Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mesnevi Şerhi ·

Mesnevî-i Şerîf 180-185. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inden Mesnevî-i Şerîf 180-185. Beyitler Şerhi — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvufî şerhi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 1 • 29/55

Mesnevî-i Şerîf 180-185. Beyitler Şerhi Hakkında

180-185. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

“Gerçek söz verişleri gönül kabullenir. Geçici söz verişler ise insanı tasalandırır. Büyüklerin söz verişleri yürüyüpduran bir definedir. Ehil olmayanların söz ver işleri ise akıp giden bir zahmettir, bir eziyettir.”

Demek ki herkes söz verir. Söz verirken gönüller, kalpler gerçekten, gerçek bir kimse sözünün eri olan, sözünü tutacak olan bir kimsenin sözünü gönlü kabullenir. O söze güven duyar, o söze inanır. Çünkü o kimse emin insandır. Emin insanların vermiş oldukları sözleri gönüller kabullenir. O çünkü emindir çünkü. Eminlik, Allah’ın sıfatlarından bir sıfattır. Bütün peygamberler, emin insanlardır ve islam aleminin en önemli özelliği eminliktir. Siz malınızın talan olmayacağına emin olursunuz islam topraklarında. Mesela Hz. Ömer radıyallahu anh hazretlerinin zamanında gayrimüslim bir kervan gelir. O kervan konaklayacaktır orada. Kervan bütün yükünü orada getirir kondurur. O yükün etrafında o kervanın o malların etrafında Hz. Ömer efendimiz sabaha kadar nöbet tutar ve o kervan sahiplerinden birisinin çocuğu uyanıp baktığında emirel müminin kervanın başındadır, nöbettedir ve babasına der ki baba sabaha kadar nöbet tuttu emirel müminin ve oradan kervan komple müslüman olur. Çünkü islam dünyasında eminlik orta yerdedir. Bu medeniyettir. Medeniyet para ile kurulmaz. Medeniyet ahlakla kurulur.

işte öyle bir eminlik oluşturursunuz ki ve ahir zamanda kıyametten önce, islam dünyası yeniden islam medeniyetini tesis edecek ve dünyanın bir ucundan bir ucuna bir kadın yayan tek başına yürüyecek. Onun örtüsünün bir tek noktasına leke gelmeyecek. Emin belde olacak. Hicaz için emin

belde denilir. Mesela bir kimse, bir suç işlese Hicaz bölgesine gitse Hicaz bölgesi emindir. Orada o kimseye siz bir ceza veremezsiniz. Hicaz bölgesinden çıktığı anda cezalandırırsınız. Örnek. Emin beldedir. Oraya gitseniz, siz canınızdan emin olacaksınız. Hicaz bölgesinde daha önceleri hicaz’da Beytullah’ın içerisinde katliam olması da ahir zaman işareti. Hicaz bölgesinde, Mekke’nin içerisinde Kabe’nin içerisinde katliam olacağını Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri, bize öncesinden bildirmiş. Kana akıtılacağını ve orada kan akıtıldı. Orada kan akıtıldığı için ahir zamanın son diliminin başlamış olduğu görüldü. Demek ki eminlik kalmadı. Şu anda Hicaz bölgesinde de eminlik kalmadı. Bu da ahir zaman alameti ve başka bir hadis-i şerifte diyor ki öyle güvenilir emin insanlar eksilirlerki bir bölgede bir beldede derler ki filanca kimse, emin insan. Oradaki insanlar emin değil. Ya? Filanca kimse emin bir tek.

işte böyle emin, güvenilir, gerçekten ağzından söz çıktığında yerine getiren. Hani bizde derler ya ağzından çıkar söz diye. Ağzından söz çıkan, gerçek makbul, mümin gerçekten saygılı, seviyeli, kemal ehli insanlar, bir şeye söz verirlerse gönüller onu kabullenir. Gönül onu kabul eder. Gönül ona inanır. Gönül ona teslim olur. Hani Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri diyor ya, Ey Kureyşliler! Ben şu tepenin arkasından size bir düşman geliyor, bir ordu geliyor, sizi katledecek desem inanır mısınız? Evet inanırız diyorlar. Müşrikler, Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin eminliğine bu kadar inanıyorlar. Müşrik, müşrik! Ama onun eminliğine inanıyorlar. Hz Mevlana diyor ki işte gerçek söz verişleri, gönüller kabul eder. Bir gönül taşlaşmadıysa, bir gönül mühürlenmediyse, bir gönül mühürlenmediyse, bir gönül taştan kesilmedi ise bir gönül çelikten erimesi mümkün olmayan madenlerden teşekkül etmediyse yani bir böyle kapı aralanması mümkün değilse, küfür ehli ise küfrü inadı ise bu farklı bir şey. Ama öbür türlü gönül kabul eder o gerçek söz verişi. O zaman birisine söz verdiğimizde, karşımızdaki inanmıyorsa, bu karşımızdaki kimsenin suçu değildir. Bizim suçumuzdur. islam yemini kabul etmez. Niçin? islam inanışın üzerinedir, güvenin üzerinedir, karşıdaki kimsenin söz verişini kabullenir. O yüzden yemine davet etmez onu. Yemine davet etmek demek senin söylediğine inanmıyorum, sen yalancı birisisin demek.

Sen doğru konuşmuyorsun demek. Sizi birisi yemine davet ediyorsa, bilin ki sizi yalancı görüyor, size güvenmiyor, size inanmıyor. Hakkı mı o kimsenin? Hakkı. Burdaki kabahat kimin? Bizim! Biz söz verdiğimizde, karşıdaki kimse bizim sözümüzü kale almıyorsa, kabahat bizdedir birinci derecede. Bizim söz verişimiz, demek ki doğru bir söz veriş değil. Biz doğru bir insan değiliz. Emin bir insan değiliz. Eğer siz konuştuğunuzda eşiniz inanmıyorsa,

konuştuğunuzda çocuğunuz inanmıyorsa konuştuğunuzda alışveriş ettiğiniz kimse inanmıyorsa, konuştuğunuzda komşunuz inanmıyorsa, söz verdiğinizde etrafınızdaki insanlar kim olursa olsun, sizin sözünüzü, sizin sözünüzü kaale almıyorsa, birinci derecede suç sözü verendedir. ikinci derecede, o kimsenin gönlündedir ama biz ondan sorumlu değiliz. Bizim sorumlu olduğumuz kendimiz. O zaman biz, emin insan olalım. Biz bir söz verdiğimizde, sözümüzü yerine getirelim. Herkes bilsin ki onun ağzından bir söz çıkarsa, sözünü yerine getiririr. Herkes bilsin ki o konuşursa havaya konuşmaz. Herkes bilsin ki yapacağım dediğinde yapar doğru olan bir şeyi. Herkes bilsin ki yapmam dediğinde yapmaz. Bilsin onu herkes. Emin insan olun. Güvenli insan olun. Bir kimse size eşine güvenmeli. Bir kimse çocuğunu güvenmeli. Bir kimse parasını güvenmeli. Bir kimse malını mülkünü size güvenmeli. Siz emin insan olmalısınız. Bunlar müminliğin temel esaslarıdır. Bizde öyle bir tabir vardır. Kız ver dul al geri derler. Bayındır’da konuşurlar bunu böyle veya altın ver, gümüş olarak geri al derler, altın ver bakır olarak geri al derler. Demek ki o kimse emin insan değil! Hatta derler ki ondan yumurta aldığında kıracan, bakacan sarısı duruyor mu diye derler. Meşhurdur ya, demek ki güven yok o kimsede, eminlik yok. Sufi, emin insandır. Sufi, güven veren insandır. Sufi, sözünde özünde insandır. Sufi, dili ile gözüyle eliyle ayağıyla varlığıyla eminlik verir. O kimseye herkes güvenir, o kimseye herkes inanır, o kimseye herkes verdiği sözü kale alır. Bu ne ile mümkün? Bu güzel ahlakla mümkün.

Kıymetli dostlar, çok zenginliğin içerisinde dolaşabilirsiniz. Sizin ülkeniz çok zengin olabilir, sizin topraklarınız çok zengin olabilir, sizin mal varlıklarınız çok çok olabilir, hatta bugünki dilde sizin gayri safi milli hasılanız dünyanın birincisine çıkabilir. Sizden daha zengin bir ülke yoktur. Amerika’dan daha zengin bir ülke yok, öyle deniliyor ya şimdi elektrik kesilmesine bağlı. Bir dakikalık elektrik kesintisinde, milyarlarca dolar talan oluyor. Elektrikler kesildiği anda herkes barbarlık yüzünü meydana çıkarıyor. Bütün vitrinleri indiriyorlar aşağı. Vitrinlerde ne varsa alıyorlar. Elektrikler geliyor, vitrinler boşalmış, her taraf kırılmış dökülmüş, talan edilmiş. Barbar! Fransa’da bir olaylar oldu, onca dükkanlar talan edildi, onca arabalar yakıldı yıkıldı. Hani medeniyet vardı batıda? Barbar! Hani demokrasinin eşiğiydi. Barbar! içerisinde barbar büyütüyor. Talan ediyorlar ortalığı. Aynı şekilde ingiltere’de oldu, aynı şekilde ispanya’da oldu, bunu devletleri idare edenler, bunları görüyor. Görmek zorunda. Aynı şekilde Türkiye’de oldu. Bunu siyaset yaptığımı zannediyorlar. Buradan bir grup bir kitle, buradan yürürken eğer ki dükkanları talan ediyorsa, evlere rahatsızlık veriyorsa biz barbarız. Biz hayvandan aşağı bir mahlukuz. Kendimiz için de söylüyorum.

Programlara gidiyoruz davet ediliyoruz. Oradan masadan izinsiz siz bir tane ekmek yiyorsanız, haramdır o. Bir lokma, bir tane zeytin alsanız haramdır. Yok! Bu medeniyettir. Güzel ahlaktır medeniyet.

Medeniyet, güzel ahlaktır. insanlık, güzel ahlaktır. Din, güzel ahlaktır. Güzel ahlak! Peygamberler güzel ahlakı anlatmak, öğretmek için gönderildiler. Kur’an bize güzel ahlakı anlatır. Kur’an bize edebi anlatır. Kur’an eskilerden, eski peygamberlerden örnek verirken bize edep öğretir. Hadis i şerifler, bize edep öğretir, ince ahlak öğretir bize. Bize medeniyetin ince noktalarını söyler. islam dünyasında, güvensizlik söz konusu değildir. Güvene dayalıdır. Şüphelinin üzerine kurulu değildir islam. Güvenin üzerine dayalıdır. Siz, kendinizin olana dahi, el süremezsiniz. Bu, nefis terbiyesidir. Kadın, bir noktada kadında erkekler birbirlerinindir. Ama siz kadına oruç zamanında dokunamazsınız. Siz, benim kadınım deyip dokunamazsınız. Dokunursanız atmışbir gün tutarsınız. Siz kadınların muayyen zamanlarında, cinsel ilişkiye giremezsiniz, benim kadınım deyip giremezsiniz.

Sizi edebe davet eder. Sizi terbiyeye davet eder. Sizi nefis terbiyesine davet eder. Sen sadece meseleye cinsellik açısından bakamazsın kadına. Bu, müthiş bir terbiyedir. Bu medeniyettir. Museviler, önceden muayyen zamana gelen kadınları evlerinden götürürler, çölde yaşatırlardı. Bir kısmı, odasını ayırırdı. Bizde yoktur. Hz Muhammed sallallahü ve sellem hazretleri, Medine’de bunu yasaklamıştır. Böyle bir şey yoktur, medeniyettir çünkü bu. O zaman islam, medeniyet kurar. Medeniyet kurar! O medeniyetin temel unsurlarından birisi güvendir. Bu tekkede herkes güven altında olmalı. Benim bangır bangır bağırdığım budur burada. Bu tekkeye giren herkesin namus emniyeti, can emniyeti, mal emniyeti, din emniyeti burada eminlik altında, güven altında kalmalıdır. Burada hiçbir kadına birisi şehvet gözüyle bakmamalıdır. Burada hiçbir bayan kardeşi, kimse rahatsız etmemelidir. Ne kıyafetinden ne de herhangi bir halinden dolayı, rahatsız edemezsiniz. Buranın bir kuralı vardır. Herkes o kurala uyar. Buranın kuralı eminlik içindir. Güven içerisinde herkes gelip burada ibadetini yapabilmeli. Herkes gelip sohbetini dinlemeli. Herkes semayı izlemeli, zikretmeli ve gitmeli. Burası güven, eminlik bir yer olmalı.

Camiler, emin bölge olmalı. Camiye girdiğinizde, emin yerdesinizdir. Güven çalışır orada. Orada sizin paranız çalınmamalı, orada sizin ayakkabınız çalınmamalı, orada sizin herhangi bir şeyinize laf söylenilmemeli. Emin, güven alanı olmalı. Bunu arttırmalıyız. Bu sadece tekke güven altında olması gerekmez. Daha da bunu çoğaltmalıyız. Sokaklarımız güven, sokakları olmalı. Sokağımızda bir bayan giderken, biz ona yan gözle bakmamalıyız. Biz ona laf atmamalıyız. Biz onu taciz etmemeliyiz. Biz onu

bakışımızla rahatsız etmemeliyiz. islam topluluğunda böyle bir şeyin olmaması gerekir. Yapanlar hayvan suretindedir. Sireti hayvandır onlar. Sureti insan, sireti hayvan! O yüzden islam hakim olmaz. O yüzden islam yerleşmez. Erkekler, güven vermeli. Kadınlar, güven vermeli. Bir erkek, eşinden şüphelenmemeli. Bir kadın kocasından şüphelenmemeli, güven vermeli. Bir çocuğundan anne baba şüphelenmemeli. Güven içerisinde eyitmeli onları. Çocuklarınızı güvene dayalı eyitin. Evlerinizde güven hakim olsun. Güven hakim olsun. Çocuklarınızın üzerinde güven hakim olsun ve eşiniz size bir şey söylediğinde inanın ona. Güveni hakim etmek için inanın. isterse aldatsın sizi. Senin sözünü doğru kabul ediyorum. Senin beyanının doğru kabul ediyorum. Senin beyanının üzerine şüphe koymuyorum.Beni aldatıyorsan, Allah’ı aldatıyorsun. Hiç kimse Allah’ı aldatamaz. Ben güvenmekle, Allah’a olan imanımı sergiliyorum. Ben güvenmekle Allah’a olan inancımı gösteriyorum. Ve güveniyorum.Ve benim bu güvenime eğer ki güvensizlikle cevap gelyorsa, Allah seni muhakkak helak edecekttir. Bitti!

islam topluluğudur, güvenin ve eminliğin üzerine kuruludur, güzel ahlakın üzerine kuruludur. Zenginliğin ve barbarlığın üzerinde değil. Sizler çok zengin olabilirsiniz. Fabrikalar kurabilirsiniz çok güzel lüks villalar yapabilirsiniz. Ama eğer ki ordaki insanlar eğitilmediyse ve oradaki insanlar emin ve güven içerisinde yaşamıyorlarsa ve oradaki insanlarla sizin diyaloğunuz yoksa ve onlar barbar bir şekilde duruyorlarsa sizin zenginliğinizin bir faydası yok. Dünya zenginliğe koşuyor. Ahlakı maneviyatı bırakmış o zenginliğe koşarken, o zenginliğinin arkasından gelen fukara barbarların, o zenginliğin arkasından gelen eğitimsiz barbarların, o zenginlikleri helak edip o zenginlikleri aşağı çökerteceğini görmüyorlar. Dünya cehenneme koşuyor. Kendi cehennemini oluşturuyor. Toplumlar kendi cehennemleri oluşturuyorlar. Siz çok katlı plazalar yapıyorsunuz. Siz çok katlı devasa fabrikalar yapıyorsunuz. Siz çok katlı devasa teknolojiler üretiyorsunuz. Bunları üretirken, bunları yaparken ahlakı ve maneviyatı, paylaşmayı, bölüşmeyi unutuyorsunuz. Hep kazanmayı, hep gütmeyi, hep sömürmeyi düşünüyorsunuz. Bir gün o sömürdüğünüz kitlelerin, o devasa plazaları sizin başınızda yıkacağını düşünmüyorsunuz. Bir gün sizin o devasa fabrikalarınızı, fabrikaların işçilerinin yerle yeksan edeceğini düşünmüyorsunuz.

Siz devasa villalarınızın, devasa köşklerinizin boğazdaki, yerle yeksan olacağını, altüst olmayacağını düşünüyorsunuz. Mal sahibi, mülk sahibi hani bunun ilk sahibi! On bin yıldan beri boğazın kenarında villalar var. Bundan bin yıl önceki villayı gösterebilir mi insanlar bize? Arkadan gelen eğitimsiz insanlar, sizin zorbalıkla ve zulümle yaptıklarınız yerle yeksan ederler. Siz muhakkak o değerler eğitimini vermek zorundasınız. Siz muhakkak

Peygamberi bir ahlak eğitimini vermek zorundasınız. Bunu verirken, bunu verirken kendinizi kenarda tutamazsınız. Ey paranın üzerine oturmuş olan zalimler! Maddiyatın üzerine oturmuş olan hainler! Memleketin bir kısmını fakire fukaraya, fakirliğe fukaralığa götüren hainler! Kazanmış olduğunuz zorba ve zalimliklerden kazanılmış olan paraların bir gün sizin başınıza musallat olacağını bilin.Ve o parayı, o gücü elinde tutaraktan, insanları zorbalıkla yürütemezsiniz, yönetemezsiniz. işte ihtilaller yapamıyorsunuz şimdi parayla. Yapamıyorsunuz! Bakın bitiyor, geri tepiyor. Siz zorba insanları, siz barbar insanları sokaklara atıyorsunuz, yaktırıyorsunuz, yıkdırıyorsunuz ama bir sonuç alamıyorsunuz. Bitti, bitti! Bakın Mısır’da yapamıyorsunuz. O insanlar kendilerini güddürmüyorlar artık. O insanlar kendilerini güddürmüyorlar artık. Güdülrmüyor, güdülmüyor! Barbarlığınız, zorbalığınız bitiyor. Bitiyor! Herkes için geçerli bu.

Müslüman işadamları için de geçerli. Müslüman iş adamları! Öyle ya ismi onun. Açılımı müslüman iş adamları. Eğer siz dininizi tam anlamıyla yaşamaz, oradaki teşekülü dinin gereklerini, yerine getirmezseniz siz de aldatıyorsunuz insanları. Mümin işadamları, kendinize gelin! Siz de safahata düşmeyin, siz de hemen üç beş kuruşunuz olduğunda lüks villalara konmayın, siz de beş on kuruşunuz olduğunuzda mahallenizi değiştirmeyin. Aynı mahallede kalın. Arabanızı varsın çizsin orada çocuklar. Güzel arabanız çizilsin. Almayıverin o kadar çok lüks araba o mahallede otururken. Tedbirli olun, temkinli olun. Deyin ki ben bu mahallede doğdum, bu mahallede öleceğim. O mahallede ölün. Evinizi değiştirin orada, evinizi güzelleştirin, ihtiyacınıza göre cevap versin. Evinizde elli kişilik yemek verin, yüz kişilik yemek verin. Evinizde yüz kişilik sohbetler yapın. Aynı evde yüz kişilik zikirler yapın. Aynı evde bütün mahalleyi toplayıp, orada mahalle iftarları verin. Evinizde verin. Bakın, o zaman mahallenizdeki çocuklar sizin arabanızı çizmeyecekler. O zaman mahallenizdeki çocuklarınıza, çocuklara harçlık verirseniz siz sabahleyin, o çocuklar sizin arabanızı muhafaza edecek. Annelerine babalarına yoksulluk çekenlere, mahallelerde görür göz etirseniz, anne babalar, çocuklar diyecekler ki ne kadar iyi bir aile, ne kadar hayırhah bir aile, ne kadar cömert bir aile, aman evladım ha, aman onlara dokunma, saygısızlık yapma, aman ona karşı terbiyeni bozma. Bu medeniyet islam medeniyeti.

Sen on kuruş bulur Bademli’ye göçersen, on kuruş bulur bilmem ne evlerine geçersen, on kuruş bulur bilmem ne villalarına göçersen, sen bana islamdan bahsetme Allah rızası için. Sen bahsetme bana, sen bana dini tedrisattan, dini ahkamdan bahsetme. Sen bulunduğun yerde olacaktın. Sen doğduğun mahallede büyüyecektin. Evini genişlet orada, villanı o mahalleye

yap. Villanı o mahalleye yap. Güven ver o mahalleye. O mahallenin dinamiği ol. O mahallenin hayırhahı ol. O mahallenin hizmetçisi ol. O mahallenin sen görünen yüzü ol. Mahalleye bir ihtiyaç var. Sen hallet orada. Yol yapılacak, telefon aç benim mahalle bu, mahallenin yolu olsun de. Muhtarla git görüş. Okula git görüş. Okulu tamir et orada. Okulu tadilat ettir. Okul yönetimi ile görüş orada. Öğretmenlerle görüş. Git öğretmenleri o villana topla, yemek ver, aman bu mahallenin çocuklarına değerler eğitimi verin de. Yoksa o kenar mahalledeki çocuk, bir gün o taşı alıp senin fabrikana atacak. Bir gün o kenar mahalledeki eğitilmeyen çocuk, dini ne olursa olsun, inancı ne olursa olsun, bir gün nefsine uyacak, galeyana gelecek, senin fabrikanın temeline molotof kokteylini atacak. Değerler eğitimi ve müslümanların kendi bulunduğu yerde olması!

Müminler, kendinize gelin! Sefahate dalmayın. Müminler, kendinize gelin! Gösterişe dalmayın. Geddolaşmayın. Nerede toplanıyorlarmış? Vay! Namaz kılanların hepsi de bir villa kurmuşlar! Başınıza yıkılsın. Sabahleyin kalkıp da sabahın dördünde işe gidecek olan bir bayanı hiç görecek misin sen kapının önünde? Sen sabahleyin tiril tiril titreyen, servis bekleyen bir kız çocuğunu görecek misin? Görmeyeceksin. Nereden bileceksin onun halini? Evleneli bir ay olmuş bir kızın, bir kadının sabahleyin titreye titreye servis beklediğini görecek misin? Hayır. Müslümanlar sekülerleşiyorlar, dünyevileşiyorlar. Müslümanlar, farkında değilsiniz. Demek ki içinizde sizin kapitalizme karşı bir istek varmış, bir arzu varmış. Demek ki siz kapitalistler gibi yaşamak istiyormuşsunuz. Demek ki siz, kapitalist sisteme özeniyormuşsunuz. Deniz kenarlarında villalarınız olsun, şehrin geddolaşmış kenarlarında, lüks yerlerinde villalarınız olsun, şehrin herhangi bir yerlerinde gökdelenlerde yaşayın siz, siz kocaman kocaman fabrikalar kurun işçilerin hakkını vermeyin, siz kocaman kocaman işyerleri kurun bunun zekatını vermeyin, siz kocaman kocaman fabrikalar kurarken, imam hatip okullarını düşünmeyin, Kur’an kurslarını düşünmeyin, eğitim verecek olan belgeleri bölgeleri düşünmeyin.

Kendi kendinizi aldatın! Kendi kendinizi kandırın! Bir hesaba bu kadar yüz lira para gönderin, filanca yerde yemekte benden beş milyar deyin, aldatın kendinizi. Bu değil islam. Bu değil! Belki de size ağır şeyler söylüyorum ama sizin için değil bunlar zaten. Biz fukara insanlarız. Biz fukara insanlarız! Ola ki gençler var ya, yarın öbür gün mal mülk sahipleri olursa onlara bir kulak küpesi olsun. Ola ki böyle mal mülk sahipleri size şimdi din ahkamı kesmeye kalkar ya, size kulak küpesi olsun. Sakın özenmeyin onların hayatına. Onların hayatı islam değil. Sakın şöyle şeyler kurgulamayın. Benim şöyle bir evim olsaydı, böyle hizmet ederdim diye. Hizmet her

zaman için var. Paramız yoktu bizim, biz Bayındır’da sufilik yapıyorduk. Yoktu paramız. Ödemiş’te paramız yoktu bizim. Bursa’ya geldiğimizde paramız yoktu bizim. Allah affetsin hala da yok. Cenabı Hakk’a hamdu sena olsun, bir ihtiyacımız yok da. Yoktu. idealizminizi kaybetmeyin. illaki para ile hizmet olmaz. Güvene dayalı yaşayın. Güveni tesis edin. Varlığınız yokluğunuz önemli değildir, paranız önemli değildir. Güven tesis edin. Herkes emin olsun sizden. Bilsinler ki siz onun parasına puluna malına mülküne tecavüzde bulunmayacaksınız. Bilsinler ki orada bir kız çocuğuna bir yanlışlıkta bulunulmayacak. Ben bazen derim ya, iğneyi kendine batırcan diye.

Bizim burada sema, mutrip, burada çalışan gençlere, arkadaşlara dedim ki gözünüzü kaydırmayacaksınız. Bazen burada sohbet dinleyen erkeklere de derim. Yukarıda eşin olabilir, yukarıda annen olabilir kaldırma kafanı derim. Rahatsız olurum bundan ben. Neden rahatsız olurum? Ya senin orada eşinin olduğunu kim, nereden bilecek, alnında mı yazıyor. Birisi diyebilir. Sen ne yukarı bakıyorsun kardeşim bayanların yerine? Burasını ben böyle açık bir şekilde yapıyorum niçin biliyor musunuz? Güvene dayalı olsun. insanlar nefislerine hükmetsinler. Gözünü kaldırmasın yukarı. Bakmasın yukarda kimseye. Bakmasın bir kadına. Güvene dayalı olsun. Güven! Nefsine burada dur de. Allahı zikret. Yukarıda kadın varsa var. Yukarıdaki kadın ensene bakacak zaten. Senin ensenden bir şey olmaz. Güvene dayalı emin yaşayın. Burada bir kadına bir sıkıntı olmuş olsa vallahi burada kimse kalmaz. Burada hizmet eden arkadaşlara derim ki öyle bir mahrem iş yapıyorsunuz ki siz, aman dikkat edin, aman dikkat edin! Niçin? Bu insanlar aldatılmış, kandırılmış, ütülmüş. Siz kandıran olmayın. Siz üten olmayın. Siz iten olmayın. Siz ona tacizkar bakan olmayın. O emin bir şekilde gelsin burada otursun. Hatta size emretsin. Hatta sizi yerin dibine batırsın. Benim çayımı geç getirdin, neden getirmedin, neden götürmüyorsun desin, hesap sorsun sana. Sen bir şey deme. Sen bir şey söyleme. Güven, hakim olsun. Güven!

Bir bayan, burada bizim ilahi söyleyen bir çocuğa mektup yazmış. O çocuk da o bayana mektup yazmış. O kızın babası geldi, mektubu benim önüme attı. Biz dedi buraya güvenle gidiyoruz dedi. Haklısın dedim. O arkadaşı buradan uzaklaştırdım. Bir müddet sonra geldi o arkadaş benim yanıma. Ya dedi, meseleyi iyice araştırdım dedi. Önce benim kız yazmış dedi. Önemli değil ki dedim ben. Ben biliyordum öyle olduğunu dedim. Bizim arkadaşımızın ona cevap yazması önemliydi dedim. Senin kızın yazması önemli değildi dedim. Nasıl dedi. Bizim arkadaşlarımız, bizim kardeşlerimiz gel dediğinde bir kadın, gitmemesini bilecek dedim. Hadisi şerif var ya, diyor, gecenin karanlığında bir kadın o erkeğe gel dedi de, o kimse Allah’tan korkarım der gitmezse, arşı alanın gölgesinde gölgelenecek diyor.

Bu tekke, arş ı alanın gölgesi. Arş ı alanın gölgesi. Gel dediğinde bakmayacaksın. Gel diyecek. Sen gitmeyeceksin. Bak diyecek. Sen bakmayacaksın. Tutacak elinden, sen tutmayacaksın. Sen güven insanısın. Sen emin insansın. Sen sufisin. Senin yüksek değerlerin var. Sen gözünü arş ı alanın gölgesine dikeceksin. Sen arş ı alanın gölgesindeki nurdan minberlere gözünü diyeceksin. Gözünü oradan ayırmayacaksın. Oraya oturmak için mücadele edeceksin ve kenardan gelen sesleri algılamayacaksın. Sen Allah’a koşan bir koşucusun. O zaman sana herkes gel diyecek. Sen gitmeyeceksin. Sana herkes bak diyecek. Sen bakmayacaksın. Sana herkes sunacak, sen almayacaksın. Sen almayacaksın! Güven vereceksin. O sana kutusuyla para getirecek sen almayacaksın.

Hacı Erkan, en zor zamanımda en sıkıntılı zamanımda bir kutu para getirdi bana, ilk defa söylüyorum. Ayakkabı kutusunun içerisinde para var. Ben ne kadar olduğunu bilmiyorum. Bana getirdi. Abi ne olursun buradan ihtiyacın kadarını al dedi. Helali hoş olsun abi dedi. Bir paraya baktım, kutuya. Bunu konuşmak istemezdim, yıllardan beri içimde duruyor. Bir Hacı Erkan’a baktım, dedim ki Hacı Erkan, Allah senden razı olsun. Teşekkür ederim. Cenab ı Hak sana sayısız, sonsuz versin dedim. Sen almayacaksın. Sen almayacaksın! iyilerin iyilikleri anlatılmalı. Allah ona da nefsini vurdurtmasın inşallah. Yaklaşık belki de onbeş yıl oldu. iyilerin iyilikleri anlatılmalı. Yiğitlerin yiğitlikleri anlatılmalı. Ama sen, elini uzatmayacaksın. Güven vereceksin, güvene dayalı yaşayacaksın. Güvene dayalı! Emin olacaksın. Emin! Diyecekler ki o emin insan. Nefsine uyup benim parama dokunmaz, nefsine uyup benim hanımıma dokunmaz, nefsine uyup benim helalime dokunmaz.

Hz. Mevlana diyor ki oruç der ki diyor, orucu konuşturuyor, oruç der ki bu helali kendisine yasak etti. Harama bir daha döner bakar mı! Helali kendisine yasak etti. Harama döner bakar mı! Harama dönüp bakmayacak. Harama dönüp bakmayacak. Helale bakmayacak. Sufi helale dahi dönüp bakmaz. Onun dünya metası ile işi yoktur. O gözünü arşı alanın gölgesine dikmiştir. Bu dünyayı reddetmek değildir. Bu çalışmayı reddetmek değildir. Bu böyle işte, işini gücünü terk etmek değildir, öyle bir şey algılamayın. Emin olun. Emin! Birisinin elindekine, evindekine, birisinin dükkanındakine gözünüzü dikmediyseniz, emin olursunuz. Emin insanlar olun. Erkekler size gelip insanlara arkadaşlık teklif edebilirler. Bayanlardan size teklif gelebilir. Dönüp bakmayın konuşmayın dahi. Bayanlar, size gelip erkeklerden teklif edebilirler. Dönüp bakmayın, emin olun. Güven verin. Bir erkekle konuşan, iki erkekle de konuşur. Bir bayanla konuşan, ikinci bayanla da konuşur. Birisinin elini tutan, ikincisinin de elini tutar. ikincisinin

elini tutan, üçüncüsünün de elini tutar. Birinin gözüne baygın baygın bakan, ikincinin de gözüne baygın baygın bakar. Emin olun, güven ehli olun.

“İşte, büyüklerin söz verişleriyse (demek ki o gerçek söz verişleri, gönül kabulediyor ya), büyüklerin sözverişi, yürüyüp duran bir definedir.”

Büyüklerin söz verişleri ise yürüyüp giden definedir. Yürüyüp giden define nedir bilir misiniz? Karun’un definesidir. Yeryüzünde en büyük define, Karun hazinesidir. Karun, hazinesi ile definesi ile beraber yere batırılmıştır ve o günden itibaren mitolojik bir hikaye vardır. Mitolojik hikaye şudur. Karunun definesi, cinni taifesi tarafından yeryüzünde yer değiştirir boyna. Mitolojik hikaye şudur. Karun’un definesi melekler tarafından yer değiştirir ve Karun’un definesi, Mehdi Ala Resul zamanında, Mehdi zuhur ettiğinde bulacaktır onu. Daha doğrusu, Karun’un definesi Mehti Ala Resul’e getirilecektir lütuf ve ikram olarak. O defineyi yeryüzüne harcayayıp, yeryüzünün ihya olup islam medeniyetinin kurulması için harcayacaktır. Bu Karun definesidir ve büyüklerin söz verişlerine Hz. Mevlana diyor ki işte o Karun definesi gibidir. Yeryüzünde dolaşır o. Hiç kimse ona dokunamaz. O, definenin sahibidir. Ama o veli, o defineden yer içer. O veli, o defineden söyler. O veli, o definenin üzerinde dolaşır ve buna Muhyittin Arabi hazretleri der ki zamanın kutbu o defineye muttalidir der. Hz. Mevlana, öyle enteresan bir kimsedir ki insanı alır, mitolojik bir hikayeye götürürür aynı anda. Mitolojik bir hikaye götürür bizi.

Diyor ki büyüklerin söz verişleri var ya, yeryüzünde dolaşan hazine gibidir. Hani insanlar yerin altında dolaşan hazineye bakarlar ya, bütün hazineciler, defineciler, Karun’un hazinesi ile rüyalanırlar. Onların gözlerinde kalplerinde gönüllerinde Karun’un hazinesini, definesini bulmaktır. Defineciler her gün define rüyası görür. Hz. Mevlana diyor ki o veliler ise diyor, bu yeryüzünde dolaşan define gibidir yani o Karun’un definesi ne kadar yerin altında dolaşıyor muhteşemse, mükemmelse, o veli de o define gibidir diyor, bulabilene. Nasıl o defineyi bulamıyor ya herkes, yeryüzünde dolaşan o velilere de herkes ulaşamaz. işte onlar diyor, onların sözleri, onların sözleri, bir define gibidir. Çünkü Cenab ı Hak, onların niyazını kabul eder, onların duasını kabul eder, onların münacatını kabul eder. Onlar olsun dese, Allah oldurur. Hadis-i Kutsi de öyle diyor Cenab ı Hak. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri, Hz. Ali efendimiz için diyor ki Ya Rabbi, onun döndüğü yere Hakkı döndür.

Ne yaptı Hz Ali efendimiz? Bir avuç toprağa üç ihlas bir fatiha okudu, Hz Peygamber Efendimizin ruhaniyetine bağışladı, üfledi. Yedi altın oldu. Demek ki onların nefesi hazine, onların sözü hazine. Karun hazinesi gibi. Aptallar yer altında hazine ararlar, Karun’un hazinesini. Gerçek akıllılar ise

yeryüzünde yürüyen hazineleri ararlar. Onlar yürüyen hazinedir. Hz. Mevlana diyor ki işte diyor o veliler, o büyük insanlar, yeryüzünde bir define gibidir. Yürüyen define gibi. Yürüyen define! Onların söz verişleri de o yürüyen define gibidir diyor. Allah bizi, cümlemizi onlara layık eylesin. Ehil olmayanların sözverişleri ise akıp giden bir zahmettir, bir eziyettir. Ehil olmayan bir kimse de söz verirse, bir zahmettir o, o akıp giden bir zulümdür, o taşın üstünde akıp giden su gibidir, o rüzgar gibidir. Bir tesiri olmaz, uçar gider, söz suyun üstüne yazılmış gibi olur, silinir gider. Demek ki o ehil olmayanlar, söz verişleri insanlar onların söz verişlerini ne yapmazlar, kabullenmezler. Kabul etmezler. Kendilerine bir derinlik olmazlar. Allah bizi o ehil olmayanlardan eylemesin inşallah.

“Bundan sonra hekim kalktı. Padişahın huzuruna gitti. Padişaha bu işi birazcık duyurdu. Dedi ki yapılacak şey, bu hastalığın iyileşmesi için o adamı o uzak şehirden buraya getirelim. Kuyumcuyu o uzak şehirden çağır. Onu altınla, elbise ile aldat. Padişah, hekimin bu sözünü duyunca öğüdünü canla, gönülle kabul etti.”

Hekim dedi ki kuyumcuyu buraya getir. insan sevdiği ile aldanır. Sevdiği ile aldatılır. Neye muhabbetiniz varsa, sizi aldatacak olan onunla aldatır. Tilkiyi, tavukla aldatırsınız. Aslanı, ceylanla aldatırsınız. Tavuğu, buğdayla aldatırsınız. Köpeği, bir et parçası ile aldatırsınız. Aldatırsınız! Bir atı, gel gel dersiniz, buğdayla aldatırsınız, yemle aldatırsınız. Herkesin aldandığı bir yer vardır. Allah’ı seveni, Allah’la aldatırsınız Müslümanı dinle aldatırsınız. Kafiri, dinle aldatamazsınız. Dervişi, şeyhi ile aldatırsınız. Dervişi, dervişle aldatırsınız. Derviş bir işi olacaksa şeyh efendinin bundan haberi var, şeyh efendi böyle istedi der. Hüraaa, yapar insanlar onu.

Dervişi başka türlü aldatamazsınız. Dervişi harekete geçirecekseniz, şeyh efendi söyledi, bunun böyle olması lazım dersiniz. O insanlar yaparlar, bir sefer yapar iki sefer yapar. Hatta birincisinde daha kalbine gelir, ya şeyh efendi bunu söyler mi ki böyle bir şeyi. Ben bazen derim ya, sakın benim adıma birisinden borç para vermeyin kimseye, isteyeceksem ben isterim. Birine gitmiş birisi, selamünaleyküm aleykümselam. Mustafa e fendinin demiş selamı var. Bana demiş bin lira gönder dedi. Adam bakmış, Mustafa efendi kim ki demiş. Şeyh efendi demiş. Soyismi ne demiş. Kalmış adam şimdi. Sonra telefon açtı bana. Aferin dedim ya, bak aferin dedim. Seveni, sevdiğiyle aldatırsın. Kuyumcuyu altınla aldatırsın. Nefsi, nefsin istediği şeylerle, nefsin sevdiği şeylerle aldatırsın. Nefis neyi ister, aldatırsın onunla. Nefsi kandırırsın, onunla kandırırsın. Hani Hz. Mevlana’ya gelir ya birisi, çobanın birisi. Şemsettin i Tebrizi birinci Şam’a gidişinde, Hz. Mevlana dağ, taş,bayır dolaşmaya başlar. Çobanın birisi der ki Ya Mevlana, Şemsettin i Tebrizi’den

sana selam var der. Bakar, ceplerine hiçbir şey yok. Kaftanını, cübbesini, paltosunu çıkarıverir. Çok kıymetli. Der ki Efendi, Hakkını helal et, yalan söyledim der. Biliyorum der Hz Mevlana, yalan olduğu için cübbemi verdim, gerçekten selam gönderseydi der, canımı verirdim der. Seveni, sevdiğiyle aldatırsın, onunla kandırırsın. Bir kimse neyi seviyorsa, ona kanar.

Bir erkek güzel elbiseyi seviyordur, kanar ona. Birisi gel sana bir takım elbise alayım der, onun peşine düşer, gider o takım elbiseyi ondan alır, onun borazanını çalar. Çok yemek yemeyi seviyordur, onu yedirerekten konuşturursunuz. Kadınlar kıyafeti çok severler, ver ellerine parayı, dolaşsınlar dükkan dükkan, en iyi adam odur. Nefsine uymuş bir kadın için. Nefsine uymuş bir adam için en iyi arkadaş, ona kılık kıyafet alandır. Nefis! Nefis neyi severse onunla kanar. Unutmayın bunu. insanlar, sevdikleri ile kandırılırlar. Peygamberle kandırırlar sizi. Haydi, Hz. Peygamber’e kurban keseceğiz derler. Siz harıl harıl paraları yatırırsınız. Ne için? Hz. Peygamber’e kurban kesilecek. Haydi derler, şunu şöyle yapacağız, kandırırlar. Hz Peygamber’i rüyamda gördüm. Dedi ki senden için bunu böyle yapsın. Harıl harıl kanarsınız siz. Bir kimse fakir fukaraya yardım etmeyi çok seviyor. Onu onunla kandırırlar. Gelirler ona derler ki bak fakirlere yardım edeceğiz, para ver bize. Sen verirsin kanarsın! Zekat toplayıcılar vardır. Çıkarlar zekat toplarlar. Getirin zekatlarınızı bize, bize verin zekatınızı. Ne yapıyorsunuz? Şöyle kurslarımız var, talebe okutuyoruz, böyle yerlerimiz var, şöyle yerlerimiz var veya şahıslar derler ki söyle işler yapıyoruz, siz onunla kanarsınız, verirsiniz. Adam gerçekten de göstermelik üç beş kişiyi umreye götürür. Parayı eline vermez o. Birkaç kişiye göstermelik bir şey yapar. Herkes bakar yapıyor ya verelim parayı ona. Kandırırlar insanları. Şimdi ramazan ya, dini duygular dorukta, atmacalar da dorukta, leş kargaları da dorukta, akbabalar da dorukta. Bakıyorlar öyle. Kimden ne alabiliriz diye. Akbaba! Alacak, yutacak, ütecek, silecek, süpürecek. Ne varsa yiyecek. Alacak götürecek. Allah muhafaza eylesin.

Sevdiği ile kandırırlar insanı, sevdiği ile! Nefsin neyi istiyorsan ona kanarsın. Mala düşkün, malla kanarsın, mevkiye düşkün mevki ile kanarsın, makama düşkün, makamla kanarsın. O makam seni kandırır. O mevki, seni kandırır. O mal, seni kandırır. Allah muhafaza eylesin ama aşık ancak maşukundan kanar. Aldatılır mı o da? O da aldatılır. Onun aldatılması da maşukundandır. O bakmaz. Bakmadığı için, kör olduğu için kandırılır. Aşık uyanık değildir. Aşık süper zeka değildir. Aşık fitne fücur düşünmez çünkü. Aşık masumdur. Aşık masum olduğundan dolayı, onu da maşuğuyla kandırırsın. Onun yanında iki Allah de, seni başında tac eder o. Onun yanında deki ya şeyhiniz ne mükemmel insanmış de, uçurur seni o.

Öbürkü de onu kandırdım der aman şeyhini iki övdüm, iki de Allah dedim yanında. Benim her istediğimi yapıyor der. O da ondan kanar. Doğru mu, elcevap doğru. işte hekim padişaha dedi ki filanca yerde bir kuyumcu var. Bunu ne yapıp getirmemiz lazım. Yol gösteriyor ona. Diyor ki ona, altınla, makamla, servetle kandır. Onu buraya getir. Devam edeceğiz inşallah. Hakkınızı helal edin.

El Fatiha maassalavat.

https://www.youtube.com/watch?v=Tnb_T8lOTlE&list= PLpNiKWHUSB_KF_8QYHQPSQIvh9VWfDcyl&index=32

Kaynaklar ve Referanslar

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 1 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-4-5 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Nefs, Şeyh, Kâbe, Dervîş, Tekke. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı