Mesnevi Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 620-629. Beyitler Şerhi

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 2 • 29/53

620-629. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

“Biz ok atarsak o ok atışı bizden değildir; biz yayız.Yaydan ok atan Allah’tır. Bu cebir değildir, cebbarlığın manasıdır. Cebbarlığı anış da Allah’a yalvarmak içindir. Ağlayıp inlememiz, gücümüz olmadığına delildir; fakat utanmamız da dileğimizle iş gördüğümüze delil. Dileğimizle iş görmeseydik, bu utanma da ne oluyor; bu acıklanma, bu utanma, bu dertlenmede ne? Hocalar neden talebeyi terbiye için sıkıştırıyor? Fikir neden kuruntulardan, kuruntulara dönüp duruyor? Sen tutar da onun cebirle iş gördüğünden haberi yoktur; Allah ayı, yüzünü bulut altına gizliyor dersen, buna bir güzel cevap var. Dinler tutarsan,, küfürden vazgeçersin, dine uyarsın. Hastalık çağında insan özlem çeker, inler durur. Hastalık çağı tümden uyanıklıktır. Hasta oldun mu suçtan tövbe etmeye. bağışlanma dilemeye koyulursun. Suçun çirkinliği görünür sana. Yine yola geleyim der, doğru yola gelmeyi kurarsın.”

Biz ok atarsak, o ok atışı bizden değildir. Biz yayız, yaydan ok atan Allah’tır. Hani vaktaki Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri Bedir’e gelmişlerdi. Bedir’de de kur’an-ı kerim’in beyanına göre, müslümanlara kafirler az gösteriliyordu. Kâfirlere de müminler az gösteriliyordu. Cenab ı Hak kur’an-ı kerim’de bu beyanda diyor ki biz onları da onları da birbirlerine az gösterdik. Savaşın en cafcaflı anında, Hz. Muhammed i Mustafa Sallallahu Aleyhi ve sellem hazretleri, eline bir avuç toprak aldı, o bir avuç toprağı, düşmanın tarafına doğru attı. Tohum atar gibi savurttu böyle. Savurtunca, düşmanın tarafında bir karışıklık oldu, bir kaos oluştu orda. Düşman dağıldı tabiri caizse. Birdenbire kara bulutlar geldi. Fırtınalar koptu.

Böyle arkadan daha da fırtınanın çoğalacağına dair ibareler oldu.Müşriklerin gönlüne sanki bir tabiat afatı olacakmış gibi bir korku oluştu onlarda ve müşrikler dağıldılar ve ordan çekip gittiler, bırakıp gittiler. Kur’an, bu hadiseyi, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerinden alıyor. Ayet-i kerimede diyor ki sen atmadın, ben attım. Dikkat edin Burda peygamberin sallallahu ve sellem hazretlerinin bir avuç toprak atmasını düşmanın üzerine, Cenab ı Hak kendi üzerine aldı ve peygamberinin fiiliyatını, peygamberinin fiiliyatını tamamiyetle kendi uhdesine aldı. Kendi emanına aldı. Kendine ait, kendine has kıldı bunu. Burda tabiri caizse Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin haşa bu noktada her şeyini kendi üzerine alıp, Hz. Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’i tabiri caizse hiçliğe koydu.

Tabii, aynı şekilde de başka bir ayet-i kerimede de sen öldürmedin ben öldürdüm diyor. Yine ayeti kerimede. Bu ayet-i kerime de Musa aleyhisselam için. Hani Musa aleyhisselam bir tokat vurdu Yahudi’nin birisine. Bir tokat vurunca öldü Yahudi. Yahudi ölünce Musa(a.s.) orda cezaya uğratılmaktan çekindiği için hicret etti. Tabiri caizse firar etti. Firar edince,Yahya peygamberin kızlarıyla, onlar da hayvan otlatırken onlarla karşılaştı. Cenab-ı Hak, o peygamberinde fiiliyatını kendi üzerine aldı. Peygamberler, özel seçilmiş insanlardır. Cenab-ı Hak, peygamberlere kur’an-ı kerim’in de der ki biz sizi kendimize seçtik. Allah peygamberlerini kendine seçti. Peygamberler, seçilmiş kimseler. Seçilmiş kimseler olduğu için, o peygamberlerin yine kur’an-ı kerimin beyanına göre, heva ve hevesine uyma, yine peygamberlerin bu noktada şeytana uyma, peygamberlerin kendi aklına uyma, kendi aklını orta yere sürme, kendi aklının hükmüne doğru gitme hali yoktur. Peygamberler akla uymamış lardır. Peygamberler, vahye uyarlar. Din, vahiydir. Vahyin bir penceresi vardır, Cebrail aleyhisselamın ilahi kitabı veyahut da Cebrail Aleyhisselam’ın bütün ilahi kitapları, peygamberlerine indirmesidir. Vahyin, ikinci yüzü vardır, penceresi vardır. Öyle diyelim. Bu vahyin ikinci penceresi, peygamberlerin sünnetleridir. Hz. Muhammed i Mustafa’nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetleri de birer vahiydir.

O yüzden hadisleri inkâr edenler, sünneti resulullah’ı inkâr edenler, bize kur’an yeter diyenler, Hz. Muhammed i Mustafa’ya sallallahü ve sellem hazretlerine, vahyin ikinci penceresi olan, ikinci perdesi olan sünnet i Resulullah ve hadisleri inkar ettiklerinden küfre düşüyorlar. Her hadis inkarcısı, hadislerin tamamını inkar ediyorsa, küfür ehlidir. Her sünneti Resulullah inkarcısı, sünneti Resulullah’ın tamamını inkar ediyorsa, küfür ehlidir. Bunların nikahları otomatikman düşer. Bunlar evli olsalar dahi, çocukları veled i zina hükmünde olur. Bunların kestikleri yenmez. Bunların arkasında namaz kılınmaz. Bunların arkasında hacca gidilmez, ümreye gidilmez bunlarla

beraber. Bunlara imam olarak tabi olunmaz. Bunlar erkekse, kadının hızla ondan boşanması gerekir. Eğer hadis inkarcısı kadınsa, müşrik noktasına düştüğünden, erkeğin de onu hızla boşaması gerekir. Çünkü müslüman bir erkeğin, müşrik bir kadını nikahında tutması caiz değildir. Ehl i kitabı tutabilir. Hristiyanmış, onunla nikahlanabilir. Yahudiymiş, daha doğrusu özür dilerim, museviymiş. Onunla nikahlanabilir. ibrahimi, nikahlanır onunla. Şu anda dünya üzerinde semavi din olarak nitelendirdiğimiz, Muhammediliğin haricinde, isevilik var, Musevilik var, ibrahimilik var. Bunun dışında ayakta duran semavi bir din yok. ibrahimi de çok az. Genelde Museviler ve iseviler var. Bir Muhammedi erkek, isevi veya Musevi bir kadınla evlenebilir, ona nikah kıyabilir ama müşrik bir kadınla nikahlanamaz. Ateist bir kadınla nikahlanamaz. Putperest bir kadınla nikahlanamaz. Konfüçyüzme inanan bir kadınla nikahlanamaz. Taocu bir kadınla nikahlanamaz. Taocu, nikahlayamaz veyahut da bu böyle tuhaf gelebilir size, ben birkaç kişi ile konuştum, kendilerini normalde Mustafa Kemal’i de kendisine bir peygamber, bir din büyüğü, gönderilmiş ilahi bir adam olarak görenler var Türkiye’de. Böyle bir kadını da bir erkek nikahlıyor ama size tuhaf gelebilir bu. Ben görüştüm yani açıkça Araplara gönderilen Muhammed i Mustafa (s.a.v) neyse, Türklere de gönderilen Mustafa Kemal aynıdır diyor. Bu tip zihniyette olan insanlar var.Türkiye’de, böyle bir kadını da nikahlayamaz, Muhammedi bir kimse.

Şimdi böyle olunca peygamberler korunmuş, muhafaza edilmiş insanlardır. Özel seçilmişlerdir. Bu özel seçilmiş olan insanlar, heva ve heveslerine uymazlar. Küçük zelleler vardır. O da heva heves değildir. Mesela zellenin birisi nedir? Yunus Aleyhisselam’ın Allah’ın emrini beklemeksizin kendi kavminden ümidini kesip oradan kendini serfinaz etmesi. Allah’ın emrini beklemeden hicret etmeye kalkıyor. Usanç geliyor. Bunlar iman etmeyecekler diyor, kendince öyle düşünüyor. Mesela bu küçük zelle. Bunlar günah ı kebair değil. Bunlar günah değil. Bunlar küçük günah da değil. Şimdi bazı imam hatiplerde, bazı ilahiyatlarda, peygamberlerin küçük günahlar işleyebileceğine dair öğretiler veriliyor. Bu kur’an’a aykırı. Kur’an bize Muhammed i Mustafa için sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri için buyuruyor ki ‘o hiç heva ve hevesine dalmadı, kanmadı. O ne işlediyse benim emrini işleri, yerine getirdi.’ O yüzden bir kimsenin, bir Peygamberi günahkar görmesi, küçük günahı da vardı demesi küfürdür. Peygamberlerin üzerinde küçük günah görmek de küfürdür. Zelleyi anlamıyorlar. Zelle şu. Yani bir yerden bir yere gidecek, ilahi emir bekliyor, o ilahi emri beklemeksizin hareket ediyor. Zelle bu. Bakın zelle bu. Peygamberler su içecekse

dahi, emirle içerler. Su içecekse dahi emirle içerler. Yemek yiyeceklerse ilahi ilham ile yemek yerler, vahye tabidirler. Vahye tabidirler. Hiçbir hareket ve davranışları, Allah’ın vahyinin dışında değildir, hiçbir hareketleri. O yüzden onların hareketlerinde nakıslık gibi gören kimse, kendisi nakıstır, eksiktir. Onlar dini yaşayan, hatta Muhammed i Mustafa Sallallahu Aleyhi ve sellem hazretleri, kur’an’ı yaşayan, kur’an’ı yaşayan kimsedir. Canlı yaşayan kimsedir. Kur’an’ın yeryüzünde yürüyen misalidir. Kur’an’ın manasıdır. Kur’an’ın açıklamasıdır. Kur’an’ın tefsiri dir Muhammed i Mustafa sallallahu ve sellem .

O yüzden kur’an-ı Muhammed i Mustafasız anlamaya çalışanlar, akılsızın, cahilin, cahilin ta kendileridir. Kur’an’ı, Muhammed i Mustafasız, sallallahü ve sellem hazretleri olmadan yaşarız diyenler, ahmağın, ahmağın, ahmağın taa kareköküdür. Cehalet onlarda dip yapmıştır. Hadi gelin ‘sen atmadın, ben attım’ ayet i kerimesini Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’siz anlayın. ‘Sen atmadın, ben attım’. Hadi anlayın Muhammed i Mustafa (s.a.v) ’siz. Birisi geldi, size bir tokat vurdu. Ne vurdun? Ben vurmadım. O vurdu dedi. Ne cevap vereceksiniz ona? Sen öldürmedin, ben öldürdüm dedi. Diyorlar ya ahmaklar bize sadece kur’an yeter. Biz başka bir şeye bakmayız. Geldim, ben seni öldürdüm. Cevabım da hazır. Ben öldürmedim, o öldürdü. Ne cevap vereceksiniz? Geldi malınızı aldı. Ne o, nerden aldın? Ben almadım o aldı. Ya nasıl? Basbayağı. Ne mana verecek? Böyle yaparaktan, söz tatlı çünkü arkası acı. Bir de söz ne? Siz kur’anı yetersiz mi görüyorsunuz? Biz kur’an’ı yeterli görüyoruz. Siz yetersiz görüyorsunuz. Sebep? Siz çünkü kur’anın emri olan ‘Muhammed’e(s.a.v.) uy’ kısmını almıyorsunuz. Allah ve Resulüne itaat edin, Resulüne nasıl itaat edeceksin? Attık hadisleri, sünnetleri de artık. Hadi bana Resullah’a itaat etmeyi söyle. Nasıl itaat edeceğim ben peygambere? Evet!

işte sen atmadın ben attım ayet i kerimesini, Hz. Mevlana Celaleddin i Rumi Hazretleri tefsir ediyor. Burdan cebriyenin geçişinin olmadığını, akait meselesine giriyor. Bakın akaide giriyor. Cebriyecilere cevap veriyor . O yüzden her zaman derim. Mesnevinin içerisinde dört binin üzerinde ayet i kerime vardır. Altı binin üzerinde hadisi şerif vardır. O yüzden derim, mesneviyi okuyacak olan kimsenin, iyi bir kur’an bilgisi, iyi bir hadis bilgisi lazımdır diye. iyi bir kur’an ve hadis bilgisi olmayan bir kimsenin mesneviyi okuması güç, zorlaşır. Hikaye kitabı gibi gelir ona. Okursa onu burda ondan sonra, biz ok atarsak o ok atışı bizden değildir. Biz yayız, yaydan ok atan Allah’tır. Adam bunu çıkar, der ki bizden ne geliyorsa ondan geldi. Oysa Cenab ı Hak peygamberin fiiliyatını kendi üzerine aldı. Umumu

ümmetin değil. Umuma demedi siz ne atarsanız atın, ben attım. Ne yaparsanız yapın, ben yaptım. Peygamberinin fiiliyatını tamamiyetle üzerine aldı. Allah’ın öyle kulları vardır. O kullarının da fiiliyatlarını kendi üzerine alır mı? Alır. Peygamberlerin varislerinin, peygamberlerin halifelerinin fiiliyatlarını üzerine alır mı? Alır. Ama bir peygamber gibi değildir o. Bir kısım veliler, demiyim, bir kısım şeyhler, kendilerini o hal üzerinde görürler ve kendilerine her daim o hal üzerinde gördüklerinden dolayı, her yaptıklarının ilahi ilhamla yapılmış gibi gösterirler. Bunda tehlike vardır. Sebep ne? Sen her yaptığını ilahi ilhamla yaptığını beyan eder, böyle andırırsan, yarın öbür gün bir hata, bir kusur, bir yanlış işlediğinde onu da dervişan onu hikmet görerekten, onu doğru kabul etmeye çalışır ki bu sefer herkesin küfrüne ve şirkine sebep olursun. Velilerin üzerinde buhal tecelli eder ama bu hal tecelli ettiğinde velilerin üzerinde kur’an ve sünnete aykırı bir şey zuhur etmez. Bu onların ruhani tarafıdır. Manevi tarafıdır. Velilerin de bir zahiri tarafı var mıdır? Evet. Onlar da senin benim gibi yerler, içerler, senin benim gibi uyurlar ama onların bir de ruhani, manevi tarafları var mıdır? Evet. O manevi tarafları yüksek santigrata çıkınca, o zaman onların üzerinde de bu hal zuhur eder mi? Evet, eder. Bu cebir değildir. Cabbarlığın manasıdır. Cenab ı Hak cabbardır. Bu cebir değildir. Cenab ı Hak bir avuç toprak ile cabbarlığını tecelli ettirmiştir. Bir avuç toprakla, düşmanın içerisini hallaç pamuğu gibi atmıştır. O çünkü cabbar olan Allah’tır. Burada Cenab ı Hak cebir noktasında, hani cebriyeciler gibi düşünmüyor. Cebriyeciler ne düşünüyorlardı? Kulun kendisinin cüzzi iradesi yok. Cenab ı Hak, onun üzerinde ne emrettiyse o onu yaşayacak. Burda kulun otomatikman cüzzi iradesini kaldırmıştı. işte Hz.Pir burda cebriyecilere cevap veriyor. O bir avuç toprak attı. Fiiliyat, toprak atmak. Kime ait? Hz. Muhammed i Mustafa (s.a.v) ‘a ait. O bir avuç fiiliyatı, o Hz. Muhammed i Mustafa (s.a.v) , ilahi vahiy yoluyla bir avuç toprağı aldı attı ama bir avuç toprağı Cenab ı Hakk’ın cabbar ism i şerifi ile tanka, topa, tüfeye dönüştürdü.

Onu Bediüzzaman Said i Nursi hazretleri, Risale-i Nur’unda der ki ‘o Ahmed i Muhtar, bir avuç toprak attı. Bir avuç toprağın içerisinde işte binlerce gülle, binlerce mermi, binlerce top oldu. Düşmanın arasına girdi, işte düşmanı hallaç pamuğu gibi attı’ diye tefsir eder risalesinde. Burda Cenab ı Hak cebbarlığını gösterir. Bir avuç toprakla isterse Cenab ı Hak dünyayı yerle yeksan eder. Bir avuç toprakla isterse Cenab ı Hak düşmanı yerle yeksan eder. Bir avuç toprakla Cenab ı Hak istediği güçlü olan ne kadar büyük güçler olursa olsun, bir gücü un ufak eder. Bir avuç toprakla. Nemrud’u nasıl küçücük bir sinekle helak ettiyse, Firavun’u nasıl suyun içerisinde helak

ettiyse, nasıl ebabil kuşlarıyla Mekke’yi feth etmeye gelen zalimleri helak ettiyse, Hazreti Muhammed i Mustafa (s.a.v) ‘in elinden çıkan bir avuç toprakla da Bedir’de müşrikleri helak etmiştir. Burda helak eden Allah’tır. Burda orayı, yerin altını üstünü getiren Allah’tır. Orda o tufanı yaratan Allah’tır. Orda o tufanı yaratanı, kul olarak görmek müşrikliktir, şirktir. O yüzden Cenab ı Hak, bir avuç toprağın üzerinden

Hazreti Pirin deyimiyle cebbarlığını anlatmakta. Ağlayıp inlememiz, gücümüz olmadığına delildir. Hani burda da kendisini çok güçlü, kuvvetli, kudretli görüp kendi aklını, kendi dimağını ilerde görüp aklını ilahlaştıran, gücünü kuvvetini ilahlaştıranlara diyor. Ağlayıp inlememiz, gücümüz olmadığına delildir. Fakat utanmamız da dileğimiz de iş gördüğümüze delildir. Yani bir işten sen utanıyorsan nasıl cebbarlığı, nasıl sen cebbar olarak kullanıldı, nasıl cebriyeye düştü diyeceksin. Nasıl kaderiye girdi diyeceksin. Utandığınız bir işi yapıyorsanız, o işten utanıyorsanız, kaderiyyeci de değilsiniz, cebriyeci de değilsiniz. Cüzzi iradenizle yaptınız.

Cüzzi iradenizle yaptığınızdan dolayı utanıyorsunuz. Sakın demeyin bunu bana Allah gönderdi. Sakın demeyin, bunu bana Allah yaptırdı. Allah’ı suçlamayın. Cüzzü irademizle yaptık. Nasıl ‘iyya kena’büdu ve iyya kenestain’ diyorsak ancak sana ibadet eder ancak senden yardım dileriz diyorsak, utandığımız işleri de biz kendimiz yapıyorsak, sevineceğimiz, mutlu olacağımız işleri de kendimiz yapıyorsak, o zaman bizim bir cüzzi irademiz var ve biz bu cüzzi irademizden sorumlu tutulacağız ve nasıl Cenab ı Hak sizin önünüzde, sizin yaptıklarınız var diyorsa o zaman biz cüzzi irademizden hesaba kitaba çekileceğiz. Hz. Mevlana diyor ki nasıl ağlayıp inlememiz gücümüzün olmadığına delildir. Kendini çok güçlü görme. Bir grip oluyorsun, upuzun yatıyorsun. Bir baş ağrısı geliyor, upuzun yatıyorsun. Kendini güçlü görme. Belinde bir ağrı çıkıyor, upuzun yatıyorsun, tuvalete gidemiyorsun. Ayağında bir ağrı çıkıyor, yürüyemiyorsun. Ayak senin ama gitmiyor ayak. Sen kendi ayağını kendi elinle kaldırıyorsun. Ayak seni taşıyacağına, sen ayağı taşıyorsun. O zaman kendini namütenahi güçlü hissetme. O güç benden deme. Kuvvet ve kudretin sahibinin Allah olduğunu gör. Ağlayıp inlemen güç yetiremediğini gösteriyor. Karnının ağrısını dindiremiyorsun, midenin ağrısını dindiremiyorsun, başının ağrısını dindiriremiyorsun. Şifayı verecek olan o. Aynı zamanda da ne diyor? Fakat utanmamız da, dileğimizde iş gördüğümüze delil. Bir iş yapıyorsan ve o işten dolayı utanıyorsan sonucundan, kendi dileğinle yaptığına işaret. Onu cebriyeye düşüp de bunu Allah bana yaptırdı deme. Kaderiyeye düşüp de kaderimiz böyleymiş deme. Dileğimizle iş görmeseydik bu utanma ne oluyor? Bu açıklanma, bu

açıklanma, bu utanma, bu dertlenme de ne? Madem dileğimizle iş yapmıyorduk, bu utanma ne? Bu dertlenme de, bu sıkıntı ne? Kendi kendimize dertlen miyor muyuz yaptığımız hatalardan dolayı? Kendi kendinize sıkılmıyor musunuz yaptıklarınızdan dolayı? O zaman bunlar bize bir cebriye değil. O zaman kaderiyecilik de değil bu. Bizim kendi cüzzi irademiz. O geldi beğenmedin, o geldi beğenmedin, o geldi beğenmedin, o geldi beğenmedim. Benim kaderim böyle diyor. Adama sordum kaç tane kızla konuştun evlenmek için, 17-18 tane. Hepsini dedim sen mi reddettin? Ben reddettim dedi. Dedim oğlum 17-18 tane kızdan bir tanesi evlenilecek kız değil miydi dedim. Böyle baktı. Bu kibirlilik değil mi dedim. Bu kibirlilik değil mi? Bakıyor bana. Şimdi de diyorsun ki Allah bunu böyle istedi.

Allah evlenmeyi emretmiş. Muktedir olanlar, evlenecekler. Sünnet i Resulullah. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri evlenmeyi emretmiş. Fıtratı insanın. Evleniniz, dininizin yarısını tamamlayınız. Hadisi şerif. Evlenmemiş, dininin yarısı tamam değil. Kim olursa olsun, her ne sıkıntı yaşıyorsak, dininin yarısı olmayanlardan çekiyoruz. Kimse bakmıyor. Olgunlaşamaz, erginleşemez evlenemeyenler. Psikolojisi bozulur. Ama biz ne o, kutbun dünya, kainat imamı yapıyoruz başımıza. Hadis i şerif ‘evlenin, dininizin yarısını tamamlayın.’ Bekar, dininin yarısı eksik adamın. Evlenecek de inşallah, kurtuluyor. Şeyh efendi öyle derdi. Allah rahmet eylesin. Karısız adam akılsız adam Mustafa efendi derdi. Gerçekten bakıyorum akılsız oluyorlar. O yüzden dervişlere diyorum, önce eş, sonra iş diyorum. Neden? Eş olunca iş zaten olur, adam ona bakmak için koşturur. Bize yanlış öğretiyorlar. Şimdi önce işini kuracak, evini alacak, arabasını alacak, katını yatını alacak , lan yaş oldu otuzbeş. Ondan sonra evlenme daha iyi. Otuzbeşden sonra ne yapacaksın evlenip de zaten! Bize yanlış öğrettiler hep, sonradan yanlış öğrettiler bize. E şimdi de kızların anaları babaları da soruyor, damadın evi var mı? Lan evi olsa ne yapmaya evlensin adam. Bakıyor, damadın evi var mı, arabası var mı, maaşı var mı? E ne kaldı zaten? Onu mezardan da kaldırsa evlenir o çocuk yani hiç evlenmemiş bir kızın mezarına gitse selamünaleyküm aleykümselam. Sen evlenmeden ölmüşsün. Sana talibim dese kalkar mezardan gelir. Ev var, araba var, maaş da var. Bursa’nın macırlarının meşhur denklemi. Üçlü sac ayağı. Evi var mı, arabası var mı, maaşı var mı, öyle değil mi? Değil mi! Allah bizi affetsin. Evet. Ondan sonra da Allah suçlu. Evlen, sen hemen evlen diyorum ben şimdi bakıyor benim yüzüme. Tuhaf geliyor ona. Erkekler de bayanlar da, öyle bakıyorlar. Öyle bakıyor derin, derin, derin. Zaten bekarların büyük bir çoğunluğunda böyle bir manasızlıkvar. Bakarken boş bakıyor aslında yani öyle boş baktığını da

fark ettirmeyecek. Böyle derin derin, melül melül bakıyor. Boş, biliyorum boş olduğunu. Ondan sonra da bunu Allah’a yüklüyor. Bakın, sonra da bunu Allah’a yüklüyor. Demiyor ben beğenmedim, ben kariyer aradım, işte şunu aradım, bunu aradım. Millet göz rengi bile arıyor. Kafayı kırmış millet.

Hocalar neden talebeyi terbiye için sıkıştırıyor, fikir neden kuruntulardan kuruntulara dönüp duruyor. Hocalar disipline ediyorlar ya, bir şey öğretmek için. Bir ilim öğrenecekseniz ve o ilmin öğreticisine gittiğinizde o sizi disipline edecek, gevşek bırakmayacak. Bu ne? Hangi ilim olursa olsun, siz o ilmi öğrenmeye gittiğinizde, sizi gevşek bırakmayacağına göre disipline edecek. Eğer kaderiyeci ve cebriyeci olmuş olsalardı, disipline etmeyeceklerdi sizi. Sen tutar da onun cebirle iş gördüğünden haberi yoktur, sen tutar da onun cebirle iş gördüğünden haberi yoktur, Allah ay yüzünü bulut altında gizliyor dersen, yani normalde eğer Cenab ı Hak cebirle iş görüyor ama kendini saklıyor, bunu kendini örtüyor. Aslında cebirle iş görüyor dersen, buna da bir güzel cevap var. Dinler, tutarsan küfürden vazgeçersin, dine uyarsın. Buna da cevap şu. Eğer iman eder, salih amel işlersen, küfürden vazgeçmiş olursun. Hani Cenab ı Hak ayet-i kerimede kim iman eder, salih ameller işlerse diye devam eder veya velasride bütün insanlar hüsrandadır ama iman eden, salih amel işleyen, hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna der ya, bakın, ‘vel asri innel insane lefi hüsrun’ bütün insanlar hüsrandadır. Ayırmadı hiç. Bütün insanlar hüsranda. Hemen ardından ilacını söylüyor. Hüsrandan kurtulmanın ilacını. iman eder, salih amel işler, hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna. Beş tane. iman edecek, salih amel işleyecek. iman etmesi yetmedi. Salih amel işleyecek. ikincisi Hakkı tebliğ edecek. Hakkı tebliğ edecek. Bir kimsenin Hakkı tebliğ edebilmesi için onun gönül dünyasında Hakkın ilhamı dolaşması lazım. Onun gönül dünyası Hakkın nuru ile nurlanması lazım. Hakkın nuru ile nurlanmayanlar asla Hakkı tavsiye edemezler. Onlar insanları Hakka da çağıramazlar. Bakın, gönlünde hakkın nurunun ışıltısı olmayan bir kimse, insanları hakka davet edemez.

Muhakkak o kendi heva ve hevesine davet eder insanları. Muhakkak o insanları kendisine vesvese veren, şeytanın yoluna davet eder. Çünkü onların gönüllerinde Hakkın nuru tecelli etmemiştir. Kalbinde Hakkın nuru tecelli etmeyen kimseler, çocuk mesabesindedir. Dördüncüsü ne? Sabrı tavsiye etmek. Sabır imanın yarısıdır çünkü. Sabretmek imanın yarısıdır. Hadis-i şerifte öyle buyuruldu ve Allah sabredenlerle beraberdir. Ayeti kerimede der ki Cenab ı Allah sabredenlerle beraberdir. O zaman sen sabrettiğin müddetçe, Allah seninle beraberdir. Namazda sabredersin, oruçta sabredersin, zikirde sabredersin, imanda sabırla durursun, iyi amelde salih amellerde

sabırla durursun. Çünkü salih amellerin hepsi de sabır ister. Haramlardan uzak durmak sabır ister. Helal dairede yaşamak sabır ister. Sabırsız bir mümin düşünülemez. Haramdan uzak durmak, o kimsenin sabır abidesi kesilmesi demektir. Çünkü her taraftan oluk, oluk, oluk haram akmakta, her yerden. Bu ahir zaman öyle bir zaman ki haramlar serbest, helaller yasak. Haramlar kolay, helaller zor bu zamanda. Hele bir iki kişi de helal işlemeye kalkıyor, bir de hoca görünümlü kimselere takılmıyorlar mı? Daha da zorlanıyor işleri. Ya bırak, adam bir namaz kılacak ya, elini öyle mi koydun, böyle mi koydun, ya bırak adam bir oruç tutacak ya, yok vaktinden fazla tuttun, yok vaktinden önce tuttun, ya bırak adam bir hacca gidecek, yok hacca gitmesen de olur. iki tane yetimi giydirsen, ya bırak adam zekat verecek, yok ayakkabıdan da verilir, yok şundan da verilir, yok işte haydi topla götür Amerika’ya, ya adam bir kurban kesecek, kurban geliyor şimdi. Şimdi çıkar birileri, ayakkabıdan da kurban olur, balıktan da kurban olur, horozdan da kurban olur. Haydi yatırın paraları bilmem nelere, ordan da kurban olur. Siz vahşisiniz, vahşeti üretiyorsunuz. Yaa işte hayvan katliamı yapıyorsunuz. Ya yılın üçyüzatmışbeş günü hayvan yiyor bu millet, millet yememiş olsa etin kilosu elli liraya çıkar mı? Yıl üçyüzatmışdört gün et yiyor millet, harıl harıl hayvanlar kesiliyor, toklu bulmak mümkün değil. Kurbanlık alacağım, kurbanlık bulmam mümkün değil.

Geçen bizim Sait diyor hayvanı almış, dedim aldın mı, aldım dedi. Allah kabul etsin. iyi, Allah kabul etsin. Dedim nasıl, hayvan bol mu pazarda? Vallahi efendim dedi, seksen tane satılık dedi büyük baş vardı dedi, hayvan aldığım yerde dedi, içinden üç tanesi kapak atmış dedi. Seksen tane hayvanın içerisinden üç tanesi kapak atmış, büyükbaş. Dedim hacı, onların hepsini de alacaklar şimdi. Alacak millet dedi. Ben dedi başladım dedi beğendiğim hayvanın ağzını açıyorum, bakıyorum. Atmamış ağzına bakıyorum atlamış. Adam dedi ki bana dedi, hacı abi, çok bulandırma. Sen buraya gel, burda üç tane hayvan var, bu üçüne bak demiş. Sen burayı bulandırma demiş fazla. Gitmiş orda üç taneydi dedi, üç taneydi ondan sonra, birini aldım dedi. Baktın mı, dedim baktım dedi. Lan değiştirmesin bir daha dedim, yok dedi. O kadar yapmaz herhalde dedi. iyi Allah kabul etsin dedim. Bir kurban kesecek ya bir kimse, bakın helali işlemek, ibadet işlemek ne kadar zor. Bir kurban kesecek ya, millet orangutan gibi yemezse, kurbanlık olmaz mı fazla. Olur. Bütün yıl yiyor millet. Kurban gelince siz vahşet yapıyorsunuz diyor. Bayram namazı kılacak, bayram namazında diyor ki gürültü yapıyorsunuz sabahleyin erkenden. Şimdi sabır üzerinde durmak, iyi ameller, iyi ibadetler yapmak zor. Bir de ne yapacak, bunları tavsiye edecek

etrafa. O zaman kurtuluşa eriyor. O da diyor ki buna bir güzel cevap var. Dinler tutarsan, küfürden vazgeçersin. Dine uyarsın. Eğer, dinlersen, eğer tabii olursan, bak küfürden vazgeçtin, dinlemezsen, isyan edersen, kendi heva ve hevesine uyarsan, kendi aklını ilahlaştırırsan, kur’an ve sünnete tabi olmazsan, baybay edersin. Yol sana ait. Cenab ı Hak başka bir ayeti kerimede diyor ki ‘biz size doğru yolu apaçık beyan ettik.’ Dileyen diyor, bakın dikkat edin buraya, dileyen bu apaçık yoldan yürüsün. Doğru yolun haricinde bir de eğri yol yarattık demiyor. Size eğri yol gösterdik de demiyor. Allah’ın gösterdiği neymiş? Dosdoğru yol, sırat-ı müstakim. Sen buna uymazsan, senin yolun doğru yol değil. Bu yol ne? Kur’an ve sünnet. Bu dosdoğru yol, kur’an ve sünnet. Allah bizi ona uyanlardan eylesin.

Hastalık çağında insan özlem çeker durur, inler durur. Hastalık çağı tümden uyanıklıktır. Hastalık iki yönlüdür. Bir hastalık vardır, zahiridir. Bir tarafında ağrı var. Ağrı orda dinmediği müddetçe, uykusuzsun. Ağlar inlersin. Seni ağlatır, inletir. Bu hastalığın zahiridir. Bir hastalık vardır, manevidir, kalbidir. O hastalığa da tutuldu mu o kimse, o da ağlar, inler, durur.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini rüyasında görüyordu, artık göremiyor. Ağlar inler o kendi kendine. Önceden üstadını görüyordu rüyasında, şimdi göremiyor. Ağlayıp inlemeye başlar o. Önceden zikir halakası kuruluyordu Lailaheillallah dediği anda perde değişiyordu. Orda değil, başka bir perdede, halaka i zikrullaha oturmuş, edebinden gözünü kaşını kaldıramıyor. Kalbine geliyor ki halaka ı zikrullahı yöneten Muhammed i Mustafa sallallahu ve sellem ama bir dahaki hafta derse geldi, birinci tevhid okundu, tık yok. ikinci okundu, tık yok. Üçüncü okundu, tık yok. Kalbine düştü ateş. Eyvah dedi. Eyvah! Ben o nurlu halakada değilim bu gece. Eyvah! Ben bugün yerimi kaybetmişim. Eyvah! Ben bugün nazardan düşmüşüm. Eyvah! Ben ne yaptım ki bu hale geldim. Tevhid başlayınca artık ver Allah yan, dön Allah yan Allah. Yarabbi! Ben nerde yaptım. Ne zamana kadar? O aynı hali yaşayıncaya kadar veya ona benzer bir hali yaşayıncaya kadar. Bunlar da nedir? Manevi hastalıktır. Bir kimse kalbinde manevi hastalık oldu mu o da ağlayıp inlemeye başlar, eğer hastalıktan haberdar ise. Hasta oldun mu suçtan tövbe etmeye, bağışlanma dilemeye koyulursun. Hani hastalıktan şikayet edenlere Hz. Ali radıyallahu anh hazretleri tövbeyi önerirdi. Bu önerisinin öğretisi Muhammed i Mustafa (s.a.v) ‘e ait. Hasta olanlara Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazreti bol bol tövbe etmelerini söylerdi. Rızık darlığı yaşayanlar, iş darlığı yaşayanlar, böyle işinde, aşında, eşinde problem yaşayanlara Hz. Muhammed i Mustafa (s.a.v) tövbe etmeyi önerirdi onlara. işte bir kimse maddi manevi hastalığa düçar olunca, bol bol

tövbe etmeye, Cenab ı Haktan bağışlanma dilemeye başlar. Suçun çirkinliği görünür sana, yine yola gelmey, doğru yola gelmeyi kurarsın. O yapmış olduğun suçların çirkinliği, senin gözünün önüne gelir. Ben filancanın kalbini kırdım. Ben fişmancaya böyle yaptım. Ben fişmancaya böyle ettim. Ben fişmancaya şöyle yaptım. Burda yanlış yaptım, burda hata yaptım, burda çamurlara daldım, burda toza toprağa büründüm. Yarabbi beni affet der. Allah da ayet-i kerimede ‘kim Allah’a tövbe ederse, Allah onun günahlarını bağışlar’ der. Cenab ı Hak da onu bağışlar. Cenab ı Hak cümlemizi bağışlayalanlardan eylesin inşallah.

El Fatiha maassalavat.

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 2 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-5-2 • Tasavvuf Vakfı Yayınları