Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
“Tohum yerde gizlenir de o gizlenmesi bağın bahçenin yeşermesine se-
Hani en son, sırrı içinde tutmaktan bahsettiydik. Orada kaldıydık değil
mi? Sırrın gönülde kaldıkça, dileğin daha da tez meydana gelir dediydik.
“Peygamber, sırrını gizleyen dedi, tez muradına erişir, dileğine eş olur. Tohum yerde gizlenir de o gizlenmesi, bağın bahçenin yeşermesine sebep olur.
Altınla gümüş gizli olmasaydı, madenin içinde nerden gelişirdi? O he-
kimin söz verişleri, lütfedişleri, o hastayı korkudan emin etti.”
Hz. Mevlana Celaleddin-i Rumi hazretleri, mesnevisinde zaman zaman bir ayeti kerimeden iki kelime, üç kelime alıp oraya atıfta bulunur. Zaman zaman bir hadis i şerife atıfta bulunur. Konuyla alakalı bir kelime, iki kelime, üç kelimesini hadisi şerifin içerisinden cımbızda çeker, ayeti kerimenin içerisinden cımbızla çeker. O hakikat ilmine vakıftır çünkü. Hakikat ilmine vakıf olduğunda, ehli sufînin kendince tarzıdır, ayet i kerimenin içerisinden bir kelimeyi, iki kelimeyi cımbızla çekerler.
Hz. Mevlana Celaleddin-i Rumi hazretleri de cımbızla çekiyor.
“Peygamber sırrını gizleyen dedi, tez muradına erişir.”
Demek ki sırrını gizlersen, murada tez erişirsin. Derler ya gidecek olduğun yolu söyleme. Düşmanlar yolunu keser. Sen paranı pulunu çok konuşma. Hırsızlar yolunu keser. Sende kıymetli bir şey varsa, olur olmaz yerde o kıymetli şeyini gösterme. Haramiler gelir senden onu almaya çalışır. Hani güzeli örterler ya fitne çıkmasın diyerek, talibi çok olur. Güzel kadınlar
örtünürler. insanın gizli hazinesi olursa, onu saklar. Kilitleyecek yer arar. Aman hiç kimse görmesin der onu örter. Sende de bir hazine varsa, sen örtersin saklarsın onu. Sen de bir şey kıymetliyse, onu muhafaza edersin. Kıymetli muhafaza edilir, korunur. Bir şıp şıp terliktir, adam cimri değilse kapının önünde bırakır onu. Ne olacak ki bir lira iki lira tanesi. Kıymetli bir ayakkabı ise içeriye alır, ayakkabılığa koyar. Camilerde görürsünüz kilitli ayakkabılıklar vardır. Ben görürüm camide, adam gelir ayakkabısını oraya koyar kitler. Bir de cebine koyar kilidi. O kıymetli onun için. Adam alelade bir terlik giyiyorsa, caminin önünde bırakır, birisi de giyer gider zaten onu. Kıymetsiz çünkü o. Kıymetsiz bir şeyse, kapının önünde durur. Gelen giden alır onu. Hiç siz iyi bir koltuğu kapının önüne bırakanı gördünüz mü? Ama adam iyi bir koltuk alırsa, eski koltuğunu kapının önüne bırakır. Birisi alsın gitsin, hurdacılar diye. Hurda, işe yaramayan şeyler örtünmeye, saklanmaya, muhafaza edilmeye, korunmaya, sır tutunmaya ihtiyacı yoktur. Orada dışarıda tutuluverir.
Sır tutmak için, sırdaş gerek. Sırrını muhafaza edene sırdaş denir. Bir kimse sırrı muhafaza etmiyorsa, iyi sûfilerden olmaz. Bir kimse bir kardeşinin, bir arkadaşının sırrını koruyamıyorsa, o iyi dost iyi arkadaş değildir. Bazen küçük bir şey söylersin. O küçük söylediğin şeyi, ertesi gün dinlersin başka yerden. Kime söylemiştin, x kimseye. Bil ki o sır saklamıyor. Senden lafı alıp götürüp başkalarına götürüyor. Senden lafı başkasına götüren kimse nemmamdır. Laf gezdiren kimse! Laf gezdiren kimse, ibn i Mübareğe göre annesi babası belli olsa da damgalanmış onun bunun çocuklarıdır der. Sırrı muhafaza eden ise sırdaştır. Birisinin sırrını muhafaza et. Birisinin sırrını koru. Birisi sana güvenmiş, inanmış. Onu muhafaza et kendinde. Birisi sana bir hal arz etmiş. Sende kalsın o. Umuma aitse o, sen onu umuma ait olan analizi söyle.
Ne yaptı Huzeyfetül Yamani, münafıkların listesi kendisinde vardı. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri eğildi, onun kulağına bir şeyler söyledi. Sır verdi ve o ölünceye kadar Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri, filanca için münafık dedi demedi. Velilerin de böyle sırları vardır, analizleri vardır. Emin gördüğü inandığı bir kimseye bir ince not düşer. O ince notu, o bir başkasına anlatıyorsa, özel notu, o sırdaş değildir. O iyi sufi değildir. O temiz ahlaklı değildir. O şeyhe ram olmuş bir kimse değildir. O şeyhin sırrını başkasına anlatıyorsa, o nemmamdır. O gidip hemen üstadla helalleşip, tövbeleşip tekrar ahid yenikemesi gerekir. Çünkü hata etmiş. Neden üstatlar bunları söylerler? Üstad yol öğretmek için ona söyler. Der ki yirmi gün sonra böyle olacak. O bir yoldur, bekler onu Sûfi. Yirmi gün sonra, iki ay sonra, üç ay sonra, on ay sonra o tecelli eder. Onun
için bir sırdır o. Der ki böyle bir yol varmış demek ki. Böyle bir şey varmış, böyle bir şey böyle bir şeyin hükmü varmış. Ha demek ki bu sırdı.
işte kim sırrı saklarsa, murada erer. Üstâdın sırrını saklayan, Allah’ın sırrını saklayan, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sırrını saklayan, gönlündeki sırrını saklayan, murada erişir. Ama sır saklamayan nemruttur. Sır saklamayan haindir. Sır saklamayan vefasızdır. Sır saklamayan çürük tohumdur. O meyve vermez, o ağaç olmaz. Sır saklamayan o basittir. Kimisi sır saklamayı dille söylemek zanneder. ima etsen dahi sırrını ifşa etmişsindir sen. Anlatsan dahi, anlatmasan dahi çünkü anlatmanın şekilleri vardır. Kaş kaldırmak dahi bir şekildir. Bir göz süzmek dahi, bir şekildir veya böyle bir bıyık altından tebessüm etmek dahi bir şekildir. Anlatır o kimse. Sadece anlatmak dil ile olmaz. O yüzden sufilik, yüz yüzedir. Göz gözedir. Sûfilik karşı karşıyadır. Diz dizedir. Ben, üstâdımın, benim yüzüme söylediklerini kaale almışımdır. Bana telefonda bir şey söyler. Emredersiniz efendim derim fırsatı nı bulurum. Bir gün iki gün sonra giderim. Efendim bana böyle böyle demiştiniz. Ben onun mimiğinden onun çünkü halini yakalarım. Mimik anlatır, göz anlatır. Sadece dil anlatmaz. El kol anlatır. Hani bugünkü dilde vücut dili diyorlar ya. Sûfilikte o vardır. Bir şeyi böyle kaşı çatık anlatmak vardır, tebessüm ederek anlatmak vardır, ciddiyet vardır. Oturuşta dahi o kimsenin o meseleye vermiş olduğu değer çıkar meydana.
Sır saklanmak içindir. ifşa edilmek için değil. Sır içte tutmak içindir, anlatılmak için değil. Anlatan, ifşa eden, kaybeder. Allah imtihan eder insanı. Şeyhin dilinden küçücük bir şey sana gelir. Allah’ın imtihanıdır o. Bazen şeyh dahi, bunu neden söyledim der. imtihandır o. Hem şeyhin imtihanıdır, hem dervişin imtihanıdır. Sırrı saklamak gerekir. Saklamayan kaybeder, ifşa eden kaybeder, laf dolaştıran kaybeder. Senin içinde bir niyet varsa, o niyetinde sabit kal. Hakkaniyetini dahi ifşa etme. Samimiyetini dahi sabit tut içinde. Her ifşaattan zarar görürsün. Sır, saklanmak gerekir. Saklamak gerekir. Gördün, bekle yanlış görmüş olabilirsin. Dillendirme, sır yap. Duydun, bekle yanlış duyabilirsin. Bir daha teyit ettir. Eksik duyabilirsin. Bir daha teyit ettir. Yanlış görmüş olabilirsin. Bir daha teyit et. Sana farklı söylenmiştir. Teyit et. Duyduklarınızı söylemeniz, size yalan olarak yeter. Duyduğunu söyleme bekle. Bir mimik her şeyi ifade eder. O zaman sır saklamak gerek. Sırrı saklayan, makbuldür. Sırrı saklayan, kemale erer. Eksikliği örten kemale erer. Eksikliği kapatan, kemale erer. Eksikliği ifşa eden, batar. Eksikliği yapan, batmaz. Eksikliği ifşa eden batar. içki içen batmaz. Onun içki içtiğini yayan batar. içki içen, ‘Yarabbi’ der döner geri. Öbürkü yaptığınla kalır başbaşa. Hata işleyen batmaz. Hatayı ifşa eden, dolaştıran batar.
Eksik noksanlık davranan batmaz. O sırrı içinde tutmayıp ifşa eden batar. Sır, sadece birisinin gelip de senin kulağına söylediği değildir. Bu alemi sen sır bil. Gördüklerini sır bil. Duyduklarını sır bil. Yaşadıklarını sır bil. Bekle, anlatacağın zamana kadar. Ne zaman anlat dediler, o zaman anlatırsın. Yine insanların sırrını anlatamazsın. Şahıs söylemezsin. Şöyle bir olay oldu dersin. Bekle pişir içinde, onu içinde olgunlaştır, kemale erdir.
Bak altın bir günde kemale ermiyor. Diyor ki altın ve gümüş gizli olmasaydı, madenin içinde nereden gelişirdi. Eğer o olgunlaşmasaydı, meydana çıksaydı, insanlar onu olgunlaşmadan alıp eritmeye çalışırdı. Cenab ı Hak onu toprağın içinde sakladı, gizledi. Kayaların içerisinde sakladı gizledi. Kayaların içerisinde onu olgunlaştırdı. Sır haline getirdi. Bütün insanlar o sırra doğru koştu. Herkes altın toplamak için, altın madeni için uğraşıyor. Kolay para, kıymetli ama Cenabı Hak onu toprağın içerisinde sakladı, gizledi. Bak kömür madenleri var milyon milyar tonlarca. Türkiye’nin altı kömür madeni. Anadolu’nun ve o yukarı mezopotamyanın altı maden dolu. Kıyamete kadar bu ülkede, bu ülkeyi zengin ve refah edecek maden dolu. Yukarı Mezopotamya bölgesinde Anadolu’da dahil, Anadolu’da dahil burası eski Şam bölgesidir. Bu bölgenin altı, kıyamete kadar, bu memleketi, bu memleketin insanlarının torunlarının torunlarının torunlarını bırakın, bütün dünya insanlığını besleyecek bakacak maden dolu. Maden dolu, maden. Biz yeraltı zenginliğinin üzerinde yaşayan fukara milletleriz. Fukara milletleriz. Yer altında daha tespit edemedikleri, bulamadıkları, adını dahi bilmedikleri, o kadar enerji, o kadar maden, o kadar Cenabı Hakk’ın yarattığı nimet var ki adını dahi bilmiyorlar. Adını dahi tespit edemiyorlar. Küçücük böyle tırnağımın yarısının yarısının yarısı kadar bir maden ülkenin on günlük yirmi günlük enerjisini, elektriğini sağlayacak maden var Türkiye’de. Tırnağımın, serçe tırnağımın dörtte birinden fazla, böyle mikroskop gibi bir şeyler alıp koyuyorlar. Bu kadar bir şey, mikroskop gibi bir şey, böyle cımbız bile değil, mikroskop, küçücük bir şey, bir maden. Alıp koyuyor onu böyle bir fanus gibi bir şeyin içerisine, Türkiye’nin işte bir aylık enerji ihtiyacını karşılayacak bir şey. Bulunacak böyle bir şey. Bulunacak, bulunacak!
Bildiğiniz böyle ağaç gibi olacak ağaç, bildiğiniz ağaç. Bu, bu topraklarda yetişecek bunlar. Böyle ağaç gibi bir dalından domates, bir dalından salatalık, bir dalından patlıcan, bir dalından erik, bir dalından incir bir dalından kestane bir dalından evet yaz kış bütün meyve hepsi de bir ağaçtan toplayacak. Var! Öyle yağmura mağmura suya muya ihtiyaç olmayacak böyle getirecek şırınga. Elde, damara şırınga batırılıyor ya, böyle ağaca şırınga edilecek, cıt bir damla. Bütün ağaca yetecek hepsi. Daha diyeceğiniz ki ya bu cennet mi? Evet onun gibi bir şey, sır sır! Bunu kafir cinliler, kafir cinliler bunları
Ruslara Amerikalılara söylüyor. Bununla alakalı Rusya’da, Amerika’da, israil’de, kurulmuş hususi, hususi kurulmuş, bunlarla uğraşan, bunlarla uğraşan, bunlarla iştigal eden hususi insanlar var. Kafir cümlelerle irtibat kuruyor, nerede ne var onları öğrenmeye çalışıyorlar. Siz zannediyorsunuz ki veliyullahların işi sadece din anlatmak. Allah’ın sırrını saklamak, gizlemek! Uğraşıyorlar. O kafir cinlilerle, müslümanların arasında cinli taifesini kullanıp onların kafalarını, akıllarını yok etmek isteyenler var. Cinni taifesinin saldırısına maruz bırakıyorlar insanları. Mü’minler bundan emin olacaklar.
işte sır altın ve gümüş toprağın içerisinde saklı olmasaydı olgunlaşmazdı. Küçük çocuk, erik canı ister. Eriğin olgunlaşmasını bekler mi? Yok. Kapının önünde bir erik ağacı düşünün. Daha olgunlaşmadan, olgunlaşmadan, çocuklar eriği sıyırıp atarlar. Öyle yapmazlar mı? Çocuklar olmadı taş atarlar değil mi, eriğin dalını, budağını da kırarlar. Neden? Çocuk için o erik kıymetlidir. Olgunlaşmadan yiyecek. Benim anneannemin evinde, onların çocukluğundan kalma bir dut ağacı vardı. Nasıl söyleyeyim, bu tekke kadar, Hacı Mehmet, bu tekke kadar var mıydı dalları, budakları? Vardı. Değil mi, yani çardak onun altındaydı. Dışarıda vardı değil mi bu tekke kadar vardı herhalde değil mi, vardı. Bir dut ağacı düşünün, bu tekkenin yeri kadar dalları, budakları. Altında çardak. Yaz geldi mi dedem çardakta yatıyor kalkıyor şehrin içerisinde, eski Bayındır’da. Şeyin, yastığın altı, kasatura, bıçak, satır, tabanca, tüfek ne varsa şeyin altında. Ne o? Yastığın altında. Oradan geçecek olan bir kimse, bin bir sefer öksürmesi lazım. Dedem çünkü görmedi, patlatır. Öksürecek, öksürecek, öksürecek, öksürünceye kadar, orada bahçenin duvarının dibinde, köşesinde, duracak.
Ses gelirse geçecek, öbür türlü dolaşacak ya, yol uzayacak. Dedem canı isterse kim o? Mehmet emmi, ben filanca. Kendini tanıtacak. Tamam, geç! Yoksa güüüm diye çakarpatlamazın patladığını görür adam. Dut böyle ya, çocuk daha olgunlaşmadan gelip yemeğe çalışırlar. Anneannem çocuklara der, evladım olmadı daha çocuğum gidin ama çocuk aklı, olgunlaşmadan aşağı indirecek. Sır, saklanmak ister. Çocuk olgunlaşmayanı düşürür aşağıya ama o erik ağacı bahçenin içinde olursa, bahçe sahibi onu muhafaza eder. Bahçe sahibi, onu korur. Der ki daha olgunlaşmadı, bekleyin. Oraya kimse koyun katamaz. Oraya kimse, aaa erik ağacından bir tane düşürelim diyemez. Bahçenin sahibi orada. Dedem orada öhö dediği zaman duruyor ortalık. Bahçenin sahibi yoksa, olgunlaşmadan eriklerin sıyrıldığını görürsünüz. Erikler sıyrılmakla da kalmaz, dalının budağının da kırıldığını görürsünüz. Bir dahaki seneye meyve vermediğini görürsünüz. Çünkü dal budak kırılır. Bir zeytinliğin sahibi yoksa, zeytinliği ayrık otları sarar. Deliceler sarar.
Aşılı zeytin, delicenin altında boğulur, kalır. Oysa aşılıdır o zeytin ama deliceler sarar onu. Delice hızla büyür. Çünkü şeytani şeyler hızlı büyür.
Şeytani duygular hızla büyür insanda. Şeytani vesvese, hızla her tarafı sarar. Şeytana müsaade edildi mi ortalığı deliceler sarar. Delice de meyve verir, acıdır meyvesi. Delice zeytinden sofralık zeytin olmaz. Delice zeytinden yağ da düzgün olmaz. Asidi yüksek olur, yakar adamın boğazını. Delice zeytinden bir tek sabunluk olur, o dahi acıdır. Gözüne kaçsa, gözünü acıtır senin. Şifa bulmaz insan ondan. Bizde delice zeytini yağhanede sıkma olarak bırakılır. Yağhaneciye verirler onu. Yağhaneci onu sıkar, yağını alır. Kaç kilo yağ çıktı, on kilo. Senin sıkma parandan düşer. Kime satar onu? Anlamayanlara satar. Hacı Mehmet’in babası dayım gider, zeytini ilk tırnağına damlatır, bakar. Olmadı içer. Siz zeytinyağını içmezsiniz. Bizim orda zeytin alacak olan hemen bardağın dibinden bir şey içer, fincanın dibinden bir içer. Bakar nefasetine, kokusuna bakar. O yağın acılığına bakar, asidine bakar. Haa derki kendi kendine hiç gerek yok ağız tadına uygun. Bizde sıfır asit yoktur. Yemez kimse sıfır asit. Sıfır asit yağ, yağ değildir. Kokusu yok, rengi yok, hiçbir şeysi yok, posası yok, süzülmüş, süzülmüş, süzülmüş, herşeyi gitmiş. Nefasetsiz o. Bize nefaseti olacak biraz. Kokusu zeytin kokusu olacak. Rengi zeytinyağı olacak. Altın sarısı değil, yeşile kaçacak biraz. Biz aldığımızda onun tadını alacağız. Pırıl pırıl, bes berrak. Yok kardeşim öyle, öyle değil. O inceden zeytinin kokusunu, zeytinin rengini alacak o. Bu aşılı, güzel bakılan bahçenin, güneş gören bahçenin yağı makbuldür. Pussa, güneş görmemişse pişmemiştir o zeytin. Onun yağı düzgün değildir. O biraz kırağa çalacak. Biraz güneş vuracak o bahçeye. Onun yolu pişkindir.
Dervişin dehası öyledir. Biraz güneş çarpacak onu. Biraz kırağı çarpacak onu. Biraz susuz kalacak o. Biraz süzülecek o. Etrafındaki deliceler alınacak, güzelce dibi çapalanacak onun, güzelce dibine gübrelenecek o. Zamanı geldiğinde aralanacak, budanacak. Meyvacılar beni iyi anlar. Ondan sonra o çiçekler de ayıklanacak. Çok çiçek tutar, asıdır o. Ası olan ağaç çok çiçek tular. Ası olan kovan, çok arı toplar. Habire oğul verir. O asıdır, çalışkandır orası. Onların çiçeklerini yolarsınız, koparırsınız. Neden? Ağaç çok otu olan çiçeği kaldırmaz, meyveyi kaldırmaz. Elek çalışır. Herkes derviş olmaz. Olsaydı, her sohbeti dinleyen derviş olsaydı, burada size yer kalmazdı. O diyecek o hoca sert, bana uygun değil, öbürkü diyecek ki ya bırak deli dembelek konuşuyor. Öbürkü diyecek ki ulan ne kadar arabası olduğunu o bilmiyormuş, öbürkü diyecek ki ne kadar parası olduğunu bilmiyormuş. Birileri teneke çalacak, birileri de o tenekeden dolayı ürkecek gidecek. Kargayı tenekelerle ürkütürsün. Doğanı, teneke ile ürkütemezsin. Kargaya iki teneke çal, iki tane iskelet koy oraya ürktü gitti. Her tekkenin bir teneke
çalıcısı vardır. Kargalar uçsun diye. Her tekkenin bir iskeletoru, bir kuru kafası vardır. Gelirken o görür kuru kafayı kaçar gider. Ürkütücüleri vardır. Neden? Gizli orası, saklı. Saklı gizli! Olgunlaşacak, olgunlaşacak, pişecek.
“İşte o hekimin söz verişleri, lütfedişleri o hastayı korkudan emin etti.”
O hekim, öyle konuşacak. Öyle söz verecek. Öyle anlatacak. Hasta ehil ise kalbi mutmain olacak, gönlü hoş olacak. Diyecek ki tamam, şimdi aradığımı buldum. Burası! Şimdi beni iyi edecek olan hekimi buldum, burası diyecek. Teslim olacak, kalacak. Her söz veren kimsenin sözüne güvenilmez. Ama öyle söz verişler vardır. O, sözün canı gibidir. O sözün ruhu gibidir. Öyle bir söz veriş olunca, insan orada kalır. Allah bizi onlardan eylesin. Amin. 180. beyitten devam edeceğiz.
El Fatiha maassalavat.
Kaynaklar ve Referanslar
- Video Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=MY5xeAsmMyM
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 1 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-4-5 • Tasavvuf Vakfı Yayınları