Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mesnevi Şerhi ·

Mesnevî-i Şerîf 1016-1017. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inden Mesnevî-i Şerîf 1016-1017. Beyitler Şerhi — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvufî şerhi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 3 • 45/46

Mesnevî-i Şerîf 1016-1017. Beyitler Şerhi Hakkında

1016-1017. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

1016. beyitte kalmışız, 1016. beyitten devam ediyoruz inşaallah:

“Duygu ehlinin yalnız zahire itibar edenlerin bilgileri, o yüce bilgiden

süt emenler için ağız bağıdır.”

‘ Duygu ehli’ Hz.Pir diyor ki duygu ehlinin, yalnız zahire itibar edenlerin bilgileri yani normalde duygu ehli ne yaparmış? Sadece zahire itibar edermiş. Zahire itibar ederekten, o bilgileri devam edermiş ve o yüce bilgiden süt emenler için ağız bağıdır ama ilm ü ledün alan insan için o ağız bağıdır yani ilm ü ledün alan için o duygu ehlinin ilmi ilim değildir. Hani Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri buyurdu ya ‘ müftüler sana fetva verse de sen dedi gönlüne danış yani kalbine danış.’ O yüzden demek ki zahir ülema bir şeye fetva verebilir çünkü onlar duygu ehlidir çünkü o duygu ehli bu manada kim? Kendi nefsinin arzusuna göre neyi güzel görmüşse o şey o kimsenin dini ve mezhebi olur. Duygu ehli budur. Yani normalde bir şey kendince nefsi arzusuna uygun bir şey talep eder o onun için uygun olmuş olur. Bu tabii Furkan Suresi ayet 43- 44 gibi daha başka ayet i kerimeler de var, bunları çağrıştırıyor. Hani ayet 43-44 Furkan suresi diyor ki ‘heva ve hevesini ilah edinen kimseyi gördün mü? Şimdi onun üzerine vekil sen mi olacaksın? Yoksa sen onların çoğunun dinlediklerini veya aklettiklerini mi sanıyorsun?Başka değil onlar dört ayaklı hayvanlar gibidirler. Hatta daha da sapıktırlar.’ Demek ki bu duygu ehli olan kimseler, heva ve hevesini ilah edinen kimseler, bakın heva ve hevesini ilah edinenler yani kur’an ve sünnetin hükmü dururken bence böyle olması olması lazım. Kur’an ve sünnetin

hükmü dururken ya bu şimdi uygulanmaz. Bunun böyle olması lazım. Kur’an ve sünnetin hükmü var. Yandan çarklı, bir şeyler devşirmeye çalışalım!

işte hani var ya şimdi faizin azı da çoğu da yasaklanmış. Hepsi de lanetlenmiş. işte mesela duygu ehli alimler ne yapıyorlar? Enflasyon miktarı kadar faiz caizdir diye Türkiye’de fetvalar veriyorlar. Yani bu ne demek? Kapitalist sistemi kabul etmek demek. Bu ne demek? Örtülü bir şekilde faizi kabul etmek demek yani bu duygu ehli heva ve hevesini ilah ediniyor o kimse. Canım kardeşim. Öyle diyeceğine de ki faiz, müslümanın müslümandan faiz alması vermesi, annesiyle Kabe duvarının dibinde zina etmiş gibi günah ı kebaire girmiştir, haramdır deyip çıksana işin içinden ama yok, bunu kendilerince faize, faize bir yol arayacaklar. Çünkü tüccarlar bastırıyor, devlet bastırıyor faize bir yol bulalım. Yani bu faiz olması lazım. Faizsiz ticaret yok. Faizsiz bir şeyin dönmesi mümkün değil. Hep bunları duyuyoruz ya! işte bu heva ve hevesini ilah edinmişler, başka bir ayet i kerimede de: ‘Kötü işi kendisine süslendirilip de onu güzel gören gerçekten salih amel işleyenler ile bir midir? Muhakkak ki Allah dilediğini saptırır. Dilediğini de hidayete erdirir. Öyleyse onlara üzülerek kendini harab etme. (Fatır-8) Demek ki bu duygu ehline bu kur’an ve sünnet yolundan sapanlar için kur’an ve sünnet yolundan serfinaz edenler için de üzülmene gerek yok. Sebep? Harab etmeyeceksin kendini. Çünkü onlar sapıklıkta ileri gidiyorlar ve onlar sapıklıkta ileri gittiklerinden dolayı hayvandan daha aşağı mahluk. Onlar çünkü haramı helal görüyorlar, helali haram görüyorlar. Kendilerine göre neyi nasıl yapmak istiyorlarsa öyle yapıyorlar. Hani bunlar önceden bir müddet yahudilerin hahamları bunu yapıyorlardı. Yahudi hahamlar, kendi kafalarına göre helali haram, haramı helal yapıyorlardı. Bir müddet sonra isevi papazları bunu yapmaya başladılar. Onlar da bu din adamı ruhbanlar, onlar da helali haram haramı helal etmeye başladılar. Önceden bunlar böyle bir hristiyanların ve yahudilerin ruhban sınıfları kendilerince, böyle kendi kendilerine, fetvaları değiştiriyorlardı, hukuku ve hükümleri değiştiriyorlardı.

Tabi bununla alakalı Elmalı Hamdi Yazır’ın Hak Dini Kur’an Dili tefsirinde enteresan bir ibare var. Bunu okuduğumda böyle kendi kendime dedim ki ya bunu Elmalı dedim o zaman için nasıl yazabilmiş? Elmalı bunu nasıl yazmış, maaşallah dedim, mangal gibi imanı varmış ki yani bu sözü dedim oturmuş yazmış. Çünkü bugünkü alimlerin, bugünkü diyanetçilerin, bugünkü ilahiyatçıların, böyle bir sözü söylemeleri çok güç. Bakın Elmalı Hamdi Yazır ne diyor: ‘Hıristiyanlıkta ruhban sınıfının böyle bir imtiyaz ve hakimiyetle mindunillah Allah’tan başka Rap edinmelerine klerikalizm adı verilir. Daha sonra bundan şikayetle Protestanlık zuhur etmiştir. Daha sonra da bu rablık imtiyazı, ruhban sınıfının elinden çıkmış, parlementerlere

geçmiştir.’ Bunu Elmalı Hamdi Yazır yazmış. Hak Dini Kur’an Dili, cilt 4, sayfa 318- 319. Bunu evlerinizde Elmalı varsa açıp okuyabilirsiniz. Bakın, Elmalı enteresan bir şey de parlamenter sistemini, parlamenter sistemini, Rablik olarak görüyor, yani bugün bütün dünyada parlamenter sistemi bizim önümüze koyuyorlar ya ve parlamenter sistemi önümüze koyup en güzel sistem bu diyorlar ya kur’an ve sünneti kenara atıp parlamenter sistem en iyi sistem deyip bize yutturmaya çalışıyorlar ya Elmalı diyor ki bu Rabliktir. Sebep? Çünkü parlamentolar, kur’an ve sünnetin emrettiğinin dışında kararlar, emrettiğinin dışında hükümler çıkarıyorlar. Çünkü orda bir milletvekili, kur’an ve sünnetin dışındaki bir hükme evet diyorsa, Allah muhafaza eylesin, dininden oluyor çünkü neden? Allah’ın haram ettiğini helal etti. Allah’ın helal ettiğini de haram etti. Yani bir meclis düşünün, o meclis kur’an’ın hükmünü kabullenmedi. Bir parlamento düşünün, o parlamento kur’an ve sünnetin hükmünü kabul etmedi. Elmalı’ya gören Rablik yaptı yani onlar normalde ruhban sınıfının elinden çıkıp kendi uhdelerini Rab edindiler, kendi heva ve heveslerine. Ya bu çok ağır bir şey. Bunu okuduğumda gerçekten sarsıldım. Gerçekten sarsıldım! Dedim ki müslümanlar böyle bir hükmü bilmiyorlar. Müslümanlar böyle bir hükmün altında inim inim de inliyorlar.

Bizde bütün herkese de parlamenter sistem meth edilir. Övüle övüle cilalana cilalana biz de kandırılmaya devam ediyoruz biz. Allah bizi affetsin. O yüzden heva ve hevesini ilah edinen, kötü işi kendisini süslendirip iyi gösteren, onu güzel görenler, ne yazık ki hayvandan daha aşağı mahluk olacaklar. Allah muhafaza eylesin. Bir de böyle hanişeyler vardır ya hani işte ramazan orucu, ramazan orucunda seferiyken orucunu bozabilir misin? Bozabilirsin. Haydi 80 kilometre ben niyet ettim, orucu bozdum. Aslında amacı orucu bozmak yani bu orucu bozabilir mi seksen kilometre ileri giden bir kimse? Bozabilir. Zahiren hüküm böyle mi? Evet. Sen orucu bozmak için bunu yaptın! Bunlar da heva hevesini ilah edinenler ve hatta Hz. Osman efendimizin döneminde yahudilikten dönme bir kimse var ya diyor ki zekatımızı verdiğimiz müddetçe evlerimizi altın piriketten yaptırmakta bir beis yoktur. Zekatı verdik, evlerimizi altın priketten de yaptırabiliriz. işte bunun gibi heva ve hevesini ilah edinen, heva ve hevesini kendisine yol çıkarmaya çalışan kimseler de ne yapmış oluyor? Kendilerine Rablık ilan etmiş oluyorlar veyahut da işte o kimse yıl dolduğunda zekat verecek, işte bütün mal varlığını, parasını, gidiyor eşine hediye ediyor. Eşine hediye edince o kimse zekat veriyor mu? Hayır. Sebep? Onda bir yılı doldurmadı para. Ondan sonra eşi de bir yıldır parayı doldurmadan, tekrar adama veriyor parayı. Böylece de heva hevesini ilah edilenlerden sayılıyor mu bu? Evet

ama zahiren baktığında o kimseye zekat düşüyor mu? Hayır ama öbür türlü evet, aldatmış oluyor.

“Gönül katresi ne bir inci düştü ki o inci denizlere feleklere bile veril-

Gönül malum, genelde sufiler bunu böyle gönül olarak nitelendirdiklerinde bunu hep böyle şuur, vicdan, idrak, muhabbet, manevi hallerin tecelli ettiği bir mekan olarak görünür. Sufiler gönül dediğinde normal vücuttaki kalbi işaret etmezler. Kalp nedir? işte vücudun kılcal damarlarında kan dolaşımını sağlayan bir uzuv ama gönül denilince ‘hiçbir yere sığmadım, mümin kulumun gönlüne sığdım’ hadis-i kutsisinin tecelliyatı görünür. O yüzden Hz.Pir diyor ki ‘gönül katresine bir inci düştü. Bir inci düştü ki o inci denizlere, feleklere bile verilmemiştir.’ Yani gönül katresine bir inci düştü, ilm ü ledün düştü yani Allah’ın ilm ü ledününden bir ilim düştü. Allah’ın ilmi ledününden bir ilim düşünce asıl hakikati buldu, asıl maneviyatı buldu, asıl şuuru vicdanı, idraki buldu. Allah bizi onlardan eylesin inşallah.

Ben bugün sohbeti çok uzun götüremeyeceğim herhalde. Hakkınızı helal edin. ikide bir de öksürerekten sizi de rahatsız etmek istemiyorum önce ben bu konuda kaliteli bir sohbet edemediğime inanıyorum. O yüzden kusuruma bakmayın. Özür dilerim. Ben böyle bu kadarlıkla kifayet bulsun. inşallah önümüzdeki hafta devam edelim. Allah izin verirse inşallah çünkü ben öksürdükçe ondan sonra benim canım sıkılacak. 1018’den devam edeceğiz önümüzdeki hafta inşallah. Hepinizden özür diliyorum. Hakkınızı helal edin. Böyle olmasını istemezdik ama yapacak bir şey yok, yaş geçiyor artık demek ki! Allah hayır versin inşaallah.

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 3 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-6-9 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Nefs, Kalb, Sünnet, Muhabbet, Kâbe. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı