Mesnevi Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 170-175. Beyitler Şerhi

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 1 • 27/55

170-175. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

“Hangi mahalle diye sordu. Kız Köprübaşı semtinde, Gatfer mahallesinde dedi. Hekim tezce hastalığın sebebi nedir anladım; seni kurtarmada büyü gibi hünerler göstereceğim. Sevin, tasalanma; emin ol ki yağmur yeşilliğe ne yapıyorsa ben de sana onu yapacağım. Senin gamını ben yerim, sen gam yeme; seni yüzlerce babadan daha fazla esirgerim ben. Sakın ha sen sen ol, bu sırrı kimseye söyleme. Padişah senden bunu soruşturur, pek arar, araştırır amma sen gizle. Sırrın gönülde kaldıkça dileğin daha da tez meydana gelir dedi.”

Bu kelimelerin üzerine yani baştaki bu, Köprübaşı semti, demek ki böyle bir semt var. Köprübaşı, bir köprünün başı. Bu sırat köprüsü olabilir. Bu hayat köprüsü olabilir. Bu yanlışlıkla eksikliğe gidilecek olan yolun başı olabilir. Bu o esnaya ne kadar yaşamış olduğun hayatın bir dönüm noktası, bir şeyin başı olabilir. Bazen hastalıklar, yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bazen yanlışlıklar, eksiklikler, noksanlıklar yeni bir sayfanın başlangıcıdır. Bir rahatsız olur o kimse, iki üç gün yatar ya. Başı ağrır,kulağı ağrır, midesi ağrır. Bir rahatsızlık yaşar. Evinde üç dört gün yatar, sıhhatin faydasını kıymetini görür. Der ki sıhhat büyük hazineymiş. Bazen insan bir problem yaşar, evinde nimetlerin kıymetini bilir. Bazen insan bir yokluk yaşar, varlığın kıymetini bilir. Onda bir hikmet vardır. O yüzden olaylara bakarken, hikmet gözüyle bakın. Ondan bir hikmet çıkarın. Ondan bir hisse çıkarın. Ondan bir tecrübe çıkarın. Ondan bir bilgi çıkarın. Ondan kendinize bir resim çıkarın. Dönün sonra o resme tekrar bakın. Dönün sonra o bilgiye tekrar bakın. Muhakkak, ondan bir şey çıkarmanız gerekir. Ondan bir şey çıkarıp

not almazsanız, hayatı boş boş yaşarsınız. Geçmişte yaşadıklarını gözünün önünden geçir. Geçmişte yaptıklarını, gözünün önünden geçer. Nerelerde hatalar yaptığını anla. Nerelerde eksiklikler yaptığını anla. Ondan kendine bir ders çıkar. Ondan kendine bir hikmet çıkar. Hayatı hayvanca yaşama. Ot gelip, saman gitme. insansın, insanı kamil olarak bu dünyadan göç. insansın, Allah’ın halifesine yakışır bir şekilde bu dünyadan göç. insansın, mümin olarak son nefesini vererekten ben bu dünyadan göçmeye gayret et. O zaman yaşadıklarını not al. Yaptıklarını not al. Günlük hayatını not al.

Sufi anlık hayatını not alır. Ben bir saat önce ne yaptım, ben yarım dakika önce ne yaptım, ben bir an önce ne yaptım. Ayy, bir an önce Tevhid çekmemişim. Az önce boşa geçmiş be! Ben o esnada ne işle meşguldüm? Eğer iaşeni temin etmek için bir işle meşgul iken Allah’ı zikredemediysen, o işle iştigal etmen zikirden sayıldı. Bir namazdan, bir namaza niyet ettin. Ortasında da günah ı kebair istemedin. ibadetten sayıldı. Öbür türlü, gaflete düştün. Her anını, her dakikanı, her saniyeni ibadetle geçirmen gerekir. ibadet ediyormuşsun gibi yaşa. ibadet içindeymişsin gibi yaşa. Namaz kılarken, gıybet ediyor musun? Namaz kılarken yalan söylüyor musun? Namaz kılarken iftira ediyor musun? Namaz kılarken içki içiyor musun? Namaz kılarken kumar oynuyor musun? Namaz kılarken zina ediyor musun? Namaz kılarken bir kalp kırıyor musun? Namaz kılarken bir gönül incitiyor musun? Namaz kılarken bir fitne çıkarıyor musun? Namaz kılarken annene babana asi oluyor musun?Namaz kılarlen Allah’a şirk koşuyor musun? Devamlı namaz! Devamlı namazda olmak bu. Günlük hayatını namaz kılıyormuşcasına yaşaman. Namaz kılarken gözlerini füldür feyc dolaştırıyor musun? Hayatı namaz kılıyormuşcasına yaşamak!

işte diyor ona sordu. Köprübaşı’nda! Hayatı Köprübaşı’nda gör. Hayatı köprünün başında görürsen, yolunu seçeceksin çünkü. Yol ayrımındasın, her an kendini yol ayrımında gör. Her an kendini yolun başında gör, köprünün başında gör. Köprüden geçip geçemeyeceğin belli değil. Dingildeyip düşüp, cehenneme gidebilirsin. Elinde senedin yok, köprüden dosdoğru geçeceğine dair. Düşersen cehenneme gideceksin. Düştüğün an cehennemliksin. Bir hata ettin, cehenneme düştüğün an! Yalan söyledin, gıybet ettin, dedikodu ettin, fitne çıkardın orta yere kan gövdeyi götürdü. Sen cehennemlik amel işledin. Köprünün başında gör kendini her daim.

‘Hekim, tezce hastalığının sebebi nedir anladım’. Hekimler, hastalıklarının sebeplerini anlarlar. Mürşitler, veliler hastalığın sebebini bilirler. O kimseyle konuşurlar, konuşurlarken ona nazar ederler. O kimse onun önünde durunca, ona nazar ederler. Veliler, o nazarla müritlerin üzerindeki yanlışlıkların, eksikliklerin gitmesi için onlar için dua ederler. Hani sahabe dedi

ya. Hanzala, Hz. Ebubekir efendimize dedi. Dedi ki Ya Ebu Bekir, Hz. Peygamberin huzurundan çıkınca, ben dedi perişan oluyorum. Sanki kafir olmuş gibi oluyorum. Bende de aynı şey oluyor dedi. Yürü gidelim, kendisine soralım. Geldiler. Hz. Ebubekir efendimiz dedi ki Ya Resulallah, Hanzala da böyle böyle oluyormuş. Ben de de oluyor. Dedi ki buradaki halinizi dışarıda da tutmuş olsanız, meleklerin kanatlarını sizin altınıza açtığını görürdünüz!

Şimdi burada herkes çok iyi, canhıraş beni dinliyorlar, canhıraş beni de değil, Allah sohbeti dinliyorlar. Dışarı çıkınca ne olacağız? Köprübaşı’nda gör kendini. Kendini disipline et ve o hekimlerin huzurunda durmaya gayret et. Cenab ı Hak, peygamberine dedi. ‘Sen o tövbe edenlerle beraber dur. Onlarla beraber ol.’ Hud Suresi. Başka bir ayeti kerimede ‘sen o zikredenler ile beraber ol. Nefsini buna zorla. O zaman mümin, salihlerle beraber olacak’ dua ediyoruz ya. Ya Rabbi, bizi salihlerle beraber eyle. O zaman sen o salihlerin sofrasında otur. O salihlerin halakasında otur. O salihlerin yolunda otur. O salihlerle beraber olmaya gayret et. O salihlerle hem gönül beraberliği kur, hem fiziki beraberlik kur. Yoksa kurt seni kapar. Kurt ne? Şeytan!

Şeytan seni kapar. Şeytanlaşmış insanlar seni kapar. içkiye götürürler, kumara götürürler, anarşiye götürürler, teröre götürürler, haksızlığa götürdüler, yakmaya götürürler, yıkmaya götürürler seni, insanları öldürmeye götürdüler, insanları katletmeye götürürler, devleti yıkmaya götürürler seni, darbeye götürürler seni.Bilmezsin! Eline bir silah verir birisi, eline bir flama verir birisi, eline bir taş verir birisi, eline bir sopa verir birisi, eline bir viski şişesi verir birisi. Nereye gittiğini bilemezsin. Şeytan gözünü örter senin, göremezsin. Ne yaptığını göremezsin. Sarhoş eder seni. Aklını başından alır senin. Seni kendine getirmez. Öyle nefsine düşersin, öyle nefsine düşersin, öyle nefsine düşersin. Hz. Peygamber’i katletmeye gidersin! Öyle nefsine düşersin, kendi kardeşini katledersin. Habil gibi! Yol göstericin, karga olur senin. Yol göstericin karga olur. Yol göstericin, hüdhüd kuşu olmaz. Kiminin habercisi hüdhüd kuşudur. Kiminin habercisi kargadır. Sen salihlerle beraber ol. Bak hani yedi uyuyanlar diyoruz. Ashab-ı Kehf. Cennete girecek olan tek hayvan, ashab-ı keyf’in köpeği. Allah dostları ile beraber oldu, it dahi cennetlik oldu. Allah dostlarının kapısında yattı. Cenneti kaptı. Başka hayvan yok cennette. Dünyadan gidecek olan tek hayvan var.Kim? Ashab ı Keyf’in kapısında yatan it, köpek! Cennete gidecek salihlerle beraber ol. Onlar hastalıkları tedavi ederler.

Canın sıkılır biraz. Ya bunu bana söyledi. Gördün mü bana laf attı, gördün mü bana taş attı. Ha bak! Bu sohbet banaydı. Neden bana söyledi ki! Daha ne istiyorsun. Keramet görüyorsun işte. Oturduğun yerden senin hastalığına şifa söylüyor. Keramet! Allah, onun üzerinden bir keramet sudur

ettirdi. Kör, onu da görmüyor. Bu lafı bana söyledi! iyi sana söylemiş işte. Birisi geldi, ben bir daha gelmeyeceğim sohbete. Neden dedim ben. Dedi şeyh efendi habire bana söyledi dedi. iyi oğlum dedim. Daha ne istiyorsun. Nasıl yani dedi. Lan oğlum, bir şeyhten dedim keramet bekliyorsunuz. Öyle değil mi? Evet. Aha sana keramet dedim. Şeyh efendi ne söylediyse sana mı söyledi? Evet. Vallaha da o veli, billaha da o veli, bak dedim. Kaldı! Ne istiyorsun daha dedim keramet olarak? Senin hastalığına merhem sürmüş.

Veliler, hastalığa merhem sürerler. Salihler hastalığa ilaç verirler. Hastayı anlayan onlardır çünkü. Sen bilmezsin gizli hastalıkları. Şeytan olmadık yerden girer sana. Görünmezden girer. Şeytan sana, aaa cambaza bak cambaza, der. Sen cambaza bakarken, şeytan girer, yapacağını yapar. Şeytanlaşmış insanlar da onu yapar. Cambaza bak der, girer senin içine. Şeytanlaşmış devletler de onu yapar. Cambaza bak der, girer senin içine. Karıştırır senin içini dışını, karıştırır! Onu görmezsin sen. Şeytan senin gözünü örter. Şeytan senin kalbini örter. Neden? Sen devamlı zikir halinde değilsin. Devamlı zikir halinde olmuş olsaydın, şeytan senin kalbini örtmeyecekti. Devamlı zikir halinde olsaydın, şeytan senin gözünü örtmeyecekti. Devamlı zikir halinde olsaydın, kulağını şeytan senin etmeyecekti. Devamlı zikir halinde olsaydın, şeytan senin elini ayağını bağlamayacaktı ama sen devamlı zikir halinde değilsin. Senin kalbinde zikrullah yerleşmemiş. Kalbinde zikrullah yerleşmediğinden, ‘baktığında müminin ferasetinden korkunuz’ feraseti yok sende. Sende devamlı zikrullah yerleşmediğinden, kalbin senin içinden fitne geçiyor, fücurluk geçiyor. Kalbin senin çıfıt çarşısı oluyor. O yüzden şeytan seni allak bullak gösteriyor. Seni karanlığın içerisinde dolaştırıyor seni. Seni aydınlığa doğru yükseltmiyor. Onun karanlığı aydınlık. Onun aydınlığı karanlık. Şeytan sana bir aydınlık bir şey gösteriyorsa bil ki orası karanlıktır. Şeytan sana karanlık bir şey gösteriyorsa, bil ki o aydınlıktır. Muhalefet et şeytana, nefsine muhalefet et. Nefsine muhalefet et. Gözünle gördün mü? Hayır. inanma. Kulağınla duydun mu? Hayır, inanma. Ya filanca söyledi. Filancanında şekline şemaline şeytan girer, gelir söyler sana.

Cebrail Aleyhisselam dıhye suretinde geldi ya. Cebrail aleyhisselamın dıhye suretinde geleceğini inanıyorsun da şeytanın başka bir kimsenin suretine girip, sana gelip söyleyeceğine inanmıyor musun? Bu nasıl iman! Hadis i şerifler var. Cinni taifesi gelip, hurmalardan yiyecekti ya. Demek ki hadis-i şerif var. ihtiyar insan suretinde, Hz. Ali efendimizin önüne geçti. Hz. Ali efendimiz, canhıraş sabah namazına yetişmek için koşuyor. Sağdan geçecek, o sağa geliyor. Soldan geçecek, o sola geliyor. Sağdan geçecek tekrar sağa geliyor, soldan geçecek tekrar sola geliyor. Hz. Peygamber sallallahü

ve sellem hazretleri, rukuya eğildi Allahu ekber dedi .Rukuya gitti, rukuda durdu. Hz Ali efendimiz o esnada bir sağdan geçeceğim, bir soldan geçeceğim diye uğraşıyor. Nereye gidecek? Camiye. Nereye yetişecek? Sabah namazının farzına. Sabah namazının farzını cemaatle kılmak bütün dünyadan ve dünyadakilerden daha hayırlıdır dedi. Hayra koşuyor Hz. Ali efendimiz. Öyle hayra koşarken seni bırakmaz şeytan. Bırakır mı?

Senin önüne bir sürü alavere dalavere çevirecek, engel koyacak. Bak, Hz. Ali efendimizin önüne, ihtiyar bir kimse olarak çıktı. Hz. Ali efendimiz edeb etti, geçemedi onu. Camiye girdi mescide, baktı ki cemaat rukuda. Allahu ekber dedi. Rukuya geçti. Sübhane rabbiyel azim dedi. Allahu ekber dedi. Hz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri rukudan kalktı. Namaz bitti. Sordular Hz. Peygamber Efendimize sallallahü ve selleme. Ya Resulallah, rukuda çok uzun durdunuz bugün. Dedi ki Cebrail Aleyhisselam geldi. Kanatlarıyla benim üzerimi bastı. Beni rukudan kaldırmadı. Rüku esnasında kim namaza geldi dedi. Hz. Ali efendimiz, ben Ya Resulallah dedi. Niçin geç kaldın ya Ali dedi. Önümde bir ihtiyar vardı dedi. Onun kim olduğunu biliyor musun Ya Ali dedi. Hayır Ya Resulallah dedi. (Pardon!) Allah ve Resulü daha iyi bilir Ya Resulallah dedi. O şeytan azazildi ya Ali dedi. Seni namaza geciktirmek için, yetiştirmemek için önüne geçti.

Şeytan kandırır seni. Hayra koştutturmaz, şeytan aldatır seni. Doğruya koştutturmaz. O yüzden o hekimin önüne git otur. O hekim şeytan hastalığını bilir. O hekim, o şeytan hastalığından geçmiştir çünkü. Şeytanın nereden vuracağını bilir. işte o hekim de baktı cariyeye. Cariyeye sorular sordu. Cariyenin hastalığını tesbit etti, tahlil etti ve dedi ki senin hastalığını iyileştirecek olan benim. Sana öylesine iksirler sunacağım ki sana bu büyüymüş gibi gelecek. Ne dedi Ebu Cehil, Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine? işte senin büyücü olduğunu şimdi anladım dedi. iksiri gördü. Ay ikiye bölündü. Dedi ki işte şimdi büyücü olduğuna inandım. Sen bir büyücüsün. Hekimin isabet etti ya! isabet ettiğinde mümin olanlar, bu hekimden keramet gördüm dediler. Şifa gördüm! Mü’min olmayanlar, bu bir büyücü der. Mü’min olmayan ne der? Bu büyücü, bu boş safsata. Bu boş konuşuyor. Bu normal konuşmuyor. Bunu mu dinliyorsunuz, delinin teki, büyücünün teki, cahilin teki.

“Senin gamını ben yerim, sen gam yeme; seni yüzlerce babadan daha

fazla esirgerim ben.”

Senin gamını kederini ben taşırım, senin hastalığını ben üzerime alırım. Bu, sufilerde edeptir. Sufiler bir hastanın başına gittiğinde, Yarabbi şu kardeşimin hastalığını bana ver, ona şifa ver, bu hastalığı ben çekeyim. Dua ederler. Gider sufi bir arkadaşının yeri, işi bozuk. Ya Rabbi, bu kardeşin iş

bozukluğu ben yaşayayım da bu kardeş yaşamasın. Bunun işini asân eyle. Kardeşlikte hat safadır bu! Senin gamını ben yerim, senin hastalığını ben çekerim, senin sıkıntına ben katlanırım. Ben sana kızmam, ben sana darılmam, ben sana gücenmem, ben seni ötelemem, ben seni itmem, ben seni kakaklamam, ben seni ikinci sınıf vatandaş gibi tutmam. Bir baba evladını ayırır mı? Ayırmaz. Ben sana baba şefkatinden daha şefkatliyim diyor hekim. Babam diyor evlatlarını ayırırır. Hangisi ona daha fazla tebessüm ediyor, hangisi ona daha yakın, ona maldan fazla koyar ama der ben baban gibi de değilim. Ben senin canına can olurum. Ben senin kanına kan olurum, ben senin derdine derman olurum.

Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri ne dedi? Ben size babanızdan daha yakınım dedi. Aç kalan, açıkta kalan borçlu olan, dertli olan gelsin dedi bana. Babalık o. Soğan babalığı değil, liman babalığı da değil. Manevi baba! Hekim dedi ki senin gamın da senin kaderin de benim olsun. Yağmur nasıl her şeye can verirse, sana da can vereceğim Allah’ın izniyle. Yağmur nasıl yeşertirse, sen de yeşereceksin ilahi aşkla. Dirileceksin. Sakın ha, sen sen ol bu sırrı kimseye söyleme. Sakın ha, bu manevi sırları ifşa etme. Olmayacak yerlerde konuşma. Anlamayacak yerlerde konuşma!

Sen bu sırrı gönlünde tut, bu sırrı içinde tut. Sen bir hedefe koşacaksan, o hedefin sırrını içinde sakla. Kimselere söyleme ki menziline çabuk kavuşacaksın. Sen kimselere anlatma ki hızla şifa bulasın. Kem gözle bakan çok olur. Eteğinden asılan çok olur. Çelme takan çok olur. Paçandan çeken çok olur. Kendini sakla biraz. Kendini biraz gizle. Erken öten horozun kafasını keserlermiş. Erken ötme, vaktin saatin gelince ötersin sen. Vaktin saatin gelince koşarsın sen. Vaktin saatin gelince uçarsın sen. Uçmak için yuvadan uçmayı bekle. Senin kanatların çıkınca uçururlar seni yuvadan. E sen kanatların çıkmadan yuvadan kendini atarsan, kediye köpeğe yem olursun sen. Sen yuvadan ayrılma.Yuvadan kanatsız tüysüz uçmaya kalktın. Üç kuruşluk kedi öper seni. Sen yoksa dersin, ben bu kediye yem olacak insan mıydım. Sen aslanlara bile yem olmazdın ama sen kendi kendini kanatsızken uçurmaya kalktın. Seni aslan dahi tutamazdı. Aslan, doğanı tutabilir mi? Aslan ormanlar kralı. Doğana cortlayamaz. Ama daha doğan doğan olmadan, tüysüzken; daha doğan doğan olmadan kanatsızken atarsa kendini yuvadan, kedi yer onu. Kedi yer kedi. ifşa etme. Sakin ol, sabırlı ol. Yoksa kedilere yem olursun. Yerler seni çıtır çıtır. Doymaz bir de yiyince daha. Küçücük gelirsin ona ama sabredersen, doğan olursan sen padişaha layık olursun.

iyi doğan, padişaha layıktır, padişahın kolunda gezersin. iyi doğan olursan, padişahın omuzunda gezersin. Harika bakarlar sana. Harika beslerler seni. Sen padişah kuşu olursun. Kimse yan gözle bakmaz sana. Bir padişahın

omuzunda gezmek var bir de kediye yem olmak var. Erken uçarsan kediye yem olursun. Sabreder beklersen, padişahın kolunda dolaşırsın. Padişahın kolunda! Sen padişahın kolunda dolaşmaya layık ol. Bekle, sabret. Eğitimden geç. Hemen senin padişahın koluna koyacak değiller ya. Ya? Eğitecekler. O eğitimi bitireceksin. O eğitimi bitirdikten sonra, seni padişahın huzuruna çıkaracaklar. Diyecek ki eğitici, ey haşmetlim, senin koluna layık bu doğan. Bu sana avlar getirir, harika. Tüyüne dahi zarar vermez. Bu sana avlar getirir, harika. Bununla ümle aleme övünürsün, cümle alem senin kolundaki doğana bakar. Ava çıkan padişahın kolundaki doğana bakarlar. Padişaha değil. Avlanan padişahtır ama avı getiren doğandır. Doğan ne kadar kıymetli ise o kadar iyi av getiririr. Hiç kimse, doğan avlandı demez. Ya? Padişah av partisi düzenledi, ava çıktı, kolunda bir doğan vardı ki bakmaya kıyamazsın. Padişah doğanı olursan, süslerler seni. Çıngıraklara bezerler seni. Kanat vuruşun ayrı güzel olur. Uçuşun ayrı tatlı olur. Konuşun, ayrı güzellikte olur. O zaman bir yerden göçmek ne güzel, bir yere konmak ne güzel dersin. Her gün konar göçersin, her gün ayrı bir aleme gösterir seni, her gün ayrı bir alemde avlandırır seni. Sen padişah doğanısın, semalarda dolaşırsın. Padişah doğanısın. Padişahın mülkü sana helal olur. Padişah doğanısın sen ne tarafa uçuyorsun diye kimse sormaz sana. Sen sabırlı ol. Hekimin tavsiyelerine uy, hekimin terbiyesine uy. Doğan ol da padişahın koluna kon, bekle sabret ve dinle. Hekimi dinle, dinle ki kanatsız tüysüz kedilere yem olma.!

‘Sırrın gönülde kaldıkça, dileğin daha da tez meydana gelir dedi.’ Demek ki sırrı gönülde tutmak gerek. Sırrı gönülde tutarsan, dileğin tez olur. Sırrı gönülde tutmaz, diline vurur, sabahtan akşama kadar lak lak lak lak lak herkese sırrı anlatırsan, (hiç benim evimde hazine var diyeni, duydunuz mu?) bir günde hırsızlar helak ederler orayı. Bir fısıltı duyulsa, filanca mezarda hazine varmış denilse, mezarı yıkarlar öyle değil mi?Sen sırrı tut. Sırrı tut! Gönlünde tutmazsan hazineni bırakmazlar seni. Allah muhafaza eylesin.

El-fatiha maas selavat.

https://www.youtube.com/watch?v=89iUJFs238s&list= PLpNiKWHUSB_KF_8QYHQPSQIvh9VWfDcyl&index=30

Kaynaklar ve Referanslar

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 1 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-4-5 • Tasavvuf Vakfı Yayınları