Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
Geceniz hayırlı olsun inşallah. Cenab-ı Hak ömrünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı yılınızı ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Cenabı Hak cümlemizi hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hakkın peşinde koşanlardan eylesin. Batılı batıl bilip batılla mücadele edenlerden eylesin inşallah. 1325’ten inşallah devam ediyoruz.
“Ey ahmak! Kendine saldıran o aslan gibi sen de kendine saldırıyorsun. Ahlakının künhüne erişir, hakikatini anlarsan o adam olmamazlığın senden olduğunu bilirsin.”
insanoğlunun en büyük sıkıntısı; insanın kendi kendine yaptığı, kendi kendine verdiği zarardır. insan aslında bir başkasına zarar veriyormuş gibi görünürken aslında kendine zarar verir. Tabi en büyük zulüm de birinci derecede insanın kendisine yapmış olduğu zulüm. O yüzden ayet-i kerimede, Talak suresi; ayet 1: ‘Bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa şüphesiz kendine zulmetmiş olur. Bilemezsin. Olur ki Allah sonra yeni bir durum ortaya çıkarır.’ Demek ki burda zulmün en önemli kısmı, bir kimsenin Allah’ın sınırlarını açması ile alakalı. Yani kim Allah’ın sınırlarını, Allah’ın hududunu, Allah’ın hukukunu aştı, en büyük zulmü kendisine o yaptı. O yüzden bir kimse haramları terk etmiyorsa haramların içerisinde yaşıyorsa, Cenab-ı Hakkın emirlerini yerine getirmiyorsa nefsiyle mücadele etmiyorsa o önce kendi kendisini zulmetmiş oldu. Kendine zulmetti yani. E tabii ayet-i kerimelerde Cenab-ı Hak Kuran-ı Kerim’de çok yerde böyle insanın kendisine zulmettiğinden bahseder. Kendi kendisine zulmedip kendi kendisine kötülük etmekten bahseder. Bunun en önemli örneklerinden birisi
de malum atamız Âdem ile alakalıdır. Âdem aleyhisselam da yaklaşmayın, yemeyin dediği meyveyi yiyince onlar da dua ederlerken kendi kendilerine zulmettiklerini itiraf ettiler. Araf Suresi ayet 23’te Âdem’le eşi Havva, onların dilinden Cenab-ı Hak söylüyor: ‘Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz’ diye. Demek ki zulmün başlangıcı, insanın kendi kendine zulmünün başlangıcı Âdem’den başlıyor. Âdem Aleyhisselam cennette yaklaşılmayan denilen meyveye yaklaşınca ve yaklaşılmayın denilen bölgeye yaklaşınca, değişik bu konuda rivayetler var ya, o zaman hani böyle hem menkıbelerde geçer, hem tefsirlerde geçer, hem bir kısım hadis-i şeriflerde geçer, o yaklaşma denilen meyveyi yiyince Âdem Aleyhisselamla Havva annemiz birbirlerinin cinsel organlarını görmeye başladılar. Bu sefer cinsel organları görülmeye başlayınca utandılar. Yani cennette de bu sefer cennet halkı da onlara bakmaktan utandı hatta ağaçlar onlardan utandı, bütün her şey utandı. Bir rivayette incir yaprağı alıp işte edep yerlerini örtmeyi düşündüler. Büyük bir utanç yaşadılar. Hatta bazı rivayetler var yani Âdem Aleyhisselam’ın cennette üzgün bir şekilde koşuşturduğuna dair rivayetler var. E tabi bunlar değişik rivayetler amma velakin Kuran-ı Kerim bize Adem’in de eşiyle beraber kendi kendilerine zulmettiklerinden bahsediyor. O zaman demek ki biz Kur’an ve sünnete kendimiz sımsıkı yapışmazsak en büyük zulüm bizim için birinci derecede o. Aynı şekilde hani Musa’nın kavmiyle de alakalı var ya, ben böyle hemen birkaç tane ayeti kerime çıkarayım, ölçü olsun istedim bu beyitlere. O normalde hani Musa aleyhisselam Tur-i Sina’ya halvete çekilince kırk gün, malum o halvetten geri döndüğünde; işte halvete çıkmazdan önce de Harun’un, kardeşi Harun’un halife tayin edilmesini istiyor o da. Harun halife tayin ediliyor. Harun da aynı zamanda bir peygamber. Ona peygamberlik de tebliğ ediliyor ama döndüklerinde malum Samiri bir tane bu şeyden altından bir buzağı yapıyor.
Şeytan onun içine girip ses çıkarıyor. Ses çıkarınca hemen Yahudiler dinlerini bırakıp o altından buzağıya tapınmaya başlıyorlar. Burda tabii işin başka bir boyutunu da parantez açıp orayı söyleyelim, çıkalım burdan. Altından buzağı! Altın, meta, insanoğlunun hep kendi iç dünyasında tapındığı bir şey olmuştur. Dünya tapınılır, makama, şana şöhrete toplanılır. işte o günkü Yahudiler de altından buzağıyı görünce onu bir ilah addedip ona tapınmaya başladılar. Bugün de inanıyoruz diyenlerin dünya metaına, dünyaya tapındıkları gibi. Onlar böyle tapınınca Musa aleyhisselam çok kızdı. Musa aleyhisselam çok böyle tabiri caizse rivayet edilir ki Allah’tan gelen o Tevrat’ı, yazdığı levhaları, kızgınlıkla yere attığı söylenir ve bu sefer de o da dedi ki kavmine ‘Ey kavmim! Sizler buzağıyı ilah edinmekle kendinize
zulmettiniz.’ Yani bir kimse o zaman dünyaya tapınmakla ne yapmış oldu? Kendine zulmetmiş oldu. Bir başkasına değil, birinci derecede kendine zulmetti. Demek ki ayeti kerimelerde Rabbim bu tip meselelerde insanın kendi kendisine zulmettiğini yani dinin dairesinin dışına çıkanların, kendi kendilerine zulmettiği, nefsine uyanların kendi kendilerine zulmettiğine dair ayeti kerimeler var.
O yüzden normalde birisine biz sövüyor olmuş olsak aslında biz kendimize sövmüş olduk. Çünkü birisine bir kötülük yapmış olsak yine biz kendimize kötülük yapmış olduk. O zaman insanın kendi kendisine zulmetmesini düşündüğümüzde Kur’an ve sünnetin dışında Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin öğretisinin dışına çıkan bütün herkes, birinci derecede kendi kendine zulmetti. Namaz kılmayan kendi kendine zulmetti, oruç tutmayan kendi kendine zulmetti, işte örtünmeyen kendi kendine zulmetti, ne bileyim işte dersi bırakan kendi kendine zulmetti, bir nefis mücadelesi vermeyen kendi kendine zulmetti, yoldan sapan kendi kendine zulmetti, eşini dövdü kendi kendine zulmetti, çocuğunu dövdü kendi kendine zulmetti, birisine bir kötülük yaptı aslında gerçekte kendine kötülük yaptı, bir başkasına değil ve sufilerde bu öğreti meşhurdur. Yani birisine sen bir kötülük yaptın, bir yanlışlık yaptıysan sen kendine yaptın. iyilik yaptıysan da kendine yaptın. Bakın bir başkasına iyilik yaptın, bunu da kendine yaptın. Her şey dönüp dolaşacak seni bulacak, senin önüne gelecek. O yüzden ayet-i kerimede de: ‘Sizin önünüzde sizin yaptıklarınız vardır.’ Başka bir şey değildir. Siz iyilik tohumu ektiyseniz iyilik ağacından iyilik meyvesi yiyeceksiniz. Siz kötülük tohumu ektiyseniz kötülük ağacından kötülük meyvesi yiyeceksiniz. Başka bir şey yapmayacaksınız. Yani buğday ekip de buğday ekip de arpa almak yok. Buğday ektiysen buğday alacaksın, arpa ektiysen arpa alacaksın. Allah bizi iyilerden eylesin.
“ Aslan; başka bir aslan gibi görünen şeklin, kendi aksinden ibaret ol-
duğu kuyu dibinde zahir oldu.”
Yani aslan normalde kuyunun içerisinde, kendi suretini gördü. Kendi suretini avlamak için aşağı indi ama kendi suretini gördüğünde kuyunun içerisinde anladı. Kuyu ne? Heva ve heves çukuru. Kuyu ne? insanın nefsinde, nefsine düştüğünde tabiri caizse cehennemdeki kuyulardan bir kuyu, öyle düşünelim, cehennem kuyusu gibi. Nefsine uyanlar, heva ve heveslerine uyanlar, Kur’an ve sünnetin dışında olanlar, bir gün gelip o kuyunun içerisine girecek. Hani bizim toplumumuzda meşhurdur ya gayya kuyusu. Gayya kuyusu, aslında diğer cehennem kuyularının tövbe ettiği kuyudur. Gayya kuyusu! Buraya kimler atılır. Buraya ümmetin içinden zina edenler atılır. Hadis-i şerifte diğer kuyular diğer vadiler gayya kuyusunun azabından
günde yetmiş kez Allah’a sığınırlarmış, cehennemin diğer kuyuları. Şimdi hani gayyaya kadar yolun var derler ya yani ümmetin gireceği en kötü yer. Ümmetin gireceği en kötü yer. işte normalde bir kimse nefsine uydu, şeytana uydu, heva hevesine uydu, kendince Kur’an ve sünnetten saptıysa bu avlamak için kuyuya kendisini atan aslan gibi sen de gayya kuyusuna kendini atacaksın. Kendi ellerinle atacaksın.
Birisi seni gayya kuyusuna itmeyecek, senin yaptıkların neticesinde sen gayya kuyusuna kendi ellerinle kendini atacaksın. Enteresan bir şey, aslında cezalandıran Allah ama o cezaya koşan insanın kendisi. Cezalandıran Allah. Ben bunu tarif ederken burda bir ateş var. O ateş yanıyor. Orda da bir cennet bahçesi var. Sen o ateşe gitmekle cennet bahçesine gitme ihtiyarı sana ait. iyi ameller işlersen cennet bahçesine gideceksin, kötü ameller işlersen cehenneme gideceksin. Yani sen kötü ameller işlerken cennete gitme hayali kurma. Sen iyi ameller işlerken de cehenneme gitme korkusu yaşama. Bu ameline güvenmek değil. Hiçbir kimse iyi ameline güvenmesin, eyvallah ama Allah da zalim değil. Sen iyi amel işlerken senin kulağından tutup da cehenneme atacak bir zalim Allah yok. Bunu böyle de idrak etmeyin. Zaman zaman hani bu tip mevzular olduğunda yani işte son nefesimizden emin değiliz. Biz son nefsimizden emin değiliz ama bugünkü yaşadığımızdan eminiz. Biz şimdi az önce üç elif miktarı uzataraktan zikrullah yaptık, üç tevhit vurduk. Dört bin günahı affolur, diyor bir kimse böyle zikrederse, cemaat halinde kim zikrederse af olunmuş olarak kalksın diyor. Bizim de ümidimiz burdan. O zaman iyi amel işleyip ümit etmek müminin kendince hakkı. Kötü amel işleyip de cennet ümit etmek bu saflık, ahmaklık. Allah muhafaza eylesin. işte herkes o mahşer yerine çıktığında, kendi resmi ile karşılaştığında, gayya kuyusuna düştüğünü o zaman anlayacak. Gel, o zamana kalmadan, şimdi, gayya kuyusuna düştüğünü kendine bir ayna bul, öğren.
“Bir zayıfın dişini söken, o ters gören aslanın işini işlemektedir.”
Yani sen bir zayıfa zulmettiysen bir zayıfı ezmeye kalktıysan sen de aslan gibi o gayya kuyusuna düşeceksin. işçinin emeğinin hakkını vermezsen onu kovarsan ona güç gösterisinde bulunur, seni döverim söverim deyip de işçinin hakkını vermeden kapının önüne koyduysan sen gayya kuyusunu bekle. Sen birisine zalimlik yaptıysan, aldattıysan, kandırdıysan, gayya kuyusunu bekle. Sen, kadın erkek hiç önemli değil, eşler birbirine zulmettiyse gayya kuyusunu bekle. Sen çocuklarına zulmettiysen gayya kuyusunu bekle. Sen hanımına küfrettiysen kocana hakaret ettiysen sen çocuklarına küfür ettiysen kötü davrandıysan çocuklar da anne babasına kötü davrandılarsa herkes gayya kuyusunu beklesin. Hatta gayya kuyusunu görsün şimdiden
daha. Yani o zaman sen bir acize gücün yetti diye zulmediyorsan veyahut da sen bir sûfiye bunlar nasıl olsa bir şey yapamaz deyip zulmediyorsan veya sufiler topluluğuna zulmediyorsan gayya kuyusunu bekle, sen uzağa gitme. Sen zayıfı, kimsesizi, arkasında güç kuvvet olmayanı, arkasında siyasi bir güç yok, devlet gücü yok, herhangi bir güç yok, sen onun üzerinden buldozer gibi geçiyorsan adaletsiz davranıyorsan gayya kuyusunu bekle. Kendine yapıyorsun. Bir gün bununla yüzleşeceksin. Ben hatta bunların dünyada olduğuna inanırım. Dünyada olur da o farkına varmaz. O çünkü kibir deryasına dalmıştır, dünyada başına gelenlere ayıkmaz o. Sarhoş olur o. Nasıl sarhoş hiç bir şeyden haberi olmaz, insanların bir kısmı zulüm sarhoşudur. Zulmettikçe zulmeder, zulmeddikçe zulmeder, sarhoştur o. O zulüm sarhoşudur, haram sarhoşudur. Haramdan harama geçer, haramdan harama geçer. Nefse uymak böyle bir sıkıntılı bir şeydir. Ona birisi dese ki sen nefsine uyuyorsun o ona da ters yapar. Ona birisi nasihat etmeye kalksa nasihat edene de ters yapar. Ona git bak, dinin âlimi odur, en fazla din alimi odur, en fazla dini bilen odur, en fazla sûfiliği bilen odur, en fazla dervişliği bilen odur. Ondan başka daha fazla bilen yoktur. Ondan başka ahkâm kesen yoktur. Bir de islam toplumunda bu çok fazla vardır. Yani islam toplumunda bu çok fazla vardır.
Kim anlattıydı bilmiyorum. Bir Almanın birisi Türkiye’de dolaşırken tarlada çiftçilik yapıyor bir adam, arabasını durdurmuş çağırmış onu, memleketin halinden sormuş. Bu bir başlamış siyasete girmiş. Ondan sonra devlet yönetiyor yani. Ona sormuş. Bu buğday demiş kaç günde çimlenir? Ben bilmem beyim demiş. işte şu ne olur? Ben bilmem beyim. Bu ne olur? Ben bilmem beyim. Önündeki çiftçiliği bilmeyen adam, devlet yönetmeye kalkıyor. Demiş ki bu ülke kalkınmaz, bu ülke olmaz. Sebep? Yani bu hepimizde var bakın. Bu hepimizde var. Yani biz oturuyoruz, evini yönetemeyen bir kimse devlet yönetmeye kalkıyor. Evini yönetemiyor, eşini, çoluğunu çocuğunu sevk edemiyor ama devlet yönetiyor o veyahut da mesela doktorların çıldırdığı şey. Gidiyor hasta doktora, internetten baktım diyor. Bu böyle olmalı, diyor. Ben bekliyorum şimdi orda, şeye gittim Doruk’ta bir Özhan hoca vardı gitti mi orda mı bilmiyorum şimdi. Bir gün ona ziyarete gittiydim. Sonra o da oraya geçti. Önceden o şeydeydi, SSK’daydı, öyle yanına gittim. Bir şey konuşuyor, hasta diyor ki ben onu internette okudum, böyle böyle diyor. Şimdi bir bana bakıyor, aslında ona kaynayacak o, benden dolayı kaynayamıyor. En sonunda dayanamadı. Ya be kadın dedi. Madem internetten her şeyi öğreniyorsun daha ne yapmaya buraya geldin dedi. Neyse tabi çıktı, dedim hocam, bizim en büyük problemimiz bu dedim. En büyük problemimiz bu.
Herkes, her şeyde ahkâm kesiyor dedim. Bu bütün insanlığın derdi bu zaten, sıkıntısı. Heva hevesine uyunca her şeyi o biliyor, ondan başka bilen yok. O sağlık problemi ise doktor kesiliyor. Söz konusu olan vergi ise maliyeci kesiliyor, söz konusu olan devlet idaresi ise ne var gündemde? Dışişleri var. Dışişleri bakanı oluyor. Ne var gündemde? içişleri. iç işleri bakanı oluyor. Ne var gündemde? Başkanlık. Cumhurbaşkanı oluyor. Sıkıntı değil, aynı anda bir bakmışsın adam ekonomist kesiliyor veya televizyonda şeyciler var ya televizyona çıkıp da tartışma programına girenler, böyle maaşlı, memur maaşı gibi her programda onlar var, bakıyorsun işte bilmem kim, güvenlik. Uzmanlığı ne? Güvenlik. Ne konuşuluyor? Ekonomi. Ya ekonomi ile güvenliği nasıl bir yere sıkıştırdınız? Ne konuşuluyor? Adalet. Adaletten konuşacaksa beş tane hukukçu getir oraya. Beş tane hukukçu konuşsun, maddeler üzerinde tartışsınlar. Ama yok! Bir bakıyorsun o tırnak içerisinde o güvenlikten bilirkişi orda adalet konuşuyor veya ne konuşulacak. Din. Bir bakıyorsun hiç alakası olmayan ekonomistin birini çıkarmışlar, din konuşuyorlar. Ya ekonomiyle, dinle, hiçbir şey bilmiyorsan diyanet denilen diyanetsizlerden iki tane adam getir onlar bari konuşsun. Yani adam en azından yirmi tane konuşursa on beşi sağlam olur. Onların içlerinde de sıkıntılılar var da böyle ayet inkâr eden hadis inkâr eden, e araştır onları da bir bak hangisi hadis inkâr ediyor? Şu. Onu çıkarma. Hangisi ayet inkâr ediyor? Şu. Onu da çıkarma. Hoş televizyonlar onları daha fazla revaçta tutuyorlar, sansasyonel haber oluyor ya! Yani, televizyona çıkman için zaten bu hadisleri at kenara diyeceksin. Tamam, seni zaten baş tacı ediyorlar, problem yok ama herkes her şeyi bilmesi işte bu nefsi gayya kuyusuna götürüyor. O kitap da tanımıyor, o peygamber de tanımıyor, o bir meselenin uzmanını da tanımıyor. Allah muhafaza eylesin ve o kimse zayıfları eziyor. Bunlar siyasette var. Bunlar devlette var. Bunlar partilerin içerisinde var. Bunlar dergâhlarda var, tekkelerde var, dini toplulukların içerisinde var, var. Yani zayıfı eziyor. Bir dini topluluk düşün, aynı hatayı zengin de yapıyor, fukarası da yapıyor, zengine seslenmiyor, fukarayı görmüyor! Veya bir topluluk düşün, zenginlerin oturduğu alan ayrı! Veya bir topluluk düşün zenginler ayrı sohbet ediyor, zulmediyorlar! Veya bir topluluk düşün yani orada sadece zenginlerin, parası olanların sözü geçiyor örneğin! Veya bir topluluk düşün, geliyor zengin, bakıyor, ulan bu fukaraların içerisinde ne işim var benim diyor, çekip gidiyor, zulmediyor! Kime? Önce kendine zulmediyor. Allah muhafaza eylesin.
O yüzden ama o hani bir fakire fukaraya zulmeden, birisine haksızlık yapanla alakalı da hadisi şerif: ‘Ümmetimden gerçek müflis şudur. Kıyamet gününde namazını, orucunu ve zekâtını getirir, bu arada başkasına sövmesi, zina iftirasında bulunması, kan dökmesi ve başkasını dövmesi ile ilgili kötü
amelleri gelir. Bunlara karşılık iyi amelleri, hasenatı verilir. Borçları yani kul hakları bitmeden iyi amelleri tükenir. Alacakların hataları kendisine yükletilir ve ateşe atılır.’ Kime yaptı? Kendine yaptı. O kendince burda zayıfın dişini söktüğünü düşündü, kendince zulmetti, kendince zalimlik yaptı. Benden başka kimse yok dedi ama ne yaptı. Kendine yaptı. O mahşer yerinde ne olacak? Onun iyilikleri alınacak, varsa o zulmettiği kimseye verilecek. Kendisi de ateşi boylayacak. Rabbim cümlemizi muhafaza eylesin inşallah.
“Ey başkasının yüzünde kötü bir ben gören! Gördüğün kendi beninin aksidir, ondan nefret etme. Müminler birbirinin aynasıdır. Bu haberi peygamberden rivayet etmediler mi?
Sûfiler bu hadis-i şerifi çok kendilerine ölçü edinirler ya. Hani hadis-i şerif nedir? Ebu Davud da geçer hadis-i şerif: ‘Mümin müminin aynasıdır.’ Mümin müminin aynasıdır, eyvallah! Ama mümin müminin de kardeşidir. Hadis-i şerif devam eder: ‘Mümin müminin kardeşidir.’ ihtiyaç duyduğunda onun geçimini temin eder, zarardan ziyandan korur ve arkasından da gıyabında da elinden geldikçe onu savunur. O zaman normalde biz şimdi birinci derecede bir de burda da bazı hatalar var. Bunları da anlatacağım inşallah. Birinci derecede birisinin hatasını, kusurunu gördüğümüzde ne yapacağız biz? Diyeceğiz ki bu bizde muhakkak vardır. Tövbe edelim ki Cenab-ı Hak o yüzden bunu bize gösterdi. Bu kimin işi? Bu bütün Müslümanların işi, Bir Müslüman, bir sufi, bir kardeşin de görmüş olduğu hatayı, birinci derecede kendisine bakacak, kendini analiz edecek. Diyecek ki ben bunu işliyor muyum, ben bunu yapıyor muyum? Bunu işleyip yapıyorsa diyecek ki bu bana dersti, tövbe edeyim. Yok kendisinde yok, kardeşinde var. Bunu böyle örnekliyorum şimdi işte ne yapıyor? Birisi böyle galiz küfürler yapıyor, orta yere küfürlü konuşuyor veya bir başkasına küfürlü konuşuyor. O kimse önce kendisine bakacak, ben küfürlü konuşuyor muyum? Küfürlü konuşuyorsan yanında ki kardeşine küfretme deme hakkına sahip değilsin. ‘Ey iman edenler, yapmadıklarınızı başkalarına tavsiye edicilerden olmayınız. Ya olduğunuz gibi görünün ya da göründüğünüz gibi olunuz’, ayeti kerime. O zaman bir hata, bir kusur, bir yanlışlık, bir günah, bizim kendi nefsimizde var ise bizim kardeşimize nasihat etme kardeşimize bunu tebliğ etme hakkımız yok.
Hani meşhur ya bir kadın çocuğunun kucağından tutmuş gelmiş imam-ı Azam’a, ya koca imam demiş, senin sözün geçerli olur, bu çocuk demiş bal yemiyor, zayıfladı gitti, kurudu demiş. Buna demiş nasihatte bulunsan da demiş, bu bal yese. Olur demiş bir ara sen yine bana uğra. Kırk gün geçmiş. Kırk gün geçtikten sonra o kadın tabii bir haber bekliyor, böyle bakıyor, ediyor, çatıyor. Kırk gün geçiyor, geliyor diyor ki hani bir çocuğuma
nasihat edecektin. Çocuğa dönmüş demiş ki evladım, bundan sonra bal ye emi demiş. Kadın demiş imama bu kadar mı? Bazen bana da böyle diyorlar. Ben imam-ı Azam değilim ama mesela birisi bir şey söylüyor, tevhide devam et diyorum ben? Bu kadar mı diyor. Hani o devasa bir şey bekliyor senden. Yani ben sanki peygamberim haşa, yani ona böyle devasa bir şey söyleyeceğim! Yani diyorum Musa da böyle demişti. Musa dedi ki tevhidime devam et, bunu herkes söylüyor dedi Musa aleyhisselam. Musa’ya dedi ki ya Musa, sen tevhidimi hafife mi alıyorsun, küçümsüyor musun? Bütün varlığı, yarattıklarımı bir kefeye koysan tevhidimi bir kefeye koysan, tevhidim ağır gelirdi.
Veyahut da birine diyorum, böyle böyle, işte tevhide devam et, ben onu çekiyorum ki diyor. Hani bu şuna benziyor. Sahabe geldi, hastalığından bahsetti. Ona dedi ki bal şerbeti iç, bal şifadır. Ertesi gün geldi, bal şerbeti içiyorum ama geçmedi, dedi. Bal şerbeti iç, dedi. Bir daha geldi. E yine geçmedi, dedi. Allah Resulü dedi ki bunun karnı yalancı, bal şifadır, dedi. Kur’an şifadır, dedi. Bal şerbetine devam et, dedi. Üçüncü gün gitti. Yine bal şerbeti içti iyileşti. Karnı yalancı dedi. Yani sen bal şerbetine Hz. Peygamber(s.a.v), şifa demiş. Sen inanaraktan o bal şerbetini iç, senin karnına şifa. Kuran şifa. Sen inanaraktan istersen ihlas oku, şifa. Sen inanaraktan besmele oku, sadece besmele. Küçümseme yalnız. Küçümseme! Senin kolun ağrısa bismillahirrahmanirrahim desen kolun iyileşir. Küçümseme ama inanaraktan yap bunu.
Hani var ya sahabeden normalde üç kişi, böyle dağda bayırda dolaşıyorlardı. Müşriklerden birisi mecnun oldu, birden kafayı kırdı. Aklı gelip gitmeye başladı. Dedi ki içinden bir tanesi ben dedi sana okurum. Sana şifa da olur ama dedi koyun alırım, altı tane koyun. Tamam dedi. Sahabe oturdu, o mecnun, kafası gitmiş olan müşrike Fatiha’yı okudu. Adamın kafası yerine geldi. Altı tane koyunu aldı. Öbür yanındakiler dedi ki bize de vereceksin. Mal girince kavga çıkıyor. Mal var orta yerde, ganimet var orta yerde, kavga çıkıyor. Müslümanların en büyük handikapı bu. Malın, paranın olduğu yerde kavga çıkıyor. Mal para yoksa kavga gürültü yok ama mal varsa kesin kavga çıkıyor. Bunlar bir atıştılar, altı tane koyun, üç tane sahabe; peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin önündeler. Anlattılar durumu. Allah Resulü ona dedi ki ne okudun? Fatiha’yı okudum ya Resulallah dedi. O zaman dedi ki Fatiha şifadır her derde. Bakın, Fatiha-i Şerife her derde şifadır. Otur oku. Çocuğuna oku, hanımına oku, kendine oku, etrafına oku. Oku Fatiha’yı, oku ya! Oku, şifadır ama inanarak oku! inanarak oku ama oku! Dosdoğru oku, inanarak oku, şifadır. Allah Resullü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dedi ki Fatiha şifadır. Bakın müşriğe
okuyor, müşriğe. Fatiha’nın sırrına bakın. Bildiğiniz müşrik. Ya biz müminiz, Müslümansız. Yani bizim kendimize okumamız düşünün artık, ne kadar etkili ve tesirli olacak ama etkili mi bizde? Yok. Neden? Biz çok afedersiniz ama Bayındır diliyle yalan yapcak okuyoruz. Biz suretten okuyoruz, siretten okumuyoruz. Siretten, içerden hakiki bir şekilde okusak şifa olacak her şeyimize bizim, bereket olacak, lütuf olacak, ikram olacak.
Hani Hz. Ali efendimiz mahkemenin önünde bir avuç toprağı aldı, üç ihlas bir Fatiha okudu. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin ruhaniyetini vesile etti, yedi altın olsun dedi, toprak altın oldu. Sahabeler geldiler, şurdan aldı, burdan aldı, herkes bir avuç toprak, yedi altın, olmuyor kimsede. Dediler ya Emire’l Mü’minin. Olmuyor! Ağız Ali’nin ağzı değil, dedi. Ağız Ali’nin ağzı olsa olacak zaten. E o zaman Fatiha da şifa. En sonunda zaten geldi koyunlar, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri birer tane koyun onlara verdi. Üçü de beytülmalın, dedi. Neden? O adam Fatiha’yı zembille indirmedi kendine, Fatiha ümmetin. Böylece ne yaptı? Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Fatiha’nın şifa olduğunu teyit etti. işte mümin müminin aynasıdır. O zaman müminde bir kusur gördün, önce kendi nefsine vur. Kendi nefsinde yok ise o kardeşine nasihat et. Sebep? O kardeşinin hakkı bu. Müminin mümin üzerindeki hakkı, kendisine nasihat edilmesi. Mümin müminin aynasıdır. O zaman normalde mümin nefisle mücadele edecek, eğitilecek, terbiye edilecek ve mümin noksanlıklarını tamamlayacak. Bunun için de ne lazım? Onun eksik ve kusurlarını, noksanlıklarını tebliğ edecek bir mürşit lazım. O hayvan nefis kime itaat edecek? Hele şimdi bu ara hani ne o? Liberalizm kültürü dini hayatımızı sarmışken, hiç kimse kendisine bir şey tebliğ edilmesini istemiyor. Birine doğru git diyemiyorsun. Onun bireysel özgürlükleri var. Allah muhafaza eylesin.
Söylüyor ya bana karışma, siz bana karışamazsınız. Çocuklar anne babalarına söylüyorlar bunu. Ben özgür bir bireyim. istediğimi yapabilirim. Sen bana karışamazsın. Evet, anne baba çocuğuna karışamaz, eşler birbirlerine karışamaz, mürşit müridine karışamaz, zakir derviş kardeşine karışamaz, çavuş derviş kardeşine karışamaz. O arkadaşı, o ona karışamaz, sen bana karışamazsın, o karışamaz, bu karışamazsın, şu karışamaz, devlet karışamaz, okul karışamaz, eğitim sistemi karışamaz… Kimse karışamaz! Kim karışacak sana? Kimse karışmayacak. Ne yapacaksın? Şeytanın peşinden gideceksin. Şeytanın karışmasına açık. Heva hevesin karışmasına açık. Şeytanlaşmış beyinlerin karışmasına açık. Şeytanlaşmış insanların karışmasına açık ama müminin karışmasına açık değil. Kadın erkeğe erkek kadına karışmayacak. Nasihat etmeyecekler birbirlerine iyiyi, doğruyu, güzeli, hayırı, hasenatı. Anne baba çocuğuna karışmayacak. Çocuk kafasına göre bir
hayat yaşayacak. Bütün herkes bangır bangır bağırıyor, sen bana karışamazsın! internette o şaklaban birkaç tane işte ne diyorlarsa onlara, ‘Sizin özgür hakkınız, kimse size karışamaz.’ Karışamazsın! Eşcinsel mi olacak, lezbiyen mi olacak, kadın sevici mi olacak, erkek sevici mi olacak, erkek erkeğe ilişkiye mi girecek, kimse karışamaz! istediğinden bir çocuk mu peyda edecek? Edecek, kimse karışamaz. Evli karı koca adam istediği gibi bir hayat yaşayacak, kimse karışamaz. Kadın istediği gibi bir hayat yaşayacak, kimse karışamaz. Adam evde, yan odaya başka bir adam daha alacak, kimse karışamaz. Birey özgürlüğü var. Hadi bir karışın. Hadi bir karışın, kaldırsın telefonu, evden uzaklaştırmayı verdirsin sana. Hadi bir karışın. Evet! Hadi, anne baba çocuğunuza karışın hadi. Hadi 18 yaşını doldurmuş bir çocuğunuza karışın. Doldurmamış olana da bir karışın. Kaldırsın telefonu şikâyet etsin, haydiiii Çocuk Esirgeme Kurumu’na gitsin, çocuğun gittiğini gör, devletin senden alıp Çocuk Esirgeme Kurumu’na verdiğini gör sen. Hadi bir karışın! Karışamazsınız.
Evet, biz nenni bebek nenni, uyu yavrum uyu, uyuyoruz biz hep beraber. Bu kanunu nasıl çıkarırız demiyoruz hiç birimiz de. Ondan sonra sövüyoruz boyna! Memlekete sövüyoruz, bilmem neye sövüyoruz, şikâyet ediyoruz. Kardeşim bu kanun çıkarılırken gittin mi millet meclisine? Ben dâhilim buna. Yok! Herkes bu bizden iyi kanun çıkarırız diyor, alkışlıyor, karışamazsınız. Çocuklarınıza karışamazsınız, ailelerinize karışamazsınız, erkekler eşlerinize karışamazsınız, kadınlar kocalarınıza karışamazsınız! Özgür, herkes özgür birey oldu. Evet! Ya din bu hakkı bize veriyor, din veriyor! Hangi din? islam dini. Bu memleket islam diniyle mi idare ediliyor da sen islam dini, bu hakkı bana veriyor diyorsun? Nerden çıkardın sen bunu? Sakın bunu orda burda da konuşmayın. Cumhuriyet savcısının önüne çıkarsınız. Toplumun düzenini, laik demokratik sistemden teokratik sisteme çevirmeye meyletmek! Anayasal düzeni bozmaktan, anayasal düzeni yıkmaktan bir girdi mi mahkemen bitmez, cezaevlerinde sürünürsün. Öleceğin zaman dışarı çıkarırlar seni. Dışarda ölsün diye, içerde ölürse daha da sıkıntı olur diye. Vardı ya bir tane IBDA-C’li, neydi adı? Mirzabeyoğlu, Salih Mirzabeyoğlu. Cezası kesinleşti mi? Hayır. Eline silah mı aldı? Hayır. Tank, top, tüfek mi aldı? Hayır, hayır! Ne? Dergi çıkardı. O yüzden karışamazsınız, bir şey de diyemezsiniz. Sakın ha şunu demeyin. islam’a göre bu benim hakkım. Değil! Değil! E şimdi böyle olunca böyle bir şey var ortalıkta gündemde. Bireyin temel hak ve özgürlükleri diyorlar ya birey tamamiyetle hür. Evet, kimse karışamaz! Bazen zaman zaman diyorum ya şuraya karşı, boşluk bir yerde burda erkek erkeğe cinsel ilişkiye girse karışamazsınız. Tabii, apartmanınıza böyle bir adam taşınsa, yani bildiğiniz apartmanda fuhuş
yapsa, karışamazsınız. Karışamazsınız. Asla! Evliyseniz boşanma hakkınız var. Onu da ne diyeceksiniz. Yani adam eve kadın getiriyor, arkadaşımı getirdim dese yine bir şey yapamazsınız. Bireye karışılmıyor!
Şimdi öyle olunca, şimdi sufilerde nasıl oldu da bunca karışamazsının içerisinde, sufilere de bir şey diyemiyorsun. Sen bir arka halakaya geç, adam küsüyor. Ne yapmaya karıştın sen ona ya veya ilahi söyleyemiyor, benim gibi sesi sıkıntılı, ya sen ilahi söyleme diyorsun, küsüyor ne yapmaya karıştı bana diyor, ne yapmaya susturdu, ne yapmaya öte git dedi, ne yapmaya, yok bu sohbeti sen bana söyledin, küstüm tü yansın. Yazıyor, Efendim, dün akşamki sohbette beni kastettiniz herhalde, ben dersimi bırakayım mı? E bırak bırakacaksan diyorum ben, yok öyle demek istemedim. Ya yazdığın önümde, yazdığın önümde! Ha tamam, hazret bundan sonra nerden alınacaksa söylesin, sohbetlerimi ona göre ayarlayayım diyorum. Önüne gelen kuttusül ruh hazretleri oldu. Yani sohbet edeceğimiz zaman düşüneceğiz! O mu alınacak bu mu alınacak şu mu satılacak bu mu küsecek bu mu darılacak! Yani düşünebiliyor musunuz? Bu hale geldi. Ya çok rahat bir şekilde dün akşamki sohbette beni kastettiniz, ben işte şöyle miyim ben böyle miyim? Allah Allah! Diyorum, bu topluluğun en alınganı benim, benden daha fazla alıngan olan bir kimse olmayacak diyorum ben, benden daha fazla herkes alıngan! Evet, hepinizi kastediyorum. Hepinizi kastediyorum. Tüm nefsine uyanları kastediyorum. Nefsine uymayan varsa içinizde bir tane, buyursun çıksın, derse de ihtiyacı yok onun, sohbete de ihtiyacı yok. Yok, o nefsine uymuyormuş çünkü. Yani nefsinize uymayın da diyemeyeceğiz.
işte ben otuz beş yıldır sigara içmeyin derim, bir sohbette sigara içmeyin dedim, ben üzerime alındım bana mı dedin! içme o zaman öyleyse, madem alındın üzerine, içme. Alın, üzerine alın, içme. Ben üzerime alındım içmedim. Üzerine alındıysan, üzerine alınmak şu: Ben sohbetteyim, sohbette şeyh efendi hazretleri sohbet ediyor, bu ağız Allah dedi mi bu ağız dedi Allah dedi mi yalan söylemez, yemin etmez, gıybet etmez, dedikodu etmez, haram yemez, şunu yapmaz, bunu yapmaz, sanki herkesin içerisinde bana bakar gibi sigarada içmez dedi. içimden dedim ki bıraktım efendim size, söz veriyorum. içimden dedim ki bıraktım efendim dedim, söz veriyorum. Bu dedim Mustafa Özbağ sözü. Bende bir şey vardır, replik vardır bende, ben Mustafa Özbağ sözü dedim mi kafa kelle gitse ben ordan geri dönmem. Dedim bu Mustafa Özbağ sözü, söz veriyorum. Tamam bitti, ben bir daha elime, dudağıma sigara almadım. Öyle ben sigara tiryakisiyim demesin kimse, günde iki buçuk paket içiyordum ben. Ayy ya işte hocam, sen hiç tiryaki oldun mu? Bakıyorum ben şimdi buna. Bir de insanlar kendi kendilerini böyle çok önemli, tiryaki, çok önemli gayrimeşru yaşıyor. Ayy
o böyle çok yaşamış o. Bakıyorum, yok yapıyorum şimdi, ne oldu hocam diyor tamam mı? Bakıyorum da diyorum ben şimdi böyle çok hızlı yaşıyorum diyenler diyorum ben benim arkamdan diyorum ben bırak nalı, çivisini bile toplayamazlar diyorum ben. Yalan! istediğinde bırakıyormuş! Laf! Bıraktım dedim, bıraktım. Alındın mı? Bırak hadi. Evet, bırak, çok basit, bıraktım de, at. Aaa hocam ne çektiğimi biliyor musun? Sen ne, ne çektin ki! Günlerce parasız mı dolaştın? Ne çektin ki? Aylarca cebinde bir lira olmadığı zaman mı oldu? Ne çektin? Ne çektin? Günlerce bankta mı yattın? Ne çektin? Günlerce pazar yerlerinde mi yattın? Ne çektin? Gittin bir yerde çalıştın, yatacak kalkacak yerin yoktu da kahvedeki sandalyeleri birbirine yapıştırıp onun üstünde mi yattın yaşın on altı iken? Ne çektin? Yaşın on altı, kahvenin üzerinde iki tane masayı üst üste birleştirip masanın üstünde mi yattın? Sabah namazından önce sonra gidip karpuz toplamaya mı gittin? Geldin sonra tekrar kahvede çalıştın akşam üstüye kadar, akşamüstü gittin bir daha karpuz toplamaya gittin, akşamına geldin bir daha kahvede çalıştın, gece saat bir buçuk ikide olunca, kahvede herkes gidince, kahvede masanın üstüne yatıp sabah saat dört buçukta bir daha ayağa kalkıp yine çalışmaya mı gittin? Böyle yirmi gün, bir ay mı çalıştın? Ne çektin? Çok çekmiş! Var mı aranızda bir ay sandalyenin üzerinde uyuyacak olan günde yirmi saat çalışıp?
Bir de çalıştığı parayı cebine koymayacak, gidecek annesinin eline verecek bir de. Diyecek al, haftalık harçlık yap. Babasının bayrağını aşağı indirmemek için! Ne? Çok çekmiş! insanlar da acısınlar, sevsinler seni. Bir dakikada bırakır insan. Mümin müminin aynasıdır. Birisi sizin hatanızı söylüyorsa o sizin dostunuzdur. Bunu yapma kardeşim diyorsa o senin dostun. Bu günaha girme diyorsa o senin dostun. Senin zor zamanında yardımcı oluyorsa o senin dostun, onu terk etme. Ona sırtını dönme, ona vefasızlık etme, ona yanlış davranma. O senin dostun, gerçek dostun o senin. Senin hatanı söyleyen, senin gerçek dostun. Kamil mümin odur ki etrafına ışık saçar yani onun, yani o, insanlara böyle kinayesine kibirlenerekten, itekleyerekten değil, nasihat eder. Yapma canım kardeşim, uyma şeytana, nefsine uyma, yapma! Ne olursun işleme günahı kebair. işte o hadis-i şerif tecelli etti, mümin müminin aynasıdır. Aç kalmış, doyuruyorsa o senin dostun. Senin arkandan birisi aleyhine konuşacağı zaman susturuyorsa o senin dostun. Onun arkasından bir eksiğini gediğini birisi konuşmak istediğinde sus kardeşim, benim yanımda konuşma, biz onun iyiliğini gördük, iyiliğini anlatacaksan anlat, bize hatasını anlatma diyorsa o senin dostun. Yok ya, ne yapmış ya? Tahmin etmiştim zaten ya, böyle bir şey yapabilir o! Sen vefasızsın, sen hainsin. Sen zalımsın. Neden? Sen arkadaşın hakkında konuştun
veya konuşulmasına müsaade ettin. Beraber yemek yediğiniz, aynı sofraya oturduğumuz kimsenin arkasından gıybet edildi, sen sustun veya bu dervişler böyle canım. Sorma ya bu dervişleri ya! Ben de çok canım sıkkın benim ya. Ben de bu dervişlere hiç iş yaptırmak istemiyorum, şunu yapmak istemiyorum, bunu yapmak istemiyorum… Ne arıyon burda kardeşim o zaman! Dervişlerin hepsini attı çöpe. Kendisinden iyi yok!
On yıl önce söylüyor birisi bunu bana. Senin ne işin var burda dedim ya, bizim hepsi de hepimiz de aynıyız dedim ben. Böyle baktı. Dervişleri üçkâğıtçı görüyorsan baş üçkâğıtçı benim o zaman. Yürü git dedim. Benim yanımda ne işin var senin. Kimden alacağın var dedim. E yok dedi. Nerden üçkâğıtçı olduklarına karar verdin? Aldım senin dersini, işin gücün rast gelsin. Hadi bak işine dedim. ‘Ben öyle demek istemedim.’ Ya ne demek istedin? Sen dervişler dediğin zaman sadece bu topluluğu konuşmuyorsun ki. Dervişler dediğin zaman Hz. Ebubekir efendimiz de derviş. Hz. Ali efendimiz de derviş, peygamberler de derviş. Âdem’e kadar hepsi de derviş. Bu böyle baktı. Senin haberin var mı dedim biz zikrullah halakasında Âdem aleyhisselamdan Hazreti Muhammedi Mustafa(s.a.v.)’e kadar ne kadar dedim ehli zikir varsa ne kadar mümin varsa hepsinin de zikrullaha geldiğini, zikrullaha katıldığını, orda zikrullah halakasında durduğunu, ordaki sufilerin, ordaki dervişlerin başlarını okşadıklarını, başlarında dua ettiklerini, meleklerin olduğunu, meleklerden özel sufiler olduğunu, derviş olduğunu, Allah onların zikirlerinden derviş melekler yarattığını ve meleklerin, dervişlerin zikrullahına geldiğini, orda zikrullah yaptığını, orda dervişlere dua ettiğinden haberin var mı senin dedim. Yok! Sen dedim dervişler dediğinde, derviş meleklere de laf söyledin, günah işlemediler, hata yapmadılar, kusur etmediler, hiç bir şey yapmadılar. Cenab-ı Hak o dervişlerin, o dervişlerin zikrullahına hususi manada melek yaratmış. O ‘gelin gelin aradığımız burda’ denilen melekler onlar. Derviş melek onlar. Hadis-i Kutsi’de var ya, gelin gelin, aradığımız burda. Nerde? Zikrullah halakasında. Toplu zikrullah topluluğunda. Derviş onlar derviş! Onlar her gece gök semasına inip zikrullah halakası arıyorlar. Her gece! Sen gece kalkıp seccadede zikrullah yaparken yalnız mı yaptığını zannediyorsun! Ey orda burda bir kişi, iki kişi ders yapanlar! Yalnız mı zikrullah yaptığınızı zannediyorsunuz? Bu fakir çok öyle ders yapmıştır.
Kimse yok, herkes var. Kimse yok, herkes var! Sen dedim meleklere bile laf söyledin farkında mısın? Ses yok. E dedim sen bu dergâha layık değilmişsin zaten. Körün körüsün sen. işin gücün rast gelsin, hadi git dedim, senin dersini aldım. Gelme bir daha içimize. Neden? O nefsin çukuruna düşmüş. Yani sen bir el tutmuşsun, onun kıymetini bil. O nefis çukurundan çık
gayya kuyusundan. Çünkü orda o seni eğitecek. Mümin müminin aynasıdır. Anlatacak sana, nefsinin hilelerini anlatacak. Nefsinin durumunu anlatacak sana. Diyecek ki şunu yapma, bunu yapma, burdan yürüme, bu işi yapma, haram işleme. Söyleyecek. Onun işi o. E sen de diyeceksin ki bunu bana söyledi. Ben gidiyorum. E git, git kardeşim! Ne diyeyim sana, söyleyeceğimden mi vazgeçeyim. Allah muhafaza eylesin O yüzden müminler müminlerin aynası hem de kardeşi. Kardeş olun kardeş! Kardeş olun, birbirinize sahip çıkın. Bu deccalist sisteme bakmayın. Bu dünya deccal sistemi; insanların kardeşliklerinin hukukunu bozuyor, aile hukukunu bozuyor, anne baba çocuk hukukunu bozuyor, iş hukukunu bozuyor, arkadaş hukukunu bozuyor, dostluk hukukunu bozuyor, bozuyor da bozuyor. Önüne gelen ne kadar hukuk varsa hepsini de bozuyor çünkü şeytani, şeytani! Hiçbir hukuk tanımıyor. Hiçbir düzen tanımıyor. Haram helal tanımıyor. Din tanımıyor, ahlak tanımıyor. Bu tam bir şeytani düzen, tam bir şeytani düzen. Kuran’ı ifsad etmeye çalışıyorlar. Ayetleri inkâr ediyorlar. Koca koca profesörler çıkıyor ayet olsa dahi biz ona tabi olmayız deme cüretine sahip oldular. Bu Allah’ın ayeti olamaz diyor adamlar. Daha ne bekliyor Müslümanlar? 1400 yıl önceki dinin hukukuyla hukuklanması mümkün değil. Eeee? Dini bizim düzeltmemiz lazım. Allah’ın dinini düzeltecek sen kimsin? Kimse sormuyor bunu. Siyasetçisi söylüyor, profesörü söylüyor, âlimi söylüyor, şeyhi söylüyor; herkes söylüyor. Sosyoloğu söylüyor, doçenti söylüyor, doktoru söylüyor, tıpçısı söylüyor, ekonomisti söylüyor, hadisleri inkâr ediyorlar! işte ayetleri inkâr ediyorlar! Herkes söylüyor bunu ülkede, herkes söylüyor.
Köpeksiz köy bulmuşlar, değneksiz dolaşıyorlar! Kimse dur demiyor ki! Herkesin de hoşuna gidiyor. Evet! Haydin gelin islam dinini komple değiştirelim. Ne yapalım? Bu ayet tarihsel, atalım. Bu ayet bu anda yaşanmaz, atalım. Bu ayet şimdi olmaz, atalım. Bu ayet gelecekte yaşanacak, bu ayet geçmişte yaşanacak… Düdükleyecekler! Düdük kalacak bir tane orta yerde din. Düdük gibi bir din kalacak orta yerde! Kimse bir şey demeyecek ki. Bizim konuşacağımız asıl meseleler var. Dolar kaç para oldu, euro kaç para oldu, bunu kim yükseltti, bunu kim indirdi? Bizim konuşacağımız meseleler var. Asgari ücret ne kadar oldu? Ben böyle söylüyorum, haydiiii başka bir tartışma çıkıyor. Canım kardeşim, senin maaşın on trilyon olsa ne olacak, ahlakın elden gittikten sonra! Senin trilyonlarca paran olsa ne olacak, gözünün önünde eşin başka bir adamla fuhuş yapsa, on trilyonun olsa ne olacak senin? Senin kızın gece saat ikide, üçte zil zurna sarhoş gelse, yanında bir tane de adamla, senin yirmi trilyonun olsa ne olacak ya, ne olacak! Evet, asgari ücret de lazım, evet ekonomi de lazım. Lazım! Biz onlara bakarken dinimizi terk ettik ya! Evet! Allah bizi affetsin. O yüzden mümin
müminin aynasıdır. O zaman nasihate açık olacağız, eleştiri, eleştiri değil, nasihate açık olacağız, birbirlerimize nasihat edeceğiz, birbirlerimizin üzerindeki hakkı. Doğruyu birbirimize tebliğ edeceğiz, yaşadığımızı. Birbirimizin hakkı. Allah muhafaza eylesin.
“ Gözünün önüne gök renkli bir cam koymuşsun, o sebepten âlem sana
Yani normalde, saat 22.11 olmuş, burdan devam edelim, olmaz mı? Sizin daha fazla vaktinizi almayayım inşallah çünkü vakit geçince sıkıntı olmasın. Sorularınıza da bakayım. Bugün çok fazla ilerlemedi istediğimiz şekilde diyelim artık. Demek ki böyle olacakmış, öyle oldu… Haklarınızı helal ediniz.
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 4 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-7-6 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Nefs, Şeyh, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı