Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

Mesnevî Sohbeti #16 — Mü’min Aynası ve Feraset Nûru

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: Mesnevî Sohbeti #16 — Mü’min Aynası ve Feraset Nûru. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Giriş: Bosnalı Misafirin Selamı

Lâ ilâhe illallah Hak Muhammeden esûlullah cemiyen enbiyâyü ve mürselin vel hamdülillâhi rabbil âlemîn Selamün aleyküm Allah hepinizden de razı olsun inşaAllah Bugün aramızda misafirimiz var Tabi farisi uzun zamandan beri burada daha doğrusu bu sene Bosna’dan öğrenci olarak gelmişti Bugün de babası misafir olarak geldi Babası da Mesudîyye tekkesinin halîfelerinden Orada bizde beraber gelenler bunu yukarıda köye çıktığımızda orada bir cikrullah yapmıştık Orada bir Hüseyin Efendi vardı. Hatta son bir şehîdliğe gitmiştik Remzi Pitiş ile beraber Orada şehitlikte de zikrullahı yönettiydi Orada bir Hüseyin Efendi vardı Hüseyin Efendi hazretlerinin kendisi halifesi. O yüzden oğlu da burada öğrenci Allah razı olsun bizde ziyarete geldiler Bir selamlama konuşması yapacak inşaAllah Buyurun Bismillah Elhamdülillah Ve salatü ve selamu ala Resulillah La ilahe illallahüm ve melekü ve hakkü ve mü’min Muhammedur Resûlullah ve esadi ve adu ve emin Hüseyin, Şehir Mustafa efendi ve sevgili arkadaşlarım Selamun aleyküm ve rahmetullahi ve beri Allah’a şükür ve şükür Bu ziyaretten ve bu ziyaretten Yeni bir şahitlik ve bir ziyaretten Şehir Mustafa efendiyle beraber Aşk-ı Niyaz ile beraber Allah’a şükür ve memnun oldum Şehir Mustafa efendiyle beraber Bu ziyaretten ve bu ziyaretten Allah’a şükür ve memnun olduk Bu ziyaretten ve bu ziyaretten Allah’a şükür ve memnun olduk Şehir Mustafa efendiyle beraber Aşk-ı Niyaz ile beraber Şehir Mustafa efendiyle beraber La ilahe illallahüm ve melekü ve hakkü ve mü’min Bosna’dan benim babam Büyük selam gönderiyor size Benim babam benim için burada geldi.

Ama Allah’ım izniyle Biz tek yerde geldi Ve bu gece Mustafa Ziyaret için burada geldik Ve her şey için çok teşekkür ediyor. Allah şifâ versin ve sağlık versin inşallah Amin inşallah Aleyküm selam Allah razı olsun


Mü’min Aynası: Renkli Cam Meseli

Mesnevî sohbetlerine kaldığımız yerden devam ediyoruz inşallah Mü’minler birbirinin aynasıdır Buraya okumuştuk Oradan devam ediyoruz Gözünün önüne gök renkli bir cam koymuşsun. O sebepten alem sana gök görünüyor Gözünün önüne gök renkli bir cam koymuşsun. O sebepten alem sana gök görünüyor Gözünün önüne gök renkli bir cam koymuşsun. O sebepten alem sana gök görünüyor Sen gözüne bir mavi cam bir gözlük takarsan Etrafını mavi görürsün. Veyahut güneş gözlüğü taktığınızda gözünüze Nasıl güneş gözlüğünün renginden bakıyorsanız Aynı şekilde Sen kibirliysen Etrafına kibir gözlüğünü takar kibirle bakarsın. Gadaplıysan öfkeliysen O esnada öfke gözünü bürümüş derler ya Öfke gözünü bürüdüğünden dolayı Öfkeyle bakar Eğer nefret var ise o kimse o zaman nefret gözü Taktıysa nefretle bakar İnsan farklı bir alemdir.

O yüzden insanın üzerinde İyilikler de bulunur. Ama iyilikler biz Rabbimizden biliriz Çünkü Âyet-i Kerime’de İyilikler Rabbinizdendir Kötülükler nefsinizdendir der Eğer bir kimsede iyilik hakim ise O zaman o dünyaya iyi bakmaya başlar Etrafını iyi analiz eder o iyi görür. Ama biz nefsimize uyarsak Şehvaniyete, deccâliyete, şeytâniyete doğru O zaman bizim gözlüğümüz şeytânî gözlük olur Deccali gözlük olur Ne yazık ki o zaman kötüye doğru meyleder Kötüye doğru gideriz O zaman biz ne isek o olarak görürüz etrafı. Bakın ne isek Siz derviş iseniz Etrafınıza derviş gözlüyle bakarsınız Yok derviş değil iseniz Etni iseniz o gözlükle bakarsınız Bir kimse dünya hırs tamah Bütün her şeyini bürüsse Her şeye o dünya hırs tamah gözüyle bakar Ve öyle baktığı için de zaten Allah muhafaza eylesin.

Ortalığı yakar yıkar Edepsizse ortalığı edepsiz gözüyle bakar Çok özür dilerim sözüm mezlisten dışarı Bir hırsızı yakalasanız Herkes hırsız zaten der Sebep o çünkü dünyaya hırsız gözüyle bakıyor Veyahut da bir kadın fuhuş yapmış olsa Kadın şunu der herkes fuhuş yapıyor zaten Sebep o dünyaya fuhuş gözüyle bakıyor Birisi kumarbâz olsa Devamlı kumar oynamış olsa Ona gitseniz hayat bir kumardan ibaret Herkes kumarbâz der Bir kimse her ne ise Gözüne de o gözü takar etrafına onunla bakar O zaman sen kusurluysan Etrafa hep kusurlu bakarsın. Hep kusur görürsün etrafa O zaman kendince kendi bakışını değiştireceksin. Kendi bakışını değiştirmediği müddetçe Hiçbir şey değişmeyecek kör değilsen Bu körlüğü kendinden bil kendine kötü de Körlüğü sen kendine kötü de Kör olmasın kıyasına deme Eğer sen kör değilsen Bu körlüğü kendinden bil Allah sana göz vermiş görmen için Sana gönül vermiş bir de gönül gözünü açman için Eğer sen gönül gözünü açmadıysan Körlerden olduysan o zaman Bu senin kendinle alakalı Kimisi o hidâyet nûru kocaman bir ağaç oldu, meyve verdi.


Körlüğü Kendinden Bilmek

Kimisinin üzerine toprak örtüldü, örtü örtüldü. O hidâyet nûru ışığını dışarı veremedi. Bunun sebebi ne? Senin yaptıkların sensin. Bunu bir başkasında kusur arama, bir başkasında hata arama. Bir başkasında yanlışlık arama. Senin gönül gözün açılmadıysa, bu senin kendinle alakalı. Çünkü gönül gözünü açılmasına sebep olacak, vesile olacak, hal ve davranışları yapacak olan da sensin, bir başkası değil. O yüzden kendini görmeyenler, kendini bilmeyenler, etrafta hep eksik ve kusur ararlar. Oysa hadîs-i şeritte Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri buyurdu ki, nefsini bilen Rabbini bildi. O zaman sen nefsini bilmediğin için Rabbini bilemedin. Ya da tersinden bakarsak Rabbini bilmediğin için nefsini bilmedin.

Bugün için insanların büyük bir çoğunluğu Rabbini bilmediklerinden dolayı nefislerini bilmiyorlar. Bakın Rablerini bilmediklerinden dolayı. Önceden sûfîlik insanların nefislerini insanlara öğretmekti. Çünkü insanlar Allah’a îmân etmişti. İnsanlar Kur’ân ve Sünnet’i yaşıyorlardı. Kur’ân ve Sünnet’i yaşarlarken nefsin ince hile ve tuzaklarını görmekten uzaktırlar. Bir mürşid-i kâmile intisâb edip o nefsin hile ve tuzaklarından kurtulmanın yolunu arıyorlardı. Şimdi insanlık ahir zaman, bataklığın içindeler. Bu bataklığın içinde insanlar önce Rablerini tanıyacaklar. diyecekler ki bir Allah’ımız var. Bizi bir yaratan var. Bu kâinatı bir yaratan var. Bu kâinatı kendi hesabıyla kitabıyla bir nizama sokan bir Raf var.

Hadi biz yine eski öğretiye dönelim. Nefsini bilen Rabbini bilecek. nefsini bilmezsen o zaman sen normalde hata edenlerden oldun ve körlerden oldun. Halbuki Cenâb-ı Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri nefsini bilen Rabbini bildi. Allah bir kulunun hayırını, iyiliğini isterse ona kendi içinden bir nasîhatçi nasîb eder. Böylece ona iyilikleri emreder ve onu haramlardan da sakındırır. Kendi içinden.


Kalbe İlhâm Meleği Koyan Cenâb-ı Hak

Yani Cenâb-ı Hak sizin kalbinize tabiri caizse bir müftü koyar. Cenâb-ı Hak sizin kalbinize bir ilhâm meleği oluşturur. Bu normalde sûfîlerde bizim söylediğimiz zikrullâh da oluşan nurdur. Zikirle kalpte bir nur oluşturur. Zikirle kalpte o nur oluşunca o sizin doğrunuzu, eksiğinizi, yanlışınızı söyler. Bunu elleme, buna bakma, bunu tutma, bunun peşinden gitme diye kalbinizden haykırır. Eğer bu olmuyorsa o zaman kalbi körlerdensiniz daha. Kalbinizin kulağı da açılmadı. Kalbinizin kulağı da açılmadığı için siz bu hitaba nail olamıyorsunuz. Gönül gözünüz açılmadığı için bu hitaba nail olamıyorsunuz. Çünkü yine bir başkasındaki eksikliği görüyorsun ya, bir başkasındaki eksikliği gördüğünden veyahut etrafı hep eksik görmen kendinle alakalı.

Eğer kalbindeki o ses çalışmış olsa senin eksikliklerini senin önüne koyacak. Bakın senin eksikliklerini senin önüne koyacak. Ama senin kalbin çalışmadığından dolayı sen başkalarının eksiklikleriyle uğraşıyorsun. Başkalarının hatalarını, kusurlarını gösteriyor nefs sana. Bak bunun şusu var, bak bunun busu var, bak şu böyle, bak bu böyle diye senin önüne bir başkasının hatasını, kusurunu koyuyor. Ve sen kendi hatanı, kusurunu görmekten uzaksın. Asıl körlük bu. Oysa Âyet-i Kerime’de veyahut hadîs-i şeriflerde bir başkasının hatasını, kusurunu araştırmayınız diyor. Mesela Hucurât Sûresi’nde birbirlerinizin hatalarını ve kusurlarını araştırmayınız. O zaman birbirinin hatasını, kusurunu araştıran kör gözlü.

Bu kime ancak caizdir? Bu ancak mürşidlere caizdir. Bu ancak halifelere caizdir. Onlar çünkü Allah’ın nuruyla bakarlar, Allah’ın firâsetiyle bakarlar ve onlara bu emirdir, farzdır. Onlar etrafındaki dervişlerin hata ve kusurlarını düzeltmeleri için nasîhat etmekle mükelleftirler. Onlar bu nasihati yapacaklar. Onlar bu nasihati yapacakları için onların gördüğü bu manada değildir. Peygamberleri bunun içerisine koyamazsınız. Peygamberler ümmetlerinin eksik ve noksanlıklarını, sahâbelerin eksik ve noksanlıklarını söyleyecekler ki din oluşmuş olsun, Allah’ın dinini tebliğ etmiş olsunlar. Mürşid-i kamiller, velîler, üstâdlar, dervişlerinin hata ve kusurlarını söyleyecekler ki yolun adabı, erkanı, yolun istikameti belli olsun.

Eğer bunlar konuşulmazsa o zaman yanlışlık vardır.


Sûfînin Gayesi ve Dinden Geçinmemek

Niçin bir kimse sûfî olur? Nefsini terbiye etmek için, doğru yolda, istikametli yolda gitmek için. Eğer o nefs terbiyesinin içerisine girecekse ve üstâd da fisebili la, orada nefs terbiyesi veriyorsa etrafındaki insanların hata ve kusurlarını, yanlışlıklarını ve eksikliklerini onlara tebliğ edecek. Çünkü gerçek bir mürşid, gerçek bir velî dervişlerinden geçinmez. Dervişlerinden nemalanmaz. Dervişlerinden geçinmeyeceği, nemalanmayacağı için hak ve hakikati onlara anlatır. Ama dervişlerinden geçinen bir üstâd, dervişlerine bunu anlatamaz. Herkese kırmızı kurdele, herkese mavi boncuk dağıtır. Çünkü onlardan geçinir o. O yüzden gerçek manada Allah yolunda giden velilerin geçimleri dervişleri değildir.

Dergâh değildir. Hiçbir peygamber dinden geçinmemiştir. Hiçbir peygamber. Adem’den Muhammed Mustafa’ya kadar peygamberlerin geçimi hiçbir zaman din olmamıştır. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin peşinden giden onun gerçek mürşidleri de dinden geçinmez. Bir kimse dinden geçiniyorsa, Hazret-i Muhammed Mustafa’nın gerçek manada takipçisi ve mürşidi değildir. Bu olunca mü’minler birbirlerinin hata ve kusurlarını birbirlerinden araştırmayacaklar. Eyvallah. Bakmayacaklar eyvallah. Ama bu normalde üstatlara geçerli mi? Hayır. Allah muhafaza eylesin. O yüzden kimsenin eksiğini ve kusurunu araştırıp ne yapacağız? Orta yere dökmeyeceğiz. Eksik ve kusur örtücü olacağız. Hazret-i Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî Hazretleri söyler ya, yanlışlıkları, eksikleri, kusurları, hataları örtmekte gece gibi ol.

Bunu hiçbir zaman unutmayacağız. Allah muhafaza eylesin. Hadîs-i şerif, şu üç huy kişiye ayıp olarak yeter. Bir kendi utanç verici halini görmeyip başkasındaki aynı kusuru görmesi. Kendisi gıybet ediyor, bir başkasının gıybetini görüyor. Kendisi iftirâ ediyor, bir başkasının iftirasını görüyor. Sen önce kendine bak. Önce kendini temizle. İki, kendi utanç verici halini görmeyip başkalarının aynı durumundan utanç duyması. Hay tiksindim bunun yaptığından. Aynı şeyi sen de yapıyorsun. Bu ne kötü bir günah işte. Aynı şunu sen yapıyorsun. Allah muhafaza eylesin. Oturup kalktığı kimselere sıkıntı vermez. Bu, kendi kendine bak. Allah muhafaza eylesin. Oturup kalktığı kimselere sıkıntı vermesi. Bu da neymiş?

Oturup kalktığı kimselere sıkıntı veriyor. Taberânî’de ve Münavî’de geçiyor bu hadîs-i şerîf. Necm Sûresi, âyet 32. Öyleyse nefsinizi temize çıkarmayınız. Yüce Allah ihlâs ile amel edeni gizli ve açıkta Rabbinden korkanı bilir. O zaman kimsenin nefsini temize çıkarmasın. Kendisini çok iyilerden görmesin. Kendini hatasız, kusursuz görmesin. Kendini yanlışsız, eksiksiz görmesin. Bugün gündüz de sohbet ettim bayan kardeşlere.


Tevbe, Îmân ve Firâset Nûru

Hiçbir kimse yoktur ki, onun perçeminden bir günah tutmamış olsun. Hiçbir kimse yoktur. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri hariç bunda. Herkesin perçeminden dediği saçından, herkesin bir tarafından bir günah tutar. Sahâbe nicedir o ümmetine Ali deyince, Hazret-i Peygamber der ki sallallâhu aleyhi ve sellem, Tevbe edenler hiç günah istememiş gibidir sonuç olarak. O zaman tevbe etmeye devam edeceğiz inşallah. Eğer mü’min Allah nuruyla bakmamış olaydı, gayip mümine bütün çıplaklığıyla nasıl görünürdü? Demek ki mü’min, gerçekten mü’min vasfına sahip olan o velîler, o mürşid-i kâmiller Allah nuruyla bakıyor. Bu ne? Hadîs suresi âyet 28. Ey îmân edenler Allah’tan korkun ve Peygamberine inanın ki size rahmetin iki kat versin ve size ışığında yürüyeceğiniz nur lütfetsin ve sizi bağışlasın.

Allah gavurdur rahimdir. O zaman senin Allah’ın nuruyla bakman için ne yapacaksın? Allah’a îmân edeceksin. Allah’tan korkacaksın, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetlerini yerine getireceksin. Ve Cenâb-ı Hak senin kalbine senin yolunu aydınlatacak bir nur verecek. Çünkü din kalp yoludur. Kalp. Din kalp yoludur. Namaz zahirdir. Hareketler edersiniz, ritüeller. Ama namazın imanı insanın içindedir. Zikrullâh, ritüel yaparsınız. Allah, Allah, Allah, Allah jell’e celaluhu. Îmân içindedir ama kalptedir. Bakın kalptedir. Bütün her şey kalpte toplanır. Bütün her şey. Senin dilin, gözün, kulağın, elin, ayağın, vücudun kalpte toplanır. Senin aklın, fikrin, rüyan, her şeyin kalpte toplanır.

Halin, ahvalin, mani ve hatın, takvan kalpte toplanır her şey. Eğer normalde îmân eder, dost doğru bir din yaşarsanız ışığında yürüyeceğiniz Cenâb-ı Hak size bir nur bahşeder. Ve siz o nurla tanımlarsınız her şeyi. Cenâb-ı Hak’ın firâset nuru dediği nur, Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem’in firâset nuru dediği nur, bu nurdur. Bu îmân edip iyi amel işleyen, hadisi kutusu var ya farzları yerine getiren nâfilelerle Allah’a yaklaşır, Allah’ı sever, ben de onu severim. Ben onu sevince gören gözü, duyan kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı, söyleyen dili olurum. Benimle görür. firâset nuru bu. Benimle görür. Benimle duyar. firâset kulağı bu. Benimle görür, benimle duyar. Benimle tutar. firâset, o kimsenin kalp ayağıyla yürümesi bu.

Ve benimle konuşur. Demek onun dilinden o çıkacak, başka bir şey çıkmayacak. Bu neyle mümkün? Farzları yerine getirmekle mümkün. Tabi bu hadisi kutsusunun başında ne var? Kim bir belli kuluma düşmanlık ederse bana düşmanlık etmiş olur. Kıymetli kardeşlerim, Kıymetli kardeşler, bu hadisi kutsusunun başı bu.


Velîlere Düşmanlık ve Silsile-i Kutb

Velilere düşmanlık yapanlar îmânsız giderler. Velilere düşmanlık yapanlar bu dünyada âhiretlik hiçbir şey almadan yürüüp giderler. Senin üstadın olsun olmasın bütün velilere saygı duy. Düşmanlık yapma. Tüm velilere, Adem’den bugüne kadar gelmiş olan bütün velilere. Biz Adem’in aleyhisselâm’ın peygamberliğine îmân ettik, onun ümmetinin olduğuna îmân ettik. Adem’den sonra Şit’ten sonra Nuh’a, bütün peygamberlere biz îmân ettik. O peygamberlerin zamanlarında da Allah dostları velileri vardı. Hiç eksilmedi. Onlar bugüne kadar devam etti geldi o velîler silsilesi. Bütün peygamberlerle beraber velîler silsilesi devam etti geldi. Kıyamete kadar devam edip gidecek. Sen çatlasan da, patlasan da, istesen de, istemesen de, sevsen de, sevmesen de, düşmanlık da yapsan o velîlik silsilesi devam edecek.

Senin gözün körse, kulağın duymuyorsa, kalbin karardıysa, kalbin kitlendiysa, kalbin senin morardıysa, kalbin senin cehennem çukuru olduysa, hiç kimsenin suçu yok. Sen bir veliyi tanımamakla veliye bir zarar veremezsin. Sen bir peygambere îmân etmemekle peygambere zarar veremezsin. Sen dini kabul etmemekle dine zarar veremezsin, kendine zarar verirsin. O yüzden o bütün velîler kıyamete kadar devam edecek. Hadîs-i şerifte ne buyurdu. Allah Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem, son bir kişi dahi dünyada Allah diyorsa kıyamet kopmayacak. Ne zaman kopacak? Son Allah diyen kalmayınca kıyamet kopacak. Muhyiddîn-i İbn Arabî Hazretleri der ki, bu son Allah diyecek olan zamanın son kutbudur der. Çünkü gerçek manada yaşadığın zaman da gerçek manada Allah diyen zamanın kutbudur.

Ve ondan sonra sonundaki, sonundaki, onun sonundaki, onun sonundaki üçler, beşler, yediler, kırklar bu devam eder. Seksenler, yüz altmışlar, üç yüz yirmiler öyle beş yüzler olarak devam eder. Bu Kütüb-i Sitte’de de Abdâl bahsinde geçer bu. Bunu böyle hadîs-i şerîf yok zannetmeyin. Böyle zaman zaman bazı yerlerde bu konuda hadîs mi var filan Kütüb-i Sitte’de de var. Velilerle alakalı âyet-i kerime var. Onlar mahsun olmazlar, mahcup olmazlar, dünyada da âhirette de onlara müjdeler vardır. Kim bu velîler? Bu âyet-i kerime haşa boşuna mı indirildi? Allah boşa mı konuştu? Allah boşa mı konuştu? Haşa. Demek ki o velîler var. Sen bulmamışsın, sen yürümemişsin, sen görmemişsin, sen araştırmamışsın, sen kör kalmışsın.

Artık hangi günah işlediyorsan, hangi hatayı yaptıysan, Allah’a nasıl bir isyan ettiyorsan, Cenâb-ı Hak senin kalbini mühürlemiş. Senin kalbini bir velinin kapısını açmamış. Senin kalbini namaza açmamış. Senin kalbini orunca açmamış. Sen bir şey yapmışsın ki o kapıyı kapatmış sana. Yan Allah, dön Allah, tasaddük et. Bütün malını dağıt, sana namaz kapısı açılsın. Nefsini terbiye et, bütün yılını gerekirse oruçlu geçir, sana o kapı açılsın. O kapı açılmazsa işin çok zor senin. Allah’a yalvar, Allah’a yakar. Sen dersin kendi kendine, filanca şeyh mi ya? İyi bana bir tane bul, hakiki şeyh olmasın. Git intisâb et hadi. Kur’ân ve Sünnet’e uygun olsun, git intisâb et ya, git intisâb et. Senin nefsin intisâb ettirmiyor.

Senin nefsin kibrinden dolayı kimseye intisâb etmiyor. Senin nefsin kibrinden dolayı kimseye intisâb etmiyor. Beğenmiyor. Kim o dedim senin beğenmediğin şey? Filanca. Aa harika. Haftanın kaç günü zikrullâh yapıyor? üç günü yapıyorlar. Sen yapıyor musun? Hayır. Her gün vir çekiyor. Sen çekiyor musun? Hayır. Her gün o bir sürü nâfile yapıyor. Sen yapıyor musun? Hayır. Kimi eleştiriyorsun? Allah’ım hafaza eyle seni. Eleştirirsen Allah senin kapını kapatır. Çünkü kim onun velilerine düşman olursa o Allah’a düşmanlık etmiş olur. Allah’ım hafaza eylesin. o kimsenin kalbinde firâset nurunun açılma yoludur. Git bir velî, bir mürşid-i kâmil bul. Onun önünde diş çok intisâb et. Onun nasihatlerini dinle.

Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapış. Cenâb-ı Hak senin kalbine bir ışık, bir nur versin. O nurla yolun aydınlansın. Allah bizi onlardan eylesin.


Allah Ateşiyle Bakmak ve Kara Câhillik

Fakat sen Allah nuruyla değil. Hazret-i Pîr böyle tabiri caizse kosa gibi biçiyor. Lafına esirgem yok. Kosa gibi biçiyor. Biçer döver gibi. Boğazım tahriş olmasın diye içiyorum. Hakkınızı helâl edin. Ben içiyorum, siz bakıyorsunuz kıyamet ondan kopuyormuş. Öyle derler ya. Ama ses tellerim çatallaşıyor. Hakkınızı helâl edin. O yüzden öyle yumuşatıyorum. Fakat sen Allah’ın nuruyla değil, Allah ateşiyle baktığından kötülükte kaldın. Fakat sen Allah’ın nuruyla değil, Allah ateşiyle baktığından kötülükte kaldın. İyilikten gafil oldun. İyiliği kötülükten ayırt edemedin. Kötülükten de gafil oldun, iyilikten de. Sen Allah’ın nuruyla bakmadın. Ya sen cehennem gözüyle baktın. Cennet gözüyle bakmadın. Cehennem gözüyle baktığından, cehennem gözüyle baktığından iyi kötüye ayırt edemedin sen.

Cahillerden oldun. Câhil insan iyiyi kötüye ayırt edemez. Câhil insan iyiyi bırakır, kötüyü alır. Cahildir. Câhil insan namaz kılmaz. Câhil insan oruç tutmaz. Câhil insan Allah’ı zikretmez. Câhil insan haramlara dikkat etmez. Cahildir o. Câhil insan farzlara riayet etmez. Câhil insan sünnet-i seniyye nedir bilmez. Câhil, câhil. Câhil insan ne Allah tanır ne Peygamber tanır. Câhil insan ne din tanır ne diyanet tanır. Câhil insan ne anne tanır ne baba tanır. Câhil insan ne büyük tanır ne küçük tanır. Câhil. Câhil. Câhil insan ateşe mi gidiyor, nara mı gidiyor, nuura mı gidiyor bilmez. Câhil. Câhil bakarsın kötülükleri iyilik olarak algılar. Câhil o, zırh câhil, kara câhil. Hatta onların daha da câhil olanları vardır.

Artık böyle onlara selam bile verilmez. Onlar kötülükleri iyilik olarak görür. Ve siz onlara bir şey tebliğ etmeye kalkarsanız onlara düşmanlık yapmışsınız gibi size saldırırlar. tabiri caizse din düşmanı deriz ya biz, bunlar tam kara cahildir. Her din düşmanı kara cahildir. Ama bizim ülkemizde onlar entelektüel olarak geçinir. Adının önünde prof vardır, adının önünde dere vardır, adının önünde araştırmacı yazar vardır, adının önünde bir sürü lakaf vardır. Gazetecidir, araştırmacı yazardır, ilahiyat profesörüdür, doçenttir, doktordur, her şeydir. Ama din düşmanıdır. Din düşmanı demek kara câhil bir insan demek. Âyet-i Kerime, siz hocam, siz de hocam, siz de hocam. Din düşmanıdır. Din düşmanı demek kara câhil bir insan demek.

Âyet-i Kerime, siz o câhilleri gördünüz de onlardan yüz çeviriniz. Çünkü o kara cahilden yüz çevirmekle emrolundun. Kap kara. Kara câhil. Câhille oturursan sana câhillik sıçrar. Cahillik sıçrar. Oysa bizim insanımız enteresan. Onlar da câhil olduğundan o kara câhilleri kendilerine dost tutarlar. Alkışlar insanlar o kara câhilleri. Ya kara câhil bu dinin dışında, bu farzı inkar etti, bu Kur’ân’ı inkar etti, bu hadîs-i şerifleri inkar etti, bu peygamberin yolunu inkar etti. Bunun nesini alkışlıyorsun? O da kara câhil. Bunun nesinin peşinden gidiyorsun? O da kara câhil. Kara cahiller bir yerde buluştular.


Ebû Cehil Misali ve Müşrike Muhâlefet

Ebû Cehil Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellemle Ebû Cehil’i bir yerde görebilir misiniz? Göremezsiniz. Hazret-i Muhammed Mustafa’nın sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin hayatı boyunca müşriki bir şeyi desteklediğini müşriki bir şeyin peşinden gittiğini, müşriki bir hadiseyi, müşriki bir fikri beğendiğini göremezsiniz. Göremezsiniz. Müşrikler saçını uzatmış, o kısaltmış. Bakın müşriklere bu kadar muhalefet ediyor. Bakın müşriklere ne kadar muhalefet ediyor. Müşrikler saçlarını uzatıyor, o kısaltıyor. Müşrikler kısaltıyor, o uzatıyor. Saç, saç. Bizde şimdi tıraşlar Amerikan modası. Ne o? Amerikan subay tıraşıymış. Osmanlı’ya ne oldu? Bizim donumuz, gömleğimiz, her şeyimiz şimdi Avrupa oldu.

Bakın saçını müşriklere benzetmiyor. Yürüyüşünü müşriklere benzetmiyor. Kıyafetini müşriklere benzetmiyor. İbadetlerini müşriklere benzetmiyor. Ateşe tapanlar, güneşe tapanlar, tapanların ibadet zamanlarında ibadet etmiyor. Keraat vaktinin özü budur. Özü budur. Müşrikler o saatlerde, o gün o zaman için, ibadet ettikleri için Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri ibadet etmiyor. Cahillere tabi olunmaz çünkü. Bir kimsenin cehaletine de tabi olunmaz. Çok sinirli mi? Sinirli ise sinirli, câhil. Çok sinirlenen, boşa sinirlenen insan, câhil insandır. Allah sana sinir verdi, din düşmanlarına sinirlenesin diye. Allah sana sinir verdi, müşriklere sinirlenesin diye. Allah sana sinir verdi, Kur’ân ve Sünnet’in dışında her ne var ise onlara gadablanasın diye verdi, gadaabı sana.

Mü’min kardeşine gadablanasın diye değil, Kur’ân ve Sünnet’in yaşayanlara gadablanasın diye değil, eşine, çocuğuna gadablanasın diye değil. Sendeki öfke, sendeki gadab müşriklere karşı olacak. Mü’minler müşriği görünce tamam efendim, tamam efendim, tamam efendim. Olur efendim, saygı duyarız efendim. Siz nasıl isterseniz öyle yapalım efendim. Müminlere gelince hepsi de şedîd. Dervişleri görünce şedîd, sûfîleri görünce şedîd, müşriği görünce yumuşak. Kafirin ta kendisi. Kafirin ta kendisi. Çünkü Âyet-i Kerim’de diyor ki, o mü’minler ki müminlere karşı şefkatli ve merhametli, kafirlere karşı şediddir. Kimemiş? Kafirlere karşı şediddir. Kimeymiş? Müminlere karşı şefkatli ve merhametli, kafirlere karşı şedîd.

Müminin vasfı. Şimdi Müslümanlar ne hale geldi? Şimdi Müslümanlar müşriklerin önünde el pençe. Tamam efendim. İİMF’de, Birleşmiş Milletler, da Rupa Birliği’nde, her yerde. Müslümanın adı yok. Müslümanlar kendi memleketlerinde dahi adı yok ki başka yerde olsun. Allah’ıma fazla eylesin. O yüzden onlar Allah’ın nuruyla bakmıyorlar. Onlarda cehennem ateşi hakim.


Gayyâ Kuyusu ve Bosnalı Şehîdler

Birisi gönlüne Allah’ın nurunu oturtmuş, yerleştirmiş, haşa Allah yerleştirir onu. Ama o yerleşmesi için mücadele etmiş, öbürkü de cehennemin gayyâ kuyusunu kalbine koymuş. Kalbinde cehennemin gayyâ kuyusu var. Cehennemin gayyâ kuyusu. O cehennem arıyor daha dışarıda. O dışarıda cehennem arıyor. Cehennem senin kalbinin içerisinde gayyâ kuyusunu. Sen kalbinin içine oturtturmuşsun, yerleştirmişsin. Fitne, gıybet, dedikodu, iftirâ, bir sürü harâmlar senin üzerinde dururken sen gayyâ kuyusu arama. Sen ne gayyâ kuyusu sarıyorsun? İçinde. Allah temizlesin hepimizi. Allah muhafaza eylesin inşallah. Ey gama kadere dalmış adam, azar azar ateşe nur serp ki ateşi nura dönsün. Ey gama kadere dalmış adam, azar azar o ateşe nur serp. o senin kalbine sen bir gayyâ kuyusu koymuşsun.

O gayyâ kuyusu yanıyor, cayır cayır, yakıyor ortalığıda. Sadece seni değil, senin etrafını da yakıyor. Bakın sadece seni değil, sen kendi etrafını da yakıyorsun. Eş, çocuklar, iş arkadaşların, dostların, akrabaların hepsi de yanıyor o gayya kuyusundan. Kokusu onun yedi cihaneye yeter. Hz. Piri diyor ya Mesnevîde, bir edepsiz cihana ateşe verir diyor. Bir edepsiz, bir edepsiz cihana ateşe verir. Bakın dünya tarihine. Bakın bir edepsiz dünyaya ateşe verdi. Hitler, dünyaya ateşe verdi mi? Verdi. Bakın edepsiz kim? Stalin. Dünyaya ateşe verdi mi? Verdi. Mao, dünyaya ateşe verdi mi? Verdi. İngilizler, dünyaya ateşe verdiler mi? Verdiler. Bu gavurlar böyledir. Ateşe verirler gözlerini kırpmadan. Bakın Bosnalı kardeşlerimiz var burada.

On iki bin tane şehîd var sayılan. Soykırım var. Daha tespit edilmemiş, daha henüz ne olduğu bilinmemiş bir sürü var daha. Her sene daha toplu mezar çıkıyor Bosna’dan. Avrupa’nın göbeğinde. Bakın Avrupa dediğimiz yerin göbeğinde toplu mezarlar çıkıyor. Şehîd olmuşlar. Çoluk, çocuk, kadın, kız, adam tanımadan katlediyor. Bu gavurlar böyledir. Bunları içimizdeki gavurlar, dışarıdaki gavurlar makyaj yapıp bize sunuyorlar. İnsan haklarıymış. Nerede Bosna’daki şehîdlerin hakkı? Ben ilk Bosna’ya gittiğimde orada gördüm ben apartmanlarda mermi izleri. Bosna’da gördüm ben, sokaklarda. Yanmış huzur evi, cayır cayır yanmış içindeki insanlarla. Ana caddenin üzerinde. Bizim Harun’e diye arkadaşlar İstanbul’da şimdi o normalde Bosna’da duruyordu.

Oraya anlattı, ben o gece uyuyamadım. Huzur evi yakılır mı? Huzur evi. Yaşların durduğu yer. Bu gavurlar yakar. Onlar Anadolu’ya geldiğinde de yaktılar, yıktılar. Onlar Anadolu’ya geldiğinde de yaktılar, yıktılar. Onlar yakarlar, yıkarlar. Onların işi bu. Kimse bana, ben Mustafa Özbağ olarak bana, kimse gavurları bana. Yok insan hakları, yok iyiydi. Yok bunlar barbar değildi, yok bunlar şöyle değil de amacın. Yok bunlar barbar değildi, yok bunlar şöyle değil de anlatmasın bana. Çok basit, gidip Bosna’yı ziyaret edin. Bir köyü komple katletmişler, köyün camisinin orada şehîdlerin isimleri yazılı. Koca duvar. Köy camisinin bahçe duvarı. Koca duvar. Köyü ablukaya alıp komple şehîd etmişler. Hiç hiç tanımamışlar kadındı kızdı diye.

O yüzden bunu bilelim. Bunu bilelim. Allah muhafaza eylesin. O yüzden biz gayyâ kuyumuzu içimizde taşımayalım.


Cemâatle Zikrullâh’ın Müjdesi

Biz gayyâ kuyusunu ne yapalım? Söndürelim. Ne ile? Ancak tövbeden. İnanıp salih amel işleyenlerin, Allah onların kötülüklerini iyiliğe çevirir. Ve Allah gavur ve rahimdir. Furkân Sûresi âyet 70. Ancak tövbeden, inanıp salih amel işleyenlerin Allah onların kötülüklerini iyiliğe çevirir. Îmân edip iyilik yapar, salih amel işlerseniz, tevbe ederseniz Allah sizin iyiliklerinizi ne yapacak? Kötülüklerinizi iyiliğe çevirecek. Ne idi hadîs-i şerîf? Kim toplanır da cemaat halinde Allah’ı zikrederse, oradan affolmuş olarak kalkınız. Kim cemaat halinde toplanır, orada Allah’ı zikrederse, günahları iyiliğe çevrilmiş olarak kalkınız. Çünkü cemaatle zikrullahdan daha efdâl büyük bir amel yoktur. Daha keskin bir amel yoktur.

Oruç tutanların hangisi daha fazil etti yâ Resûlallâh? Allah’ı zikredenler. Namaz kılanların hangisi daha fazil etti yâ Resûlallâh? Allah’ı zikredenler. Hac Allah’ı zikredenler. Kim Allah’ı zikredenler? Hazret-i Ebû Bekir Efendi, Hazret-i Ömer Efendimiz diyor, Hazret-i Ebû Bekir Efendimiz diyor, ya Ebû Hafs. Allah’ı zikredenler her şeyi aldı götürdü. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri oturduğu yerden seslenenler. Allah’ı zikredenler her şeyi aldı götürdü. Allah’ı zikir en keskin yoldur. O yüzden cemaatle olan zikirleri kaçırmamaya gayret edin. Ve Furkân Sûresi âyet etmiş bir kim de tevbe edip salih amel işlerse şüphesiz ki o Allah’a tevhüvesi kabul edilmiş olarak döner.

Sakın benim tövbem kabul oldu olmadı şüphesine düşme. Sakın ben bu zikrullahdan sonra affoldum mu affolmadım mı şüphesine düşme. Sakın benim tövbem kabul oldu olmadı şüphesine düşme. Sakın ben bu zikrullahdan sonra affoldum mu affolmadım mı şüphesine düşme. Ve bu zikirin Cenab-ı Hakk’a halis bir niyetle estağfurullâh, estağfurullâh, estağfurullâh el azim el kerim el lezi la ilahe illallah el hayyul gayyum. Tövbenden sakın geri dönme. Sakın aklından geçirme. Subhanallah ve bi hamdihi Sübhânallahi’l-Azîm ve bi hamdihi estağfurullâh el azim. Günde yüz sefer kim bunu söylerse deniz köpükleri kadar günahı olsa Allah onu affeder. Bunu terk etme. Bunu terk etme. Kendi kendine ben oldum bittim sevdasına düşme.

Bunu kendi nefsime söylüyorum. Bunu terk etme. Kendi nefsime söylemiş olayım. Zikrullâh halakasını terk etme. Kendi nefsime söylemiş olayım. Cemaatle olan ibadetlerini terk etme. Kendi nefsime söylemiş olayım. Salih amellerini terk etme. Ölünceye kadar ibadetine devam et. Ölünceye kadar müminliğine devam et. Ölünceye kadar halk yolunda koşturmaya, mücadele etmeye devam et. Ölünceye kadar yaşlılığına bakma, hastalığına bakma, erkekliğine bakma. Kadınlığına bakma, gençliğine bakma, ihtiyarlığına bakma, işine bakma, aşına bakma, eşine bakma. Allah yolunda yürü. Seninle gidecek olan o. Ölüm sana gelinceye kadar, Hz. Peygambere söyledim bunu sallallâhu aleyhi ve sellem’e. Ölüm sana gelinceye kadar o yolda yürü devam et.

Evet. Evet. Şüphe dedi etme. Asla. Şüphe Allah’a olan o samimiyeti ortadan kaldırır. Şeytanın vesvesesidir. Îmân et, inan, hüsn-i zan besle Allah’a. Ben tevbe ettim, benim tövbemi kabul etmiştir o. Hüsn-i zan besle. Kim zikrullâh alakasından kalkarsa af olmuş olarak kalkınız demiş. Hüsn-i zan besle. Kapının önünde af oldun mu af olmadın mı diye düşünme. Cemaatle zikrullâh yaptı. Eftali zikir falemenne hu. Hak Muhammed’e nesulullah. Ben îmân ettim, inandım günahlarımın af olduğuna. Ben hüsn-i zan besledim Allah’a. Yâ Rabbi seni zikrettim. Senin en önemli tevhidini çektim. Sen Mûsâ’ya dedin ki yâ Mûsâ, tevhidimi küçük mü görüyorsun? Bütün yarattığım varlık, kainatı bir kefeye koysam, tevhidimi bir kefeye koysam, tevhidim ağır gelirdi.

Hadisi kutsi. Ben îmân ettim, hüsn-i zan besledim. Ben Allah’ı cemaatle zikredersem, Rabbim benim geçmiş günahlarımı hayra çevirmiş olacak. Bakın affetmek değil, hayra çevirecek. Bu büyük bir müjde. Kıymetli dostlar bu müjdeyi kaçırmayın. Bu müjdeyi es geçmeyin. Ve az az da olsa Hazret-i Pîr’in dediği gibi ateşe su atın. Bu ne? Hazret-iPeygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri buyurdu ya, az ama devamlı ibadet Allah’ın hoşuna çok gider. Az ama devamlı. Az zaman devamlı ibadet edin ki Allah sizden hoşnut olsun. Ve Allah günahlarımızı temizlesin. Ve günâh-ı kebâirden uzak durun.


Günâh-ı Kebâir ve Ümitsizliğin Şirki

Günâh-ı kebâir Allah’a şirk koşmak. En önemli. Allah’a şirk koşma. Allah’ı ikileme. Allah’ı üçleme. Allah’ı beşleme. Şirk koşma. La fa’ili illallah. Bütün her şeyi O yaratmıştır. Fa’il olan O’dur. Şirk koşma. Kur’ân ve sünnete sımsıkı yapış. Kur’ân ve sünnete aykırı bir iş yapma. Fikir olarak da aykırı durma. İşleyemesen de böyle harâm olmaz deme. Haşa. Haramını harâm bil, helalını helâl bil. Ne helalı harâm et ne de haramı helâl et. Allah muhafaza eylesin. Amin. İsyana devam etmeye niyetli olma. Ben ölünceye kadar içki içeceğim. Yok öyle şey. Ben ölünceye kadar bunu yaparım. O zaman sen büyük günaha girdin. Eğer onu helâl görürsen şirkehlisin. Allah muhafaza eylesin. Amin. En önemlisi kalbin afatıdır bu.

Bu kalbin afatıdır. Nedir? Allah’tan ümidini kesmek. Bu kalbin afatıdır. Bu bir kimsenin afatıdır. Bu en önemli meseledir. Bugünün insanı Allah’tan ümidini kesiyor. Allah’tan ümidini kestiği için zikri bırakıyor, namazı bırakıyor, orucu bırakıyor, duâyı bırakıyor. Allah’tan ümidini kestiği için yerle eksen oluyor, yeniliyor. Ey ümmet-i Muhammed! Allah var! Allah’tan ümidini kesme! Duâ et, yalvar, zikrullâh yap, mücadele et, koş! Kafanı dik! Sen ümmet-i Muhammed’in, Muhammed’in, Mustafa’nın ümmetisin! Sen ne kafanı eğiyorsun? Sen ne kendi kendisine yenilgiye kendini bırakıyorsun? Kendini yenilgiye bırakma! Bütün kâfirler ayağa kalksa, senin üzerine yürüse, sen kafanı dik! Nefs, şeytân, heva, heves!

Heves, şeytanlaşmış insanlar, kâfirleşmiş insanlar, sistemler, deccâlılar, devletler, hepsi de ayağa kalksa Allah var! Sen dik dik dur! Ne bu ümitsizlik? Ne bu ümitsizlik? Dervişi ümitsiz, sûfîsi ümitsiz, osu ümitsiz, busu ümitsiz, borca düşen ümitsiz, sıkıntıya düşen ümitsiz, Allah’ı unutmuş herkes! Allah’ı hatırla! Allah’ı zikret! Allah’ı zikretmek şudur! Her daim Allah’a güvenmek, her daim Allah’a inanmak, her daim Allah’ı önünde, ardında, altında, üstünde hissetmek, sıfatlarına her daim seni çepe çevre sardığını görmektir! Bu ümitsizlik ne? Dolar yükseldi, ümidi kes, dolar alçaldı, ümidi kes, işler bozuk, ümidi kes, işler düzgün, ümidi kes, fuhuş çoğaldı, ümidi kes, uyuşturucu çoğaldı, ümidi kes, kâfirler kuvvetlendi, ümidi kes, nereye kadar?

Nereye kadar? Kalk, yürü! Kafanı dik! Ben çok günahkarım, ben senden daha fazla günahkarım! Ne yapacaksın? Otur hadi gel beraber, ikimiz de çok günahkarız diyelim, eşelim, kendimize bir mezar gömelim oraya kendimize! Evet! Benden daha günahkarı yok, hadi gömün beni! Ne bu ümitsizlik? Ümitsizlik! Şirk, şirk, şirk, ümidi kesmek şirk! Ümidi kesmek şirk kıymetli dostlarım! Ümitsizlik yok, mücadeleye devam! Ümitsizlik yok, savaşmaya devam Allah yolunda! Ümitsizlik yok, şeytân bizi yüz sefer aldasa, 101.sinde yine dikileceğiz! Ümitsizlik yok! Şeytân bizi aldatacak, biz diyeceğiz ki Allah var! Ümitsizlik gene yok, Allah muhafaza eylesin! Öbür küsü ne? Allah beni cezalandırmaz ya! Allah ceza vericidir!

Cezasız bir din yoktur! Allah aynı zamanda ceza verir! Allah aynı zamanda ceza verir! O zaman sakın ha! Allah cezalandırıcı değil, cehennem sahibi değil olarak da görme! Allah muhafaza eylesin! Dilinizi iftiradan uzak durun, tutun! Ümmetin hastalıkları, dili iftiradan uzak tut! Dili yalancı şahitlikten uzak tut! Ve bu ara çoğaldı! Sihirden uzak dur! Sihir yapanlar, o yaptığınız sihiğere inanıyorsanız şirk ehlisiniz! Sihir yaptırmaya gidenler, ona inanarak gidiyorsanız şirk ehlisiniz! O haldeyken tövbeniz kabul olmaz! Önce îmân edin! İnsanlar bunlara koşuyor şimdi! Adını koymuşlar şifacı, medyum bilmem kim, isimler de böyle enteresan! Sihirbaz, sihirci, büyücü! Onun yaptığına inanmak şirk! Yapan kimse de ona inanarak yapıyorsa o da şirk!

Allah muhafaza eylesin! Yalan yere yemin ediyor insanlar şimdi! Çok basit! Kadınlar kocalarına, kocalar kadınlarına, çocuklar anne babalarına, anne babalar çocuklarına! Yemin etme yalan yere! Yemin alıştırma diline! Allah muhafaza eylesin!


Harâmlar, Fâiz, Zinâ ve Son Duâ

Harâm mal yemek! Büyük günâh-ı kebîrlerden birisi! Harâm mal yemek! Büyük günâh-ı kebîrlerden birisi! Harâm! Mü’min kardeşinden rüşvet aldın! Harâm! Mü’min kardeşinin işini zorlaştırdın Hussisi, ondan rüşvet almak için! Harâm! Bir başkasının malını çaldın! Harâm! Bir başkasını aldattın yedin! Harâm! Sahte çek dağıttın millete! Milleti dolandırdın! Harâm! Harâm! Haramdan uzak dur! Harâm! Haramdan uzak dur! Çoluğuna çocuğuna da yedirme! Kumardan kazandığın para harâm! Fuhuştan kazandığın para harâm! İçkiden kazandığın para harâm! Uyuşturucudan kazandığın para harâm! Faizden kazandığın para harâm! Harâm yeme! Harâm yedirme! Harâm yedirme! Çocuklarına, eşine, dostuna! Allah muhafaza eylesin! Yetimlerin malını yeme!

Çocuğun babası ölmüş daha küçükken, amca oturmuş bütün tarlaların üzerine. Yetimin malını düşünen yok. Dayı oturmuş yeğeninin malının üzerine. Allah muhafaza eylesin! Fâiz yeme! Mü’minin mü’minden aldığı fâiz harâm yeme! Herkes alıyor, herkes alsın sen alma! Sen alma! Mü’min kardeşinden fâiz alma! Bu mal kaç para? 5 lira! Bu mal kaç para? 5 lira! Vadeli 15 liraya sat! Bu caizdir! 15 liraya ödeyemedi! Her ay 1000 lira fâiz alırım! Alma! Ben sana 10 lira veririm ama her ay 1000 lira fâiz alırım! Harâm alma yapma! Mü’min mü’minden fâiz alırsa annesiyle Kâbe duvarının dibinde zinâ etmiş gibi günahı kebire girer! Ben bu hadîs-i şerifi televizyonda söyledim. Televizyonun sahibi televizyonu bastı. Telefonu açmışlar televizyonun sahibine.

Demişler ki bu adamı nereden buldunuz çıkardınız? Bu hoşlarına gitmiyor. İlahiyat fakültesinden mezun etmişler. Bu hoşlarına gitmiyor. İlahiyat fakültesinden mezun öğretim üyesi. İlahiyat fakültesinde öğretim üyesi. Ben bunu söyledim de oturduğu koltuktan hop hopladı hop oturdu. Bunu nasıl söylersin dedi. Ben söylerim dedim. Bu hadîs hakkında sen sahi olduğuna inanıyor musun diyor bana. Sizin gibiler yüzünden dedim insanlar fâizci oldu. Evet dedim annesiyle Kâbe duvarının dibinde zinâ etmiş gibi günaha girer. Mü’min mü’minden fâiz alamaz. Nerede olursa olsun hangi devlette yaşarsa yaşasın. Faizi normal alışveriş gören, azını da çoğunu da normal gören küfür ehlidir. Fâiz faizdir haramdır. Haramdır.

Allah muhafaza eylesin. Sarhoşluk veren ne varsa yiyip içmek, üfürmek, üflentilemek, damardan vurmak hepsi de haramdır. Günah kebardır. Bunu caiz görmek küfürdür. Uyuşturucunun cümlesi, sulu içkilerin cümlesi, kafa hapları hepsi de haramdır. Günah kebardır. Hepsi de harâm günâh-ı kebîredir. Esrarından tut, metinden tut bilmem nesine kadar hepsi de haramdır. Ve bunlardan bir kimse ne yapacak? Uzak duracak. Evet zinâ haramdır. Yüz yılın hastalığı. Yüz yılın hastalığı artıyor çünkü. Allah muhafaza eylesin. Bu 100 yılın daha büyük hastalığı. Eşcinsellik. Bu 100 yılın daha büyük hastalığı. Bakın bu fakir bunu yıllar öncesinden beri hep dile getiriyor. Bu büyüyor kartopu gibi. Bu yıllar öncesinden beri bu hastalığı yüzyılın daha büyük hastalığı.

Bu daha da büyüyecek. Bu ümmet-i Muhammed’in içinde de büyütüyorlar bunu. Kendinize gelin. Kim eşcinselliğe cevaz veriyorsa ona savaş açın. Hangi partiden olursa olsun. Kim haramlara cevaz veriyorsa, kim haramlara kapı aralıyorsa onunla mücadele edin. Gelecek nesliniz için, çocuklarınız için, torunlarınız için, torunlarınızın çocukları için, onların çocukları için, haramlarla mücadele edin. Haramlara savaş açın. Haramlara, yol verenlere de savaş açın. Bu farz. Allah muhafaza eylesin. Haksız yere adam öldürmek. Öldürmek sadece devletin işidir. Sen bir de savaşta öldürürsün. Senin namusuna şerefine musallat olursa, bunlar ayrı şeyler. Adam şimdi yolda gidiyor, kırmızı ışıkta duruyor. Neden durdun?

Pat pat pat öldürüyor. Ölen neden öldürdüğünü bilmiyor, ölen neden öldüğünü bilmiyor. Hadîs-i şerif. Büyük günah kebâri. Allah muhafaza eylesin. Yüzyılın hastalığı, yüzyılın hastalığı, yüzyılın hastalığı, hırsızlık. Artık bu hırsızlık evden televizyon çalmayı geçti. Kamuda hırsızlık var şimdi. Devlet tarihlerinde hırsızlık var. İhalelerde hırsızlık var. Hırsızlık günah kebâir. Allah muhafaza eylesin. Nefisle mücadeleden geri dönmek günah kebâirdir. Savaş alanından geri dönmek günah kebâirdir. Allah muhafaza eylesin. Şimdi yüzyılın hastalığı bütün çocuklara, gençlere, ihtiyarlara, anne babaya asi olmak. Bu da bu yüzyılın son günlerde artan hastalığı. Anne babaya asi olmak. Anne babayı dinlememek.

Anne babanın doğru, güzel, iyi, hayır, iyilik olup, iyi olan şeylerini reddetmek. Serkeşlik yapmak anne babaya. Günah kebâirdir. Dostlar, kardeşler, Allah’tan sonra itaat babayadır. Anneye değil, babayadır itaat. Babası sağ olan erkekler babalarınıza itaat edeceksiniz. İyilikte, güzellikte, hayırda. Annelerinize merhametli davranacaksınız. Eşlerinize merhametli davranacaksınız. Çocuklarınıza merhametli davranacaksınız. Dostlarınıza, arkadaşlarınıza, müminlere merhametli davranacaksınız. Allah bizi onlardan eylesin. Son fasıl Hazret-i Pîr duâ etmiş burada Mesnevî’ye. Hepinizi bu duaya amin demeye davet ediyorum inşallah. Yâ Rabbi, Sen de o tertemiz suyu serpte, alemin şu ateşi tamamıyla nur olsun.

Denizin suyu hep ferman altındadır. Yâ Rabbi, su da Senindir, ateş de. Sen istersen ateş latif su olur, dilemezsen su bile ateş kesilir. Bizim şu niyazımızı yine Sen ilhâm etmektesin. Zulümden kurtulmamız senin ihsanındır. Sen de bize bu isteği, biz istemeksizin verdin, hadsiz hesapsız insanlarda bulundun. Amin. El-Fâtiha ma salavât. Amin. Ejmeyin. Haklarınızı helâl edin. 1340’tan devam edeceğiz önümüzdeki hafta inşallah. Allah’tan bir şey gelmezse. Sürçü lisan ettiysek affola. Hakkınızı helâl edin inşallah. Allah razı olsun inşallah.


Kaynakça ve Referanslar

  • Giriş: Bosnalı Misafirin Selamı: Tasavvuf Vakfı’nın Bosna-Hersek ile köklü irtibâtı; Mesudîyye Tekkesi halîfelerinden Hüseyin Efendi ve şehîdlik ziyâretleri; müsâfirperverlik âdâbı — Buhârî, Edeb 31 (“Allah’a ve âhiret gününe îmân eden müsâfirine ikrâm etsin”); ziyâretçiye iltifat ve duâ etme sünneti; Remzi Pitiş ile şehîdlik ziyâreti ve zikrullâh yönetimi
  • Mü’min Aynası: Renkli Cam Meseli: “Mü’min mü’minin aynasıdır” hadîsi — Ebû Dâvûd, Edeb 49 (Tirmizî, Birr 18); Mesnevî-i Şerîf’ten renkli cam meseli — Hz. Pîr Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî (“Gözüne gök renkli cam koymuşsun, âlem sana gök görünür”); “İyilikler Rabbinizdendir, kötülükler nefsinizdendir” — Nisâ 4/78-79; nefs-i emmâre ve hevesin gözlüğü — Yûsuf 12/53; kibir, gadab, nefret ve şehvet perdeleri
  • Körlüğü Kendinden Bilmek: “Nefsini bilen Rabbini bildi” — Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ; “Gözler kör olmaz, asıl göğüslerdeki kalpler kör olur” — Hac 22/46; gafletin körlüğü — A’râf 7/179; hidâyet nûrunun ağaç olması meseli — İbrâhîm 14/24-26 (kelime-i tayyibe); kusur örtücülük — Müslim, Birr 58; bir başkasının eksiğini görme fehvâsı ve kalp gözü kavramı
  • Kalbe İlhâm Meleği Koyan Cenâb-ı Hak: “Allah bir kulun hayrını dilerse ona kendi içinden bir nasîhatçi nasîb eder” hadîsi — Ahmed b. Hanbel, Müsned VI/442; zikrullâh ile kalpte nûr oluşumu — Ra’d 13/28 (“Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzûra kavuşur”); “kalbin müftüsü” mefhûmu — Nevevî, Erbaîn hadîs 27 (“Günâh, gönlü tereddüt ettirendir”); “Kendinizi ve ailenizi ateşten koruyun” — Tahrîm 66/6; Hucurât 49/12 (kusur araştırma yasağı); “Gece gibi örtmek” — Mevlânâ, Mesnevî
  • Sûfînin Gayesi ve Dinden Geçinmemek: Peygamberlerin dinden geçinmemesi — Şuarâ 26/109 (“Ben bunun için sizden bir ücret istemiyorum”); hadîs-i şerîfte “şu üç huy kişiye ayıp olarak yeter” — Taberânî el-Evsat ve Münâvî; kusur örtme emri — Hucurât 49/12; “Nefsinizi temize çıkarmayın” — Necm 53/32; mürşid-i kâmilin dervîşlerine hatâ ve kusur söyleme vazîfesi — Sühreverdî, Avârifu’l-Maârif; sahâbenin peygamber örnekliği — Ahzâb 33/21 (“Resûlullah’ta sizin için güzel örnekler vardır”)
  • Tevbe, Îmân ve Firâset Nûru: “Hiçbir kimse yoktur ki perçeminden bir günâh tutulmamış olsun” — Ahmed b. Hanbel, Müsned; “Tevbe edenler hiç günâh işlememiş gibidir” — İbn Mâce, Zühd 30; Hadîd 57/28 (“Ey îmân edenler! Allah’tan korkun ve Peygamberine îmân edin ki size rahmetinin iki katını versin ve size ışığında yürüyeceğiniz nûr lütfetsin”); firâset nûru hadîs-i kutsîsi — Buhârî, Rikâk 38 (nâfilelerle kurbet: “gören gözü, duyan kulağı, tutan eli olurum”); din kalp yolu — Şuarâ 26/88-89 (“O gün ki mal ve oğullar fayda vermez, ancak Allah’a kalb-i selîm ile gelen hariç”)
  • Velîlere Düşmanlık ve Silsile-i Kutb: “Kim benim bir velî kuluma düşman olursa ben ona harb ilan ederim” — Buhârî, Rikâk 38; “Evliyâ üzerine ne korku vardır ne de onlar mâhzun olurlar” — Yûnus 10/62-64; “Son bir kişi dahi dünyada ‘Allah’ diyorsa kıyâmet kopmaz” — Müslim, Îmân 234; zamânın kutbu telakkîsi — Muhyiddîn-i İbn Arabî, el-Futûhâtu’l-Mekkıyye; abdâl-nücebâ-nukabâ-evtâd-kutb hiyerarşisi — Kütüb-i Sitte’de Abdâl bahsi ve Taberânî; peygamberlerle birlikte velîlerin silsilesi — Fâtır 35/24
  • Allah Ateşiyle Bakmak ve Kara Câhillik: Cehennem gözü ile bakanlar — A’râf 7/179 (“Kalpleri vardır anlamazlar, gözleri vardır görmezler”); câhilden yüz çevirme emri — A’râf 7/199 (“Affa sarıl, iyiliği emret, câhillere aldırma”); Câsiye 45/18 (“Bilmeyenlerin hevâsına uyma”); câhil din düşmanlarının entelektüel maskesi; “câhilin sohbeti câhillik sıçratır” — Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu Âdabi’s-Sohbe; Mutaffifîn 83/14 (kalbin paslanması)
  • Ebû Cehil Misali ve Müşrike Muhâlefet: “Müşriklere muhâlefet edin” — Buhârî, Libâs 64 (saç-sakal ve kıyâfet); Ebû Leheb ve Ebû Cehil kıssası — Tebbet 111/1-5, En’âm 6/125; müşriklerin ibadet vakitlerinde kerâhat vakti — Müslim, Mesâcid 293; Mü’minlere şefkat, kâfirlere şedîd olmak — Fetih 48/29 (“Onunla birlikte olanlar kâfirlere karşı şedîd, aralarında merhametli…”); Mâide 5/54 (“Mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı onurlu”); Osmanlı geleneğinden Batı kültürü taklidine geçişin tenkidi
  • Gayyâ Kuyusu ve Bosnalı Şehîdler: Gayyâ kuyusu ve cehennem tarifi — Meryem 19/59 (“Onlar yakında gayyâ kuyusuna düşeceklerdir”); kalbin cehenneme dönüşmesi — Mutaffifîn 83/14 (“Kalpleri üzerine pas tuttu”); Mevlânâ’nın “Bir edepsiz cihânı ateşe verir” beyti — Mesnevî I/79-80; Srebrenica soykırımı (12.000+ şehîd) ve Avrupa’nın göbeğindeki katliâmlar; Hüseyin Efendi ve Mesudîyye Tekkesi’nin şehîdlere hizmeti; şehîdlik makâmları — Âl-i İmrân 3/169 (“Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanmayın, bilâkis onlar Rableri katında diridirler”)
  • Cemâatle Zikrullâh’ın Müjdesi: “İnanıp sâlih amel işleyenlerin Allah kötülüklerini iyiliğe çevirir” — Furkân 25/70; cemâatle zikir meclisleri ve mağfiret — Buhârî, Da’avât 66 (“Bir kavim Allah’ı zikretmek üzere toplanır da kalkmadan onları melekler kuşatır ve hepsi bağışlanmış olarak kalkarlar”); “Amellerin en fazîl olanı Allah’ı zikirdir” — Tirmizî, Da’avât 6 (Ebû’d-Derdâ rivâyeti); tevbenin kabûlü — Furkân 25/71; “Kim günde yüz sefer ‘Sübhânallah ve bi-hamdihi’ derse deniz köpükleri kadar günâhı olsa af edilir” — Buhârî, Da’avât 65; “Ey Mûsâ, tevhîdimi küçük mü görüyorsun?” hadîs-i kutsîsi — Hâkim, Müstedrek; hüsn-i zan ile şüpheyi atmak — Hucurât 49/12
  • Günâh-ı Kebâir ve Ümitsizliğin Şirki: Büyük günâhlar — Buhârî, Edeb 6 (yedi helâk eden — şirk, sihir, haksız can almak, yetîm malı yemek, fâiz, cihad günü kaçma, mü’mine iftirâ); “Allah’tan ümidi kesmek” ve şirk — Yûsuf 12/87 (“Allah’ın rahmetinden ancak kâfir kavim ümidini keser”); Zümer 39/53 (“Ey nefsleri aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin”); Allah’ın gafr-rahmet-cezâ sıfatlarının dengesi — Hicr 15/49-50; yalan yemin ve iftirâ yasağı — Bakara 2/224; sihre inanmanın küfrü — Bakara 2/102; şeytanla yüz sefer mücadele
  • Harâmlar, Fâiz, Zinâ ve Son Duâ: Harâm mal yemek — Bakara 2/188; rüşvet — Buhârî, Ahkâm 10; fâiz yasağı — Bakara 2/275-279 (“Allah alışverişi helâl, fâizi harâm kılmıştır”), Âl-i İmrân 3/130; “Mü’min mü’minden fâiz alırsa annesiyle Kâbe duvarı dibinde zinâ etmiş gibi günâha girer” — Ahmed b. Hanbel, Müsned; sarhoşluk veren her şeyin harâmı — Nesâî, Eşribe 23 (“Azı sarhoş edenin çoğu da harâmdır”); zinâ yasağı — İsrâ 17/32; eşcinsellik yasağı ve Lût kavmi — A’râf 7/80-84, Hûd 11/77-83, Şuarâ 26/160-175; haksız can almak — Nisâ 4/93; hırsızlık — Mâide 5/38; anne-baba itâati — İsrâ 17/23-24, Lokmân 31/14-15; Hz. Pîr’in son duâsı — Mesnevî-i Şerîf I. cilt fasıl duâsı (“Yâ Rabbi, Sen de tertemiz suyu serpte âlemin şu ateşi tamâmıyla nûr olsun”)

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Nefs, Velâyet, Kalb, Sünnet, Şeyh, Halife. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı