, sola.
İlâve Telbiyeler ve Vird Meşrûiyeti
Hadîs-i Şerîf. İbn-i Ömer’den Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem aşağıdaki kelimelerle telbiye getirdiğini ve bu kelimeler üzerine ilave de bulunmadığını işittim dedi. Abdullâh bin Ömer’den gelen ayrı rivayete de onun Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hazretinin telbiyesini ilave olarak şu kelimeleri söylediği geçer. Emret emrine âmâdeyim, emret senden saadetler dilerim. Hayırlar senin elindedir, dilekler sana arz edilir. Ameller de sanadır. Ebû Dâvûd Müsned. Malum telbiye denilince hepimizin bildiği bir telbiye var. Bu da ne? اَنَا لَبَّيْكَ اللّٰهُمَّ لَبَّيْكَ لَا شَرِيْ لَكَ لَبَّيْكَ اِنَّ الْحَمْدَ وَنِّيْمَتَ لَكَ وَالْمُهْوكُ لَا شَرِيْكَ لَكَ Telbiye bu. bunun da manası ne?
Emret Allah’ım, buyur Allah’ım, emrindeyim. Senin hiçbir ortağın yoktur. Emrindeyim buyur. Şüphesiz hamd sana mahsustur. Nimet de senin, mülk de senindir. Senin hiçbir ortağın yoktur. Telbiye bu. Tabi ümmetin genel manada kabul ettiği telbiye bu fakat bunun dışında da hadîs kitaplarında değişik böyle ilaveler, telbiye ilaveler bulmanız mümkün. Bu da onlardan birisi. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bunları duyduğunda bunlara müdahale etmemiş. Hatta tebessüm etmiş. Hatta zaman zaman sahâbeler bazı dualar yapmışlar. O duâlara tebessüm etmiş dönmüş. O duayı böyle hoşuna gitmiş veya zaman zaman sahâbeler değişik zikirler yapmışlar. O değişik zikirler yaptıklarında Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri o zikre tebessüm etmiş.
Onu böyle hoş karşılamış. Hatta bunu kim söyledi demiş. demişler ki birisi çıkmış ben söyledim. Allâh senin günahlarını affetti. Sözler söylemiş. Buradaki konu şu. sûfîlerin kendilerince virdleri vardır ya. Bir üstadın bir virdi vardır. O virdi verir müritlerine, talebelerine. Talebeler de o virdleri çekerler. Kimisine mesela değişik virdler verdiği olur. Değişik esmâlar verdiği olur. Konuya göre, duruma göre, o kimsenin haline, ahvaline göre, gördüğün rüyaya göre değişik virdler, değişik esmâlar verilebilir. Bir kısım sûfî karşıtı kimseler bunları siz bid’at işliyorsunuz. olmayan bir şeyi icat ettiniz gibi görüp itiraz ederler. Veyahut da reddiye düzerler ya. böylece onların doğru yolda olmadıklarını, yanlış yolda olduklarını filan beyan ederler.
Bu hadîs-i şerîf ve bunun gibi hadîs-i şerîfler bunun doğru olduğunu, bunların bid’at olmadığını, bunlar bu tip şeyleri Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin makul gördüğünü ve bir kimse Kur’ân Sünnet içerisinde kalmak şartıyla etrafındaki kimselere, değişik Esmâ-i Hüsnâ’dan, değişik virdler veya Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin virtlerinden değişik bir virdler verilebileceğine dair hadîs-i şerîf. Tabi sahâbe Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin bu noktada muhakkak ona uymuşlar. Ama velakin aşk esnasında zikrullahı yaparken kendilerince bazı duâlara katkıda bir şeyler ilave etmişler veyahut da zikirlere ilave etmişler. Tırnak içerisinde aşkın o haliyle, o heyecanıyla söylenen onlara Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri herhangi bir şerh düşmemiş.
Sûfî Aşkı ve Gayri İhtiyârî Zikir
Şimdi sufilerde bu nasıl tecellî eder? o kimse tevhîd çekiyor. lâ ilâhe illâ Allâh Çekerken kendinde değil. Farklı bir esmaya geçer. Bu ama bilinçli değildir. Bu bilinçli olmadan olur bu. Farklı bir esmaya geçer. Mürid o esnada çok büyük bir yanlış yaptım. Ben hata yaptım, ben kusur işledim. Diyerekten kendini böyle tabiri caizse gömer. Hoş. Son dönem müridleri böyle gömüyorlar. Aaa tecelliyât böyleymiş diyor. Hoşuna gidiyor. Hatta bir de kendine böyle bir de süsliyor. böyle bunu söylettiler bana diyor. Bu da ayrı bir nefis meselesi. Ama o esnada o müridin diline gelen gayri ihtiyarı, o esmâ haktır. Bunun üzerinde kalkıp da herhangi bir şey konmaz. Mürid için sakıncalı olan şey şudur. Üstadı ona 100 tane tevhîd çek çeksin dedi.
O kalkıp da ben 200 tane de çekerim deyip de tevhîdi 100’den 200’e çıkardıysa bu sıkıntılıdır. Yoksa ona 100 tane tevhîd söylemiş, 100 tane lâ ilâhe illâ Allâh tevhîdi çekti, tesbih attı kenara lâ ilâhe illâ Allâh’a devam ediyor. Bu harika. Bunda bir sıkıntı yok. Bakın tekrar ediyorum. Bir sûfînin herhangi bir esmâyı, herhangi bir zikri, herhangi bir duayı sayısız çekmesinde hiçbir beyiş yoktur. Velev ki o yapmış olduğu şey Kur’ân, sünnet ve üstâdının disturunda sabit olsun. Mesela Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri kim Sübhânallâhi ve bi-hamdihî der ise cennette kendi adına bir meyve ağacı dikilir. Hadi şerif. Bir kimseye şimdi oturduğu yerde Sübhânallâhi ve bi-hamdihî, Sübhânallâhi ve bi-hamdihî, Sübhânallâhi ve bi-hamdihî el-azim, Sübhânallâhi ve bi-hamdihî el-azim dediği bunu her ikisinde söyleyebilir.
Veya tövbe şeklinde var ya, Sübhânallâhi ve bi-hamdihî, Sübhânallâhi el-Azîm, ve bi-hamdihî estağfurullâh el-azim. Bunu da söyleyebilir. Bunu o kimse sayısız söyledi. Veya dersinde tövbe var. 100 tane Sübhânallâhi ve bi-hamdihî, Sübhânallâhi el-Azîm, ve bi-hamdihî estağfurullâh el-azim diye tövbesi var. Bunu çekerken o kimse yüzü bitirdi ama devam etti. Ama ihtiyarı ama gayri ihtiyarı. Bunda bir sıkıntı yok, bir sakınca yok bunda. Ama kendi kendine vird etmiş. ne yapacak? Örneğin var ya toplum arasında, halkın arasında böyle İhlâs’ı, Kul Hüvallâhü 21 sefer okuyacaksın. Kul Hüvallâhü ehad, Kul Hüvallâhü ehad, Kul Hüvallâhü ehad, Kul Hüvallâhü ehad. ona bir sayı koymuş 21. Ondan sonra Kul Hüvallâhü ehad, Allâhü’s-Samed, lem yelid ve lem yûled ve ve lem yekün lehû küfüven ehad. bunun içinde bilmiyorum kaç tane.
Veya herhangi bir kelime oradan, herhangi bir şey oradan ayıklıyor. Bunun Ya asîm vel Kur’ân-ı’l-hakîm işte. Bunu diyor 37 sefer söyleyeceksin örneğin. Yok bunu 99 kez söyleyeceksin. Yok bir işinin olması için bunun arada bilmem Selâmün kavlen min Rabbin Rahîm’i 99 sefer söyleyeceksin. Virtler var ya o pembe mavi kitaplar var kadınların. O kokulu Yâsîn var, pembe Yâsîn var. Ondan sonra bir de neydi o ya? Bir adam vardı meşhur. Ârif Bamo’nun kitapları mıydı onlar? Tuncer bomba ya. Tuncer’i kimsen mi söyledin? O bomba ya. Onun öyle kitabı yok ya. O kuş besliyor. Onu diyorsun değil mi sen? Evet. Yok. Böyle mesela eserler var ya adam millete haksızlık yapmış, uğursuzluk yapmış, cezaevine girmiş kim sabah namazından sonra 786 tane Besmele-i Şerîfe, abdestle ondan sonra söylerse gün doğmazdan önce biiznillah cezaevinden kurtulur.
Lafa bak. Mehmet emine diyeceğiz ki bundan sonra sen 786 Besmele ver sabah namazından sonra millet cezaevinden kurtulsun.
Nâs Tersinden ve Uydurma Vird Yasağı
Bunun gibi din bu değil. Bunun hadîs değeri var mı yok, bunun sünnet değeri var mı yok, bunun herhangi hadîs kitabında var mı yok. Birisi belki de gerçekten bir haksızlığa uğrasa, cezaevine girse, belki de bunu söylesen Cenâb-ı Hak yardım eder. O ayrı mesele. Ama sen biiznillah herkes bunu kim yaparsa cezaevinden kurtulur deyince akan sular duruyor. Bu din değil. Sûfîlerde bu yasaktır. Bunları yapamaz sûfî. Üstadından izinsiz bu tip şeyleri yapamaz. Bakın zikrullâh keskin bir kılıç gibidir. Doğru zamanda doğru yerde doğru bir şekilde kılıcı kullanırsan seni korur. Ama kılıcı nasıl doğru yerde doğru zamanda doğru şekilde kullanmazsan senin ölümüne sahip olamazsın. Kılıcı nasıl doğru yerde doğru zamanda doğru şekilde kullanmazsan senin ölümüne sebep olacaksa zikrullâh da böyle bir şeydir.
Doğru yerde doğru zamanda doğru bir şekilde yapılması lazım. Çünkü doğru zamanda doğru yerde doğru bir şekilde uygulanmazsa Allâh muhâfaza eylesin. O dönüp seni helak etmesin. Bu ne? Ya Kur’ân ve Sünnet’in emrettiği şekilde zikrullâh yapacaksınız. Ya üstâdınızın emrettiği şekilde bunun içerisinde yapacaksınız. Değişik kendi kendisine bir sûfînin vird oluşturması. Yok sabah namazından sonra bilmem kaç, beş bin kusur tane şu esmâyı çekersen bu olur. Bu esmâyı çekersen şu helak olur. Bunlarla uğraşırsa bir kimse bu sıkıntılı bir şeydir. Bu bir sûfînin uygulayabileceği şeyler değildir. Sûfîler âyet ve hadiste sabit olan her türlü zikrullâh yapabilir mi? Bizim kardeşlerimiz yapabilir. Sünnet-i Seniyye’de hadîs kitaplarında ne zikir var ise o sayılı zikrulların içerisinde kalarak bir kimse bunları işleyebilir yapabilir mi?
Evet. Ama kendi kafasından bir vird uydurup kendi kafasından bir şey uydurup bunu yapamaz. Bu doğru değil. Bu sûfîlik adabı içerisinde doğru değil. Sûfî olmayanlar yapabilir mi? Kendileri bilir. Bir sûfî ise, üstadı var ise kendi kafasından kendi kendine vird oluşturmayacak. Bakın, oluşturmayacak. yok Nâs Sûresi’ni tersinden okursan. Bana gelen telefonlar bunlar. Hocam bizde büyü var herhalde. Ben dinliyorum şimdi. bir komşum bana söyledi Nâs Sûresi’ni tersinden okuyacakmışsın. Diyor mu bu konuda bir hadîs okumadım, bu konuda bir hadise rastlamadım, bu konuda herhangi bir imamların iştahından rastlamadım. Kim dedi bunu sana? Birileri dedi. Ben yapsam olur mu? Sen bilirsin canım kardeşim. Ama hadiste olmayan bir şeyi yapacaksın şimdi.
Enteresan bir şey. Ümmet-i Muhammed birçok emir, Kur’ân’da emir, hadislerde birçok emir olmasına rağmen namazı kılmıyor. Bakın namazı kılmıyor. Ama sabah namazından sonra şu kadar şunu çekersen başına şu gelecekse de gelmeyecek. Sözüne binaen onu yapmaya çalışıyor. Eyvallah güzel imanını gösteriyor diyeceğiz. Ama velakin doğru davranış değil. Bakın doğru davranış değil. Bu yavaş yavaş sûfîlerin içerisine de bulaşmaya başladı. Zaten sıkıntı da bu. Canım kardeşlerim, sûfîler herhangi bir şeyin karşılığı olarak Allah’ı zikretmezler. Allah’ı emrettiği için zikrederler. Allah onu emretmiş. Biz dünya menfaati için Allâh’ı zikretmeyiz. Biz dünya malına sahip olmak için Allâh’ı zikretmeyiz. Biz bir zalim kahru perişan olsun diye Allâh’ı zikretmeyiz.
Bizim bir dünya meselemiz hal olsun diye Allâh’ı zikretmeyiz. Biz nimete gark olalım diye Allâh’ı zikretmeyiz. Biz kat sahibi olalım, yat sahibi olalım, araba sahibi olalım, mal sahibi olalım, yük sahibi olalım diye Allâh’ı zikretmeyiz.
Dünyevî Maksatla Zikir Yasağı
Yok evlenelim, çocuğumuz olsun, şu olsun bu olsun bu yüzden Allâh’ı zikretmeyiz. Burada sıkıntı var. Bir şeye dünyevi bir metaya sahip olmak için Allâh’ı zikretmeyiz. Biz Allâh için Allâh’ı zikrederiz. Biz başka bir şey için zikretmeyiz. Daha ileri aslında. Biz cehennemden kurtulmak için Allâh’ı zikretmeyiz. Biz cennete girmek için Allâh’ı zikretmeyiz. Bizim işimiz onunla dostluk kurmaktır. Bizim işimiz onunla muhabbet kurmaktır. Bizim işimiz ona yakini ka sağlamaktır. Bunun en zirve yolu Allah’ı zikirdir. Biz onu sevdiğimiz için zikrederiz. Biz ona yakın olmak için zikrederiz. Biz onunla dost olmak için zikrederiz. Bizim işimiz bu bizim maksadımız budur. Başka bir şey değildir. Biz işe girelim işten çıkalım müdür olalım amir olalım memur olalım zengin olalım fakir olalım şu malımız olsun şu mülkümüz olsun şu paramız olsun şu paramız olsun şu paramız olsun şöyle işimiz olsun böyle çocuğumuz olsun hayır.
Biz fî-sebîlillâh Allâh için Allâh’ı zikrederiz. Allah’a duâ ederiz Allâh’tan isteriz. Ama zikrimizin karşılığı şu değildir. Zikrimizin karşılığı odur. Başka hiçbir şey değil. Biz onun için nefes alır, onun için zikreder onun için buraya toplanırız. Bizim toplanma sebebimiz de Allah’ı zikirdir onunla dostluk kurmaktır. Burası işveren kurumu değil, iş ve işçi bulma kurumu da değil, yardımlaşma vakfı da değil. Burası kız bulma, erkek bulma, çocuk bulma ev bulma, araba bulma yeri de değil. Hatta varsa kaybedebilirsiniz buraya geldiğinizde. İmtihân olabilirsiniz. Malını mülkünü düşünen aman uzak dursun. Olur mu olur buraya geldiğinde canavar bir imtihân eder onu. 3 kuruşluk malından olur başlar bağırmaya.
Evet ben bu konuda açıkımdır. Allâh’a yakın oldukça imtihanın bol olur. Allah’ı zikredikçe imtihân başından eksik olmaz. Kimse kimseyi aldatmasın. Kimse kimseyi aldatmasın. Allâh’ın zikir alakasını oturan bir kimsenin imtihâna bitmez. İmtihân gözüyle bakarsa bitmez. Ben 30 kusur yıldır aynı şeyi söylerim. Eşini, çoluğunu, çocuğunu, arabasını, katını, yatını, malını, mülkünü, kumaşını, iblini, makamını, mevkesini, dükkanını düşünüyorsan gelme kardeşim takılma bize. Ben uzaktan gelsem ne uzaktan olsam olur mu? Ben gülüyorum sen bilirsin diyorum karar senin. Bizim böyle. Cenâb-ı Hak böyle kurmuş bunu. Bu benim kurduğum bir şey değil. Bu yol böyle. Birisi geldi ben Allah’ı çok seviyorum dedi. Belâ ve musîbetlere hazır ol dedi.
Birisi geldi Yâ Resûlallâh ben seni çok seviyorum dedi. O da dedi ki fakirliğe hazır ol. Bir başkasına hastalığa hazır ol dedi. Bir başkasına Allah’ı çok seviyorum dediğine sıkıntılara hazır ol dedi. Bir başkasına dedi ki yağmur gibi gelir üzerine. O da saklamıyor. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem. Saklamak yok. İslâm dininin mesajı açıktır. Açık. Saklı gizli bir şey yok. Bir kimse sûfîlik yoluna girecekse peşmiş tam onun başına gelmiyor onun başına gelir. Bunu göze alarakten gelecek o kimse. Gelecek. Nereden ne vuracağı belli olmaz. Nereden ne geleceği de belli olmaz. Sen istediğin kadar tedbîr al. Sele tedbîr dayanır mı? Heyelana tedbîr mi dayanır? Çuğ yuvarlanıp geliyor tedbîr mi dayanır ona?
Sen istediğin kadar seli önleyeceğim diye uğraş. Sen uğraş dur ama gene. Uğraşmak söylenmiş emredilmiş. Sen seli önlemek için uğraş. Sen seli önlemek için uğraş.
Allâh Dostluğu ve Belânın Kaçınılmazlığı
O sel senden bir şey alıp götürecekse alacak götürecek. Senin korunaklı bir yerin yok. Nûh’un oğlu dedi ki ben dağın başına kaçarım. Dağın başında da yakaladı. Ne yakaladı? Su yakaladı bir de. Dağın başında da Nuh’un oğlunu yakaladı su. Yakalar seni. İster dağın başına git, ister mağaranın içerisine gir. Seni yakalar o. Diyor ey oğul iyi ezberle, iyi belle. Emret ya Resulallah. Bak iyi ezberle, iyi belle. Emret ya Resulallah. Bak iyi ezberle, iyi belle. Emret ya Resulallah. Bütün insanlar toplansalar sana zarar vermeye çalışsalar Allâh izin vermedikçe sana zarar veremezler. Bütün insanlar sana iyilik yapmaya kalksalar senin üzerinde böyle bir şey yapmaya kalksalar böyle Allâh yaratmadıkça sana hiçbir şey yapamazlar.
O yüzden Allâh senin iğnenin deliğinde dahi bulur. İğnenin deliğinde dahi bulur. Onun karşısında korunaklı bir şey yoktur. Ancak onun yanına geçersen korunursun. Onun yanına geçersen korunursun. Ancak onun yanına geçersen korunursun. Onun karşısında korunaklı bir şey yoktur. O yüzden sûfîlik fize bilillah Allah içindir. Zikrullâh da Allah içindir. Biz duâ ederiz. Allâh’tan isteriz. Biz duâ etmeyiz demeyiz. Biz neyimiz var neyimiz yok Allah’a yıkarız tabiri caizse. Önüne dökeriz keletirden boşaltırcasına. Hiçbir sıkıntı yok bunda. Ama zikrullahımızın karşılığı bunların hiçbirisi de değildir. Bunların hiçbirisi de değildir. Buraya hayır dedin. Bazen kardeşler duâ etmek ondan istemekle zikrullahı karıştırıyorlar.
Zikrullâh’ın karşılığı eşittir odur. Tekrar söylüyorum. Zikrullâh’ın karşılığı eşittir odur. Allâh eşittir Allâh’tır. Onun karşılığı başka bir şey değildir. Ve zikrullahı yapan kimse bu bilinçle yapacak. Bu şuurla yapacak. Bir şeyden kurtulayım bir şeye ulaşayım diye değil. Sen bir tek bir şey iste onu. De ki ben seni istiyorum başka bir şey istemiyorum. Bu kadar. Ve o yüzden böyle kendi kendilerine vird üretenler, kendi kendilerine esmâ üretenler, kendi kendilerine yok şu zamanda şunu şöyle yaparsan böyle olur bunlar şöyle olur. Bu sûfîlik yolu değildir. O yüzden sûfîler Kur’ân ve Sünnet’in ve Üstadlarının vermiş olduğu esmaların ve zikirlerin haricinde bir esmâ çekmezler. Üstadlarının vermiş olduğu esmaların haricinde başka bir şey yapmazlar.
Sünnete Resûlullah’ta her ne var ise bunları yapmak serbesttir. Bunda bir sıkıntı bir beis yoktur. İnşallah.
Özürlü Namazı ve Eş Ahlâkı
Sürekli gaz problemi olan kişi namaz esnasında yine gaz kaçırırsa namazdan selam vererek mi çıkar? Hemen abdest alıp gelse namazına kaldığı yerden devam edebilir mi? Hemen abdest alıp namazına kaldığı yerden devam edebilir. Hiç dünya kelamı konuşmadan eğer gerçekten böyle bir problem varsa böyle devamlı bir yarayan kanası olur ya bir insanın devamlı kanayan yarası özürlü hükmünde olur ya böyle devamlı olur olmaz mümkün değil tutması bunu böyle muhafaza etmesi böyle rahatsızlıklar olabilir. Böyle bir rahatsızlık varsa özürlü hükmünde namazını kılacak. devamlı mesela öyle insanlar vardır devamlı mesela böyle bir özürlerim ama gaz gelebilir. Böyle olunca da o kimse hiç bunu tutamayabilir. Hiç tutamayınca o zaman o kimse ne yapacak devamlı böyle bir şey oluyorsa abdest hazlemesine gerek yok özürlü hükmünde.
Bu biraz da böyle biraz bu menzuyu açayım. Bu bir hastalık olabilir. Bu bir de bayanlarda erkekler onları ters yoldan ilişkiye girerlerse o kadınlarda da bir müddet sonra veya erkekler önemli değil gaz tutamama ve büyük abdestlerini tutamama hastalığı başlar. Erkekler bu konuda eşlerinizin üzerine zorlama yapmayın. Günah-ı kebairdir. Eşlerinizi bu konuda rahatsız etmeyin. Öyle ya burada da bu mevzu evet burada da bu mevzuyu konuşurum. Evet. Bu ileriye yönelik bu tip işler yapan kadın erkek hiç önemli değil. Bir müddet sonra büyük abdestlerini tutamazlar ve asla yellenmeyi de tutamazlar. Bir müddet sonra bu işi yapanlar altlarına bez bağlamak zorunda kalıyorlar zaten. O yüzden yaşlılıklarında yanlarına kimseye almıyorlar etraflarına kimseye almıyorlar kendi kendilerine helak olup gidiyorlar.
Bunun en büyük handikapı bu. O yüzden bu öyle yapanlar bu konuda alışkanlık haline gelir de bunu normal bir şekilde işleyenler kadın erkek kim olursa olsun abdest tutması zor. Tekrar bunun altını çiziyorum. Erkek kardeşler böyle bir şeye tevessül etmeyecekler. Hem dervişlik yapıp hem böyle bir şeye tevessül etmek yola ihanet. Allâh muhâfaza eylesin. Böyle bir şeye kasıtlı bilinçli bir şekilde tevessül edilmeyecek. Böyle bir şeyde bir şeyde bir şeyde tevessül edilmeyecek. Asla. Allâh muhâfaza eylesin.
Kunut, Rükû ve Secde Zikirleri
Rükûdan sonra Sübhâne Rabbiye’l-Azîm dedikten sonra duâ okunur mu? Bunu genelde Şâfiîler sabah namazlarında kunut yaparlar duâ okurlar. Şafiler vitir namazında kunut yaparlar. Duâ okurlar. O yüzden duâ okunur mu dediğinizde Hanefîlere göre okunmaz. Ama Şâfiîlerde ve Mâlikîlerde hatta Hanbelîlerde vardır. Secde’deyken nasıl duâ edilir? Âyet okunur mu? Secde’de malum Sübhâne Rabbiye’l-A’lâ denir namazlarda. Ama nâfile namazlarda burada değişik zikirler yapabilirler. Ama Sübhâne Rabbiye’l-A’lâ’yı arttırabilirler. 3,5,7,9 diye. Nafileler de bunu yapabilirler. Farzlarda yapamazlar. En fazla 3 veya 5 yapacaklar. Sebebi çünkü namazda kıyama kalkmak farz. Kıyama kalkmak farz olduğundan dolayı farzı geciktiremezler.
Ama Sübhâne Rabbiye’l-A’lâ demek namazın sünnetidir. Namazın farzı değildir. Secde namazın farzıdır. Secde de Sübhâne Rabbiye’l-A’lâ demek o sünnettir. O yapabilirsiniz. İmam yapamaz yine namaz kıldıran bir kimse. O 3 yapmak zorunda. Hadi bir kimse tek başına namaz kılıyor, kendi kendine vir dedindi, 5 yapıyor. Eyvallah. Ama daha hadi 7 yapsın. 7’den sonrası yok sünnette. Okumadım hiç. O yüzden farzı geciktiriyor. O zaman namazı geciktirmekte ne oluyordu? O zaman sehv secdesi gerektirir. Allâh muhâfaza eylesin. Secde değilken âyet okunur mu? Normalde secde de âyet okunmaz diyemeyiz. Ama genel olarak Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri zikir yapmış. O yüzden bir sünnet seneye uyalım, zikir yapalım inşallah.
Selâmun aleyküm, size sorum olacak.
Evlât Ayırımı ve Babanın Adâleti
Babam evlât ayırımı yapması doğru mudur? Biz 3 kardeşiz, en küçükleri benim. Aynı binada oturuyoruz. Diğer kardeşlerime gidiyor. Onların çocuklarını seviyor ama benim eve işi olduğu zaman geliyor. İşi bitinceki yabancı gibiyiz. Çocuklarım da sevmiyor. Bu durum beni üzüyor. Ben ne yapayım, nasıl davranayım? Bunu da babanıza söyleyecek bir lafınız yok. Siz evlatlığınıza devam edin. O yüzden evde hem eşin hem sen evlatlığınıza devam edin. Sabredin. Evlatlığı devam ederseniz inşallah aranız düzelir. Eğer bir bozukluk var ise. Bazen böyle cahil anne-babalar var. Var bunlar. Böyle evlatların arasında ayırım yapıyorlar. Birisi daha fazla seviyor hesapta, birisi daha az seviyor. Birine daha fazla yardımcı oluyor, birine daha az yardımcı oluyor.
Falan gibi şeyler var. Bir baba sizin ekmeğinizi namaz kılanlar yesin. Hadîs-i Şerîf Mucibince. kendisine Kur’ân ve Sünnet’e daha muti olanı, Kur’ân ve Sünnet’e muti olanı, Kur’ân ve Sünnet’i yaşayanı kayırabilir. Ama bu da hoş değil. Sebebi şu. Öbür çocuk dine iyice düşman olabilir bu sefer. Burada böyle bir sıkıntı var. O yüzden çocuklarımıza mümkün olduğunca böyle merhametti, şefkatti, adaletli davranmaya gayret edelim inşallah. Haklarınızı helâl edin. Bizden yana da helâl olsun inşallah. Efdal zikir Lâ ilâhe illâ Allâh. Lâ ilâhe illâ Allâh. El Fâtihâ. Âmîn.
Kaynakça ve Referanslar
- Borç İmtihânı ve Ruhun Askıda Kalması: “Mü’minin ruhu borcu ödenene kadar askıda kalır” hadîs-i şerîfi — Tirmizî, Cenâiz 76; İbn Mâce, Sadakât 12; Ahmed bin Hanbel, Müsned II/440; “Borçlu kimsenin iki çeşit yemek yemesi bile evlâ değildir” mânâsındaki tasavvuf edebi — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu’l-Halâli ve’l-Harâm; borçtan ıstiâze duâsı — Buhârî, Deavât 42 (“Allâhumme innî eûzu bike mine’l-me’semi ve’l-mağrem”); kredi kartı ve taksit kültürünün îmân ve ahlâka tesîri — Bakara 2/275-279 (fâizin haramlığı); Tirmizî, Büyû 3 (zor durumda ticâretten uzak durma teşvîki); “Borçlu insan yarım değil çeyrek insandır” tasavvufî tecrübe ikâzı
- Modern Kölelik ve Fâiz Tuzağı: Kölelik sistemine Hazret-i Peygamber’in köklü müdâhelesi ve tedrîcî kaldırma siyâseti — Beled 90/13 (fekku rakabe); Nûr 24/33 (mükâtebe âyeti); Buhârî, Itk 2; modern kapitalist-deccâlist sistemin “gösteriş, şatafât, şöhret, siyâset, bankacılık” üzerinden tesîs ettiği iç pranga; Fâizden bir puan indirme kıyâmet koptu eleştirisi — “Fâiz yetmiş iki şûbedir, en hafîfi kişinin annesiyle Kâbe duvârı dibinde zinâ etmesi gibidir” — İbn Mâce, Ticârât 58; Hâkim, Müstedrek II/37; “Müflis olanlara bakmazsak Kıyâmet günü şeytân çarpmış gibi kalkarlar” — Bakara 2/275; Rûm 30/39; fâiz tahrîmi ve ekonomik köleliğin şer’î tahlîli
- Özgürlüğün Hakîkati ve Kelime-i Tevhîd: Gerçek özgürlüğün “Lâ ilâhe illâ Allâh Muhammeden Resûlullâh” ile başlaması — Müslim, Îmân 41 (“Kim Lâ ilâhe illâ Allâh der ve kalbi mutmain olursa cennete girer”); Kur’ân ve Sünnet’in nehyettiğini terk, emrettiğini yerine getirme mükellefiyeti — Haşr 59/7; Nisâ 4/80; “Batının özgürlük anlayışı içi boştur” — ferdî ve sosyal liberalizm tenkîdi; “İslâm’da özgürlük Kur’ân-Sünnet dâiresindedir” ilkesi — Şâtıbî, el-Muvâfakât; “Çok azınız îmân etti” — Bakara 2/88, Nisâ 4/155; Batı demokrasisinin eşcinsellikle özdeşleştirilmesi — Hûd 11/77-83 (Lût kavmi); A’râf 7/80-84; Şuarâ 26/165-166
- Dolar Köleliği ve Dünya Hukuk Sistemleri: F-35 ve gemi anlaşmalarında yabancı devletlerin el koyma pratikleri; dolar tekelinin ticârî özgürlüğü imhâ edişi; Irak-Libya’nın petrolü kendi para birimiyle satmaya kalkışınca bombalanması; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Lahey Adâlet Divânı’nın siyâsî ayarlı işleyişi; Birleşmiş Milletler aldatmacası; kendi vatandaşına çevrilmiş silâh sistemleri — Mâide 5/42-49; En’âm 6/57 (Hüküm Allâh’a âittir); “İnsanların en hayırlısı zulmedeni ikâz edendir” — Ebû Dâvûd, Melâhim 17; Tirmizî, Fiten 13; “İleri demokrasiden anladıkları eşcinselliğe kol kanat germektir” — Tahrîm 66/6 ehl-i îmânı îkâz; MHP-AK Parti-Vatan Partisi bağlamında lanetlik fiili tâc etmenin tecdîd-i îmân ve tecdîd-i nikâh gerektirişi — İbn Âbidîn, Reddu’l-Muhtâr, Kitâbu’r-Ridde
- İlâve Telbiyeler ve Vird Meşrûiyeti: İbn-i Ömer’in Hazret-i Peygamber’in telbiyesine yaptığı ilâveler — Ebû Dâvûd, Menâsik 27; Müsned II/3 (“Lebbeyk Allâhumme lebbeyk, lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk, inne’l-hamde ve’n-niʻmete leke ve’l-mülk, lâ şerîke lek”); sahâbîlerin aşk-ı sünnetle yaptıkları “Emret, emrine âmâdeyim, emret senden saadetler dilerim, hayırlar senin elindedir, dilekler sana arz edilir, ameller de sanadır” ziyâdesi; Hazret-i Peygamber’in bu ilâvelere tebessüm etmesi — Buhârî, Ezân 126; Müslim, Zikr 42; sûfîlere vird verme âdâbı (üstâdın esmâ-i hüsnâdan mürîde tahsîsi) — Sühreverdî, Avârifu’l-Maârif, Bâbü’z-Zikr; bid’at îkâzlarına karşı Kur’ân-Sünnet içinde kalmak şartıyla esmâların çoğaltılmasının cevâzı — Kuşeyrî, Risâle, Bâbü’z-Zikr
- Sûfî Aşkı ve Gayri İhtiyârî Zikir: Mürîd tevhîd çekerken dilinde gayri ihtiyârî başka bir esmânın zâhir olmasının meşrûiyeti — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât, III/42 (aşk hâlinde zikrin dönüşümü); “Sübhânallâhi ve bi-hamdihî diyene cennette meyve ağacı dikilir” hadîsi — Tirmizî, Deavât 60; Ahmed, Müsned IV/268; üstâdın 100 tevhîd dediği yerde 200’e çıkarmanın yasaklığı; sayılı vs sayısız zikrullâhın şer’î dayanağı — Ahzâb 33/41 (“Ey îmân edenler! Allâh’ı çokça zikredin”); İbn Kayyım, el-Vâbilu’s-Sayyib; tevhîdin tesbîh sonrası devâm ettirilmesinin bir nefis kibrine dönüşme riski — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu’l-Kibr
- Nâs Tersinden ve Uydurma Vird Yasağı: Sünnette aslı olmayan amellerin îfâ edilmemesi ilkesi — Buhârî, İtisâm 20; Müslim, Akdiye 17 (“Kim bu işimizde olmayan bir şey ihdâs ederse merdûddur”); 786 Besmele ile cezâevinden kurtulma iddiâsının uydurmalığı; Nâs Sûresi’ni tersinden okuma bid’atının red-di; rûhânî şifâ için Felâk-Nâs ve Mu’avvizeteyn’in Sünnet’teki yeri — Buhârî, Fedâilu’l-Kur’ân 14; Tirmizî, Tıb 16; sûfînin üstâdından izinsiz kendi kafasından vird oluşturmasının yasağı — Sühreverdî, Avârifu’l-Maârif; “Zikrullâh keskin bir kılıç gibidir; doğru yerde doğru zamanda doğru şekilde yapılmazsa sâhibini helâk eder” — İbn Atâullâh, Hikem 96. hikmet; ümmet-i Muhammed’in namaz gibi farzları bırakıp evrâd peşine düşmesinin tenkîdi — Ankebût 29/45
- Dünyevî Maksatla Zikir Yasağı: Zikrin karşılığı sâdece Allâh’tır; kat-yat-araba-para-evlilik-çocuk-iş için zikir sapması — Bakara 2/200-202 (dünya isteyen vs âhiret ve dünyâyı birlikte isteyen); Hûd 11/15-16; “Biz Allâh için Allâh’ı zikrederiz” ilkesi — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât, I/260; Cennet-cehennem maksadı bile aşan muhabbet mertebesi — İbn Atâullâh, Hikem 5. hikmet; Râbia el-Adeviyye’nin “Yâ Rabbî! Cehennem korkusuyla veya cennet arzusuyla sana ibâdet ediyorsam beni cennetinden mahrûm et” niyâzı — Attâr, Tezkiretu’l-Evliyâ; “Dergâh işveren kurumu değildir” uyarısı; Allâh’a yaklaşıldıkça imtihânın çoğalması — Buhârî, Merdâ 1; Tirmizî, Zühd 57 (“Belâ en şiddetli peygamberlere ve Allâh dostlarınadır”)
- Allâh Dostluğu ve Belânın Kaçınılmazlığı: “Ben Allâh’ı çok seviyorum” diyene fakîrlik, hastalık, belâ-musîbet müjdesi — Tirmizî, Zühd 36 (“Fakirliğe hazırlanan set edinin”); “Beni sevene fakirlik selden daha hızlı gelir” — Tirmizî, Zühd 36; Ahmed b. Hanbel, Müsned V/255; Nûh’un oğlunun dağ başında tûfândan kurtulamaması — Hûd 11/42-43; “İğnenin deliğinde dahi Allâh seni bulur” — Bakara 2/115, Kâf 50/16 (“Biz ona şah damarından daha yakınız”); bütün insanlar toplansa Allâh’ın izni olmadan zarar veremeyecekleri hadîsi — Tirmizî, Sıfatu’l-Kıyâme 59 (İbn Abbâs rivâyeti: “Ey oğul! Bil ki…”); tevekkül ve teslîmiyetin sınırı — Âl-i İmrân 3/159; Talâk 65/2-3; Kur’ân-Sünnet ve üstâdın disturu dışında vird yasağının tekrâr vurgulanması
- Özürlü Namazı ve Eş Ahlâkı: Sürekli gaz çıkışı olan özürlü mükellefin hükmü — Buhârî, Vudû 63; İbn Âbidîn, Reddu’l-Muhtâr, I/305 (özür sâhibinin her vakit abdest alıp namazını kılmasının cevâzı); namazda abdesti bozulana kaldığı yerden devâm etme ruhsatı — Ebû Dâvûd, Tahâret 80; devâmlı kanayan yara ve benzeri müzmin özürlerin namaza tesîri; eşine ters yoldan ilişkiye zorlamanın büyük günâh olduğu — Bakara 2/223 (“Kadınlarınız sizin ekin tarlanızdır, ekin tarlanıza dilediğiniz gibi geliniz”); Tirmizî, Radâ 12 (“Kim kadınına ters yoldan yaklaşırsa melun olur”); Ebû Dâvûd, Nikâh 45; bu tip davranışın kadın-erkek gaz ve büyük abdest tutamama hastalığına (anal inkontinans) yol açması; “dervişlik yapıp böyle şeye tevessül etmek yola ihânettir” uyarısı
- Kunut, Rükû ve Secde Zikirleri: Rükûda “Sübhâne Rabbiye’l-Azîm” sonrası duâ okunması meselesi — Hanefîlerde okunmaz, Şâfiîlerde sabah namazı ve Mâlikîlerde-Hanbelîlerde vitirde kunut — Müslim, Salâtu’l-Müsâfirîn 204; Buhârî, Vitr 7; Serahsî, el-Mebsût, I/165; nâfile namazlarda “Sübhâne Rabbiye’l-A’lâ”nın 3-5-7-9 diye çoğaltılabilmesi, farzlarda en fazla 3 veya 5 olmasının gerekçesi (kıyâmın farz, zikrin sünnet olması) — Kâsânî, Bedâiu’s-Sanâî, I/213; imâmın 3 ile mukayyed oluşu; tek başına namaz kılanın 5’e kadar çıkabilmesi, 7’den fazlasının sünnette vârid olmaması ve farzı geciktirme sebebiyle sehv secdesi gerekişi — İbn Âbidîn, Reddu’l-Muhtâr, I/500; secdede âyet okuma meselesi ve Hazret-i Peygamber’in secdede zikir tercîhi — Müslim, Salât 202
- Evlât Ayırımı ve Babanın Adâleti: Babanın çocuklar arasında ayırım yapmasının cevâz sınırı — Buhârî, Hîbe 13; Müslim, Hîbe 9 (“Çocuklarınız arasında âdil olun”; Nu’mân bin Beşîr hadîsi: “Bu zulme ben şâhid olmam”); Kur’ân-Sünnet’e muti olan çocuğa yardımın meşrû olması; “Ekmeğinizi namaz kılanlar yesin” hadîsi — Ebû Dâvûd, Edeb 16; ancak bu tercîhin öteki evlâdın dîne düşmanlaşmasına yol açabileceği îkâzı; evlât ayırımına sabretme, evlâdlığa devâm ile aile düzeninin onarılabileceği ümîdi — Rûm 30/21; Tahrîm 66/6; kapanış “Hakkınızı helâl edin, Bizden yana da helâl olsun” gülbanki — Müslim, Birr 32; “Efdal zikir Lâ ilâhe illâ Allâh, Hak Muhammeden Resûlullâh, cemî’i enbiyâ ve mürselîn, ve’l-hamdü li’llâhi Rabbi’l-âlemîn, el-Fâtihâ” ile silsile-i şerîfenin Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî, Seyyid Ahmed er-Rifâî, Seyyid Ahmed el-Bedevî, Seyyid İbrâhîm-i Düsûkî, Ebû’l-Hasan eş-Şâzelî, Şâh-ı Nakşibend, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Hacı Bektâş-ı Velî, Hacı Bayrâm-ı Velî, Muhyiddîn-i Üftâde ve Mustafa Özbağ Efendi Hazretleri’nin Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e uzanan silsile-i şerîfi
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Mürîd, Hakîkat, Vird, Zikir, Tevhîd, Kalb, Sünnet, Silsile. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı