Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
“Yoğa varlık tadını tattırdın, yoğa kendine aşık ettin. Verdiğin tadı, lütfettiğin nimete geri alma. Sunduğun mezenin şarabının kadehini alma geriye. Geri alırsan, senden kim arayabilir? Resim nasıl olur da ressamla savaşa girişir. Bize bakma, bizim yaptıklarımızı görme, kendi lütfuna, kendi cömertliğine bak. Ne biz vardık, ne dileğimiz vardı. Lütfun söylenmemiş sözlerimizi duyuyor, işitiyordu. Resim, ressamın kaleminin önünde ana karnındaki çocuk gibi acizdir. Ona onun dileğine bağlanmıştır. Bütün yaratıklar Allah gücüne karşı iğne önündeki gergef gibi acizdir. Allah gücü, gergefe kimi şeytan resmi işler, kimi insan. Kimi sevinç nakleder, kimi gam. Gergefin eli yoktur ki elini oynatsın da engel olsun. Dili yoktur ki zarar yahut fayda için bir soluk alsın, ses çıkarsın. Sen beytin izahını gene kur’an’dan oku. Allah attığın zaman sen atmadın ben attım dedi.”
Dinin içerisinde islam, sufiliğin içerisinde belli dereceler belli haller vardır. Biz bunlara ilmel yakin, aynel yakin, Hakkel yakin noktasında söyleriz yine kur’ana dayanaraktan. insanlar, Allah’a yakinlikleri ile, yakinlik derecelerine göre, fiiliyata ve olaylara anlam katarlar. Bir kimse vardır, yakinlikle akıl noktasında belli bir derecededir, kalp noktasında belli bir derecededir. Bir kimse vardır, yakinlik kalp noktasında farklı bir derecededir. Tabi, Hz. Mevlana, bu beyitten önce de vahdet-i vücudun farklı penceresinden bakarakdan yürüdü geldi. Hani daha önceki beyitte diyor ya yelimiz de senin verdiğindir, varlığımızda. Varlığımız tümden senin icadındandır. Normalde başlangıç olarak aldı, önce fiiliyatları anlattı. Yaratanın Allah olduğunu, fiiliyatları da yaratanın Allah olduğunu, bu noktada fıtri olarak
yaratılmış olan her şeyin Allah’a ait olduğunu, varlığın üzerinde, bundan önceki beyitlerde varlığın üzerinde tecelli eden sıfatsal boyutun komplesinin Allah olduğunu söyledi ve diyor ki yoğa varlık tadını tattırdın. Önceden varlığa geçmiş, varlığa sudur etmiş olan hiçbir şey yoktu. Yokluk vardı, bu yokluğa varlık tadını tattırdın. Yokluktan varlık çıktı.
Hiçbir şey yoktu, o vardı ve bu yokluktan varlık tadı çıktı. Varlığa südur etti. Şimdi varlığa südur edince, dikkat edin, bir şeyi var etti. Yokluktan bir şeyi var etti ve yokluğa varlık tadını nakşetti. Yoğu kendine aşık ettin. Yoğu da yani yokluğu da Allah kendine aşık etti. Yokluk bu manada tamamiyetle Allah’a aşık. Yönünü ona çevirmiş vaziyette ve verdiğin tadı lütfettiğin nimeti geri alma. Bu yokluğu kendine aşık etmek, bir tat. Hani sufiler öyle bir hale ulaşırlar, öyle bir dereceye gelirler, yokluk haliyle hallenirler ve bu yokluk haliyle hallenen sufi, yokluğa aşık olur ve o sufi bu noktada Allah’a tamamiyetle yakinlik perdesindedir. Allah’a tamamiyetle yakinlik perdesinde olduğundan, kendisinden geçer. Kendisini de görmez kendisinden de bir şey görmez. Bak kendisinden geçer, kendisini de görmez, kendisinden bir şeyi de görmez. Bu yokluğu aşık olmaktır. Artık o sufi kendi üzerinden zuhur eden bütün her şeyi ona bağlar. Ama onun üzerinde, onun üzerinde, ağyardan bir şey çıkmaz. Ağyardan bir şey çıkmazsa, onun sözü hakikat olur. Onun bu hali hakikat olur. Sufiler bu sözleri ezberleyip kendilerini bu hal ile hallendiklerini beyan ederlerse, aldatmış olurlar, kandırmış olurlar insanları. Çünkü bu ancak Hz. Muhammed i Mustafa (s.a.v) hazretlerine ait bir haldir devamlı olan. Çünkü bunlar sufilerde an olarak belli bir zaman biriminde öyle söyleyelim, belli bir halde, bunlar tecelli eder ama bir sufi, bu belli bir anda tecelli eden bu olağanüstü yakinlik halini devamlı bende tecelli ediyor sanısına varır da bunu böyle söylerse kendisini yanıltmakla kalmaz, etrafındaki derviş kardeşlerini de yanıltır ve niceleri, bakın niceleri burdan vartaya düşmüştür. Ben şimdi isim de zikretsem bu noktada beni mazur görün, affedin.
Ben mesela melamiler bunu çok kullanırlar, nice melamiler vardır ki veya nice kendisini şeyh gören, nice kendisini mürşit gören,nice kendisini bu noktada hakikatin ortasında gören kimseler vardır ki kendi yanılgıları yetmemiş gibi etrafını da yanıltırlar. Çünkü bu hal bir sufinin üzerinde, bir mürşid i kamilin üzerinde yedi yirmidört devam edecek bir hal değildir. Bu yedi yirmidört devam ettiğini bir kimse iddia ederse o yalancılardandır ya da farkında değildir o. O bu noktada kördür. Bu hal ancak Muhammed i Mustafa (s.a.v) hazretlerine ait ve Hz. Peygamber için söylenmiş bir ayet i kerimedir. Sen atmadın o attı. Bu mesele nedir? Bir avuç topraktır. Bedir’de Hz. Peygamber (s.a.v) hazretleri bir avuç toprak alıp düşmanın üzerine atar,
müşriklerin üzerine. Müşriklerin üzerine atınca müşriklerin üzerinde o büyük bir kaos oluşturur. Sanki bir avuç toprak güllü oldu, mermi oldu. Sanki bir avuç toprak büyük bir tabiat afatı gibi oldu. Bir toz duman kapladı ortalığı, bir fırtına koptu. Müşrikler korktular ve çekilip gittiler. Cenabı Hak diyor ki sen atmadın ben attım. işte bir sufinin üzerinde öyle bir hal yaşanır ki sufi o hal ile hallenir ama ondan önce yokluğa aşık olması gerekir. Ondan önce yokluğu aşık olmak ne demektir? O kimse kendi üzerinden südur eden bütün iyilikleri ve güzellikleri Allah’tan görür. Bunun birinci temel basamağı iyilikleri Rabbinizden, kötülükleri nefsinizden bilin ayeti kerimesidir. Bunu yolun başında olanlar iyilikleri Rablerinden, kötülükleri de kendilerinden südur eden, yanlışlıkları, eksiklikleri de nefislerinden bilirler. O kimse der ki benim üzerimden bir iyilik südur ettiyse, bu bana Rabbimin lütfudur, ikramıdır. Bunu Cenab ı Hak benim üzerimden tecelli ettirmiştir. Lütfü ile tecelli ettirmiştir. ikramı ile tecelli ettirmiştir. Kendince ben namaz kıldım demez. Uyanık olur. Cenab ı Hak lütfetti namazı kıldık der. Cenab ı Hak lütfetti, ibadetlerimizi yerine getirmeye gayret ediyoruz Allah lütfetti. Burda o kimse kendi enesini, kibrini de aşağı alır.
işte sen bizim beş vakit namaz kıldığımızı biliyor musun? Haaa! Olur! Hoş geldin yirmiüç nisan! Bir kimsenin bakın başlangıç olarak kendince bütün iyilikleri, bütün güzellikleri kendi üzerinden südur eden hayır ve hasenatları Allah’tan bilmesidir. Bu, yokluğa geçiştir. Yokluğa geçişin basamağıdır. O kimse haramlardan uzak durmayı dahi Allah’ın bir lütfu, bir ikramı olarak görür. O bir haramla iştigal etmiyorsa, Allah’ın lütfu ikramıdır. O bir harama düşmüyorsa, bu Cenab ı Hakkın ona ihsanıdır. ihsanıdır. O kendi gayretini görmez. Ben gayret ettim de böyle oldu, ben istedim de böyle oldu deme noktasında değildir. Ama bunun için başlangıç olarak gayret eder mi? Evet. Bir veçhesi, bir perdesi nedir? Gayret etmesidir ve diyor ki verdiğin tadı lütfettin, nimeti geri alma sen. Bu yokluğa aşık olduk biz. Biz kendimizden geçmeğe aşık olduk. Bu kendimizden geçme, aşık olma duygusunu bizden geri alma, kadehini alma geriye, sunduğun mezeyi, şarabını, kadehini alma geriye. Benim inancım şudur. Cenab ı Hak, vermiş olduğu nimetinin hiçbirisini kullarının üzerinden almaz. Kullar o nimete sırtlarını dönerler. Güneş, bizim için her sabah doğuyor mu? Güneşi geri alıyor mu? Suyu, toprağı, yeşilliği geri alıyor mu? Düşünebiliyor musunuz bütün kesip yediğiniz hayvanların bir gecede öldüğünü hepsininde? Hayır, biz nimete nankörlük ediyoruz. Biz nimetin kıymetini bilmiyoruz. Biz nimetin kıymetini bilmiyoruz ve nimetin kıymetini bilmeyip geri dönünce, elimizden düşürünce, kendimizce o aldı. O aldı diyoruz. Geri alırsan senden kim alabilir? Tabii bu hal üst nokta bir hal. Geri alırsan bunu senden
kim isteyebilir. Geri alırsan bunu senden kim isteyebilir? Resim nasıl olur da ressamlar savaşa girişir. Burada o kimse kendince kendi cüzzi ihtiyarını görmüyor, kendisini ressamın elindeki resim gibi görüyor. Resim nasıl ressamdan hesap sorabilir? Bu tamamiyetle teslimiyet. O asla bu hale gelen bir kimsenin Allah’la böyle bir diyaloğu olmaz. Bize bakma. Bizim yaptıklarımızı görme. Kendi lütfuna, kendi cömertliğine bak. Yalvarışa geçti. Bize bakma. Bizim yaptıklarımıza da bakma. Sen kendi lütfuna, kendi ikramına, kendi ihsanına bak. Ne biz vardık ne de dileğimiz vardı. Lütfun söylenmemiş sözlerimizi duyuyor, işitiyordu. insan oğlu düşünmez miydi ki biz yaradılmaz dan önce yoktu.
Ayeti kerime düşünmez mi daha önce yoktu yaratılmazdan önce yoktuk. Evvelimiz var mı? Yok. Başlangıçsız mıyız? Hayır. Bir başlangıcımız var mı? Evet. Ondan öncesi yok. Zahiri olarak doğmazdan önce varlığınızı zahiri olarak ispatlayabilir misiniz? Hayır. Yoktunuz, yoktuk. Şurası çok güzel. Lütfun söylenmemiş sözlerimizi duyuyor, işi tiyordu. Bizim başlangıcımız yoktu. Sen bizi var ettin. Arabi’ye göre bu henüz daha varlığa geçmemiş olan hal. Arabi der ya hani, o hadis i kutsiyi söyler. Amadaydı. Ondan sonra ayan ı sabite noktasını beyan eder. Ayan ı sabitede varlığa sudur edecek olan, bütün her şey, bütün her şey, ayan ı sabitede. Batin olarak, öyle tarif edelim, var idi. Diyor ki orda dilsiz dudaksız, (sağlı sollu yanaşın) o ayan ı sabitede dilsiz dudaksız konuşurduk. Bizim sözlerimizi de dinlerdin. Resim, ressamın kaleminin önünde ana karnındaki çocuk gibi acizdir. Ona, onun dileğine bağlanmıştır. Bir kimse resim yaptığında, ressamın kaleminin önünde, resim aciz değil midir? insan da acizdir. Cenab ı Hak, onu yaratırken, kendisini yaratırken, insan diyebilir mi ki şuramı şöyle yarat, buramı böyle yarat. Adem diyebildimi ki beni böyle yarat diye! Adem diyebildi mi gözüm tepemde olsun. Adem diyebildi miki ağzım göğsümde olsun, ben burdan yemeği atayım içine, diyemedi. Yaradılış fıtratında bir kimse bir söz söyleyebildi mi? Anne karnında çocuk, söz söyleyebiliyor mu? Ben mavi gözlü olacağım, ben yeşil gözlü olacağım, ben kırmızı gözlü olacağım, ben kahverengi gözlü olacağım, ben ela gözlü olacağım diyebiliyor mu? Diyemiyor. insanlar da bütün varlık, yaradılışta fıtri olarak, ressamın elindeki kalemin ucundaki resim gibidir.
Ressam kimdir? Allah. Resmi çizen kimdir? Odur. insanların kadını erkeği ayırt eden ve onlara fıtri özellikleri veren varlığa tamamiyetle fıtri özellikleri veren odur. Ne biz vardık, ne dileğimiz vardı. Bütün yaratıklar Allah gücüne karşı iğne önündeki gergef gibi acizdir. Bütün varlık alemi, bütün varolanlar, bütün yaratılanlar, Cenab ı Hakkın elindedir. Gergefin, ne diyor, iğne önündeki gergef gibi acizdir. O nasıl iğneyi elinde tutan, kanaviçe
işleyen, evlenecek olan kız, oraya istediği motifi çiziyorsa, iğne ile o motifleri işliyorsa, Allah da bütün varlığı böyle işlemiştir. Hiç kimsenin bu noktada hiçbir şeyin katılımı ve katkısı söz konusu değildir. Cenab ı Hak bütün varlığı kanaviçe işler gibi işlemiştir. Bütün varlığın modelini, bütün varlığı kendisi yarattığı gibi modellerini de kendisi yaratmıştır. Her şeyi en ince detaylarıyla, en ince detaylarıyla yaratan, var eden, onun hesabını kitabını yapan, Allah’tır ve varlık tamamiyetle bu noktada Allah’ın önünde acizdir. Fıtratlarını değiştirmeye güçleri yoktur bu noktada. O yüzden Hz. Peygamber sallallahü ve sellem , hazretleri der ki dağların yerinden oynayacağını inanın fıtratın değişeceğine inanmayın. Bu huy değil yalnız ha, ahlak değil. Bir kimsenin burnu ensesinde gördünüz mü hiç? Fıtrat bu. Ya ben çok sinirliyim yaradılışım böyle. Öyle değil! Sinirlenmek şeytandan. Ancak gavurlara sinirlene bilirsiniz, o da savaş esnasında. Ancak Allah’ın yasak ettiği haram şeylere sinirlenebilirsiniz. Bir kimse sinirleniyorsa, öfke şeytandan. Şeytan ona galip gelmiş. Ya onun huyu böyle işte, birden parlıyor, bir tokat vuruyor. E, benim de huyum öyle olsa ben de birden parlayıp kafasına bir balta mı vurmam lazım? Ben onun kafasına bir balta vurur yararsam kafasını, suçsuz mu olacağım? Ya işte Mustafa Özbağ dengesizdir, böyle aniden bir adamın kafasına Balta vurur. O yüzden suçu yok onun, yaratılışı böyle midir diyeceğiz? Toplum içersinde böyle değil mi? Ya işt o da öyle yaratılmış canım, çok sinirli. O da öyle yaratılmış canım, çok aceleci.‘Acelecilik şeytandan’ dedi hadis i şerifte. Ayet-i kerimede de ‘o insanoğlu acelecidir’ dedi. Başka ayeti kerimede de bu insanoğlu dedi hemen cezanın gelmesini ister. Allah ise teenni sahibidir dedi. Acele etmiyor. Cenab ı Hak yaradılışta da diyor ki Allah teenni sahibidir, isteseydi bir günde, bir anda yaratırdı ama Allah diyor varlığı altı günde yarattı. Tabi bu altı gün artık ışık yılı hızıyla mı, neyle, bu ayrı bir tartışma konusu amma ve lakin bu noktada o zaman bunlar bizim kendi içimizde kullandığımız bu argumanlar fıtrat değil. Allah gücü gergefe kimi şeytan resmi işler, kimi insan, kimi sevinç nakşeder kimi gam.
Cenab ı Hak şeytanı şeytan yaratmış, insanı da insan. O yarattı. Meleği melek yarattı, şeytanı şeytan yarattı. Ayet i kerimede de diyor ya o diyor melek değildi, şeytandı. Yaradılış, fıtratları Allah’a ait. Bakın, yaradılış fıtratları Allah’a ait. insanı insan olarak yaratmış, hayvanı hayvan olarak yaratmış. Şeytanı şeytan yaratmış, meleği melek yaratmış. Diğer varlıklar ne kadar varsa, onları yaratan kim? Allah. O yaratılış noktasında onların ne olacağına hükmeden kim? Allah. Meleğin nen melek olarak yaratılmak istemiyorum deme lüksü yok. insanın ben insan olarak yaratılmak istemiyorum deme lüksü yok, cinnilerin ben cinni olarak yaratılmak istemiyoruz
deme lüksü yok. Cenab ı Hak hangi varlığın ne için nasıl yarattıysa öyle ve bunların bu noktada fıtratlarını değiştirip başka bir şekle bürünmesi de mümkün değil. insanın şeytan haline gelmesi mümkün değil. insan insandır. Şeytanın bütün vasıflarını üzerine alabilir ama şeytan olamaz. Bir insan bu manada Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin bütün vasıflarını üzerinde taşıyabilir mi, evet ama peygamber olamaz. O zaman bir kimsenin bu noktada kendi fıtratını değiştirmesi mümkün mü? Değil. insanın insanlıktan çıkması mümkün mü? Değil. Ahlaken hayvandan daha aşağı mahluk haline gelir mi evet ama ahlaken gelir. Sureten? Sureten gelmez. Cenab ı Hak onu sureten değiştirebilir mi? Evet. Hani bir kısım insanları maymuna çevirdi ya, tabi bu ayet i kerimeler değişik manalarda tevil edilebilir. Bu maymuna çevrilenler sureten mi sireten mi çevrildi? Bunlar ayrıca konuşulması gereken şeyler. Gergefin eli yoktur ki elini oynatsın da engel olsun. Dili yoktur ki zarar yahut fayda için bir soluk alsın, ses çıkarsın. O gergef, o hani üzerine suretler işlenen, motifler işlenen düz zemin, varlık. Cenab ı Hak kendi ruhundan ve nurundan yarattı ve Hazreti Mevlana Celaleddin Rumi hazretlerinin deyimiyle sen onu Bir Hayal üzerine yürür gör. Biz o gergefi o hayal olarak nitelendirirsek, onun bu noktada bir itirazı olması mümkün değil ki. Onun üzerine hangi motif işlenirse, o kabul edecek. O zaman bütünüyle, biz varlığın üzerine tecelli edecek olan, yaratılacak olan, varlık suretlerinin üzerine, o varlık suretlerinin yaratılacağı varlık zemininin bu noktada herhangi bir itirazının olması mümkün değil. Nasıl gergef, gergef benim üzerime şu motifi işleme diyemiyorsa, varlık zeminsel noktada da benim üzerime dünyayı koyma, benim üzerime insanı koyma benim üzerime işte hayvanları dolaştırma deme lüksüne sahip değil. Sen beytin izahını yine kur’andan oku. Allah attığın zaman sen atmadın dedi. Bunu direk en yani bunu böyle hani fenafillah, bekabillah derler ya, o kimsenin direk, bakın Cenab ı Hakkın sıfatlarında fani olması, Cenab ı Hakkın sıfatlarında yok olması ve öyle bir noktaya gelindiğinde o zaman o kimse sen atmadın ben attım sırrına nail olmuş oluyor. 620 den devam edeceğiz inşallah.
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 2 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-5-2 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Şeyh, Vahdet, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı